Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Spiritüalizm Konuları
 Spiritüalizm
 Kozmolojik astro yoğunluk/çakra tablosu

UYARI: Sadece KAYITLI KULLANICILAR Konulara cevap yazabilir.
Kayıtlı Kullanıcı olmak için, TIKLAYIN.

Ekran Ayarı:
UserName:
password:
Format Mode:
Biçim: KalınSağa yatıkAltı ÇiziliÜstü Çizili Sola DayalıOrtalanmışSağa Dayalı Yatay Çizgi Link EkleEmail EkleResim Ekle Kod ekleAlıntı BildirListe ekle
   
Mesajınız:

* HTML modu KAPALI
* YARDIM Açık
* UYARIYI OKUYUNUZ
Yüzler
Smile [:)] Big Smile [:D] Cool [8D] Blush [:I]
Tongue [:P] Evil [):] Wink [;)] Clown [:o)]
Black Eye [B)] Eight Ball [8] Frown [:(] Shy [8)]
Shocked [:0] Angry [:(!] Dead [xx(] Sleepy [|)]
Kisses [:X] Approve [^] Disapprove [V] Question [?]

  Mesajda Kişisel imzam mesajda görüntülensin.
    

K O N U    G E N E L G Ö R Ü N Ü Ş
bozadi Posted - 07/02/2018 : 13:53:37
Yoğunluklar, burçlar dizisi ve çakralar arasındaki bağlantılara dair görüşlerimi ara ara paylaşıyordum, bunları derli toplu bir hale getirmeye çalıştım. Bu listede eksik ve yanlışlar olabilir, zamanla bunları tespit ettikçe tabloyu güncelleriz. Soru ve eleştirilere tamamen açıktır.

Bana göre bu evrimsel gelişim sıralaması özel olarak 3. yoğunluğun kendi içindeki tekamül için geçerli olduğu gibi, genel olarak 1'den 7'ye kadar uzanan yoğunluklardaki tekamül için de geçerlidir. Yani hem mikrokozmik, hem makrokozmik bir düzeyde geçerli olduğunu düşünüyorum.

Astrolojide 12 burç var ve bunlar aslında 6 çift burçtur ve 6 yoğunluk düzeyine tekabül ediyor. 7. yoğunluk ise hepsinin toplamı gibi birşey.



25   V E R İ L E N    C E V A P L A R    (en son mesajdan itibaren sıralı)
bozadi Posted - 15/02/2018 : 21:02:35
Şunu da ekleyeyim, bu "astrolojik temsil" yorumları bizim için anlamlıdır ama örneğin K'lar "4. yoğunlukta astroloji yok" gibi birşey söylemişlerdi, çünkü orada buna ihtiyaç yok. Burada bir miktar faydası olabilir bu astrolojik yaklaşımın ama benim kastettiğim şey tüm yoğunluk seviyelerinde bu astrolojik bilgilerin kullanıldığı yönünde değildir. Bana göre bu bilgi/rehberlik 3. yoğunlukta bir miktar anlamlı ve isabetli ama o kadar. Bilinmesi, kullanılması zorunlu falan da değil tabi ki, yani "olmazsa olmaz" birşey değil. Sayısız, sonsuz rehberlik kaynağından, seçeneklerinden, çeşitlerinden bir tanesi olarak görüyorum.
bozadi Posted - 15/02/2018 : 20:59:41
Konuyu takip ediyor olabilecek kişiler için, olası bir yanlış anlamayı gidermek için tekrar ifade etmek istiyorum, "Benim burcum şu, benim burcum bu, ay burcum, yükselenim, falan burcum, filan burcum" dediğimiz burçlara bakıp da bir insanın ruhsal gelişmişlik düzeyini anlamak mümkün değildir. Örneğin bir insanın astrolojik doğum haritasındaki tüm gezegenler ve noktalar Koç burcunda olsun varsayalım. Bu durum o insanın ruhsal/gelişimsel olarak "yenidoğan/bebek" seviyesinde olduğu anlamına gelmez kesinlikle. Dünyanın en ileri, en gelişmiş ruhu da öyle bir haritayla dünyaya gelebilir. Bu o insanın ruhsal tekamül düzeyini açıklamaz, ama örneğin o insanın Koç burcunun temalarıyla yakından bağlantılı deneyimleri olacağı anlamına gelir. Örneğin böyle bir insan "yepyeni birşeye öncülük" edecek olabilir. Koç burcunun pek çok teması vardır, o temaları kullanacak demektir, ama kimbilir neden kullanacaktır, onu ancak o insanı gözlemledikten / tanıdıktan sonra anlayabiliriz. Burcuna veya haritasındaki burçlarına bakarak ruhsal seviyesini anlayamayız. Yani benim önerdiğim evrimsel tablonun, bireyler hakkında "ruhsal seviye tespit" gibi bir özelliği, vasfı yoktur kesinlikle. Her ruh, yapacağı işlere göre her türlü burcun özelliklerinden yararlanabilir. Ruhsal tekamül seviyesi apayrı birşeydir.

Daha önce de belirttiğim gibi, bana göre hepimiz 3. yoğunlukta olduğumuz için hepimiz kozmolojik düzey bakımından İkizler burcuyuz (veya "İkizler-Yay" diyelim). Ayrıca, bir insanın doğum haritasındaki burçlar (güneş burcu, ay burcu, yükseleni, düğümleri vs vs.) o insanın 3. seviyenin hangi alt seviyesinde olduğunu falan da açıklamaz kesinlikle, onunla da hiçbir ilgisi alakası yoktur. İkisi arasında o anlamda hiçbir bağlantı yoktur. Yani bir insanın astrolojik haritası/burçları ne olursa olsun, bu durum o insanın ruhsal tekamül/gelişmişlik düzeyini temsil etmez kesinlikle. Her türlü bilinç/tekamül seviyesinden ruh, herhangi bir haritayla gelebilir dünyaya, deneyim ihtiyaçlarına ve başka pek çok faktöre bağlı olarak.
bozadi Posted - 15/02/2018 : 20:46:58

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

bozadi burada burçların karakteristik özelliklerinden yola çıkarak bahsettiğin misal yoğunluk derecelendirmesinde birey balık burcu özellikleriyle 6. yoğunluğamı erişiyor.
6. yoğunluktaki deneyimlerin / derslerin en temel niteliğini, bizim Başak ve Balık dediğimiz burç çiftiyle anlamlandırmak kolay ve nispeten isabetlidir bana göre. Başak 6. burçtur ve dolayısıyla da 6. seviyeyle birebir bağlantılıdır. Balık da Başak’ın tamamlayıcısı ve bütünleyicisidir, ikisi aynı mekanizmanın iki kutbudur.

Ama ben bu evrimsel/gelişimsel 6 aşamayı belirtirken, bunların ille sadece “yoğunluk” bazında geçerli olduğunu söylemiyorum, mikrodan makroya varoluşun tüm deneyim ortamlarında/seviyelerinde yansımalarının olduğuna inanıyorum. Örneğin bence ortalama bir insan ömrü de 6 aşamaya bölünebilir ve ilk/başlangıç aşaması (1. aşama / yenidoğan aşaması) her zaman Koç-Terazi’nin temsilindedir ve yaşlılık aşaması olan 6. aşama ise her zaman Başak-Balık temsilindedir.

Bunlar en genel temsil kalıplarıdır, işin ayrıntılarına, alt bölümlerine inildiğinde her türlü burcun etkisi/temsili doğal olarak mevcuttur. Örneğin Ra’nın yaptığı açıklamaya göre, 7 yoğunluk seviyesinin her birinin kendi içinde ayrıca 7 alt seviyesi vardır ve onların da her birinin 7 alt-alt seviyesi vardır (sonsuza kadar çoğalıyor bu şekilde). Örneğin benim önerdiğim tabloya göre 3. yoğunluk İkizler-Yay düalitesinin temsilindedir ama 3. yoğunluğun da kendi içinde alt seviyeleri vardır ve bu alt seviyeler Koç-Terazi’den başlayıp Başak-Balık’a kadar uzanır. Aynı şey diğer tüm yoğunluk düzeyleri için de geçerlidir. Sadece “yoğunluk” düzleminde değil, ortalama bir insan ömrünün kendi iç seviyelerinde de aynı şey geçerlidir. O yüzden tüm seviyelerde tüm burçların özellikleri/deneyimleri/işlevleri deneyimlenir doğal olarak ama bu durum ilgili seviyeyi temsil eden bir ana burç çifti olduğu gerçeğini değiştirmez bana göre.

Ben belirttiğim 6 seviyenin mikrokozmostan makrokozmosa kadar tüm deneyim seviyelerinde/ortamlarında bir karşılığı olduğuna inanıyorum. Yani örneğin insan ömrü de bu 6 seviyeyle açıklanabilir, yoğunluk düzeyleri de. Hatta insan ömrü derken, bundan çok daha basit, çok daha küçük deneyim ortamlarında da (hayvanların, bitkilerin ve maddenin deneyimleri) aynı gelişim seyrinin bir şekilde mevcut olduğunu tahmin ediyorum.

12 burçtan 6 çift burç çıkıyor, sanki 7. seviye boşta kalıyormuş gibi görünüyor ama 7. seviye aslında tüm seviyelerin bir toplamı gibi, onu temsil eden belirli bir burç veya burç çifti olamaz dolayısıyla.
bona fide Posted - 15/02/2018 : 20:09:44
bozadi burada burçların karakteristik özelliklerinden yola çıkarak bahsettiğin misal yoğunluk derecelendirmesinde birey balık burcu özellikleriyle 6. yoğunluğamı erişiyor.
tek bir yaşamda da tüm burçların karakteristik özelliklerini taşıyabilir bilgi ve deneyimleriyle. bireysel gelişimde dönüşümler mi acaba senin bahsettiğin. yani onları burçlarla mı tanımladın. sapmalarla yani aslında denge açısından zıtların birlikteliği bu sıralamayı tersyüz etmezmi yani sürekli bu sapmalar yüzünden değişkenlik içersindeyiz. bişey anlamadi ben.
bozadi Posted - 15/02/2018 : 20:00:44
Benim şimdiye kadar rastladığım yerli-yabancı astroloji kaynaklarında dikkatimi çeken en belirgin hususlardan biri, astrolojinin temeli olan burçlar anlatılırken bu burçların özelliklerinin "bağlamı" konusunda çok ciddi bir kopukluk, eksiklik olmasıdır. Yani "falanca burç şöyledir" diye anlatır kaynaklar ama neden ve nasıl öyle olduğuna dair doyurucu, açıklayıcı bir bilgi verilemiyor. Bu sorunun ne kadar yaygın olduğundan emin değilim ama özellikle bu amaçla bir tarama yapmamış olsam da, hatırımda kaldığı kadarıyla şimdiye kadar rastladığım yerli-yabancı tüm astrolojik rehberliklerde bu sorunun olduğunu gördüm.

Benim söz konusu tabloda astrolojiyi kullanma şeklim, burçların özelliklerinin "bağlamı" konusunda da çok basit ama çok etkili bir açıklama sağlıyor diye düşünüyorum. Söz konusu "bağlam" özellikle de burçların "dual" oluşuyla yakından bağlantılıdır. Örneğin kitaplar/kaynaklar "İkizler" burcundan bahseder, belirli özellikler sıralar. Ama o özellikler arasındaki iç bağlantıları/ilişkileri yeterince açıklayamazlar. İşte, örneğin İkizler burcu ile onun haritada tam karşısında yer alan Yay burcunun, tek bir mekanizmanın iki kutbu olduğuna pek dikkat çekmez kaynaklar veya buna çok yüzeysel bir şekilde değinerek geçer, yeterince doyurucu bir şekilde açıklayamazlar o düal yapının işleyişini. Halbuki o burç çiftleri düalitesini anlamadan, tek tek burçların özelliklerini anlamak, anlamlandırmak çok zor, hatta bir bakıma işkencedir.

Bu da yetmez, ayrıca burç çiftlerinin doğal bir evrimsel/süreçsel sıralama teşkil ettiğini, yani bu altı çift burcun doğada, hayatta, mikrokozmostan makrokozmosa kadar uzanan çok geniş bir yelpazedeki "deneyimlerin" çok basit ve etkili bir matematiğini içerdiğini de açıklamazlar veya bunu yine çok yüzeysel ve yetersiz bir şekilde ifade edebilirler. Bu konuda astroloji çevrelerinin başlıca sorunlarından biri, burçları ille de 12 burç şeklinde lineer bir sıralamayla ele almalarıdır. Doğada bu şekilde 12'li bir evrimsel/gelişimsel sıralamanın varlığı şüphelidir ama 7'li sıralamaya örneğin nota dizisinden ve gökkuşağı (prizma) renklerinden aşinayız. İşte, bana göre astrolojinin 12 burcu aslında 6 burç çifti şeklinde ele alındığında, astrolojiyle ilgili pek çok belirsizlik de giderilmektedir ve burçların konuları ve işleyiş biçimleri çok daha anlaşılabilir hale gelmektedir. 12'li sistemin de elbette bir açıklayıcılığı vardır ama bu belki de içinde bulunduğumuz deneyim ortamının "düalite" niteliklerinden kaynaklanıyor olabilir, yani belki "6 burç çifti" yaklaşımı, meselenin düal yapısının "tekleştirilmesine", netleşmesine yardımcı olabilir. Ayrıca bence bu doğal ve basit astrolojik matematik, hem lokal hem de kozmolojik boyuttaki deneyimlerimizin özüne ilişkin basit ama çok etkili birer açıklama teşkil ediyor gibi geliyor bana.

Astrolojide "gezegenlerle" ilgili sorunlar ve tartışmalar vardır hangi gezegenin hangi burçla ilişkili olduğu konusunda. Veya ogeday arkadaşımızın dikkat çektiği gibi Batı (tropikal) astrolojisiyle Hint (sideral) astrolojisi arasında burçların başlangıç ve bitiş tarihleri konusunda uyuşmazlıklar vardır. Bu ve benzer çeşitli belirsizlikler ve tartışmalar da astrolojinin zaten karmaşık/kaotik bir görünüm arzeden konularını iyice göz korkutucu hale getirmektedir. Halbuki 12 burcun (6 çift burcun) kendisiyle ilgili o tür bir uzlaşmazlık yoktur, yani burçların sayısı ve özellikleri konusunda önemli bir uzlaşma vardır ve ben de astrolojinin bu temel özelliğinin zaten pek çok şeyi açıklamaya, rehberlik sağlamaya fazlasıyla yeterli olduğuna inanıyorum.

gerçek tosun paşa Posted - 13/02/2018 : 16:03:16
Eklenti:
<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi
Diyelim ki, çok ileri bir ruh dünyaya "Koç" burcu olarak geliyor veya astrolojik haritasında Koç burcu çok vurgulu/güçlü. Madem Koç burcu 1. düzeyle ilgili, yüksek bir ruh neden Koç veya örneğin Boğa gibi başlangınç düzeylerini temsil eden bir burcun kalıplarından yararlanmak ister?

Bu tamamen ilgili burcun fonksiyonlarıyla ilgilidir. Eğer şahıs örneğin belirli bir alanda yepyeni birşeye öncülük edecekse, Koç kalıbı bu faaliyete gayet uygun bir kalıp olabilir. Yani Koç başlangıç demek, başlangıcı yapılacak şey ille geri düzeyli birşey olacak diye birşey yok, dünyanın ruhsal olarak en yüksek, en ileri alanında da Koç enerjisi kullanılabilir. Veya örneğin Boğa burcu maddeyle ve bedenle çok ilgilidir dedik, ama Boğa sadece bu değildir. Daha doğrusu bu "madde" ve "beden" kalıpları ille düşük seviyeli işler için kullanılmak zorunda değildir. "Sabitlenmesi, güçlendirilmesi, artırılması, pekiştirilmesi" gereken birşey varsa, Boğa bu işler için en uygun astrolojik kalıplardan biridir. Veya sabitlenmiş, pekiştirilmiş bir yapının (hangi alanda, hangi düzeyde olursa olsun!) değiştirilmesi, dönüştürülmesi gerekiyorsa, bunda Akrep enerjilerinden çok etkili bir şekilde yararlanılabilir. Umarım anlatabilmişimdir. Burçların belirli sıra / düzey numaraları, hiyerarşileri, sıraları olması, o burçları/kalıpları kullanan şahısların ille alçak veya yüksek bir ruh olduğu anlamına gelmez kesinlikle. Son bir kez tekrarlayayım bu mesajda: Dünyanın en ileri, en yüksek, en yüce ruhu, ilgili enkarnasyonda yapacaklarına bağlı olarak Koç veya Boğa veya Akrep veya İkizler gibi ilk 3. düzeyi temsil eden bir burçlar kombinasyonuyla (ağırlıklı olarak bu burçların etkisi altında) gelebilir dünyaya. Hangi burcun kalıplarının kullanıldığı, o kalıpları kullanan varlığın düzeyiyle ilgili hiçbir şeyi kanıtlamaz, göstermez. Elbiseye veya araca bakmayın, kullanana bakın. Bunun için de onu astroloji dışında daha doğrudan yollarla gözlemlemeniz / tanımanız gerekir.


Bahsetmeye çalıştığım şey aslında tam olarak bu. Doğrudan doğruya belirli bir burcun mensubu olmak reenkarnasyonel açıdan bir hesaplamayla ilgilidir ve varlığın oktavı ne kadar yüksekse bu hesaplamayı o kadar ciddiye alacaktır diye düşünüyorum. Yoksa bir burçtan olmak kesinlikle varlığın tekamül seviyesini göstermeyecektir ben bundan bahsediyorum zaten. Tabloyla ilgili kesin şekilde yanlış anlaşılmalar olacağı için bu tablonun zararlı olabileceğini söylüyorum.

Şu durumda bu konuyla ilgili yeterince açıklamalar getirdik, sen de konuyu fazlasıyla açtın ikimizde ifade etmeye çalıştık durumu ama bu tablonun nasıl anlaşılabileceği yönünde ne kadar etkili olacak bilemiyorum tabi yanlış bir anlaşılmanın bundan sonra nasıl bir etkisi olur o da fazlasıyla göreceli.

Ben konuyu daha bireysel ele aldım çünkü tabloyu gören kişilerin konuyu böyle ele alacağını düşünüyorum. Bir takım ayrıştırmaları tetikleyebilir ve zihnen kişileri yanlış yönlendirebilir diye. Sen daha boyutlar arası anlam kazandırma amacıyla burçları incelemeye çalışıyorsun daha önce dediğim gibi söylediklerinle düşüncelerim büyük ölçüde örtüşüyor.

Ama burada asıl olay gelişim ve burçlarında bir ipucu mekanizması olmaları konusunda ki görüşüm burçların gidişatı üzerine verdiğin örneği yine kafa karıştırıcı kılıyor.

Eklenti:
<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Bu anlamda 2. seviye de temel olarak 2. burç olan Boğa’nın temsilliğinde bulunuyor, ve 1. seviyede Koç ile Terazi temsilleri arasındaki etkileşim, bu 2. seviyede kendini Boğa ile Akrep etkileşimiyle gösteriyor. Aslında 1. seviyedeki varlık kimse, 2. seviyedeki varlık da o, ama 2. seviyede Koç’un adı Boğa oluyor, Terazi’nin adı da Akrep oluyor. İsimler değişiyor ve 1. seviyeden öğrenilenlerin üzerine deneyimlerde ve davranışlarda bir miktar değişim oluyor ama sonuçta varlık aynı varlık. Yani tüm bu seviyeler yalnızca bir süredir çeşitli tartışmalarda bahsini ettiğimiz birer “kalıp” yalnızca. Varlık bu kalıplardan geçiyor. 1. seviyedeyken Koç (başlangıç) enerjisi çok belirgin, bu Koç enerjisi 1. seviyede Terazi’nin öğrettikleri yoluyla ilerleme kaydedebiliyor.

Şu örneği düşün: 1. seviye diye bir seviye var ve bu seviyenin tüm mensupları doğal olarak bir tür “Koç” timsali. Yani hepsi birer Yenidoğan/yeni başlayan niteliğinde. Bu seviyedeki bu varlıklar nasıl ilerleyecek? Daha doğrusu bu varlıklar “ne yapacaklar?” Sezgilerimize baktığımızda, bu varlıkların veya bu öğrencilerin en büyük deneyim katalizörünün kendi aralarındaki “ilişkiler” olduğu görülecektir. Ve “İlişki” kavramı “Terazi” burcunun en temel kavramlarından biridir. Yani Koç’un olduğu yerde otomatikmen Terazi burcu kendini gösteriyor. İki tane Koç bir araya geldiğinde, bu durum otomatikmen bir “ilişki”, yani bir “Terazi” deneyimi meydana getirir. Denebilir ki Koç’un aksine Terazi bu durumda bir varlığı/bireyi temsil etmiyor, sadece bir “durumu/şartı” ifade ediyor. Emin değilim ama bunun hem doğru, hem yanlış olabileceğini düşünüyorum. İki varlık da Koç timsalidir ama her birinin gözünden bakıldığında, karşıdaki “karşıdakidir” (ben/Koç) “olmayandır”. Bu anlamda Koç’ların seviyesinde bireyler (özellikle de birbirleriyle yeni tanışanları dikkate alacak olursak) birbirlerini “ben olmayan” / “başkası” / “karşı taraf” olarak görür ki, bunlar hep “Terazi” konseptleridir. Ayrıca her ne kadar bu seviyedeki herkes birer “Koç” (“benlik”, “ego”, “varlık”, “nefs”, “can”) niteliğinde olsa da, bu Koç’lardan, yani bu Can’lardan bazıları “erkek”, bazıları “dişidir”. Yani normalde 1. sınıftaki Can’ların aynı cinsten olanları bile yan yana geldiğinde birbirini bir “karşı taraf”, “başkası”, “ben olmayan”, “yabancı” (potansiyel “tehdit” ve/veya “cazibe” nesnesi) olarak görürken, bir de karşı cinsten olanlarının yan yana geldiğini düşün. İşte bu durumda “Terazi” biraz daha ete-kemiğe bürünmüş oluyor. Erkek için kadın ve kadın için erkek, somut bir çift varlık olarak Koç-Terazi denklemini kurmuş oluyor bir bakıma.


Zaten her oktavda belirli bir gelişim olacağı için bunun burçlarla isimlendirilmesi şu seviyede kafa karıştırıcı algılanacaktır. Çünkü bu yazdıklarının yeterli açıdan anlaşılabilmesi için burçlar hakkında bilgi sahibi olmak iyi birer insan gözlemcisi olmak algı üzerinde gelişmiş olmak ve bizim kitaplıkta yer alan Kuzey Düğüm Burcu nu incelemiş olması gerekiyor kişinin.

Onun dışında gelişim odağı üzerine yerinde tespitler yapmışsın kesinlikle üstünde düşünmeye değer şeyler.

Ben son olarak madde alemimizde katılığın çok yoğun olduğunu yüksek oktav ya da yoğunlukta 3B halinde olan varlıkların da bir çok ders alması ve gelişim göstermesi gerekliliği sebebiyle ve bunların üzerine dünyanın karmaşık etkisinin eklenmesiyle konusu geçen gelişmişlik düzeylerinin genellemeler olduğunu ve gerçeğin büyük resim açısından bir öneminin olmadığını hatırlatayım okuyanlara. Seviyeler önemli değil gelişim önemlidir. Burada yazıp anlatmaya çalıştığımız noktalar gelişim konusunda fikir vermesi ve varoluşsal bir yaklaşım olarak burçlar hakkında fikir yürütme teorileriyle ilgilidir.

Kişi burç bilgileriyle belirli bir algıya sahip olduğunda karmik okumalarını yapabilmesi için yardımcı olabilicek bir etmen olarak kullanabilir.

Eklenti:
<blockquote id="quote"><font size="2" face="Trebuchet MS, Verdana" id="quote">Eklenti:<hr height="1" noshade id="quote">Aslında bu konuda şöyle bir genel fikrim var: Cinsellik ile seksi birbirinden ayırt etmek gerekecektir.
Ra dahil çeşitli kaynakların atıfta bulunduğu ve/veya sezgilerimizle az-çok kavrayabileceğimiz cinsel/seksüel enerji aktarımı veya paylaşımı denen şey “seks eylemi” ve hatta “tensel temas” içermek zorunda değil gibi geliyor bana. Cinsel enerji aktarımı/paylaşımı iki cinsin (hatta ille erkek ve kadın arasında değil, herhangi cinsten bireyler arasında) birbirine herhangi bir enerji aktarımı/paylaşımıdır bence. Ama evet, erkeğin erkeğe özgü enerjileriyle kadının kadına özgü enerji farklılıkları bağlamında, zıt ve bütünleyici enerjilerin dengelenmesi (her ne kadar özde aynı varlık olsalar da), “cins-sel enerji aktarımı” tanımına daha iyi uyuyor olabilir.

Bana göre, eğer insanlık bu düzeyde egosal KH bataklığına düşmemiş olsalardı, “seks” hiç şu anda olduğu kadar popüler bir konu olmazdı, çok büyük oranda sadece “çocuk sahibi olmanın” yolu olurdu. Ama o durumda, çocuk sahibi olma amacı dışında hiç “cins-sel enerji alışverişi” olmazdı demiyorum kesinlikle. Hatta tam tersi olurdu. Öyle ki, bana göre seks ne kadar fazlaysa cinsel enerji paylaşımı o kadar düşük ve/veya niteliksizdir ve seks ne kadar azsa, cinsel enerji paylaşımı o kadar yüksek ve/veya kalitelidir. Şu anda hayatımızın bunca berbat koşuluna rağmen seksin önlenemeyen popüleritesinin ve hatta “egemenliğinin” aslında dünyanın, daha doğrusu insanlığın berbat haliyle doğrudan neden-sonuç ilişkisi vardır. Yani insanlık bu berbat halde olduğu için seks bu kadar “popüler” ve tecavüz olayları bu kadar yaygın. Konunun dünyadaki faşizan egemenlik ve milyarlarca küçük egonun buna itaati boyutunu zaten sıkça ele alıyoruz ama ben şimdi konunun sadece kadın-erkek ilişkisi boyutuyla ilgili yorumumu tekrarlamak istiyorum. Din başta olmak üzere çeşitli yollarla ve gerekçelerle kadın-erkek ilişkileri üzerinde uygulanan sansürleyici, engelleyici nitelikteki baskılar, kadınlar ve erkekler arasındaki enerji paylaşımlarında ciddi blokajlara yol açıyor ve sonuçta milyarlarca kadın ve milyarlarca erkek arasında (üstelikte hepsi özde cinsiyetsiz ve “aynı” varlık oldukları halde) ciddi enerji paylaşımsızlıkları ve/veya blokajları ve sapmaları oluyor. İşte, kadın ve erkek cinsi arasındaki yetersiz, bloke veya sapmalara uğramış enerji paylaşımları ciddi bir doyumsuzluk/açlık/ihtiyaç durumu meydana getiriyor. Aslında bu özde “sevgi ihtiyacı” denen şey. Ama zaten sansürlenmeye, bastırılmaya çalışılan şey de sevgi. Ve sevgiye dayalı sosyal kadın-erkek ilişkileri bastırıldığı ve bu konudaki açlıklar uzun süre doyurulmadığı zaman, “seks” bu şiddetli açlığı doyurabilecek güçlü bir doyurucu / ilaç gibi algılanmaya başlıyor. Ama böyle bir sorunun çözümü için seksi “ilaç” olarak algılamak, genel bir mutsuzluk/depresyon sorunu için anti-depresanları veya uyuşturucuları “ilaç” olarak görmek gibi birşey. Hem ilaç pahalı, hem de sorunu gerçekten çözmüyor, sadece bir süre etkisini bastırıyor. Üstelik etkisi geçtiği zaman ilaca giderek bağımlılık meydana gelmesi muhtemel ve de ilacın etki eşiği giderek yükseliyor, yani etkili olması için giderek daha fazla alınması gerekebiliyor.


Seks ile cinsel enerji transferini ayrı olarak değerlendiriyorum fakat seks cinsel enerji paylaşımını da içine alan bir konu olarak görüyorum. Bence 3B için bu logosta kadın erkek ilişkini çözümleyebilmek oldukça mühim bir konu. Eşitlikçi bir düşünce açısı burada çok önemli. Burada kadın hakları kadar erkek haklarının da konuşulması gerekliliği ve sonuçta insan olmak bilincinin edinilmesi gerekiyor fakat malesef gördüklerimiz karşısında bu ifade ettiğimin çok gerisinde olduğumuzu fark ediyoruz.

Seks ve kadın erkek ilişkisinin yönlendirimi yine KH manipilasyonlarına kurban olmuştur. Kitle iletişim araçları KH için çok önemli medya ve algı oyunları üzerine konuşulabilecek çok fazla konu var. Porno endüstirisinin yarattığı sapkın seks bağımlılığının yanında (tüm dünya genelinde porno sitelerin tıklanmaları youtube tan fazladır) yayın organları seks fikrini ve kadın erkek ilişkisinin niteliklerini çok olumsuz etkiliyor. Burada çarpıtmaya çok fazla örnek verilebilir. Toplumsal normların da kadın ve erkeğe gereksiz rol ve görevler yüklediğini göz önüne alırsak bireyin kendini ifade etmesi ve insan başlığı altında ortak paydada buluşması çok zorlaşıyor ve bu ciddi ötesi bir problem bana göre. Sevgi anlayışı tamamen değişime uğruyor sahte ihtiyaç ve zevkler her alanda olduğu gibi cinsellik alanında da manipüle edici ve yozlaştırıcı bir etkiye kavuşuyor.
ogeday Posted - 12/02/2018 : 13:08:44
, örneğin Batı astrolojisinde "falanca burç şöyledir" diye bir yorum varken, Vedik astrolojisinde, "hayır, o burcun özelliği o değildir, şudur" diye bir mesele mi var? Öyle bir "temel" tartışmaya rastlamadım şimdiye kadar.Evet böyle bir fark var mesela benim batı astrolojisinde yükselenim ve ay burcum balık ama vedic astrolojide ay burcum kova yükselenim başak..bu yüzden de çok daha farklı şekilde hesaplanıyor yani belirttiğin çağların burçlarıda vedic astrolojide farklı hesaplanmış oluyor..Senin anlattığın konuyla tam alakalı değil farkındayım ama vedic astroloji diğerlerine göre daha spesifik olduğu için daha çok kaale alınması gerektiğini düşünüyorum..
bozadi Posted - 11/02/2018 : 14:03:59
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen ogeday

Uzman bir astrologtan seans almış biri olarak şunu söylemek istiyorum(batı değil vedic astrolojisi) burada burçlar üzerinden çıkarım yapmanız tamamen YANLIŞTIR.kişinin sadece doğum günü değil doğum saatide değil doğduğu dakika esas alınır.Güneş sistemindeki 12 gezegenin bulundukları pozisyonlar her sene farklı olduğu için hiç bir zaman burç tahminleri tutamaz...bu kütle çekim kanuna aykırı zaten..Güneş sistemindeki gezegenlerin aynı açıyı alması 2600 yılda bir oluyor


Görüşünü paylaştığın için teşekkür ederim ogeday. Astrolojik burçların veya burç çiftlerinin kozmolojik tekamül düzeylerini temsil ediyor olabileceği görüşü sana pek makul gelmedi anladığım kadarıyla, olabilir ve sonuçta bu gerçekten de "yanlış" bir görüş de olabilir ama hem astrolojiyle, hem de söz konusu kozmololojik tekamül düzeyleriyle yıllardır ilgileniyorum ve belirttiğim iki alan arasında belirttiğim şekilde bir ilişkinin varlığını ben kendi açımdan "şüpheye yer olmayacak şekilde" görebildiğimi düşünüyorum ve bu görüşü desteklediğini düşündüğüm bağlantılara dair örneklerden bazılarını paylaştım, imkan oldukça paylaşmaya devam edeceğim. Ama sen bu görüşü reddederken neye dayanarak reddetiğin konusunda pek birşey koymamışsın ortaya.

Öne sürdüğün şeylerin benim görüşümle ne doğrulayıcı, ne yanlışlayıcı yönde hiçbir ilgisi yok.

Benim konuyu ele alış biçimim burçların ve burç çiftlerinin "karakteriyle" ilgilidir. Batı astrolojisi ile Vedik astroloji arasındaki fark, benim burada savunduğum şeyle hiçbir şekilde alakalı değil, örneğin Batı astrolojisinde "falanca burç şöyledir" diye bir yorum varken, Vedik astrolojisinde, "hayır, o burcun özelliği o değildir, şudur" diye bir mesele mi var? Öyle bir "temel" tartışmaya rastlamadım şimdiye kadar.

Ayrıca horoskop denen astrolojik harita çıkarılırken kişinin sadece doğum tarihinin ve hatta saatinin değil, dakikasının bile önemli olması meselesinin/tartışmasının, benim burada anlattığım şeyi doğrulayıcı veya yanlışlayıcı hiçbir alakası yok.

Aynı şekilde, gezegenlerin (daha doğrusu takım yıldızların) pozisyonunun her sene biraz kayması meselesi nedeniyle burç tahminlerinin tutup tutmasının, benim burada anlattım şeyle hiçbir alakası yok.

Ve son olarak, gezegenlerin aldıkları veya almadıkları açıların benim burada anlattığım şeyle hiçbir ilgisi, alakası yok.

Ben bir yanda "burçların ve burç çiftlerinin" özellikleri ile diğer yanda çakralar ve Ra-Kasyopya kozmolojisindeki yoğunluk düzeyleri arasında bir ilişki kuruyorum. Senin yukarıda bahsettiğin şeyler Batı astrolojisiyle Vedik astroloji arasındaki "hangisi daha geçerli/doğru?" tartışmasına ait savlar. Bu savların benim burada anlattığım / iddia ettiğim şeyin ne doğruluğunu, ne de yanlışlığını kanıtlayıcı bir ilgisi yok. Sonuç olarak sen kendi şahsi kanaatin itibariyle "burçlar" ile "yoğunluklar" arasında böyle bir anlamsal/sembolik ilişki olduğu görüşünü doğru bulmuyorsun görebildiğim kadarıyla. Olabilir, görüşündür, saygı duyarım, ben görüşümü doğruladığına inandığım bazı doneleri paylaşmaya çalıştım ve çalışacağım, ama senin kendi görüşüne dayanak olarak sunduğun şeylerin bu tartışmayla hiçbir ilgisi yok, bunu bilmen faydalı olur diye düşünüyorum.

Yalnız ilginç bir şekilde, paylaştığın bu mesaj bana burada öne sürdüğüm şeyle ilgili çok önemli bir astrolojik konuyu hatırlattı ki o konu da aslında benim savunduğum şeyi belki doğrudan değilse bile dolaylı olarak destekleyen konulardan biridir ve hatta benim bu görüşü geliştirmeme "sebep" olan başlıca konulardan/bilgilerden biridir: astrolojik çağlar konusu.

Eklenti:



http://www.astroset.com/bilgi/astroloji/cag.htm sayfasından:

ASTROLOJİ'DE ÇAĞLAR

Kadim Astroloji'de burçlar ve sabit yıldızlar feleği diye de adlandırılan sekizinci feleğin hareketleriyle oluşan çağlar bu feleğin kendi kuşağı yörüngesindeki hareketiyle (batıdan- doğuya) her burcu tamamlamasıyla oluşur. Yetmiş güneş senesinde ancak bir derece yol almasıyla bir burçtaki geçişi yaklaşık 2100 yıldır. Tüm Zodyak burçlarındaki dolaşımı ise yaklaşık 25.200 senede tamamlanır. Filozoflar bu süre tamamlandığında denizlerin ve karaların yer değiştirmesiyle, bütün alemin işleri baştan aşağı değişir demişlerdir.

Modern astroloji bu hareketlenmeyi ekinoksların kaymasıyla açıklamaktadır. Ekliptiğin eğimindeki değişim ve ekliptiğin gök ekvatorunu kestiği noktanın ekvator üzerinde gerilemesidir. Bu sonuncu değişmeye ekinoks eksenindeki kayma (presesyon) denir. Bu gerileyiş, nihayet bir yerde ilk gözlem yapılan noktaya gelinmesi sureti ile bir periyot verir. Bu periyot, bugünkü astronomik sabitler göz önüne alınırsa, 25780 senede tamamlanır.

Çağların geçişlerinin tam olarak belirlenmesinin güçlüğüne rağmen arkeolojik bulgularla da desteklenen 7 çağı aşağıda sizlerle paylaşmak istiyoruz. Bu çalışmamızda yaklaşık 2000 yılı kapsayan periyotlarda dünyanın ve insanlığın geçirdiği değişimleri farklı bir açıdan göstererek, astrolojinin kapsamı hakkında sizlere bir fikir vermek istedik.

Astroloji literatüründe yer alan 7 önemli çağ

ASLAN ÇAĞI: MÖ 10.000-8.000

Hesaplayabildiğimiz en erken çağ olan Aslan çağı insanoğlunun sanatla tanıştığı ilk çağ olarak da kabul edilebilir. Yanda resmini gördüğünüz Prehistorik mağara resimleri bu çağın insanlarının sanatsal aktivitelerine ilk örnek teşkil edebilir. Aslan burcu yaratıcılık ve gösteriyle yakından ilgilidir. Bu çağda Aslan burcunun yöneticisi olan güneşin önemi oldukça belirgindi. Güneş uzunca bir süre devam eden buzul çağının sonunu da müjdeliyordu.

YENGEÇ ÇAĞI: MÖ 8.000-6.000

Bu çağda Yengeç burcunun ve onun yöneticisi Ay'ın da etkisiyle insanoğlu yerleşik hayat biçimini daha kalıcı bir şekilde inşa etmeye başladı. Ev ve aile yaşantısın bu dönemde daha çok vurgulandığını görüyoruz. Annelik burcu olarak bilinen Yengeç döneminde bir çok kültürde (Çin, Mezopotamya, Hindistan) dişi enerji daha öne çıkmış ve bolluk, bereket kavramları kutsallaştırılmaya başlanmıştır. Bu aynı zamanda güçlü bir koruma içgüdüsünün yaşam bulduğu dönemdir. Vahşi hayvanlar yada diğer insan düşmanlara karşı toplumunu koruma farkındalığı gelişmiştir. Yengeç burcunun aşçılık ve besleme ile olan ilgisinin bir yansıması olarak bu dönem tarım ve balıkçığın ilk başlangıç dönemleri olarak kabul edilmektedir.


İKİZLER ÇAĞI: MÖ 6.000-4.000

İkizler entelektüellik ve iletişimin burcudur. İkizler çağı yazı sanatının başladığı çağ olarak da bilinir. Taşların üzerine çeşitli sembollerle yazıların ilk kez bu dönemde ortaya çıktığı gözlenmektedir. Çevre ilişkileriyle birlikte kültürel gelişmeye paralel olarak dil de büyük bir gelişim göstermek zorunda kaldı. Bu çağın en önemli vurgusu iletişim üzerineydi. İkizler burcunun vurgusu iletişim, haberleşme ve yolculukları bu dönemde görmekteyiz. İnsanın kendi yerel çevresinden başka bölgelere olan yolculukları da bu döneme rastlamaktadır. İkizlerle yakın ilişkisi olan ticaret ilk kez bu dönem gelişmeye başladı. Dünyadaki ilk yerleşim yeri olarak kabul edilen Eriha'da bu dönemde kurulmuştur.


BOĞA ÇAĞI: MÖ 4.000-2.000

Maddi değerlerle ilgili Boğa burcunun etkili olduğu bu çağda; insanoğlunun kendi kimliklerini ortaya koymak istemesini, güvenlik, güzellik ve lüks anlayışının öne çıktığını görüyoruz. Boğa çağının hüküm sürdüğü bu zamanlarda sağlam inşa edilmiş binalar ve bunların yansımaları erken Mısır başta olmak üzere yeryüzündeki tüm medeniyetlerde kendilerini göstermektedir. O dönem insanların inşa ettikleri heybetli ve güzel tapınaklar, istikrar için inşa edilen yapılar ve bir çok uygarlıkta ortaya çıkan kutsal Boğa dinleri bu yakın tarihin karakteri ile burcun özelliklerini birebir yansıtmaktadır.


KOÇ ÇAĞI: MÖ 2.000- 0

Bu çağda özellikle Yunan medeniyeti Koç burcuna ait bütün özellikleri adeta vurgulamış görünmektedir. Agresif, iddialı ve savaşçı yunan etkileri bu çağa damgasını vurmuştur. Koçtaki savaşçı yön bu zamanlarda dünya yüzünde hüküm sürmüştür. Yiğitlik, mertlik ve başarı hiç bir dönemde bu dönemdeki kadar vurgulanmamıştır. Sağlamlık, dayanıklılık ve spor bu çağda ön plana çıkmıştır. İlk olimpiyatların Antik Yunan'da başladığı bilinmektedir. (Olimpiya)


BALIK ÇAĞI: MS 0-2.000

Hz. İsa'nın doğumuyla başlayan bu çağın aynı zamanda Hıristiyan inancında kutsal bir sembol olan Balık ile ilişkilendirilmesi oldukça ilginçtir. Bu döneme ait yeraltı mezarlarında balık sembolü duvarlara işlenmiş ve inananlar bu geleneği sürdürmüşlerdir. Ancak daha önemlisi iyi kalplilik, nezaket, sevecenlik, müşfiklik, merhametlik, yardımseverlik ve bağışlayıcılıkla ilişkilendirilen Hıristiyan anlayışı ve öğretisi bu çağa damgasını vurmuştur. Aynı çağda İslamiyet'in doğuşu mistik ve dinsel etkilerin bu çağda ne kadar etkin olduğunu bizlere göstermesi açısından dikkat çekicidir.


KOVA ÇAĞI: MS 2.000-4.000

İçinde bulunduğumuz bu çağ insanlığa Yeni Çağ- New Age anlayışını 1960'lardan itibaren getirmeye başlamıştır. Uzaya yapılan yolculuklar, hızla gelişen yeni teknolojiler, bilimsel keşifler, insan hakları ve bireyselliğin giderek artan yükselişi bizlere Kova çağının içine girdiğimizi gösterir niteliktedir. Devrimler, yenilikler ve özgürlük Kova burcunun temel niteliklerindendir. Küresel dünya anlayışı, Birleşmiş Milletler ve birçok koruma örgütleri bu çağın içinde her geçen gün etkilerini artırmaktadır. Bu gelişmeler tipik Kova etkisini yaşamaya başladığımızı gösteriyor bizlere. Kova çağının olası etkileri bizlere özgürlük ve adalet getirecek mi bunu ilerleyen yıllarda göreceğiz. Yada bu etkileri yaşamayı gelecek kuşaklara bırakacağız...





Bu astrolojik çağlar konusu astrolojinin en ilginç ve faydalı konularından biri bence ve zaten benim burçlar ile çakralar ve yoğunluklar arasında ilişki kurmama neden olan başlıca konudur muhtemelen. Yani ben biraz da bu astrolojik çağlar konusundan aldığım ilhamla o bağlantıyı kurdum.

Batı astrolojisiyle Hint kökenli olduğunu sandığım Vedik astroloji arasında hem burçların başlangıç ve bitiş tarihleri, hem de dolaylı olarak bu astrolojjik çağların başlangıç ve bitiş tarihleri konusunda bir anlaşmazlık var ve bu da astronomik presesyon tartışmasıyla bağlantılı. Ben şimdilik o tartışmaya burada hiç girmek istemiyorum, şimdiye kadar Vedik astrolojiyi pek inceleme şansım olmadı, Batı astrolojisinin esas aldığı burç başlangıç-bitiş tarihleri genel olarak "işimi gördü" açıkçası ve gayet anlamlı/isabetli geldi bana ama Vedik astrolojinin iddialarını da reddediyor değilim, sadece henüz yeterince incelemedim. Bildiğim kadarıyla kimi astrologlar hem Batı hem de Vedik astrolojinin isabetli olduğu yönler olduğunu, ikisinden de yararlanılabileceğini iddia ediyorlar.

Ana konuya dönecek olursak, astrolojik çağlar konusu bana göre bir yanda gündelik/olağan astroloji kullanımı (şahsi astrolojik yorumlar) ile diğer yanda benim burçlar ile yoğunluklar arasında kurduğum bağlantının adeta "tam ortasına" düşen, ikisi arasında bağlantı kuran bir konu.

Astrolojik çağlarla ilgili yorumlarınızı bekliyorum. Burçların ve astrolojik çağların başlangıç bitiş tarihleriyle ilgili tartışmaya da kısmen girebiliriz, bu anlamda Batı astrolojisinin mi yoksa Vedik astrolojinin mi bu konuda daha isabetli olduğunu veya hangisinin hangi bakımlardan daha isabetli ve faydalı olduğunu da tartışabiliriz. Ama şunu tekrarlamak isterim ki, Batı-Vedik astroloji tartışmasının benim burada savunduğum şeyle ne doğrulayıcı, ne de yanlışlayıcı bakımdan bir ilgisi yok. Ben iki astroloji türünün ortak alanı olan "burç özelliklerini" esas alıp bu özelliklerle yoğunluklar/çakralar arasında bir bağlantı kuruyorum, ki "astrolojik çağlarla" ilgili yorumlarda yapılan şey de tam olarak bu zaten.
ogeday Posted - 11/02/2018 : 13:09:23
Uzman bir astrologtan seans almış biri olarak şunu söylemek istiyorum(batı değil vedic astrolojisi) burada burçlar üzerinden çıkarım yapmanız tamamen YANLIŞTIR.kişinin sadece doğum günü değil doğum saatide değil doğduğu dakika esas alınır.Güneş sistemindeki 12 gezegenin bulundukları pozisyonlar her sene farklı olduğu için hiç bir zaman burç tahminleri tutamaz...bu kütle çekim kanuna aykırı zaten..Güneş sistemindeki gezegenlerin aynı açıyı alması 2600 yılda bir oluyor
bozadi Posted - 10/02/2018 : 13:55:23
Eklenti:

C: Laura, canım, eğer "pek çok güzel ve ilginç" şeyi gerçekten ortaya çıkarmak istiyorsan, tüm yapman gereken şey üçlüğü, trilojiyi, triniteyi hatırlamak ve üçlü bir şekilde bağlantılı ipuçlarını aramak. Üçleri birleştir... Güzel bir şekilde dengelenen üç anlamı bulana kadar dinlenme!!

S: (L) Herşeyin üç yönü mü var?

C: Peki neden? Çünkü bu içinde bulunduğunuz yoğunluk. Bir sonraki seviyenin anahtarlarını edinmek için Üçüncü Adam Teması'nda uzmanlaşın, sonra rahat bir şekilde ve öngörüyle ilerleyin.




BH-KH düalitesi, kadın-erkek düalitesi ve bunun gibi pek çok başka düalite, "İkizler" burcuyla temsil edilen 3. yoğunluk deneyimlerimizin çok önemli birer parçası. İşte, bana öyle geliyor ki, düaliteleri birbirine bağlayan, dengede tutan, açıklayan üçüncü bir faktör var ve o üçüncü faktörü bulmak, 3. yoğunluğun temel derslerinden biri, hatta 3. yoğunluğu aşmanın yolu.

Bunun tez-antitez-sentez denen diyalektik süreçle yakından alakası olduğunu tahmin ediyorum. Örneğin bir zıtlık, bir tez-antitez teşkil eden erkek-kadın düalitesi var. Ve "insan" kavramının bir tür "sentez" olduğu, ve muhtemelen kadın ve erkeğin hem sebebi (tasarım konsepti), hem sonucu (neslin devamı) olduğu görülüyor.



Bir tür "Terazi" örneğinde daha manalı bir şekilde ifade edilebilir belki de bu:



3. yoğunlukta insan kendini düalitelerin içinde buluyor. Muhtemelen bu düalitelerin önce bir tanesini (tez) deneyimliyor, sonra karşı kutbu (antitez) deneyimliyor ve sonunda bir senteze ulaşıyor, ki bu sentez, ilgili düalitenin "bilgisine" ulaşmış olmayı temsil ediyor sanırım. Yani denklemin tamamına hakim olmayı. İkizler burcunun (veya İkizler-Yay kutbiyetinin) en temel temalarından biri olan "Bilgi" kavramında, tez-antitez niteliğindeki düalitelerden, sentez niteliğindeki üçlemeye ulaşma şeklinde bir amaç veya süreç olabilir. Hatta belki de bilgi kavramı, bu üçlemeyle doğrudan bağlantılı. Burada özellikle "veriden" ziyade "bilgi" diyorum, yani ilgili konuya "vakıf" olmayı temsil eden, temel resmin bütününü kapsayan bir farkındalık.

Kadın/erkek/insan üçlemesi böyle birşey örneğin. Benzer birşeyin BH-KH düalitesinde de bulunabileceğine inanıyorum. Evet, biz BH'ye yönelmekten, KH değil, BH olmaktan bahsediyoruz ama terazinin birer kefesinde olmak üzere ikisini de kapsayan bir hakim/sebep orta nokta, bir nirengi noktası var. Ra bu nirengi noktasını "Bir'in Yasası" olarak adlandırıyor sanırım, bunu tartışırız.

Eğer "bilgi/farkındalık" gerçekten de her zaman diyalektik bir tez-antitez-sentez üçlemesine dayalıysa, bundan pek çok tartışmada faydalanabileceğimizi tahmin ediyorum. Bizler muhtemelen yine 3. yoğunlukta olmamızla bağlantılı olarak 3 boyutlu bir algılamaya sahibiz, ve bu tez-antitez-sentez konusunda uzmanlaşma, muhtemelen bizi 4 boyutlu algılama düzeyine doğru ilerletecek olan şey.
bozadi Posted - 10/02/2018 : 11:27:12
Benim anladığım şekliyle, tüm dünya insanlığı 3. yoğunluk öğrencisi olduğu için, aslında kozmolojik olarak hepimiz "İkizler" burcuyuz.

İkizler burcunun özellikleri ve Yay burcuyla olan kutbiyet ilişkileri, 3. yoğunluktaki herkesin derslerinin temel unsurlarını içeriyor ve açıklıyor.

İkizlerdeki ikilik/düalite aslında, hayvan deneyiminden insan deneyimine geçiş sonrası bireyselleşme, özgür irade, zeka/bilgi kavramlarının doğal bir sonucu.



"Tiyatro" sanatının simgesi olduğunu sandığım bu maskeler aslında aynı zamanda bizler için dünya üzerindeki hayatımızın simgesidir ve bu simgenin meşhur "İkizler düalitesiyle" bağlantısı kolayca görülebilir.

Sürekli bahsini ettiğimiz BH-KH düalitesi de yine kozmolojik "İkizler" deneyimiyle yakından bağlantılıdır. Elbette, örneğin 4. yoğunlukta da BH-KH var ama orada BH-KH artık 3. yoğunlukta olduğu gibi seçim düalitesinden ziyade taraflar seçildikten sonraki deneyim durumunu ifade ediyor. 3. yoğunlukta henüz seçim tam olarak gerçekleşmediği için, düalitenin uçları arasındaki gidiş-gelişlerin, sürüklenmelerin deneyimini ifade ediyor zaten bu simge biraz da.

Geleneksel astrolojik kabullere göre İkizler burcu "kararsızlığı" temsil eden bir burçtur. Ama İkizler'in temel bir niteliği olarak bu özellik kendi başına ille de "negatif" bir anlama gelmez, aslına bakarsanız bu aynı zamanda "seçim özgürlüğünü" ifade eden bir özelliktir. Karar verilmesi gerektiği halde karar verilmiyorsa, işte o zaman "bir sorun olarak kararsızlıktan" bahsedilebilir. Karar verme iradesi / yargı ise İkizler'in karşıt ve dengeleyici burcu olan "Yay" burcunun işlevidir. İkizler ve Yay, aynı mekanizmanın iki zıt ve bütünleyici parçası gibidir, ikisi birbirinden yalıtık veya ayrı değildir, daima birliktedir.

Ve 3KH içindeki deneyimlerimizin, egomuzun, şartlanmışlıklarımızın etkisiyle, "kararsızlık/iradesizlik" hayatımızdaki en ciddi sorunlardan biridir. İkizler'in normal özelliği değildir bu, hastalanmış halidir. Daha doğrusu bu sadece İkizler'in değil, İkizler-Yay mekanizmasının bir bütün olarak hastalığıdır. Normalde İkizler daima yeni bilgilerin ve seçim olasılıklarının, alternatiflerin keşfiyle ilgilidir, o nedenle tek birşeye yapışıp kalamaz, işlevine terstir bu. Ama İkizler-Yay arasındaki denge şu veya bu sebeple bozulduğunda, bazen aşırı kararsızlık (iradesizlik), bazense aşırı kararlılık (yobazlık) meydana gelebilir.

İkizler burcunun başlıca işlevlerinin "veri toplama" ve "alternatifleri keşfetme" olduğu söylenebilir belki de. Karşıtı ve dengeleyicisi olan Yay ise, mekanizmanın İkizler tarafı yoluyla toplanan verileri bir araya getirerek bu verilerden "bilgi", özellikle de "uygulanacak/kullanılacak/yararlanılacak bilgi" sentezleme işine bakar. Yani bir çeşit yargı/karar merkezidir. İkizler ve Yay, aynı mekanizmanın birbirini tamamlayan iki parçasıdır.

Astrolojik kaynaklarda Yay'la ilgili bilgiler incelendiğinde, Felsefe ve İnanç/Din kavramlarının Yay burcunun önemli anahtar kelimeleri arasında olduğu görülebilir. Ve tüm bunlar, ilgili bireylerin İkizler mekanizması yoluyla topladıkları veriler yoluyla vardıkları sonuçları temsil eder bir bakıma. Tüm "ideolojilerin" temel olarak Yay burcu işleviyle ilgili olduğu söylenebilir. Tıpkı özellikle Din ideolojilerinin yaptığı gibi, her türlü ideoloji, belirli bir bilgiyi/inancı benimseme, kullanma, uygulama yönünde çaba harcar. Tüm ideolojiler bir şekilde "inanç" kavramıyla ilişkilidir. Buna materyalizm ve ateizm de dahildir, bu ideolojiler de o veya bu şekilde bir "inancı" temsil eder.

Tıpkı Koç ve Boğa gibi, İkizler de daha çok varlığın "kendisiyle", "şahsıyla" ilgilidir, ve tıpkı Terazi ve Akrep gibi, Yay burcu da "başkaları" faktörünün denkleme girmesiyle yakından ilgili. "Başkaları/Diğerleri" işlevi, "Ben/Kendi" işlevini dengeliyor, ve nihayetinde ikisi bir. Bütünü oluşturan iki parça.

Konuyla ilgili olarak açıklayıcı olabilecek şeyler aklıma geldikçe buraya eklemeye çalışacağım. Hem astrolojik bilgilere, hem kanal bilgilerine ve kısmen de kendi sezgilerime dayalı olan bu yorumlarda çeşitli eksik ve yanlışlıklar olması muhtemeldir. Zaman içinde parçaları bir araya getirip büyük resme ulaştıkça, eksik ve yanlışlar da kendini belli edecek ve çözümlenecektir diye umuyorum.
bozadi Posted - 08/02/2018 : 11:44:35
Diyelim ki, çok ileri bir ruh dünyaya "Koç" burcu olarak geliyor veya astrolojik haritasında Koç burcu çok vurgulu/güçlü. Madem Koç burcu 1. düzeyle ilgili, yüksek bir ruh neden Koç veya örneğin Boğa gibi başlangınç düzeylerini temsil eden bir burcun kalıplarından yararlanmak ister?

Bu tamamen ilgili burcun fonksiyonlarıyla ilgilidir. Eğer şahıs örneğin belirli bir alanda yepyeni birşeye öncülük edecekse, Koç kalıbı bu faaliyete gayet uygun bir kalıp olabilir. Yani Koç başlangıç demek, başlangıcı yapılacak şey ille geri düzeyli birşey olacak diye birşey yok, dünyanın ruhsal olarak en yüksek, en ileri alanında da Koç enerjisi kullanılabilir. Veya örneğin Boğa burcu maddeyle ve bedenle çok ilgilidir dedik, ama Boğa sadece bu değildir. Daha doğrusu bu "madde" ve "beden" kalıpları ille düşük seviyeli işler için kullanılmak zorunda değildir. "Sabitlenmesi, güçlendirilmesi, artırılması, pekiştirilmesi" gereken birşey varsa, Boğa bu işler için en uygun astrolojik kalıplardan biridir. Veya sabitlenmiş, pekiştirilmiş bir yapının (hangi alanda, hangi düzeyde olursa olsun!) değiştirilmesi, dönüştürülmesi gerekiyorsa, bunda Akrep enerjilerinden çok etkili bir şekilde yararlanılabilir. Umarım anlatabilmişimdir. Burçların belirli sıra / düzey numaraları, hiyerarşileri, sıraları olması, o burçları/kalıpları kullanan şahısların ille alçak veya yüksek bir ruh olduğu anlamına gelmez kesinlikle. Son bir kez tekrarlayayım bu mesajda: Dünyanın en ileri, en yüksek, en yüce ruhu, ilgili enkarnasyonda yapacaklarına bağlı olarak Koç veya Boğa veya Akrep veya İkizler gibi ilk 3. düzeyi temsil eden bir burçlar kombinasyonuyla (ağırlıklı olarak bu burçların etkisi altında) gelebilir dünyaya. Hangi burcun kalıplarının kullanıldığı, o kalıpları kullanan varlığın düzeyiyle ilgili hiçbir şeyi kanıtlamaz, göstermez. Elbiseye veya araca bakmayın, kullanana bakın. Bunun için de onu astroloji dışında daha doğrudan yollarla gözlemlemeniz / tanımanız gerekir.
bozadi Posted - 08/02/2018 : 11:19:46
Bu arada ben yukarıda Koç 1. seviye, Boğa 2. seviye, İkizler 3. seviye diye bahsederken, yine istemeden bir alçaklık/yükseklik algısına neden olmuş olabilirim, tekrar söylüyorum: bir insanın güneş burcunun, ay burcunun, yükselen burcunun veya haritasındaki herhangi bir gezegen veya noktanın hangi burçta olduğu hiçbir şekilde o insanın ruhsal gelişmişlik seviyesini göstermez, gösteremez: ASTROLOJİNİN BÖYLE BİR RUHSAL SEVİYE TESPİT YETENEĞİ YOKTUR. Yani asla bir insanın burcuna veya astrolojik haritasına bakıp da o insanın ruhsal seviyesini, bilinç düzeyini ölçemez, bilemez, anlayamazsınız, o insanın kendisini tanımanız gerekir. Baktığınız ve size çok yüksek bilinç/akıl/olgunluk seviyesini gösteriyor gibi görünen bir harita bir OP'nin, yani adeta hayvanla insan arası bir seviyedeki bir şahsın haritası olabilir! Varın gerisini siz hayal edin. Tekrarlıyorum: burcunuzun veya haritanızdaki çeşitli burç yerleşimlerinin şu veya bu olması asla ve asla ne sizin, ne de başka herhangi birinin ruhsal olgunluk/yükseklik seviyesini ortaya koyamaz, astrolojinin böyle bir vasfı, yeteneği, kapasitesi yoktur efendim. Ancak ve ancak şahsın kendisini tanıdıktan sonra haritasındaki yerleşimlere bakıp bazı ayrıntıları keşfetmek için kullanabilirsiniz ama şahsı hiç tanımadan sadece haritasını esas olarak o şahsın ruhsal/bilinçsel düzeyini asla, asla, asla bilemez, anlayamaz, göremezsiniz. Astroloji buna yetmez ve yaramaz.

Yukarıda Koç'un 1. seviyeyi, yani başlangıç seviyesini temsil ettiğini söyledim. Burcu Koç olan veya astrolojik doğum haritasında Koç burcunda yoğunluk olan birinin ruhunun "başlangıç düzeyinde", yani "acemi" bir ruh olduğu gibi bir anlama gelmez kesinlikle bu. Dünyanın en ileri ruhu dünyaya Koç burcu olarak gelebilir, bunu hiç birşey engelleyemez. Burçlar ve doğum haritası, adeta bir elbise gibidir, şahıs (ve/veya rehberleri) o şahsın yapacağı işleri veya öğrenmesi gerekenleri öğrenmesi için o elbiseyi, o kalıbı uygun görmüşse, o elbiseyi giyer, vay burcu Koç'muş, Satürn'ü şu burca düşmüş, yükseleni, bu burca düşmüş, beş paralık bir değeri ve anlamı yoktur bunun, o şahsın ruhsal tekamül/bilinç düzeyi açısından. Tamamen o sırada ihtiyaç duyulan kalıp ve kalıplar kombinasyonu neyse, o astrolojik kalıbı kullanır.

***

Bu arada, aslında Ruhselman'ın İlahi Nizam ve Kainat kitabında maddenin evrimiyle ilgili anlatılanlar arasında, 1. yoğunluktaki Koç-Terazi timsallerinin etkileşimini anlamamızı kolaylaştırabilecek pek çok örnek bulunabileceğini tahmin ediyorum, müsait zamanımda o bilgileri bu gözle bir inceleyip örnek olarak burada paylaşabileceğim şeyler olup olmadığına bakacağım.
bozadi Posted - 08/02/2018 : 10:52:19
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

İlgisi var. 1. çakra fiziksel acı ve zevkleri deneyimler. Cinsellik Kas.ların da dediği gibi hemen hemen her insan için en güçlü fiziksel tutku ve aktivitedir. Bedene bağlanmanın en güçlü yoludur. :) Bu açıdan bakıldığında fiziksel zevk ve acıları deneyimlemene sebep olan bir enerjiyle ilgisi çok olur. 1.çakra kinestetik bir harekete neden oluyor. Bu cinsellikle bağdaştırılabilir çünkü en güçlü dokunma hissi yine fiziksel açıdan tutkuyla cinsellikte yaşanıyor. Bilinçli bilinçsiz merkez gibi düşünebilirsin. Zevkin yanında öfke ve nefretinde temeli bu çakra. Ruhsal anlamda sağlığın temeli bu çakra.(rusal denge tüm çakraların aynı yönde enerji girdapları çevirmesiyle ve arınmasıyla ilgili tüm çakralar önemli) Çünkü kendini kabul edip kendini eleştirmemeyi öğrenmeden ruhsal sağlık tam kurulamaz ve otomatikleşen tepkilerimizin çoğunun nedeni yine bu çakra.
Aslında bu konuda şöyle bir genel fikrim var: Cinsellik ile seksi birbirinden ayırt etmek gerekecektir.
Ra dahil çeşitli kaynakların atıfta bulunduğu ve/veya sezgilerimizle az-çok kavrayabileceğimiz cinsel/seksüel enerji aktarımı veya paylaşımı denen şey “seks eylemi” ve hatta “tensel temas” içermek zorunda değil gibi geliyor bana. Cinsel enerji aktarımı/paylaşımı iki cinsin (hatta ille erkek ve kadın arasında değil, herhangi cinsten bireyler arasında) birbirine herhangi bir enerji aktarımı/paylaşımıdır bence. Ama evet, erkeğin erkeğe özgü enerjileriyle kadının kadına özgü enerji farklılıkları bağlamında, zıt ve bütünleyici enerjilerin dengelenmesi (her ne kadar özde aynı varlık olsalar da), “cins-sel enerji aktarımı” tanımına daha iyi uyuyor olabilir.

Bana göre, eğer insanlık bu düzeyde egosal KH bataklığına düşmemiş olsalardı, “seks” hiç şu anda olduğu kadar popüler bir konu olmazdı, çok büyük oranda sadece “çocuk sahibi olmanın” yolu olurdu. Ama o durumda, çocuk sahibi olma amacı dışında hiç “cins-sel enerji alışverişi” olmazdı demiyorum kesinlikle. Hatta tam tersi olurdu. Öyle ki, bana göre seks ne kadar fazlaysa cinsel enerji paylaşımı o kadar düşük ve/veya niteliksizdir ve seks ne kadar azsa, cinsel enerji paylaşımı o kadar yüksek ve/veya kalitelidir. Şu anda hayatımızın bunca berbat koşuluna rağmen seksin önlenemeyen popüleritesinin ve hatta “egemenliğinin” aslında dünyanın, daha doğrusu insanlığın berbat haliyle doğrudan neden-sonuç ilişkisi vardır. Yani insanlık bu berbat halde olduğu için seks bu kadar “popüler” ve tecavüz olayları bu kadar yaygın. Konunun dünyadaki faşizan egemenlik ve milyarlarca küçük egonun buna itaati boyutunu zaten sıkça ele alıyoruz ama ben şimdi konunun sadece kadın-erkek ilişkisi boyutuyla ilgili yorumumu tekrarlamak istiyorum. Din başta olmak üzere çeşitli yollarla ve gerekçelerle kadın-erkek ilişkileri üzerinde uygulanan sansürleyici, engelleyici nitelikteki baskılar, kadınlar ve erkekler arasındaki enerji paylaşımlarında ciddi blokajlara yol açıyor ve sonuçta milyarlarca kadın ve milyarlarca erkek arasında (üstelikte hepsi özde cinsiyetsiz ve “aynı” varlık oldukları halde) ciddi enerji paylaşımsızlıkları ve/veya blokajları ve sapmaları oluyor. İşte, kadın ve erkek cinsi arasındaki yetersiz, bloke veya sapmalara uğramış enerji paylaşımları ciddi bir doyumsuzluk/açlık/ihtiyaç durumu meydana getiriyor. Aslında bu özde “sevgi ihtiyacı” denen şey. Ama zaten sansürlenmeye, bastırılmaya çalışılan şey de sevgi. Ve sevgiye dayalı sosyal kadın-erkek ilişkileri bastırıldığı ve bu konudaki açlıklar uzun süre doyurulmadığı zaman, “seks” bu şiddetli açlığı doyurabilecek güçlü bir doyurucu / ilaç gibi algılanmaya başlıyor. Ama böyle bir sorunun çözümü için seksi “ilaç” olarak algılamak, genel bir mutsuzluk/depresyon sorunu için anti-depresanları veya uyuşturucuları “ilaç” olarak görmek gibi birşey. Hem ilaç pahalı, hem de sorunu gerçekten çözmüyor, sadece bir süre etkisini bastırıyor. Üstelik etkisi geçtiği zaman ilaca giderek bağımlılık meydana gelmesi muhtemel ve de ilacın etki eşiği giderek yükseliyor, yani etkili olması için giderek daha fazla alınması gerekebiliyor.

Aslında “dini baskılar” diyorum ama mesele sadece dinsel baskı meselesi değil, bu noktada yine insanların kendi egolarından kaynaklanan bir paylaşımsızlık, karamsarlık, ümitsizlik, kızgınlık eğiliminin rolü bunda belki de daha fazladır, dinsel baskılar biraz da o egosal zaaflardan yararlanarak bu kadar etkili olabiliyor.

Sonuç olarak, bana göre insanlar arasında “yeterince” sevgi ilişkisi mevcut olsaydı, hiç şu andaki gibi yaygın cinsel açlık ve cinsel saldırganlık/avcılık olmazdı. Ve hatta iddia ediyorum, insanlar ve özellikle de karşı cinsler birbirlerinin tüm vücutlarına serbestçe dokunup severlerdi ve bu “seks” arzusu meydana getirmezdi (şu andaki karmaşık açlık komplekslerinin düşündürdüğünün aksine). Bir anne-baba çocuğunun vücudunu nasıl sınırsız ve koşulsuz bir şekilde öpüp sevip okşarsa, genel olarak tüm insanlar arasında da böyle bir ilişki olurdu. Ve ayrıca örneğin boşaltım organları ve işlevleri hiç şu anda olduğu gibi bir kompleks konusu olmazdı. Öyle bir durumda “beden odaklı” bir yaşam da olmazdı. Bedenler ihtiyaç duydukları tüm ilgi ve sevgiyi görür, yani bu anlamda cins-sel ilişki / enerji alışverişleri tıpkı yeme-içme-boşaltmanın otomatikliği gibi rahatça ve komplekssizce yapılır, bunun üzerinde çok durulmazdı. Burada cins-sel ilişki derken kesinlikle seksi kastetmiyorum, tensel temas içeren veya içermeyen karşılıklı enerji alışverişlerini kastediyorum, ki bu da özünde sevgidir, sevginin ilgili durumlarda büründüğü çeşitli ayrıntılardır doğal olarak ve üstelik bu kesinlikle ille karşı cinsler arasında olan birşey değildir, ama evet, bence karşı cinsler arasında en ideal, en güzel şekilde gerçekleşir, ama unutulmamalıdır ki veya görülecektir ki, aslında karşı cinsler diye de birşey yoktur, ikisi gerçekte bir ve aynı varlıktır nihayette, ama sonuç olarak lokal durumda / seviyede, bu zıtlıkların, düal ifadelerin ve etkileşimlerin doğallığı, güzelliği ve gerekliliği vardır.

Bu bahsettiğim hususun bu başlıktaki asıl konuyla bağlantısına dönecek olursam, cinselliğin belirli bir çakrayla ilişkili olup olmaması biraz kafa karıştırıcı olmakla birlikte, bana göre özellikle de cinselliği (cins-sel enerji alışverişlerini) seksten ayırt edecek olursak, bu enerji alışverişleri tüm çakra seviyelerinden yapılabilir bana göre. Konu seks ve özellikle de üreme olunca, 1. ve 2. çakraların bununla açıkça bağlantılı olduğu belli bence ama muhtemelen sekste 3. çakra dahil diğer çakraların da yine çeşitli düzeylerde aktivasyonu ve etkileşimi oluyordur. Yani cinselliğin ve seksin belirli bir çakrayla veya belirli bir çakranın özel olarak seksle veya cinsellikle ilgili olduğunu sanmıyorum ama ilgili şahsın veya şahısların ruh yerine beden odaklılığı ne kadar fazlaysa, en alt çakraların kullanım düzeyi o kadar fazla (ve bu anlamda bir olasılıkla dengesiz) olacaktır gibi geliyor bana.

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Zıt burçları ele alırken bu çakradan yola çıkmanı anlıyorum ama yoğunluk fikri tutmaz :) Bir yerde oturmamış dürtülerin kaynağı bir yanda dengenin kaynağı bu çakradır. Bu bağlamda zaten koç - terazi örneklendirmesine gidebilirsin burada sorun yok ama yanyana değil çapraz bakarlar.

Sence KH ile BH yanyana mıdır ya da aynı mıdır? zıtlık perspektifinden yanıt vermek zorunda kalacaksın. İşte bu sebepten dolayı bu anlatım bence uygunsuzdur. Tabi ben fikrimi beyan ediyorum herkesin inanmak istediği açıyı kurma hakkı var. Zihinsel süreçlerini bu burçtan insanların uzun süre inceleme fırsatı buldum. Yalanlarına sürekli inandığımı sandılar ve analizler bu şekilde devam etti. Ben bu bağlamda yazdığın listeye göre burçlara bakamam mümkün değil. Sen nasıl kendin öyle gördüysen ben de bu şekilde gördüm çünkü.

Fikirlerin zararlı değil elbette zaten çoğuna katılıyorum tespitlerinin ama ben tabloyu ve yoğunluk burç ilişkilendirmesini yersiz buluyorum.
Bu hususta yanıldığını düşünüyorum ama tam olarak emin de olamıyorum, çünkü sonuçta bu konuda kendi aklımda netleştiremediğim şeyler var. Yalnız, senin örneğin “Koç ve Terazi aynı seviyede nasıl bir araya gelir?” anlamındaki sorun, “erkek ve kadın nasıl aynı seviyede bir araya gelir?” sorusuna benzetilebilir gibi geliyor bana. Öyle değil midir? Koç/Mars arketipik olarak erkeği, Terazi/Venüs de kadını temsil eder. O zaman ikisinin nasıl aynı seviyede bulunduğunu ve “bulunmak zorunda olduğunu” da görmüş oluyoruz.

Aslında 1. yoğunluk belki Koç ve Terazi partnerliğiyle temsil edilir derken bunda şöyle bir eksik veya yanlış olabileceğini düşünüyorum: 1. yoğunluk temel olarak 1. burç olan Koç’la temsil ediliyor. Terazi ise, bu Koç enerjisinin bu 1. seviyede “ilerleme” kaydedebilmesi, 2. seviyeye ilerlemesi için öğrenmesi ve/veya yapması gerekeni (veya yolculuğu sırasında doğal olarak öğrendiği veya uyguladığı şeyi) temsil ediyor.

Bu anlamda 2. seviye de temel olarak 2. burç olan Boğa’nın temsilliğinde bulunuyor, ve 1. seviyede Koç ile Terazi temsilleri arasındaki etkileşim, bu 2. seviyede kendini Boğa ile Akrep etkileşimiyle gösteriyor. Aslında 1. seviyedeki varlık kimse, 2. seviyedeki varlık da o, ama 2. seviyede Koç’un adı Boğa oluyor, Terazi’nin adı da Akrep oluyor. İsimler değişiyor ve 1. seviyeden öğrenilenlerin üzerine deneyimlerde ve davranışlarda bir miktar değişim oluyor ama sonuçta varlık aynı varlık. Yani tüm bu seviyeler yalnızca bir süredir çeşitli tartışmalarda bahsini ettiğimiz birer “kalıp” yalnızca. Varlık bu kalıplardan geçiyor. 1. seviyedeyken Koç (başlangıç) enerjisi çok belirgin, bu Koç enerjisi 1. seviyede Terazi’nin öğrettikleri yoluyla ilerleme kaydedebiliyor.

Şu örneği düşün: 1. seviye diye bir seviye var ve bu seviyenin tüm mensupları doğal olarak bir tür “Koç” timsali. Yani hepsi birer Yenidoğan/yeni başlayan niteliğinde. Bu seviyedeki bu varlıklar nasıl ilerleyecek? Daha doğrusu bu varlıklar “ne yapacaklar?” Sezgilerimize baktığımızda, bu varlıkların veya bu öğrencilerin en büyük deneyim katalizörünün kendi aralarındaki “ilişkiler” olduğu görülecektir. Ve “İlişki” kavramı “Terazi” burcunun en temel kavramlarından biridir. Yani Koç’un olduğu yerde otomatikmen Terazi burcu kendini gösteriyor. İki tane Koç bir araya geldiğinde, bu durum otomatikmen bir “ilişki”, yani bir “Terazi” deneyimi meydana getirir. Denebilir ki Koç’un aksine Terazi bu durumda bir varlığı/bireyi temsil etmiyor, sadece bir “durumu/şartı” ifade ediyor. Emin değilim ama bunun hem doğru, hem yanlış olabileceğini düşünüyorum. İki varlık da Koç timsalidir ama her birinin gözünden bakıldığında, karşıdaki “karşıdakidir” (ben/Koç) “olmayandır”. Bu anlamda Koç’ların seviyesinde bireyler (özellikle de birbirleriyle yeni tanışanları dikkate alacak olursak) birbirlerini “ben olmayan” / “başkası” / “karşı taraf” olarak görür ki, bunlar hep “Terazi” konseptleridir. Ayrıca her ne kadar bu seviyedeki herkes birer “Koç” (“benlik”, “ego”, “varlık”, “nefs”, “can”) niteliğinde olsa da, bu Koç’lardan, yani bu Can’lardan bazıları “erkek”, bazıları “dişidir”. Yani normalde 1. sınıftaki Can’ların aynı cinsten olanları bile yan yana geldiğinde birbirini bir “karşı taraf”, “başkası”, “ben olmayan”, “yabancı” (potansiyel “tehdit” ve/veya “cazibe” nesnesi) olarak görürken, bir de karşı cinsten olanlarının yan yana geldiğini düşün. İşte bu durumda “Terazi” biraz daha ete-kemiğe bürünmüş oluyor. Erkek için kadın ve kadın için erkek, somut bir çift varlık olarak Koç-Terazi denklemini kurmuş oluyor bir bakıma.

Koç’la Terazi’nin etkileşimi varlığı (Koç’u, yani Can’ı) giderek olgunlaştırıyor. Koç’un aşırılıkları Terazi ile giderek “dengeleniyor”. Ve tahmin edin bu denge nihai bir noktaya ulaşınca ne oluyor? Bizim Koç (Can) 2. seviyeye geçiyor, yani Boğa’nın seviyesine. Ve 1. seviyede Koç ile Terazi arasındaki etkileşim, bu yeni seviyede kendini Boğa ile Akrep arasındaki etkileşim olarak gösteriyor. Yani Koç’umuz Boğa, Terazi’miz ise Akrep olmuştur.

Koç’ların, yani 1. seviyedeki Can’ların kendi aralarındaki etkileşimleri (“Terazi”) onların “yavaşlamalarını”, “istikrar kazanmalarını”, sürekli oradan oraya zıplayıp durmak yerine varlıklarını belirli bir yerde, belirli bir alanda/konuda “pekiştirmeye” sevk etmiştir ve tüm bunlar Boğa’nın konseptleri/temsilleridir. Ve 1. seviyede Koç’lar / Can’lar arasındaki olan etkileşimler, bir miktar niceliksel ve niteliksel değişimle birlikte Boğa-Can’lar arasında gerçekleşecektir. Ve 1. seviyede Koç karşısında Terazi’nin oynadığı rolü 2. seviyede Akrep oynar. Veya Terazi’nin adı/görünümü burada Akrep olmuştur, yoksa varlıklar aynı varlıklar, durumlar aşağı yukarı aynı durumlardır, sadece biraz nicel ve nitel değişim/dönüşüm olmuştur. Öğrenme döngü/çember tamamlandığında aynı çemberi tekrarlamak yerine spiralimsi etkiyle bir miktar ileriden başlamıştır (Ra’nın “oktav” dediği şey) ve böylece Koç-Terazi döngüsünden Boğa-Akrep döngüsüne geçilir.
Boğa-Can’ların kendi aralarındaki etkileşimleri “Akrep” deneyimleri meydana getirir. Boğa beden-mal-mülk’le yakından ilgilidir. Astroloji kitaplarında Akrep’in tanımlarını okuyacak olursanız, “başkalarının mallarıyla/mülkleriyle yapılan işlerden” bahsedildiğini göreceksiniz. İşte, nasıl 1. seviyede Koç “benim varlığım” demekken Terazi Koç’a “başkalarının varlığının” anlam ve önemini öğrettiyse, 2. seviyede de Akrep tıpkı Terazi gibi ama bu sefer “benim bedenime” ek olarak, “başkalarının bedeni”, “benim malım-mülküme” ek olarak “başkalarının malı-mülkünün” anlam ve önemine dair şeyler öğretir, aslında bunlar Boğa ve Akrep’le ilgili aklıma ilk gelen örnekler, yoksa bu saydıklarımdan daha temel, daha önemli örnekler / temalar / dersler / konseptler var ama şu an ilk aklıma bunlar geldi. Örnekleri derinleştirir, artırırız, ama sonuç itibariyle Boğa-Canlar, yani 2. sınıf öğrencileri kendi aralarındaki toplumsal/sosyal etkileşimler yoluyla bu sınıftaki derslerini, yani bu kapsamda öğrenip öğrenebileceklerini tamamladıktan sonra, yani döngü kapanma noktasına ulaştığında, spiral 3. seviye olan İkizler deneyimine geçecektir. Ve bu “Bireyselliğin mükemmleştirilmesi, Bilgi ve pratik becerilerin artırılması” seviyesidir. Ben bu bahsettiğim temel arketipik deneyimlerin hem 3. yoğunluğun kendi içindeki 7 düzeyde, hem de tüm evrensel 7 yoğunluk düzeyi içinde kabaca bu temel arketipsel doğrultuda ilerlediğini düşünüyorum. Bunlara dair çeşitli pratik örnekleri daha önce belirttiğim linkte bir ölçüde vermiştim ve burada yeni örneklerle ele alabiliriz.

Örneğin 1. yoğunlukta çok çeşitli maddeler, elementler, moleküller arasında etkileşimler olur. Bu “oyuncuların” her biri birer “Koç” timsalidir, bunlar doğa güçlerinin etkisiyle kendi aralarında belirli şekilde bir araya gelirler, belirli bir “dengeye” ulaşarak belirli bileşikler / maddeler oluştururlar (Terazi, “birleşme”, “bir araya gelerek yeni ve daha güçlü, üstün birlikler oluşturma”). Elementler/Maddeler/Bileşikler çok yavaşça belirli bir evrim seviyesine ulaştıktan sonra yavaş yavaş ilkel bitki ve hayvan hücrelerine evrilirler.

2. yoğunluk olan Bitki ve Hayvan seviyesi “biyolojik beden” geliştirme aşamasıdır, ki bu tam da 2. burç Boğa’nın konusu / temsilidir. Ama beslenme ihtiyacıyla “başkalarının bedenleri” önemli hale gelir (Akrep, “avlanma”). Ayrıca vücudun maddeleri enerjiye dönüştürme sistemi de Akrep’in “dönüşüm” nitelikleri yoluyla gerçekleşir. Yani bunlar Boğa-Akrep ikilisinin ders ve öğreniş alanıdır.

Sonuç olarak hayvan seviyesinde yeterince ilerleme sağlandıktan sonra 3. yoğunluğa, yani insan aşamasına, ve bu anlamda 3. burç olan İkizler’in temsil ettiği seviyeye geçilir. Hayvandan insana geçişle birlikte gerçekleşen en belirgin değişiklik, “ellerin kullanımıdır” ve astroloji kitaplarını açıp bakın, İkizler burcu özellikle “ellerin kullanımıyla” ve “el becerileriyle” en doğrudan bağlantılı olan burçtur. Hayvandan insana geçişte en belirgin değişimlerden biri “konuşma” yeteneğidir ve bu konuda astroloji kitaplarını yeterince karıştırmış olanlar bileceklerdir ki, “Konuşma” İkizler burcunun temel alanıdır. Hayvandan insana geçişteki en temel değişimlerden bir diğeri zekanın aktif ve sofistike şekilde kullanımı ve “aktif Bilgi/Veri toplama ve öğrenme” eğilimidir ve bunlar da yine İkizler’in temel alanlarıdır. İnsanın hayvandan bir diğer önemli farkı, bireylerin birbirinden farklılaşması, kendine özgü ilgi alanları geliştirmesidir ki bu da yine İkizler’in temel konseptlerinden biridir.

1. seviyede Koç-Terazi, 2. seviyede Boğa-Akrep arasında olan etkileşim, 3. seviyede kendini İkizler ve Yay burçları arasında gösterir. Bu arada 3. seviyeye geçmek, ilk ki seviyeyi ortadan kaldırmaz, sadece üste kat atmış olur. Zaten bizim de de hem 1. yoğunluk deneyimimiz (vücudumuzu oluşturan maddeler, kullandığımız, vücudumuza aldığımız maddeler), hem de 2. yoğunluk deneyimimiz (karmaşık bir biyolojik makine olarak vücudumuzun kendisi/bütünü) devam etmektedir, ama artık en büyük ilgi bunlar üzerinde değildir, 3. yoğunluğun konusu olan bilgi, zeka, yetenek gelişimi, bireyselliğin mükemmelleştirilmesi gibi konular üzerindedir.

İkizler-Canlar enkarnasyonlar boyunca çok çeşitli alanlara, koşullara girip çıkıp veri toplar ve veri haznesi belirli bir doluluğa ulaştığında bu verileri/bilgileri “birleştirerek” büyük resme ulaşma eğilimi başlar, bu da kendini din ve felsefe eğilimi olarak gösterir, ki bunlar Yay’ın konseptleridir. İkizler daha çok bireysel/lokal bazda veri/bilgi toplamayı temsil ederken, Yay, “başkalarının” bilgilerini, yani kişiyi doğrudan ilgilendirmese de dolaylı olarak ilgilendiren, daha doğrusu “herkesi” ilgilendiren, hayatı açıklayan kozmolojik bilgilere ulaşmaya teşvik eder. Yay’ın temel işlevi budur. İkizlerin topladığı bilgileri sentezleme, noktaları birleştirme, büyük resme ulaşma güdüsü.

Sonuç olarak bireyselleşme, kendini ve evreni/hayatı tanıma konusunda belirli bir doygunluğa ulaştıktan sonra, tek başına birşey yapmanın zorluğu ve anlamsızlığı kendini hissettirmeye başlar ve “gruplaşma”, “aileleşme”, “dayanışma” eğilimi artış gösterir. Bu hem Yay’ın temsilleri arasındadır (din ve felsefe yoluyla çok sayıda insanın bir araya gelmesi, toplumsallaşması, aileleşmesi), hem de aynı zamanda 4. yoğunluğun temalarına ulaşmaya başlar: 4. burç olan ve “aileyi” temsil eden Yengeç burcunun seviyesi. 4. yoğunlukta toplum gerçek/tam bir ailedir.

Tabi öncelikle 3. yoğunluk konusunda çeşitli ayrıntıları kendi aramızda konuşup netleştirmemiz gerekiyor ve özellikle BH-KH konusunu da resme dahil edip, 3. yoğunlukta ilerleme konusuna nerede, ne tür zorluklar yaşadığımızı daha iyi anlayabileceğimizi düşünüyorum.
gerçek tosun paşa Posted - 07/02/2018 : 22:52:03
Teşekkür ederim bozadi senin fikirlerin de çok değerli.

İlgisi var. 1. çakra fiziksel acı ve zevkleri deneyimler. Cinsellik Kas.ların da dediği gibi hemen hemen her insan için en güçlü fiziksel tutku ve aktivitedir. Bedene bağlanmanın en güçlü yoludur. :) Bu açıdan bakıldığında fiziksel zevk ve acıları deneyimlemene sebep olan bir enerjiyle ilgisi çok olur. 1.çakra kinestetik bir harekete neden oluyor. Bu cinsellikle bağdaştırılabilir çünkü en güçlü dokunma hissi yine fiziksel açıdan tutkuyla cinsellikte yaşanıyor. Bilinçli bilinçsiz merkez gibi düşünebilirsin. Zevkin yanında öfke ve nefretinde temeli bu çakra. Ruhsal anlamda sağlığın temeli bu çakra.(rusal denge tüm çakraların aynı yönde enerji girdapları çevirmesiyle ve arınmasıyla ilgili tüm çakralar önemli) Çünkü kendini kabul edip kendini eleştirmemeyi öğrenmeden ruhsal sağlık tam kurulamaz ve otomatikleşen tepkilerimizin çoğunun nedeni yine bu çakra.

Bu çakranın bloke olması ya da kapanması fiziksellik çekiciliğini yitirtir. Aynı zamanda usta ruhlar bu sebeple enerji yüklemelerini gıdım gıdım hesaplayarak en alt listeden yaparlar. Koçlarda bu enerji çoktur terazilerde net biçimde daha azdır. Hiç bir yerden zıtlık harici bağlayamazsın birbirlerine. bebeklik yaşlılık konusunu tutturmak nafile bir çaba. Yine koçlarda bu enerjinin blokesi inanılmaz bir öfke yaratacakken dışavurum sert olacak terazilerde ise daha depresif olacak ve bireysel sorgulamaya gideceklerdir.

Zıt burçları ele alırken bu çakradan yola çıkmanı anlıyorum ama yoğunluk fikri tutmaz :) Bir yerde oturmamış dürtülerin kaynağı bir yanda dengenin kaynağı bu çakradır. Bu bağlamda zaten koç - terazi örneklendirmesine gidebilirsin burada sorun yok ama yanyana değil çapraz bakarlar.

Sence KH ile BH yanyana mıdır ya da aynı mıdır? zıtlık perspektifinden yanıt vermek zorunda kalacaksın. İşte bu sebepten dolayı bu anlatım bence uygunsuzdur. Tabi ben fikrimi beyan ediyorum herkesin inanmak istediği açıyı kurma hakkı var. Zihinsel süreçlerini bu burçtan insanların uzun süre inceleme fırsatı buldum. Yalanlarına sürekli inandığımı sandılar ve analizler bu şekilde devam etti. Ben bu bağlamda yazdığın listeye göre burçlara bakamam mümkün değil. Sen nasıl kendin öyle gördüysen ben de bu şekilde gördüm çünkü.

Fikirlerin zararlı değil elbette zaten çoğuna katılıyorum tespitlerinin ama ben tabloyu ve yoğunluk burç ilişkilendirmesini yersiz buluyorum.

Bu arada yazmayı unutmuşum enerji noktaları bezlerle ilgili ama bezlerin olduğu yerde değil elbette. salgıları etkilemeye çalışıyorlar yardımcı nitelikteler. akıllı enerjinin bedenle olan savaşında hormonları yönetme mücadelesi veriyorlar maddesel açıdan bakarsak.

şahsi fikrim ne yazıkki sevgi yoksunluklarını da barındırıyor. insanlar birer bok çuvalı. anca toprakla karıştıklarında bir işe yarıyorlar.
bozadi Posted - 07/02/2018 : 21:55:39
Öncelikle, eleştirilerini, yorumlarını paylaştığın için çok teşekkür ederim gerçek tosun paşa. Benim için değerli.

Çakralar, enerji aktarımları gibi konularla ve hem de aynı zamanda bir ölçüde astrolojiyle ilgili deneyimlerin, farkındalıkların olmasını da çok değerli ve sevindirici buluyorum çünkü bu konuların çakralarla, astrolojiyle ve özellikle de kozmolojik düzeylerle bağlantılarına özel bir ilgi duyuyorum.

Mesajında bu konulardaki deneyimlerini, bunlardan çıkardığın sonuçları paylaşmana sevindim, çünkü uygulamalı/pratik deneyimlerden çıkarılan sonuçlar ille her zaman %100 doğru olmayabilirse de, her zaman değerlidir.

Ben birkaç yıldır yoğunluk seviyeleri ile burçlar / burç çiftleri arasındaki ilişkiler üzerinde düşünüyorum ve artık aradaki bağlantıdan şüphe duymuyorum. Sadece bunun şekli-şemaliyle, ayrıntılarıyla ilgili belirsiz, eksik ve yanlış yorumlarım olabilir diye düşünüyorum kendi açımdan, aradaki genel bağlantının kendisiyle ilgili bir şüphem yok açıkçası. Konuyla ilgili bazı açıklayıcı örnekleri belirttiğim sayfalarda vermiştim, bazılarını ayrıntılı olarak tekrar burada ele alabilir, senin ve herhangi birinin sorularına, yorumlarına, eleştirilerine göre yeni örneklerle açıklamaya çalışabilirim. Ve elbette ki bu süreçte bilgi ve yorumlarımdaki eksik ve/veya yanlış bazı kısımların farkına varmam da gerekebilir ama şu an için, bu konudaki görüşlerimin “zararlı” olduğunu düşünme eğiliminde değilim. Ama ilerleyen süreçte bu konudaki fikirlerim değişmez diye birşey yok, değişebilir.

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Çakralar organlar değil hormonal bezler etrafında dönenir. 1. çakra penis ya da vajina çok yakınında konumlansa bile anüsün üstünde kuyruk sokumunun arkalarında yer alır. Akan enerji bu bezleri ısıttığı gibi vajina ve penisi ısıtarak harekete geçirebilir.
İşte, konunun ilginç ve soru işaretleriyle dolu yönlerinden biri bununla ilgili gibi geliyor bana. Örneğin erkeğin testisleri “bez” niteliğinde diye biliyorum ve 1. çakrayla ilişkilendirilmesini/bağlantılandırılmasını mantıklı buluyorum. Çakraların vücudun tam orta hattında dikey düzlemde yerleştikleri kabul ediliyor sanırım. Testis buna nispeten uyuyor gibi görünüyor. Çakralar sonuçta maddiden ziyade enerjisel/manyetik noktalar ve açıkçası bu enerji noktalarının spesifik konumları hakkında pek bir ilgim ve araştırmam olmadı şimdiye kadar. O yüzden varsayımsal konuşuyorum ve testisin erkekte 1. çakrayla bir şekilde önemli ve doğrudan bir ilişkisi olduğunu tahmin ediyorum şu an için. Ve sonuçta testis bezi ile penis organının kendi içindeki bağlantısı da bariz. “Bezlerle” “organlar” arasında çok önemli ilişkiler var gibi görünüyor, hatta bazı durumlarda bezler de birer organ olarak tanımlanıyor. Timüs bezinin 4. çakrayla önemli, doğrudan bir ilişkisi var gibi görünüyor. Hastalıklara karşı korunma konusunda çok kritik bir önemi olmasına ek olarak, “yaşam sevinci” gibi hislerle de önemli bir ilişkisi kurulmuş. Ve 4. çakrayla “kalp” arasında da önemli bir bağlantı olduğunu biliyor/seziyoruz.

5. çakranın tiroitle doğrudan bir bağlantısı var ama yine örneğin “ses telleri” dediğimiz organ da bu çakrayla gayet ilişkilidir bence.

Veya örneğin epifiz ve/veya hipofiz bezinin 6. çakrayla (3. göz) doğrudan ilgisi olduğu biliniyor ama sonuçta bunun da “beyin” dediğimiz organdan bağımsız düşünülmesi pek kolay değildir.


gerçek tosun paşa Posted - 07/02/2018 : 20:55:11
ben hala konunun zararlı olduğuna inanıyorum. burçlar sadece karmik işaretleri okumak için kullanılabilir. gündelik şeyler için. kalkıp şu yoğunluk ilk yarısı 4. başı tarzı ifadeler bana çok çarpık geliyor.
OP konusunda bile dikkatle yaklaşılması gerekirken böyle konularda burçlar arası bu tarz ayrımlar bence sıkıntılı.

Mesela paylaştığın linkte gördüğüm kadarıyla 4. yoğunluğun başının yengeçle ilişkilendirmesini yapmışsın. Burada ders almak için burçlar var. Üst yoğunluktan gelenlerin de alacağı çok basit dersler vardır fakat üst yoğunlukta yengeç filan sökmez. Yengeç sevgi ve duygu kontrolünü çözseydi asla yengeç olmazdı çözmesi gerektiği için yengeç. Sana bu fikrinde katılamıyorum dolayısıyla.Sahip olunan burç sadece eksikliklerin ve yapılması gerekenlerin göstergesi seviyelerle sandığın kadar ilgisi yok senin güzel hatrın için %30 derim bana kalsa %15 :)

Örneğin hayatınıza giren önemli insanların burçlarına bakarsınız çok önemli mesajlar alırsınız. Bir yanda dangalak bebek bir boğa görürken bir başka kişise yükselmek için çok uygun bir aday olan boğa görürsünüz. Gönül işlerinde burç karışılaştırmaları yaparak en kolay şeklinde karmik okumalara başlayabilirsiniz.

Tabi burada aşk burç uyumları yazıp google araması yapmayı kast etmiyorum. Burcunuza karşılık gelen burçları ergenliğinizden beri hayatınızda sizi etkileyen kişilerin burçlarıyla karşılaştırsanız çok şaşıracaksınız.
gerçek tosun paşa Posted - 07/02/2018 : 20:46:09
Yaşam enerjisi herşeydir. Cinsel ilişkiyle elbet ilişkilendirilir. Atımlımcı ruh- ihtiyatlı ruh- azgın ruhlar hepsinin çıkış noktası yaşam enerjisiyle doğru orantılıdır. Ayrıca dirayet ve yaşama tutunma zorluklara göğüs germe devam edecek gücü bulma konuları da yaşam enerjisiyle doğrudan bağlantılıdır. Newton un kitabından enerji yükleme ve reenkarnasyon konusunu hatırlayanlar vardır.

Yaşam enerjisi cinsel enerjiden bağımsızdır denilemez ama bağlantılı olmasının yukarıda yazdıklarımdan öte gidemeyeceğini belirtmem gerek. Sonuçta OP kopyalama şeklinde enerjileri taklit etse bile seks denen şey tamamen hormonal ve kimyasal reaksiyonlar sonucu içerde patlayan bir volkan gibi algıyı ve tutkuyu oyuncak eden birşey. Sonuçta hayvanlık arttıkça cinsel çekim artıyor. OP ler hayvana en yakın iki bacaklı insan formu. Burada herhangi bir hakaret ve aşağılamada bulunmadığımı ayrıca belirtmem gerek. Bunun doğrudan cinsel organlarla ilgisi yok. Yani penise kan durup dururken gitmez. Penis cinsel açlık çekmez sadece dışavurumu sırasında penis görev alır. Hormonal etkilerin yarattığı ve beslenme-çevresel öğrenimle birlikte kimyasal bir kombo sonucu yaşam sürer. Bu maddesel etkidir. Tabiri caizse ruh vs. beden mücadelesidir derslerin çıkış noktası kilididir. Nefs kontrolüde bununla ilgilidir.

Cinsel boşalım -orgazm- sırasında çekilen yaşam enerjisi bu enerjiyi depolayan ve batarya gibi ileten 1. kırmızı renk çakradan çıkar. Yaşam enerjisi topraktan diye tabir edebileceğim şekilde spiral çizerek ayaklardan ve kuyruk sokumundan içeri akar. Ayrıca taç çakradan giren enerjiyi şu an anlatmıcam. Fakat içeride dolaşım yapıp yerini bulan spiral enerji kırmızı yaşam enerjisi olarak depolanırken burada cinsel organların görevi yoktur. Çakralar organlar değil hormonal bezler etrafında dönenir. 1. çakra penis ya da vajina çok yakınında konumlansa bile anüsün üstünde kuyruk sokumunun arkalarında yer alır. Akan enerji bu bezleri ısıttığı gibi vajina ve penisi ısıtarak harekete geçirebilir.

Örnek vermem gerekirse. Sadece 1. çakranın (bu arada buraya 1.çakra dememiz bana zevk verdi çoğu kişi sıralamayı tersten yapıyor) enerji çalışmasını yaparken reiki kullandığım anlarda kişiyi yüz üstü yatırırım. Muhtemelen emerjinin sıcaklığı cinsel organlara etki ettiği için hem kadınlar hem erkeklerde tahrik sebebi olabiliyor. Bu arada fiziksel temas etmediğim ve cinsel bölgeye yaklaşmadığım halde bile ama burada diğer etmen turuncu çakranın (2.) erkekte penis kökünün hemen üstüne kadar tesir etmesidir. Kadınlarda da durum hemen hemen aynıdır. Çünkü oradaki bezler cinselliği doğrudan etkiler. Konu yumartalıklardan bağımsız.

Yine gezegensel ifadeye bakarsak bile Mars kendini yok etkmiş ilkel güdülerin gezegeni Venüs sonradan güneş sistemi yörüngesine girmiş yüksek boyut bilincin aktığı bir gezegen olması dolayısıyla yan yana gelmeleri ancak karşıtlık şeklinde olacaktır.

bozadi Posted - 07/02/2018 : 17:22:05
Ve bu arada Koç burcunun, daha doğrusu Koç-Terazi kutbiyetinin (1. burç çiftinin ve 1. çakranın) "Kundalini" denen şeyle yakından bağlantılı olması çok muhtemel görünüyor bana. Yani bir yandan çok ilkel birşey ama bir yandan da yaşam enerjisi. Bu konunun yorumlarının cinsellikle sınırlandırılmasını sorunlu buluyorum.
bozadi Posted - 07/02/2018 : 17:15:32
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Bir kere 1. çakranın yaşam enerjisiyle ilgisi vardır cinsel organlarla ve dolayısıyla cinsellikle ilgisi yoktur. turuncu renk bir üst çakra cinsellik denen şeyi bağlar.
Cinselliğin hangi burç çiftiyle veya hangi çakrayla ne şekilde ilişkilendirilmesi gerektiği konusu kafamı çok karıştıran bir konu.

Yalnız, "libido" denen kavramın hem "yaşam enerjisi", hem de "cinsel enerji" denen şeyle ilişkilendirildiğini biliyor musun? Yani yaşam enerjisi ile cinsel enerjiyi veya cinselliği birbirinden çok kesin bir şekilde ayırmış görünüyorsun ve belki de gerçekten ayrılması gerekiyor ama yine de bu konuda ciddi tartışmalar var ve konuyu netleştirmek gerektiğine inanıyorum.

Cinselliğin 1. çakrayla mı, yoksa 2. çakrayla mı ilgisi olduğu meselesi üzerinde kafa yoruyorum ama bir sonuca varamadım henüz. Kafamı karıştıran hususlardan biri, erkekte testisin/yumurtaların ve penisin yeri ile kadında yumurtalığın yerinin aynı olmaması, yani görünüm itibariyle erkekte penisin ve testisin kabaca 1. çakra denebilecek bir pozisyonda (yoksa "eksi" düzeyde diye mi düşünmeli?) olması, kadında ise yumurtalığın daha yukarıda, 2. çakraya yakın bir seviyede olması meselesi var. Gerçi yumurtalığın pozisyonu ne olursa olsun, vajinanın seviyesi her halükarda 1. çakrayla ilişkilendirilmeye daha müsait görünüyor ve ben bu anlamda cinsel organların 1. çakrayla ilişkilendirilmesinin doğal olduğuna inanıyorum ve dediğim gibi, 1. burç çifti ile Koç ve Terazi'nin gezegensel simgeleri de zaten tam olarak bunu ifade ediyor. (Mars ve Venüs'ün simgelerinin erkekliği ve dişiliği ifade etmesi meselesi).
bozadi Posted - 07/02/2018 : 16:56:52
Koç-Terazi sadece yenidoğanlığı ve sadece 1. çakrayı ve sadece 1. yoğunluğu ifade etmiyor, tüm varoluşun özeti aynı zamanda. Ama bunu henüz tabloda ifade etmenin bir yolunu bulamadım, kendi aramızda bu konuyu tartıştıkça bunun tabloda nasıl ifade edilebileceğine dair da bazı yollar bulunabilir belki.

Evet, bir bakıma Koç en ilkel burç ve Terazi de en gelişmiş burç değil mi? Bu aslında duruma göre hem doğru, hem de yanlış olabilecek bir beyan.

Ama en azından cümlenin doğru olduğu bağlamda şunu söyleyebilirim ki, Koç ile Terazi, yani sadece 1. yoğunluk ve sadece 1. çakra bile tüm varoluşun hikayesini kendi içinde içeriyor. İşte Koç-Terazi zıtlığı biraz da bunu ifade ediyor muhtemelen. En ilkelden en gelişmişe. Denge bunu gerektirir, en ilkelin olduğu yerde aynı zamanda en gelişmiş de vardır. Kul-Tanrı birliği de bu temsilde mevcuttur. Bu arada en "ilkel" derken, bu her zaman negatif bir manada değildir, varoluşun en değerli özü o en ilkelin içinde mevcuttur. Koç ilkelliği temsil eder ama aynı zamanda tüm hayata can veren enerjidir, o olmadan hiçbir şey olmaz. Terazi en bilge, en dengeye kavuşmuş hali temsil eder ama Koç olmadan Terazi de olmaz. Taze can, taze ruh ve girişim enerjisi olmadan, Terazi çürümeye mahkum bir yaşlılığı temsil eder yalnızca.

Koç bir bakıma KH enerjisini, Terazi BH enerjisini temsil eder, çünkü Koç teorik olarak dengesizlik, Terazi teorik olarak dengedir ama bunun tam tersi de mümkündür, yani Koç enerjisi gayet BH motivasyonlu, Terazi enerjisi gayet KH motivasyonlu olabilir. Denge kavramı aynı zamanda Koç ile Terazi arasında da bir denge, eşitlik ve bütünleyicilik gerektirir. Ve bunların hepsi 1. burç çifti / 1. çakra / 1. yoğunluk içinde ifadesini buluyor ve kendini diğer tüm burç çiftlerinde, çakralarda ve yoğunluklarda ifade ediyor, yani 1 sadece 1'de kalmıyor, diğerlerinde de mevcut. Aynı şekilde 2. sıradakiler sadece 2. sırada izole değil, diğer tüm seviyelerde mevcut. Ama yine de doğrudan ilişki / doğrudan açıklayıcılık bağlamında, belirttiğim şekilde bir formülasyon olduğuna inanıyorum, yalnız bunun ifade şeklinde bazı geliştirmeler, düzeltmeler, değişiklikler gerekebilir.
gerçek tosun paşa Posted - 07/02/2018 : 16:38:03
Anladım senin kafanda düşündüğünle tam örtüşebilir tablo ama bana kalırsa öğreticilik açısından zararlı bir tablo. bana kalırsa zıtlık çok önemli bir konudur ve yaratımın en önemli temellerinden biridir. bu tablo bence zıtlığı anlatmalı gidip zıtlık ilişkisi bulunan burçlar zıtlıkla ortak paydada anlatılmalı bu şekilde değil.
üstte yazıma bir örnek ekledim bu arada.
bozadi Posted - 07/02/2018 : 16:33:44
Söylediğin anlamda, evet çok kafa karıştırıcı ve yanlış bir ifade şekli olmuş olabilir bu tablo, ama inan bana çok isabetli ve öğretici yanları var, sabırlı olman lazım ;) en azından bana yanıldığımı gösterme konusunda sabırlı olman lazım :)
gerçek tosun paşa Posted - 07/02/2018 : 16:29:01
Yazarken üstünlük alçaklık meselesiymiş gibi bir ifade ortaya çıkıyor ister istemez. Demeye çalıştığım düşüncesini oluşturmuş bir burç ve oluşturmakta çok zorlanan bir burç.

Ben söylediklerine katılıyorum ama tablo yanlış. Çok kafa karıştırır. Hala burçların dediğin gibi eş olduklarını düşünsem bile ortak değil tamamen zıt eşler bu tabloya katılmam mümkün değil. Çok baş ağrıtır.

Bir yerde koç azıp seks uğruna dağlara delecekken bir yanda terazi kendi çapınca etiği inceler burada zıtlıktan doğan bir uyum ve öğrenme süreci dışında verilebilecek bir örnek yok. Birbirlerinden öğrenecek şeyleri olduğunu kabul ederim aynı seviyede sıralanamazlar mümkün değil.

Bana göre yaratıcı zıtlıktır. Burada anlayamadığım bir şey olduğunu sanmıyorum. Tablonun ifadesi yalnış.

Ben de örnek vereyim. 1. yoğunluğu 6. yoğunluk içine alır. 6. yoğunluk 1. yoğunluktur ama 1. yoğunluk 6. yoğunluk değildir fakat bir felsefesi kapsamında aslında herşey birdir. İşte koçla terazinin ilişkisi de bundan öte gidemez.

Tabi bu örnek verdiğim için sürekli koçtan bahsediyorum diğer sıralamalarda aynı şekilde benim için.

Verdiğin linkleri inceleyeceğim büyük ihtimal okumuşumdur ama göz atıcam tekrardan.
bozadi Posted - 07/02/2018 : 16:27:34
Daha önce bu çakra/astroloji ilişkisine dair bazı fikirlerimi şu başlıklarda kısmen ifade etmeye çalışmıştım ama devamını getirememiştim, müsait vaktinde incelemeni rica ediyorum, bu husustaki tartışmalara ona göre devam ederiz:

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=319&whichpage=2#8081

Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,59 saniyede oluşturuldu.