Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Felsefe Kulübü
 Felsefeyi netleştirmek...
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 14

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/06/2020 :  23:08:26  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Le Cocktail

Stefan Zweig-Ölümsüz Bir Kardeşin Gözleri

:)

Bir kitap tanıtım sayfasındaki yorumlardan anladığım kadarıyla, böyle bir dünyada kusursuzluğa, günahsızlığa erişmenin veya %100 erdemli yaşamanın imkansızlığı gibi bir tema içeriyormuş. Katılmamak elde değil.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/06/2020 :  22:17:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Korkusuzluk, şimdi ve burada... Mümkün mü?

Bizler 3. yoğunluk varlıkları olduğumuz için, bizim 3. yoğunluk deneyimimizde şiddetli KH koşulları egemen olduğu için ve BH'ye meyletmemize rağmen 3KH ilüzyonumuzun koşulları hepimizin algıları, duyguları, düşünceleri üzerinde ciddi bazı belirleyici (bozucu) etkiler yapmakta olduğu için, şiddeti ve sürekliliği değişken olsa da hepimiz ciddi korkuların, endişelerin, azapların, zihinsel hastalıkların muhatabı, muzdaribiyiz, öyle değil mi?

İşte bu noktada, içinde bulunduğumuz lokal seviyenin ötesinde, "bütünsel" bazı algılarımız, inançlarımız, sezgilerimiz, bilgilerimiz olabilmeli ki, yerel seviyemizin şiddetli olumsuzluklarının boğucu, hastalandırıcı, korkutucu, sindirici etkilerini aşmada az-çok başarılı olabilelim.

Tüm varoluş seviyeleri, tek ve mutlak (ilüzyon/değişkenlik içermeyen) bir merkezi realitenin uzantıları. O merkezi gerçekliğin bir parçası ve kendisi olduğumuzu söyleyen kaynakları okuduk, okuyoruz, okuyacağız.

İyimserliğin kökeni nedir? Sevginin kökeni nedir? Korkusuzluğun kökeni nedir? Tüm varoluş seviyelerinin aslında bir ve bütün oluşu ve özü itibariyle "iyi" teriminin tanımlamakta yetersiz kalacağı kadar mükemmel ve güzel birşeyin parçası oluşudur.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/07/2020 :  00:13:56  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Uzun zamandır bu başlıkta ve aslında forum genelinde ele almaya çalıştığım temel konu "pozitiflik" (iyilik) bildiğiniz gibi. Bu başlıkta konunun pek çok karmaşık yönüne girdim çıktım. Meseleyi basitleştirmeye çalışırken aslında bir yandan da karmaşıklaştırdım pek muhtemel olarak. Yine de temel konu, pozitif olabilmemiz, bunun doğallığı, gerekliliği ve imkanları hakkındaydı.

Şu an konunun üzerinde yoğunlaşacağım yönüne daha önce de defalarca doğrudan ve dolaylı şekilde temas etmişimdir ama çok emin olamamakla birlikte bundan sonra daha fazla yoğunlaşmaya çalışacağım şey, "şimdi ve burada pozitiflik" olacak. Açıklayacağım.

Forumun temel bilgi kaynakları denebilecek, kozmolojik bilgiler veren kaynaklar evrenin veya varoluşun işleyiş şekli hakkında epeyce bilgi veriyor. Ve bu bilgilerin kesinlikle iyimserliği destekleyici nitelikte olduğu ortadadır. KH güçlerinin hayatımızın ve hatta zihinlerimizin ne kadar içinde olduklarına ve çevirdikleri karanlık işlere dair verilen bilgiler bazı bakımlardan "korkutucu" olabilir ama eğer bu anlatılanlar gerçekse, ki ben öyle olduğuna inanıyorum, bu bilgileri veren kaynakların varoluşun temel nitelikleri hakkında verdikleri bilgiler, KH varlıklarından korkmamıza, karamsarlığa, çıkışsızlık veya acizlik duygusuna kapılmamıza neden gerek olmadığını da çok açık bir şekilde ortaya koyuyor diye düşünüyorum.

Varoluşun temel işleyiş seviyelerini (yoğunluklar ve boyutlar) ve bu seviyeler arasındaki etkileşimlere dair o kozmolojik bilgiler, "pozitivite" konusuyla çok yakından ilgili. Yani dünyadaki ve kendi bilincimizdeki ve benliğimizdeki bir sürü olumsuzluğa ve korkutucu görünüme rağmen iyimserliğin neden doğal, gerçekçi ve gerekli olduğu konusunda evrensel/kozmolojik "bilgi" ve/veya "inanç" sahibi olmamız çok önemli.

Yalnız, benim bundan sonra bu başlık altında daha fazla odaklanma gereği duyduğum husus bu kozmolojik bilgiler / görüşler değil. Dediğim gibi, o kozmolojik bilgiler de çok önemli; terazinin bir kefesinde onlar var ama sanki denge ihtiyacı nedeniyle terazinin daha fazla ilgilenilmeyi gerektiren diğer kefesinde bildiğimiz hayatımızdaki, "şimdi ve buradaki somut durum" var. Yani bir sürü olumsuzluğun ortasındaki biz. Kozmolojik bilgiler ne anlatırsa anlatsın, bizler dünyada, malum şiddetli ve karmaşık olumsuzluklarla dolu olan yaşam koşullarımızda negativite/olumsuzluk/kötülük bombardımanı içinde yaşarken, o kozmolojik bilgiler ve/veya inançlar çok soyut, havada, uzakta, etkisiz kalıyor. Tamamen faydasız değiller elbette, hatta az-çok serbest ve uygun zaman bulup da varoluşu anlamlandırma çabalarında bulunduğumuzda, bu bilgiler bilincimizi şekillendirmede çok olumlu, yapıcı bir etki yapma potansiyeline sahip bence.

Lakin, bizim aleyteki tüm koşullara rağmen pozitifliğimizi artırma konusunda daha pratik ve işe yarar bazı yöntemlere, pratiklere sahip olmamız gerekiyor diye düşünüyorum.

İçimizdeki ve dışımızdaki tüm olumsuz koşullara rağmen şimdi ve burada olumluluk, iyimserlik, pozitiflik geliştirme sanatında uzmanlaşabiliriz.

Bu hususa daha önce zaten doğrudan ve dolaylı olarak epeyce değinmiştim ama aradan geçen süredeki deneyim ve gözlemlerim, bu çok basit husus üzerinde odaklanmanın ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu anlamama yardımcı oldu:

Düşünce, inanç, irade gücünüzü kullanarak şimdi ve burada küçücük, miniminnacık bir iyimserlik, olumluluk, pozitiflik farkı yaratma imkanınızın / yeteneğinizin ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunun farkında mısınız?

Şimdi çok iddialı bir görüş geliyor: Manevi anlamda hayatınızda bundan daha önemli bir yeteneğiniz yok! Başka şansınız da yok! Sizin şimdi ve burada pozitiflik "yaratma" yeteneğinizden, iradenizden daha değerli, daha kritik, daha hayati bir yeteneğiniz yok!

Devam etmek üzere.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/07/2020 :  23:35:04  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Aleyhteki tüm zorlu koşullara rağmen pozitiflik iradesinde gelişmenin parçalarını keşfetmeye, bazen tekrar hatırlamaya devam ederken, şu an hatırladığım, daha önce de muhtemelen üzerinde biraz durduğum bir parça üzerinde tekrar odaklanmaya çalışacağım. Şu tür düşünceler ilham ediyor:

Varlığımı, hayatımı iyiliğe adıyorum. Bir anda kalıcı gerçekliğim haline gelemeyecek olsa bile bu, çok alakasız yönlere savrulabilecek, batabilecek olsam da, tekrar tekrar bu düşünceye, bu bilince dönme iradesi gösterirsem, giderek kalıcı gerçekliğim haline gelebileceğini hissediyorum.

Şimdi ve burada, artık, kendimin ve dileyen herkesin ve herşeyin iyiliğini istiyorum aklımda ve yüreğimde; sadece buna odaklanmak, hayatımı, varlığımı buna adamak istiyorum. Kendime, sevdiklerime, isteyen herkese yapabileceğim en hızlı, en derin iyiliğin bu olduğuna inanıyorum.

Hayat dediğimiz ortamda bu duygu ve düşünceleri, bu varoluş biçimini pek desteklemeyen, hatta feci şekilde köstekleyen çok şey var. Üzen, inciten, nefret ettiren, kahırlar içinde süründüren, işkence eden çok şey var. Derin, kapkara karamsarlıklar ve acizlikler içinde boğan çok şey var beni, benim gibi pek çok kişiyi, eminim.

Somut olarak gidip birine, birilerine belirli bir iyilik yapmaya çalışmaktan ziyade, unuttuğum bambaşka bir varoluş biçimini hatırlama, uyanma gibi bu daha çok. Ve hatırlatma istediği, kabustan uyanış için.

Negatif varlıklarla etkileşimimizi azaltıp pozitif varlıklarla etkileşimimizi artıran şeyin bu irade olduğunu seziyorum. Hayatı, evreni, evrenleri ayakta tutan güç iyilik ve sevgi. Varlık bir. Bizim gezegenimizde insan kitleleri, çiğlikleri, egosallıkları, akıllıca olmayan seçimleri yüzünden kendilerinden çok daha büyük egoların, görünür ve görünmez negatif varlıkların feci şekilde muhattabı oldular. Tam bir işkence bataklığında yaşadığımız söylenebilir.

Bu bataklıktan çıkmanın yolu, onun sahteliğini anlamaktan, hatırlamaktan geçiyor muhtemelen. Onu tabi ki yaşamaya devam edeceğiz; yani bu koşulları, bu koşullarda. Muhtemelen daha da zorlaşacak olan koşullarda. Hiç önemli değil bir yönüyle. Zaten öleceğim. Herşeyin ilüzyon olduğu hatırlanacak ama dersler, sorumluluklar, aidiyetler gereği aynı koşullara dönülecek bir şekilde. O nedenle sorunu kendi doğal mekanında anlamak, aşmak en iyisi.

Bu dünya o kadar küçük, o kadar geçici bir yer ki... Ama içindeki olumsuzluklarla dolu koşturmacaya kendinizi kaptırdığınızda sonsuzluk haline geliyor, tüm berbatlığıyla. Koskoca varoluş, koskoca evren ve evrenler sevgiyle, güzellikle, iyilikle ışıl ışıl parlarken, neden bilincimi, titreşimlerimi, düşüncelerimi, duygularımı bu küçücük gezegen parçası üzerinde uzun zamandır epeyce negatifleşmiş şartlara emanet edeyim, neden o şartlarla belirleneyim ki?! Bu gerçekten bir kabus! Ve bu kabustan uyanmak gerekiyor. Hatırlamak gerekiyor, inanmak, güvenmek gerekiyor gerçeğe. Bu kadar basit, bir yönüyle. İmkansız ve hatta anlamsız, saçma bir diğer yönüyle, yani kabusun içinden, kabusa ait, yapışık bir haldeyken.

Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/07/2020 :  21:25:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Karamsar olmanın zararını, iyimserliğin, ümitliliğin faydasını hepimiz sezeriz. Ama bu dünyada, bu koşullarda, "iyimser" olmayı destekleyen şeylerin azlığı, pozitifleşme motivasyonunu zayıflatıcı etkiler yapıyor. Varoluşu dünyadan, dünyevi şartlardan ibaret görme yanılgısına düştüğümüzde, iyimserlik "boş bir yatırımmış" gibi hissettiriyor. Biz ne kadar iyimser ve iyi niyetli olursak olalım, kötülük veya işkenceli şartlar bir şekilde hep devam ediyor ve hatta baskın geliyor sıkça.

Bu durumda dünyadaki şiddetli olumsuz şartları genel itibariyle "varoluşun" şartlarıymış gibi algılama eğiliminde olabiliyoruz. Ve o zaman da "kapana kısılmış" gibi hissediyoruz. Hani hayatımızın bir alanında veya bir yönünde olumsuz bir durum egemen olsa da, hayatımızın diğer alanlarındaki olumlu bazı durumları veya potansiyelleri düşünerek şiddetli olumsuzluğun bizi tamamen bunaltmasını, belirlemesini, ezmesini engelleriz. Olumlu bazı şartları veya potansiyelleri düşünerek gelecek konusunda ümit besleriz. Daha basit ve somut bir başka örnek vermek gerekirse, dışarıda şiddetli bir yağmura yakalanıp iliklerimize kadar ıslansak da, eğer birazdan evimizde huzur içinde temizlenip kurulanabileceğimizi biliyorsak yağmurda sırılsıklam olmak çok güzel bir deneyim olabilir. Veya istediğimiz zaman evimize veya bir başka konforlu yere dönüp ısınabileceğimizi biliyorsak, dışarıda soğuğa maruz kalmak eğlenceli olabilir.

İşte, dünyada ne kadar olumsuzluğa, kötü şartlara maruz kalırsak kalalım, ebedi yuvamız olan varoluşun iyiliğine, güzelliğine, güvenliliğine, onunla birliğimize inanıyor, seziyor, biliyorsak, dünyadaki çok şiddetli bazı olumsuzluklar "keyif" vermeyebilecek olsa bile, en azından çok karamsar bir şekilde "kapana kısılmışlık" ve bununla bağlantılı "çaresizlik, anlamsızlık" duygularına ve düşüncelerine yenik düşmeyebiliriz.

"Dışarıda" (yani dünyada) maruz kaldığımız çok olumsuz bazı şartlar etrafımızı öylesine çepeçevre sarıyor ve bilincimizi öylesine işgal ediyor ki, artık "İçerisi" (varoluş, merkez, yuva, tüm varoluş ve onunla birliğimiz) ile ilgili farkındalığımızı, hafızamızı, sezgimizi, inancımızı, ümidimizi ciddi oranlarda yitirme noktasına düşüyoruz sıkça. Bu durumun tekrarlanması veya devamlılığı çeşitli ruhsal ve fiziksel hastalıklara yol açıyor.

Devam etmek üzere...
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/07/2020 :  23:50:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bir kez daha K'ların "Önemli olan nerede olduğunuz değil, kim olduğunuz ve ne gördüğünüzdür" deyişi bağlamında bir çıkarım yapmak istiyorum önceki mesajlarıma atıfla.

Üç odağı var bu çıkarımın: Benlik (biz), varoluşun ebedi hakikati ve dünyadaki durum. Daha önce de kullanmaya çalıştığım eski tip kulplu terazi veya üçgen benzetmesini de kullanabilirim sanırım aynı bağlamda. Terazinin bir kefesinde kısaca "gerçek" denebilecek, varoluşun ebedi hakikati var. Diğer kefesinde dünya veya dünyadaki insanlığın trajik durumu var. Ve teraziyi orta-üst tarafındaki kulbundan tutup "tartma" işlemini gerçekleştiren kişi/ruh var.

Farkındaysanız, hemen hepimizde belki "dünyayla oturup dünyayla kalkma" denebilecek, biraz fazla "dünyevileşmişlik" sorunu var. Dünyadaki olumlu ve (çoğunlukla) olumsuz gelişmeler bizim kendimiz, varoluşumuz, ebedi gerçeğimiz hakkındaki izlenimlerimiz üzerinde ciddi belirleyici etkiler yapıyor. Daha önce bunun biraz da evrimsel seviyemiz açısından bir ölçüde normal sayılabilecek "çocuksu" bir tepki olduğuna dair bazı görüşlerimi paylaşmıştım. Çocuklar kendi şahsi dünyalarında olan bitenlerle değerlendirir herşeyi. Subjektiflikleri yüksektir ve bu onlar için doğal da sayılır. Büyüdükçe sadece kendi şahsi şartlarına ve çıkarlarına göre değil, çevrelerinin, çevrelerindeki insanların, toplumun durumunu da göz önünde bulundurarak çıkarımlar yapma eğilimleri artar.

Bizler gibi evrimsel olarak 3. yoğunluğun son çeyreğinde bulunduğunu düşündüğüm kişiler evrensel tekamül skalasında ergenlik döneminde sayılır. Benim algıma göre 4. yoğunluk ergenlik ile gençlik arası bir dönemi teşkil ediyor. Sonuç itibariyle dünyayı ve dünyadaki deneyimlerimizi sadece dünyada olan biten olaylar bağlamında değil, sezgilerimize uygun olarak ve çeşitli kaynaklardan edinip ikna edici bulduğumuz bilgilere dayanarak "evrensel" ve "varoluşsal" (ebedi) denebilecek açılardan da değerlendirmeye çalışıyoruz. Ve bunu sadece ezbere bir tavır olarak değil, kendi özgür irademizle, ufkumuzu, irademizi en yapıcı, en etkili, en güçlü şekilde oluşturabilmek için yapıyoruz. Bilinç temelimizi güçlendirmeye, yükseltmeye veya derinleştirmeye çalışıyoruz.

Ama, ki sanıyorum bu hepimiz için şu veya bu ölçüde geçerlidir, dünyada olan bitenler yine de bilincimizi fazla etkiliyor. Örneğin dünyada olumsuz şartlar bariz şekilde baskın. Ve nitekim bizim de olumsuz duygu ve düşüncelerimiz olumlulara çoğu zaman baskındır. Olumsuz duygu-düşünce derken, sadece bilinçli bir şekilde durup düşünülmüş, tasarlanmış duygu-düşüncelerimizi kastetmiyorum. Bizi çepeçevre, hatta içten ve dıştan saran çok çeşitli ve yaygın olumsuz etkilere "tepki" olarak kendiliğinden oluşan duygu-düşüncelerimizi de dahil ediyorum buna. Yani sonuç olarak, hesabını-kitabını yapacak olursak, olumsuz denebilecek duygu-düşünceleri, olumlulardan daha fazla (zaman olarak) deneyimliyoruz.

Evet, kendi benliğimize ve varoluşa sadece dünyevi açıdan değil, evrensel/varoluşsal/ebedi bir açıdan bakabilmek için okuduğumuz, öğrendiğimiz bilgilerden şu veya bu oranda yararlanıyoruz şüphesiz ve bunun illa ki dengeleyici, sağaltıcı, iyileştirici, güçlendirici etkileri oluyordur ama sanırım bunun düzeyi henüz "yeterli" denebilecek bir miktarda değil. Bu sadece "yeni bilgi girişi ihtiyacı" ile ilgili olmayabilir. Yani bizi daha iyi duruma getirecek olan şey ille de ruhsal hakikat veya hakikatler hakkında daha fazla bilgi girişi olmayabilir. Veya bir bakış açısıyla öyle de olabilir, ama bana göre esas ihtiyacımız olan şey, zaten sahip olduğumuz, yani bilincimizde şu veya bu şekilde mevcut olan bazı bilgilere, sezgilere olan "inancımızı" artırmakla ilgili daha çok. Dünyadaki olumsuzluklar, bu olumsuzlukların hem bizi, hem çevremizdeki insanları, hem de genel olarak tüm toplumu ve toplumları etkileyicilik ve belirleyicilik düzeyi bizim üzerimizde karamsarlığa düşürücü, pozitiflik iradesini zayıflatıcı etkiler yapınca, varoluşun aslını-astarını unutma, o konuda sahip olduğumuz bazı bilgilere, hakikatlere olan inancımızı şu veya bu ölçüde kaybetme sonucuyla karşılaşabiliyoruz.

Tabi bu noktada "varoluşun ebedi gerçeği veya gerçekleri denebilecek şeyler gerçekte ne ölçüde güven verici, ne ölçüde korku giderici?" sorusu gündeme gelebilir. Ben açıkçası bu forumda en çok referansta bulunduğumuz kaynakların bu hususta verdiği bilgilerin, sezgilerin, inançların gerçekten güven artırıcı, güçlendirici, koruyucu olduğuna inanıyorum. "Gerçek" olduğuna inanıyorum. "İnanıyorum" diyorum ama işte bu yazıda da ifade (ve itiraf) etmeye çalıştığım gibi, bu "inancımın" yeterince güçlü olmadığı acı gerçeğiyle de karşılaşıyorum ve şahsi deneyimimi bu şekilde genellemek ne ölçüde isabetli, bundan %100 emin olamayacak olsam da, evet, hepimizin de bu sorunu yaşadığını düşünüyorum.

Varoluşun ebedi veya temel, mutlak, değişmez ve basit gerçeklerine olan inancımız arttıkça, dünyada olan bitenlerin bizim evrimsel ilerleyiş, yükseliş, güçleniş durumumuza engel olamayacağını düşünüyorum. Varlığımız dünyaya ait veya bağımlı değil. Daha da önemlisi, bizim kendimizle ve ebedi gerçeğimizle ilgili farkındalığımız, bilincimiz, sezgimiz, inancımız dünyada olan bitenlerle belirlenmek zorunda değil kesinlikle. Ama dikkat ederseniz dünyada olan bitenler hepimizin kendi benliği ve ebedi gerçek hakkındaki bilincini, inancını ciddi şekilde olumsuz etkileyici, ciddi korku-endişe durumlarına düşürücü, süründürücü etkiler yapıyor. Yani dünya tiyatrosu / ilüzyonu / filmi bizi feci şekilde "belirliyor". Bu böyle olmak zorunda değil ve olmamalı da. Bu bir hastalık durumu. Evet, elbette "hiç etkilenmemek" gibi birşeyden bahsedilemez, o da muhtemelen ayrı bir hastalık veya bozukluk türü olurdu. Etkilenmek, etkileşmek çok doğal ve gerekli. Ama olumsuz etkilenme düzeyimizin şiddetli yükseliğine dikkat çekmeye çalışıyorum.

Devam etmek üzere...
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/10/2020 :  18:38:49  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
VARLIĞIN, VAR OLMANIN GERÇEĞİ

Hem maddi/fiziksel hem de manevi/ruhsal anlamda çeşitli inişler, çıkışlar, ilhamlar ve çoğunlukla karamsarlıklar, kasvetler yaşamaya devam ediyorum. Hayata, daha doğrusu varoluşa dair sahip olmam gereken ve zaman zaman ilhamını da şu veya bu ölçüde aldığım uygun bir bakış açısına henüz doğru-dürüst sahip olamadığım sonucuna varıyorum.

Bizler dünya denen bir gezegen üzerinde dünya hayatı denen bir ilüzyonun (geçici bir realitenin) içinde yaşıyoruz. Ve dünya hayatımızın koşulları bizim varoluşla ilgili algılarımızı feci şekilde çarpıtıcı, sınırlayıcı etkiler yapıyor.

Şahsi deneyimimi genellemek ne kadar doğru, emin olamasam da belirtme gereği duyuyorum ki, varoluşun, var olmanın anlamını yorumlarken dünya hayatının koşullarından çok ciddi düzeylerde etkileniyoruz. Varoluşun anlam ve önemini, oldukça sınırlanmış ve kasvetli deneyim zincirlerimizin katmanlarından bakarak yorumlamaya, anlamaya çalışıyoruz genellikle. Bu durumun farkına bile varamıyoruz çoğu durumda. Elimizde olmaksızın, varoluşumuzun aslına dair oldukça sınırlı ve kasvetli, dolayısıyla büyük ölçüde “yanlış” çıkarımlar yapıyoruz. Ve bu nedenle de kendi bütünsel varlık özümüzden çekebildiğimiz enerji düzeyi de düşük oluyor.

Dünya hayatı ilüzyonu içinde bir yandan çeşitli karamsar veya negatif haller içinde yamulurken bir yandan da varoluşun gerçek niteliğini anlayıp/hatırlayıp o gerçeklikten ilham ve güç bulma çabalarımda, umduğumdan çok daha zayıf, yetersiz, aciz hallere düşünce çok moralim bozuluyor. Karamsarlıklar, korkular, kederler genellikle ağır basıyor. Varoluşun mutlak sınırsızlığına, özgürlüğüne, iyiliğine, güzelliğine, ayrımsızlığına/tekliğine, en nihai kökenim itibariyle onunla tamamen “bir” olduğuma inanmakta, güvenmekte, bunun herşeyi aşkın ilhamını, gücünü, güzelliğini, kudretini deneyimlemekte çok zayıf, çok yetersiz, inançsız, güvensiz kalıyorum. Bu durum da dünya hayatında keyifsizliklere, olumsuzluklara neden oluyor genellikle.

Dünya hayatının algılarımızda yarattığı (elbette her zaman veya mutlak şekilde değil ama çoğu zaman ve yoğun biçimde) çarpıtıcı ve sınırlayıcı katmanlar, varoluşun gerçek ve basit ve ebedi doğasını olduğu gibi (tekamülsel bazı doğal sınırlılıklarla da olsa, nispeten olduğu gibi) görmemizi çok zorlaştırıyor. Varoluşun gerçekte ne kadar özgür, sınırsız (zamandan bağımsız), sonsuz kudretli, güzel, sade ve biz olduğunu hatırlayamıyor, inanamıyor, güvenemiyoruz. Malum şartlardaki dünya hayatı işte bu kadar ciddi derecede hastalıklı etkiler yapıyor üzerimizde.

Bunun iyice ayırdına varabildiğim bazı zamanlarda, dünya hayatının algılarım üzerinde yaptığı bu çarpıtıcı ve sınırlayıcı etkilerden mümkün olduğunca bağımsız bir şekilde varoluşu algılamaya, anlamaya, sezmeye çalışmam gerektiğiyle yüzleşiyorum. Bu forumda ele aldıklarımız başta olmak üzere, okuduğum ve güvenme eğiliminde olduğum kaynaklardan aklıma gelen ipuçlarını elimden geldiğinde değerlendirmeye çalışıyorum. Okuduklarım ve bunlarla bağlantılı olarak sezdiklerime göre, varoluşun çıplak ve ebedi gerçeğini yeterince doğru bir şekilde algılamam veya hatırlamam durumunda olağanüstü, adeta “mutlak” bir özgürlük, ferahlama, sevinç ve güven hali egemen oluyor. Tüm varoluşla birlik ve bütünlüğün, mutlak tekliğin farkındalığı söz konusu. İster tanrı, ister herhangi bir varlık türü olsun, bana tepeden veya dışarıdan bakıp da benim varoluş deneyimim üzerinde emir/komutlar, şartlar, sınırlamalar dayatan hiçbir otorite bulunmadığını görüyorum. Çünkü varlık tektir, birdir, ondan başka birşey yoktur ve ben oyum; tıpkı diğer herkes ve herşey gibi. Varoluşun çıplak, saf özüyle birim, tekim. Dolayısıyla benden başka birşey yok. Varlıkta yabancılık yok, ayrılık-gayrılık yok, ikilik yok. Tüm varlıkların kökü, varoluş küresi denebilecek kürenin merkezindeki saf varoluş özüne bağlı. En KH varlıklarınki bile. Saf varlığın sonsuz sayıda bireysel varlıkçığa bölünmesinin anlamı, işlevi, gerekliliği konusu pek çok bakımdan bizim için hala gizemli dursa da, sonuç itibariyle bunun gayet doğal ve gerekli bir işlev olduğu anlaşılıyor. Bireysellik deneyiminden mutlak varlıkla mutlak birleşmeye kadar uzanan deneyimler döngüsünün (tekamülün) işlevinin bir kısmı, varlığın kendini yoklaması/sınaması/doğrulaması, kendini gerçekleştirmesi ve kendinin farkında olması gibi doğal bir gereklilikle ilgili gibi görünüyor bana. Ve bireyselleşen varlıklar veya varlık grupları, bilinç/tekamül düzeylerine göre, potansiyel ve aşamalı olarak sonsuz/sınırsız özgür iradeye ve güce (tanrısal/özsel özgür irade ve güce) sahipler. Mutlak saf varlıktan bireyselliğe sahip varlıkçıklara ve oradan tekrar mutlak (tek) varlığa doğru olan bu ebedi ve doğal döngü içindeki ilüzyonik yaşam ortamlarında ve oyunlarında özgür irade kullanılırken, bireysellik ile mutlak birlik/bütünlük arasındaki ilişkiye (ebedi gerçeğe) dair bilinçli ve/veya bilinçaltı farkındalık kaybedilebiliyor. “Kaybetmek” doğru terim mi, emin değilim aslında. Sadece bunun tamamen “özgür iradeye” (bilinçli, kasıtlı seçime) dayalı olduğu söylenebilir. Tamamen varlıkların “paşa gönlüne” kalmış birşey nihai olarak. Kendini tek olan varlıktan/varoluştan ısrarla ayrı, bağımsız görme, evrensel varoluş enerjilerinden, varlığın doğrudan veya dolaylı biçimlerde ifade ettiği birlikten, bütünlükten, adaletten, sevgiden, güzellikten nefret etme ve bu anlamda varoluş bütünlüğünü ve merkeziyetini düşman görüp onu ele geçirip sömürme ve yok etme amacı gütme tarzındaki “KH yolunun” veya “seçiminin” oluşum, gelişim şekli.

Dikkat ederseniz bizler de mevcut yaşam şartlarımızda bazen açıkça ve bilinçli bir şekilde, bazense dolaylı biçimlerde veya bilinçaltından, “varoluşa/varlığa güceniklik”, “kızgınlık” ve hatta “nefret” deneyimleri yaşıyoruz, şu veya bu oranda. Bu deneyimler bizi kendi yollarına çekmeye çalışan, KH yoluna adanmış varlıkların “asimilasyon çalışmalarının” (olumsuz şartları şiddetlendirme ve mutlak gerçeklikmiş gibi hissettirme yoluyla) neticelerinden biri olarak görülebilir, bir bakıma. İnsan süreklilik ve yoğunluk arz eden deneyimlerini ister istemez genelleştirir ve varoluşun ne olup ne olmadığına dair algılarımız bu deneyimlerimizden etkilenir. Sürekli ve yoğun biçimde karamsarlık, kızgınlık, nefret tepkileri ürettiren deneyimler ister istemez KH yönündeki kutuplaşma düzeyimizi artırır. Elbette BH yönünde kutuplaşma deneyimlerimiz de olur. Bu iki zıt yöndeki kutuplaşmalar birbirini etkiler ve bazen ve hatta Ra’nın anlatımına göre toplumun belki de ezici çoğunluğu için genellikle iki yönden herhangi birine doğru ilerlemeye mani olan “entropik”, çürütücü bir “denge” oluşur. Hayat sahnemizde çok yaygın olan çürümüşlükler, yozlaşmışlıklar, hastalıklar, tarifsiz berbatlıklar, pozitif güdülerle negatif güdüler arasındaki bu felç edici dengeyle bağlantılı.

KH yolunun, terk edilmemesi, ısrarla yapışılması halinde, son durağı mutlak yokoluş. Varoluşun özgür iradesi buna da imkan tanıyor. İşte, ayrılık-gayrılık yok, yabancılık yok, ikilik yok derken, bu ayrımı yapmak gerek. Teklikten çokluğa ve tekrar tekliğe doğru olan tekamül sürecindeki özgür irade, varlık yolu (varlık ile mutlak birleşme) ile yokluk yolu (varlık ile mutlak ayrışma; yokoluş) arasında seçim imkanı ve gerekliliği sunuyor. Sonuçta varlıkta hala ikilik yok, ayrılık-gayrılık yok. Ama “varlığa karşı” (dolayısıyla da kendi varlığının özüne karşı) takınılacak tavır bir özgür irade seçimi konusu teşkil ediyor bireysel varlıklar için. Kimi varlıklar (!) varlıktan nefret edip ona düşmanlığa girişebiliyor. Yani ikilik varlıkta değil, bireysel varlıkların bütünsel varlığa karşı özgür iradeleriyle, seçimle geliştirdikleri tepkide ortaya çıkıyor.

“Dünya hayatı” dediğimiz ilüzyon ve tekamül süreci içindeki yaşam/deneyim şartlarımız, bizde doğrudan veya dolaylı şekillerde pek çok “KH kutuplaşmasını artırıcı” etkiler yapıyor. KH kutuplaşmamızdaki artışlar ise varoluşun çıplak ve ebedi gerçeğine dair algılarımızda son derece sınırlayıcı ve çarpıtıcı (karamsarlaştırıcı, güçsüzleştirici, hastalandırıcı, gücendirici, nefret ettirici) etkiler yapıyor. Temelde “BH eğilimli” olduğumuzu varsayarsak böyle tabi. Baskın olarak KH eğilimliysek veya olacaksak, bu işkence süreci “ebedi gerçekliğe uyanış” olarak da görülebilir, KH bakış açısından; varoluşun ne kadar berbat birşey olduğu ve o aşağılık ışık/güç kaynağına haddini bildirmek, onu ele geçirmeye ve yok etmeye girişmek şeklinde.

İçinde yaşadığımız hayat doğrudan veya dolaylı biçimde o kadar çok KH’leştirici (egosallaştırıcı) şartlar dayatıyor ki, ortalama toplumsal realite içinde varlığını sürdürürken varoluşun aslına, esasına dair ebedi gerçeği aklında ve gönlünde tutabilmek adeta imkansız. “Bir koltukta iki karpuz taşınmaz” misali, bir yandan bu aldatma, sömürü ve işkence düzenine ayak uydurup bir yandan da BH’leşmek imkansız değilse de, çok zor. Yani en azından varoluşun ebedi özgürlüğünü, sevincini, güvenini güçlü ve/veya sürekli bir biçimde duyumsamak mümkün olmuyor bana göre bu durumda. Yoksa, halihazırda herşeye rağmen var olan ve ileride oluşabilecek/gelişebilecek şartlarda hayat toplumsal düzen içinde yine de BH yönünde kutupsallaşma imkanlarını sunar, bu yönde yeterince eğilimin mevcudiyetine bağlı olarak.

Ama ben toplumsal/ekonomik/siyasi/hukuki/askeri şartlardaki gelişmelerden bağımsız olarak varoluşun, BH realitesinin aslının, esasının bilinçli bir şekilde sezilerek, hatırlanarak, inanılarak, güvenilerek varoluş sevincinin, huzurunun duyumsanabilmesinden bahsediyorum. Toplumsal şartlar ne yönde devam edecek olursa olsun, bizim kendimize karşı öncelikli görevimiz kendi KH-baskın düşünce, duygu ve inanç kalıplarımızdan kurtulmaktır. “Başkalarına Hizmet”in önünü tıkayan başlıca husus kendi bilinçli veya yarı-bilinçli KH düşünce ve inanç kalıplarımız sonuçta. Hem Ra hem de K bilgilerine göre mevcut dünya nüfusunun ezici çoğunluğu 3y’den 4y’ye mezun olamayacak bu hasat/dalga sürecinde. Demek ki BH yönünde kutuplaşma için toplum genelinden ayrışma şart. İlle toplumdan tamamen yalıtık veya uzak olma gibi bir gereklilik anlamına gelmiyor bu ama BH yönünde doğrudan ve bilinçli kutuplaşma artışı için toplumsal şartlardan ve gelişmelerden bağımsızlaşabilmek gerekiyor. Toplumsal hayatın içindeyken bu deneyimlerin olumsuz yönlerinden tamamen bağımsız olmak pek mümkün değil tabi ki ama özellikle tefekkür/meditasyon gibi öznel, içsel, ruhsal, manevi arayış ve sorgulama deneyimlerindeki bağımsızlığı kastediyorum. İç dünyamızdaki BH kutbiyeti artışı dış şartlarımızda da uygun bazı gelişmelerin önünü açacak veya görünürdeki dış şartlar değişmese bile o şartlar içinde bizim durumumuzu eskiye göre değiştirecektir kaçınılmaz olarak.

Bildiğimiz, tattığımız tüm pozitifliklerin, tüm gerçek sevgilerin, sevinçlerin, huzurların, güvenlerin ebedi kaynağı ve kendisi olan Varlığı, onunla mutlak özdeşliğimizi güçlü bir şekilde duyumsayabilmek için, dünya hayatı dediğimiz ve oldukça berbat, ezici şartlar içeren oyunun bir parçası olmanın bilincimiz üzerinde yaptığı sınırlayıcı ve çarpıtıcı etkilerden güçlü bir şekilde bağımsızlaşabilmek gerekiyor. Ebedi gerçek, Varlık, öyle birşey ki, onu (dolayısıyla kendinizi) bildiğinizde, kazanılması gereken bir mücadele ve dolayısıyla herhangi negatif bir hırs, korku, kompleks kalmıyor, temelde. Dünya hayatında egemen olan ezici, zehirleyici, travmalara uğratıcı düzenin bilincinizde yarattığı, varlığınızla ve tüm varoluşla ilgili sahte, yanıltıcı, zayıflatıcı, korkutucu izlenimlerden, algılardan, yalandan, kabustan uyanmış oluyorsunuz. Mutlak gerçek mutlak özgürleştiricidir. Bildiğiniz, deneyimlediğiniz tüm pozitifliklerin kaynağı ve kendisi, ve sizinle bir. Dünya hayatı oyununda egemen olan koşullar egoyu kışkırtıcı, güçlendirici nitelikte. Burada ego derken ille sadece kendi şahsi (bencil) çıkarlarını herşeyin üstüne çıkarma anlamında değil; bilinçte korkuya, acizliğe, mağduriyete boyun eğmek de egosal bir hastalık sayılır çünkü “kendini ebedi, sonsuz kudretli, adil ve güzel varoluş bütününden ayrı, yalıtık, kopuk sanma” (onunla özdeşliğe, birliğe dair kalpte ve akılda mevcut olan bilgiyi, sezgiyi doğrudan veya dolaylı bir şekilde inkar etme) faktörünü içerir.

BH realitesini bilinçli ve doğrudan bir şekilde deneyimleme niyetinde ve çabasında birbirimize faydamızın artmasını ümit ediyorum.
Go to Top of Page

fidelista


545 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/10/2020 :  01:32:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Zihni durduramazsan huzur yok.Beden değilsin,zihin değilsin,kişi değilsin,sen var olansın,en yüce olansın.Her şey sinema perdesi deki gelip geçen bir gölge.Hayalle özdeşleşiyoruz buna cehalet deniyor.En net gördüğüm felsefe bu şlmdi bunu gerçekten kabullenmeye geldi sıra.

Edited by - fidelista on 08/10/2020 01:37:40
Go to Top of Page

Tgur


1497 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/10/2020 :  09:31:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Çok yerinde vurgulamalar baştan Bozadi ve Fidelista ,

Dikkat ederseniz Bozadiyi Baştan aldım zira uzun bir inceleme ve çıkarım, o yoğun çalışmayı onurlandırmak istedim ,bu durum benim özgül irademle ilgili bir seçimdi ,ama Fidelistanın sözleri de özetsel ve önemli

Bir ara daha doğrusu son çıkarımımda beklentisizlik ve müdahalesizlik üzerinde durmuştum ,var oluşun özünde şu veya bu sebeple yaratılmış bir varlığın kendi başına yürüttüğü var oluş serüveninde yapacakları seçimlerle ilgili genel doğru bir yürüyüşü vurgulamak istedim ,

Varlık düşe kalka yürüyeceği bu yaşam yolunda mutlaka etrafındaki illüzyonik benzer var oluş segmentlerinden onların davranışlarından örnek alarak bir tavır sergileme yolundadır ,işin en tehlikeli veya uygun olayları bu esnada belirir ,doğru yol diye tutturduğu bir benzeşik tavır belki onu felaketlere sürükleyecektir veya mükafatlandıracak mutlu kılacaktır,

Bu problemi çözecek yani ortama ve ortamdaki var oluş unsurların sergilediği yol tutturduğu hareket tarzlarından azade kendi özgür iradesi ile seçeceği yolu bulabilmektir ,bu yol belki birilerinin gösterdiği ve kulvarladığı sınırlı bir yol olabilir buna takıntılı tarz diyoruz veya alınan bilgi salvolarıyla kendi gerçekliğini arayan ve bulmaya çalışılan özgür bir yoldur,

Özgür yolda gelinilen en önemli idrak ,her görülen veya tutturulan yolun var oluşun genelinde olup tarzlarıyla bütünlüğü değişken bir tavıra sokabilen diğer unsurların etkilerinin olacağıdır ,buna K.lar değişken çekim dalgaları demekteler ,

O zaman yolda giderken belirli bir hedef seçmek beklenti olmakta bunun dışındaki yaşam şekli ise olayları akışa bırakan bir tavır edinebilmek işte bu da sabit bir hal gösteren bulunduğumuz ortamdaki yolu çok zor bir duruma sokmakta,

Yani plansız ve hedefsiz bir yaşam şeklini seçmek esası,

Planlı hedefli yürür gibi yap ama takılıp kalıp olanlara ve değerlendirmelere pek aldırma iz yapmasın..



Edited by - Tgur on 08/10/2020 16:45:23
Go to Top of Page

bona fide


542 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/10/2020 :  15:41:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
bozadi "Bildiğimiz, tattığımız tüm pozitifliklerin, tüm gerçek sevgilerin, sevinçlerin, huzurların, güvenlerin ebedi kaynağı ve kendisi olan Varlığı, onunla mutlak özdeşliğimizi güçlü bir şekilde duyumsayabilmek için, dünya hayatı dediğimiz ve oldukça berbat, ezici şartlar içeren oyunun bir parçası olmanın bilincimiz üzerinde yaptığı sınırlayıcı ve çarpıtıcı etkilerden güçlü bir şekilde bağımsızlaşabilmek gerekiyor. Ebedi gerçek, Varlık, öyle birşey ki, onu (dolayısıyla kendinizi) bildiğinizde, kazanılması gereken bir mücadele ve dolayısıyla herhangi negatif bir hırs, korku, kompleks kalmıyor, temelde. Dünya hayatında egemen olan ezici, zehirleyici, travmalara uğratıcı düzenin bilincinizde yarattığı, varlığınızla ve tüm varoluşla ilgili sahte, yanıltıcı, zayıflatıcı, korkutucu izlenimlerden, algılardan, yalandan, kabustan uyanmış oluyorsunuz. Mutlak gerçek mutlak özgürleştiricidir"

diyorsunda bu oyun insanlarla oynanıyor misal ermenistan azerbaycan savaşı anneler ogullarının hırslı yöneticilerin bencil çıkarları uğruna ölmesine feryat ederek barış istiyor hayatın gelip geçiciliğini kısa ömrün sevgi barış içinde geçmesini onlar şunda en derinden istiyor savaşı her türlü medya gösteri slogan ağıyla meşrulaştırıp halkı ikna edenlerse kend safının galibiyetiyle yapılan şiddetin her türünü kabul etmiş ettirmiş oluyor bh eğilimli yönetici var mı yok bireysel özgürlüğü yaşamı sevgiyle kucaklayıp huzurlu olma lüksü ki bu benim için imkansız hatta o yuzden üzerlik tohumu yiyorum bildiğin kafa yapıyor ilüzyona dışardan bakmayı başaramayan biri olarak umursamayan ruh halimi sevdim. peki benimki çıkmaz sokak başkası meditasyon bilgi ya da büyük iradesi ile ne kadar ilüzyonun içinde olanı sorumluluğu olanı duyarlılığını devreye sokmadan koruyabilir ilgilenebilir ki bu duyarlılık illa objektif ve adil reaksiyonlarda göstermeyebiliyor yani ya içindesin ya dışında ortası yok ortsı olursa bağlısın demektir dışında olanlara aşkolsun diyorum birde dışında olabilen için yeryüzünde saldırı bitmişte değil şimdide anda bu bakış açısıyla duygularını kontrol ederek kendini korumaya alabilir çünki ilüzyonu alt etse dahiüstte Tgurun dediği gibi kaynak hakkında bilgi sapmalarıyla egosu yine devreye sokulabilir. traji komik olan şu ki kanallarla uğraşanlar ya da bilgiye kendince erişenler daha şanssız hiç olmazsa biz kandırılık der kurtuluruz tabi bi kaç yüzyıl geçince onlarınsa kendilerindne başka suçlayacakları kimse yok. yaşasın opluk
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/11/2020 :  23:05:21  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
“KH oluşumuz” ile “kendi kendimize zarar veren düşünce, inanç ve davranış kalıplarımız olması” arasında doğrudan bir ilişki olduğunu düşünüyorum.

Epeyce bencillik, sömürü ve işkence şartları içeren bir düzende yaşıyoruz. Bize zarar veren şeyler, kişiler, kurumlar hakkında sıkça şikayet ederiz. Peki ama ya bizim kendi kendimize verdiğimiz zararlar? Dışsal olarak bizi sömüren ve/veya işkence eden faktörlere karşı etkili ve yeterli bir savunmamızın genellikle olmaması, içsel olarak kendi kendimize verdiğimiz zararı engelleyemeyişimizle de yakından bağlantılı, hatta adeta bunun sonucu sanki.

Derin bir iyilik, pozitiflik, sevinç, huzur, güven deneyimlemeye ne kadar çok ihtiyacımız var, öyle değil mi? Peki bunu kendi kendimize verme/yapma imkanlarımızı ne ölçüde kullanıyoruz? Yeterince kullanmadığımızı, bu yönde yeterince derin, güçlü, mutlak bir irade geliştirme konusunda ciddi eksiklerimiz olduğunu sanırım hepimiz kabul ederiz. Pozitiflik deneyiminin “hayati” gerekliliği göz önüne alınacak olursa, kendi düşünce, inanç ve irade gücümüzle kendi içimizde pozitifliği, olumluluğu, iyilik halini güçlendirecek bir tavır geliştirmek mümkündür. Ama bunu ne kadar yapıyoruz? Bağımsız bir şekilde, iyilik için iyiliğe odaklanmak ve bunun şifasını deneyimlemek, paylaşmak? Buna öncelik vermek, hayatımızın, bireyselliğimizin, varlığımızın ortasına, merkezine almak? Bu konuda ciddi bir eksiğimiz var, öyle değil mi?

Bu durumun veya bu hastalığın en büyük sebeplerinden biri bizim “dünya hayatı” adlı bir oyunun içinde bulunuyor olmamız ve bu oyunun şartlarının çok uzun zamandır oldukça negatife sapmış olmasıdır. Öyle ki, olumsuz şartlar artık insanların bilincini, tavrını, iradesini, inancını ciddi şekilde, hastalık düzeyinde belirliyor. Olumsuzluk, sevinçsizlik, huzursuzluk, güvensizlik bizi bedensel ve ruhsal olarak feci şekilde zayıflatıyor, hastalandırıyor, çürütüyor ve sırf kendimizi “çaresiz, mecbur, edilgen bir üyesi” gibi algıladığımız bu dünya hayatı/düzeninin şartları negatif diye, biz de sadece dışsal olarak değil, içsel olarak da ağırlıklı olarak olumsuzluk deneyimliyoruz ve tabi ki bu bizi zehirliyor, çürütüyor, sakatlıyor, hasta ediyor.

İyilik inancı ve iradesinin dünyevi şartlarımızı aşan bir yönü olması gerektiği halde böyle birşeyden bahsetmek genellikle mümkün değil veya düzeyi genellikle olması gerekenin çok altında.

Hani insanlar, “Efendim, ben Müslümanım”, “Hristiyanım”, “şuyum”, “buyum” diye “dünya hayatını ve şartlarını” aşan, tüm varoluşu kapsayan bir İNANCA sahip olduklarını beyan ederler ve bu inanca dayanarak olumsuz deneyimlerini azaltıp olumlu deneyimlerini artırmaya çalışırlar…

Bana göre o inancın daha çok İyilik üzerine olması gerekir. İyiliğe inanmak, güvenmek, yönelmek, öncelik vermek gerek. Kötülüğün adeta hayatın ve varoluşun kaçınılmaz, ebedi ve mutlak gerçeği haline getirilmeye çalışıldığı bir dünyada inanılması, hatırlanması, inanç ve irade yatırımı yapılması gereken şey İyiliktir, iyilik halidir, pozitifliktir, neşedir, güvendir, huzurdur. Sevgidir. Bunlara dinsel, siyasi vs. ideolojik elbiseler giydirilmesi, meselenin çıplak gerçeğini gözden kaçırmaya hizmet ediyor sanki.

Sonuç olarak kendimizi epeyce zihinsel hapishaneler içine sokmuş bulunuyoruz bu dünya hayatında. Kendi kendimize zarar veren düşünce, inanç ve davranış kalıplarımız var. KH olmakla yakından ilişkisi var bu durumun.

Peki bu durumda nasıl BH’leşebiliriz? Bu aslında sadece teorik değil, son derece pratik, pragmatik bir konu. Yeterince olumsuz ve zor şartlar içeren dünya hayatımızı daha da alt-üst etmemeye özen göstererek, hem tek başımıza hem de birbirimizle destekleşerek, zihinsel, inançsal, davranışsal odağımızı iyilik, pozitiflik, sevinç, huzur, güven (BH) üzerine yeniden inşa edeceğiz. Pozitiflik deneyiminin hayati öneminin farkına vararak, her ne kadar dünya hayatının koşulları nedeniyle epeyce olumsuz durumla karşılaşmaya ve içsel olarak da epeyce olumsuzluk deneyimlemeye devam edecek olmamıza rağmen, dünyadan, dünya hayatından “bağımsızlığımızı” da hatırlayacağız. O bağımsızlığı, o özgürlüğü, o seçim imkanını pozitiflikle, sevinçle, huzurla, güvenle, iyilikle özdeşleşme yönünde kullanacağız. Dünyanın, insanlığın ne yöne gittiği bizi belirlemek zorunda değil. Eğer çoğunluğun doğru, yapıcı bir yöne gitmediğini, kendilerine, hayatlarına yeterince sahip çıkamadıklarını gözlemleyebiliyorsak, onlarla birlikte olumsuzluğun bariz bir şekilde ağır bastığı belirsizliklere, berbatlıklara sürüklenmek zorunda değiliz. Ve inanın “berbatlık” dediğim şey sadece dünyadaki yaşam şartlarımızın iyiliği-kötülüğünden ziyade, insanın kendi hayatına, varlığına sahip çıkıp çıkmamasıyla ilgilidir özünde. Yoksa, şartlar şu andakinden çok daha kötü de olabilirdi herhangi bir sebeple ama bu mutlaka nüfusun çoğunluğunun “berbatlığı” anlamına gelmek zorunda değildir. Esas berbatlık dış şartlardan ziyade iç şartlarla ilgilidir. Şartlardan ziyade şartlara ve şartlardan da öncesinde kendine, varlığına, hayatına gösterilen tavır veya tavırsızlıkla ilgilidir.

Öncelikle dünyayı değil, kendimizi kurtarmamız, yani kendi kendimize zarar veren düşünce, duygu ve inanç kalıplarından arınmamız gerekiyor.

Bizim tamamen kendi bireysel, içsel dünyamızda, kendi irademizle yaratacağımız, besleyeceğimiz, büyüteceğimiz bir pozitiflik, iyilik tavrı, inancı, iradesi, tüm varoluşun özünde olan şeyle rezonanslı, uyumlu, etkileşimlidir. Bizi tüm varoluşla ve varoluşun ortasındaki saf, mutlak varlıkla, hayatla, özle birleştiren şey, iyilikle, sevinçle, huzur, güvenle birebir alakalıdır; aynı şeydir. Bireysellik ile evrensellik arasındaki en basit, en anlamlı bağlantı budur. Arada metamatiksel bir uyum, birlik, bütünlük vardır. Doğrunun, gerçeğin, hakikatin yansımasıdır, izidir ve kendisidir iyilik hali, huzur, güven sevinç.

O yüzden, dünya hayatında alışık olduğumuz, olumsuzluğun hakim olduğu düzenle her zaman değilse bile pek çok zaman pek çok “uyumsuzluk” gösterebilecek olan “iyilik iradesi, inancı, tavrı” faaliyetlerini yürütürken (bu temelde içsel bir faaliyettir), “Acaba ben evrenle, hayatla, varoluşla uyumsuz bir hale doğru mu gidiyorum?” diye endişelenmeye gerek yoktur. Dünya bir bakıma bizim herşeyimizdir, hayatımız, gerçeğimiz gibidir ama aslında o aynı zamanda bir parçası ve kendisi olduğumuz evrenle, varoluşla, ebediyetle (ve dolayısıyla “kendimizle”) aramızda giren bir karanlık, bir dikkat saptırıcı, belki de daha doğrusu bir “sınav”dır.

Hayatınızın geçmiş ve mevcut şartları ne durumda olursa olsun, “şimdi ve burada”nıza sahip çıkarak, özgür/bağımsız kısa veya uzun anlar/durumlar/imkanlar yaratarak, iyilikle, sevinçle, huzurla, güvenle, yani dolayısıyla aslında tüm varoluşla olan sevgi, kudret ve güzellik dolu birlik-bütünlüğünüzü (BH yolu) deneyimleme doğrultusunda ilerlemeye başlayabilirsiniz.

Gerçekçi olmak gerek. “Şimdi ve burada”mıza sahip çıkamadığımız, adeta gaflet uykusunda geçirdiğimiz zamanların miktarının epeyce çok olduğuyla yüzleşmemiz gerekebilir. Ben sıkça yüzleşmek zorunda kalıyorum en azından. Bundan neyi kastediyorum? Dünyevi hayata tapan (onu ebedi, mutlak gerçeklikmiş gibi gören) epeyce düşünce ve inanç kalıbımız var; doğrudan veya dolaylı biçimlerde işleyen. Bunun da etkisiyle, bilinçli veya yarı bilinçli bir şekilde kendi kendimize zarar veren düşünce, inanç ve davranış kalıpları içinde yolumuzu sıkça kaybediyoruz. “Zarar veren” derken, bu her zaman doğrudan değildir, dolaylı da olabilir. En vurucu örneğiyle, zevk-sefa içinde eğleniyor ve mutluymuşuz gibi bir hissiyat içindeyken bile o “zararlı” kalıplar içinde (şu veya bu şekilde o kalıplara uygun) davranıyor olabiliriz. Zararlı olduğu bilinen bir abur-cuburu keyifle tüketme örneğinde olduğu gibi.

“Şimdi ve buradamıza” sahip çıkmak derken, dünya hayatından ve koşullarından şu veya bu ölçüde bağımsız, pozitiflikle, iyilik haliyle etkileşime girdiğimiz zamanları kastediyorum en çok, sadece bununla sınırlı olmasa da. Normalde yapmayacağınız halde sırf bu düşünce, inanç, irade sayesinde deneyimlediğiniz, ne kadar küçük görünürse görünsün her sevinç, huzur, güven, iyilik, sizin kendi hayatınıza, pozitifliğinize, iyiliğinize, geçmiş/bugün ve geleceğinize sahip çıkmak için attığınız çok değerli bir adımdır.

Bizim BH yönünde ilerleyip ilerlemeyeceğimiz kesinlikle dünya insanlığının gidişatına bağlı veya mahkum bir husus değildir. İsterse tüm dünya insanlığı ruhsal olarak çok berbat, cehennemsi durumlara sürükleniyor olsun, siz isterseniz aksi yönde ilerleyebilirsiniz. Tekrarlama gereği duyuyorum; sizin dünyadan, insanlıktan bağımsız bir şekilde, tamamen bireysel, tamamen içsel, tamamen kendinizle başbaşa bir şekilde iyilikle, pozitiflikle etkileşiminizi artırma deneyimleriniz, TÜM VAROLUŞLA olan birlik ve bütünlüğünüzün idrakini ve deneyimini artıran deneyimlerinizdir. Bireysel olan ile evrensel, varoluşsal olan arasındaki en net, en güzel bağlantı budur. Ama evet, pozitifliğin en temel özelliği birlik, bütünlük, (şahsi ve bütünsel benliğiyle) dayanışmadır. Birlik, beraberlik, dayanışma, destekleşme iyilik, pozitiflik, BH’leşme yönündeki çabalarımız için hayati öneme sahiptir. Hele ki halen ciddi oranda dünyevilik (dünya hayatı) tesirleri bilincimizde epeyce güçlü/belirleyici bir etkiye sahip olduğundan ve bununla yüzleşmek de bir anda tamamen mümkün olmadığından ve biraz acılı olacağından, üstüne bir de tek başımıza, dayanışma olmadan, destekleşme olmadan, tartışma, bilgi paylaşımı, fikir paylaşımı olmadan yapacağımız aşırı bireysel teşebbüsler de yapıcıdan ziyade yıkıcı etkiler doğurabilir.

Ne kadar iyi niyetle yola çıkmış olursak olalım, eğer çabalarımızda, faaliyetlerimizde giderek kontrol dışına çıkan olumsuz bir tırmanış olursa, inadı bırakıp olağan (dünyevi, egemen) şartlarımıza dönmekten de çekinmemek gerekir, çok daha olumsuz olabilecek durumlara düşmemek için. Geriye doğru düşünüp durumu değerlendirerek, birbirimize danışarak, dayanışarak, sonraki teşebbüsleri daha isabetli bir şekilde yapabiliriz.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/01/2021 :  21:09:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Dünya insanlığının bir parçasıyım ama sadece insan değilim, hatta önce insan değilim. Varlığım. Herkesin, herşeyin anası, babası ve çocuğu olan Varlığın bir parçası ve KENDİSİYİM. Tüm varoluş benliğim ve vücudumdur. Varlık bana karşı değildir, bana tehdit değildir, benden ayrı, bağımsız, yalıtık, yabancı değildir. İkinci birşey değildir ve ben de ikinci birşey değilim. Varlık ve ben iki ayrı şey değiliz. Sadece varlık vardır ve ben varlığım.

Pozitiflikler, iyilik, doğruluk, güzellik varlığın en doğal, en doğrudan özellikleri. Deneyim ve farkındalık için varlık sonsuz şekiller alıyor, çok zengin ve sınırsız ilüzyonlar, medeniyetler, hikayeler, aktörler oluşuyor. Bireylerin, birey gruplarının tüm bu hikayeler, oyunlar içinde özgür iradelerini kullanış biçimleri onları varoluşun asli nitelikleriyle çelişkili, hatta zıt pozisyonlara sürükleyebiliyor.

Dünya insanlığının hikayesinde de varoluşun asli nitelikleriyle çelişkili, zıt pozisyonlar ve bunun sonucu şiddetli olumsuzluklar, fiziksel ve ruhsal hastalıklar, bozukluklar, sapmalar hayat/varoluş deneyiminin doğal parçaları olmuş.

Dünyanın, insanlığın başına şu gelecek, bu gelecek... Şimdiye kadar neler geldi neler... Bundan sonra da ne gelecekse gelecek. Ölmek nispeten çok kolay ve kaçınılmaz birşey. Kimbilir şimdiye kadar insanlık deneyimimizde kaç kere ölmüş ve doğmuşuzdur. Ölünce yuvaya, eve dönülüyor. Cehennemsi hale getirdiğimiz çocuksu ilüzyondan çıkılıyor/uyanılıyor, basit ve ebedi hakikat hatırlanıyor. Ama öğreniş, büyüyüş deneyimimizin asli bir parçası olan ilüzyona, hikayeye dönmek durumunda oluyoruz. Sorumluluk gereği ve korkmadan, ümitle, hevesle. Tabi görünen köyle gidilen köy aynı olmuyor genellikle. Özellikle bu çok zorlu koşullarda pek çok şey hesaplandığı, planlandığı gibi gitmeyebiliyor.

Dünya/insanlık hayatından, realitelerinden çok kopuk, etkileşimsiz olmayı savunmak değil amacım. Ama dünyanın hiç kolay geçmeyecek gibi görünen büyük dönem sonu muhasebe sürecinde aşırı korkudan, kaostan ve derin akıl/ruh sağlığı bozulmalarından mümkün olduğunca korunmak için, dünya hayatı ilüzyonundan bir ölçüde bağımsızlaşmak gerekiyor. Asli ve ebedi gerçeğin, gerçeklerin hatırlanması gerekiyor.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/01/2021 :  21:55:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ben demek sevinç demek, tümmm varlık demek, herşey demek, hayat demek. Tüm varlık birdir ve ebediyen bendir. Tüm sevinçlerin, neşelerin, güzelliklerin, iyiliklerin kaynağı benim. Hayat benim. Ben Hayatım.
Go to Top of Page

sannyasin


25 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 30/01/2021 :  19:41:53  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
https://youtu.be/tJdZcm3NQzc
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 31/01/2021 :  17:25:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İnanması kolay olmayabilirse de, gördüğümüz görmediğimiz tüm varoluş boyutlarındaki veya seviyelerindeki varlıklar tek bir varlığın uzantıları. Yani aslında tek bir Varlık var ve herkes ve herşey onun bir parçası ve kendisi. Varlığın, varoluşun yasaları herkesi, herşeyi bağlar. Daha doğrusu, Varlığın yasaları aslında yalnızca "kendisini" bağlar ve bizim Varlıktan ayrı veya bağımsız sandığımız veya sanabileceğimiz herkes ve herşey (kendi bireysel varlığımız başta olmak üzere) tek Varlığın tek yasasına itaat eder, çünkü herkes ve herşey odur.

Varlığı (bambasit varlık kavramını/gerçeğini) bildiğinizde, aşağı-yukarı var olan herkesi ve herşeyi bilmiş, sezmiş olursunuz. Mutlak manada bilinebilecek tek bir şey vardır; o da var olan tek şey olan varlıktır. Kaçınılmaz olarak, var olan herkes ve/veya herşey gibi siz de osunuz.

Varlık ve yasası, yasaları, daha doğrusu varlığın özelliği, özellikleri basittir. Kendi bireysel varlığınız yoluyla bunu bilebilir, sezebilirsiniz.

"Tüm" varoluş özü ve geneli itibariyle budur, bu kadar basittir. Düşünebiliyor musunuz?! Tüm dünya, diğer tüm gezegenler, evrenler, boyutlar, yoğunluklar... bunları işgal eden herkes ve herşey, tüm geçmişleri ve tüm gelecekleri ile budur yalnızca; VARLIK. Hem "var olma hali" hem de "var olan şey" anlamında, varlık. Bam-basit... tem-tek...

Ra'nın "Bir'in Yasası" dediği şey bu. K'lara ilk celsede "Felsefeniz nedir?" diye sorulduğunda cevap olarak söyledikleri "Bir" kelimesinin anlamı bu. Varolan herkes ve herşey "gerçekten" bir. Bunu düşünebiliyor musunuz? Anlayabiliyor musunuz? Hissedebiliyor musunuz?

Dünya hayatında, ilüzyonunda, hikayesinde bu tek, basit ve ebedi gerçeğin nasıl delicesine çarpıtıldığını, adeta tersini kanıtlamak veya gerçekleştirmek için "savaşıldığını" görebiliyor musunuz?
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/02/2021 :  14:09:15  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İçimizdeki herhangi bir (ve aslında tüm) olumluluğun, iyimserliğin, ümidin kaynağı nedir? Dünya hayatındaki bu kadar olumsuzluğa rağmen? Kaynağı dünyada mı? Yoksa evrensel mi? Daha doğrusu varoluşsal? Görebildiğimiz-göremediğimiz, sezebildiğimiz-sezemediğimiz, hayal edebildiğimiz-edemediğimiz tüm varoluş katmanlarındaki, boyutlarındaki, tüm zaman ve mekanlardaki, tüm ilüzyonlardaki/hikayelerdeki herkesin ve herşeyin en temel ortak paydası olan “var olma” haline, yani varlığa dair, onun ne olduğuna, değişmez özelliklerine dair açık veya örtülü bir farkındalık olabilir mi? Tüm derin, inatçı korkularımızın, endişelerimizin, acizliklerimizin, tıkanıklıklarımızın temel sebebi, var oluşun basit ve ebedi niteliğine, niteliklerine dair farkındalığımızdaki, inanış-güvenişimizdeki bir zayıflama olabilir mi? Böyle bir farkındalık, inanış, güveniş zayıflaması, dünya hayatı dediğimiz lokal ilüzyonumuzdaki, hikayemizdeki var’lık, yani var oluş durumumuzu, gücümüzü zayıflatıyor olabilir mi?
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 22/02/2021 :  15:35:02  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bir fikir, bir olasılık:

Dünya hayatı denen ilüzyonun, hikayenin içinde hayatımı idame ettirmek için şu veya bu ölçüde ilgi, katılım, çaba gösteriyorum ama kendime ayırabildiğim tüm vakitte ve/veya imkan bulduğumda, dünya hayatında çok eksik kalan şeye yönelmeye, odaklanmaya, erişmeye çalışıyorum; iyiliğe. Saf iyilik. Saf pozitiflik.

BH denen şeyin bu olduğuna inanıyorum. Kalbin, aklın, düşüncenin, iradenin pozitiflikle hemhal olması, birleşmesi, özdeşleşmesi.

***

Biz dünya çocukları, dünya hayatı denen hikayenin içinde bize yeterince iyilik verilmemesi deneyimimiz nedeniyle mutsuz ve şikayetçiyiz. Öyle ki, iyilik, pozitiflik deneyiminin eksikliğinden dolayı çok ciddi ruhsal ve fiziksel sorunlar deneyimliyoruz.

Yalnız, öyle görünüyor ki, bu konuda tam olarak masum da sayılmayız. Varlığımızın makul işlev göstermesi için ihtiyaç duyduğumuz iyiliğe, pozitifliğe kendi başımıza, bağımsız olarak da erişebiliriz, aklımız, sezgimiz, irademiz yoluyla; yani onu bize ille de birilerinin vermesini beklememiz gerekmiyor. Yaygın ve şiddetli negatiflik koşulları içinde pozitifliğe erişim, şiddetli bir susuzlukta suya erişim kadar doğal ve normalde gayet basit bir iştir. Tüm yapmanız gereken ona yönelmektir.

Biz, ihtiyaç duyduğumuz iyilik/pozitiflik deneyimini, etkileşimini, özdeşleşimini ille dünya hayatı dediğimiz oyun sahası içinde arıyor, orada bulmayı, oradan bize gelmesini bekliyoruz. Hem de o iyiliğe, o pozitliğe adeta “ölümüne” ihtiyaç duyarken. Ve çoğu durumda, beklediğimiz şeyin tam olarak (saf) iyilik/pozitiflik olmadığını da itiraf edebiliriz sanırım kendimize. Tatmin olmamasıyla, dipsiz bir çukur olmasıyla bilinen egomuzu tatmin edecek tarzda iyiliklerin bizi bulmasını bekliyoruz; farkında olarak veya olmayarak. Bizim ciddi ölçüde sahteliklerle ve hastalıklarla dolu toplumsal hayat oyunumuz içinde saf iyilik, saf pozitiflik kavramlarının bahsi ve hatta düşüncesi bile geçmez pek. Halbuki bunun bizim adeta “dinimiz”, varoluş odağımız olması gerekirdi herhalde. Yani gerçek/saf iyiliğin, pozitifliğin araştırılması, sezilmesi, yönelinmesi, birleşilmesi.

Dünya hayatı denen film veya oyun öylesine abartılı ve hastalıklı bir şekilde meşgul ediyor ki aklımızı, gönlümüzü; ihtiyaç duyduğumuz şifayı kendimize vermek üzere kullanamıyoruz düşüncemizi, sezgimizi, irademizi, inancımızı. Bu ihtiyacın ve imkanın farkında değiliz pek.

Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/02/2021 :  18:59:48  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:

S: Peki siz zihnin ötesine nasıl geçtiniz?

M: Gurum'un himmetiyle.

S: Onun himmeti ne tarzda oldu?

M: Bana doğru olanı söyledi.

S: Size ne dedi?

M: Benim En Yüce Gerçek olduğumu söyledi.

S: Siz onunla ilgili olarak ne yaptınız?

M: Ona güvendim ve onun söylediklerini hatırımda tuttum.

S: Yani bu yeterliydi mi demek istiyorsunuz?

M: Daha ne yapılması gerekirdi? Guru'yu ve söylediklerini hatırda tutmak bir hayli işti. Benim size önerim ise bundan da kolay - sadece kendinizi hatırlayın. "Ben-im (var olanım)" zihninizi iyileştirmek ve sizi öteye geçirmek için yeterli. Sadece biraz güveniniz olsun. Sizi yanlış yola sevk etmiyorum. Neden yapayım bunu? Sizden istediğim, beklediğim bir şey mi var ki? İyiliğinizi istiyorum - benim doğam böyledir. Sizi niye yanlış yola sevk edeyim?

****

Soran: Gerçeğe-varış tarzınızı bize anlatabilir misiniz?

Maharaj: Benim durumumda bu her nasılsa çok basit ve kolaydı. Gurum ölmeden önce bana dedi ki: "Sen En Yüce Gerçek'sin. Sözlerimden kuşku duyma, bana inanmazlık etme. Sana doğruyu söylüyorum - ona göre davran." Onun sözlerini unutmadım ve unutmamakla - gerçeğe vardım.

S: Fakat tam olarak ne yapıyordunuz?

M: Özel bir şey değil. Hayatımı yaşadım, ticaretimi sürdürdüm, aileme baktım ve bütün serbest zamanımda Gurum'u ve onun sözlerini hatırladım. O kısa bir zaman sonra öldü ve başvurmak için bende sadece anıları kaldı. Bu da yeterliydi.



Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/02/2021 :  20:15:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hayatımızın, bilincimizin veya kısaca benliğimizin arzu ve korkulara dayalı olması, Ego dediğimiz şeyin tanımını, temel özelliğini teşkil ediyor gibi.

Ve dünya denen ortamdaki deneyimlerimize baktığımızda da görüyoruz ki, dayatılan şiddetli olumsuz şartlar bizi adeta arzulardan ve korkulardan ibaret kılacak şekilde düzenleniyor; yani egomuzu sürdürecek, güçlendirecek şekilde. Bu da bir anlamda bizi “cehennemde” tutan şey. O halde yapılması gereken şey ego üzerinde düşünmek, onu anlamak ve ondan giderek arınmak. Maharaj’ın anlattıklarına bakıldığında, egodan/cehennemden kurtulma konusunda hocasından aldığı ve ciddiyetle uygulayarak ego bataklığından çıkmasına vesile olan tavsiye; “en yüce gerçek olduğuna inanması, güvenmesi, bunu kabul etmesi”.

En yüce gerçek… Şimdiye kadar bu forumda en çok ele aldığımız kaynaklarda ve belki başka çeşitli kaynaklarda varoluşun aslı-esası hakkında okuyup değerlendirmeye çalıştığımız bilgi veya görüşleri düşünecek olursak, bu “en yüce gerçek” ve “en yüce gerçek olmak” konusunda ne gibi tespitler yapabiliriz?

Gezegen sistemimizin ortasında duran Tanrısal, hayat verici Güneş gibi, tüm varoluş sisteminin ortasında duran, sonsuz kudretli, tam anlamıyla “saf” bir öz var. Forumda ele aldığımız temel kanal bilgileri, var olan herkesin ve herşeyin o özün bir parçası ve “kendisi” olduğunu söylüyor. Özellikle Ra ve K’lar, “BİR” kavramına yaptıkları vurguyla, tıpkı diğer herkes ve herşey gibi bizim de o “Öz” olduğumuzu söylüyorlar. Tanrı olarak adlandırılan merkeziyetin, o merkeziyet etrafında dönen herşeyle, herkesle “bir” olduğunu önemle ve tekraren vurguluyorlar.

İşte, Maharaj’ın gurusunun ona verdiği öğüt de tam olarak bu. Sen (tıpkı diğer herkes ve herşey gibi) En Yüce Gerçeksin. Egoyu, sahteliği, gafleti bitiren şey bu. Ego demek ebedi hakikatten kopmak demek, ve dolayısıyla dipsiz bir güvensizlik, yoksunluk hissi demek. Varoluşun özüyle ve tümüyle birliğine inançsızlık, güvensizlik, kopukluk. Bizim hayat koşullarımız da güvensizliği, sonu gelmeyen arzu ve korkuları, egoyu şiddetlendirecek nitelikte.

Elbette hayatımıza devam edeceğiz. Maharaj gibi nispeten çok kısa bir süre içinde egonun egemenliğinden bir anda veya kolayca kurtulamayabiliriz ama tüm bu kaynakların verdiği bu bilgiyi, bu görüşü, bu olasılığı değerlendirmek, samimiyetle denemek icap eder, değil mi?

Sadece planlı veya plansız meditatif deneyimlerde değil, hayatın olağan akışı içinde imkan bulunan durumlarda da, bu inanç, bu görüş, bu öneri üzerinde düşünülebilir, denenebilir, yaklaşılabilir.

Zihinsel, bilinçsel olarak ne kadar sık “sefil” hallerde buluyoruz kendimizi, öyle değil mi? Eksiklik, yoksunluk, yetersizlik, imkansızlık, çaresizlik düşünceleri, hisleri bizi yiyip bitiriyor sıkça.

Ve işte elimizdeki bu kaynakların önerisini değerlendirecek olursak, bu sefil, berbat ilüzyonun ortasında, tüm varoluşun ortasındaki o saf, mükemmel, sonsuz olanla aramızda “özdeşlik” olduğu üzerinde durmamız faydalı olacak. Ben O’yum. Herkes ve herşey o. Çünkü herşey birdir. Ortadaki, merkezdeki o saf ışık ve kudret merkezinden yayılır herşey ve yine ona döner ebedi bir döngü içinde.

Tıpkı gezegen sistemimizin merkezinde hayat verici Güneş’in olması gibi, tüm varoluş küresinin merkezinde sonsuz saf bir imkan ve kudret ateşi veya ışığı bulunduğuna, herkesin ve herşeyin O’ndan çıkıp O’na döndüğüne, herşeyin aslında O olduğuna ne kadar inanabiliriz? Sanıyorum ki K’ların “BH sızıntısı” dediği nadir bazı deneyimlerde hepimiz bu farkındalığı tatmışızdır. Ama aslında sadece öyle istisnai zamanlarda değil, bendimizden taşan bilinçli, iradeli, güçlü, derin bir huzur, güven, sevinç, sevgi duyduğumuz, deneyimlediğimiz başka çeşitli durumlarda da aynı farkındalığın izleri vardır. Ve hatta, bizi bu kadar berbat koşullarda, kendi kendimize epeyce zarar vermeye devam ederken bile gelecekten, iyilikten, doğruluktan, güzellikten, çözümden yana beslediğimiz “ümitte” aynı ebedi ve ezeli gerçeğin farkındalığının bir etkisi yok mudur?

Bizim bu şartlarda duyumsadığımız herhangi saf, gerçek bir sevinç, ümit, güzellik, huzur, güven ile, varoluşun bilinçli olarak zerre kadar farkında bile olmadığımız sayısız deneyim boyutlarında, alemlerinde herhangi bir varlığın duyumsadığı herhangi gerçek, saf, paylaşıma açık bir sevinç, huzur, güven aynı ebedi gerçeğin farkındalığının sonucu olan aynı deneyim değil de nedir?

Sanırım hepimiz kabul edebiliriz ki, insanı esas güçlü kılan şey maddi imkanlardan önce psikolojik, bilinçsel imkanlardır. Bu tamamen düşünce, bilinç, inanç, irade ile ilgili birşeydir. Hepimiz esas sefaletimizin maddi veya fiziksel değil, öncelikle içsel, bilinçsel bir olumsuzlukla, kendi düşüncelerimizle, inançlarımızla, farkındalığımızla ilgili olduğunu şu veya bu vakitte mutlaka sezmişizdir.

Zihinsel, bilinçsel olarak sersefil olduğumuz, psikolojik, inançsal, bilinçsel çözüm arayışı içinde olduğumuz durumlarda, bu kaynakların bu önerisi üzerinde durmamız çok faydalı olur.

Egoyu bitiren şeyin bu olduğuna dikkat çekmek istiyorum. Ego açık veya “örtülü” bir biçimde hep bir eksiklik, bir tatminsizlik, huzursuzluk, olumsuzluk hali içindedir ve bu onun “normalidir”. KH denen şey de budur. İşte egoyu/KH’yi bitiren veya bitirecek olan şey, “şimdi ve burada” (bu egosal, sersefil psikolojik koşulların ortasındayken bile) varoluşun en merkezindeki en yüce, tamamen saf, zamansız, ebedi, sonsuz kudretli ışığın kendisi olduğumuza inanabilmek, güvenebilmek, onunla özdeşleşebilmek, birleşebilmektir. Eksiklik, yoksunluk düşüncesi bitmeden ego bitmez. Tamlık, mükemmellik, bütünlük, eksiksizlik inancı, bilinci baskın hale gelmeden egonun egemenliği, baskınlığı sona ermez.

Elimizdeki bu kaynakların söylediği şey, tüm varoluşun O olduğudur. Tüm varlığın BİR olduğudur. Biz sonsuz varoluşta küçücük bir dünya gezegeni ilüzyonu içindeki oyunumuzun akıl alıcı düzeyde olumsuz şartlarını adeta “bahane” ederek ebedi gerçekle aramıza farkındalık blokajları koyuyoruz (veya koyulmasına boyun eğiyoruz) ve bunun trajik sonuçlarını yaşıyoruz.

Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/02/2021 :  13:50:06  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
“Ben O’yum” (Bütün ve Öz Varlığım, En Yüceyim) farkındalığını veya inancını günlük yaşamda hatırlamakta veya hatırlasam da üzerinde odaklanmakta zorlandığım durumlarda, bunu doğrudan veya dolaylı destekleyen pratiklerden birinin şimdi ve burada saf pozitifliğe odaklanma, onunla birleşme, tekleşme niyeti ve çabası olduğunu gözlemledim birkaç kez. Çabalarımı, deneyimlerimi, gözlemlerimi sürdürdükçe teorik ve pratik önerilerime eklemeler, değişiklikler, düzeltmeler yapabilirim.

“Ben O’yum” konusunun ayrıntılarıyla ilgili konuşulacak, keşfedilecek, netleştirilecek çok şey var tabi ama “şimdi ve burada pozitiflikle özdeşleşme” dediğim şeye dair birkaç notumu paylaşmak istiyorum, aklımdayken.

Zihnin çok meşgul, yorgun, stresli, endişeli (bir şekilde egosal baskı veya basınç altında) olduğu ve bu durumun adeta durdurulamaz olduğu durumların bazılarında, basit ve dolaylı da olsa etki edebilecek bir pratik olarak, aklımızın, zihnimizin, irademizin, bilincimizin pozitiflik ve onunla özdeşleşme/birleşme/tekleşme niyeti ve çabası dışındaki herşeyi bir süreliğine ikinci, üçüncü plana atmak, daha doğrusu “yok saymak”. Bu “diğer” şeyleri saymaya gerek yok; “diğer herşey”. Gerçekten. Pozitiflik dışında, onunla birleşme, özdeşleşme, tekleşme dışında hiçbir şeyin hiçbir öneminin ve hatta varlığının olmadığı, yok sayıldığı bir tür alternatif gerçeklik deneyimi. Ama enerji artışı, pozitifleşme olunca, dünyayla, insanlarla, olağan hayatla etkileşim de tekrar istenir hale geliyor. Büyük bir hırs olmadan, iyiliğin (daha doğrusu "varlığın") gücüne, kaderselliğine, egemenliğine güvenerek, kendinizi bir tür akışa bırakıyorsunuz.

Alternatif gerçeklik demişken, sanırım buradaki anahtar kavramlardan biri bu; bir gerçekliğe olan ilginizi, alakanızı tamamen keserek, iradenizi köklü bir şekilde başka, alternatif bir gerçekliğe, deneyim boyutuna odaklamak.

Saf pozitiflik dediğim şey spesifik bir “alternatif gerçeklik” veya “alternatif boyut” değil sanırım, daha genel, daha kapsayıcı bir üst veya temel tanımlayıcı; KH aleminden BH alemine geçme çabası gibi.

İçinde bulunduğumuz KH-baskın şartlarda BH’leşme çabasının en basit ve potansiyel olarak en etkili yöntemlerinden biri; saf pozitiflik dışında, onunla birleşme, o olma dışında hiçbir şeyle ilgilenmemek. Bazen bunu kendi zihnimde “Güneş Ol” veya “Yıldız Ol” diye sloganlaştırmaya veya resimleştirmeye çalışıyorum. Başka hiçbir şeyle ilgilenme. Sen busun. Kendin ol! Aslın, özün bu ve şimdi aslına, özüne dönebilir, olabilirsin. Varlığın saf merkezi ol. Şimdi ve burada.

Pozitifliğinizin güçlenmesi için, tüm varlığınızı ona, onunla birleşmeye, onlaşmaya adamanız gerekiyor, ki benim yukarıda pozitiflikle özdeşleşme niyeti ve çabası dediğim şey bunun yalnızca basit bir başlangıç adımı gibi. Bir kez daha “alternatif gerçeklik” kavramına dönüp tanımımda bir geliştirme yapabilirim sanırım burada; “olmak” ile ilgili birşey var alternatif bir gerçekliğe geçişte. Birşey olmayı veya bir durumda olmayı bırakmak için, olabileceğinizi bildiğiniz veya sezdiğiniz başka birşey OLMAYA başlamanız, olmanız gerekiyor. Fark istiyorsanız, farklı birşey “olmanız” gerekiyor.

Pozitifleşme, BH’leşme meselesinde de, konuyla ilgili ciddiyetinizin bir ölçümünü, bir ölçütünü teşkil ediyor bu “olma” hususu. “Dönüşmek” istemelisiniz. Başka, yeni birşey olmalısınız. Tabi bilmediğiniz, sezmediğiniz, onaylamadığınız, istemediğiniz, kabul etmediğiniz birşey olmanız pek muhtemel değil sanırım. Hakkında yeterince bilgi, sezgi, inanç, güven, istek sahibi olmanız gerekir.

İşte pozitifliğin “istenebilirliği”, özdeşleşilebilirliği, dönüşülebilirliği üzerinde düşünmek gerekir. Gerçekten pozitif olmak istiyorsanız, “pozitifliğe dönüşmeniz” gerekir, başka birşey (herhangi birşey) olmayı bırakıp pozitif olmanız gerekir. Pozitife, pozitifliğe verimli, düzgün bir şekilde dönüşebilmek için onun ne olduğu konusunda belirli bir bilginiz, sezginiz, inancınız, güveniniz, isteğiniz olmalı. Ona dönüşmenin istenirliği, uygunluğu konusunda korkulardan, endişelerden, şüphelerden arınmanız gerekir. Tüm iradenizle, tüm varlığınızla ona dönüşme, o olma iradesini göstermeniz gerekir.

Elbette bir-iki saniye veya hatta yıl içinde ışık saçan kanatlı bir varlığa dönüşecek haliniz yok. Tıpkı bir bitkinin tohum aşamasında toprağın altında gizli bir gelişim sürecinde olması gibi, bu pozitifleşme, BH’leşme niyeti ve çabası dediğim şeyin başlangıç aşaması da bir tür tohum aşaması. Önemli olan buna başlamanız; isteyip yapmanız. İyiliği gerçekten, bütün kalbinizle, bütün benliğinizle istemeden, ona var gücünüzle yönelmeden, onunla birleşip bütünleşme niyetini ve iradesini göstermeden, tüm hayatınızı, tüm varlığınızı, tüm bilincinizi buna adamadan nasıl hayatınızın, benliğinizin, kaderinizin iyileşmesini bekleyebilirsiniz? “Beklemek” yanıltıcı bir ifade; iyilikle ne ölçüde olursa olsun birleşip bütünleşme niyetini, iradesini gösterdiğinizde egosal beklenti biter. Esasa ilişkin güven egemen olur. En azından içsel, manevi olarak. İçteki dipsiz, egosal arzu/korku çukuru hızla kapanmaya başlar.

Dünyada bir sürü haksızlık, hukuksuzluk, işkence, katliam var. Bunların olmasını ve/veya artmasını temin eden, bunları tırmandıran esas karanlık güçler, sizin iyiliğin, yani varlığın özüne dair farkındalığınızı, inancınızı, iradenizi kırmaya, zayıflatmaya, yok etmeye çalışıyor. Siz buna karşı ne yapıyorsunuz? Siyasi ve diğer meselelerin tarafı veya gözlemcisi olmak, değerlendirmesini, eleştirisini vs yapmak, herhangi bir dünyevi/fiziksel yönü olan bir konuda iyi olduğuna inandığınız şekilde çabalar harcamak güzel ama iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin özüyle, esasıyla ne kadar ilgileniyorsunuz?
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/02/2021 :  13:51:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bütün bu spiritüel/varoluşsal ahkamlarımda acelecilikten, hoyratlıktan (sonuçta "egodan") kaynaklı pek çok eksik ve yanlış olması mümkün ve hatta gayet muhtemeldir. Çok ciddiye alınmamalıdır; olur da alınırsa diye söylemek istedim :)
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/02/2021 :  14:43:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bizim "iyilik" dediğimiz şey aslında "varlık" dediğimiz şeyle belki de tamamen özdeş. İyiliğin, pozitifliğin en saf özüne gittiğinizde varlığın özüne, saf varlığa, yani 7Y'ye gidiyorsunuz. İyilik varlığın kendi kendisiyle tutarlı olma, kendisine zarar vermeme halidir; normal, doğal halidir yani. Tüm varoluşun saf özü, bütünü, kendisi olan 7Y'nin bizim lokal 3KH ortamımızdaki başlıca ifadelerinden biri iyilik, pozitiflik. Mümkün olduğunca saf, veya giderek saflaşan halleriyle tabi.

Şimdi ve burada pozitiflikle, iyilikle özdeşleşme, birleşme, tekleşme niyeti ve iradesi, iyiliğin, pozitifliğin, varlığın özüne, 7Y'ye doğru ilerleyişi (veya bir başka açıdan bakılacak olduğunda 7Y'nin "çekimini") ifade ediyor.

Hayatımızı buna adamak derken, hayatımızı yaşamaktan vazgeçmekten bahsetmiyorum. Dünya temelli kötü değil. Burdan acilen kaçma gibi bir gereklilik olduğunu sanmıyorum. Üstelik pozitifleşme/BH’leşme doğrultusunda bu farkındalık yoluyla somut ilerleme kaydedilmesi durumunda “kaçıp kurtulma” eğilimi bence şiddetli bir artış göstermeyebilir, hatta belki azalabilir bile. Diğerlerine yardımcı olma, onları (samimi ihtiyaç, istek, eğilim göstermeleri ölçüsünde) yalandan, gafletten uyandırma isteği olacaktır. Ama elbette pozitifliğimizi, pozitifliğimizin saflığını artırma isteği de karşı konulmaz bir şekilde devam edecek, bu da bizi 4Y’ye doğru itecek/çekecektir (tabi çekimin esas kaynağı, merkezi, çekirdeği 7Y).

Biz gerçekten pozitiviteyle, iyilikle, bunların özüyle olan özdeşleşme/tekleşme niyetini ve iradesini gösterdikçe, hayatımızda hemen radikal bir değişim dönüşüm olmasını beklemeye gerek yok. Bırakın hayatınız nasıl ilerleyecekse ilerlesin. Sizi hayattan, bu hayat hikayesinden, bu hikayenin içinde olan bitenden daha fazla celbeden birşey var; pozitifliğin, daha doğrusu varlığın (yani kendinizin) saf merkezine ilerleyiş ilginiz.

Dünya filminde, ilüzyonunda o mu olmuş, bu mu olmuş, o öyle mi demiş, bu böyle mi yapmış... Birincil düzeyde önemli olacak olan şey bu değil. Ama evet, neyin içindeysek, onunla doğal olarak ilgilenmek durumundayız ve bu sadece bir gereklilik, sorumluluk, angarya bir görev değil; keyif, oyun, yolculuk, deneyim... ebedi hakikatin sayısız test/onay/deneyim ortamlarından biri. Dünyaya yanlışlıkla veya istemeden gelmedik. Dünyevi olayların nasıl ilerleyeceğini belirleyen çok fazla sayıda etken var; biz tek başımıza bu etkenleri kontrol edip yönlendiremeyiz. Bizim öncelikle sorumluluğumuz kendimize karşıdır. Kendine yardımcı olamayan başkalarına da yardımcı olamaz. Yani özellikle varoluşsal, ruhsal açıdan ciddi, kritik bir yardım gereksinimimiz olduğunda, bizim öncelikle kendi sorunumuzu çözmeye odaklanmamız gerekir. Temel varoluşsal, ruhsal sorunlarımız da genel olarak (hatta muhtemelen her zaman) egodan, egosal gafletten kaynaklı sorunlardır. İşte benim elimizdeki kaynakların verdikleri bilgi ve önerilere dayalı algılarımla önerdiğim şey de bu temel sorunun farkına varılıp çözüm yoluna konması. Dünyanın veya herhangi birinin başına ne geleceği çok önemli değil. Varlığa birşey olduğu yok. Herkes ve herşey takip ediliyor ve ilgileniliyor (varlık (tanrı) kendine bakmaktan, kendiyle ilgilenmekten aciz değil). Ne oluyorsa olması gerektiği, daha iyisi yapılamadığı için olmuştur ama ne kadar kötü şeyler olursa olsun, varlığın özüne ve geneline birşey olduğu yok. Herkes yaralanıyor ve isteyen herkese iyileşmede ve gafletten uyanmada yardımcı da olunuyor; ne de olsa herşey bir. Bu varlığın kendi kendiyle ilgilenmesi bir bakıma. Kimse, hiçbir varlık sonsuza kadar aynı rolde kalmıyor. Devirdaim halinde herkes her role girip çıkıyor. Tıpkı ebeveynlerin çocuklarının sonsuza kadar çocuk olarak kalmaması, büyüyüp kendilerinin ebeveyn olmaları gibi. Dolayısıyla sistem kendini harika bir şekilde dengeliyor. Nihayette tek bir varlık var. Varlıkçıklar Varlığın kendisiyle ilgilenme, kendisini deneyimleme, gerçekleştirme araçları gibi görünüyor. Onlar da varlığın birer parçası ve kendisi.

İlüzyondaki olaylar önemsiz, değersiz, anlamsız değil. Görülenin, yaşananın gereğini yapmak gerekiyor. Dengesizlikleri dengeye getirmek gerekiyor. Biz bazen dünyadaki büyük sorunların berbatlığına bakıp sanki tüm Varlık mahvolmuş, kötülüğe yenik düşmüş gibi hezeyanlara kapılıyoruz. Pozitivitenin, Varlığın gerçekliğinden, egemenliğinden şüphe ediyoruz. Hak, hakikat her yerde hakimdir. Ama bazen Hak, kötülüğe eğilimli güçlerin zaferlerine vesile olur; çoğu durumda bunun sebebi muhtemelen iyiliğe eğilimli olması beklenebilecek olanların yeterince iyiliğe eğilimli olmamalarıdır. Ve kötülüğün, KH’ye adanan oyuncuların zaferi denebilecek şeyler de sonuçta yalnızca ilgili oyun içinde yer alan tüm oyuncuların, aktörlerin, canların derslerinin bir parçası olur. Varoluş/hayat derslerin devamını sağlar. Özgür irade korunuyor. Varlık kendi kendini koruyor. Nihayette, deneyim ortamlarındaki/hikayelerindeki en “kötü” diyebileceğimiz şeyler bile Varlığın kendisini bilmesine, korumasına, sürdürmesine, zenginleştirmesine hizmet eden bir veri, bilgi oluyor anladığım kadarıyla.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/02/2021 :  15:06:01  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Maharaj'ın "bir KİŞİ olduğunuzu sanmanız sizin en büyük günahınız ve felaketiniz" anlamında söylediği sözlerin saf pozitiflikle (varlıkla) özdeşleşme, birleşme, tekleşme meselesiyle alakalı olduğunu düşünüyorum. Kişi olduğunu, yani daha doğrusu "dünyada, falanca memlekette yaşayan, falanca işi yapan, falanca arzuları ve korkuları olan falanca şahıs" olmaya dengesiz, aşırı bir şekilde odaklandığınızda, kendinizi tamamen bununla özdeşleştirdiğinizde, şahsi kaderinizi dünya hayatı adlı berbat durumdaki ilüzyonun şartlarına emanet etmiş oluyorsunuz bir bakıma. Bu çok ciddi ve potansiyel olarak trajik sonuçları olacak bir gaflet olmuş oluyor.

Falanca kişi olmak geçici bir deneyimdir. Bir enkarnasyon bittiğinde o kişi de ciddi ölçüde bitmiş olur. Başka hayatta başka bir kişi olursunuz. O kişi rolünü (rollerini) oynayan varoluşsal aktör tabi ki aynı aktördür ama her enkarnasyondaki şahsın koşulları o kadar farklı ve kendine özgü olacaktır ki, bir önceki enkarnasyondaki "kişi" ile bu yeni enkarnasyondaki "kişi"nin aynı kişi olduğunu söylemek zordur. Özellikle de bu kişiler o ilüzyondaki kişi olduklarına ve o enkarnasyonun spesifik şartlarına aşırı odaklanmış, kendini ondan ibaret görmüşlerse. Dünya hayatındaki egemen KH düzeninden kaynaklı derin sahtelikleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Bu sahtelikler kişilik dediğimiz şeye de bulaşır kaçınılmaz olarak. Kaldı ki, enkarnasyonlar ötesi, 5y merkezli kişi/birey/ruh da sonuçta sürekli bir öğrenim, değişim, dönüşüm sürecindedir.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/03/2021 :  12:48:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bozadi yerinde açıklamaların için teşekkür ederim, keyifle okudum.

Son zamanlarda kendimde sıkça değişiklikler gözlemliyorum. Tabi değişim her zaman sancılı mı olur emin değil fakat bana bazı sancılar hissettiriyor.

Bu söylemimden memnuniyetsiz olduğum sonucu çıkmasın tam tersi daha farkında ve kendimle barışık bir düzende ilerliyormuşum gibi geliyor. Bu durum beni biraz yalnızlığa itmedi değil. Daha bireysel biri oldum hoş zaten pek konuşkan, sıcak kanlı ve pozitif biri sayılmam her zaman ketumdum ama fikirlerimi, hayata dair düşünce ve tespitlerimi kendime sakladıkça bu yönde daha net adımlar atabilmeye başladım. Herhalde iyi bir durumdur.

Düzenli olarak hayatın içinde atılması gereken adımların daha net olduğunu gözlemliyorum. Sadece kendim için değil çevremdeki yakın veya uzak iletişim halinde olduğum kimseler için de bu böyle.

Sürekli bahsettiğimiz sürece güvenmek ve egosal farkındalık gerçekten hayati öneme sahip. Bence Bh ile ilişkilendirdiğimiz pozitif özelliklerden ziyade bu farkındalık ve güven hissiyatını anlayabilmek daha önemli. Kader çizgisi o kadar net bir perspektif ki dünyanın nasıl bir oyun sahnesi olduğunu dikkatli bakınca anlayabiliyoruz.

Ne kadar önemsiz olduğumuzu kavrabilmek de çok önemli. Bu korkunç bir durum değil. Bir insan olarak isteklerimiz, her kim olursak olalım çok beyhude bir çabayı tetikliyor. Bu çaba -yapabilmek- kısmını tetikliyor ve derslerine yoğunlaşıyorsun. Gerçekten -bilgi- kelime anlamı olarak ve felsefik olarak ne anlama geliyormuş daha iyi anlayabiliyorum.


Maharaj'ın "bir KİŞİ olduğunuzu sanmanız sizin en büyük günahınız ve felaketiniz" sözü çok üst segment bir araba gibi. Sahibine küfür ediyor, hayalini kuruyorsun ama nasıl elde edeceğini bilmiyorsun. Sanırım bir kişi olduğumuzu sanmamamız için ilüzyonun varlığına inanmalı sürece nasıl güvenmemiz gerektiğini büyük oranda anlamlandırabilmemiz gerekiyor.

Güvenmeyen biri sürekli diken üstünde kendini sağlama alma ihtiyacı hissedecek ve madde bağımlılığını ya da bağlantısını devamlı sert bir konumda tutma gereğine kapılacaktır.,

Son mesajında söylediğin enkarnasyonun bitişi kısmını ciddi manada iyi ya da kötü diye tabir edebileceğimiz insanlar olarak hesaplamadığımızı görüyorum. Kimseyi suçlayamam ama herkes için iyi dileklerde bulunabilirim.



Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/03/2021 :  14:21:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Paylaştıkların için teşekkürler gtp.

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Düzenli olarak hayatın içinde atılması gereken adımların daha net olduğunu gözlemliyorum.
Hak vermiyor değilim; her konuda olduğu gibi bu hususta da bir dengeye ihtiyaç var. Tamamen düşünce alemine ait denebilecek sorgulama ve öneriler, hayat koşullarımız itibariyle bir süre sonra bayıcı, boğucu, bunaltıcı etkiler yapabilir. Denklemin zıt ucunda ise, sadece “hakim/baskın düzen” içinde yapılabilecek fizik-vurgulu şeyler de kısır kalabilir, toplumda egemen KH faktörlerinin etkisiyle amacından uzaklaşabilir, sapabilir.

Benim bu başlık altındaki sorgu ve önerilerim çoğunlukla sadece düşünce düzlemine ait. Ama bunun hep, sadece böyle kalması gibi bir amacım yok kesinlikle. Düşünce, ilke, ideal, inanç, irade bağlamında bazı temel hususlar netleşmeden, eylemler dünyasında yolunu kaybetmek kaçınılmaz oluyor gibi bir gözlemim var. Bu iki kutbun nihayette bir olması gibi bir durum da var; yin-yang örneğiyle de ifade edilebilecek olan. Düşüncede eylem, eylemde düşünce var. Bazen düşünce aleminde tıkanıklık arttığı zaman, fiziksel düzlemdeki eylemler aleminde daha iyi bir akış olabiliyor; o zaman çok fazla, çok derin düşünmek yerine fizik dünyadaki akışla akmak, çok daha faydalı veya çok daha az zararlı olabilir. Bunu herkese de tavsiye ediyorum; hayatınızın genel akışından asgari düzeyde bile olsa memnunsanız ve sadece düşünce alemine ait sorgu ve öneriler bunaltıcı, olumsuzlaştırıcı etkiler yapıyorsa, boşuna bunun üzerinde odaklanma, yoğunlaşma zorunluluğunda görmeyin kendinizi. Düşüncenin, teefekkürün kaçınılmaz, doğal, kendiliğinden, akıcı olarak gerçekleşeceği durumlar olacaktır. Uyanık bilinçte olmayabilirse de uykuda olacaktır. Bu zaten kaçınılmazdır bana göre.

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Sürekli bahsettiğimiz sürece güvenmek ve egosal farkındalık gerçekten hayati öneme sahip. Bence Bh ile ilişkilendirdiğimiz pozitif özelliklerden ziyade bu farkındalık ve güven hissiyatını anlayabilmek daha önemli.
Evet, hayatımızda bu kadar çok negatiflik varken, pozitiflikle sabitlenme fikri de çok zoraki, yapay, gerçeklikten uzak ve sonuçta yapıcıdan ziyade yıkıcı, bunaltıcı etkiler yapma potansiyeli taşıyor. Bununla (pozitiflik ve negatiflik düalitesiyle) ilgili temel bazı ilkeleri, gerçekleri netleştirme konusunda güçlü bir eğilim duyuyorum ama değindiğim bunalımları da yaşıyorum, bazı pozitif deneyimlerin yanında. İlkesel temele, gerçeğe, basit ve herşeyi birleştiren hakikate yaklaştıkça ve ulaştıkça, dengenin artacağına inanıyorum. Bir üstteki konuyla bağlantılı olarak, düşünce dünyası ile fizik dünya arasındaki denge de buna dahil. Tabi o “yaklaşma, ulaşma, varma” konusunda egosal nedenlerle kendimi kandırıyor, kısır bir döngüde dönüp duruyor da olabilirim; veya her zaman değil ama bazen olan bu olabilir.

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Maharaj'ın "bir KİŞİ olduğunuzu sanmanız sizin en büyük günahınız ve felaketiniz" sözü çok üst segment bir araba gibi. Sahibine küfür ediyor, hayalini kuruyorsun ama nasıl elde edeceğini bilmiyorsun. Sanırım bir kişi olduğumuzu sanmamamız için ilüzyonun varlığına inanmalı sürece nasıl güvenmemiz gerektiğini büyük oranda anlamlandırabilmemiz gerekiyor.
Düşünce dünyasındaki özgürlüğümüz, fizik dünyadaki özgürlüğümüzden (sanırım, nispeten) fazla olduğu için, en üst segment, en gelişmiş araba almayla karşılaştırıldığında, spiritüel temel gerçeğe, hakikate inanmanın, güvenmenin ve bunun olumlu sonuçlarını yaşamanın daha mümkün olduğuna inandığım için Maharaj’ın Ra ve K’ların bazı anlattıklarıyla da uyumlu görünen mesajının cazibesine direnemiyorum. Dünya hayatının ne kadar kısa ve bir o kadar sonsuz görünen travmalarla dolu olduğu da düşünüldüğünde, KH’den BH’ye, ego bazlı hayattan egosuz hayata doğru ilerleyişin düşünsel, bilgisel, inançsal, iradesel temel bilgileri üzerinde düşünmek, anlamaya, varmaya çalışmak doğal sanırım. Yine “denge” hususu gündeme geliyor. Düşünce düzlemindeki koşullarımız, fizik düzlemdeki koşullarımızdan bağımsız değil. Sadece düşüncede bazı şeyleri onaylayarak, inanarak fizikteki tüm sorunların düzelmesini beklemek gerçekçi değil. “Sihirli değnekle” herşeyin dönüşmesini beklemek gerçekçi ve faydalı değil. Gizli, egosal bir kaçış eğiliminin etkisi var bu beklentide, ki bunu da ara ara (muhtemelen sandığımdan daha sık) deneyimliyorum.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 14  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 1,09 saniyede oluşturuldu.