Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Felsefe Kulübü
 Felsefeyi netleştirmek...
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Sonraki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 14

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/12/2015 :  12:41:22  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Zaman zaman ortak (potansiyel) felsefemizi, inancımızı netleştirmeye dair görüşlerimi paylaşıyorum. Şimdi tekrar bununla ilgili bir denemede bulunmak istiyorum.

BH-KH ayırdını sıkça yapıyoruz ve düşünce, duygu ve inançlarımızın BH niteliğinde, pozitif nitelikte olmasıyla ilgili açıklamalar okuyoruz ve yorumlar yapıyoruz.

İçinde yaşadığımız dünyada KH duygu ve düşünce kalıplarına kapılmamız ve o kalıplar içinde sıkışıp kalmamız için KH güçleri veya KH eğilimli güçler tarafından tüm çevremiz buna uygun koşullarla çevrelenmeye çalışılıyor. Adaletsizlikler, işkenceler, katliamlar vs. Ve dünyayı çekip çeviren negatif güçler bütün bu şeytanlıkların içinde sözcülerine "demokrasi", "eşitlik", "adalet" gibi bilinçlerinde aslında gerçekten mevcut olmayan kavramları dillendirip duruyorlar.

İnsanların geneli o kadar ideolojik baskı, yönlendirme ve şekillendirmeye maruz kalmışlar ki kendilerini yönetenlerin boyunduruğu altında, en pozitif ideallerini bile ille bir ideolojinin başlığı altında ifade etmek zorunda hissediyorlar veya bu konudaki baskı ve işkencelere boyun eğiyorlar.

Irksal, dinsel ve siyasi ideolojiler feci şekilde yaygın hayatımızda ve bunlar Global Şeytanların insan kitlelerini birbirine düşürmede kullandıkları süper etkili birer sopa olagelmiş.

Özgürlüğü, sevgiyi, eşitliği, neşeyi, adaleti, paylaşımı, sonsuzluğu, birliği artık bir ideolojinin kulu, kölesi, avukatı, sözcüsü, militanı olmadan talep edebilmeli, isteyebilmeli, alabilmeli, yaşayabilmeli ve paylaşabilmeliyiz diye düşünüyorum. Forumun ilhamsal temelini oluşturan bilgi kaynaklarının BH-KH hakkında yaptığı kozmolojik açıklamalar da bu yaklaşımın doğruluğuna işaret ediyor.

Şimdi, işin biraz daha bireysel ve pratik bir yönüne, esas vurgulamak istediğim kısmına gelmek istiyorum.

Evet, duygu-düşünce-inanç süreçlerimizde negatiflik yerine pozitiflik egemen olmalı. Ama bizim üzerinde yaşadığımız ders ortamımız olan bu gezegende çok uzun zamandır hem insanların kendi bazı sorunları, hem de o sorunları feci şekilde suistimal eden KH eğilimli grupların olağanüstü baskı ve yönlendirmesi neticesinde, yukarıda da atıfta bulunduğum gibi çevremizde KH duygu-düşünce-inanç kalıplarını besleyen sayısız faktör var. Adeta KH frekanslarının kesintisiz bombardımanı altındayız. İşte, bu koşullarda BH duygu-düşünce-inanç kalıplarımızı güçlendirmenin, bu yolla kendimizi enerjilendirmenin, güçlendirmenin ve eylemlerimize, hayatımıza buna göre devam etmenin yollarını bulma ve uygulama konusunda yardımlaşmaya çok ihtiyacımız olduğuna sanırım hepiniz katılıyorsunuzdur.

İşte, ben bunları yazarken hemen hepimiz, hemen her zaman olduğu gibi, bu gezegen üzerinde, KH güdümlü güçlerin ciddi oranda kontrolü altındaki bir düzen içinde, şiddetli KH koşulları altında yaşamaya devam ediyoruz. Ve duygu-düşünce-inançlarımızı pozitifleştirmeye, yani pozitif düşünmeye, hissetmeye, inanmaya ihtiyacımız olduğunu seziyoruz ama bu konuda henüz kendi aramızda istikrarlı, disiplinli, programlı, düzenli bir pratiğimiz yok. Olması için ne yapabileceğimize bakıyoruz ve ben de bu konuda şu an aklımda olanı paylaşmak istiyorum.

Arkadaşlar, bunca negatifliğin ortasında olsak bile, duygu-düşünce-inanç kalıplarımız üzerinde kendi kontrolümüzün de azımsanamayacak kadar güçlü (en azından potansiyel olarak) olduğunu biliyor, seziyoruz. Yani dışarıdan ne kadar negatifliğe maruz kalırsak kalalım, ki bunlara maruz kaldığımız zaman çoğu durumda o negatiflikler bizim kendi içsel duygu-düşünce-inanç yapımızı da giderek negatifleştirme etkisi yapıyor, eğer istersek, dışarıdan maruz kaldığımız sık ve yoğun negatif tesirlere rağmen, bilincimizi, düşüncelerimizi, duygularımızı, inançlarımızı ısrarla pozitifleştirmek, bu yönde etkili bir pratik geliştirmek mümkün. Dışarısının, daha doğrusu halihazırda etrafımızı saran şiddetli KH atmosferinin bilincimizi “belirleme” düzeyini giderek azaltmak ve bilincimizi ısrarla pozitifleştirmek ve giderek bunu mutlaklaştırmak için yapabileceğimiz şeyler var. Yani bu mümkün ve zaten hepimiz yaşamımızın çeşitli kesitlerinde bunlara dair ilhamlar alıyoruz, güzel şeyler deneyimleyebiliyoruz, tazeleniyoruz, vs. vs. Ama bunu çok daha bilinçli, istikrarlı, disiplinli bir şekilde yapabilmemiz ve bu konuda destekleşebilmemiz icap ediyor.

Mesela zaman zaman olduğu gibi bugünlerde kendime şunu soruyorum: Bilinçsel olarak negatiflik atmosferini solurken, yani bilinç antenlerimiz çok yoğun bir şekilde negatif frekanslara maruz kalmaya devam ederken, neyi düşünmek, neyi hatırlamak veya neye inanmak bizi pozitifleştirme etkisi yapar? Pozitifliğin, pozitif düşüncenin, pozitiflik realitesinin kaynağı nedir? Ona nasıl erişebiliriz? Onu nasıl veya nerede aramalı ve ulaşmaya çalışmalıyız? Bunu sorarken, subjektif veya geçici şeylerden ziyade mümkün olduğu kadar varoluşsal, evrensel, genelgeçer şeyleri kastediyorum. Öyle birşey bulalım, bilelim, hatırlayalım ve üzerinde odaklanalım ki, o şey onu unuttuğumuzda, dikkatimiz ondan saptığında ve eninde sonunda zor veya berbat bir duruma düştüğümüzü fark ettiğimizde dönüp araması ve bulması her zaman mümkün ve nispeten kolay ve etkili olsun. Tabi ki bu kolaylık ve imkan büyük ölçüde bizim o sırada kendi içinde bulunduğumuz duygu-düşünce-farkındalık haliyle yakından bağlantılı olacaktır. Ne ölçüde samimi olduğumuzla, ne kadar ciddi olduğumuzla, ve realitelerin, alternatiflerin ne kadar farkında olduğumuzla doğru orantılı olacaktır.

Az önce sorduğum soruyu sorduğumda aklıma gelen başlıca yanıtlardan biri şu: Varlığım dünya denen gezegendeki koşullarla sınırlı değil. Varlığım sonsuz. Tüm evrenle, tüm varoluşla birim aslında. Ve evren, hayat, varoluş bir bütün olarak son derece sevgi dolu, pozitif, yapıcı, onarıcı, şifalandırıcı, sonsuz zengin, sonsuz güzel, sonsuz yaratıcı ve ilham verici, sonsuz tatmin edici... Hayatımızı anlamlı kılan, bizi en güçlü kılan en değerli, en güzel şeyler neyse hayatta, işte hayat dediğimiz, sonsuzluk dediğimiz, zamansız olduğuna değinilen, evrensel hakikat veya gerçeklik onun ta kendisi. Ve o benden kopuk değil. O ayrı ben ayrı değiliz. Herşey nihai olarak bir. Ama zenginliğin, keşfin bir gereği olarak hem mutlak birlik, hem de çeşitlilik aynı anda mevcut ve ben de çeşitliliğin içinde bir yerdeyim ve biraz da seçimler ve derslerle ilgili bazı sebeplerden dolayı KH ağırlıklı bir yerdeyim ama bu beni KH’ye mecbur veya mahkum kılmıyor. Benim hayatla, evrenle, sonsuz zenginlik ve güzellikle arama mutlak bir ayırıcı, engelleyici etki koyamıyor. Burada, bu koşullarda bulunmam muhtemelen evrenin, hayatın bana yaptığı bir haksızlık, adaletsizlik neticesi değil. En azından evrenin, hayatın, sonsuzluğun kendi karakteri değil bunu yapan. Ben ve etrafımdaki insan kitlesi kendi derslerimizdeki tercihlerimiz ve egomuz nedeniyle kendimizi bu hallere soktuk ama sonuçta istediğimiz zaman kendimizi bu berbatlıktan çıkarabiliriz. Biraz sabır ister ama durumun yeterince ciddi, yeterince derinlemesine bir şekilde farkına varıp bu durumdan kurtulmak istediğimi iliklerime kadar düşünüp hissettiğimde, bunun mümkünlüğüne inandığımda, bunu apaçık gördüğümde, işte kurtuluşun adeta yarısı gerçekleşmiş oluyor ve bunun gerçekliğini şüphesiz bir şekilde hissedebiliyor, deneyimleyebiliyorum.

Tekrar yolumu kaybetsem, gerçeğe yabancılaşsam, sapsam bile, bu da evrenin, hayatın suçu veya kötülüğü değil. Benim kendi bilincimdeki sorunlardan ve egomdan ve içinde bulunduğum ortamın KH frekans bombardımanına yenik düşmemden, yeterince direnmeyişimden, hakikate ve feraha ermek için elimden geleni yapmamamdan kaynaklanıyor.

Müsait bir vaktimde devam edeceğim... Herkesin görüş, eleştiri ve önerilerine açıktır.

Majisyen


290 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/12/2015 :  16:02:48  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Dediklerin büyük oranda doğru sevgili bozadi. Büyük ihtimal sen de farketmişsindir ama eklemek istedim. Lauraların forumda millet bayağı detaylara dalmış durumda. Kahvaltıda yedikleri besinlerden tut miligram miligram hesapladıkları takviyelere kadar her şeye kafa yoruyorlar. Laura'nın kitaplarını okuyorlar ve diğer pek çok kaynak kitabı, yine aynı şekilde düzenli eiri eolas yapanlar var. Bunları gördükçe kendimi anaokul seviyesinde hissediyorum zaman zaman.Günlük hayatta aklıma geldikçe diyafram solunumu yapıyorum, kendime diyorum sürekli bu kadar basit bir şeyi niye yapmıyorsun. Ama bir şekilde koşturmaca içinde insan bu kadar basit bir şeyi bile unutup farketmeden sığ solunum moduna geri dönüyor. Galiba bu konularda biraz daha gayretli olmak lazım duyguların zihnimizi bulandırmasına izin vermeden.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/12/2015 :  21:39:18  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Majisyen

Dediklerin büyük oranda doğru sevgili bozadi. Büyük ihtimal sen de farketmişsindir ama eklemek istedim. Lauraların forumda millet bayağı detaylara dalmış durumda. Kahvaltıda yedikleri besinlerden tut miligram miligram hesapladıkları takviyelere kadar her şeye kafa yoruyorlar. Laura'nın kitaplarını okuyorlar ve diğer pek çok kaynak kitabı, yine aynı şekilde düzenli eiri eolas yapanlar var. Bunları gördükçe kendimi anaokul seviyesinde hissediyorum zaman zaman.Günlük hayatta aklıma geldikçe diyafram solunumu yapıyorum, kendime diyorum sürekli bu kadar basit bir şeyi niye yapmıyorsun. Ama bir şekilde koşturmaca içinde insan bu kadar basit bir şeyi bile unutup farketmeden sığ solunum moduna geri dönüyor. Galiba bu konularda biraz daha gayretli olmak lazım duyguların zihnimizi bulandırmasına izin vermeden.

Ah, evet Majisyen. Kasyopya forum üyelerinin ciddi bir bölümü Laura ve ekibinin kitaplarını okuma, görüşlerini tartışma, diyet-nefes-meditasyon tavsiyelerini takip etme ve uygulama gibi konularda ciddi bir çaba içindeler. Hepsi öyle değildir tabi ama azımsanamayacak sayıda insan bunu yapıyor. Daha önce de bazı mesajlarımda açıkladığım gibi, o durumu gördüğümde, Kasyopya celselerini çevirip yayınlayan ve o ekibin çalışmalarını destekleyen biri olarak kendimi ben de berbat hissediyorum bazen.

Yine de bu konuda çok karamsarlığa kapılmamamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer kendi aramızda yeterince uyumlu bir faaliyet ve dayanışma geliştirirsek, biz de 4BH'ye doğru ilerleme konusunda kendi aramızda azımsanamayacak bir ivme yakalayabiliriz diye düşünüyorum ve o zaman o ekiple ve başka herhangi bireyler ve gruplarla da iletişimlerimiz çok daha etkili ve yapıcı olur bence.

Yukarıdaki mesajımdaki çabam da aslında bununla yakından ilgili. Yani doğru düzgün bir iletişim ve dayanışmanın önünde engel teşkil ediyor olabilecek temel felsefi yaklaşım belirsizliklerimizi netleştirmenin çok işimize yarayabileceğini düşünüyorum. Çünkü yapmamız gerektiğini bildiğimiz halde yapmadığımız şeylerle ilgili sorun biraz da bununla ilgili. Ana perspektifi gözden kaçırıyoruz. Temel meseleyi unutuyoruz. Zihnimizdeki büyük resmi kaçırınca, savrulmak, sapmak, enerjinin israf olması ve kendini kandırmak çok kolay hale geliyor.

Tabi mutlak bir “büyük resim” değil benim kastettiğim şey ama hayatımızla ilgili en çok hatra getirmemiz gereken şeylerden biri olduğunu düşünüyorum. Eğer bu konudaki doğrunun ilhamını alabilir ve almaya devam edebilirsek, bize yarayanı yapma ve yaramayanı yapmama konusundaki dikkatimiz ve motivasyonumuz da çok daha yüksek olacaktır. Çünkü işimize yarayacak ve yaramayacak şeyler çok daha net olacaktır. Kafa karışıklığı azalacaktır. Enerjimizi boşa harcama durumları hızla azalacaktır.

Ve hayatımızla ilgili o “büyük resmin” aynı zamanda son derece “basit bir resim” olduğuna da dikkat çekmek istiyorum:

Dünya denen bu kürenin üzerinde bu kadar yoğun ve sürekli negatifliğe maruz kalırken ve bunun şiddetli mağduriyetini yaşarken, neden bunları dengeleyecek kadar güçlü bir pozitifliğin varlığına ve niteliğine ciddi bir şekilde odaklanmıyoruz? Maruz kaldığımız ve dengelemek için yeterince bilinçli ve iradeli bir çaba göstermediğimiz tüm bu negatifliklerin geleceğimizi / kaderimizi gayet olumsuz olarak etkilemekte ve şekillendirmekte olduğunu göremiyor muyuz?

Eğer zihnimize/bilincimize düzenli olarak doluşturulan tüm bu negatiflere en azından denk olan ve aslında en güzeli, o negatiflikleri fazlasıyla aşacak kadar güçlü ve derinlemesine ve istikrarlı, sürekli, iradeli bir pozitiflikle irtibat kurmazsak, onu bilincimize almazsak, bu durum negatifliğin bilincimizi şekillendirmesine ve hatta “belirlemesine” izin vermek anlamına gelecektir.

Eğer bu konuda aynı fikirdeysek, tüm mesele, çevremiz feci şekilde negatiflikle çevriliyken ve hatta negatifliğin bombardımanlarına, saldırılarına maruz kalırken, mağdur olurken, ezilirken, yamulurken, pozitifliğin ne olduğu, ona nasıl erişilebileceği üzerinde ne gibi etkili çabalar harcayabileceğimizi konuşmamız gerekiyor.
Go to Top of Page

Majisyen


290 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/12/2015 :  00:16:43  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kendimde çok sık gözlemledim ki ivmeyi yakalayıp kaybedip yine yakalayıp kaybediyorum. İnişi çıkışı olan bir dalga gibi. Bu tarz bir dalganın herkesin yaşamında olabileceğini düşünürsek, bir bh adayının negatif olduğu durumda o an pozitif olan diğer bh adayı zihinsel karmaşayı dengelemede negatif bireye yardım yardım edebilir. Daha sonraki zihinsel/felsefi iniş-çıkışta bu bireyler rol değiştirebilir. Dönüşümlü olarak el uzatma durumu yani. Eğer belli bir oranda birbirlerine böyle durumlarda destek olabilecek bh aday sayısı kollektif bir şekilde hareket edebilirse bu bahsettiğin felsefe/inanç netleştirmesinde önemli bir aşama katedilebilir. Topluluğun zihinsel karmaşa içerisindeki bireyine durgun zihinli herhangi bir birey acı da olsa o anda gerçeği, çıkış yolunu söylemelidir. Zaman zaman objektifliği kaybettiğimi düşündüğümde sizlerin fikirleri, celselerden alıntılar vs. çok yardımcı oluyor kanımca. Gördüğüm kadarıyla bu dayanışmamız ilerleyip olgunlaştıkça daha bir kararlı olmaya başlıyoruz zihinsel olarak. Ve umut ediyorum ki bu kollektif çabamızla zaman geçtikçe içimizdeki korkular/negatiflikler yerini daha dingin bir ruhsal duruma bırakacaktır.
Go to Top of Page

bigsenfoni


1252 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/12/2015 :  01:10:32  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Objektif gerceklige her zaman konzantire olunursa ve cevreden gelen negatif bombardimanin kendimizi etkilemesine izin vermeyerek zihnimizi disipline edersek pozitif yolda ilerliyebilecegimize inaniyorum.Zihnimizi disipline etmek icin yapilmasi gereken programlardan birisi; bilincte bulunan herhangi bir negatif düsünceyi ona\düsünceye karsi pozitif bir fikir benimsemek ve o negatif düsünce geldiginde pozitif karsiligini bilincli olarak kendimize\bilince bildirmek olur... yani ''denge''.

Bir sekilde insanin biolojik bilgisayardaki kendi nörönlarinin farkinda olmasi ve onlari bilincli olarak disarida gelen programlamara karsi yönlendirlemesi programlamlamasi ve disipline etmesi gerekiyor.Telkinlere karsi ve bilinci degistirmek icin disaridan ve iceriden yapilan programlamalara cok dikkat etmesi gerekiyor.Yoksa sahte bir kisilik olusturuldugunda durum dahada zorlasiyor yani öz benlik hapisaneye tikilmis oluyor ve cikmasida tamponlarin karmasikligi ve labirentin genisligine göre dahada zorlasiyor...''Kendini farkindalik''

Edited by - bigsenfoni on 09/12/2015 01:33:01
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/12/2015 :  11:53:49  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Majisyen

Kendimde çok sık gözlemledim ki ivmeyi yakalayıp kaybedip yine yakalayıp kaybediyorum. İnişi çıkışı olan bir dalga gibi. Bu tarz bir dalganın herkesin yaşamında olabileceğini düşünürsek, bir bh adayının negatif olduğu durumda o an pozitif olan diğer bh adayı zihinsel karmaşayı dengelemede negatif bireye yardım yardım edebilir. Daha sonraki zihinsel/felsefi iniş-çıkışta bu bireyler rol değiştirebilir. Dönüşümlü olarak el uzatma durumu yani. Eğer belli bir oranda birbirlerine böyle durumlarda destek olabilecek bh aday sayısı kollektif bir şekilde hareket edebilirse bu bahsettiğin felsefe/inanç netleştirmesinde önemli bir aşama katedilebilir. Topluluğun zihinsel karmaşa içerisindeki bireyine durgun zihinli herhangi bir birey acı da olsa o anda gerçeği, çıkış yolunu söylemelidir. Zaman zaman objektifliği kaybettiğimi düşündüğümde sizlerin fikirleri, celselerden alıntılar vs. çok yardımcı oluyor kanımca. Gördüğüm kadarıyla bu dayanışmamız ilerleyip olgunlaştıkça daha bir kararlı olmaya başlıyoruz zihinsel olarak.

“Dönüşümlü el uzatma” konusu gerçekten ihtiyaç duyup duyabileceğimiz en önemli şeylerden biri. Gruplaşmanın en büyük erdemlerinden, faydalarından biri. Dayanışmanın, işbirliğinin, insanlığın ta kendisi.

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Majisyen

Ve umut ediyorum ki bu kollektif çabamızla zaman geçtikçe içimizdeki korkular/negatiflikler yerini daha dingin bir ruhsal duruma bırakacaktır.
Umuduna katılıyorum : )


Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni

Objektif gerceklige her zaman konzantire olunursa ve cevreden gelen negatif bombardimanin kendimizi etkilemesine izin vermeyerek zihnimizi disipline edersek pozitif yolda ilerliyebilecegimize inaniyorum.Zihnimizi disipline etmek icin yapilmasi gereken programlardan birisi; bilincte bulunan herhangi bir negatif düsünceyi ona\düsünceye karsi pozitif bir fikir benimsemek ve o negatif düsünce geldiginde pozitif karsiligini bilincli olarak kendimize\bilince bildirmek olur... yani ''denge''.

Bir sekilde insanin biolojik bilgisayardaki kendi nörönlarinin farkinda olmasi ve onlari bilincli olarak disarida gelen programlamara karsi yönlendirlemesi programlamlamasi ve disipline etmesi gerekiyor.Telkinlere karsi ve bilinci degistirmek icin disaridan ve iceriden yapilan programlamalara cok dikkat etmesi gerekiyor.Yoksa sahte bir kisilik olusturuldugunda durum dahada zorlasiyor yani öz benlik hapisaneye tikilmis oluyor ve cikmasida tamponlarin karmasikligi ve labirentin genisligine göre dahada zorlasiyor...''Kendini farkindalik''

Evet, negatif tesirlerin farkına varmak ve onlara gereken cevabı vermek... Yapmamız icap eden en önemli, en temel şeylerden biri. Daha önce K’lardan yaptığın bir alıntıda da dendiği gibi, “Yalana gereken cevabı verin; Gerçeği”. Şimdi bu hususla ilgili önemli olduğunu düşündüğüm bir ayırtta bulunarak görüşlerinize sunmak istiyorum: Negatif tesirlere maruz kaldığımızda, o negativitenin içerdiği bilinç programlamasını (düşünce değişimlerini) sanki hak ediyormuşuz veya hatta bunlara ihtiyaç duyuyormuşuz veya sanki bunlar mutlak veya olması gereken gerçeklermiş gibi bir duygusal programlama da meydana geliyor eş zamanlı olarak. Yani bilincimize sunulan zehirle birlikte, o zehri bünyemize almanın gerekli olduğu, hatta lehimize olduğu, kaçınılmaz olduğu veya doğal olduğu yönünde iknaya yönelik duygusal/kimyasal bazı tesirlerin de etkisi altında kalıyoruz. İkisi birlikte meydana geliyor. Ve daha da önemlisi, önceden bilincimize işlenmiş bir yığın negatiflik var, suçluluk var, kızgınlık var, kıstırılmışlık, acizlik hissi var... Böyle bir durumda, özellikle de “kritik” bir noktada, yani KH açısından uygun bir “fırsat penceresinde” (ki üst yoğunluklardan böyle olumlu/olumsuz pencereler çok iyi görülebiliyor sanırım), yani muhtemelen suçluluğa veya acizliğe veya dikkatsizliğe veya herhangi ciddi bir negatifliğe meyilli olduğumuz bir zaman aralığında, bilincimizde geçmişten birikimli olarak mevcut negatif yüklerle de bağlantılar kurulmak suretiyle duygusal/kimyasal bazı tesirlerle birlikte yeni negatifleştirici düşünceler bilincimize sunulunca, bunlara direnmek, hatta bunları ayırt etmek, sorgulamak, meydan okumak çok zor hale gelebiliyor. Negatif müdahale ve programlamaların etkili olmasını sağlayan başlıca faktörlerden birinin bu olduğunu düşünüyorum. Nötr bir durumda değiliz. Bilincimizde, düşünce süreçlerimizde, inançlarımızda, duygu dünyamızda çok ciddi negatif birikim, kirlilik, zehirlenmişlik durumu içindeyiz. Bu durumu bireysel olarak aşma konusunda güçlü bir efor sarfedebilecek bir ilham ve güç bulduğumuzda dahi, aynı bilinçsel zehirlenmişlik hali (çeşitli ciddiyet seviyelerinde) içinde sayısız insan var çevremizde. Bir parçası olarak yaşamak durumunda olduğumuz kitlelerden etkilenmemek de mümkün değil. Dahası, negatifliği resmiyet düzeyinde dayatan işkenceci ekonomik/dini/siyasi yapılarla, koskoca faşist bir global düzenle çevriliyiz dört bir yandan. Katliamlar, adaletsizlikler, işkenceler almış başını gidiyor. Ne kendi ülkemizde, ne de başka bir yerde şeytani düzenden etkili bir şekilde kaçabilmek pek mümkün değil gibi.

Dayanışmanın hayati önemi biraz da bundan kaynaklanıyor. Ne kadar karamsar bir tablonun içinde olursak olalım, bilincimizde tüm bu olumsuzlukların üzerine çıkabiliriz eğer işbirliği yapabilirsek. Bunun için önce durumun gerçekliğiyle, ciddiyetiyle yüzleşmemiz gerekiyor. Hepimiz hala şu veya bu seviyede ideolojik bakış açılarının etkisi altında kalabiliyoruz. Ki bu gerçekten bir ölçüde kaçınılmaz da olabilir. Ailemiz, sosyal çevremiz, ekonomik bağlantılarımız, arkadaş çevremiz vs vs. Pek çok nedenden dolayı, dünyanın haline ve kendi içinde bulunduğumuz duruma ideolojik perspektiflerden bakmak zorunda hissedebiliriz. Eğer çeşitli bağlardan dolayı bu gerçekten kaçınılmazsa, belki bir süre daha bu rolleri oynamamız icap edebilir. Yeter ki bilincimizin daha büyük, daha derin bir yönüyle ideolojiler ötesi, sade, insani, vicdani, ruhsal bakış açısını kaybetmeyelim ve onu güçlendirmeye devam edebilelim. Tüm ideolojilerin kendi içlerinde nispeten daha BH’ye bakan ve daha KH’ye bakan yönleri, versiyonları da mevcuttur.

Ama sonuç olarak sitede temel aldığımız bilgi kaynaklarının BH-KH ve yoğunluk seviyeleri realiteleri itibariyle bize anlattıkları hiçbir ideolojinin perspektifine sığmaz tam olarak. Bu kaynaklardan aldığımız bilgileri, farkındalıkları “Spiritüalizm” bile yeterince kaldırmaz. İşte, gidin Ra’dan, Pleiades’ten, Kasyopya’dan öğrendiğiniz temel kozmolojik açıklamaları ve mevcut yaşam koşullarımızla ilgili açıklamaları Türkiye’de veya dünyanın herhangi bir yerindeki ana akım spiritüalistlere anlatın. Kabul etmezler. Bu bilgilerin ciddi bir kısmı onları bile fazlasıyla aşar.

Geçenlerde aklıma şu düşünce geldi; İyi ki örneğin Kasyopya bilgilerinde sapmış bilgiler de var, iyi ki bariz hatalar da var, iyi ki bir miktar negativite de bulaşmış. Kim bu bilgilerin güzel, verimli, faydalı yanlarını görüp değerini anlayıp hakkını verebilecekse onlar gelsin. Bu bilgi kaynaklarındaki sapmış bilgi miktarı, garip bir şekilde aslında bu bilgi kaynaklarına çekilebilecek ve kapasitesiz denebilecek yığınlara karşı bir tür koruma kalkanı oluşturuyor bana göre. Eğer bu bilgilere yeterince derinlemesine bir şekilde gözatan biri olağanüstü derinlemesine ve isabetli gerçeklik bilgilerini değil de, ıvır-zıvırı görüyorsa, korkutucu veya yanlış olduğu bariz olan şeyleri görüyorsa daha çok, uzak dursun, gitsin gönlü neye ısınıyorsa ondan yararlansın. Elbette sitedeki temel bilgi kaynaklarından herhangi birini veya tümünü sevmeyen, bunlara çekilmeyen insanların hepsi kapasitesizdir, niteliksizdir, KH eğilimlidir gibi bir anlayışla söylemiyorum bunu. Bu kaynaklar veya bu kaynaklardan bazıları onlara uygun değildir. Sevemeyeceği, derinlemesine inceleyip yararlanamayacağı birşeyi tırmalayıp duracağına gitsinler kendi gönüllerine göre birşeyler bulsunlar. Ve bu bilgi kaynaklarının sapmış veya yanlış veya eksik kısımları, bu kaynakların hakkını verebilecek durumda olmayanlar için caydırıcı bir koruma duvarı da teşkil ediyor bana göre. Ayrıca lüzumsuz bir “tanrılaştırma” eğilimine de engel oluyor. Eğer bu kaynaklardan herhangi biri her ayrıntısıyla %100 doğru, isabetli, eksiksiz, yanlışsız, çelişkisiz, kristal mükemmelliğinde bir bilgi dizisi verse, bu sefer de putlaştırıcı, dogmalaştırıcı bir eğilim olacak muhtemelen. Mevcut halleri en güzel muhtemelen.

Kendi inancım itibariyle, bu kaynaklardaki eksik ve yanlışların bu bilgileri verdiklerine inandığım varlık gruplarından kaynaklanan bir durum olduğunu düşünmüyorum. Alıcılarla ve/veya çevresel bazı faktörlerden kaynaklandığına inanıyorum ve eskiden bunun için üzülürdüm yine de. Artık üzülmediğim gibi hoşuma bile gidiyor yukarıda bahsettiğim faktör nedeniyle.

Konuyu daha fazla dallandırıp budaklandırmadan, daha üstte bahsettiğim “bilincimizdeki negatif/toksik/zehirli katmanların negativiteyle mücadelemizin verimliliği üzerindeki etkisi” (bilimsel makale adı gibi oldu!) konusunda şu öneriyi getirmek istiyorum bu başlığı açmama neden olan düşüncelerle/ilhamlarla bağlantılı olarak:

Negaviteyle mücadeleyi “genel” ve “spesifik” olarak iki kısma ayırmamız icap edebilir. Benim bu başlığı açarken ki hissim, daha çok genel bir mücadele tarzına dair. Hatta, önerdiğim şey sadece “negatiflik karşıtı” bir mücadele değil. “Pozitiflik için bir çaba/mücadele”. İkisine birden hizmet ediyor olacak muhtemelen. Hem genel itibariyle pozitif birşeye, bir güzelliğe, bir coşkuya, sevgiye duyduğumuz ilgi nedeniyle ona doğru atılmaya çalışılan bir adım, hem de aynı zamanda bombardımanı altında bulunduğumuz ve bilincimizde zaten mevcut olan negatiflik katmanlarından da güç bulan yeni zehirlerin/yalanların/saldırıların etkisini azaltmak üzere bir koruma kalkanına sahip olmak. İkisi bence kaçınılmaz olarak eşzamanlı olarak meydana gelecektir. Ama elbette bu dediğim şeyi etkili bir şekilde yapabilsek bile, “spesifik” negatif müdahale ve tesirlere karşı %100’lük bir koruma sağlayamaz bu durum. Spesifik durumlara spesifik tepkiler veya tedbirler geliştirmek gerekir çoğu zaman.

Peki diyeceksiniz ki pozitiflik yönünde özel değil de genel olan çaba nasıl olabilir... Bu yönde etkili bir teknik nasıl geliştirilebilir. Ben de %100 somut bir fikre sahip değilim bu konuda ama başlangıç anlamında önerilerim olacak, sizlerin de sunabileceği gibi.

Bilincimizde katmanlar dolusu negativite pisliği/zehri öylesine birikmiş ki, sade ve sonsuz pozitif gerçeğe inancımızı, onunla ilgili farkındalığımızı yitireceğiz, bırakacağız, ümidi keseceğiz neredeyse. Ki eğer pozitif inancımızı ve bağlantılarımızı yeterince güçlendirmezsek, önümüzdeki günlerde, haftalarda, aylarda ve yıllarda var olan zayıf bağlantıları da tamamen yitirmemiz dahi ciddi bir olasılık haline gelebilir.

Ciddi ciddi pozitifliğe, gerçek pozitifliğe, gerçek sevgiye odaklanmaktan, bunu düşünmekten, bilincimizi bunun üzerinde yoğunlaştırmaktan bahsettiğim için, bunun gündelik yaşamımızı etkileyebilecek, istikrarını/dengesini bozabilecek etkiler yapabileceği konusunda da uyarıda bulunmak gerekiyor sanırım. Dolayısıyla herkesin “doz ayarlaması” yapması icap edebilir. Dilerim bu konuda yeterli, etkili bir dayanışma içinde olabiliriz.

Birlikte saf pozitifliğe odaklanmayı denemeyi öneriyorum. Bunun için fiziksel olarak bir arada bulunmamıza gerek yok. Burada yazışabiliyor olmak yeterli. İhtiyaç duyulan temel şey bilinç, irade/niyet. Tabi ciddi oranda spekülatif konuşuyorum, aşırı ciddiye almayın lütfen ama artık somut birşeyler yapabilmek için pozitifliğe ciddi ciddi odaklanmayı denememiz gerektiğine inanıyorum.

Ben sadece “başlangıç” konusunda etkili olmasını umduğum basit bir öneride bulunmak istiyorum. Bunun da ideal yolunu bilmiyorum, o yüzden biraz hoyratça, biraz rastgele ve riskli bir şekilde aklıma gelenleri söylemeyi istiyorum. Ha, konu zaten “akla ne geldiğiyle” veya “akıldan ne geçirildiğiyle” ilgili.

Olumluluk, arkadaşlar. Sakin bir pozisyonda birkaç derin ve yavaş nefes alıp biraz rahatladıktan sonra (konuyu ciddiye almanın bir gereği ve işareti sanırım bu), “olumluluk” üzerinde biraz düşünmeyi öneriyorum. Tabi bu forumda deli gibi eleştirdiğimiz “new-age”cilerden bir farkım olmadığının düşünülmesini istemem. Biz negatif gerçekleri de gayet ciddi bir şekilde ele alabiliyoruz, kaçmıyoruz, inkar etmiyoruz, aksine hayatımızın herhangi bir konusunu ele alır gibi ele alabiliyoruz.

Evet, “olumluluk” diyorduk. Yani “pozitiflik”. Yani “iyi”. Yani “güzel”. Sevgi. Adalet. Şefkat. Şifa. Hepsi aynı şey. Hepsi aynı ışığın çeşitli yansımaları. Hepsini tek ve aynı şey olarak düşünelim. Şimdi bunları söylerken farkına varıyorum da, bu bir çeşit hafif hipnoz çalışması aslında. Kendimizi programlıyoruz. Kendimize telkinde bulunuyoruz. Ama programlamanın konusu veya üzerinde odaklandığımız ve iyi/gerekli olduğunu düşündüğümüz şeyin veya şeylerin zoraki, asılsız, sahte ve zararlı şeyler değil, bilincimizden kazılmaya çalışılan evrensel değerler olduğuna dair bir inançla veya fikirle yapıyoruz bunu. Hakkımız olan, varlığımızın özü olan şeyle ilişkimizin temel niteliklerini sorguluyoruz veya hatırlamaya çalışıyoruz, onaylıyoruz veya bunu test ediyoruz.

Hani limonun düşüncesi bile pek çok insan için ciddileşip fizyolojik bir tepkiye neden olmaya başlar ya... İşte, ciddiyetle, samimiyetle, “iyilik” sözcüğünün temsil etmeye çalıştığı o ebedi, ezeli, sonsuz, evrensel kavrama odaklanmaya gayret ediyoruz. Çok zorlamayın. Düşünceleriniz direnç gösterse bile, kopmaktan, uzaklaşmaktan, odaklanamamaktan korkmayın, telaş etmeyin. Sadece, tekrar imkan olduğunda tekrar odaklanın. Bu birkaç saniye sonrası da olabilir, birkaç hafta sonrası da. Korkmayın. Yeter ki, bunun doğru ve faydalı birşey olduğuna inanıyorsanız, devam edecek olun. Önemli olan bu. Bunun zamanlamasını kendinize göre ayarlamalısınız. Yanlış zamanda yanlış miktarda zorlanan bir doz ters etki de yapabilir. Moral bozucu olabilir. Nefret ettirebilir. Vesaire. Herkesin yapısı, bunu denerken içinde bulunduğu zaman/mekan koşulları ve çeşitli fizyolojik, duygusal ve ruhsal koşullar farklıdır ve şu anda birlikte geliştirmeye çalıştığımız veya çalışacağımız şeyin uygulanma dozu veya biçimi veya zamanlaması veya miktarını da kendinize göre ayarlamanız gerekecektir. Olmuyorsa zorlamayın. Başka zaman tekrar denersiniz. Yani hemen işe yaramaması, hemen olmaması ille sizinle ilgili çok kötü birşeyin işareti falan değildir. Kendinize işkence etmeyin yani. Zamana bırakın, akışa bırakın. Birlikte herşeyin yolunu yordamını çözümünü buluruz.

Evet, ne diyorduk, “iyi”. Burada “iyi”yi kendinizin veya herhangi bir kişinin karakter özelliği olarak veya sadece ahlaki bir iyilik olarak düşünmeyelim. Kendimizi kandırmak ve eninde sonunda kendimizi şiddetli bir şekilde yargılamak zorunda kalabiliriz yoksa. Hiç birimiz yeterince iyi değiliz. Hani birisi “Nasılsın?” diye sorunca cevap seçeneklerinden biri olarak söylenebilecek veya ima edilebilecek “iyiyim” veya “iyi değilim” diye bir yanıt vardır ya. Öyle bir iyilik. Burada ahlaki bir iyilik kastedilmiyor temel olarak. Fiziksel, duygusal ve/veya ruhsal bir durum-hal bilgisi. Aslında doğrudan olmasa bile, dolaylı olarak o iki iyilik türü arasında bir ilişki olması kaçınılmazdır. Ama biz kendimizi yanlış/abartılı bir şekilde yargılamak zorunda kalmamak için, o nihayetin gözüyle bakmıyoruz duruma şu an için.

İşte, ahlaki karakter veya spesifik davranış tanımlaması olan iyilik değil de, kendimizi veya bir başkasını olumsuz bir şekilde yargılamaya teşvik etmeyen, bir durum-hal biçimi olarak “iyi” üzerinde düşünelim. Ve öylesine, genel veya geçmiştirme amaçlı söylenmiş bir “iyiyim” değil de, gerçekten “iyi” olunan bir hal düşünelim.

İyiyi gerçekten düşünebiliyor musunuz? Onun ne olduğuna dair çağrışımlar meydana geliyor mu aklınızda? Eğer iyiyi hatırlamakta, onu görmekte, ona odaklanmakta zorlanıyorsanız ama bunu denemeye devam etmek istiyorsanız, belki onun zıddını düşünmek de iyinin ne olduğunu hatırlamanıza yardımcı olabilir. Evet... “Nasılsın?” sorusuna cevap olarak verilen “kötü” veya “kötüyüm”ü düşünün. Ve gerçekten çok kötü bir halde olmayı hatırlayın. Bu anlamda kötülüğün nasıl bir hal olduğunu, bundan neyin kastedildiğini hatırlayın. Fiziksel, duygusal, ruhsal etkileşimlerin farkına varın. Ve bunu yapmayı bitirdiğinizde, iyiliğin ne olduğunu, nasıl birşey olduğunu daha iyi hatırlayabilmek için iyilik ile kötülüğü karşılaştırabilirsiniz.

İyilik ve kötülük hallerinin fiziksel, duygusal ve ruhsal olarak ne kadar gerçek, somut ve temel bir zıtlık/kutupsallık olduğunu, tüm deneyimlerimiz ve bilincimiz üzerinde ne kadar güçlü etkiler yaptığını fark edebiliyor musunuz?

İşte bütün mesele de bu. Hep birlikte üzerinde odaklanacağımız temel konu bu. Bizim için BH-KH kutusallığının temeli bu konu. Bu forum yoluyla birbirimize yapabileceğimiz “iyilik” kendimizi, bilincimizi bu konuda “yetiştirmek” ve bir disiplin geliştirmek olacaktır. Bu aynı zamanda varlığımızın anlamıyla ve ülkemizde, dünyamızda ve nihayetinde tüm varoluşta olan bitenle ilgili de olağanüstü basit ve etkili bir farkındalık geliştirmemize yardımcı olacaktır.

Müsait vaktimde yukarıda yapmaya çalıştığım düşünce/gözlem/seçim pratikleriyle ilgili önerilerde bulunmaya ve bunların tüm hayatımızda, tüm dünyada olan bitenlerle ilişkisine dair görüşlerimi paylaşmaya devam etmek istiyorum bu başlık altında. İsteyen herkes görüş ve önerilerini paylaşabilir bu arada.
Go to Top of Page

Majisyen


290 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/12/2015 :  17:25:02  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Getirdiğin öneri kulağa makul geliyor. Kendi adıma konuşacak olursam bir takım majikal uygulamalara benzediğini düşünüyorum. Tesadüfen mi bahsettin bilmiyorum ama limon vb. şeyleri koklamak, tatmak daha sonra bu nesneler ortamda yokken bile kokusunu, tadını hissedebilme yeteneği üzerine yapılan bazı majikal çalışmalar var.Bahsettiğin iyiliğe konsantre olma egzersizi bu anlamda çok yararlı olabilir. Etrafımızda iyi koşullar olmasa bile iyi bir modda kalma yeteneği bu şekilde geliştirilebilir.Tabii bundan birkaç cümlede kolay bir şeymiş gibi bahsettiğime bakmayın. Düzenli, disiplinli olarak zihin üzerinde yapılması gereken bir çalışma bu. Kısa vadeli zaaflar göstersek bile, bu meseleye olan yaklaşımımızdaki ciddiyeti hiçbir şeyin dağıtmasına izin vermememiz gerekir uzun vadede.Ve KHya bilinçli mezun olmak isteyen bireyleri düşünürsek tahmin ediyorum ki onlar da bu tarz bir takım majikal uygulamaları kendi üzerlerinde uyguluyorlardır. Mesela naziler ezoterizme aşırı derecede düşkünlerdi, bununla alakalı epey kaynak var okumak için. Yine aynı şekilde Cengiz Han'ın istikrarlı bir şekilde KH yeteneklerini zihinsel olarak odaklanıp geliştirdiğini düşünebiliriz geçmiş yaşam deneyimlerinin yanı sıra.Bu tarz bireyler kanımca özellikle intikam, hırs, hükmetme gibi düşüncelere istikrarlı bir şekilde yoğunlaşıyorlar. Gurdjeff tarzı BH bireyleriyse bu skalanın karşısındaki zihinsel disiplinler üzerinde çalışıyorlar.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/12/2015 :  20:31:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Maji/büyü/sihir konusuyla ilgili olduğunu düşünmemiştim doğrusu ve limon da tesadüf olmalı ama kimbilir, bir şekilde bir bağlantısı olabilir elbette.

Beni bunları düşünmeye ve paylaşmaya iten başlıca motivasyon, negatif güçlerin zihnimizi/bilincimizi ısrarla KH frekanslarında tutmak için yoğun bir çaba harcıyor olduklarını anlamak ve buna karşı etkili çözümler geliştirme isteği.

Yani dünya insanlığını faşist kontrolleri altında tutan global faşo ağalar ve onların bölgesel hizmetkarları yaptıkları onca kötülük yetmezmiş gibi, 7/24 onların o şeytanlıklarını düşünüp korku ve endişe içinde kalıp pasifleşmemizi, sinmemizi, boyun eğmemizi arzuluyorlar. Terörün ısrarla bitmemesi, bitirilmemesi, aksine beslenmesi başka bir amaç taşımıyor. Korkutulmak, sindirilmek. Acizlik hissinin mutlaklaşmasını arzuluyorlar. Bilincimizde sevgiye, eşitliğe, adalete, mutluluğa, güvene, sonsuzluğa, sonsuzluğun kudretine, özgür iradeye dair ne varsa zihnimizden, varlığımızdan kazıyıp yok etmek istiyorlar. Bunun için de 7/24 hayat sahnemizi berbatlıklarıyla, işkenceleriyle, katliamlarıyla, aşağılamalarıyla dolduruyorlar ve kesintisiz olarak bunlara bakmamızı, bunları düşünmemizi, ezilmemizi, sinmemizi, tecavüzlerine boyun eğmemizi istiyorlar.

Oyla, siyasetle çoğu zaman birşey yapmak da mümkün olmadığı için, o da ciddi ölçüde sahte bir mecra olduğundan, insan bir çıkışsızlık, bir acizlik hissine kapılıyor gerçekten. Durum hiç iç açıcı değil. Ama okuduğumuz sağlam bilgi kaynaklarından aciz olmadığımızı da hissedebiliyor, bunun ilhamını alabiliyoruz. Düşüncelerin, farkındalığın, bilginin anahtar oluşu vurgulanıp duruyor. O halde aklımızı, zihnimizi, düşüncelerimizi tüm bu şeytanlıklara, zulümlere, aşağılamalara karşı kullanmanın yolunda uzmanlaşmamız gerekiyor. Ama bu konuda yine okuduğumuz tartıştığımız kaynaklardan, özellikle K bilgilerinden anladığımız veya anlamamız gereken birşey varsa, o da zihnimizin de nötr bir durumda olmadığı, genetik olarak ve bizzat yaşam koşulları içinde feci şekilde negatif programlanmaya, hipnoza maruz kaldığıdır ve dolayısıyla kendi bilincimizin kendimize yeterince hizmet etmemesi gibi bir durumla karşılaşıyoruz. Sağlıklı bir durumda değiliz. Hastayız, zehirlenmişiz, zayıfız, istikrarsısız, disiplinsiziz ama bununla yüzleşemiyoruz. Sanki öyle birşey yokmuş gibi robotik olarak bize verilen talimatlara uygun birşeyler yapma telaşı içinde çırpınıp duruyoruz.

Hele ki tam da K’ların öngördüğü gibi herşey giderek berbatlaşıyor, kaos ve faşizm giderek tırmanıyor. Belli ki bu kaosa dur diyebilecek durumda değiliz. Bu tırmanışa engel olamayacağız. Elbette adalet adına inandığımız yolda mücadele etmeye, KH güçlerine tepkimizi, protestomuzu, direnişimizi göstermeye devam edeceğiz ama özellikle böyle bir forumda böyle kaynakları okuyan, sezen, tartışan, yorumlayan insanlar olarak, düşünce/bilgi/farkındalık konusu bu kadar vurgulandıktan sonra, BH-KH meselesi bu kadar vurgulandıktan sonra artık düşünce süreçlerimiz üzerinde ustalaşma gerekliliği çok bariz.

Kötü haller, negatif duygu ve düşünce kalıpları içinde debelendiğimiz sürece varlığımızın bağlantılı olduğu evrensel enerjiden, kudretten, sevgiden, sevinçten nemalanamıyoruz. KH-egemen bir 3. Yoğunluk bataklığında bile olsak, hepimiz bir şekilde varoluşun ta en özüyle, 7. Yoğunlukla bağlantılıyız ve biz oyuz aynı zamanda. Yani mutlak acizlik diye birşey yok, olamaz. Okuduğumuz ve ciddi oranda ilgi-alaka-güven duyduğumuz bu kaynaklardan bunu okuduk öğrendik. Artık KH güçlerinin aşağılamaları, işkenceleri karşısında en derin çözümlere başvurabilmemiz gerekiyor. Yoksa bunlar bizi iyice silip süpürecek, tüketip bitirecek.

Ve herşey düşüncede başlıyor. Düşüncelerimizin tüm deneyimlerimiz üzerinde ne kadar güçlü bir etkiye, belirleyiciliğe sahip olduğuna uyanmamız, bundan yararlanmamız gerekiyor. Farkındalık, özgür irade, seçim... Bu herşey! Birileri bizim düşüncelerimizi kesintisiz negatifliklerle doldurmak istiyor. Varoluşun sonsuz kudreti ve sevgisiyle bağlantılarımızı iyice karartıp varlığımızı diledikleri gibi kullanabilecekleri bir köleye çevirmek istiyorlar.

O halde biz de ısrarla tüm varoluşla birlik-beraberlik içinde sonsuz sevgiyle, sevinçle, inançla, güvenle ve sonsuz kudretle olan bağlantılarımızı hatırlamalı, ona odaklanmalı, ona erişmeli, onu kabul etmeli, deneyimlemeli ve paylaşmalıyız ki bu aşağılık sülüklerin karartmakta ve çürütmekte olduğu hayat sahnemize sevginin ışığını doldurup hayatımızı paklayabilelim. Gerçekte ne olduğumuzu hatırlayabilirsek, buna inanır, güvenir, buna göre yaşarsak, tırmanan kaosun ve çevremizi saran çeşitli berbatlıkların bilincimiz üzerindeki KH’leştirici, güçsüzleştirici etkileri de giderek azalacaktır.

K’ların ve Laura ve ekibinin ısrarla eleştirdikleri türdeki New-Age yaklaşımlarından farkımız, bunu yaparken, yani pozitifliğe odaklanırken hayatımızın gerçekleriyle yüzleşmekten kaçmayacak olmamızdır. Yani beş dakikada melek olmuşuz gibi kendimizi ve birbirimizi kandırmayacağız. Bilincimizin hala katmanlar dolusu hastalıkla, KH programlarıyla, virüslerle dolu olduğu gerçeğine arkamızı dönmeyeceğiz. Yüzleşeceğiz. Hayat sahnemizde olan bitenlere körlük taslamayacağız, eleştireceğiz, sorgulayacağız, tepki göstereceğiz, direneceğiz, gerektiğinde meydan okuyacağız. New-Age diye eleştiri yapılırken kastedilen temel şey, kendi içimizdeki ve dışımızdaki KH’liklere karşı üç maymunu oynamak sanırım. Biz bunu yapmayacağız. Ama pozitifliğe mümkün olan en saf şekilde odaklanmaktan, onunla birliğimizi hissetmekten, sevmekten, güvenmekten, paylaşmaktan, dayanışmaktan da vazgeçmeyeceğiz.
Go to Top of Page

Majisyen


290 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/12/2015 :  19:51:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Dediğin gibi new ageciler ve pek çok ana akım spiritüelist, K celselerinin ortaya koyduğu yaklaşımdan fersah fersah uzakta.New age ile K celseleri arasındaki temel ayrımın beklentiyi terk etme olduğunu düşünüyorum. Çoğu new age tavsiyesi hep beklenti yaratacak şeylerdir farkettiyseniz. İyi düşünürsen, pozitif düşünürsen, hayaline odaklanırsan; iyi bir işe sahip olursun, çok para kazanırsın vs. tarzı yüzeysel yaklaşımlardır pek çoğu. Aslında ne kadar pozitif gözükürse gözüksün bu tarz hayat taleplerinin altında KH programlaması yatıyor. Niye bir şeyi karşılık bekleyerek yapıyoruz ki? Yani işin ucunda çıkar olmasa kötü bir insan mı olacaksın? Cennet beklentisiyle ibadet etmek gibi bir nevi. Tabii bu KH programlarından bende de var muhakkak pek çok insan gibi. İşte K celseleri burada farklı bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bilgi veriyorlar ve uygulayıp uygulamamak tamamen bize ve yaptığımız seçimlere kalmış. Yani demek istediğim önemli olan yaptığımız seçimler doğrultusunda mümkün olduğu kadar objektif gerçekliğin peşinden gitmek, new ageciler gibi çiçek böcek diyerek kendimizi kandırmak değil.İyi şeylerin beklentisiyle değil de, inandığımız doğrular için adımlarımızı atmak ve bunları geleceğe projekte etmek yerine her gün azar azar yapmak.Çünkü hiçbir zaman ne kadar çok mücadele etmemiz gerektiğini bilemeyiz bu KH sisteminde.Yıllarca, on yıllarca bile sürebilir.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/12/2015 :  23:11:56  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eveeet... Nerede kalmıştık?

Bu başlık altında sıralayacağım veya sıralayabileceğimiz şeyleri, zihnimizde çeşitli zamanlarda mevcut olan bilgi parçalarının bir arşivlenmesi, sıralanması olarak düşünebiliriz. Giderek o parçaları yapbozda ait oldukları yerlere koyarak farkındalığımızı bütünleyebileceğiz diye düşünüyorum. Dolayısıyla "en önemli şey şu", "en öncelikli şey bu", "temel düşünce şöyle" diye tanımlamalar yapsam da, bu konudaki farkındalık parçalarımızı yeterince paylaşıp bütünlemeye geçene kadar neyin en öncelikli olduğu, hatta neyin ne olduğuna dair çok kesin çıkarımlar yapmak aslında mümkün olmayacak muhtemelen. Ama yine de, ben o sırada aklıma gelen ve önemli olabileceğini düşündüğüm herhangi birşeyi sanki tüm sürecin en önemli odak noktası oymuş gibi tanımlayabilirim:

Evet, şimdi bu konuda yine bir öncülük niyetiyle odaklanmaya çalışıp aklıma gelenleri paylaşmak istiyorum.

Dünyanın, daha doğrusu dünyada, şahsi hayatımda veya çevremi saran hayatta olan biten ve çoğunluğu çeşitli şiddet seviyelerinde negatif olan durumların, olayların beni çok fazla veya çok kesin bir şekilde belirlemesini istemiyorum. Öyle birşeyi hatırlamalı, bilmeli ve ona dönmeli, onunla bilinç düzeyinde etkileşmeli veya birleşmeliyim ki, içimi-dışımı saran tüm korkular, endişeler, eziklikler, şüpheler, keyifsizlikler sona ersin. İnanıyorum yaw! Bunu her zaman hatırlamasam da, yeterince sabredip üzerinde yoğunlaşınca veya bazen biraz da şans eseri hatırlıyor ve inanıyorum buna. Öyle bir gerçek var. Hatırlanabilecek, güvenilebilecek ve beni nispeten kısa bir sürede ve giderek artan bir seviyede tüm korkuların, endişelerin, güvensiziklerin, karamsarlıkların, acizliklerin batağından çıkaran, hepsini bir anda yalan kılan veya yok eden bir düşünce, bir bilgi/farkındalık vardı. Ve var. Bu evrensel birşey! Doğru olan o! Güzel olan o! Onun dışında herşey yalan bir bakıma. Sevinçten gayrısı yalan! Sonsuz ve şüphesiz çözümden, imkandan, sevgiden gayrısı yalan aslında bir bakıma!

Bu bir görev yahu. Bu olmazsa olmaz ki?! Bu olmazsa hiçbir şey olmaz! Bizim yapmamız gereken "iş" bu. Bu cehennemde başararak cehennemin ateşini söndürmemizin yolu bu. Biz kısmen karmik nedenlerle, kısmen yaşamımız içindeki deneyimler sürecinde (ki negatifliğin o süreçlerde genel olarak egemen olduğunu biliyoruz) ne yaşamak zorunda kalırsak kalalım, bizim gibi insanların "belirli bir yeteneği" olması gerekiyor ve birbirimizi bu konuda ölümüne desteklememiz gerekiyor. Durup kenarda biraz kendi kendimize rahatça düşünecek bir fırsat bulduğumuzda, ki çok şükür o fırsatları bulmak imkansız değil bence, öyle birşeye döneceğiz ki beraber keşfedip onaylayacağımız ve iman edeceğimiz, bizi bu 3. yoğunluk KH batağının bilinç bulandırıcı ve ezici zehrinin, atmosferinin dışına çıkarabilecek kesin bir şekilde. Veya o zehrin, o atmosferin içinde olduğumuz halde o atmosferin bizim üzerimizdeki etkisi yeterince zayıflayacak. Evet, bu mümkün ve bizler bunu başarana kadar bıkmadan, usanmadan bu konuya dönmeli, bunun üzerinde odaklanmaya devam edebilmeliyiz. Başka bir çözümümüz var mı? Başka bir kurtuluşumuz var mı? Hiç sanmıyorum. Biz bunda uzmanlaşana ve birbirimize bu konuda sonuna kadar destek olabilene ve birlikte bunu başarabilene kadar gerçek, etkili bir güzelliğe, erdeme kavuşamayacağız bence.

Yaw, hadi başka enkarnasyonları boş ver, sadece şu hayata doğduğumuzdan beri, hatta anamızın karnından beri ne kadar çok negatifliğe maruz kaldık, düşünebiliyor musunuz? Negatifliğin darbelerine kaç kere maruz kaldık? Bilincimize çekiç çekiç, duvar duvar, dalga dalga kaç kere indi ve halen inmeye devam ediyor negatifliğin darbeleri! Yaw biz bunu "hayatın standardı" sandık! Sorgulanamayacak birşey sandık! Ezilmeyi, yenilmeyi, aşağılanmayı, işkence edilmeyi 0 seviyesi olarak kabul ettik. Bunun "eksi" olabileceğini, bunun hayatın standardı olmadığını, milyarlarca insanın üç beş tane şerefsizin zevki konforu için acıya-işkenceye "hayat" demekte olduklarını anlamadık.

Bu absürtlükten mümkün olan en kısa süre içinde kurtulalım. Tüm varoluş hepimizin yahu! Sonsuz varoluş diyorum, hepimizin diyorum! Kim kime neyi satıyormuş, neyi karneye bağlıyormuş?! Üç beş tane gerizekalının köpeği mi oldu koskoca evren? Koskoca hayat! Koskoca sonsuzluk! Işık, Sevgi, dopdolu canlılık, sınırsız zenginlik ve güzellik! Bizim olanı, hepimizin olanı kim kimden esirgiyormuş?

Tüm korkulardan, suçluluklardan, komplekslerden, günah saçmalığından kurtulmamız gerekiyor. İngilizce'de "unlearn" diye bir sözcük var. Öğrenmek anlamına gelen "learn" sözcüğüne olumsuzluk/ters anlam yükleyen "un" önekinin gelmesiyle oluşuyor: "Un-Learn". "Öğrenmeyi geri almak", yani öğrendiğin, benimsediğin ama yanlış olan ve muhtemelen seni sömürmeye yönelik bir düşünceyi veya inancı veya düşünce kalıbını bilincinden silmek veya silme süreci gibi birşey. Yanlış düşünce veya düşünce kalıpları, yani "yalanları" bilincimizden temizlemeden doğru düşünce kalıplarının yerleşmesi, oturması ve yoluna girmesi mümkün değil. "Bir koltukta iki karpuz taşınmaz" misali. İşte, bizler de birbirimize bu konuda yardımcı olmalıyız bence. Başka ne işe yararız ki birbirimiz için? En temel probleme, en temel yalana, o yalanın suratına gerçeği çarpma konusunda işbirliği yapmaktan başka?

Tabi yine "doz" konusu gündeme geliyor sanırım. Hepimiz bu süreci kendi koşullarımıza uygun bir şekilde bir programa sokmaya çalışacağız giderek. Ne zaman yüksek doz, ne zaman orta düzey, ne zaman daha düşük dozları deneyeceğimizi keşfetmemiz, deneyerek öğrenmemiz gerekecek. Ama sanıyorum ki şu anda itiraf etmemiz gereken başlıca şeylerden biri, bilincimizin genel olarak hiç parlak bir durumda olmadığı, zehir/negatiflik/virüs dolu olduğu ve bu olumsuz durumun "beslenmeye" devam etmekte olduğudur. O yüzden beş dakikada sorun çözülecekmiş, sihirli bir değnek değmiş gibi bu bataklıktan hemencik ve tamamen kurtuluvermek mümkünmüş veya akıllıcaymış gibi düşünmemeyi, bu yeme atlamamayı da öğrenmemiz gerekiyor. Bu bazen mümkün ve makul olabilir ama çoğu zaman öyle olmayacak diye düşünüyorum. Bazen üst seviye negatifler bizi takip ederken örneğin, ciddi bir negatiflik darbesiyle karşılaşacağımızı gördükleri bir noktadan kısa bir süre önce örneğin baskıları kasıtlı olarak azaltıp "coşmamızı sağlayıp" ondan sonra beklenmedik ezici bir darbenin altında kalmamızı sağlayarak (ne kadar mümkünse artık), sütten ağzımızı yakıp yoğurdu üfleyerek yiyecek hale getirebilirler bazen bizi. Yani "aklımızı alabilirler" bazen :) Tabi pozitifler de takip ediyor olacak, onlar da mümkün olduğu kadar olumlulukları istikrarlı hale getirip olumsuz şeyleri de dengelemeye, daha kaldırılabilir düzeylere indirgemeye çalışıyor olacaklardır. Ha, bunu söylerken, tüm coşkulardan da korkmayalım tabi; "ay çok güldük, ağlayacağız" diye bir fobi geliştirmeye de gerek yok diye düşünüyorum. Sadece, hiç değişmeyecekmiş gibi görünen psişik atmosferin aslında çok kısa bir süre içinde veya hiç beklenmedik bir şekilde değişebileceği gerçeğini aklımızın bir kenarında tutabilirsek, sırf bu farkındalık bile bazı abartılı adımlar atmaya karşı daha dikkatli olmamız için güzel bir uyaran görevi görecektir. Dengesiz olumluluğa karşı da, dengesiz olumsuzluğa karşı da...

Evet arkadaşlar, müjde! Bu lanet olası bataklıktan kurtulacağız ve birbirimize sonuna kadar yardımcı olabileceğiz. Hepimiz zaman zaman "ışığı" görüyoruz, varlığını hatırlıyoruz ama sonra onu kaybediyoruz. İşte bulunmuş ışığın kaybedilmesi biraz da bilincimizin programlanmışlığından, zehirlenmişliğinden kaynaklanıyor. Bunun beş dakikada düzelmesini beklemeyeceğiz. Ama düzelecek.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/12/2015 :  23:28:44  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sonsuz, zamansız, ebedi gerçeğin bahçesinde/meydanında, BH'de birleşeceğiz. Ve KH asalaklarının etkileri bizi bağlamayacak artık. Onların gücü bize yetmeyecek. Yetemez asla. K'ların dediği gibi, KH'nin dezavantajı KH olması. Birlik-beraberlik erdemine sahip olmamaları. Kendilerini ve birbirlerini yiyip bitirmeleri. Varlıklarının kendi kendini tüketen aptal bir ego ve nefret çıkmazı üzerine kurulu olması. Biz ise, birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için olacağız. Sadece, dediğim gibi, buna beş dakikada ulaşamayız. Bunun zamanlaması, programlaması olacak, bir süreci olacak. Doz ayarlamaları olacak. Deneme yanılmalar olacak. Birbirimize elimizden geldiğince yardımcı olacağız. Şu anda birbirimize gerçek manada, adam gibi yardımcı olmadığımızı veya olamadığımızı biliyoruz. Kendimizi ve birbirimizi kandırmaya gerek yok. Ama gerçekten olabileceğimiz noktaya doğru ilerlemek isteyebiliriz ve bu deneyebiliriz. Tüm evren, tüm varoluş arkamızda yahu! (Aşırı gaz etkisi yapmasın tabi bunu söylemem). Belki de bu "aman dikkat" uyarılarını daha çok kendi ihtiyacım olduğu için söylüyorum!!
Go to Top of Page

Majisyen


290 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/12/2015 :  01:00:01  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Evet, varoluşun desteğinin arkamızda olduğunu bilmek gerçekten güzel bir şey ve BHde ilerledikçe bu destek artıyor şüphesiz. BHde ilerlemek ise hızlı değil de yavaş fakat istikrarlı olmalı. Her gün hepimizin attığı ufak adımlar biz fark etmesek de bir şekilde kaydediliyor olmalı ve hayat da buna göre bize yansıyor. Her ne kadar fiziksel ortamda bir arada bulunmasak da attığımız her ufak adım bizi daha fazla yekpare bütüne doğru yaklaştıracaktır.Son olarak 10 Ekim 2015 celsesinden şu alıntıyı ekleyeyim;

S: (L) Pekala. Birkaç yıl önce çeşitli toplantılarda yaptığım konuşmalarda, durumu değiştirmek için bir karar vermeyi, birşey yapmayı ve sonra bunu yapmaya devam etmeyi, günden güne seçimler yapmayı anlattım. Bu gerçekten insanı adım adım farklı bir zaman hattına taşır mı?

C: Evet

S: (L) Yani bu günlük adımların, günlük seçimlerin, günlük faaliyetlerin bir birikimi aslında?

C: Evet ve eğer daha fazla üyeniz bunu öğrenip uygularsa son derece faydalı olacak.

S: (L) Bunu daha açık ifade edebilir misiniz?

C: Kendilerini arzu edilmeyen veya optimal olmayan bir yaşam hali içinde bulanlar için, başka bir gerçekliğe eğilimlerini beyan eden küçük gündelik eylemler birikerek bir faz geçişini tetikleyecektir.

S: (L) Pekala... Adımlar dediniz, günlük adımlar. İçinde bulunduğun gerçeklikten hoşlanmıyorsun, yani etrafına baktığında hoşlanmadığın bir gerçekliğe dair şeyler görüyorsun... Peki gündelik olarak ilk adımlar nasıl atılabilir? Eğer seni ve etrafındaki her şeyi kontrol altına alan bir gerçekliğin içindeysen bunun dışına nasıl adım atabilirsin? Pek çok insan böyle bir şeyi bile yapamayacak bir durumda. İnsanlar en temel seviyede ne tür adamlar atabilirler?

C: En temeli kendini sunma ve temsil etme biçimini değiştirmektir.

S: (Galatea) Alışkanlıkları değiştirmek gibi mi mesela?

C: Evet

S: (Galatea) Yaşam tarzında değişiklikler.

(L) Evet, yaşam tarzında değişiklikler.

(Perceval) Kendini sunuş şeklin kendini özdeşleştirdiğin şeyle ilgilidir. Bugün daha önce konuştuğumuz konuya benziyor. Eğer biri yaygın popüler kültürün belirli bir yönünü temsil eden giysiler giyiyorsa ve eğer insanlıkdışı faaliyetler ve çekilen acılar nedeniyle genel olarak dünyayla uyumsuzsan, değiştirilmesi gereken şeylerden biri bu olur: “popüler kültürle” özdeşleşme.

(L) Yani mevcut haliyle veya geldiği nokta itibariyle dünyada kendini evinde hissetmiyorsan, ŞİMDİ küçük bazı değişikliklerle kendini farklı bir dünyaya koyman gerekiyor.

(Perceval) En azından bu dünyayla özdeşleşmeyi bırak. Günümüzde popüler kültürün tüm unsurları insanları bu dünyanın yoksunlaştırılmış ve işlevsizleştirilmiş gerçekleriyle özdeşleşmeye zorluyor... İnsanlar bunu benimseyip özel giysiler giyip farklı bir şekilde konuşmaya başlıyorlar ve bu da bu dünyanın ve kültürün yozlaştırılmışlığıyla özdeşleşmekten başka birşey değil.

(L) Saç modeli, giyim...

(Perceval) Herhangi birşey.

(L) Bu bir bakıma şu ortaçağı andıran örgütlere üye olan bazı insanların yaptıklarına benziyor. Hepsi belirli bir şekilde giyiniyorlar, toplantılar yapıyorlar, uyduruk savaşlara giriyorlar vs.

(Perceval) Eğer onlara yönelik yeteri kadar sızıntı olursa, kendilerini 400 yıl öncesinde yaşıyor olarak bulacaklar sonunda! [kahkaha]

(L) Ve giysileri: Tüm o Gotiklik, siyah ojeler... Bu onları “Got” gerçekliğiyle özdeşleştiriyor, dolayısıyla gidecekleri zaman hattı da o olacak.

(Galatea) Yani kısacası görmek istediğin değişiklik ol.

(L) Evet. Görmek istediğin değişiklik ol. BENZEMEK veya BİRLİKTE OLMAK istediğin insanları model almaya başlaman gerekir sanırım.

(Pierre) Sunumun ve görünümün ötesine geçiyor o. Yani o ortaçağ tipleri örneğin... Bu aslında onların oldukları ve düşündükleri şeyin bir tezahürü.

(L) Evet, kendini sunuş şeklin belirli görünüm biçimleriyle bazı değerleri yansıtıyor, örneğin öz-saygı, öz-ilgi, hareket ederken başkalarını dikkate alıp almaman, vs. Bugünlerde o yapay saç modelleri kullananların bazıları tamamen... Bir kadın veya bir erkek veya en önemlisi de insan oldukları gerçeğine saygısızlık ediyorlar.

(Pierre) Temel güzellik kavramı bile. Neredeyse evrene saygısızlık içeriyor.

(L) Yani bunlar insanların yapabileceği küçük bazı değişiklikler. Bu değişiklikler yapıldığında ne olur?

C: Giderek yeni gerçekliği çeker.

S: (Chu) Bu sanırım çekmek istediğin şey için daha iyi bir anten olmak gibi birşey. Dış görünümün ve kendini nasıl sunduğun... Ama kendini temsille ilgili ne dediler? Gerçekliği çekmek. Bu gerçeklik zaten bir yerde mevcut, yani aslında bu onu yaratıyor olmak değil.

(L) Onu hayatında etkinleştirerek kendini ona doğru ilerletiyorsun.

(Perceval) ABD’nin iyi bir dayak yediği bir gerçekliği çekmeye çalışıyoruz... [kahkaha]

(L) Ve görünüşe göre bu gerçekten oluyor!

(PoB) Ama şu anda olan şeyi arzu edilir bulmayan insanlar da var bu gerçeklik içinde. Eğer onlar bu sonuç için çalışmadılarsa, neden buradalar?

(Perceval) Muhtemelen gerçekliklerin bir birleşmesi veya kesişimi var...

C: Daha pek çok bölünmeler ve birleşmeler gerçekleşecek. Öğrenmiş olduğunuz gibi, bu tür geçişlerin son derece kaotik olabileceğini aklınızda bulundurun.

S: (L) Sadece kaotik değil, aynı zamanda... bunu nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Şu polis araştırmasında, mali denetimde falan içinden geçtiğimiz tüm o berbatlığı ve kaosu hatırlıyor musunuz? Her şey tamamen kaotikti. O zaman kopuk bir duruma giriyorsun; olmak istemediğin yerden ayrılmaya çalışıyorsun, olmak istediğin yere gitmek istiyorsun ve ikisi arasında askıda kalıyorsun. Hedef haline geliyorsun. Çok kolay bir hedef oluyorsun.

(Data) Bir devamsızlık.

(L) Evet, bir devamsızlık. Mantıksız bir durum. Bunu doğru tanımlıyor muyum?

C: Evet!
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/12/2015 :  23:16:30  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Düşünce ve inanç süreçlerimizde pozitifleşme pratikleri bağlamında bugün sevgiyle ilgili aklıma gelen birkaç şeyi paylaşmak isterim.

Bu aynı zamanda geçenlerde bir başka başlıkta tartıştığımız, bir yanda kadın-erkek arasındaki "sevgililik" bağlamındaki sevgi ile diğer yanda ailevi sevgi şeklinde tezahür eden iki sevgi türünün kesiştiği bir sevgi yaklaşımı olabilir diye düşünüyorum.

Bu kesişimliliğe rağmen, önce kadın-erkek arasındaki bir gerçek sevgi deneyimi (veya ona dönük/yakın) örneği vermek istiyorum.

Sevgili denebilecek şekilde birbirleriyle güçlü bir bağ kuran bir kadın ve erkeğin karşı karşıya, göz göze geldiğini düşünün. Karşılıklı olarak birbirlerine şunu hissediyor ve hissettiriyorlar: "Senin kendini iyi hissetmen, sevinmen, mutlu olman ve varoluşsal potansiyelini, kudretini, yaratıcılığını giderek daha derin ve güçlü bir şekilde tezahür ettirebilmen için tüm varlığımı adamaya hazır ve istekliyim. Hayatımda bundan daha önemli birşey yok. Varlığımı senin iyiliğine, huzuruna, güvenine adıyorum."

Aynı şeyi, aynı sevgiyi herhangi aile bireyleri veya herhangi iki birey de birbirine karşı duyabilir. Sevgililik örneğinde kadın ve erkeğin durumunun çok büyük bir farkı yok bu bağlamda ama kadın ve erkek kutupsallığı, insan denen tekliğin iki zıt ve bütünleyici kutbunu oluşturdukları için, bu aynı zamanda bir farklılık, bir sır, bir gizem veya bir belirsizlik durumu doğuruyor. Kadın ve erkek bedenlerine ve rollerine giren bireylerin veya varlıkların ikisi de özde cinsiyetsiz/kutupsuz. Ama seviyesi, niteliği ve dersleri gereği ikiliğin, düalitenin egemen olduğu bir deneyim ortamında o özde kutupsuz/cinsiyetsiz olan bireyler erkek veya kadın bedenlerinden birini seçmek, o rolü oynamak durumunda oluyorlar. Öyle ki, o cinsiyet rolüyle ciddi bir düzeyde özdeşleşiyorlar farkına vararak veya varmayarak. Sonra da kadın-erkek gizemi/çekimi/draması başlıyor. Benim anlayışıma göre, bu işin nihayetinde bireyler kadın ve erkeğin aynı varlık olduğu, sadece içinde bulunulan ve düal/ikili nitelikte olan bir varoluş ortamının yasaları gereği bu rollere girmek durumunda olduklarını, bu rolün mutlak olmadığını, öğrenme amaçlarına yönelik geçici ve yüzeysel bir fark olduğunu, özsel bir fark olmadığını anlıyorlar.

İnsanlık 3. yoğunlukta özgür iradesini, seçimlerini keşfediyor. Varoluşun ne olduğu konusunda felsefeler oluşturup çeşitli inançlar benimsiyorlar. Elimizdeki temel kaynaklar, bu varoluş seviyesinde yapmamız gereken seçimin basitçe varoluşu bir bütün olarak benimseyip benimsememek, onunla özdeşleşip özdeşleşmemek, kendini o bütünün bir parçası olarak görüp görmemek, o bütünlüğü sevip sevmemek, ona hizmet etmek isteyip istememek üzerine kurulu olduğunu vurguluyorlar. BH ve KH yolları. İnsanlık da sezgileriyle bunun bir yanda "iyilik / sevgi / varoluş / varediş" yolu ile diğer yanda "kötülük / nefret / yokediş / yokoluş" yolu olarak seziyor. Ama insanlık bir bütün olarak uzun zamandır pozitif yönde somut bir ilerleme ve seçim iradesi geliştirmiş değil. BH ve KH kutupsallık tercihlerini yaparak tamamen hayata geçirmiş olan üst seviye varlık grupları, insanlığın BH ve KH yönünde tercih yapması için çeşitli teşvik veya baskılar yapıyorlar. Elbette "teşvik ve yardım" daha ziyade BH grubuyla özdeşleşen bir yaklaşım biçimiyken, baskı ve dayatma daha ziyade KH gruplarıyla özdeşleşen bir yaklaşım biçimi. Genel insanlık kitlesinin pozitif yolda gerçek bir ilerleme kaydetmek yerine ciddi oranda tembellik, kolaycılık ve ego meyilleri nedeniyle de KH varlık gruplarının genel insanlık kitlesi üzerindeki etkileri tırmandı ve bu durum insanlardaki KH eğilimlerinde de ciddi tırmanlamalar meydana gelmesine neden oldu. İşte sonuç olarak şu anki gerçekliği yaşıyoruz dünyada. KH varlıklarının hayat ve amaç görüşüne çok uygun koşullar egemen oldu dünyada. Yıkım, adaletsizlik, işkence, elitizim, kölelik, sömürü, katliamlar... KH varlıkları kendi varoluş görüşlerini, nefretlerini, köle-efendi ilişkilerini, yıkımlarını, sömürülerini insanlığa dayatıp bunun insanlığın da temel gerçekliği haline gelmesi, yani insanlığın da kendileri gibi varoluştan nefret eden ve onu kontrol altına almak için sonu gelmez bir mutlak güç arayışına yönelen bir varlık grubu olmasını istiyorlar (kendi köleleri olarak tabi) ve bunun için de hayatımızı buna uygun adaletsizlik, vahşet, dengesizlik, ego ve işkence koşullarıyla doluşturuyorlar. Elbette insanlığın tümü birbiriyle tamamen aynı tercihlere veya eğilimlere sahip değil. Hepsi aynı şiddetli KH atmosferinin etkilerine maruz kalıyorlar ama duruma yönelik tepkiler çok farklı olabiliyor.

İşte, örneğin bu forumdaki bizler soluduğumuz, maruz kaldığımız ve mağduru olduğumuz şiddetli KH koşullarına rağmen, gönlümüzde BH yönünde azımsanamayacak bir eğilime sahip bireyleriz ve artık KH güçlerinin dayatmalarının mağduru olmaktan bıkmış usanmış durumdayız. Kaosun tırmandığı, giderek kıyametimsi koşullara sürüklendiğimiz şu süreçte, KH'nin gücünün mutlaklaştığını ve ona karşı hiçbir şey yapamayacağımızı varsaymak yerine, seçeneklerimizi hatırlamak ve keşfetmek ve o seçenekler yönünde somut olarak ne gibi adımlar atabileceğimize bakmak suretiyle bu süreci bir fırsat olarak kullanmak durumundayız diye düşünüyorum.

İşte, birkaç paragraf yukarıda "sevgi" derken kastettiğim, daha doğrusu elimizdeki temel bazı kaynakların bahsettiği ve bizlerin de kendi sezgimiz, gözlemlerimiz, deneyimlerimiz yoluyla hatırlayabileceğimiz ve keşif ve ilham odağı haline getirebileceğimiz şey BH kutuplaşmasıyla çok yakından alakalı bence.

İçinde yaşadığımız ve KH egemen 3. yoğunluk seçim seviyesinde, tüm bu zorlukların ve berbatlıkların içinde iki birey birbirlerine bakıyorlar ve "hayatımı koşulsuz olarak senin en yüksek iyiliğine, huzuruna, sevgine, sevincine, güvenine adıyorum" diyorlar karşılıklı olarak. Severek ve isteyerek birbirlerinin "hizmetkarı" oluyorlar. Veya buna niyet ediyorlar. Bunu yapmanın erdemini keşfediyorlar ve seviyorlar. İki bireyin bu dayanışması, dünya koşullarındaki zorluklara, travmalara karşı onların ayakta kalmaları, sorunları aşmaları için onlara önemli bir avantaj sağlıyor. Ama aslında bu sevgi ilişkisinin tek anlamı dünyevi hayatın zorluklarına karşı faydacıl / pragmatik bir işbirliği değil. Bu yaptıkları şey aslında içinde bulundukları varoluş seviyesinde ilerleme kaydederek bir sonraki aşamaya geçebilmelerinin yolu. Evrenin, hayatın, varoluşun "ne olduğuyla" ilgili bir keşif, onaylayış, uyumlanış ve hizmet/destek eğilimi.

İki kişi arasında örneklediğim "sevgi etkileşimi" elbette ne kadar çok sayıda kişi arasındaki yaşam modu haline gelirse, onların varoluş yolculuğundaki ilerleyişleri de o kadar kolay ve etkili hale geliyor.

Ben BH'nin böyle birşey olduğunu düşündüğümü belirtiyorum herhangi iki veya daha fazla sayıda kişi arasındaki "gerçek sevgi etkileşimi" dediğim şeyden bahsederken. Bireyler "hayat amacımız nedir?" diye düşündükleri zaman, vardıkları en iyi sonuç, koşulsuz olarak birbirlerinin en yüksek iyiliğine, huzuruna, güvenine, sevincine hizmet etmeye adanmak olduğunu görüyorlar. Bu hem onlara dünya hayatındaki KH bataklıklarına karşı koruma sağlayan harika bir dayanışma geliştirmelerini sağlıyor, hem de içinde bulundukları varoluş seviyesinde ilerleme kaydederek yükselmeye, öğrenişe, kavrayışa, farkındalıklarını artırmaya devam etmelerini sağlıyor. En etkili şekilde tekamül etmiş oluyorlar.

Burada çok önemli bir ayırt getirmek gerekiyor sanırım "özgür irade" kavramıyla bağlantılı olarak. Tüm insanlar BH yolunu seçmek istemeyebilirler, ki gerçekten de bunu istemeyen, KH yönünde şiddetli bir kutuplaşma eğilimi gösteren pek çok bireyin ve grubun faaliyetlerini sitemizde sıkça tartışma ve eleştiri konusu yapıyoruz "haberler" bağlamında örneğin.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/12/2015 :  23:39:30  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Şu uyarıyı / hatırlatmayı yapmak istiyorum: Yukarıda bahsettiğim sevgi dayanışmasını hepimiz aile bireylerimize, dostlarımıza, sevgilimize vb karşı duymuşuzdur ama bu niyeti beyan etmemize, bundan büyük bir mutluluk ve ilham duymamıza rağmen o "modu", o frekansı ciddi ölçüde kaybettiğimiz, o farkındalıktan koptuğumuz, kendimizi kaybettiğimiz olmuştur ve olmaktadır. Bu gerçekliği kabul edelim, hiçbirimiz BH yoluna çok ideal veya istikrarlı bir şekilde girebilmiş değiliz. Bu konuda kendimizi ve birbirimizi aşırı şekilde yargılamamaya dikkat edelim.

Bir diğer not olarak, kadın-erkek deyince en önemli konulardan biri olarak cinsellik hususunda, eminim herşeyi tartışıp çözümleyebileceğizdir vakti, fırsatı geldikçe ama şu özet fikrimi paylaşmak istiyorum şu an için: Hayatımızda cinsel arzu / şehvetin güçlü ve merkezi bir tema olmasının, elimizdeki kaynaklara ve kendi gözlem ve sezgilerime dayalı olarak yukarıda tasvir etmeye çalıştığım şekliyle "gerçek sevginin" hayatımızda güçlü ve merkezi bir tema / deneyim haline gelememiş olmasıyla yakından ilgisi var.

Yenilemez, aşılamaz gibi görünen şiddetli şehvet duygusunun en büyük panzehiri gerçek sevginin ta kendisi. Gerçek sevginin boşluğuna şehvet ve nefret doluşuyor pek çok durumda. Bunu söylerken, cinselliği, cinsel arzuyu veya şehveti tamamen kötü/yanlış deyip yargılama maksadıyla söylemiyorum.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/01/2016 :  21:30:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hayatımızla ilgili felsefi teşhis ve tedavi çalışmalarını yenilemeye ve iyileştirmeye çalışmaya devam edelim.

Arkadaş, önce şu tanımı yapmamız gerekiyor bence: Bi normal olan, sağlıklı olan, güzel olan vs... var. Bir de olmayan. Şu dünya üzerindeki insan yaşamı hiç normal değil. Aileniz, arkadaşlarınız ve tanıdıklarınızla birlikte her gün içine girdiğiniz ve çıktığınız, aslında belki de kesintisiz olarak içinde bulunduğunuz, çalıştığınız, gittiğiniz, geldiğiniz, yediğiniz, gezdiğiniz dünya normal değil.

Durup gezegene bakıyorsun, zenginliğine, güzelliğine, büyüklüğüne, sonsuz imkanlarına bakıyorsun, beslendiği güneşin güzelliğine, tanrılığına, ihtişamına, besleyiciliğine, hayat vericiliğine bakıyorsun... Mükemmel. Tek kelimeyle mükemmel. Altyapı mükemmel. Fon mükemmel. Arkadaş, napıyoruz da bu cenneti cehennem olarak deneyimlemeyi beceriyoruz yau?! Bize işkence eden evren değil, hayat değil, varlık değil. Biz kendimize işkence ediyoruz böyle bir saçmalığı saçmalık değilmiş gibi kabullendiğimizde. Ve işkencemizden nemalanan birileri semiriyor biz ezildikçe, yamuldukça, tanınmaz hale geldikçe...

Artık felsefeyi koymamız ve ısrarla gereğini yapmamız gerekiyor. Mutlu olmamız gerekiyor. Sebebini bulmamız, hatırlamamız, şüpheden kurtulmamız gerekiyor. Peki nedir tüm bu korkunç işkence koşullarında mutlu olmanın gerekçesi?! Ya ben varlığım, varlık! Tüm varoluşta ne varsa ben oyum! Varoluş neyse ben oyum! Onun kadar mutlu, güzel, canlı, neşe ve hayat dolu olmamam için hiçbir neden yok. Üzerinde yaşadığım gezegen kelimenin tam manasıyla bir cennet!!! Üzerindeki birkaç tane aşşağılık şerefsiz ve onlara köpeklik eden puşt oğlu puştlar milyarlarca insanı ciddi oranda kontrol altına almış, zombileştirmiş, oluşturdukları işkence düzenine hayat demelerini sağlamış diye bu eşşekliği, bu hastalıklı boyun eğişi onaylamak, buna inanmak ve olağan muamelesi yapmak zorunda değilim! Yapmicam! Yapamam!

Ben güzelliğe inanıyorum! İyiliğe inanıyorum. Varlığa inanıyorum. Varlığın parçasıyım ve çok mutluyum bundan. Varlığın iyiliğine, güzelliğine, sınırsız imkanlarına inanıyorum. Şu gezegenin tüm güzelliği, zenginliği, iyiliği de buna kanıttır. Başka kanıt aramaya gerek yok. Üzerinde aşşağılık birileri gerçeği 180 derece tersine çevirmeye çalışıyor diye ve genel insanlık kitlesinin çocukluğunu, egosunu, ahmaklığını, dikkatsizliğini, tembelliğini, korkusunu ve çıkarcılığını kullanarak onları aptalca ve şeytani bir oyuna büyük ölçüde boyun eğdirmeyi başarmış diye hayatın, varlığın sonsuz gerçeğini mi inkar edeyim? Çöpe mi atayım? Unutayım mı? Cehennemin dibinde yalanlarla kıvranıp sürünüp yok mu olayım? Hayır. Yalana karşı ısrarla gerçeği bulup suratına çarpacağız onun! Sevgiyi yok edemezsin! Senin bu geçici sefil kokuşmuş varlığın bile sevgi sayesinde. Kendinde onun kırıntılarını da tükettikçe yok oluyorsun doğal olarak. Kendi bileceğin iş! Benim kararımı zorla belirleyemezsin! İzin vermeyeceğim!
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2016 :  22:23:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Forumun çeşitli bölümlerinde zaman zaman tartıştığımız "Zaman yok" mevzusu geldi aklıma yine geçenlerde, “varlığın kendisi” olduğumuz konusu üzerinde düşünürken.

Tüm varlığı tek bir şey, bir merkeziyet olarak düşündüm. Onu bir bütün olarak hayal ettim. Beni ve herşeyi kapsıyor. Varoluşun tüm yoğunluk seviyeleri. Tüm evrenler, tüm boyutlar, tüm bireyler, tüm cisimler, tüm olaylar, herşey... Düşünebiliyor musunuz? Söylemesi ne kadar kolay: herşey. Artık ne kadarını biliyorsam, ne kadar hayal edebiliyorsam, “tüm varlığı” canlı ve bilinçli bir “şey” olarak düşündüm. Bir bilinç, irade, kudret. Yarı varsayımsal, yarı gerçek bir yokluk zemini üzerinde heybetle, capcanlı titreşiyor ve ışıldıyor. Tüm varlık. Tek varlık. Varlık. Ben o varlığım. Ta kendisiyim. Diğer herkesle birlikte.

Şu garip gezegende bize öğretilen, öğretilmeye çalışılan bazı şeyleri düşündüm. Bizi yargılamak üzere yarattığı tasvir edilen Tanrı’yı düşündüm. Tepemizde sürekli kılıç gibi sallanan otorite. Yarattığı biz aciz varlık bozuntuları karşısında gücü herşeye yeten efendi; “mal sahibi”. Anlatılan “Tanrı”nın kullarıyla ilişkisi, tıpkı “Devlet”in vatandaşlarıyla ilişkisi gibi göründü bana. Bizim hayat hikayemizde ikisinin de son derece sahte veya berbat versiyonlarının dayatıldığını düşünüyorum.

Bize efendilik taslayan bir Tanrı yok. Bir bütünlük var. Varlık var. Bizim varlığımız. Bizden ayrı bir varlık yok. Varlıktan ayrı ikinci bir varlık yok. Varlık birdir. Kendi içinde aynı zamanda çoğuldur, sonsuzca zengindir, güzeldir. Ve ben o varlığım. Tıpkı varlığın birer parçası olan diğer herkes ve herşey gibi.

Bize efendilik taslayan Tanrı diye biri yok ama bize efendilik taslayan, hayatımız ve varlığımız üzerinde “mülkiyet hakkı” taslayan birileri var kesinlikle ve Tanrı’yı, yani varlığın bütünlüğünü ve merkeziyetini de egoist, marazi bir “efendi” tiplemesine dönüştürüp bizi ondan, sonsuz varlıktan, varoluştan korkutan ve bu korkuyu kendi dipsiz egoist (anti-birlik... anti-varlık...) çıkarlarının rantı haline getiren Tanrı-düşmanı, yani Varlık-düşmanı birileri. Bizi de kendilerine benzetmeye çalışan... Hep aciz olmamızı, korkmamızı, stres ve endişe içinde ezinmemizi isteyen, bunun için gerekli koşulları kesintisiz olarak yaratıp uygulayan birileri. Bize kendi hayatımızı, varlığımızı “satan” birileri. Hem de kendileri kadar kokuşmuş, rezil, berbat, şeytani bir şekilde. Bunu yaparken en çok “din” ve “devleti” kullanıyorlar. Kitlesel hayatımızı organize ederken doğal olarak yaratmamız icap eden iki mekanizmayı. Bu kritik iki mekanizmayı ciddi oranda kontrolleri altına aldılar “tarihimiz” dediğimiz süreçte. Tabi genel insanlık kitlesi bir bütün olarak yeterince “iyi” olsaydı, yani iyilik yönünde yeterince dikkatli, çabalı, iradeli olsaydı, böyle bir bataklığa girmezdi.

Evet, elbette, varlığımızın özü, mutlak kökleri itibariyle Varlığın “ta kendisi” olsak da, Varlığın çoğulluk realitesinde Varlığa erme veya onu keşfetme ve doğrulama döngüsünde belirli bir seviyedeyiz. Varlığın her seviyesinde her zaman bizim gibi varlık uzantıları var ve bu döngü sürecindeki öğrenmişlik düzeyi itibariyle elbette ki bu varlık uzantıları arasında doğal bir hiyerarşi oluşuyor ama bu hiyerarşi bireylerin tümünün Varlığın ta kendisi olduğu gerçeğini ve bunun doğal sonuçlarını veya gereklerini ortadan kaldırmıyor.

“Zamansızlık” diyordum. Aslında “tekamül” dediğimiz şey doğal olarak bir zaman döngüsü de meydana getiriyor. Zamansızlığı, sabiteyi, değişmezliği teşkil eden şey ise Varlığın kendisi.

Bir birey ve toplum olarak BH olmak, Mutlak Varlıkla arasındaki ilişkinin gerçek doğasını bilmek ve buna göre yaşamak demek. Yani Varlığın ta kendisi olduğunu bilmek. Bizi yaratıp canının istediği gibi yargılayan ve bizi bir cennete veya cehenneme tıkmak için bekleyen ilahi (!) bir diktatörün mevcut olmadığını bilmek. Varoluşun tüm zenginlikleri bizim kendi varlığımızın zenginliği. Bize ne yapacağımızı söyleyen, emreden biri yok. Ne yapıyorsak canımız istediği için yapıyoruz.

İçinde bulunduğumuz 3KH ders koşullarında varlığımızın gerçek doğasına ilişkin farkındalığımızı derinleştirip pekiştirebilmemizi, böylece birlikte hayatımıza nasıl sahip çıkabileceğimizi görebilmemizi ümit ediyorum.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/01/2016 :  11:55:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İçinde ders almakta olduğumuz 3KH deneyim ortamında "mutlak varlığım" veya "mutlak varlığız" dediğimizde, aklımıza gelebilecek başlıca "çelişki" veya "anlamsızlık" çağrışımlarından biri yaklaşık olarak şöyle bir cümleyle ifade edilebilir sanırım: "Madem varlığımızın özü itibariyle Tanrı'nın kendisiyiz, madem mutlak varlığın bir parçası ve kendisiyiz, nasıl oluyor da bu kadar incinebilir ve aciziz pek çok bakımdan?"

Bu "KH" faktörüyle yakından ilgili. Eğer toplumsal olarak BH yönünde doğru dürüst organize olabilmiş olsaydık, şu andaki acizlikliklerimizin, bilinçsizliklerimizin, çaresizliklerimizin çoğu söz konusu olmayacaktı.

İnsanların çoğunluğunun KH'liği çocuksu veya bebeksi bir KH'lik. Küçük bir çocuğun veya bebeğin, etrafındaki ailenin veya toplumun problemlerini çözmekle ilgilenebilecek durumda olmaması, aksine kendisiyle ilgilenilmesine şiddetli bir ihtiyaç duyması gibi birşey. Tabi genel toplumsal yaşam koşulları da çeşitli nedenlerle şiddetli bir KH moduna evrildiğinden, toplumun bencillikleri de şiddetlendi. Ortak yaşamımızdaki KH koşullarının şiddetlenmesinde insanlığı sömürmek isteyen 4KH güçlerinin ve dünyada onların temsilciliğine soyunan İlüminati denen çekirdek kitlenin büyük bir payı var. İlüminati'nin KH'liği bebeksi-çocuksu bir KH'likten ziyade, bir tür "Yetişkin KH'liği". Yani bir bebeğin veya çocuğun olgunlaşana kadar kendi ihtiyaçlarıyla ilgilenilmesine duyduğu güçlü ihtiyacın otomatik ve doğal denebilecek bencilliğinden ziyade, olgunlaşma denebilecek bir aşamaya ulaştıktan sonra bilinçli olarak kendi şahsi arzularına, hırslarına ulaşmak için başka bireylerin emeklerini, kaynaklarını azami düzeyde sömürme konusunda hiçbir vicdani sıkıntı duymamak, yani başka bireylerle birlik bütünlük bağlamında vicdan/sevgi potansiyelini kasıtlı olarak pasif durumda tutarak başkalarını dilediği gibi sömürme, ezme, yok etme hakkını kendinde bulmak şeklinde, bilinçli bir seçim olarak seçilen KH yolu. Ki bunun düzeyi %95'e ulaştığında 4KH seviyesine mezun olunuyor, ve orada bu düzeyin %100'e ulaşması durumunda KH yolunun son durağı olarak "yok olunuyor".

İlüminati ("Aydınlanmışlar" (!)) denen bir çatı örgütlenmesi bağlamında kendi aralarında nispeten istikrarlı bir çıkar anlaşması içinde bulunan Global Elit Azınlığın genel insanlık kitlesinin çiğliğini ve çocuksu denebilecek bencilliğini akıllıca şiddetlendirerek onları birbirine düşürmesi, zayıflatması, köleleştirmesi, işkence ve katliamları norm haline getirmesi, dinleri ve devletleri, ekonomiyi bu bencil düzene hizmet edecek şekilde şekillendirmesi, bizlerin nasıl olup da tüm varoluşun mutlak varlığının ve zenginliğinin bir parçası olduğumuz halde bu kadar aciz ve berbat bir halde sürünecek hale geldiğimizin bir açıklamasını teşkil ediyor.

Duruma uyanıp, hep birlikte çocukluğu aşarak gerçek/olgun bir birey olarak BH doğrultusunda toplumsal dayanışma geliştirmemiz durumunda, bilinçsizliğimizin, acizliklerimizin, çaresizliklerimizin, yaralarımızın, korku ve endişelerimizin hızla azalıp yok olduğunu görebiliriz.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/01/2016 :  12:39:44  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ben bu ortamdaki bizlerin 3. yoğunluğun çocukluk hallerini ciddi ölçüde aşmış bireyler olduğumuzu düşünüyorum. Çocukluk dediğimiz şey özellikle 3. yoğunluğun kabaca ilk yarısını ifade ediyor. Yani "ruhsuzluk" diye de ifade edilen bölümü. Ve dünya nüfusunun yarısının onlardan oluştuğu bilgisi mevcut elimizdeki kaynaklarda.

Ve yine, 3. yoğunluğun 2. yarısını da kendi içinde iki aşamaya bölersek, hemen hepimizin, 3. yoğunluğun son çeyreğinde bulunmasak bile bu son çeyreğe uzanan dallarımız olduğuna inanıyorum. Hepimizin bilincinin çok, orta ve az gelişkin veya başarılı birimleri var mutlaka. Noktasal spesifiklikte 3. yoğunluğun belirli bir yerinde olduğumuzu sanmıyorum. Bilincimiz bu gelişim kulvarının bir bölgesine yayılıyor mutlaka. Aşağı, sağa, sola, yukarı uzanan uzantıları var. Yukarı doğru uzanan uzantılar en gelişkin yönlerimizi temsil ederken, aşağı uzanan uzantılar artık aşmamız gereken ama geride bırakmakta zorluk çektiğimiz gelişim alanlarını temsil ediyor. Aslında hemen hepimizin varlığında çeşitli çatlak veya yaralı, hastalıklı bölümler olduğundan da eminim, ki yaşadığımız koşullar itibariyle bu doğal bir sonuçtur.

Yani ilerlemek veya yükselmek kadar, bulunduğumuz yerde daha sağlıklı, daha bütüncül hale gelme ihtiyacı da var. Sağlık ve bilinç arttığında, ve BH yönünde işbirliği ve dayanışma arttığında 4. yoğunluk sınırına ilerleme imkanı da çok daha büyük veya kolay olacaktır.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/01/2016 :  14:06:38  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Anlam ve amaç duygumuzu veya farkındalığımızı yitirdiğimizde, ki bence bunu sandığımızdan daha sık deneyimliyoruzdur, ve durup olan bitene, kendimize, yaptıklarımıza, yapabileceklerimize bir anlam vermeye çalıştığımızda, bunu en etkili şekilde sağlayabilecek olan bir inanç veya farkındalık arıyoruz.

Özellikle zayıf veya yaralı olduğumuz bir durumda, incindiğimizde, şiddetli bir moral bozukluğu içinde olduğumuzda, nefret içinde olduğumuzda, kasvetli bir anlamsızlık, verimsizlik, berbatlık duygusu çöktüğünde üzerimize, bize yardımcı olabilecek bir bakış açısı, bir inanç, bir farkındalık istediğimizde, K'ların "Önemli olan nerede olduğunuz değil, kim olduğunuz ve ne gördüğünüz" şeklindeki önerilerinden çok verimli bir şekilde yararlanabileceğimize inanıyorum.

Kim olduğumuz... Ve ne gördüğümüz...

Bu öneriden kastedilen şeyi yeterince doğru algılamış mıyımdır, bundan yüzde yüz emin değilim ama yine de son zamanlarda test edip olumlu sonuç aldığım şekliyle yorumumu sizlerle paylaşmak istiyorum.

"Kim olduğumuz" konusunun bazı Uzakdoğu veya Hint felsefi yaklaşımlarıyla, örneğin Maharaj gibi üstatların vurguladığı "kimlik" konusuyla birebir alakalı olduğunu anlıyorum: "Ben O'yum". O kitaptan hatırladığım kadarıyla Maharaj kendi akrabası olan gurusuyla ilgili şöyle birşey anlatıyordu: Gurusu gelmiş ona demiş ki, "Maharaj, pek çok öğrenciyle ilgilendim ama seninle yeterince ilgilenecek vaktim olmadı ve yakında öleceğim. Sana sadece tek bir tavsiyede bulunacağım ve eğer söyleyeceğim şeyi yeterince düşünebilirsen, üzerinde yeterince keşif yapabilirsen zaten öğrenmen gerekeni öğrenmiş olacaksın. Sen en yüce hakikatsin. Bunun üzerinde odaklan. Herşeyi bulacaksın." Maharaj gurusunun önerdiği bu fikir üzerinde çalışmış ve sonunda gerçekten de çok büyük bir aydınlanma yaşamış.

Bu başlıkta daha önce bu konuda paylaştığım görüşlerimde Maharaj'ın anlattıklarından okuduklarımın, sezdiklerimin mutlaka çok büyük bir etkisi olmuştur. Aslında Anadolu'da etkili olmuş felsefi bazı akımlarda da aynı gerçeğe vurgular yapılmış. Özellikle İslam mistisizmi veya tasavvufi bazı felsefelerde. İnsan-Hak özdeşliği veya tüm varlığın birliğine vurgu yapılmış.

İşte, K'ların "Önemli olan kim olduğunuz ve ne gördüğünüz" derken, bunun "kim olduğumuz" kısmının Maharaj'ın vurguladığı şey olduğunu düşünüyorum. Biz, hepimiz, tüm varlıklar Varlığın birer parçası ve onun ta kendisi. Varoluşun tüm güzelliği, zenginliği bizim güzelliğimiz, bizim zenginliğimiz. Bize hayatımızın anlamının ne olduğunu söyleyen, bize ne yapmamız gerektiği konusunda emir veren, bizi bir ödül-ceza sisteminin içine tıkan, tepeden bakan bir Tanrı yok. Varoluşta tadılabilecek, farkına varılabilecek, ulaşılabilecek tüm güzellik, tüm sevgi, tüm akıl hepimizin erişimine açık. İstediğimiz zaman istediğimiz kadarına erişebiliyoruz. Ne kadarı bizim için kayifse. Ki tekamül dediğimiz şey birlikte bu sonsuz gerçeğin farkındalığında derinleşmekten, mutlaklaşmaktan, hatırlamaktan başka birşey değil. En yüce olan neyse, bizim, hepimizin ona erişimi var ve aynı zamanda biz O'yuz.

Bizi varoluşun nihai anlamı konusunda korkutan, diğer tüm varlıklarla birlikte olup olabilecek tüm yüceliğin ta kendisi olduğumuzu, yani gerçeği, yani Hakkı inkar eden herkes basit ve sonsuz gerçeği çarpıtıyordur. Elbette yalanlara feci şekilde inandırılmış ve gerçeğe yönelmek istediği halde yalanları vücudundan bir anda atamayacak olan kitlelere gerçekler çarptılarak verildiğinde, bu her zaman mutlaka kötü bir niyete işaret etmeyebilir. Bunun örneklerini duruma göre inceleyip yorumlayabiliriz. Ben genel ve nihai gerçeğin bize çeşitli öğretmenler tarafından, hayat tarafından defalarca ve sürekli olarak hatırlatıldığını düşünüyor ve bu konudaki görüşümü paylaşıyorum. Bu konudaki önerilerimi de bu konuda benimle aynı izlenimde, aynı sezgide, aynı inançta olan veya olabilecek olanlara söylüyorum.

Kaybolmuşluk deneyimlediğimizde, K'ların "Önemli olan kim olduğunuz ve ne gördüğünüz" deyişini hatırlamayı deneyelim. Kim olduğumuzu kısmen konuştuk ve konuşmaya devam edeceğiz. Ne gördüğümüz kısmı ise dünya üzerindeki insan yaşamının durumudur elbette. Bir bakıma hepimizin durumu. Aslında bunun da "kim olduğumuz" konusuyla kaçınılmaz ve yakından ilgisi var. Dünyadaki genel yaşam koşullarımız "kim olduğumuz" konusunda bilincimize doldurulmaya çalışılan yalanların ve yalancıların koşulları. Her gün sabahtan akşama kadar yaşadığınız şey. Bizi acizleştirmeye, aptallaştırmaya, varoluşun sonsuz kudretinden, birliğinden, bütünlüğünden, zenginliğinden, güzelliğinden, sevgisinden uzaklaştırmaya, koparmaya çalışan, Varlık düşmanlarının koşulları. Hakkın düşmanları! Gerçeğin düşmanları! Yalancılar ve yalanları... İnsanlık denen kitlenin çiğliklerini, egosunu sömüren, tırmandıran, canavarlaştıran, köleleştiren, virüsleştiren Gerçek Düşmanlarının marifetleri. Bu saçmalıktan, bu aptal hipnozdan çıkmamız, bu konuda destekleşmemiz gerekiyor.

Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/02/2016 :  17:59:07  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Büyük bir sahteliğin ve gafletin içinde olabiliriz. Özellikle pozitifliğe, sevgiye, birliğe gerçekten niyet edebilen bireyler olarak düşünecek olursak.

Ne yaşamak istiyoruz? Gerçekten sevmeyi ve sevilmeyi. Ve kendimizi üzerinde bulduğumuz yaşam ortamımızda ve koşullarımıza bakarak ne yapmak istiyorsak onu yapmayı.

Elimizde bazı öğretmenlerden ve belki en derin kendi sezgilerimizden şöyle bir yarı-teorik rehberlik veya öğüt var; biz herşeyiz. Tüm varoluşta en yüce, en değerli, en güzel ne varsa, benim varlığım da odur. Benim varlığım, herkesin varlığı, yani tüm varlık, sonsuz bir güzelliğin, değerin, imkanlılığın, sevginin, birliğin, canlılığın, aklın, sonsuz bir yaratım sürecinin tezahürleri.

Sevgiye odaklanmayan ve gerçekten sevmeyi hayatın ortasına koymayan herhangi birşey ne işe yarar ki?! Evet, belki mevcut koşullarımızda "doğmadan önce var mıydık, neredeydik, öldükten sonra ne olacak, nereye gideceğiz?" gibisinden sorularla ilgili olarak kanıta ihtiyaç duymayacak kadar şüphesiz açık ve net bir bilgiye sahip değiliz ve bir sürü kişi bir sürü şey tartışıyor, öne sürüyor bu konuyla ilgili. Belki de bizim için öncelikli olan şey şimdi ve burada cevaplarına veya bilgisine hemen ulaşamadığımız, emin olamadığımız şeyler değildir. Belki de öncelikli olan şey sevip sevmediğimizdir. Gerçek bir sevgi etkileşimi içinde olup olamadığımızdır. Gerçek bir sevgi yoksa ortada, olup olabilecek en yüce dava sevginin, gerçek sevginin aranmasıdır.

Ve bu noktada sevginin tanımıyla ilgili hatırlanması, sorgulanması, tartışılması ve netleştirilmesi gereken birşey var sanırım. Şu an aklımda toparlayabildiğim kadarıyla gerçek sevgi birbirinin varlığını görme, onaylama, sevme ve destekleme ile ilgili. Yani bireylerin birbirlerinin varlığında tüm varlığı, onun keşfedilecek olan sonsuz potansiyelini, zenginliğini, güzelliğini görmeleri ve kutlamaları. Bu noktada sanırım şunun da hatırlanması veya vurgulanması gerekir ki, şiddetli KH eğilimlerini ısrarlı ve hatta istikrarlı bir şekilde benimseyen ve uygulayan bir bireyi veya varlığı sevememek bence kesinlikle bir sorun değildir, doğal bir neticedir (Öncelikli olan sevgiyi paylaşmaya istekli olanların bunu yapabilmesidir). Bunu ayrıca tartışalım.

Hayatımızla ilgili büyük bilinmeyenlere (doğum, ölüm, öncesi, sonrası vs) dair çok fazla tartışmanın bir manası yok belki de. Önemli veya öncelikli olan şimdi ve burada ne yaptığımız. Dünya dediğimiz bir gezegenin üzerindeyiz ve bir tür hayat yaşıyoruz bir insan kitlesi olarak. Bu sürecin bilinmeyenlerine çok fazla odaklanmaya gerek yok. Öncelikli olarak kendimizi içinde bulduğumuz bu durumda ne yapıyoruz? Sadede gelelim: Birbirimizi seviyor muyuz? Yaşımımızın merkezinde sevgi var mı? Eğer birbirimizi sevemezsek ne işe yararız?! Neyi başarabilir, nasıl yol alabiliriz? Bundan daha öncelikli, daha büyük bir mesele var mı eğer bu mesele henüz çözümlenmemişse?! Hayır, yok! Sevginin tanımıyla ilgili yukarıdaki varsayımı veya sezgimizi hatırlayalım: sevgi bireylerin birbirinin varlığında tüm varoluşu görüp tüm varoluşa duydukları ilgiyi, sevgiyi ve saygıyı birbirine yansıtabilmesidir. Çevremize baktığımızda tüm varoluşun anlamı konusunda fikir, his ve deneyim paylaşabileceğimiz, kim veya ne var? Birbirimizden başka kimse! Bilinmeyenleri bir kenara koyalım. Öncelikle en başta bilinmesi gereken ve gayet bilinebilir olana bakalım, oradan yola çıkalım. Bizim için tüm anlamlar, tüm önemler öncelikle birbirimizi sevip sevemediğimize, hayatımızı sevgi temelli olarak yaşayıp yaşayamadığımıza bağlı.

Ne kadar sahte ve gaflet içinde bir hayat yaşadığımızla ilgili görüşüm buna dayalı büyük ölçüde. Pek çok şeyi bilmiyor olabiliriz ama sanırım mutlaka bilmemiz, derinden sezmemiz veya dikkat etmemiz gereken birşey var. Birbirimizi sevemezsek var olamayız. Çünkü sevmek var olmak, varlığı görmek, onaylamak ve kutlamak demek öncelikle. Sevgisizlik demek varlıksızlık, hayatsızlık demek... Bizim hayatımızın üzerindeki lanet de bununla ilgili. Sevgiye, yani varlığın onurlandırılmasına dayanmayan, merkeze bunu almayan bir hayat... Gafil bir hayat... Sahte bir hayat...

Kabul edelim, mevcut yaşam koşullarımızı bir anda aşıp tamamen sevgiye dayalı bir hayat yaşamaya başlamamız mümkün değil hemencik. Genetiğimize işlemiş yaşam koşullarımızda o kadar çok sevgisizlik, kabulsüzlük, onurlandırmasızlık var ki... O kadar cansızlaştık, solduk, yaralandık, hastalandık ki... Sevginin olmazsa olmazlığından o kadar koptuk, o kadar çok yalana inandık ve boyun eğdik ki... Ve bu durum yaşam koşullarımıza, sosyo-ekonomik koşullarımıza, enerjimize, hareket ve imkan yetimize o kadar çok yansıdı ki... Şimdi pek çok KH düşünce ve duygu programlaması ve sınırlılıklar, imkansızlıklar deneyimliyoruz. Sanırım şu anda kabul etmemiz gereken başlıca şeylerden biri de bu. Kendimizi yanlış yargılamamak, içinde bulunduğumuz durumdan basitçe, hemencik çıkıp kurtulabilirmişiz gibi sorunlu bazı beklentilere girmemek için, kabul edelim, hemen çözebileceğimiz bir sorun değil bu. Ama sevgiyi bugün veya yarın hayatımızın merkezine alabilecek durumda olmasak da, sanırım o doğrultuda yapabileceğimiz en isabetli şeylerden biri sevgi ve sevgisizlik meselesini bir tartışma konusu olarak hayatımızın merkezine almaya çalışmaktır.

Görüşlerimi toparladıkça paylaşmaya devam edeceğim ve elbette herkesin görüşlerine de açıktır bu konu başlığı.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/02/2016 :  22:41:06  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
En güçlü pozitivite biçimlerine erişimle ilgili düşünmeye ve pratikler yapmaya devam ediyorum.

Bildiğiniz gibi son günlerde bu konuda en çok üzerinde durduğum şeylerden biri, bizim varoluşta yosunlu bir taş veya çöp veya misafir veya kiracı değil, aslında “ev sahibi” olduğumuz, hayatın ve varlığımızın aslında mükemmel ve harika olduğu ve tüm yaşamımıza ve varlığımıza bu gözle bakmayı denememiz gerektiği.

Kasyopyalılar defalarca “propagandaya” referansta bulundu biliyorsunuz. “Propaganda bombardımanından” bahsettiler. Hatta biliyorsunuz en son olarak vücudumuzun büyük bölümünün su oluşu ve suyun programlanabilirliği bağlamında, vücudumuzun maruz kaldığı propagandalardan bahsettiler. Sanırım hem fizyolojik hem de psişik anlamda sayısız ve sürekli negatif bombardımanı kastediyorlar. KH’ye adanmışların veya adananların hayatımıza, fiziksel ve ruhsal bünyemize yağmur gibi yağdırdığı negatifleştirici propagandalar. Her yanda nefret, kan, işkence, adaletsizlik, yıkım, aşağılama, her tür zehir...

İşte tüm bunların, tüm bu propagandaların, “programlamaların”, telkinlerin tam da ele almaya çalıştığım hususla yakından ilgisi var. Tüm bunları yapmalarının en büyük nedenlerinden biri, gerçek kimliğimiz, gerçek varoluşsal kudretimiz ve karakterimiz hakkındaki farkındalığımızı derinleştirmemizi engellemek.

Artık pek çok insan ideolojilerin programlamalarının olumsuz yönlerinin ötesine geçebiliyor. Belki insanların çoğunluğu değilse bile, pek çok insan yalanları kolay kolay yutmuyor. O yüzden, artık insanları belirli yalanlarla kandırmaya çalışmak dışında, beyni veya zihni sağlıksız faktörlerin öyle bir bombardımana maruz bırakıyorlar ki, bireyler global ve yerel egemen sömürücü güçlerin geçmişte işe yaramış olabilecek yalanlarına ve programlamalarına karşı daha uyanık olsalar da, onları esas doğruya veya doğrulara götürebilecek olan çabalarını verimsizleştiren yeni bir saldırı cinsi başlatıldı. Ve elbette teknolojinin de bunda büyük bir payı var.

Teknoloji demişken, teknolojik bir örnek vermek istiyorum. “Hack” (internet korsanlığı) jargonunda “DoS” saldırısı (DoS attack) diye bir kavram var. “Denial of Service” şeklindeki bu terimin karşılıklarından bazıları “hizmeti engelleme”, “hizmeti kullanılmaz hale getirme” şeklinde. Bu amaçla yapılan bir tür saldırı. Bu bağlamda, diyelim ki bir korsan veya korsanlar bir web sitesini o sitenin yönetimini ele geçirecek şekilde hack’leyemeseler bile, o siteyi bazen ciddi bir süre boyunca “erişilmez” hale getiren bir saldırı türü yapabiliyorlar. Bunu da şöyle yapıyorlar: Web korsanı veya korsanları, pek çok internet kullanıcısının bilgisayarına sızmanın yollarını bulabiliyorlar. Diyelim ki birkaç bin kişinin bilgisayarında, istedikleri zaman o bilgisayarların belirli bir web adresine gitmelerini sağlayabilecek bir kontrol elde ettiler. İşte, korsanlar, binlerce, belki on binlerce ve hatta yüzbinlerce bilgisayarı, erişilemez hale getirmek istedikleri bir web sayfasına yönlendiriyorlar eşzamanlı olarak. Üstelik o saldırıya katılan bireyler o sırada bilgisayarlarının o web sitesine gittiğinin farkına varmazlar bile, çünkü bu arkaplanda işleyen bir süreç. Sonuç olarak hedefteki web sayfasına o kadar büyük sayıda erişim talebi gidiyor ki, o web sayfasının “sunucusu” o kadar çok talebe yanıt vermeye çalışırken tek kelimeyle dumura uğruyor. Kilitleniyor, erişilmez hale geliyor, ciddi hatalar veya işlev bozuklukları yaşayabiliyor vs. Ve özellikle DoS saldırısının en yoğun olarak yapıldığı süreçte, bu saldırıya karşı koymak gerçekten çok zor, çünkü saldırı tek veya belirli birkaç kaynaktan gelse, bir uzman onları tespit edip onlara özel bir engel uygulayarak sunucunun kullanıcılara erişim sağlama kaynaklarını koruyabilir. Ama saldırı o kadar çok yerden geliyor ki, saldırıların esas kaynağı tespit edilip durum kontrol altına alınana kadar ciddi sıkıntılar yaşanabiliyor.

İşte, “beynimiz” de aslında egemen KH güçlerinin “hizmeti bloke edici” saldırılarına feci şekilde maruz kalıyor içinde yaşadığımız süreçte. Medya, TV, internet, teknoloji de bu sürece özel bazı kolaylıklar sağlıyor. Beynimiz kolay kolay kaçma veya görmezden gelme şansı olmayan o kadar çok sayıda meşgul edici faktöre maruz kalıyor ki, normalde ortalamanın üzerinde işlev gösteren bir beyin olsa bile, “hizmet engelleyici” çok sayıda parazit faktörün bombardımanına maruz kaldığında dumura uğruyor. Kaynakları, enerjisi tükeniyor. Sığlaşıyor, aptallaşıyor. Bu saldırılar hem psişik, düşünsel olduğu gibi aynı zamanda fizyolojik, kimyasal ve radyoaktivite bazında da meydana geliyor. Son derece çok yönlü bir süreç. Yani beynimiz artık belirli bir veya birkaç yalanla ele geçirilmek yerine (elbette o süreç de uygulanıyor, uygulanabilenlere), enerjisini tüketen “Denial of Service” saldırılarına uğruyor inanılmaz sayıda çok kaynaktan. Hangi birini düşüneceksiniz. Beyninizin, zihninizin dikkat enerjisinin ne kadar çok sayıda kaynaktan saldırıya uğrayıp kaynaklarının talan edildiğinin farkına bile varamazsınız. Etrafınızda ne kadar çok fiziksel, kimyasal, radyoaktif ve de elbette duygusal, psişik ve bilgisel kirlilik, çöp, parazit, virüs olduğunu hayal edebiliyor musunuz? Hepimiz kesintisiz olarak beynimizin ve kalbimizin, yani aklımızın ve gönlümüzün hizmetini dumura uğratıcı bir propaganda bombardımanı içinde yaşıyoruz hakikaten. Bu da zihinsel, fiziksel ve duygusal bir halsizlik, sığlaşma, zombileşme etkisi meydana getiriyor. Bu da yönetilebilirliği, güdülebilirliği, korunmasızlığı artırıyor. Neyin yanlış, neyin doğru olduğunu büyük ölçüde bilmeniz bile sizi bu bombardımanın yıkıcı etkilerinden bağımsız kılamaz.

İşte bu dünya, bu düzen biraz da bu yüzden yıkılmalı, alt-üst olmalı, dönüşmeli. Doğa bunun ideal şekilde nasıl olması gerektiğini biliyor ve doğal yıkımlar veya felaketler biraz da bu yüzden artıyor. Ne kadar zorlu olsa da, farkında bile olmadan etkisi ve hatta kontrolü altında olduğumuz hipnozlardan uyanmamız için gerekli bunlar. O kadar kirli, o kadar berbat koşullarda yaşıyoruz, inanılmaz çok sayıda bakımdan.

Belki biraz da bu yüzden, varoluştaki belki bir yönüyle ilkel ama etkili pozitiflik kaynaklarına erişmemiz, hatırlamamız, test etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ve belki de garip bir şekilde, içinde bulunduğumuz şiddetli zorluklar, başka koşullarda motivasyonunu bu kadar kolay bulamayacağımız bazı ruhsal/evrensel bakış açılarını test etmemize elverişli bence. Yani bu konuda epeyce yardım alabileceğimize inanıyorum.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/02/2016 :  23:35:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hayatımızda bir “en yüksek değer” olması gerekiyor diye düşünüyorum. Öyle ki, onu düşündüğümüz, hatırladığımız, güvendiğimiz zaman, içinde bulunduğumuz tüm yerel koşulların üzerine çıkmamızı sağlasın. Böyle bir temel, esas ve aşkın inanca sahip olmamız gerekiyor. Karşılaştığımız tüm çıkmazları, korkuları, acizlikleri, imkansızlıkları, anlamsızlıkları, verimsizlikleri kısa veya uzunvadede çözmemizi, aşmamızı sağlayacak bir inanç, bir güven, bir farkındalık. Paylaşabileceğimiz, birlikte büyütebileceğimiz, derinleştirebileceğimiz bir sezgi, bir iman, bir bilgi.

Tüm varoluş karşısında, varolmak konusunda kendimizi nasıl hissedeceğimiz sadece yerel koşullardaki olumlu-olumsuz gelişmelere bağlı olmamalı. Bu bir at yarışı değil; olmamalı. Birilerine birşeyi kanıtlamak, bir sınavdan geçmek zorunda olmaksızın, sadece var olduğum için, Varlığın parçası ve bizatihi kendisi olduğum için, tüm varoluşun tüm güzelliğinin, sonsuzluğunun, zenginliğinin de bir parçası olduğumu, en az o kadar güzel, sonsuz ve zengin olduğumu bilmeliyim, bundan bir şüphem olmamalı. Kendimde ve hayatımdaki herkesle de bu en basit ve bir o kadar uzak ve hatta imkansız ve hatta anlamsız görünen gerçeği paylaşmalı, eğer hayatımızda bu farkındalık eksikse, önce bu “sorunu” çözmekten daha öncelikli bir işimiz veya amacımız olamayacağını haykırmalıyım. Bir cennet üzerinde, sonsuz varlık, zenginlik, güzellik içinde tamamen aptalca nedenlerle cehennemde, yokluk içinde kıvranıyor, kıvrandırılıyor olmamızın başka bir nedeni olmadığını hatırlamalı ve hatırlatmalıyım.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/03/2016 :  12:05:36  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sahip olduğumuz sorunlu zaman anlayışının bilincimize vurduğu prangalar var.

Zaman kavramında güçlü bir "koşulluluk" çağrışımı var dikkatinizi çekerse. Bir "erteleme" veya "geç kalmışlık" çağrışımı var. Zaman kavramımızın sorunlu yönleri nedeniyle, "şimdi ve burada koşulsuz olarak mevcut olan" EN DEĞERLİ şeye odaklanmak yerine, geçmişle ilgili pişmanlıklara veya geleceğe yönelik hayallere veya hırslara odaklanıyoruz belki de çoğunlukla.

Şimdi ve burada koşulsuz olarak mevcut olan en değerli şey ne mi? Bilincinizde mevcut. Hayatınızın genelinde olduğunuz gibi tam şuanda da stresli bir sürecin içinde olsanız bile, bilinciniz sıkıntılarla ve şikayetlerle doluymuş gibi görünse ve hatta öyle olsa da, aynı bilincinizde çok güzel şeyler de olduğunu burada birbirimize kanıtlayabiliriz aslında. Örneğin şu anda ortaya çıkması ve büyümesi için hiçbir "gerekçe" olmasa bile bilincinizde mutluluğun, sevincin, güzelliğin, sevginin mevcut olduğunu inkar edebilir misiniz? "İstemeniz" durumunda, çok kısa bir süreliğine de olsa ve aptalca bile görünse, dünyanın/hayatın en güzel duygusuna, hissine, titreşimine, deneyimine erişebileceğinizi inkar edebilir misiniz? Farkındalığınızda, "içinizde", en güzel duygulara, deneyimlere, coşkulara, mutluluklara erişebileceğinizi biliyorsunuz. Onlar sadece "anı", sadece "arşiv" değil. Bilincinizde, kalbinizde, pozitifliğe, güzelliğe, sevgiye, en iyi şeye veya şeylere dair bir farkındalık yok mu? Mutlaka var. O "farkındalıklar", onların bir bakıma kaynağı olan ve kesintisiz olarak yaşandıkları bir alemin, BH aleminin, Cennetin kanalları, köprüleri olabilir mi acaba? Evet, olabilir. Denememiz gerekiyor.

İçinde yaşadığımız hayat veya daha doğrusu "düzen", bunu yapmamızı engellemeye yönelik olarak tasarlandı birileri tarafından. Birileri kızgınlığı, öfkeyi, gücenikliği, acizliği, nefreti yaşam standardımız haline getirmek için çok çalıştı ve çok başarılı oldular. Elbette biz de çok masum değildik. Artık uyanmamız gerekiyor.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/03/2016 :  12:15:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Suçluluk, kızgınlık, acizlik, nefret duyguları da çullanabilir üzerinize bunları düşündükten sonra, dikkatli olmanız gerekiyor.

Doz ayarlamaları yapmak gerek. Dikkatli ve dengeli ilerlemeye çalışmak gerek. Çok sayıda aksi yönde çalışan zihinsel programlarımız da var. Ve şu anda yapmaya çalıştığımız şey bir bakıma on yıllardır ve genetiğimizde yüzyıllardır kalıplaşmış olan negatiflik, eziklik, acizlik, korku ve endişe programlamlarıyla meydana gelen zehirli bilinç katmanlarını yıkmaya yönelik bir teşebbüs olduğu için ama o katmanları besleyen faktörler yaşamımızda hala egemen olduğu için ve çevrenizdeki kişilerin çoğu bu konuda sizi desteklemekten ziyade köstekleyecekleri ve hatta üzerinize "salınabilecekleri" için, dikkatli, tedbirli olmaya çalışmanız gerekiyor.

Deneyimlerimizi paylaşmaya gayret edelim. Hepimiz için belki de çok yeni birşey olacak şu anda kalkışmakta olduğumuz şey. Yani bu kadar "damardan" bir yöntemle pozitifliğe erişim çabası. O yüzden bu konuda işbirliği yapmaya çok ihtiyacımız var. Deneyimlerimizi paylaşıp, sorunları çözmede bir ortak rehberlik oluşturmamız gerekiyor.

Özellikle "kurbanlık" ve "suçluluk" programlarınızın bu çalışmayı bloke etmek için azdırılma ve kendinize ve başkalarına karşı saldırganlık ve öfke duygusu patlamalarına yol açma olasılığı olabilir. İçimizde yapmaya çalıştığımız değişim, dış dünyayla aramızdaki ilişkilerde ciddi sorunlara yol açabilir. O yüzden aşırı ciddiye almadan, eğlencesine, uzunvadeli bir deney olarak yaklaşmak gerek belki de buna.
Go to Top of Page

Majisyen


290 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/03/2016 :  15:18:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"Özellikle "kurbanlık" ve "suçluluk" programlarınızın bu çalışmayı bloke etmek için azdırılma ve kendinize ve başkalarına karşı saldırganlık ve öfke duygusu patlamalarına yol açma olasılığı olabilir. İçimizde yapmaya çalıştığımız değişim, dış dünyayla aramızdaki ilişkilerde ciddi sorunlara yol açabilir. O yüzden aşırı ciddiye almadan, eğlencesine, uzunvadeli bir deney olarak yaklaşmak gerek belki de buna."

Kendi adıma konuşmam gerekirse bu paragraf tam ihtiyacım olan tavsiye. Günlük hayatta koşturmacada farketmeden kontrolü kaybediyoruz ve bazen nabıyorum ben ya diye yakalıyorum kendimi :D
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/03/2016 :  15:51:26  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
:)
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 14  Mesaj Sonraki Konu  
Sonraki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,89 saniyede oluşturuldu.