Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Spiritüalizm Konuları
 Spiritüalizm
 Cinsellik
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

bozadi


8693 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 21/02/2015 :  12:31:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
bigsenfoni arkadaşımızın Osho alıntıları bölümünde cinsellikle ilgili yaptığı bir metin alıntısıyla bağlantılı olarak (o bölümün alıntı akışını sekteye uğratmamak için) burada görüşlerimi paylaşmak istedim.

Osho’nun cinsellikle ilgili söylediklerine genel hatlarıyla katılıyorum ama konunun irdelenmesi gerektiğine inandığım bazı yönlerine dair fikirlerimi de paylaşmak isterim.

Kadın ile erkek arasındaki cinsel güdünün nedenselliğinin açıklığa kavuşturulabileceğine ve kavuşturulması gerektiğine ve cinselliğin yüceltilmesiyle ilgili bazı sorunların vurgulanması gerektiğine inanıyorum.

Öncelikle, kadınlığın ve erkekliğin mutlak olmadığının, içinde bulunduğumuz gerçeklik seviyesinin düal özelliğinin bir yansıması olduğunun hatırlanması gerekiyor. 5. Yoğunlukta (Yuva’da), bilinç düzeyimiz itibariyle bir öğrencisi olduğumuz 3. Yoğunluğa enkarne olmadan önce erkek veya kadın değiliz, sadece varlığız. Evet, elimizdeki bazı kaynaklarda, spatyomda birbirine eril veya dişil görünen ve eril/dişil adlandırmaları olan varlıklara referanslar var ama bu görünüm ve adlandırmaların geçici ve değişken olduğuna, ihtiyaca ve duruma göre kolayca değiştirilip dönüştürülebildiğine de vurgu yapılıyor. Pek muhtemel olarak, 5. Yoğunlukta cinsiyet algısı 3. Yoğunluk öğrencisi olan varlıkların “zaman zaman” bir beklentisi/ihtiyacı olabildiği için onlara yönelik olarak kullanılabiliyor. Ve geçici ve değişken bir durum. Çoğu durumda cinsiyet söz konusu değil. Ruhun/varlığın cinsiyeti yok çünkü. Ama 3. Yoğunluk ilüzyonu düalite içerdiği için, dişi/eril beden seçimi gerekiyor. Çok büyük ölçüde özdeş olan bu iki beden türünün fiziksel/kimyasal bazı farkları, duygusal ve zihinsel olarak da belirli bir ayrışım yaratıyor dişilik ve erkeklik arasında ama bu da kesinlikle mutlak bir ayrım değil.

Birbirleriyle normalde herhangi bir kutupsal zıtlık taşımayan aynı varlıkların 3. Yoğunluk ortamında / sahnesinde bu iki farklı elbiseyi giymesi veya bu iki zıt ve bütünleyici role girmesi elbette ki bir yanlışlık, kötülük veya anormallik olarak görülemez. Bunun bu deneyim/öğreniş seviyesi için doğal, gerekli ve güzel birşey olduğu anlaşılıyor. Aynı varlık grubunun bireylerinin birbirine ilgi ve saygı duymasına yardımcı oluyor kadınlık ve erkeklik elbisesi. Bu görece zıtların etkileşimi, tıpkı tüm varoluşun varlık ve yokluk kutbiyetiyle devinmesi gibi, tıpkı elektriğin – ve + kutbiyetiyle devinip faaliyet göstermesi ve işe yaraması gibi, insanlığın devinimine yardımcı oluyor. Ama insanlığın tek veya hatta temel devinim gücü kadınlık/erkeklik kutbiyetinden kaynaklanmıyor muhtemelen.

Erkek ve kadın arasındaki doğal çekim, aslında aynı olan bu varlıkların 3. Yoğunluk enkarnasyonlarında geçici olarak giydikleri ve enkarnasyondan enkarnasyona değiştirebildikleri zıt elbiseden kaynaklı göreceli farka duyulan ilginin neticesidir. Ama tahmin ediyorum ki, bu ilgi sadece ve sadece bu bedensel farka ve ilgiye dayalı olmayabilir. Erkek ve kadın zıtlığı, “ben” olan ve olmayan herhangi iki şey arasında meydana gelen ilgi ve çekimle de bağlantılıdır. Örneğin “ben” ile ailem arasındaki ilişki. Ben ile arkadaşlarım arasındaki ilişki. Ben ile herhangi bir yabancı (henüz tanımadığım) bireyler ve gruplar arasındaki ilişki. Ben ile tüm insanlık arasındaki ilişki. Ben ile evrendeki/varoluştaki tüm bireyler ve gruplar arasındaki ilişki. Ben ile güneş sistemi arasındaki ilişki, ben ile evren arasındaki ilişki ve en nihayetinde ben ile tüm varoluş arasındaki ilişki. Erkek ve kadın arasındaki ilgi ve keşif süreci, herhangi bir bireyin tüm varoluşa kadar uzanan keşif yolculuğuyla benzeşimlidir. Yani erkek ile kadın arasındaki ilgi ve keşif süreci, “Birey” ile “Tanrı” arasındaki ilgi ve keşif süreciyle alakalı ve uyumludur. “Tanrı” derken, canlı, akıllı, sonsuz ve sevgi dolu olan varlık özümüzü ve onun faaliyetlerini, bir diğer ifadeyle “Hayatı”, “Varlığı”, “Var Olmayı” kastediyoruz. Tıpkı erkek ve kadın ayrımının geçici olması, mutlak olmaması, ikisinin aslında aynı varlık olması gibi, Birey ile Tanrı arasındaki ayrım da geçicidir, mutlak değildir; ikisi aynı ve birdir en nihayetinde. Yabancı / bilinmeyen herşey bir öğrenme ve keşif konusu oluşturur ve ruhu esas tahrik eden (harekete geçiren) şey de bizi ve etrafımızı saran bilinmeyenleri bilme, öğrenme, hayata vakıf olma güdüsüdür.

Kadın ve erkek arasındaki cinsel güdüye gelecek olursak, bir yanda “cinsel çekim ve birleşme” ile diğer yanda birey ile tüm varlık arasındaki, yani Birey ile Hayat/Tanrı arasındaki “çekim ve birleşme” güdüsü arasında bir çağrışım ve alaka olduğunu düşünüyorum. Cinsel faaliyette veya cinsel doyumda bireyin “ilahi birlik gerçeğini” hatırlayarak o farkındalıkla mutluluk ve huzur dolması, kendini güvende ve güçlü hissetmesi durumu söz konusu olabiliyor sanıyorum. Veya en azından bu ikisi arasında bir çağrışım var. Uyuşturucu kullanımının da benzer bir etki yaptığını tahmin ediyorum. İçinde yaşadığımız KH koşulları bizleri öylesine eziyor, öylesine güçsüz ve aciz düşürüyor ki, varoluşun sonsuz, sevgi dolu, güven, huzur ve güç verici ilahi gerçeklerini hatırlatan veya çağrışım yaptıran şeylere çok ilgi duyabiliyoruz.

Burada uyuşturucu kavramı mecazi olarak pek çok başka şeyi de kapsayabilir. Aslında uyuşturucular ve uyuşturucu gibi kullandığımız, seks dahil pek çok başka şey bazen veya belirli bir düzeyde “faydalı yardımcı” bir işleve de sahip olabilir elbette. Alkol de bu anlamda bir çeşit uyuşturucu sayılır. Belirli bir miktarı gayet faydalı olabilir. Aldığımız bir ilaç veya gıda takviyeleri vs. de öyle. Bu noktada önemli olan “doz” belki de. Kendi dışımızdaki birşeyden yardım mı alıyoruz, yoksa onu sömürüyor muyuz veya ona bağımlı mıyız?

“Uyuşturucu” kavramındaki “uyuşmak” fiiline dikkat çekmek istiyorum. Cinsel faaliyet ve doyumun da son derece “uyuşturucu” bir yönü olduğunu biliyoruz. Yani dikkatin belirli birşey üzerinde giderek artan şekilde bir yoğunlaşması sonucu bir çeşit patlama süreci sonrasında, yaşamımızın pek çok başka yönüne gösterdiğimiz dikkat gücünün feci şekilde azalması durumu meydana gelebiliyor. Bu elbette kısa vadede istenen, ihtiyaç duyulan birşey de olabilir çeşitli stresleri unutmak için. Yalnız ciddi bir fiziksel, kimyasal, biyolojik, duygusal ve zihinsel kaynak sarfiyatı sonrasında şiddetli bir uyuşma meydana geliyor. Varoluşla birlik-bütünlüğü hatırlamanın, bunun gücünü, neşesini, güvenini, sevgisini duyumsamanın en ideal, en dengeli yolu bu değildir herhalde. Özellikle de cinselliğe “bağımlılık” söz konusu olduğunda, idealden ve dengeden uzaklaşılmış demektir muhtemelen.

KH güçlerinin yaşam ortamımızı ne hale getirdiğini biliyoruz. Elbette bizim yaşadığımız şiddetli sorunların sorumluluğu da temel olarak bize aittir ama negatif dış müdahalelerin vardığı seviyeleri kendi ülkemizde ve dünya genelinde olan biten olaylarda da, kendi şahsi hayatımızın pek çok koşulunda da gözlemleyebiliriz. Sonuç olarak gerçekten özgürlükler ciddi bir baskı ve kontrol altında bulunuyor. Sosyo-ekonomik, siyasi, askeri, dini, pek çok bakımdan bu durum binlerce yıldır böyle ve içinde bulunduğumuz süreçte bu durum giderek tırmanış da gösteriyor. KH güçleri yaşamımıza giderek daha fazla egemen olmak için çabalarını giderek yoğunlaştırıyorlar ve kendi bireysel hayatlarımızdaki ve etrafımızdaki şiddetli negatif ve hatta “şeytani” gelişmeleri durdurma veya önleme konusunda genel olarak ne kadar aciz bir durumda olduğumuz açıktır.

Bu noktada, tırmanan psikopati olayları bağlamında taciz-tecavüz olaylarına da dikkat etmek gerekiyor. Cinsel bastırılmışlığa ve bununla bağlantılı olarak cinsel saldırganlığa neden olan başlıca faktörlerden birini hatırlamaya çalışalım. Kadın ve erkeği birbirinden yalıtmaya çalışan, bunların aynı varlıklar olduğu gerçeğinin üzerini karanlık bir perdeyle örtmeye çalışanlar var. Kadınlığın ve erkekliğin geçici birer giysi olduğunu, bu iki elbiseyi kullanan varlıkların aynı varlıklar olduğunu unutturmaya çalışanlar var. Kadın-erkek farklılığını mutlaklaştırmaya çalışanlar var. Peki bunu neden yapıyorlar? Çünkü kadın-erkek arasındaki son derece abartılı bir hale getirilmiş olan yabancılık, bu yöndeki şiddetli propaganda ve baskı koşullarının da etkisiyle kendini cinsiyet elbisesiyle özdeşleştiren bireyler arasında bir uçurum meydana getiriyor. İnsan ile insan arasında uçurum yaratıyor. İnsanlık adına ortak sorunlarımızı çözme doğrultusunda işbirliği yapmayı engelleyici bir kompleks yaratıyor bu sorun. Hayatımızı aşağılayan, ezen, baskı ve işkence yapan bir avuç şeytana karşı birleşmeyi engelliyor, geciktiriyor. Alevi ile Sünni veya Şii ile Sünni arasındaki ayrımın, Müslüman ile Müslüman Olmayan arasındaki ayrımın, Türk ve Türk Olmayan arasındaki ayrımın derinleştirilmesi ve mutlaklaştırılmasından hangi şeytani güçler nemalanıyorsa, Erkek ile Kadın arasındaki göreceli ve geçici ayrımın mutlaklaştırılıp o uçurumun derinleştirilmesinden de aynı şeytani güçler nemalanıyor. Çünkü kadın ve erkek farklı varlıklar değildir. Aynı varlıklardır. Aynı bireylerdir. Kadınlık ve erkeklik, bu varoluş seviyesindeki varlıkların giydiği ve yaşamdan yaşama da değiştirdiği geçici bir giysidir yalnızca. Elbette doğal, gerekli ve güzel birşeydir bu kostüm farkı ama o kostümlerin içindeki bireyler aynı bireylerdir. Faşizme maruz kalan, aşağılanan, ezilen, işkence edilen, parçalanan bireyler aynı bireylerdir ve esasen cinsiyetsizdirler. Erkeğin kadın üzerinde kuruyor gibi göründüğü baskı, işkence ve tahakküm, aslında sadece insanın insana yaptığı baskı, işkence ve tahakkümdür. Erkeklik ve kadınlık sadece birer maskedir. Toplumsal, dini, siyasi değerler genel olarak erkeği egemen kıldığından, KH kutuplaşmasının tırmanışına bağlı olarak baskı ve işkencenin yönü de daha çok erkekten kadına oluyor. Çok benzer bir tema Sünnilik ile Alevilik / Şiilik arasında, Müslüman Olan ile Olmayan arasında, Türk ve Olmayan arasında da meydana geliyor. Veya örneğin bağnaz bir Hıristiyanlığın egemen olduğu bir ortamda Hıristiyanlar Müslümanlara veya Türk Olmayanlar Türklere o şekilde davranabiliyor. Sonuçta bu kimliklerin hepsi son derece geçici birer maskedir yalnızca. Herşey insanın insana yaptığı, yani insanın kendi kendine yaptığı şeylerdir. Gözden kaçırılmaya çalışılan gerçek budur. Bütün bu ayrımları körükleyen Global Karanlık Güçler, erkek ile kadın arasındaki ayrımı ve uçurumu derinleştirmek ve bu ikisi arasındaki çatışmaları da körüklemek için ellerinden gelen herşeyi yapmaktadırlar.

Bu ülkenin siyasi iktidarı da kendi karanlık egosunun ve global faşist egolar topluluğunun baskı ve kılavuzluğu altında, her tür dini, siyasi, kültürel ayrımcılığı provoke ettiği gibi, kadın ile erkeği de birbirinden ayrıştırmak, bölmek, parçalamak, birbirine düşürmek ve zayıflatmak için elinden ne geliyorsa yapmakta ve dinsel bir takım görüş veya değerleri de bu karanlık operasyona alet etmektedir. İnsanların her tür ayrımı bir kenara koyup insanlık adına iş birliği yaparak faşist karanlık güçleri püskürtmesini engellemek için, insanlar arasındaki her tür ayrım körüklenmektedir. Buna kadın-erkek ayrımı da özellikle dahildir.

İnsanlardaki cinsel açlığın ve cinsel saldırganlığın en temel sebeplerinden biri, kadın ve erkek kostümü içindeki bireylerin çocukluktan itibaren birbirinden uzaklaştırılması, birbirlerine yabancılaştırılması, bu ayrım yönünde baskı kurulması, bunun dini ve kültürel bir norm haline getirilmesidir. İlerleyen yaşlarda da bu ayrım ve bu ayrımın doğurduğu sorunlar da giderek artmaktadır. Cinsiyet ayrımını derinleştirmede birer gerekçe olarak en çok referansta bulunulan dini değerlerin, aynı zamanda “zina” konusundaki ahlakçı söylemlere de zemin oluşturuyor olması manidardır. Aynı varlık olan kadın ve erkek giysisi içindeki bireyler arasına uçurumlar koyacaksın, birbirinden uzaklaştırıp yabancılaştıracaksın, ondan sonra zina konusunda ahlaki ahkamlar keseceksin. Burada şeytanın imzasını görmemek mümkün müdür? Elbette insanların bir kısmı bunu “nispeten” sahici duygu ve düşüncelerle savunabilir ama bence onlar da şeytani bir operasyona hizmet ettikleriyle veya boyun eğdikleriyle yüzleşmek zorunda kalacaklardır eninde sonunda.

Dişi ve erkeğin çocukluktan itibaren birbirinden uzaklaştırılması, yalıtılması ve ilerleyen yıllarda bu yapay yalıtımın giderek kemikleştirilmeye çalışılması ne kadar aşırı ve negatif bir durumsa, evli veya bekar insanların meşru veya gayrımeşru yollarla başka bireylerle sürekli cinsel ilişkiye yönelmesi de bir o kadar aşırı ve negatif bir durumdur. Global Şeytani Güçler bu iki ucun ikisini de ayrı ayrı zorlamaktadır. Bir eliyle dini yobazlığı beslerken, diğer elleriyle de önüne gelenin önüne gelenle cinsellik arayışına girmesini teşvik edici koşulları desteklemektedirler. Medya da bu operasyonda çok etkili bir şekilde kullanılmaktadır.

Erkek ve kadının bir ve aynı varlık olduğu gerçeği, 3. Yoğunluktan 4. Yoğunluğa mezuniyet sürecinde öğrenilmesi gereken temel derslerden biridir. Erkeklik ve kadınlık sadece geçici birer kostümdür. Kötü veya yanlış birşey değildir. Bu varoluş seviyesi için doğal, gerekli ve güzeldir. Ancak kadın ve erkeğin farklı ve/veya eşit olmayan varlıklar olduğu propagandası, içimizdeki ve dışımızdaki şeytanı tanıyarak onunla mücadelede işbirliği yapma sürecini engellemek için kullanılan bir şeytan propagandasıdır esas olarak. Erkek ve kadın “görünümlü” aynı bireylerin ortak ve ciddi sorunlarını çözmede işbirliği yapmasını engellemeye yöneliktir.

İçinde yaşadığımız gerçekliğin koşullarıyla yüzleştikçe, sorunlarımızın ciddiyetinin farkına vardıkça ve bilincimizi kaplayan karanlıklardan arınma mücadelesinde ilerledikçe, kadınlık-erkeklik ilüzyonunun komplekslerinden de arınacağız. Kadın ve erkek birdir, aynı varlıktır. Dersleri, dertleri, mutlulukları, günahları, sevapları, sevinçleri, kahırları aynıdır. Kadınlık ve erkeklik, aynı varlık grubunun bireyleri arasındaki iletişim ve etkileşimi yapıcı bir şekilde teşvik etmeye yönelik geçici birer giysidir ve bireyler çeşitli enkarnasyonlarda her iki elbiseyi de defalarca giyip çıkarırlar.

bigsenfoni


1037 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/03/2015 :  02:32:35  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Fikirlerini paylastigin icin tesekkürler sevgili bozadi...Bence insanlar ve diger varliklar,Evrensel/Makro Disi ve erkek enerji arasindaki iliskiyi mikro derecesinde yasiyorlar yada deneyimliyorlar.

Kalbiniz temiz, gözünüz acik olsun.



KENDİ DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET... OSHO

Kalbiniz temiz,gözünüz Osho'nunki gibi acik olsun.
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,38 saniyede oluşturuldu.