Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Kanal Bilgileri
 Kuantum ve Metafizik
 Kuantum’u Anlamak
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

Tiversonus


3343 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/04/2009 :  12:50:49  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kuantum teorisini anlamak en sade ve pratik şekliyle çok kısaca tanımlamak, mümkün müdür? derseniz, evet mümkündür deriz ve bu teoriyi olabildiğince sade kavramak, günlük yaşamda kullanır ve düşünür hale getirmek için kısa, öz ve en pratik haliyle şöyle sıralayabiliriz.



1. Temelde kuantum teorisi aynı anda hem dalga hem parçacık olmayı içinde barındırır. Bu onun en özgün ifade şeklidir.

2. Fakat ölçmeye veya gözlemlemeye kalkarsanız ya dalgayı ya da parçacığı bulursunuz. İkisi aynı anda saptanamazlar!

3. Dalga ve parçacığı aynı anda net bir şekilde saptayamama durumu, Heisenberg’in ünlü belirsizlik İlkesinin özüdür.
Bu olgu, tıpkı koca bir kazan çorba içindeki şeyler gibi, hiçbir şeyin sabit ve tam ölçülemediği, belirsizliğin hayaletvari bir etki yarattığı, kolay kolay anlaşılamayacak olma olgusunu taşıyan bir yapıya sahiptir ve Newtoncu determinizmdeki her şeyin sabit, belirli ve ölçülebilir olma olgusunun yerine geçmiştir.



4. Bu durumda ya elektron parçacık konumundaysa onun kesin durumunu, ya da dalga konumundaysa momentumunu (hızını) ölçebiliriz. Kuantum teorisinde gerçeklikle ilgili her şey bir olasılıktır ve öyle kalmaya da mahkumdur.

Örnek: Dalgınlık anlarımızda birbirine bağlı birçok his ve bazen de görüntü oluşur, bunların ayırımına varamayız, öylesine geçerler. Gözümüz dalmıştır sanki. Bir düşünceye odaklandığımızda ise yalnızca o düşünce oluruz. Bir yandan düşünüp bir yandan dalmamız mümkün değildir. İşte düşünmeye başladığımız anda dalga hareketi çöküşe uğrar gibi.


5. Elektronların çoğu ve atom altı varlıklar ne tam anlamıyla parçacık, ne de dalgadırlar. Onlara daha muğlak bir tanımla “dalga paketi” diyebiliriz.

6. “Tamamlayıcılık Prensibi”nde, varlığın iki türlü tanımı da birbirini tamamlar ve “tek bir dalga paketinden” çıkmış olur. Temel varlığın şu ya da bu şekilde görülmesi koşulların tümüne bağlıdır. (Herhangi birinin o varlığa bakıyor olup olmadığı, ne zaman ve niçin baktığı gibi koşullar dalga veya parçacık şeklinde görünmeyi etkileyecektir.)

Sir W.Bragg, “Temel parçacıklar, pazartesi, çarşamba ve cumaları dalga, Salı, Perşembe ve cumartesileri parçacık gibi görünüyorlar” diyerek şaşkınlığımızı zarif bir espriyle tanımlar. Bu teori gerçekten de çok şaşırtıcı etkilere sahiptir ve evreni bildiğimizi sandığımız evren olmaktan tamamen çıkarmaktadır.


7. Hem dalga hem de parçacık aynı derecede varlığın temel unsurudur; yani her biri maddenin beliriş yollarından biridir ve maddeyi birlikte oluşturur.

8. Kuantum kuramı; hareketi, kesintiye uğramış bir dizi sıçrama diye tanımlar. Bu onun fizikte yapmış olduğu en belirgin kavramsal değişikliktir.

Max Planck, tüm enerjinin bir spektrum içinde akımlar halinde sürekli akmayıp, “kuanta” denilen paketler içinde ışınlar yaydığını buldu. Niels Bohr ise elektronların, süreksiz kuantum sıçramaları şeklinde bir enerji durumundan diğerine atladıklarını gösterdi.

Film şeridindeki karelerin sunuluşundaki ardı ardına sıralanış, yukarıdaki ifadeyi andırmaktadır. Atom altı parçacıklar belki daha doğal gelen bir sıralanış içindeki planı yok sayıp 2-3 sonraki kareye sıçrıyor olabilirler.


9. Bu kesintili yolda “gerçekliğin” sabit bir edimsellikten değil, bilebileceğimiz bir takım edimsellik olasılıklarından ibaret olduğu dünyada, bir parçacığın hareketini ne kadar derinden incelerseniz o denli anlaşılması zor hale gelir. “Anlaşılmazlık” kuantum hareketinin en büyük sorunudur; daha büyük sorun ise bütün o kayıp olasılıkların nereye gittiğidir!

10. Doğanın türlü olasılıklarından biri hangi aşamada ve niçin, kendini “gerçek şeyler” dünyasında sabitler?

Olasılık dalgası görünümündeki bir elektron bir yörüngeden diğerine geçmeye niyetlendiğinde, gelecekteki durağanlığına yönelik, sonunda yerleşebilme olasılığı olan tüm yörüngelerin nabzını aynı anda ölçer!

Bu yoklama mahiyetinde etrafa gönderilen dokungaçlara “sanal geçişler” denir.
Elektronun sonunda geçtiği kalıcı evine ise “gerçek geçiş” deniyor.


11. “Sanal geçişler” enerji tutmazlar ve bu yüzden de enerjiyi daha ileri gitmeden tersine çevirirler. (Yukarıda dokuzuncu maddedeki “bütün kayıp olasılıklar” tanımı sanal geçişler için kullanılan bir ifadedir.)

12. “Çok dünya” kavramı, her birinde bir versiyonumuzu bulabileceğimizi ve bu farklı versiyonların farklı olaylar zincirinin gelişmesini sağladığını öne sürer. “hiçbir kayıp olasılık yoktur!” Bunun izlerini evrimin mucizevi ilerleyişinde görebiliriz. Az ömürlü iki mutasyon uzun ömürlü (asıl geçiş) bir melez oluşturabilir. Biz insanlar büyük bir olasılıkla böyle iki “sanal türün” melez birleşmesinden oluştuk.


13. Eğer tüm potansiyel şeyler tüm yönlere doğru sonsuz olarak uzanıyorsa bunlar arasında bir ayrılık olabilir mi? Bütün şeyler ve bütün anlar her noktada birbirleriyle temas halindeler; tüm bu sistemin BİR’liği onu mükemmel kılmıştır. Parça bütünde ve bütün her bir parçadadır. Zaman ve mesafeler anlam yitirirler. Kuantum şu ana kadarki en büyük kavramsal meydan okumadır.

14. Gözlemlenmemiş kuantum olayı, gözlemlenmiş olandan tamamıyla farklıdır. Schrödinger’in Kedisi olgusu; “Gözlenmeden önce dar iki yarıktan aynı anda gizemli bir biçimde geçmeyi başaran görünmeyen foton ışınları, biz gözlemlediğimizde ya birinden ya ötekinden geçmeyi seçerler ve biz bakarak kediyi öldürürüz!” demek istemektedir.

Kısaca, sonsuz ve çok olasılıklı kuantum dalga fonksiyonu görüldüğü (ya da kaydedildiği) anda tek ve sabit bir gerçeklik olarak çözünür. Biz baktığımızda dalga fonksiyonu neden çöker? (Yanıtı fizikçiler tarafından şimdilik bilinmiyor!)


15. Kuantum fiziğinde bir şeyin varlığının onun tüm çevresine bağlı olma durumuna “bağlamsallık” denir. Başka bir tanımla da “Durum içindeki hakikat!” demek mümkündür.

16. Gözlemci, gerçeği yaratmaz. Dalga fonksiyonu içinde zaten var olan bir olasılığa “somut bir şekil” verir. Görünür hale getirir.

17. Yeni fizikte ifade edilen temel gerçekliğin davranış biçimiyle ilgili bir şey, bizden neredeyse tüm bilinç sorunsalını gözden geçirmemizi talep eder. Ve bu yalnızca kendimizle ilgili değil evrendeki tüm şeyleri kapsamalıdır.

18. “Ya insan biricik değilse?” Bilinçli oluşumuzu evrendeki diğer şeyler ve yaratıklarla, belki de evrenin kendisiyle paylaşıyorsak? Acaba biz insan varlıkları bildik Batı geleneğinin ileri sürdüğü gibi diğer bütün şeylerden farklı mıyız yoksa bizim bilincimiz evrendeki diğer şeylere/şeylerle süreklilik mi kazandırıyor/kazanıyor?

Oysa gerçeklik hem dalgaları (ilişki) hem de parçacıkları (bireysellik) kapsar.


19. David Bohm’a göre; “Bir noktaya yoğunlaşmış düşünce, elektronun parçacık yönü, ilham ise dalga yönü gibidir, ikisini aynı anda deneyimleyemeyiz.”

20. “Bose-Einstein Yoğunluğu”: Belli bir çizginin üstünde enerji pompalanan moleküllerin birlik içinde titreşim yaydıklarını göstermiştir. Kendilerini olabilecek en düzenli yoğun dönem konumuna sokuncaya kadar devam ederler.

21. Bose-Einstein Yoğunluğu’nun en önemli özelliği; düzenli bir sistem oluşturan parçaların yalnızca bir bütün olarak davranmaları değil “bir bütün oluşturmalarıdır.” Her parçanın kimliği öyle bir birleşime uğrar ki kendi bireyselliklerini tamamıyla yitirirler.

22. Bilinçliyi bilinçli olmayandan ayıran şey, nöron bileşenleri arasındaki B-E Yoğunluğudur.

23. Örnekleyecek olursak; bir iş esnasında durup dalgınlıkla geçirdiğimiz anlar bilincin sınır bölgelerinde “zihnin alacakaranlığı” denen bölgede bulunuruz. Ve bir çok olasılığı birinin üzerinde özellikle durmaksızın seyrederiz/yaşarız. Bir an gelir bedenimizde meydana gelen rahatsızlık bizi yoğunlaşmaya kışkırtır. Gerilimden kurtulmak için yoğunlaşır ve bir seçim yaparak “olası düşüncenin dalga fonksiyonunu çökertiriz.”

24. Yani insan özgür iradeye sahiptir. Bedenimizin o anki olası rahatsızlık durumu, yalnızca seçim yapmamızı gerektirdi; seçimin kendisi özgürdü. Rahatsızlık, seçimimizin ne olacağının bağlayıcı ya da yönlendiricisi değildi.

25. Kuantum kuramının işlerliğinde, bir şeyin olabilme olasılığı, onun olabilmesi için gerekli enerjinin miktarıyla ilgilidir.

26. Enerjinin miktarı kavramının doğanın temel yapısında belirsizliğe izin veren bir yasanın bulunuşu yani “Kritik Etki Yasası” ile de bağlantısı vardır. Bir olayın veya olgunun (fenomenin) ortaya çıkabilmesi için kritik bir etkinin bulunması gerekir. Doğa genelde bu şekilde çalışmaktadır. Eğer bu kritik etki oluşmuyorsa olay gerçekleşmez. Yani varlığın hem oluşumunda hem de dağılımında kritik etki yasasından söz edebiliriz. Dolayısıyla, hem düzenli hem de düzensiz rastlantıların gerisinde duran yasa “Kritik Etki Yasası” dır ve kuantum kuramlarının işleyişinde belirleyici rol oynar.


Tiversonus


3343 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/04/2009 :  13:35:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Aslında şunu düşünüyorum, bunları aktarırken: "aynı şeyleri başka bir bakış açısıyla söylüyoruz", yani diğer arkadaşların veya Tolle nin "an" felsefesinin temelinde bakın bu olabilir mi diye bunları aktarıyorum. Sonuçta farklı bir bakış açısı olsa da aslında "aynı şeyin farklı" ifadesi olarak algılıyorum.

Tamam belki, uygulamalarda farklı bir kaç unsur olabilir ancak bu baktığımız veya gözlemlemeye çalıştığız gerçeğin aynı gerçek olduğunu değiştirmiyor.

Bunu şunun için söylüyorum, sevgili İvrin'in aktarımlarına katıldığım yanlar çok fazla, uygulamaların temelinde bakın bu da olabilir demek istiyorum. Bu açıklama olmaz ise de bir egosal tavır algısı algılanabilir diye bu açıklamayı yapıyorum.

Örneğin ben otomatik olarak -Ra bilgileri ile tanışmadan- zihnimi kullanarak bir dengeleme yaptığımı farketmiştim, sonuçta bir "kabul" e gelmiştim, öfkelendiğim yapıları veya insanları. Sevgili dostum açıklamasında "zihni tamamen devre dışı" bırakması "an" a gelebilmek için veya sevgiye direkt geçebilmek için ve böylece varolanı kabul doğuyor. Sonuçta aynı şey. Evet aynı şey. Zihin vurgusu ve sonra ruhsal eterik bir dokunuş açıklamsı aslında aynı şeyler... Sonuç bu kadar aynı iken uygulama yollarındaki farklı açıklamalar bence detay kalırlar.

Evet statükaocu olarak Kasyopyacı tanınmaya başladım:)) Neden böyleyim? Çünkü onlar; " bırakın Siz Herşeysiniz, siz gerçeğinizi yaratırsınız" dedikleri için:))

Yani birisi diyor ki, "ben temelli olmayan" bir kanal bilgisi veya "süzgecimden geçmeyen bilgiyi kabul etmeme" diyor ve ben de Kasyopya bilgilerini seviyorum dediğim de "bununla statükocu olursun" deniliyor:)) İşin garibi kasyopya bilgileri "her zaman gerçeğinizi sizin yarattığınızı söyledik" diyor:)) Yani hep bize ve kişiye vurgu yapıyor. Sonuçta bir farklılık gibi gözükse de aslında aynı şeyler bunlar...Yani "ben seçerim ve realitemi ben yaratırım" bilgisini seviyorum diyorum:))
Go to Top of Page

Alemtac


2482 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/07/2009 :  12:16:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
EVRENİN ENERJİ YAPISI


Enerji bir madde değil, kendini hareketle gösteren bir kuvvettir. Örneğin, bir kar fırtınasında kar tanecikleri görülebilir AMA bir çeşit enerji olan rüzgar görülemez, sadece hissedilir.


Dünyamız katı maddelerden* *oluşmuş gibi görünmesine rağmen aslında deniz gibi hareket halinde olan akıcı bir enerjiden oluşmuş ve onunla çevrelenmiştir.


Modern bilim, insan organizmasının sadece fiziksel bir yapı olmayıp tüm evrende olduğu gibi normal gözle görülemeyen bir enerji alanına DA sahip
olduğunu doğrular.


Basit şekliyle evrende canlı ve cansız diye tanımladığımız her oluşum moleküllerden, moleküller atomlardan, atomlar ise atomaltı parçacıklardan
oluşmuştur. Canlı ve cansız ayrımı belki de çok şanssız bir tanımlamadır. Tüm madde ve varlıkları oluşturan temel yapıtaşı aynı olduğu ve bu yapıtaşı sürekli bir devinim ve saf bir “enerji” olduğuna göre aslında evrende “cansız” hiçbir şey yoktur. İşte varlıkları özde aynı temele bağlayan ve aynı kaynaktan besleyen bu oluşumun bütününü evrenin yaşam enerjisi olarak tanımlamak mümkündür. Doğal olarak bu enerjinin kaynağı yaradılış noktası olarak tanımlanabilir.


Bu demektir ki, *biz saf enerjiyiz**.*


Evrenimizi oluşturan atomlar ve atomaltı parçacıklar hakkında öğrenilecek daha çok şey olduğunu herkesten önce bilim adamları kabulleniyor. Her yeni
keşifle, aslında bildiklerinin NE kadar AZ olduğunu anlıyorlar.


Kuantum kuramı


1900'de Alman fizikçi Max Planck (1858-1947), “*gama ışınlarının” *dalga olmadığını, küçük enerji parçacıklarından, kuantuınlardan oluştuğunu öne sürdü. Planck'in önerisi, beş yıl sonra yayımlanan Einstein'in fikirleriyle birleştirilince sonradan kuantum mekaniği denilecek yeni bir kuram doğmuş oldu. Bu kuram, *maddenin *parçacık ya DA dalga olarak davranabileceği düşüncesini temel alıyor. Birçok bilim adamı bu devrimci fikirlerin klasik fizikten modern fiziğe geçiş noktası olduğuna inanıyor.


Parçacık çeşitleri


Proton, elektron ve nötrondan başka birçok atomaltı parçacık olduğu biliniyor. Bunların bazılarının varlıkları kanıtlanmış, bazılarınınsa birtakım
olguları açıklayabilmek için yapılan hesaplar sonucu var olduklarına inanılmış. Şu anki bilgimizle, parçacıklar üç sınıfa ayrılıyor: Temel parçacıklar, karma parçacıklar ve bozonlar. Temel parçacıklar DA kendi içinde İki gruba ayrılıyor: Leptonlar ve kuarklar.


Leptonlar


Diğer temel parçacıklar gibi lepton sınıfındakilerin de İç yapıları olma­dığı düşünülüyor. Leptonlar yalnızca kendilerinden oluşuyor. Bu parçacıklar
arasında elektron DA var. Elektron bazen bir dalga gibi davranabilen parçacıklara iyi bir örnek. Bulut modelinde elektronun hareket etmekte olan
bir buluta, bir lekeye benzediği düşünülüyor. Bazı bilim adamları elektronun hareketinin Mobius şeridine benzediğine inanıyor. Mobius şeridi, kendi
içinde kıvrılan ve tek taraflı, sürekli bir yüzey oluşturan bir halkaya benziyor.


Üç lepton daha var: Muon, tau ve nötrino. Bir nötron, bir proton ve bir elektron vermek üzere parçalandığında bazen bir nötrino DA açığa çıkıyor.
Nötrino o kadar küçük ki, galaksimizi 12.000 kere bir baştan diğerine kat etse bile, başka bir şeyle tepkimeye girme olasılığı yalnızca *% *50. Üç tür nötrino olduğu dü­şünülüyor.


Bilim adamları evrende bizim görebildiğimizden daha fazla madde olduğuna inanıyor. 1980'lerde ortaya atılan bir kuram, görünmez, ya DA "karanlık" maddenin milyonlarca ufak nötrınonun bıraraya gelmesiyle oluşan bir kütle olduğunu öne sürüyor. Dafıa yeni kuramlarsa, başka olasılıklar getiriyor.


Kuarklar


Evrendeki tüm diğer parçacıkların (leptonlar hariç) yapısında var olan ikinci temel parçacık kuark. Bu parçacıkların varlığı ilk kez 1964'te iki ayrı bilim adamınca, birbirlerinden bağımsız olarak ortaya atıldı. Bu bilim adamlarından biri olan Amerikalı fizikçi Murray Gell-Mann (1929 - ) yeni
parçacıklara "kuark" adını ver­di. Altı çeşit kuark olduğu düşünülüyor. Bunlara Aşağı, Yukarı, Tuhaf, Cazibe, Alt, Üst adları verildi. Kuarkların
elektrik ya da manyetik bir yük dışında, bizim bilmediğimiz bir tür yük taşıdıkları kanıtlandı. Bu yük çe­şidine "renk" deniyor ve "gölge" adı
verilen üç farklı biçimde olabiliyor.


Antimadde


Bilim adamları antimadde diye birşeyin gerçekten var olduğunu ve anti parçacıklardan yapıldığını öne sürüyor. Her temel parçacığa karşılık gelen
bir antiparçacık olduğu düşü­nülüyor. Örneğin, nötrinonun bir anti-nötrinosu, kuarkın DA bir anti-kuarkı var. Anti-parçacıkların kütlelerinin kendilerine karşılık gelen parçacık­larla aynı kütleye, fakat tümüyle zıt enerji düzeylerine sahip oldukları söyleniyor. Aslında bu fikri doğru dürüst açıklayabilmek için koca bir kitap yazmak gerekir.


Karma parçacıklar


İsminden de anlaşılacağı gibi, kar­ma parçacıklar çeşitli temel parça­cıkların bir araya gelmesiyle oluşu­yor. Bunların arasında proton, nötron ve pion
var. Pion, varlığı öne sürüldükten 12 yıl sonra, 1947'de keşfedildi. Bir kuark ve bir anti-kuarktan oluştuğu düşünülüyor.


Bozonlar


"Parçacık" terimi genellikle küçük bir madde parçasını belirtir. Maddeyle enerji arasındaki farklardan biri, enerjinin tersine maddenin kütlesinin
olmasıdır. Bu noktada bo­zonlar işi karıştırıyor; bozonlar bir parçacık çeşidi, fakat bazı bozonlar enerji dalgaları içeren paketlerden oluşuyor.
Foton, en tanınmış bozonlardan biri. Einstein, yüklü parça­cıklar arasında elektrik ve manyetik kuvvetleri taşıyanın foton olduğunu söylemiştir.


Radyoaktif atomlar enerji saldıkları zaman, ışık da açığa çıkar. Işık dalgalardan oluşmuştur. Dalgacıklar halinde ilerler; fakat su dalgalarının tersine, ışık dalgaları "paketler" içinde hapsolmuştur. Foton, ışık dalgaları içeren bir pakettir. Bunu bir torbanın içinde sürünen bir yılan olarak
düşünebilirsiniz. Yılan, dalga, torba da yılanı sarmalayan pakettir.


Işık dalgaları


Işığın çeşitli renkleri vardır. Aynı renk ışık, aynı frekansta titreşen fotonlardan yapılmıştır. Tüm renkler­deki ışığın hızı aynıdır, ancak farklı
renklerdeki ışık dalgalarının enerji düzeyleri farklıdır ve eşit uzaklıkları kat ederken farklı frekanslarda titre­şirler.


Parçacıkları parçalamak


Bilim adamlarının maddeyi daha basit biçimlerine parçalamakta kullandıkları bir makine var. Bu makineye parçacık hızlandırıcı deniyor. Bu makinelerin bazıları kilometrelerce uzunlukta yapılmış. Hızlandırıcının içinde çok yüksek hızlardaki parçacıklar birbirleriyle çarpıştırılıyor. Bazen belirli bir parçacık hedef olarak kullanılıyor ve başka parçacıklar tarafından bombar­dımana tutuluyor. Bazen de parçacık­ların birbirleriyle kafa kafaya çarpışmaları sağlanıyor. Parçacıkların parçalanmasına yol açan bu çarpışmalar, birçok heyecan verici buluşa yol açı­yor ve bilim adamları evrenin yapısını araştırmayı sürdürüyor.


İnsanın kuantum mekanik bedeni


Maddenin en küçük parçacığının atom olduğu zannediliyordu; sonra atomun, nötron, elektron ve protondan oluştuğu, en sonunda da maddenin olabilecek en küçük taneciklerinin kuantum tanecikleri olduğu saptandı. Kuantum tanecikleri "kuanta" adı verilen çok yüksek titreşimler halinde duruyor;
verilen uygun bir dürtüyle maddeye, adet kanamasın­dan, kirpiğe, kahkahadan gözyaşına, hormonlara kadar her şeye dönüşe­biliyorlar. Zihin beden
bütünlüğü de burada ortaya çıkıyor. Zihin de ku­antum titreşimleri halinde enerji yüklü bir potansiyeldir ve uygun gördüğü emirlerle düşünceyi, maddeye dönüştürebilir.


Kuantum titreşimlerinden, kuantum tanecikleri, onlardan proton, elektron, nötron, atom, onlardan da molekül, hücre, dokular, organlar ve tüm birey
ortaya çıkıyor. Basit bir örnek verecek olursak bir yolda yalnız yürürken, karşınızdan gelen bir köpek saldırganca size yaklaşırsa, bir anda, saniyeden daha kısa bir zaman içerisinde, korku ve endişe sonucu be­deninizde adrenalin salgılanır, sempatik sinir sistemi bir anda hâkimiyete geçer, kan basıncı artar, kalp hızlanır. Bütün bunların hepsi bir saniyeden az bir zaman içerisinde gerçekleşir. Görmenizle kaçmanız bir olur ve korku, sizde adrenalin denilen bir moleküle, maddeye dönüşür. Bu kaba örnek bile madde olmayan, zihin düzeyindeki bir düşüncenin nasıl maddeye dönüştüğünü
göstermektedir. Korku, adrenaline dönüştüğü gibi mut­luluk, üzüntü, hepsi maddeye dönüşür. Bu yüzden kuantum-mekanik beden olduğumuzu bilmemiz çok
önemli. Günümüzde de tıp ilerledikçe insanın sadece organlardan oluşmadığı da araştırılıyor ve anlaşılıyor.


Kaynaktan (her şeyin bir ve aynı olduğu birleşik alandan) koptuğunuz zaman, kuantum düzeyiyle olan bu ilişki bozulur; kuantum mekanik bedene hâkim olma özelliği zayıflar. Fizyolojinizin organizasyonu, derin, kuantum düzeyinden değil, daha kaba düzeyden akar. Kendinizi tek ve ayrı bir canlı olarak düşünüp her şeyin "bir" olduğunu kavrayamaz; yaradılışın gerçek yasalarını çiğnerseniz, hatalı yaşar, davranır ve beslenirseniz, kuantum mekanik beden bağlantınızı, zihin-beden ilişkinizi kaybetmiş olursunuz.


*Oysa, beden programımızı kuantum düzeyden yeniden organize edebilir, evrenin yaşam enerjisinin bedenimizi beslenmesini sağlayarak daha sağlıklı
ve uzun bir yaşama sahip olabilir, tekrar iç doğamıza dönerek, kendimize yardım edebilir, mükemmel ruh ve beden bütünlüğünü yaratabiliriz.*

Kaynak: Kryon 35 grubu :))


Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,42 saniyede oluşturuldu.