Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 ÜYELİK İŞLEMLERİ VE DUYURULAR
 Duyurular
 Erdoğan'ın 10 Kasım Mesajı (10 Kasım)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar  Mesaj Sonraki Konu  

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/11/2016 :  12:54:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
10 Kasım 2016

Erdoğan: 10 Kasım'ı anma değil,
yeniden doğuş kutlaması olarak görüyorum

Türkiye, Türkiye'den büyüktür. Biz 780 bin kilometrekareye hapsolamayız"


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk'ün ölüm yıldönümü sebebiyle düzenlenen anma töreninde konuşurken "10 Kasımları kuru kuruya ölüm yıldönümü olarak anmayı değil, yeniden doğuş olarak kutlamayı daha önemli görüyorum. Bunu yasa dönüştürdüğümüz zaman, yas kazandırmaz, bunları milat olarak görmek, yeniden doğuş olarak görmek bizi çok daha farklı geleceğe taşıyacaktır" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından Beştepe Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen anma törenine katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasının satırbaşları şöyle:

Erdoğan: Türkiye Türkiye'den büyüktür

"Vefatının 78'inci yıldönümünde, Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı, ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal'i rahmetle yad ediyorum. Gazilerimize ve şehitlerimize şahsım ve milletim adına minnettarlığımı ifade ediyorum. 15 Temmuz'da canlarını feda eden şehitlerimize, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Milletimiz nezdinde Çanakkale, Kurtuluş Savaşı ile, doğu ve güneydoğu illerimizde yürüttüğümüz mücadele ile 15 Temmuz darbe girişiminin hiçbir farkı yoktur. Bunlar milletimizin yedi düvele karşı verdiği istiklal ve istikbal mücadelesidir. Türkiye'nin kimsenin toprağında gözü yoktur. Her şeyden önce bizim tarihimizde sömürgecilik lekesine asla rastlayamazsınız. Bizim medeniyetimizde aynı vatan topraklarında yaşadığımız, ekmeğimizi yediğimiz herkes kardeşimizdir. Bizim ecdadımız her yeri mamur etmiştir. Orta Avrupa'dan Afrika'nın derinliklerine kadar güven ve huzur ortamını tesis etmiş bir devlet geleneğine sahibiz.

Bugün gidin Suriye'ye, Irak'a, Afrika'daki Balkanlardaki herhangi bir yere, insanlara Türkiye ile ilgili kanaatlerini sorun asla zulüm, katliam gibi ifadeler duyamazsınız. Biz o coğrafyalardan ayrılalı 1 asır oldu ama oradaki insanların bekleyişi hiç bitmedi. Dün devlet olarak oradaydık, bugün eğitim, yardım, sağlık, kalkınma projelerimizle oradayız.

Türkiye, Türkiye'den büyüktür. Biz 780 bin kilometrekareye hapsolamayız. Fiziki sınırlarımız başkadır, gönül sınırlarımız bambaşkadır. Musul'daki, Kerkük'teki, Humus'taki, Üsküp'teki kardeşlerimiz fiziki sınırlarımız dışında olabilir ama hepsi gönül sınırlarımızın içindedir, kalbimizin tam ortasındadır.

Türkiye Cumhuriyeti gökten zembille inmiş değildir. Gazi Mustafa Kemal de nevzuhur bir devlet adamı değildir. Anadolu Selçuklunun bıraktığı yerden bayrağı nasıl Osmanlı devraldıysa, Osmanlının bıraktığı yerden Cumhuriyet almıştır. Tarihimize bütünüyle sahip çıkacağız.

Zulmün önündeki bu son kaleyi düşürmek şöyle dursun, daha büyütme mecburiyetindeyiz. Yeni Türkiye kavramının ilk kez Gazi tarafından Nutuk'ta defalarca zikredildiğini paylaşmak, hatırlatmak isterim. Kurtuluş Savaşımızın Başkomutanı'nı kalkan yaparak bu kavram üzerinden bizi yıpratmaya çalışanların aslında cumhuriyet ruhuna ne kadar yabancı oldukları ortadadır. Fatih Sultan Mehmet fetih planları yaptığı dönemde tebdili kıyafetle halkın arasına karışarak onların ruh halini izleyen bir hakandır. Gazi Mustafa Kemal'i tarihe iz bırakan bir komutan yapan sır da burada gizlidir. Gazi de milletine sonsuz inanç besliyordu. Herkes umutsuzluğu kapılırken O 'Geldikleri gibi gidecekler' sözünü milletinden aldığı inançla söylüyordu.

Gücünü milletten alan Fatih, İstanbul'un ve Yeni Çağ'ın kapılarını bize açarken, Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşları da 'bitti' denilen bir milletten devşirdikleri güçle Yeni Türkiye'yi inşa ettiler. Açıkçası ben, Samsun'a çıktığı andan itibaren mücadelesini sadece milletine güvenerek yürüttüğünü söyleyen Gazi'nin mesajlarını hala anlayamayanlar olduğunu üzüntüyle takip ediyorum ve görüyorum. Üstelik bunların başında da bizzat kurucusu olduğu partinin mirasyedileri geliyor. Kendi küçük siyasi çıkarları uğruna ülkelerini, milletlerini, devletlerini Gazi'nin emaneti olan Yeni Türkiye'yi karalamanın, itibarsız hale getirmenin, hedef haline getirmenin peşinde olanlar onun adını ağızlarına almayı hak etmiyorlar.

Muasır medeniyetler seviyesine çıkma hedefini tam bağımsızlıktan ayrı düşünmemiştir. Siyasi, mali, iktisadi, adli, kültürel vb. her hususta tam serbestlik olarak tanımladı. Gazi Mustafa Kemal'in 'en büyük eserim' dediği ve gelecek nesillere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti'ni tam bağımsız bir ülke olarak sürekli daha ileriye taşımanın gayreti içerisindeyiz. Eğer bunu başarırsanız Gazi'yi anlamış olursunuz, eğer bunu başaramazsanız sadece patinaj yaparsınız. Doğrudan milletin oyuyla seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olarak bulunmam dahi milli iradenin nerelere ulaştığını gösteriyor.

TBMM 23 Nisan 1920'de açıldığında öyle bir yokluk ve yoksulluk vardı ki, birileri memleketlerine geri dönmekten söz eder olmuştur. Biz milletimizi üstün kılan bu ruh ile 15 Temmuz'u yaşadık. Bu millet yüce bir millet, güzel bir millet, bu milletle daha çok nice engelleri aşacak, muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkacağız.

15 Temmuz'da parlamento bombalanıyor, buranın çevresi bombalanıyor, özel harekat bombalanıyor, Türk Silahlı Kuvvetleri bombalanıyor, Şehitler Köprüsü bombalanıyor. 246 şehit, 2 bin 194 gazimiz var. Bu yolculuk onunla anlam kazandı. Milletimizin her bir ferdi, hiç kimse olmasa bile tek başına şahadet aşkına ülkesini, demokrasisini, geleceğini koruma azmiyle sokaklara döküldü. Milletimizin bizi yalnız bırakmamasını unutmamak mümkün değil. Milletimi gördüğümde o görüntüleri unutmam mümkün değildi. Benim milletimde en ufak korku yoktu; onlar ölümü öldürmüşlerdi, korkuyu korkutmuşlardı. FETÖ'cü darbeciler bu sebeple bize ilişemediler. Bu millet İstiklal Marşı'nı söylemiyor, yaşıyor; fark bu.

Türk milleti 15 Temmuz darbe girişimini eline tek bir silah almadan, tek bir kurşun sıkmadan inancıyla, cesaretiyle engellemiştir. 15 Temmuz bir pasif direniş değildir, aktif ve büyük kitlelerin silah kullanmadan netice aldığı mücadeledir. İstikalimize ve istikbalimize yönelik her türlü saldırıyı bertaraf etmeyi sürdüreceğiz.

100 yıl önce bu coğrafyanın bedenini parçalayan şimdi nihai darbeyi vurmanın peşindeler. Bizler en ileri teknolojileri ülkemizde inşa ederek muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkacağız. Cumhuriyetin 100'üncü yılı farklı kutlanacak. Atatürkçülük adına değişime direnenlere rağmen biz onun dileklerini yerine getireceğiz. Gazi'yi kendi dogmalarının içinde hapsetmeye çalışarak devlet ve millet tarihimizi 90 yılla sınırlandırmaya kalkanlara izin vermeyeceğiz. İlköğretimden itibaren, ki buna artık 'anaokulları' diyoruz, ders kitaplarının bu çerçevede yeniden gözden geçirilmesi dahil milletimizi tarihiyle, kültürüyle, medeniyetiyle buluşturacak her türlü adımı süratle atmalıyız. 10 Kasımları kuru kuruya ölüm yıldönümü olarak anmayı değil, yeniden doğuş olarak kutlamayı daha önemli görüyorum. Bunu yasa dönüştürdüğümüz zaman, yas kazandırmaz, bunları milat olarak görmek, yeniden doğuş olarak görmek bizi çok daha farklı geleceğe taşıyacaktır."

Kaynak: T24

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/11/2016 :  14:09:15  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bildiğiniz gibi ben Erdoğan'ın OP olduğunu ama aynı zamanda hızlı bir ruhlanma veya ruhsal olgunlaşma süreci içinde olduğunu tahmin ediyorum. Erdoğan'ın algıları, kavramları, görüşleri zaman içinde ciddi evrimler geçiriyor, olgunlaşıyor.

Ve bana öyle geliyor ki, Putin'in öncülüğünün de yardımıyla Erdoğan Türkiyesi ilginç şekilde Atatürk'ün mirasına uygun bir hal alacaktır, Erdoğan bir şekilde Atatürk'ün misyonunun devamı denebilecek bir rotaya girecektir, hatta o rotaya girmiştir, sadece mesele henüz yeterince olgunlaşmamış, gerçek ifadesini bulmamıştır.

Evet, Erdoğan bu görüşün tam tersini doğruluyor gibi görülecek pek çok şey söylemiş ve yapmıştır ama onun kendi içinde önemli değişim dönüşümler yaşadığı ve algılarında, görüşlerinde önemli değişiklikler olabildiği de çok çeşitli örneklerle kendini göstermiştir. Pek çok kişiye ne kadar tuhaf gelebilecek olursa olsun, Erdoğan'ın tek bir birey açısından son derece hızlı olduğu söylenebilecek pişme/olgunlaşma süreci onu giderek Atatürk'ün emperyalizm-karşıtı, bağımsızlıkçı çizgisine getirecektir.

Erdoğan'ın kişisel evrimi, onu destekleyen kitle içindeki pek çoklarının evrimini, bilinç yapısını da derinden etkileyecektir. Onlar Erdoğan'a taptıkça, Erdoğan'la onlar arasında önemli bir bilinç etkileşimi, benzeşimi meydana geldiğini, geleceğini tahmin ediyorum. Erdoğan'ı destekleyen kitle Türkiye'nin din-siyaset ideolojisi anlamda en kalabalık kitlesidir, bu anlamda çok önemlidir. Onların bilinç değişimi-dönüşümü çok şeyi etkiler. Bu da Erdoğan'ın durumunu çok kritik kılıyor. Ve Erdoğan'ın durumu da bölgesel ve global gelişmelerden çok etkileniyor, etkilenecek doğal olarak.

Erdoğan'ın kitlesi normalde Rusya'dan (Moskof gavurundan), onun çağrıştırdığı "komünizmden" nefret etmeye ve bütün şeytanlıklarına rağmen ABD'yle müttefikliğe programlanmıştır. Erdoğan ise çok ilginç bir şekilde iktidar deneyiminin başlangıcında ABD'nin emir-komutasına son derece uygun düşünüp hareket etmiş olmasına rağmen (bkz. BOP Projesi Eşbaşkanlığından duyulan gurur) zaman içinde, özellikle son zamanlarda ABD'yle ve ABD'nin Avrupalı müttefikleriyle giderek çatışmalı bir pozisyona doğru ilerlemektedir. Ve aynı zamanda Rusya'yla da giderek yakınlaşmaktadır. Yani Erdoğan, ona tapan kitlenin öteden beri programlanmış olduğu tutum ve davranışlarla son derece zıt bir yöne doğru ilerlemektedir ve bu konuda her ne kadar zaman zaman içeriden (AKP taban içinden) bazı eleştirel sesler yükselse de, çoğunluk Erdoğan'ı sorgusuz sualsiz destekleme eğilimin sürdürdüğü için, Erdoğan'ın bu tür kritik kararlarına itiraz etmek yerine kendini o yeni siyasi söylem ve eylemlere uydurma yönünde ilerlemek durumunda kalmaktadır.

Erdoğan'ın "sinyallemekte" olduğu çok ilginç politika değişikliklerinden biri de Şii-Sünni bölünmüşlüğüdür. Erdoğan her ne kadar tabanının beklentilerine de son derece uygun olarak Alevilere-Şiilere bir bütün olarak şiddetli bir hoşnutsuzluk ve hatta nefret duyduğunu ve son derece "Sünnici" olduğunu pek çok söylem ve eylemiyle defalarca örneklemiş olsa da, çok ilginç bir şekilde son dönemdeki bazı beyanlarında "Ben ne Sünniyim, ne Şiiyim, Müslümanım!" şeklinde, mezhepçiliği geride bırakma eğilimi işaretleri sergiliyor. Bu tür lafların "aldatıcı ve tamamen laftan ibaret" olduğu düşünülebilir ama ben ilerleyen süreçte bunun sadece laftan ibaret kalmayacağının, Erdoğan'ın İslam dünyasında Şii-Sünni bölünmüşlüğünü aşmaya ve büyük bir birleşme/işbirliği politikasına öncülük etmeye çalışacağının işaretlerini görüyorum açıkçası. Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de bu fikri destekleyen bir şahıs. Bir yandan ABD'yle mesafe artarken diğer taraftan "Rusya ve müttefiklerinin" etkisi de bu süreci kolaylaştıracaktır (mecburileştirecektir) ve açıkçası bence İran halihazırda pek çok bakımdan Türkiye'den daha istikrarlı, daha güçlü, daha "forslu" bir ülkedir, İslam dünyasında Türkiye'den çok daha etkin ve hayati faaliyetler yürütüyor, ki Erdoğan biraz da İran'ın bu durumunu iyice anladıktan sonra Ortadoğu'nun orasına burasına müdahale edip "bana ne, ben de oynicam, sen yapabiliyorsan, ben daha iyisini, daha fazlasını yaparım" gibisinden bir tavır sergilemiş, ama şimdiye kadar çoğunlukla, OP'liğiyle de bağlantılı olarak son derece acemi (kasıtsız cinas) bir şekilde pek çok şeyi yüzüne gözüne bulaştırmıştır. Ama Erdoğan hatalarından ders alıp daha iyisini, daha doğrusunu yapma konusunda oldukça hızlı ilerleyen çok özel bir öğrenci. Aslında bundan daha hızlı şekilde de ilerleyebilirdi ama destek tabanındaki milyonlarca insan, bir birey kadar hızlı evrilemeyeceği için, tabanının tepkilerini okuyup eylem ve söylemlerini buna göre ayarlıyor biraz da. Ama kritik bazı ileri hamleler yapma zamanı geldiği zaman bunları yapmaktan çekinmeyecek ve o zaman o tabana değil, taban ona uymak durumunda olacaktır. Bir denge işi.

Erdoğan'a muhalif çevrelerin baskısı da Erdoğan ve tabanının evrimine etki ediyor doğal olarak. Söz konusu çevreler iktidar tarafından şiddetli bir şekilde mağdur edildiklerinde, en güçlü şekilde muhalefet etmeliler, gerçekten yanlış olan politikalar veya faaliyetler konusunda iktidarı "pişman" etmeliler. Ama bunu yapabilmeleri için gerçekten güçlü olmaları ve bunun için de kendi içlerinde güçlerini gerçekten birleştirmeleri gerekir. Bunu yapamıyorlarsa, davalarında ne kadar haklı olduklarının, ne kadar haksızlığa uğradıklarının pek bir önemi kalmayabilir.

CHP çevresiyle karşılaştırıldığında HDP çevresi AKP'nin daha fazla baskısı ve hatta işkencesi altında kalıyor ama bunun sebeplerinden biri, onların "PKK" gibi kocaman bir çelişkileri olması. HDP kitlesi "Kürtlerin mağduriyeti" konusundaki davada ne kadar haklı olursa olsun, PKK'nın (veya "TAK" gibi uzantılarının) terörist faaliyetlerini durdurmak için aynı mücadeleyi göstermediği, hatta bu konuda PKK'ya "meydan okumadığı" sürece, kendi davalarının içini boşaltmış oluyorlar, samimiyetsizliklerini, ikiyüzlülüklerini, acizliklerini, açmazlarını ifade etmiş oluyorlar. Demirtaş dahil bazı HDP kanaat önderleri meseleyi çok iyi biliyorlar ve hatta zaman zaman PKK'ya karşı çok ciddi muhalefet ve protesto sergilediler ama bunun sonucunda PKK'nın tehditleriyle karşılaştılar ve kendi tabanlarının büyük bir kısmının bu konuda PKK karşısında HDP liderlerini "korumayacağını", kısmen korku ve kısmen çaresizlik ve kin gibi nedenlerle PKK'nın politikalarına karşı çıkmayacaklarını gördükleri için, yapabilecekleri fazla birşey kalmıyor belki de. HDP yöneticilerinin tümü de bu konuda kendi aralarında güçlü bir fikirbirliği içinde değiller muhtemelen. O yüzden bu konuda tabanı eğitmeye girişmeleri de pek kolay değil. Bu Kürtlerin kendi içlerindeki çok büyük problemi, açmazı. Ve bu bağlamda, AKP'nin HDP tabanını teşkil eden Kürtlerin üzerine ısrarla gitmesi, kötünün iyisini teşkil ediyor bir bakıma, çünkü Kürtlerin bu kısırdöngüsü onlara o kadar pahalıya mal oluyor ki, AKP'nin onlara yönelttiği şiddet, taşıdığı "çözüme zorlayıcılık" potansiyeli bakımından değerli aslında. Kürtler bir özgürlük/insanlık "davası" güdeceklerse, önce "PKK terörü" çelişkisini halletmeleri gerekiyor. "PKK bizi temsil etmiyor" veya "biz PKK değiliz" söylemleri yeterince samimi değil. PKK güneydoğu Kürt realitesinin hala en asli parçalarından biri. Sizin içinizden çıktı ve sizinle beslenmeye ve tüm ülkenin kanını dökmeye devam ediyor. PKK'yı yola getirmek, vicdanen öncelikle Kürt halkının sorumluluğundadır. Özellikle de Kürt halkı adına özgürlük, kardeşlik, birlikten bahsedenlerin.

Aynı şekilde Atatürkçülerin, solcuların, Alevilerin ve Erdoğan AKP'sine karşı adeta robotik biçimde şiddetli muhalefet eden kesimlerin de kendi içlerinde eleştirilebilir pek çok yönleri olduğuna şüphe yoktur düşüncesindeyim. Yani HDP'nin durumuna benzer şekilde, onların da kendi içlerinde çeşitli yaman çelişkileri var çözmeleri, aşmaları gereken. Bu kesimlerden hiçbiri ne kendi içlerinde, ne de aralarında yeterince güçlü bir birlik geliştiremiyorlar. Mesele eninde sonunda gelip burada takılıyor doğal olarak. Sizi birleşip hakkınızı (gerçekten hak olan taleplerinizi) söke söke almaktan alıkoyan neyse, onu yenmeniz gerekiyor. HDP'nin durumunda olduğu gibi, kendi şiddetli çelişkilerinizi aşma konusunda ciddi bir acizlik içinde olduğunuz için, Erdoğan AKP'sinin size yönelik şiddetli baskıları da sizin kendi çelişkilerinizden kurtuluş ümidinize yardımcı olmaktan başka ne yapıyor Allah aşkına? Bunu çok iyi biliyorsunuz ama bazı gerçeklerle yüzleşmek çok zordur.

Erdoğan AKP'si çok ilginç bir şekilde pek çok bakımdan Allah'ın bu ülkeye şifa veren eli gibi etki yapıyor aslında ve giderek daha da öyle olacaktır diye düşünüyorum.
Go to Top of Page

kartal


2 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2017 :  13:28:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Paylaşımız için teşekkürler. Paylaşımınız beni umutlandırsa da eski düşüncelerim, baskın geliyor. Erdoğan AKP si yükselttiği enerjilere zıt enerjiler de yükseldiği için , ATATÜRK daha iyi anlaşılır, cumhuriyet bayramları daha coşkulu kutlanır ve kadın haklarına el birliği ile sahip çıkılır oldu. Erdoğan geçmişten beri söylediği ile yaptiği bir birine tutmuyor. Neyi yapmayacağız dedi ise bugüne kadar onu yaptı. Özel günlerde güzel konuşur. KOnuşmalar eylemi dürtüler mi diye bekleriz ama maalesef. Toplumu hep korkutarak, amigdalanın kararları ile seçimlerini yönlendiren bir lider. Sizler daha derin bilgilere sahipsiniz keşke evrimleşse ve kendini destekleyenleride o yönde yönlendirse.
Go to Top of Page

bigsenfoni


1001 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2017 :  15:49:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Hosgeldin kartal :-) Koca bir ülkeyi yonetmek kolay bir is deyil,ben kisisel olarak Erdogani bu topraklar icin bicilmis kaftan bir yönetici/coban olarak görüyorum.Zaten baska dogru dürüst bu isi kaldirabilecek nitelikte adamda yok :) digerleri dis gücler tarafindan ya satin alindilar,ya yok edildiler yada ezildiler.

Bunada sükür...Anadolu halkinin dikkat etmesi gereken Erdogan gurubunun kendi hirslari ve egolari yüzünden gözlerinin körlesmesi ve kendilerini yok edebilecek hatalarin yapma olasiliklarini gözlemesi, ki bütün anadolunun kaderi söz konusu.Bu konuda Mustafa Kemal'in ve ekibini öngörüleri ve öğütleri Anadolu halkina rehberlik yapacaktir diye düsünüyorum.

Sistemi kuran korunma reflekslerinide hazirlar zaten cöküsü önlemek icin hazirlamak zorunda!Bir sekilde Erdogan'nin ve ekibinin gözleri dönmüs gibi yapmaya calistigi degisikliklerde sallanan sistemi yeniden stabil hale getirmek,yani korunma refleksini olusturmak/sabitlemek ve güclerine güc katmak.Onlarda 50 yildan beri sistemin/carkin adim adim stratejik bir bicimde calisilmaz hale getirilmeye calisildiginin farkindalar.Gelen ya bir comak soktu ya bir dislisini kirdi,yada uymiyacak bir disli ekledi ve giderek artan darbeler,kargasalar,yolsuzluklar....ele gecirmeye yada bozmaya calisanlarin isi kolaylasti.




Kalbinde cözülmeden kalan herşey icin sabırlı ol.Cevapları şimdi arama.Şu anda cevaplar sana verilmez,cünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın.Bu,herşeyi o an yaşama meselesidir.Şu anda soruyu yaşaman gerekiyor.Belki daha ileride,farkına bile varmadan,günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın.(Rayner Maria Rilke)

Kalbiniz temiz,gözleriniz acik olsun kardeslerim!!!Bize heryer matrix...!Hasaki Osaka

Edited by - bigsenfoni on 17/02/2017 16:55:00
Go to Top of Page

bigsenfoni


1001 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2017 :  16:21:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Bu arada derin bilgilere sahip olmak,emek,sabir,anlayis,kendini farkindalik,dürüstlük/dogruluk,paylasim,disiplin ve bazende yanlizlik gerktiriyor.Gerci bu yanlizligi bertaraf edebilmek icin paylasim ilkesi cok önemli ama bazende insan cok derinlere girdigi zaman anlasilmadigi icin yanlizliga sürükleniyor.

Zannedersem Tanri bu yüzden birbirimizin kaderini/hayatini birbirimizi anlamamiz icin yasamamizi istiyor.Bu sekilde Tanri kendini daha iyi taniyor/ögreniyor,kendini birlestiriyor.Ve kendine daha iyi yardim edebiliyor.

Diye düsünüyorum Ve benu hep yapiyorum


Kalbinde cözülmeden kalan herşey icin sabırlı ol.Cevapları şimdi arama.Şu anda cevaplar sana verilmez,cünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın.Bu,herşeyi o an yaşama meselesidir.Şu anda soruyu yaşaman gerekiyor.Belki daha ileride,farkına bile varmadan,günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın.(Rayner Maria Rilke)

Kalbiniz temiz,gözleriniz acik olsun kardeslerim!!!Bize heryer matrix...!Hasaki Osaka

Edited by - bigsenfoni on 17/02/2017 16:24:57
Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2017 :  20:15:22  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen kartal

Paylaşımız için teşekkürler. Paylaşımınız beni umutlandırsa da eski düşüncelerim, baskın geliyor. Erdoğan AKP si yükselttiği enerjilere zıt enerjiler de yükseldiği için , ATATÜRK daha iyi anlaşılır, cumhuriyet bayramları daha coşkulu kutlanır ve kadın haklarına el birliği ile sahip çıkılır oldu. Erdoğan geçmişten beri söylediği ile yaptiği bir birine tutmuyor. Neyi yapmayacağız dedi ise bugüne kadar onu yaptı. Özel günlerde güzel konuşur. KOnuşmalar eylemi dürtüler mi diye bekleriz ama maalesef. Toplumu hep korkutarak, amigdalanın kararları ile seçimlerini yönlendiren bir lider. Sizler daha derin bilgilere sahipsiniz keşke evrimleşse ve kendini destekleyenleride o yönde yönlendirse.


Foruma hoşgeldin kartal

Aşağıdaki eleştirilerim bazı bakımlardan kırıcı gelebilir, şimdiden özür diliyorum. İnan neye inanıyorsam onu söylüyorum. Hatalar olabilir, tartışalım, örnekleri paylaşalım, uzlaşma yolunu bulmaya çalışalım.

Ben Erdoğan'ın bu ülkeye iyi geldiğine dair bazı görüşlerimi paylaşsam da, bunun ille de tek başına Erdoğan'ın şahsından veya yüksek iyi niyetlerinden kaynaklanan bir durum olduğunu iddia etmiyorum. "Etkileşimler" bazında söz konusu iyiliğin tezahür ettiğine inanıyorum. Bu etkileşimler çoğu zaman negatif görünümlü, zıtlaşma temelli oldu ama bazen zıt görünümlü kesimler arasında bir uzlaşı kültürünün oluşması doğrultusunda zayıf da olsa bazı işaretlerin oluştuğuna, oluşacağına inanıyorum.

Hala baskın durumda olan zıtlaşma temelli pozitif etkileri siz kendiniz örneklediniz. AKP'nin çeşitli icraatlerine büyük bir tepki duyan Atatürkçüler artık daha coşkulular, daha aktifler vs. Ama Atatürkçülerin pozitiflik yönünde, hak-hukuk yönünde aktif olması için Erdoğan'ın onlara ters gelen dayatmalarını beklemeye ihtiyaçları olmamalıydı. Erdoğan'dan çok öncesinden beri bu ülkede adaletsizliğin, terörün, işkencenin her türlüsü yaşanıyordu, sadece bu kadar aleni hale gelmemişti. Ben hiç Atatürkçülerin yeterince geniş bir kitle olarak bir araya gelip de şu ülkenin ciddi bir sorununu el birliğiyle çözüp topluma örnek olduklarını gördüğümü hatırlamıyorum, belki bu benim kendi algı problemlerimle ilgilidir, karşı eleştirilere, farklı görüşlere, örneklere açık ve istekliyim. Tüm toplum kesimleri gibi Atatürkçü kesim de kendi içinde epeyce yüksek oranlarda bölünmüşlük, çelişki ve yozlaşmışlık deneyimleyen bir kesimdir bence.

Bir diğer zıtlaşma temelli pozitif etki bana göre Gezi eylemleridir. Hayaldi, gerçek oldu. AKP iktidarında oldu. Erdoğan AKP'si Türkiye'ye bir Gezi hediye etti. Eğer AKP yanlış politikalarını bu kadar aleni bir şekilde dayatmasaydı, kitleleri bu derecede aptal yerine koymasaydı, Gezinin ardındaki kesimler bu derecede birlik olup böyle gurur duyulacak bir direniş ve karşı koyuş şovu yapamazlardı. Gezinin %100 sorunsuz olduğunu iddia etmiyorum, ki öyle birşey zaten mümkün değil. Genel itibariyle son derece pozitif bir karaktere sahip olduğuna inanıyorum. Erdoğan karşılaştığı sofistike bir cihazın orasını burasını kurcalayan, onunla dilediği gibi oynamaya çalışırken pek çok şeyi allak bullak eden bir çocuk gibi. Uğraştığı cihaz "devlet mekanizması". O devlet mekanizması ki on yıllardır global şeytanların ağır kontrolü altında bu ülke halkına işkence etme işlemlerinde son derece verimli bir şekilde kullanılageldi. O yüzden Erdoğan gibi bir çocuğun bir numaralı devlet yöneticisi haline gelip devletle yapbozla oynar gibi oynamasının, yarattığı çeşitli ciddi sorunlara rağmen pozitif etkilerinin fazla olduğuna inanıyorum. Çünkü Osmanlıdan beri bu halk büyük ölçüde baskıyla, işkenceyle, katliamlarla devlete Allah muamelesi yapmaya alıştırıldı ve bu durum Cumhuriyet tarihinde de çok değişmedi. Evet, Cumhuriyet umut verici bazı atılımlar yaptı ama devrim çok kısa bir süre içinde karşı-devrime dönüştü büyük ölçüde. Bizim kendi hayatımızı yönetmemizi kolaylaştırmak için kurduğumuz devlet, Global Şeytanların bize bir baskı ve işkence aleti olarak kullanılıyor çok uzun zamandır. Ve Atatürkçülüğün veya Atatürkçü tabanın da bu durum karşısında aldığı (veya almadığı) tavır-tutumlar da pek ideal sayılmaz.

O nedenle, devlet denen kurumun üzerinde bu kadar oynanabilen, orası-burası kurcalanabilen, bozulabilen, hata ve salaklıklar yapabilen bir nesne olduğunun anlaşılmasına, hatırlanmasına yardımcı olması bakımından Erdoğan AKP'sinin faydalı bir performans sergilediğine inanıyorum. Hatta bu konuda şaşırtıcı itirafları da oluyor. "Devlet olarak şu konuda hata yaptık, bu konuda hata yaptık" (Fethullah, PKK, vs) diye sayısız resmi itiraflar var. Tüm bu kurcalamalar, deneme-yanılmalar, hatalar ve itiraflar, halkın gözünde dağ haline getirilmiş olan DEVletin, olmadığı birşeymiş (Allahmış) gibi algılanma kompleksinin giderilmesi için çok faydalı bence. Ve CHP ve TSK toplumda bu kompleksin, bu marjinal korkunun meydana getirilmesine birinci dereceden hizmet etmişlerdir. AKP'yi bu kadar yükselten ve o yüksekte tutan şeyin CHP-TSK'nın devlet adına oynayageldiği faşizan role duyulan tepkiyle birinci dereceden alakalı olduğuna inanıyorum.

Zıtlığa dayalı olarak değil de, doğrudan eşgüdümlülüğe yönelik uzlaşı olasılığını ise örneğin Fethullah'ın darbe girişimi sonrasında geçici olarak da olsa gözlemlediğimize inanıyorum. Aynı darbe süreci ülkemizin açıkça faşist olan ABD devletine karşı çok uzun zaman önce almış olması gereken tavrı almasına da yardımcı oluyor bana göre. Belki kısavadede değil ama orta ve uzunvadede, Amerikan-İsrail faşizmine, daha doğrusu İlüminati faşizmine karşı direniş, bu ülke halkının gerçek manada birleşmesine yardımcı olacaktır, tıpkı Kurtuluş Savaşında olduğu gibi.

Erdoğan'ın ciddi bir çocuksu bencilliği, narsistliği var ama öyle olmasaydı, yukarıda belirttiğim "faydalı hataları" yapmazdı veya örneğin ABD'ye karşı tavır alma cesaretini gösteremezdi. AKP tabanının ciddi bir bölümü "Amerikan İslamını" kabullenmeye razı ve istekli olageldi öteden beri. Fethullah bağlantılı Davutoğlucu kesim bunun bir örneği. Eğer Erdoğan sahip olduğu çocuksuluğa sahip olmasaydı, örneğin Kılıçdaroğlu gibi "olgun" olsaydı, ABD'ye itiraz etme, çıkar çatışmasına ve hatta saldırıya maruz kalma tehlikesine hiç girmezdi, ki ABD'nin Erdoğan'dan giderek daha fazla nefret ettiğininin pek çok işaretini gördük son zamanlarda. AKP'lilerin "Allah bizi okumuşların şerrinden korusun" tarzındaki tepkisi biraz da bununla ilgili bana göre. Yani çok okuyup da Global Şeytanlığa boyun eğeceksen, "ya bu nice okumaktır" oluyor o durumda. Benim şahsen "okumuşlukla" ilgili bir endişem ve itirazım yok kesinlikle ama AKP'lilerin bu konuda yaptıkları eleştirilerin bir ölçüde de olsa haklılığı olabileceğini düşünüyorum.

Emel Müftüoğlu'nun şu eleştirisine de azımsanamayacak oranda hak verdiğimi belirtmem gerek:

Eklenti:
'Herkes biatçı'

- Ülkenin genel gündemini nasıl görüyorsunuz?


Bizdeki en büyük sorun her şeyi birbirine karıştırmak. Nerede takdir edilecek, nerede eleştirilecek bilmiyoruz. Körü körüne itaat ediyoruz. Herkes kendi seçtiği partiye biatçı. Böyle bir hayat yok ya! Ne doğru düzgün takdir edebiliyorsunuz, ne de doğru düzgün karşı çıkabiliyorsunuz. Zaten bu dengesizlik bizi mahvetti. Toplum olarak müthiş bir dengesizlik içindeyiz. Futbol fanları gibiyiz. Her şeye yanlış dediğinizde doğruya da yanlış dediğinizde zalim bir hale getiriyorsunuz.

- Demek istediğiniz Erdoğan’ı zalim yapanlar her şeye yanlış diyenler mi?

Evet. Erdoğan’ı her doğruya yanlış diyenler daha doğrusu her şeye yanlış diyenler çıldırttı. Her şeye yanlış dersen kim olsa bu kadar çığırından çıkar. Empati yapıyorum. İnsanlar delirtti onu. Yarın bütün arkadaşlarım, çevrem “Vay Erdoğan yalakası mısın?” diye yargılayacaklar. Hayır değilim.

- “Erdoğan’ı çıldırtanlar”larla empati yapar mısınız?

Sabit fikirli oldukları için böyle oluyor. Beni de onlar çıldırttılar. Bu kadar demokrasiden bahsedip de Cumhurbaşkanı’nın davetine gidenleri aşağıladıkları için ben de bu noktaya geldim. Nasıl bu kadar aşağılayıp başkalaştırabilirsin arkadaşlarını. Demek ki sen de başa gelsen, aynı zulmü taşıyan bir kalple geleceksin.

- Davete gidilir, ancak o davetlerde, sizin de dediğiniz gibi nasıl ki doğruya doğru denmesi gerekiyorsa, yanlışa da yanlış denmesi gerekmez mi? Gerektiğinde itiraz edilmez mi hiç?

Ben bir tanesine gitmiştim. İş istemek için gitme, aydınlanmak istediğin konularla ilgili git ve karşısına geç. Yetkililerin karşısına geçip çatır çatır konuşabilmek önemli.



Erdoğan'ın ruhsal anlamda "yaşlı/olgun" biri olduğunu düşünmüyorum belirttiğim gibi, çocuk ruhlu olduğuna ve iyi ki de öyle olduğuna inanıyorum. Ülkede bir halt yiyemeyen olgunlardan, yaşlılardansa, AKP'den çok öncesinden beri son derece aşağılık bir durumda olan bu ülkenin tüm resmi idare sisteminin bir çocuk tarafından tıpkı kumdan bir kale gibi yıkılmasından ve yerine yeni birşeyler yapılmaya çalışılmasından, hatalar yapılmasından, orasının burasının yıkılıp tekrar tekrar yapılmasından hoşnutluk duyuyorum. Böyle rezil, aşağılık bir işkence ve sömürü sistemi olacağına olmaz olsun. Bu ülke çok uzun zamandır, AKP'den çok daha öncesinden beri, Kurtuluş Savaşı sonrasındaki gibi bir ülke/devlet değil. Atatürk nasıl birşeyi yıkıp tekrar yaptıysa, şimdi son derece benzer nedenlerle sistemde belki daha düşük ölçekli de olsa yıkım ve tadilatlar yapılması kadar doğal birşey olamaz. Erdoğan ve çevresindekiler tabi ki tek başına ideal bir sistem kuramaz, açık açık ilan ettikleri gibi, kendi hallerine bırakılmaları durumunda temel olarak sadece kendi ideolojilerine hizmet eden aptalca bir sistem kurmaları muhtemeldir. Muhalefetin önemi de bundan kaynaklanıyor. Tamamen kafalarına göre birşey kurmalarına izin verilmemeli. İşbirliğine mecbur bırakılmalılar. Bu gerektiğinde Gezi gibi sert muhalefetle dayatılmalı ama ideal olarak her fırsatta barışçıl işbirliğinin yolları aranmalı. Bunun için de AKP'ye ve yöneticilerine körü körüne küfretme, onları tekfir etme eğilimine karşı dikkatli olunması gerekiyor. AKP yöneticilerini ve tabanını bir bütün olarak gericilikle, kötülükle ilişkilendirenler, eğer kendi ideolojilerinin, kendi kesimlerinin gericilikleriyle, kötülükleriyle ilgili hiçbir özeleştiri eğilimi göstermiyorlarsa, varsa-yoksa karşı ideolojiye saldırı üzerinden kendilerini ifade ediyorlarsa, o zaman küfür ettikleri şeyden bir farkları olmadığının da bir itirafıdır bu.

Erdoğan'ın ve destekçi kitlesinin hiçbir koşulda hiçbir uzlaşıya, hiçbir anlaşmaya yanaşmayacağı varsayımıyla hareket edenler ciddi bir yanlış yapıyorlar bence. Israrla barışın, uzlaşının, işbirliğinin yolu aranmalı. Ama evet, ciddi yanlışlar yapıldığında, o yanlışların üzerine sonuna kadar gidilmeli, gerekirse ölümüne karşı konulmalı, direnilmeli. Ama mümkün olan her durumda dostça, samimi bir şekilde işbirliği, uzlaşma, anlaşma yolu aranmalı.
Go to Top of Page

kartal


2 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/02/2017 :  00:24:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hoş Bulduk Big Senfoni ve Bozadi, emeğiniz ve fikirlerinizi paylaştığınız için teşekkürler.
Yapılan yanlışlar olmasaydı bugünler olmazdı diye düşünüyorum. Hep hükümdar ve hakim olacağını sanan ve özellikle seksen sonrası Atatürkçü gibi görünen Truva atının içindekilerle Atatürk'ün herşeyi putlaştırıldı. Anlamaktan çok ezberciliği gidildi.
Maalesef Türk halkının için de bu var, yapa yapa, deneye deneye öğrenececeğiz olgunlaşmayı.
Herşeyiyle sevmek ne güzel şifadır ve kendi yolunu bulmak için gerçekleri.
Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/02/2017 :  23:01:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Varlığını, görüşlerini ifade ettiğin için ben de sana teşekkür ediyorum kartal. Bu forumdaki herkes her konuda tıpatıp aynı şekilde düşünmüyor, hissetmiyor doğal olarak. Ama iyilik, şifa, çözüm, işbirliği yönünde ne yapabileceğimize bakmaya çalışıyoruz.

İdeal manada insanların iyilik, doğruluk, adalet doğrultusunda hissedip davranmak için hiçbir ideolojiye ihtiyaçları veya bağımlılıkları olmamalı. Ama o basit idealle aramıza epeyce mesafe konmuş gibi görünüyor. Mevcut koşullarda ideolojilerin tabi ki bir grup insanı bir araya getirme, işbirliği koşulları yaratma bakımından büyük faydaları var ama ideolojiler arası aşırı çatışma eğilimi, ki bu eğilim global şeytani güçler tarafından sonuna kadar zorlanıyor, maalesef toplumu ciddi çıkmazlara ve yıkımlara sürüklüyor. Toplumda belirli bir tabanı olan dini veya siyasi tüm ideolojilere saygı duyulmalı tabi ki ama nihai amacın ideolojik olmadığı hatırlanmalı. Amaçlar öncelikle ihtiyaçlara göre belirleniyor. Ve bu kadar çok çatışma, nefret, anlaşmazlık ve çıkışsızlık koşulları içinde ihtiyaç duyulan ve amaç haline gelmek zorunda kalan şey de doğal olarak iyiliği, doğruluğu, adaleti isteyen insanların bu doğrultuda işbirliği ve dayanışma içine girerek bunun koşullarını kendi aralarında yaratıp beslemeye, büyütmeye çalışmalarıdır.

Atatürkçüler "dinci" denebilecek kesimi bir bütün olarak tekfir etme, yani "suçlu" olarak görme eğiliminde olduklarında bu tavır çözüme hizmet etmez. Tıpkı Atatürkçü kesim içinde olduğu gibi dinci kesim içinde de pek çok vicdanlı, gerçek adalet, huzur, sevgi arayışı içinde olan insan vardır. Her ideolojik kesim içinde en olumlusundan en olumsuzuna kadar her türlü insan vardır. Kazanması gereken "ideoloji" değil, iyilik, doğruluk, adalettir. Ama nifak çıkarma üstatları olan global şeytani güçler tüm kesimleri marjinalize etme, holiganlaştırma ve birbirleriyle çatıştırma konusunda yoğun mesai yapıyorlar ve Atatürkçülüğün de tıpkı diğer tüm ideolojiler gibi putlaştırılabildiğini, holiganlaştırılabildiğini görmek zor değil senin de dikkat çektiğin gibi. Şeytanın tüm ideolojiler, tüm kesimler içinde uzantıları ve belirli bir kontrolü olduğu unutulmamalı. Kasyopyalıların dikkat çektiği gibi tüm insanlık ciddi oranlarda KH modunda, yani ego modunda yaşıyor hala. Hepimiz egoyu şu veya bu düzeyde deneyimliyoruz ve bunun başımızı sürekli belaya soktuğunu görüyoruz. Ve Şeytan var gücüyle "egoyu" şişirmeye çalışıyor. Bu egolaştırma süreci başarılı oldukça, artık ideolojinin ve ideolojik nesnelerin kendisi adaletten, sevgiden, barıştan daha öncelikli hale geliyor ve bu maalesef gerçeğe karşı ideolojik körleşme diye tanımlanabilecek bir süreç yaratıyor.

İdeolojilerin terk edilmesini savunmuyorum kesinlikle çünkü belirli toplum kesimlerinin kendi içlerinde dayanışma geliştirmelerine yardımcı oluyor ama ideolojilere aşırı bağımlı hale gelinmesi ve ideoloji egosunun tırmanması durumunda bu sefer çeşitli toplum kesimleri körü körüne birbirlerinden nefret edebilecek hale gelebiliyorlar ve bu durum barışı, adaleti, dayanışmayı, çözümü uzaklaştırıyor. Hepimizde ego var ve bundan bir anda kurtulamayız ama egoyu azaltıp gerçek huzura, güvene, mutluluğa ermek için neye güvenebileceğimizi, neyden güç alabileceğimizi araştırıyoruz, tartışıyoruz.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


574 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/02/2017 :  04:13:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"İdeal manada insanların iyilik, doğruluk, adalet doğrultusunda hissedip davranmak için hiçbir ideolojiye ihtiyaçları veya bağımlılıkları olmamalı. Ama o basit idealle aramıza epeyce mesafe konmuş gibi görünüyor." Bozadi bu sözün konuyu çok güzel özetler nitelikte :)

kartal foruma hoş geldin.. :)
Go to Top of Page

Arayis


36 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/03/2018 :  04:22:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
guzel analizlere tesekkur ederim bozadi.

erdogan dedigin niteliklerde biri ama ben tesaduflere inanmiyorum yani erdogan gibi birinin gelipte kafasina gore biseyler yapabilecegine inanmiyorum. bahsettigin herseye katiliyorum ama bunlarinda kontrollu sekilde yapildigini dusunuyorum

erdogan ummetcidir turkculugu sevmez mesela. insanlar erdoganin her ne kadar 15 temmuzdan sonra turkcu oldugunu dusunsede sarayin ana salonuna inen merdivende 16 turk devletini temsil eden savasci heykellerinin oraya konmasi daha eski bir tarihtir.

ayrica kirmizi halikarin ve toren kitasi uniformalarinin renginin turkuaza donusturulmesi daha da eskidir

demek istedigim daha ust planlari organizasyonlari (6. yogunluk gibi) saymazsak bizim gercekligimizde erdogani sevk eden organizasyonlarin oldugu acik diye dusunuyorum.

Go to Top of Page

Astre


258 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/03/2018 :  13:03:52  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kasyopyalılar, RA, Plaideslilerin de dediği gibi dersler için buradayız ve hepimiz gelişim sürecinde başkaları için/kendimiz için hata olacak/sayılabilecek şeyler yapabiliriz, bu gelişimin parçası. Önemli olan hatayı bilip kendini geliştirmek. Recep Erdoğan bence bu durumda şuan. Elbette stratejik olarak hatalarından kaynaklı bağlılıklar yaşıyor gibi geliyor (NATO Üyeliği ve ABD üstlerinin sayısı vs.) ondan dolayı şu anda aşırı kritik bir süreç var. İlerleyen zamanlarda zamanın neler getirdiğini göreceğiz, umarım ki getirdiği şeyler iyi/pozitif olur.
Go to Top of Page
   Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,3 saniyede oluşturuldu.