Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Önerileriniz
 Genel Paylaşımlar (Herhangi Yazı, Link ya da içerik Önerileri)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

isiklidusler


419 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/11/2014 :  00:09:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  isiklidusler Kullanıcısının Kişisel sitesini Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Gördüm-beğendim paylaştım/(paylaşmak istedim-daha çok kisme duysun okusun,) ya da değerlendirsin; demek (istedim/istedik) için;

isiklidusler


419 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/11/2014 :  00:12:53  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  isiklidusler Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
bir başlangıç; (kesit;) ropörtajlar;

(röportaj'ın bir özelliği de soru - cevap sunması; bunu seviyoru-z;)
--

Evet, ben hep karanlığa bakıyorum.

Yazmak bana göre en mantıklı, en iyi düşünme tekniği.

Yazmak; (yazılan) metin iki yalnızlığı birleştiriyor… İşte bu bence iletişimin en saf halidir.

amacın asla o soruya cevap bulmak olmamalı. O zaman hem kendini sınırlamış olursun, hem de tuzağa düşersin. Halbuki bir şey aramazsan kaybolma ihtimalin de olmaz. Aramazsan bulursun da… Amaç tek sorudan yola çıkıp bin soruya varabilmek, en azından bunu denemek.

sörfte iyi bir dalga yakaladın, çok güzel bir hareket yapacaksın, zaten amacın da bu. O sırada durup etrafa bakmaz, “İyi mi yapıyorum, kötü mü” demezsin.

http://egoistokur.com/yeter-ki-hayrete-dusmeye-hazirlikli-ol-meyilli-ol-musait-ol/

“Karanlığı bilmeyen ışığı nasıl arayabilir?”

Her şeyin karşıtıyla var olduğuna inanmayan, nasıl yazar olabilir?

“İlham kaynağım, insanın varoluş ve yok edicilik yeteneği…”

S:Efsa’nın çok özel bir yeteneği var, gerçeği görüyor, bildiğini söylüyor… ve susmuyor. Gerçeği söylemek insanı niçin tehlikeli yapar?
C:Acı çekmekten hoşlanan ve acıları çoğaltan insanlar, çözümün tamamen kendi ellerinde olduğunun söylenmesinden hoşlanmazlar. İnsanın gerçek düşmanı kendisidir ve onunla yapılan her yüzleşme tehlikelidir.

http://egoistokur.com/peri-efsa-karanligi-bilmeyen-isigi-nasil-arayabilir/

Anlattıkları her şeye inandıklarımız ve anlattıkları hiçbir şeye inanmadıklarımız vardır. Bir de bu ikisinin dışında kalanlar; ritmiyle, tonlamasıyla, seçtiği sözcüklerin çağrıştırdıklarıyla bizim için nice bilinmezin kapısını aralayanlar… Onları dinlemek zevklidir, insanda çalkantılı bir yolculuk hissi uyandırır, başdöndürürler, o yüzden yazdıklarını inanarak okuruz.

S:Bir karakteriniz, “Bu ülkede en büyük otorite sopadır” diyor mesela.?
C:Okurun keşfetme, yorumlama, yarı saklı olanı, tam söylenmemiş olanı, ima edileni, bilinç sandıklarına kapatılanı kendi kendine adlandırma inisiyatifini almayalım.

S:siyasi meseleler insanın günlük hayattaki ilişkilerini, seçimlerini, kaderini etkiler mi?
C:Hem de çok. Ama yaşarken ayırdına pek varılmıyor. Hem yaşamak hem de ne yaşadığını tam anlamıyla anlayıp yorumlamak dünyanın belki en zor işi. En kolayı da başkalarının hayatına belirli bir mesafeden bakıp keskin yargılar yürütmek tabii ki.

Aşmak” geride bırakmak ve unutmak değil. Aksine. ,,, etrafa dikkatle baktığımda, en zor koşullardan sağ çıkabilmiş kimi kadın ve erkeklerin yüzlerinden tebessümü, hayatlarından şakayı eksik etmediklerini görebiliyorum ve bu “aşkınlık”ı sadece kendim için değil hepimiz için, evet çok umut verici buluyorum.

gerçek hayattaki “ben”le yetinmemek, çoğalmak, hem genişlemek hem hafiflemek, Muhteşem Gatsby’nin yazarı Scott Fitzgerald’in çok sevdiğim düsturuyla “vaaz verirken dahi bunu çaktırmamak”, bir hedeftir hep benim için.

,,,O da bu romanın kerevizi ve bamyası olsun ve bırakalım okur kendi bulup kendi pişirsin.

“Kereviz, bamya, enginar gibi tuhaf sebze yemeklerini lezzetli bulduğun gün öpüşmekten de zevk alacaksın. Sen daha köfte, kızarmış patates ve domatesli makarna çağındasın.”

http://egoistokur.com/vivet-kanettiden-bilinc-sandiklarina-kapatilanlarin-romani/

(ve diğerleri;ek)

Bir rüyadan uyanır, bir gerçeğe ayılır gibi, aniden fark ettim. Atıldığım bu uğursuz bahçeye zaten düşerek gelmiştim. Düştüğüm için böyleydi her şey. Düşmek, başa gelen demekti, ille de çekilecekti. Ama düşmez de kendi atlarsa insan, bizzat seçerse ne yaşayacağını yani, işte o zaman her şey değişirdi.
Bir kötüye koşmak icabında, bir iyiyi beklemekten yeğdi. Öyleydi.

Düşmeden ölmenin ve yaşamanın da tabii, bir yolu olmalıydı. Henüz bulamamıştım.

On dört yaşındaydım ve dünyadan çok sıkılmıştım. Bana kalırsa yeterince yaşamıştım. Yara gibi bir şeydi hayat. Ağılıysa, hele de acıyorsa,

Gülümseyerek aşağı süzülürken, bulutlar sedir yaprakları gibi eğilmiş selam verirken, yıldızlar küpelik kirazlar misali bir bir sarkmış alkış tutarken, içimden tekrarladım:
“Atlamak düşmekten iyidir! Öyledir!”

http://egoistokur.com/nermin-yildirimdan-atlamak-dusmekten-iyidir/

---
bir yorum;

içine düştüğünüz durum; düşmek;
içine atladığınız/atladığımız durum; içinde bulunduğunuz-olduğunuz durum;

(,,,)
Go to Top of Page

macka


203 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/11/2014 :  17:30:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Einstein: Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek arasındaki fark sadece bir ilizyondan ibarettir
http://www.youtube.com/watch?v=xG6RHN795-o

Acaba anılar yalnızca geçmişin değil geleceğin de bir yansıması olabilir mi?De Ja Vu

Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

Edited by - macka on 27/11/2014 17:39:11
Go to Top of Page

believer planet


199 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/11/2014 :  00:46:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
çok güzel bi paylaşım macka teşekkür ederim.

bu videoyla uzay/zaman görecelik kavramını çok basite indirgeyip güzel bir şekilde anlatmışlar.

paylaşım için teşekkürler.

herşey mümkün
Go to Top of Page

bigsenfoni


1042 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/11/2014 :  02:31:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Güzel bir paylasim macka ...:)

Genisleyen simdi konusu yeniden kafami kurcalamaya basladi.Genisleyen simdiyi Evrensel aklin(bu evrendeki ben/sen/o/hersey/herkez) genislettiginin sonucuna varmistim.ama bu dilim teorisiyle evrendeki her hangi bir varlik o dilimdeki simdiye geri gidip/bakip bütün evrenin genisleme yönünü nasil degistirebilecegini daha iyi kavriyorum.Yeni evren yaratma olayida böyle oluyor sanirim;eski evrende genisliyor/devam ediyor ,yeni evren o bakilan dilim-simdiden itibaren farkli bir boyutta/frekanta/bilinc frekansinda devam ediyor agacin dallari/budaklari gibi... dalin ciktigi yerde yeni evren basliyor ve agac büyümeye devam ediyor ve sonsuza kadar büyüyecek ...agaci Bir/tek/bilinc olarak düsündügüm zaman daha iyi kavriyorum...Bu arada su anda agacin dalinin evrensel akil oldugunu görüyorum ! peki dallar(bigbang) neye göre cikiyor !neden cikiyor ?Bu konu üzerinde biraz kafa yormam lazim ...
iyiki hatirlattin su nörönlarimi hoplatmayali bayagi olmustu...:-D

Kalbiniz temiz gözünüz acik olsun.






KENDİ DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET... OSHO

Kalbiniz temiz,gözünüz Osho'nunki gibi acik olsun.
Go to Top of Page

macka


203 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/11/2014 :  16:32:58  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ben teşekkür ederim ilginize believer planet,bigsenfoni

"..
C: Şimdi, yoğunlukları birleştirdiğiniz zaman, fiziksel gerçeklik ile eterik gerçekliği, veya diğer bir deyişle düşünce formu ile fizikselliği birleştirmiş oluyorsunuz. Bunları mükemmel bir şekilde birleştirebildiğinizde anlarsınız ki, bir başlangıç ve bir son olmamasının nedeni, bir başlangıç veya bir son düşünmeye ihtiyacınız olmamasıdır çünkü gelişiminizi tamamlamışsınızdır. Yedinci yoğunlukta Bir ile birlik olduğunuzda, bunu gerçekleştirmişsiniz demektir ve artık fiziksel ve eterik formlar arasında bir farklılık olması için hiçbir neden yoktur.
S: (SV) Bir soru sormak istiyorum: Eğer zaman yoksa, geçmiş ve gelecek de yok; geçmiş hayatlar ve gelecek hayatlar da yok; reenkarnasyon diye birşey de yok, o zaman nasıl siz biz olabiliyorsunuz?
C: Evet, reenkarnasyon var. Burada fazla hızlı bir şekilde sonuca atlıyorsun. Hiçbir zaman reenkarnasyonun olmadığını söylemedik.
S: (SV) Ama eğer zaman yoksa? (J) Bizim algımız öyle. (L) Herşey eşzamanlı olarak oluyor. Tüm bu hayatları aynı anda yaşıyoruz. (SV) Diğer tüm benliklerimizle bağlantı kurmamızın bir yolu var mı?
C: Şöyle söyleyelim: hafıza bankalarınızın bir kısmına erişeceğiz ve ilginç bir şekilde daha önce tanımladığımız dikey gerçeklikle çok yakından uyumlu olan başka bir referans vereceğiz. Bir slayt göstericisinin nasıl birşey olduğunu biliyorsunuz değil mi? Gerçeğin bu geniş nitelikli yapısına dair bir sezgi edinmenizi sağlamak için, kendinizi büyük bir slayt çarkı olan projektörle bir sunum izlerken düşünün. Bu süreçte herhangi bir noktada, belirli bir slaytı izliyor olursunuz. Fakat, diğer tüm slaytlar da çarktadır, değil mi? Ve elbette bu aynı zamanda, daireler içinde daireler ve daireler içinde dairelerin olduğu dikey gerçekliğe, ve aynı zamanda Büyük Döngü’ye ve aynı zamanda daha önce anlattığımız şeye de uymaktadır: Var olan herşey / tek şey derslerdir. Herşey bundan ibarettir ve slayt sunumunu izlerken, derslerinizden keyif almanızı istiyoruz…
S: (J) Bu benzetmeye göre, slayttan geçerek ekrana giden ışık bizim algımız oluyor.
C: Ve, eğer projektörün slayt çarkına geri bakacak olursanız, tüm yaratımın esasını ve özünü, yani Bir ile birlik olduğunuz yedinci seviyeyi görürsünüz
.."

Zamanın bir ilüzyon olması gerçekten kavraması zor bir durum,celsede de belirtildiği gibi reenkarnasyon ve daima ileri ruhsal bir tekamüle inanan benim için de.Hele aşağıdaki yakın tarihli celse ben de şok etkisi yaratmıştı,4.yoğunluk perdesi incelince neden Selahattin görünsün o zaman bitti,Selahattin şimdi kimbilir nerede enkarne diye düşünmüştüm!..

"13 Şubat 2011
..
S: (Andromeda) Son zamanlarda deneyimlenen pek çok garipliğin nedeni, dünya genelinde perdenin incelmesi mi?
C: Evet.

S: (Andromeda) Mısır’da görülen atlı adam hayaleti neydi? (ç.n.: youtube (http://www.youtube.com/watch?v=vXOInJSlHXQ))
C: Perdenin incelmesi.

S: (Belibaste) Peki şövalyenin anlamı neydi? Bir hayalet miydi? Bir yaratık mıydı? Mısır halkıyla mı savaşıyordu?
C: Selahaddin.

S: (Belibaste) Şövalye veya prens... Arap savaşçısı. ... (Andromeda) Peki Kudüs’teki UFO? (ç.n.: aynı olaya ait gibi görünen birkaç video.. "

Aslında tekamül fikri ile çelişmesine gerek yok,önemli olan zamanda ileri teknolojili,lüks bir yaşam değil tabi ki ruhsal gelişmişlik seviyesi.Aynı anda tüm enkarnasyonları yaşamak?Şimdilerde 2 çekirdekli 4,5 çekirdekli işlemcili telefonlar elden ele dolaşıyor.Çok daha gelişmiş bir pc olan zihnimizin belki diğer bölümleri diğer yaşamlarımızla farklı zamanlarda tecrübelerini yaşıyor ama biz şu an slayt çarkında gerçekten bu kareye odaklandık!

Gerçek her zaman gönlünüzün dilediği değildir.Ancak gönlünüz arındıkça onu bulacaksınız,şüphesiz

Edited by - macka on 28/11/2014 22:54:10
Go to Top of Page

bozadi


8793 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/11/2014 :  23:49:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Einstein'ın geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki fark algısının ilüzyon olduğuna dair video alıntısı beni de etkiledi. Aslında çeşitli yazı ve videolarda benzer şeyler izlediğimi hatırlıyorum ama nedense bu videoda olaya celselerde anlatılanların da ışığında bakınca ilgimi daha çok çekti bu sefer.

Yalnız, videoda anlatılan şeyleri henüz pek anlamlandırabilmiş değilim. Uçak deneyi çok ilginçti. Yani yerdeki saat ile uçaktaki saat arasında küçük de olsa bir fark meydana gelmesi çok ilginç. Bisikletli uzaylı ile dünyadaki durum arasındaki geçmiş ve gelecek farkı meselesini anlayamadım. Müsait bir zamanda tekrar izlemek ve yorumlarımı paylaşmak istiyorum. Belki buna uygun bir başlık açmamız da uygun olacaktır.
Go to Top of Page

isiklidusler


419 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 30/11/2014 :  19:08:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  isiklidusler Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Kartalın Yeniden Doğuşu…!

Değişim, yenilenme, acı yoksa kazanç da yok, fedakarlık, yeniden doğuş, sıfırlamak, vazgeçmek, sil baştan, reset atmak… İşte bu konular gündeme geldiğinde, sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada dolaşan bir efsane var. Kartalların hayat sürelerini uzatmak için girdikleri acı dolu dönemi anlatan, ilham veren bir hikaye.

Derler ki:

“Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır.

Kartalın yaşı 40#8242;a dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Tüyleri kartlaşır, kalınlaşır ve kanatlarına takılmaya başlar.

Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.

Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir.

Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.

Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler.#8232; Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar.

5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.”

http://www.fikiratolyesi.com/2010/01/19/kartalin-yeniden-dogusu-yok-oyle-bir-sey/
https://eksisozluk.com/kartalin-yeniden-dogusu-uydurmasi--3699574
Go to Top of Page

believer planet


199 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 30/11/2014 :  19:43:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
gerçekten ilham alınacak bir durum .... ama sanırım gerçek değil..

paylaşım için teşekkürler ışıklıdüşler.

herşey mümkün

Edited by - believer planet on 30/11/2014 19:50:37
Go to Top of Page

isiklidusler


419 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/12/2014 :  01:31:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  isiklidusler Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle

her halde GDO'su değiştirildi milletin çünkü bu kadar duyarsız olmazdık!

videosu; https://www.facebook.com/video.php?v=526472304056596

metni;

Duyarsız bir Türkiye mi olduk ne olduk. Bu kadar büyük bir olay oldu (Reyhanlı saldırıları), bizim TV'lerimizde eğlence programları kesilmedi. Millet göbek atmaya devam etti. Sonra derbi maçı falan tartışıldı. Bin misli fazla tartışıldı. Oysa hem çok büyük bir acı var; o insanların acılarına saygı göstermek lazım.

Hem de Türkiye nereye gidiyor? Savaşın içinde miyiz? Kıyısında mıyız? Nedir? Yani ne oldu bize? GDO'lu ürünler bizim de heralde genetiğimizi değiştirdi. Çünkü bu kadar duyarsız olmazdık.. Ama İstanbul'da, Ankara'da olsa böyle mi yapacağız? Uzak diye mi böyle oluyor.

sahiden
pusulasız bi gemiyle fırtnaya yakalanmış gibi gidiyoruz;


Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/02/2018 :  00:24:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
tesisin reklamını yaptığımı düşünmeyin reca ederim bilakis ben gidip kalmıyorsam kimse kalmamalı. bunun yanında bu nasıl zevk tasarım dizayn yaratıcılık bayıldım eridim bittim. banyoda lavabo musluğuna kadar planını projesini temin ettiği yerleri tek tek bulup böyle küçücük fıçıcık bir ev yapmak ne muhteşem olurdu. bu modellerden dizaynlı bir köy kurup oraya taşınalım. kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde ucuza araziler var. yeşillikler içersinde. hiç gitmedim ama kırklarelinde manisada nette sahibinden comda tarıyorum boş beleş vakitlerimde. egede marmarada akdenizde elektiriği suyu olan ucuz çiftlik evleri var sığışırız 4-5 dönüme eker dikeriz. hayallerde yaşıyor ben. seneye ciddi bu projeye başlıyorum. ne kadar insan dahil olursa o kadar ucuza mal olur.

hayal evi
http://www.abantyesilev.com/detay.asp?id=469

meraklı ev
http://www.abantyesilev.com/detay.asp?id=544

neşeli ev
http://www.abantyesilev.com/detay.asp?id=471

utangac ev
http://www.abantyesilev.com/detay.asp?id=478

Edited by - bona fide on 28/02/2018 00:27:59
Go to Top of Page

bozadi


8793 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/02/2018 :  10:39:19  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

tesisin reklamını yaptığımı düşünmeyin reca ederim bilakis ben gidip kalmıyorsam kimse kalmamalı. bunun yanında bu nasıl zevk tasarım dizayn yaratıcılık bayıldım eridim bittim. banyoda lavabo musluğuna kadar planını projesini temin ettiği yerleri tek tek bulup böyle küçücük fıçıcık bir ev yapmak ne muhteşem olurdu. bu modellerden dizaynlı bir köy kurup oraya taşınalım. kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde ucuza araziler var. yeşillikler içersinde. hiç gitmedim ama kırklarelinde manisada nette sahibinden comda tarıyorum boş beleş vakitlerimde. egede marmarada akdenizde elektiriği suyu olan ucuz çiftlik evleri var sığışırız 4-5 dönüme eker dikeriz. hayallerde yaşıyor ben. seneye ciddi bu projeye başlıyorum. ne kadar insan dahil olursa o kadar ucuza mal olur.

hayal evi
http://www.abantyesilev.com/detay.asp?id=469

meraklı ev
http://www.abantyesilev.com/detay.asp?id=544

neşeli ev
http://www.abantyesilev.com/detay.asp?id=471

utangac ev
http://www.abantyesilev.com/detay.asp?id=478



Gidip böyle bir yere yerleşmek iyi bir fikir midir, değil midir, ne kadar mümkündür, zaman zaman bunu forumda ve bir-iki arkadaşla özelde tartışmışlığımız oldu.

"Niyet" olarak hep mevcut aklımızın bir yerinde ama göründüğü kadar kolay olmadığı sonucuna varıyorum kendi içimde. Avantaj/dezavantaj denkleminin sonuçlarından da pek emin olamıyorum doğrusu.

O tür kırsal/doğal ve komünal bir yaşama geçiş yapmak potansiyel olarak iyi ve faydalı bir fikir olsa bile henüz bunu yapma aşamasında değilmişiz gibi geliyor bana. Ama o aşamanın yaklaşması, gelmesi çok hızlı da gerçekleşebilir, koşullara bağlı olarak.

Diyelim ki öyle ciddi bir yaşamsal değişiklik yapma imkanımız yok, o zaman dünyaya gelme amacımızı / amaçlarımızı gerçekleştiremez miydik? Eğer öyle bir yaşam tarzına geçmek hayat amaçlarımız arasında veya o amaçların önemli/kadersel bir parçasıysa, o zaman bunun imkanları ve gereklilikleri bir şekilde hayatımıza çekilecektir. Nitekim şu anda bu konunun tekrar açılıyor olması da öyle bir "çekilme" ile ilgili olabilir ama şahsi tahminimi tekrarlayacak olursam, bu iyi-doğru bir fikir olsa bile henüz bunun için doğru zaman olduğunu sanmıyorum ama hiç belli olmaz, içsel ve/veya dışsal şartlar nispeten çok kısa sürelerde değişebilir.

Hayat amaçlarımızı gerçekleştirmemizin ille de böyle bir yaşam yeri / şekli değiştirmeye bağlı olduğunu düşünerek (o yönde güçlü bir arzu duyarak) kendimizi şartlandırmamız yanlış olur gibi geliyor bana. Nerede ve hangi şartlarda yaşadığımızın hayat amaçlarımızı gerçekleştirip gerçekleştirememe üzerinde bağlayıcı/mecburi bir ilişkisi olmadığını düşünmek daha mantıklı görünüyor. Bu da olayları akışına bırakmak, yani dışsal ve kendiliğinden gelişen şartlar özellikle gerektirmedikçe, olağan akışı çok zorlamamak en iyisi sanki.

Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/03/2018 :  19:52:21  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
sözde hayvan ve doğa sever bir insanın, görsel ziyafet uğruna doğada ağaç katliamı yapılarak insanların kullanımına sunulan tesisteki evleri elinde salya kovasıyla ayıldım bayıldım demesi kadar utanç verici bişey var mı. bence de vardır da bu düşüncesizliği sözde hayvan ve doğa sevenim diye geçinen birinin yapması ikiyüzlülüğüne ne demeli. ben olsam beni boynuma kadar kuma gömer kalan kısmıda taşlatırım. taş tuğla toprak demir varken neymişte emeklililkte doğada ağaç evle huzur huşu. ya milyonlarımı bu ahmak ihtiraslarım için sarfetseydim. zeka pırıltılarıyla dolu zihnim az kalsın karanlığın davetkar teklifine kanıp bu zulme ortak olacaktı. böyle bir ev yapılsa kapısını çekip bi yere gittiğinizde dönünce tekrar yerinde bulmanız bu ülkede biraz zor.ağaçların bakımı ayrı bir dert. ya doğanın intikamı düşünemiyorum bile.ağaçlardan özür dilerim. ayran gönüllü hayallere karavan seçenekleriyle devam ediyoruz https://yandex.com.tr/gorsel/search?text=caravan

bozadi işin gerçeği bu tarz yaşamlar bireysel tercihle olabilecek bir durum. gelişen teknoloji eğitim idealler hedef farklılıkları aile bireyleri içersinde dahi ortak karar alıp uygulamaya kalkılsa illaki her kafadan farklı ses çıkar çıkacaktırda. izole bir yaşam her ne kadar doğadan bahsetsekte herkesin tercih etmesi zor. gençler özellikle artı ekonomik şartlar. minimalist yaşam da desek belirli düzenli bütçe olmadan zor.
Go to Top of Page

bigsenfoni


1042 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/03/2018 :  22:06:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Karavan iyi fikir :-) uzun yıllardır hayalim.



KENDİ DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET... OSHO

Kalbiniz temiz,gözünüz Osho'nunki gibi acik olsun.
Go to Top of Page

Dionysos


74 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/04/2018 :  10:52:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Arkadaşlar
Burayı oldukça doldurmamın bir sakıncası yoktur umarım...

.: İki zıt kadın kimliği: Lilith ve Havva

YAZAR: HASAN KAYA TARİH: 15 EKİM 2016 MAKALELER

Eklenti:
“Tanrı sizi kötü kadınlardan korusun; iyi kadınlardan da siz kendinizi koruyun!” (Timuçin, 2005: 21) “Kadın”ın her halükarda kaçınılması gereken tehlikeli bir varlık olduğunu savlayan bu Yahudi atasözünde, ilginçtir ki, “kötü kadın” Lilith’i, “iyi kadın” ise Havva’yı çağrıştırmaya yönelik gibidir. Batı’da yaygın olarak bilinmesine karşın Doğu toplumlarında çok daha az bilinen Lilith[1] ile insanlığın anası Havva, kadının özgül kimliğinin de, ataerkil toplum marifetiyle kadının sırtına yüklenen “ahlak”ın da karşıt kutuplarını simgeleyen birer mitolojik figür niteliğindedir aslında.

Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında “yaratılış” anlatıları, ilk kadın olarak Havva’dan bahsetse de, kutsal kitapları etkilediği düşünülen başka birçok mit, Adem’e eş olarak Havva’dan önce yaratılmış Lilith adında başka bir kadından daha söz eder.

Tevrat’ta, tüm canlıların iki cins olarak yaratıldığı anlatıldıktan sonra Allah’ın insanı kendi suretinde erkek ve dişi olarak yaratıp “…çoğalın, yeryüzünü doldurun ve onu tâbi kılın…” (Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bab 1) diye seslendiği belirtilir; fakat daha sonra bununla çelişkili ifadelere yer verilir:

Henüz yerde bir kır fidanı yoktu, … toprağı işleyecek adam yoktu. …Allah yerin toprağından adamı yaptı, …Aden’de bir bahçe dikti …adamı oraya koydu. …görünüşü güzel ve yenmesi iyi olan her ağacı, ve bahçenin ortasında hayat ağacını, ve iyilik ve kötülüğü bilme ağacını yerden bitirdi. …adama dedi: …iyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin. …Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. …fakat adam için uygun yardımcı bulunamadı. …adamın üzerine derin uyku getirdi, …onun …kaburga kemiğinden bir kadın yaptı ve adama getirdi… (Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bab 2)

Görüldüğü gibi, 1. Bab’ta kadın ve erkek birlikte yaratılmış, ne var ki 2. Bab’ta erkek yaratıldıktan sonra ona yardımcı aranmış, diğer canlılardan uygun yardımcı bulunamadığı için adeta mecburen bir kadın yaratılmıştır.[2] Bu tutarsızlık, Kitab-ı Mukaddes haricindeki yaratılış mitleri, mesela 8.-11. yy sürecinde oluştuğu bilinen “Ben Sira Alfabesi” gözden geçirildiğinde anlaşılır bir hal alır:

Tanrı ilk insanı yarattığında şöyle konuştu: ‘İnsanın yalnız olması iyi bir şey değil.’ Ve ona topraktan bir eş yarattı, ona benzeyen, adı Lilith olan. Kısa süre sonra birbirleriyle kavga etmeye başladılar: Kadın erkeğe: ‘Ben senin altında yatmak istemiyorum.’ Ve erkek: ‘Ben senin altında değil üstünde yatmak istiyorum; çünkü sen altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum.’ Kadın: ‘…eşitiz; çünkü ikimiz de topraktan yaratıldık.’ (…) Birbirlerini anlamayı ret ettiler. Lilith, (…) Tanrı’nın o özel ismini telaffuz etti ve dünyanın göğüne doğru yükseldi. Adem yaratıcısına seslendi: ‘…bana verdiğin kadın benden kaçtı!’ (…) Tanrı, Lilith’in peşinden üç melek gönderdi. (…) şöyle konuştu: ‘Geri dönmek istediği takdirde, tamam; ama istemezse, her gün yüz oğlunun ölümüne şahit olmayı göze almalıdır.’ Melekler kadını bulup Tanrı’nın sözlerini ilettiler. Ama o geri dönmek istemedi. [Burada kullanılan kelime İbranicede “kaybedilen değerlere geri dönmemek” anlamındadır.] ‘Seni denizde boğacağız!’ dediler. Kadın: ‘Beni yalnız bırakın; çünkü ben çocukları zayıf düşürmekten başka bir işe yaramam: erkek çocukları doğumlarından sekizinci günlerine, kız çocuklarını ise doğumlarından yirminci günlerine kadar gözetmem emredildi.’ (…) böylece kadın günbegün şeytanlarından yüz tanesinin ölmesini göze aldı. (bkz. Zingsem, 2007: 36-37. Ayrıca bkz. “Alphabet of Ben Sira”: http://jewishchristianlit.com)

Bu öykünün küçük farklılıklar taşıyan varyasyonları, Kabala öğretisinin kaynaklarında da ele alınmıştır. Mesela Zohar’a göre; altıncı günde yaratılan Adem ‘Ben hariç her yaratığın bir eşi var!’ diye bağırarak Tanrı’ya serzenişte bulunur. Bunun üzerine Tanrı ilk kadın Lilith’i yaratır; tıpkı Adem’i şekillendirdiği gibi şekillendirir fakat saf toz yerine kir ve çamur kullanır. Kadın yine az önce anlatılan sebeplerle ve eşitlik iddiasıyla Adem’den aşağı olmayı ret eder, bu yüzden hiçbir zaman barış içinde yaşayamazlar. Lilith (Ben Sira Alfabesi’nde olduğu gibi) Tanrı’nın gizli ve tanımlayıcı adını söyler ve göklere yükselerek Adem’i terk eder. Adem, Tanrı’ya şikayette bulunur. Melekler Lilith’i, etrafta şehvetli şeytancıkların dolaştığı ve onun her gün onlardan olma yüz şeytan doğurduğu Kızıldeniz yakınlarından almaya gider; gelmemesi halinde denizde boğmakla tehdit ederler. O da “Kızıldeniz’deki bu süreden sonra nasıl Adem’e geri dönüp saygın bir ev kadını olarak yaşayabilirim ki?” diye sorar. (…) Adem’e uygun eş yaratmak adına Tanrı yeni bir denemede bulunur:

Ve Adem seyrederken bir kadının anatomisini şekillendirdi; …kemik, bağ dokusu, kas, kan ve bağırsaklar kullandı; bütün bunları deriyle kaplayarak çeşitli yerlerine kıl ve saçlar ekledi. Bu görüntü Adem’i o kadar tiksindirdi ki, kadın (Chawwah) bütün güzelliğiyle karşısında durduğunda dahi onu çok itici buldu. (…) Tanrı bir üçüncü kez denedi… Adem uyurken onun kaburga kemiğinden bir kadın yarattı… Saçlarını ördü, yirmi dört mücevherle süsledi. Adem hayran olmuştu… ( Bkz. Zingsem, 2007: 37-38. Bkz. Çığ, 2006: 52. Bkz. Lilith in the Zohar)

Çeşitli varyasyonları görülebilecek olan bu anlatıların ayrı düşmeyen görüşleri ise, Lilith’in (ilk günahtan önce Aden Bahçesi’den ayrıldığı için) Adem’e verilen ölümlülük cezasından azat olduğu ve ayrıca onun dünyanın felaketi olduğudur. (Bkz. Zingsem, 2007: 36-40) Nitekim Kitab-ı Mukaddes’te Lilith figürü (iki ayrı kadın yaratımını ele veren Tekvin bölümü bir tarafa) İşaya Bap 34’te ve Eyyub Bap 18’de yıkım, felaket ve cezalandırmalara eşlik eden bir kötülük emaresi olarak sunulur. Ve genellikle etrafta varlığına eşlik eden baykuş ve yılandan söz edilir.[3]

Kabala’nın diğer bir kaynağı Talmud’a göre kanatlı, uzun saçlı, insana benzer, “gecelerin dişi şeytanı” olan bu esrarengiz kadın figürünün (bkz. Lilith in the Talmud) izini sürmeyi geriye doğru kazarak sürdürdüğümüzde Lilith, yine gizemli bir figür olarak yaklaşık İÖ 2000’e tarihlenen eski bir Sümer yaradılış öyküsünde karşımıza çıkar (bkz. Resim 1) :

…her şey oluşmaya başladığında / …bir huluppu ağacı / Fırat’ın kıyılarında kök saldı. / (…) [İnanna] Ağacı nehirden çekerek konuştu: / ‘Bu ağacı Uruk’a götüreceğim / …kutsal bahçeme dikeceğim.’ / Kendi elleriyle ilgilendi İnanna ağaç ile / …Yıllar geçti / …ağaç kalınlaştı / (…) O zaman evcilleşmeyen bir yılan / yuvasını huluppu ağacının köklerine kurdu / Ağacın dallarında Anzu-kuş kuluçkaya yattı / Ve gövdesinde karanlık bakire Lilith evini inşa etti. / …İnanna nasıl da ağladı! / …erkek kardeşini [Güneş Tanrısı Utu’yu yardıma] çağırdı. / (…) [Utu] İnanna’ya yardım etmek istemedi. / İnanna …Gılgamış’ı çağırdı / …cesur savaşçı Gılgamış / …İnanna’nın yanında yer aldı. / …bronz baltasını savurdu. / (…) eğitilemeyen yılanı öldürdü. Anzu-kuş yavrularıyla dağlara uçtu. / ve Lilith evini yıkarak vahşi, ıssız yerlere kaçtı. / O zaman Gılgamış huluppu ağacının köklerini gevşetti / ve …şehrin oğulları, dallarını kestiler. / Ağacın gövdesinden bir taht oydu… / …bir yatak oydu İnanna için. / [İnanna] Ağacın köklerinden bir pukku yaptı… / ağacın taçlarından bir mikku yaptı uruk kahramanı Gılgamış için. (Zingsem, 2007: 17-21; Çığ, 2006: 43-44; Çığ, 1996: 38. Her iki yazar da Volkstein/Kramer’den alıntılamıştır.)[4]

Gılgamış Destanı’nda kendisine evlenme teklif eden İnanna’yı aşağılayan,[5] onun gök-boğasını öldüren Gılgamış’ın bu öyküde onun yardımına koşması dikkat edilmesi gereken bir ayrıntıdır. İnanna, eski tanrıça tapımının tanrısal varlıklarından ötürü neden sıkıntılı ve aciz durumdadır; neden ağlamaktadır? Aslında Gılgamış’ın temsil ettiği “erkek dünya”nın, önceki anaerkil dünyada kutsal olan ve İnanna’nın bahçesinde birbirine kenetlenmiş halde beliren dört öğeye[6] saldırıp onların izini yok etmeye girişmesinin simgeleştirilmesidir bu. İnanna’nın üzerindeki, egemen görüşün baskısıdır ve görünen o ki, en azından bu eski kadın tapımlarının kutsal varlıklarıyla ilişkisi olmadığını kanıtlamak zorundadır. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 32) Ataerkil Sümer dünyasının Lilith’in kovuluşunu içeren destanlarında süregiden olaylarda, ilginçtir, koskoca tanrıça İnanna bir adamın tecavüzüne de uğrar. Üstelik o bile evleneceği erkeği gönlüne göre seçemez ve zaten Utu’nun kızkardeşine yardımı, asıl, genç kızın yeni erkek yasalarına uyum sağlaması ve öteki genç kızlara örnek oluşturmasına yönelik olmuştur. Utu, gönlü Çiftçi Tanrısı’nda olduğu halde, İnanna’yı Çoban Tanrısı Dumuzi ile evlenmeye ikna eder. Çünkü aslında tarihsel dönem artık sığır üretiminin erkeklerde olduğu dönemdir. Kaba kuvvetiyle hemen her şeye güç yetirip sahip olan bir karakter olarak Gılgamış kutsal törenlerle Dumuzi ile bireşip tanrıçanın kocası ve de hükümdar olur. (Bkz. Çığ, 2006: 54-57; Cıbıroğlu, 2002: 32)

Görünen odur ki, gerek dört kutsal dinin geçerli olduğu –günümüze kadar uzanan– dönemde, gerekse ondan önceki dönemde Lilith’le simgelenebilecek bağımsız, güçlü özne olan kadın kimliği, toplumsal hayatın sürdüğü yeryüzünden dışlanmış; Tanrı-devlet-erkek bireşimi bir erk’e “tâbi” olan bir “Havva” imgesi (zaman ilerledikçe bu “Bakire Meryem” imgesiyle takviye edilecektir) ‘makbul’ sayılmıştır.

Dikkat edilirse, kutsal kitapların ve öykülerin tümünde salık verilen ve kutsanan, “egemenlik”tir. Öncelikle “insan”ın tüm dünyevi varlıklar üzerindeki tahakkümü; eşgüdümlü olarak da erkek cinsinin kadın cinsi üzerindeki egemenliği…[7] Anlatılar erkeğin üstünlüğünü ve evrendeki merkezi rolünü vurgularken, bir yandan kadının ikincil, suçlu ve dolayısıyla cezalı rolünü belirginleştirmeye yönelmiştir. Ne de olsa “yasak meyve”nin (ki bunun cinsellik, dolayısıyla özneleşme ve kültür sürecine geçişin simgesi olduğu düşünülür) yenmesi ve cennetten (ebedi ve rahat hayattan) çileli hayata geçiş kadınlar yüzünden olmuştur. Bu sahneyi betimleyen bütün resimlerde, yasak meyveyi Havva’ya uzatan bir “yılan-kadın” (Lilith) figürüdür ki bu, öyküyü tamamen Adem’in saf bir kurban, kadının her iki kimliğiyle de “kötü ve riyakar” olduğu savına bağlar, insanlığın maruz kaldığı tüm talihsizliklerden kadını sorumlu tutmak için bir gerekçe oluşturur ve günümüze değin binlerce yıl, kadının toplumsal-cinsel-dinsel-siyasi-ekonomik özgürlüğüne ket vurmanın meşru zeminini kurar. Tanrı bir yandan (Lilith imgesiyle de -Freudyen görüşte fallus olgusuyla da- örtüştürülmüş, ilintilenmiş olarak) yılan ile kadını düşman kılar. (Bkz. Kitab-ı Mukaddes: Tekvin: Bap 3) Yeryüzündeki yaşamın ve ilişkilerin kural ve ilkelerini çepeçevre belirler. Adem-kadın-yılantoprak-doğa ilişkilerini düzenler. Buna göre Adem, “bilme meyvası”nın[9], yani (cinsellik, türün üreyerek yaşama devam etmesi, üretim, özneleşme kavramları ile ağaç-meyve-yılan-fallus-Lilith-Havva imgelerini ilişkilendiren bir çağrışımla) “yaşam döngüsüne katılmanın” ceremesini çekecek, Havva’ya malik olacak ve onu “yılan”dan da hep sakınacaktır. Zira yılan, onun sürekli içli dışlı olacağı tarımsal yaşamın (toprağın) kaçınılmazı, yaşam döngüsünün imgesi olarak da daimi özlemiarzusu olduğu kadar, malik olduğu Havva’yı elden kaçırmamak için sakınması gereken bir kötücüldür de. Böylece kadın-erkek ilişkisi gerek bilinçaltında, gerekse bilinç düzeyinde bir paradoksa gömülmüş; aslında, başta cinselliği kontrol altına alarak “kıllı içgüdüsüyle” mücadele edip kültür yaşamını biçimlemeye çalışan insan, kendi doğasını zedelemek pahasına yeryüzünün yerleşik-ataerkil düzeninin manifestosunu oluşturmuştur.[10]

Nihayet, mitojenik olan toplum, örmüş olduğu bu öykülerle gündelik hayatında bir mitolojiyi de gerçeklendirmeye koyulmuş, kadın cinsinin doğası gereği itaatsiz, saf, zayıf iradeli, baştan çıkartılmaya ve kötülüğe meyilli, sadakatsiz, güvenilmez, hilekâr, baştan çıkarıcı, başlıca motivasyonu kişisel çıkarları olan bir cins olduğu yaygın inancıyla “ahlakî” yaptırımlara yönelmiş (bkz. Witcombe, 1999: 56);[11] bütün dinler ve örfler “ahlak” savı altında kadını boyunduruk altına almaya girişmiş; kutsal metinlerde birçok alıntıyla örneklenebilecek çerçevelerle toplumsal yaşamda kadını ikincilleştiren düsturlar koymuştur.[12]

Ender ÖZBAY

—–

[1] 2 Barbara G. Walker, Lilith’in etimolojisini, Lotus anlamına gelen Sümer-Babil kökenli “lilu” kelimesine bağlamaktadır. Böylece Lilith’i, tüm anlatılarda ve betimlemelerde ilişkili olduğu görülecek olan “ağaç” motifiyle ve Mısır-Hindistan’ın Lotus tanrıçalarıyla ilişkilendirmek mümkün olmaktadır. M. İ. Çığ, Prof. S. Kramer’e dayandırdığı açıklamalarında, Lilith’i Musevi efsanesindeki karakterle ilişkilendirmekte; Sümer dilinde “ki.sikil.lil.la” olarak geçtiğini, “ki.sikil”in genç kız; “lil”in hava, ruh anlamına geldiğini; böylece “Lilith”in hava, ruh anlamını verdiğini belirtmektedir. Zingsem, buna ek olarak, Babil-Asur kökenli “lilitu” kelimesinin de uyduğunu ve “dişi şeytan, rüzgar hayaleti” anlamına geldiğini; İbrani [Sami] kökenli “Laila” [bkz. leyl-a] (gece) sözcüğünün de geleneksel hikayelerde Lilith ile bağdaştırılıp “gece hayaleti” olarak çevrildiğini söylemektedir. (Zingsem, 2007: 15; Çığ, 2006: 51)

[2] 3 Uzmanları, Tekvin Bap 1’deki ilk aktarımın ikincisinden çok daha sonra yazıldığına inanmaktadır. (bkz. Witcombe, 1999: 56)

[3] 4 “(…) Ve Edom vadileri zifte, toprakları kükürde dönecek… Gece gündüz sönmeyecek… ıssız kalacak, (….) orada baykuşla karga oturacak, şaşkınlık ipini ve boşluk şakülünü onun üzerine gerecek. (…) saraylarında dikenler, hisarlarında ısırganlar bitecek, (…) evet, gece canavarı orada yerleşecek, ve kendisi için istirahat yeri bulacak. Ok yılanı yuvasını burada yapacak…” (İşaya: Bap 34); “(…) onu dehşetler yıldıracak, …yanında felaket hazır bulunacak. Güvendiği çadırdan sökülüp atılacak; (…) kendisinden olmayan onun çadırında oturacak; yurdu üzerine kükürt saçılacak, dipten kökleri kuruyacak…” (Eyyub: Bap 18) Vera Zingsem, Kitab-ı Mukaddes’in güncel nüshalarında “gece canavarı” ve “kendisinden olmayan” olarak geçen ifadelerin Reformasyon dönemi öncesine ait Kudüs İncili’nde “Lilith” olarak geçtiğini belirtmektedir. (Bkz. Zingsem, 2007: 43)

[4] Bu ağaç ve ona yerleşen varlıkları anımsatan bir motif ilginç bir şekilde Türk mitolojisine yansımış gibi görünmektedir: Karagöz-Hacivat oyununda göstermelik olarak kullanılan “kanlı kavak” motifinde, ağaca yılan sarılmış, en üstünde bir kuş yuva kurmuştur, ağacın arkasından bir cin görünmektedir ve yanlarından geçenler bu öğelerin tılsımlarıyla çarpık çurpuk olmuşlardır. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 33.)

[5] (Bu kısmın geçtiği “6. Tablet” için bkz. Gezgin, 2009: 53-55)

[6] Huluppu yani Kadınların dallarından sepet, salgısından ilaç (salisin) yaptığı, Mısır’dan Asya’ya; Eski Yunan’dan Kelt uygarlığına kadar tanrıça tapımlarında kutsal sayılan söğüt ağacı; Anzu-Kuş yani bazı destanda kaderi tayin eden ve sözüne karşı gelinmeyen, bilgelik yönüyle baykuşla imgesel bir örtüşümde olduğu savlanabilecek İmdigut kuşu (birçok betimlemede baykuş olarak görülür); değişimin, şifanın, dolayısıyla ölümsüzlüğün sembolü yılan ve eski kadın tapımlarının tanrısal varlığı, imgeleştirilirken yılanla da örtüştürülen Lilith. (Bkz. Cıbıroğlu, 2002: 32; Zingsem, 2007: 215-221; Gezgin, 2009: 181-187)

[7] 8 Bu durumun önemli bir düsturu olarak, Tevrat’ta daha en başta, her şeyin yaratıcısı ve hakimi olan Tanrı’nın, erkeği kendi suretinde yaratmış, böylece hakimiyetinin bir nevi mümessili kılmış olduğu anımsanmalıdır. (Bkz. Tekvin: Bab 1)

9 Çağdaş edebiyatın özellikle “yeraltı” ırmaklarında, ataerkil yapının kadın üzerinde şiddet ve zorlama yollu egemenliğine ilenme ve eleştiri duyumsatan kimi şiir ve metinlerde söz konusu fallik çağrışımın dinamik alındığı gözlemlenmektedir. Sözgelimi Asuman Akemoğlu’nun kadın duyarlığıyla yazılmış dizelerinde söz konusu ettiğimiz toplumsal bilinçaltının izlerini sürmek ve bilinç düzeyine analiz edilerek taşındığını saptamak olasıdır: “bakışları yok yılanın / çamur bulaşmış gelinliğine bakirenin / dirimin son nefesi, / gözleri kızıl bir palyaçonun boynuna asılı / belki de topuklarında bir – er orospununtak / tak tak tak… / ve yalayarak / çocuk Sonya ekşimsi tadını erkin / feryadını ciğerlerine düğümler Ramallah’ta bir şair… / bir kıtaya çivilenmiş zaman…” (Bkz. http://sollama.blogspot.com/2008_09_01_archive.html)

[9] 0 “Bilme meyvası”, özellikle de “bilme”, cinselliğe referans sayılabilir. İlgili olabilecek bütün simgelemlerin yanı sıra mesela Tekvin: Bap 4’te “Adem karısı Havva’yı bildi; ve gebe kalıp Kain’i doğurdu.” ifadesi dikkate alınmalıdır.

[10] 1 Bu bağlamlarda daha geniş ve ayrıntılı değerlendirme için bkz. Witcombe, 1999 ve Gezgin, 2009. [Mitoloji, masal, söylence, edebiyat, plastik sanatlar gibi birçok toplumsal-bireysel yaratı alanında yılan ile kadın ilişkisine dair “alt metin” okumaları gerçekleştirmek, hermetik ifade ve imgeler saptamak mümkün görünmektedir. Sözgelimi, halk anlatılarını referans aldığı anlaşılan bir öyküsünde Sema Kaygusuz, bir evin taş avlusuna her sabah gelip tıslayarak bir hikaye anlatan bir yılanı ve (özellikle yetişkin kadınlar korkup çığlık çığlığa kaçışırken) yılanın “işittiklerin tamı tamına doğrudur ama yalnız duyana aittir!” diyerek bağladığı hikayesini anlayan, duyduklarını yaşlı bir kadın oluncaya, ömrünce sır olarak saklamak zorunda olan (bu yüzden “yılanın ona bıraktığı” içsel bir “esaret”in ağırlığıyla yaşayan) bir kız çocuğundan (babaannesinden) bahseder. Aynı öyküde, kırların içinde yalnız yaşayan, evlenmemiş, garip bir kadının, kuyusuna düşüp boğulan yılanların kuyudan haykırdıkları son sözlerini de anlayıp yine sır olarak sakladığı görülmektedir. (Bkz. Kaygusuz, 2010: 13-19) Gerçekten de yılan ile kadın ilintisine birçok geleneksel inanç ve söylencede farklı farklı anlam, nitelik ve biçimlerde rastlanmaktadır. (Bkz. Eyuboğlu, 1998: 77-81) Bu noktada, Şahmaran efsanesi de imgelem açısından anımsanması gereken bir örnektir. Yoğun göndermeler, manidar simgeleştirme ve metaforlarla örülü çok ilginç ve çok önemli edebî bir metin ise Leyla Erbil’in kaleminden çıkmıştır: “Düşümde tarih 11 Mayıs 330, yer Sultanahmet Meydanı “Hipodrom”,,, Büyük Saray’ın hemen önünde,,, bomboş meydanda doğum yapıyorum. (…) saray benim,,, sarayımın kapısında bekleyen saçları yılandan üç tanrıça, genç dostumun gözetiminde doğurtuyor beni,,, yaşlıyım,,, (…) ama sevinçle sürdürüyorum doğurmayı; en derin okyanusundan kadınlığın uzun upuzun ve ince oğullarımı doğurmaktayım,,, (…) üç yılan doğurmuştum,,, (…) eş boyda, eş renkte, eş bakışta, yüzleri kaybettiğim oğlumun yüzüyle eş,,, yüzleri insan bedenleri yılan,,, (…) yılan saçlı tanrıçalar çabucak başlarını yıkayıp kulaklarına bir şeyler fısıldıyor oğullarımın,,, onlar da hemen birbirlerine dolanarak üç baş tek beden sarmal oluyorlar,,, yılan saçlı tanrıçalar nereye koymamızı istersiniz bunu diye soruyor (…), o hiç sektirmeden Hipodrom’un ortasını Spina’yı doğum yaptığım noktayı işaret ediyor,,, (…) evet tam merkezine dünyanın dedim,,, (…) başımda imparatorluk tacı, üstümde imparatorluk giysileri (…) gözlerim olmadığı kadar net görüyordu her şeyi,,, güçlüydüm, sağlıklıydım, gençtim,,, erk bana geçmişti,,, dünyayı düzeltebilir,,, her şeye yeniden başlayabilirdim,,,, (…) çağırıp meydana biz-halkı,,, (…) ne iki obelisk ne Alman çeşmesi, ne Sultanahmet Camii ne Ayasofya ne İbrahim Sarayı (…),,, yerde oğullarım, gökte ay sürüleri ve BEN Roma Birleşik Devletleri imparatoriçesi,,, Biz-halka bir göz gezdirdim ve dedim: ‘Romalılar, aç sefil kardeşlerim. Doğu Roma’yla Batı Roma’yı birleştiren bu ‘Üç Başlı Ejderha’ imparatorluğumun merkezi ve sizlerin koruyucusudur,,, (…) onun dini imanı yoktur,,, Romalılar, ben insanları ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattım,,, o yok olduğunda bu topraklar altınızdan kayar (…) hava ateş tozlarıyla yakar kömüre çevirir her bedeni,,, (…) Üç Başlı Ejderha’nın durduğu bu nokta, Spina, dünyanın ortası olan vajinadır ve bu ‘orta’ doğunun batının kuzeyin güneyin tüm zamanların ve tüm dünyaların merkezidir,,, onun nefsinde hiçbir değişme olmaz,,, (…) ve şimdi benim elime geçmiştir,,, (…) adalet özgürlük ve eşitlik adına ve iktidarım adına ve geleceğin dünya imparatorluğu adına yok etme kan dökme işkence ve zulmün her çeşidi bu merkezden başlayacaktır,,, (…) benim ahlakım ile ahlaklanacaksınız çünkü ben aleme rahmet olarak gönderildim,,,’ Uyandım,,, oğullarım yerine, mermer kaideye rekzedilmiş,,, şimdiki durumunda zeminden beş metre derinde, çevresi demir parmaklıklarla örülü (…) bedeni delik deşik,,, tepesi boş,,, yılan başları yok edilmiş,,, Yılanlı Sütun diyorlar adına,,,” (Erbil, 2012: 41-44) Bu güçlü ve derin metinde, yılanlar diriliğin-gücün-egemenliğin metaforudur ve tarihin en büyük güçlerinden biri olup tükenişe geçen Roma’nın içinden doğan (!) Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu’nun (Apollon Kültüyle de ilişkili) Örme Obelisk (ya da Yılanlı Sütun) anıtıyla ilintilenerek geliştirilen fallik “erk” söyleminin kaynağıdır. Ancak yazar, eski çağlardan beri süregelen fallik hakimiyet anlayışının yine de kadından doğmaktan başka çaresi olmadığını, dolayısıyla asıl gücün, yaşamın kaynağı olan kadınlıkta (bkz. metinde dünyanın merkezi olan vajina) olduğunu hissettirmektedir. Kanımızca, görülebilir ki, dişilik erk’e dayanarak ve varoluşunu onunla tamamlayarak doğrulmakta; erk (erillik – fallus – yılan) ise, dişilikten hayat bulup yine onun çeperinde hareket ederek var olabilmektedir. Aslında doğallık içinde diyalektik ilişki zinciri birinin ötekine egemen olma çabasına dönüştükçe, “varoluş” anlamsız ve ereksiz bir çatışma çıkmazına, bir kördüğüme dönüşmektedir. Bu noktada ayrıca, “yılan”a Arapçada “hayya” (#1581;#1610;#1577; (denildiği ve bunun aynı zamanda “yaşayan”, “diri ve daim olan” anlamına da geldiği ve aynı sözcük köküne (#1581;#1610; (dayanan “el-Hayy” (#1610;#1616;#1617;#1614;#1581;#1618;#1575;#1604; ( sözcüğünün Allah’ın sıfatlarından biri olduğu (mesela bkz. Kur’an-ı Kerim: Tâhâ: 111 ve el-Furkan: 58) bilgisi de not edilmelidir.

[11] 2 Tamer Konca’nın romanında Lilith, tam tersi yönde bir ıspat gayretine girişir; tartıştığı din adamına İsa’ya en zor zamanları ve ölümü dahil sürekli eşlik eden kadınları örnek verir, erkeklerin ise zor zamanlarında onu terk edip kendilerini kurtarmaya baktıklarını İncil metinlerine dayanarak kanıtlar. (Bkz. Konca, 2011) Gerçekten, Sümer destanlarında da, mesela İnanna’da kadın dostluğunun ve sadakatini vurgulayan motifler vardır.]

[12] 3 Bu anlamda kutsal kitap ve öğretilerden birçok örnek verilebilir. Sözgelimi İncil’de Aziz Pavlos’un Korinthoslulara Birinci Mektup’unda “her erkeğin başı Mesih, kadının başı erkek ve Mesih’in başı Allah’tır. …erkek Allah’ın sureti ve izzeti olduğu için başını örtmemelidir, fakat kadın erkeğin izzetidir. Çünkü erkek kadından değil, kadın erkektendir; erkek kadın için değil, kadın erkek için yaratıldı. …kadın başı üzerinde hakimiyet alametine malik olmalıdır.” (bkz. Bap 11) ve “…kadınlar sükut etsinler; çünkü onlara söylemek için izin yoktur; ancak şeriatinde dediği gibi, tâbi olsunlar. Ve eğer bir şey öğrenmek isterlerse evde kendi kocalarına sorsunlar; çünkü kadına toplulukta konuşmak ayıptır.” (Bkz. Bap 14: 34-35) cümleleri hemen hatırlanabilecek örneklerdir. Ayrıca kadının “Adem-Havva” miti bağlamındaki ikincilleştirilme durumu, Musevi-Hiristiyan inancına içkin bir sorunsal gibi algılansa da, Anadolu’nun toplumsal bilinçaltında yatan birçok mitik anlatıda ve efsanede görülmektedir. Anadolu’nun çeşitli yörelerinden derlenen yaratılış-türeyiş öykülerinde, Adem-Havva arasında kimin daha önemli rol oynadığı tartışmasının çıktığı; gerçeğin kanıtlanması için kendi menilerini birer tüpe koyup beklettikleri, bir süre sonra Havva’nın tüpünde yılan, çıyan, kan oluştuğu ama Adem’in tüpünde eşi benzeri görülmemiş güzellikte bir oğlan çocuğu oluştuğu ve bu oğlanın peygamber soyunu meydana getirdiği anlatılmaktadır. Yine bu tür anlatılarda, kadının aylık biyolojik döngüsünün tanrının cezası olarak görüldüğü; Adem’in kaburgasından yaratılmasına gönderme ile kadına “eksik” denildiği görülmektedir. (Bkz. Kaya, 2011: 158-159.)

http://www.hasankaya.com/iki-zit-kadin-kimligi-lilith-ve-havva.html
Go to Top of Page

Dionysos


74 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/04/2018 :  11:34:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Eklenti:
[SIZE="2"]Gılgameş, Enkidu'yu kandırıp dağlardan indirir, içki ve kadın yoluyla düşürür. Ve burada tecavüzün gerçekleştiği an karılaşma gelişiyor, karılaşmanın geliştirilmesi ile irade kırılmaya başlıyor. Enkidu bu yolla dağlardan, arkadaşlarından, hayvanlardan, doğadan ve her şeyden uzaklaşıyor. Erkekliğe dair bütün özellikler Gılgameş'te somutlaşıyor; Gılgameş güçlüdür, bir oturuşta kaç koyun yiyor, kaç fıçı içki içiyor, dağdan inen insanları kendi denetimine alıp iradesizleştiriyor. Ölçüler bunlardır. Çünkü o şehirlidir. İnanna'nın geliştirdiği şehri de bu özelliklerle saldırıp ele geçiriyor ve iktidarını devreye koyuyor. Gılgameş destanın öyküsü budur. Bu mitolojilerle oluşturulan erkek tiplemesidir ve bu yolla tüm erkeklere Gılgameş gibi olmalısınız deniliyor. En azından biz olayı bu şekilde yorumluyoruz.

Mitolojileri okuduğumuzda her sözcüğün arkasında ne var, ne denilmek isteniyor bunları anlamamız gerekiyor. Mesela bu destana baktığımızda başından sonuna kadar ataerkil bir zihniyettin inşasının olduğunu görebiliyoruz. Gılgameş'in bir erkek profili olduğunu belirtmiştik. Hem erkektir, hem kraldır. Gılgameş daha sonra devletin de temsilini yapıyor. Gılgameş şahsında iktidar yaratılıyor. Gılgameş destanında hem erkeğin hem de kadının tecavüz yoluyla düşürüldüğü anlaşılıyor. Toplum Enkidu'yu kabul etmiyor. Doğal toplumda; kendi toplumuna karşı düşmanlık yapanlar artık yaşayamazlar, özgür olamazlar. Aslında bu da ona bir cevaptır.

Sonuç olarak; Gılgameş destanında erkek egemenliğinin yaratıldığı sonucunu çıkartabiliriz. O dönemde belli bir düzeyde kadın düşüşü yaşanıyor fakat kadın toplum içinde bir bütün gücünü kaybetmemiştir. Erkek kadınla bir rekabet içerisine giriyor ve kadının yarattığı değerlere el atmak istiyor. Tabii bu dönemde kadının bütün değerleri ve gücü bir anda elinden alınmıyor. Hemen birden bire düşüş yaşamamıştır, tanrıçalık değerleri bir bütün elinden alınmamıştır. Kadın Sümer uygarlık toplumunda bütün gücünü kaybetmemiştir. Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta; ilk olarak kadının düşürülüyor olmasıdır.
"ilk önce kadın düşürülüyor, sonra erkek ve daha sonra bir bütün toplum düşürülüyor."

https://xweseri.org/2017/07/09/tarih-ve-mitolojinin-toplum-uzerindeki-etkileri-i/
[/SIZE]



-içsessel, kendisel yorum ekleri-

Böyle-böylesi bir yazı bulmanın ve ona ulaşmanın mutluluğu içindeyiz
çok büyük bir sevinç ve mutluluk t_aşıyorum ve y_aşıyorum
Böyle bir yazı ve içerik bulmanın/ulaşmanın tarihsel mutluluğu

Olayı tam böyle yorumlamıyoruz ancak
çok fazla kopuk halka... ve bilgi parçası özdeşi eklemesi gerekmesi

insanın modernleşmesi ve uygarlaşması taban olarak
bir evcilin evcileşmesine benzeyen bir süreç
ama gerçeğin gerçekten koparak uykulaşmasını da içeriyor buna iyi bakın
düşme gerçekten de kopuş
gerçek uykusuzdur bunu iyi anlayın herşey çözülecek

daha önceden kurulmuş bir toplumsal/gerçeksel bir yapının ya da başka bir uygarın-uygarlığın seni içine çekmesi ve emmesi
ama bu da zekanın deneyim ihtiyacına ve uykuya vurgu yapıyor..
gerçek kalmaz
uyku olmazsa gerçek kalmaz
gerçek uykularla kesintiye uğratılmalıdır-gerçeğin dinamiği budur
ve
erk egemenlik
erkesel egemenlik

güzel içeriklendirmecilersiniz
ve düşünleriniz taze hızlı sert ve sağlam
gerçeklerin yolundasınız

insan halkaları görüyorum-birleşmiş insan halkaları
kopuk bir tarihi tamamlıyoruz

doğal çatışamlar
taban ve katman çatışmaları
sınıf çatışmaları denenin bir benzeri

özgür bir mutlu bir hayatı arıyoruz
ama
bağdaki kenttekinin ve kentteki de bağdakinin özgür -açık ve uygar hayatını uyumunu arıyor..

çatışkılar ele ele kolkola gerçek içinde dansediyorlar

kentçi, lüksçü ya da seçkinci hayata özdeşim çekimi duyulur mu duyulmaz mı?
ama kentin lanetlileri ve onu ayakta tutan köleler/kölecikler olmasa ve başkaları bizim adımıza çalışıp yapmasa bunlar hiçtir
refah ya da kolay hayat başkalarının ve onların hazırının üzerine oturur değil mi?
bu bir organizasyon

bu dinamikler kaynaşıyor ya da çatışıyor sadece
haklı yok
olgunun biri olmazsa bir diğeri de olmaz
haksız olmazsa haklı da olmaz/kalmaz
elele -içiçe

herkes herşeyi arzuluyor ve arzular dışavuruluyor

eşitliği ay da eşitlik deneni getiren zaten eşitsizliğin ve varlığı ve onun deneyimi
ve özgürlük deneni besleyen özgürsüzlük deneyimidir
toplum yine de kolkoladır tüm karnalıklarıyla

gerçek bir masaldır
gerçek diye biri yok
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,53 saniyede oluşturuldu.