Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Felsefe Kulübü
 DİNLERDEN ÖZGÜRLÜK VE ÖZGÜR İSTENCİN SAVUNULMASI
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

Dionysos


148 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/02/2019 :  04:10:38  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"DİNLERDEN ÖZGÜRLÜK ÇAĞRISI VE MANİFESTOSUNA DOĞRU"

KURAN YA DA DİĞER TÜM SAYILAN KİTAPLARA KARŞI ÖZGÜR MANİFESTO

BİREYSEL KAMUSAL DİNLER YA DA BİREYSEL/KİŞİSEL (SUBJEKTİF) TANRI ANLAYIŞLARINA KARŞI AÇIK ÖZGÜR SORGULAMA BİLDİRİM VE ÇAĞRISI

ÖZGÜRLÜK VE BİREYSEL İSTENCİN SAVUNULMASI VE DUYURULMASI

KAMUSAL VİCDANA -AÇIK- ÇAĞRI GÖREV VE SÖYLEV

--------------

AÇIKLAMA

Arkadaşlar cümleler ve içerikler tekrar tekrar yenilenecek, düzenlenecek ve sentezenecek . Metni günler haftalar hatta aylar boyu düzenleyebiliriz.

Öte taraftan da "tam da budur" diyebileceğimiz bir nihai biçim alabilirsek temel başlık açılması ve isteyenin istediği bölümleri sadeleştirerek kişisel yayımı önereceğiz. Bu; bir forumdan bir başka foruma (uygun uyarlama ile) götürmekte olabilir, kitlesel bir eylem ve savunu da olabilir. Haber baskısı önereceğiz. Haberleştirme önereceğiz. Her türden yayım önereceğiz. Yurtdışı açık kaynaklı yapılabilir. Dilediği gibi istenilen alanlar çevirilebilir ve yayılabilir. İsteyen istediği yeri istediği canının işine geleceği) gibi düzenlesin (çıkarsın; atsın; bozsun; yapsın) istemediği cümleleri tek tek kaldırıpta atsın, elesin, eklesin eklemlesin hiç fark yok. Canının işine geleceği gibi yapsın.

Bunu toplu bir eylem olar açıklayıp binlerce insan aynı gün an face duvarına asabiliriz örneğin. Haber yaptırmayı başarabiliriz. Toplu bir protokol gerekiyor. Uzlaşı gerekiyor bir kaç forum da dolaşabiliriz. Kafamda bir sayı yok ancak belli sayıda insan yaparsa özgün kimliğimle bunu gerçek face duvarıma asacağım ( kavl ile). Metinde uzlaşılması gerekiyor. Başka eylemlerde düşünülebilir.

Arkadaşlar bunu kitlesel bir eylem ve girişime dönüştürmekte oldukça kararlıyız durmayın ve yardım edin derim. Fikir sunun destek açın..Nasıl yapılması gerekiyor sence? Benim sorunum bu.

DİNLER ÜSTÜ/DİNLER ÖTESİ ETİK ARAYIŞI (VE BİRLEŞİM) ÇAĞRISI
DİN VE BİREYSEL TANRI ANLAYIŞLARINI ORTAK SORGULAYIŞ ÇAĞRISI


Dinler insanlar arasında tarihin her dönemde ayrılık ve savaş sebebi olmuşlardır.

Ortadoğu halkları tabiri caizse hala karanlık çağı, orta çağı yaşamaktadır ve dünya buna açıkça seyirci ve sessiz kalmaktadır. Ortadoğu da hala din ya da milliyet ve ekonomi politik çıkar çatışmaları/kavgaları adı altında bir kutsal yer kavgası (senindi benimdi kavgası) adı altında süren bir savaş ve adeta tarihi bir kan davası hala devam ediyor.

Bizler insanlar olarak suskun olmaktan üzgünüz ya da çaresiz ve elimizden bir şey gelmez bir bekleyişten de hem üzgün hem de yorgunuz. Bir şeyler yapmak halklara seslenmek ve elimizden gelirse bu tarihi acıyı durdurmak için bir şeyler yapmak ve artık buna bir dur demek seyirci kalmamak istiyoruz.

İnsanların din anlayışları (ve milliyet ve politik anlayışları) üzerine uzunca durup düşündük ve uzun değerlendirmeler yaptık.

Tanrı anlayışından ve küresel din anlayışlarından başlamak istiyoruz.

Bir çok felsefi ve bilimsel bilgisel din karşıtı sav ve söylem olmasına rağmen din ve Tanrı fikirleri insanlığın aklını kurcalamaktadır. İnsanlığın bu konu da birleşmiş ya da ortak bir algısı ve ne yazık ki yok gibidir.
Açıkçası insanlığın bu konuda bir fikirbirliği ve uzlaşıya varması zor görülmektedir. Modern batı küreselleşme, globalleşme ve demokratikleşme adı altında kültür ihracında bulunsa da Dinin karanlığın da yaşayan halklar yine de bir ölçü de kendi kaderine bırakılmış ve terkedilmiş gibidir.
Savaşta tüm bu sürecin ağır bir cabasıdır.

İNSANLIĞA DİNLERİN AÇIK TARTIŞILMAYA ÇAĞRILMASI DAVETİ

Bu metindeki "dinler" kavramı ,öncelikle kutsallaştırıldığı varsayılan dört temel kitap sözedilişi ve din bilgisine vurgu yapmaktadır.

Din ve Tanrı düşünceleri yüzyıllarboyu insanlığın aklını kurcalamıştır.

Tanrının varlığı yokluğu konusu ya da bunun olası şüphesi her zaman (tarihler boyu) insanlığın zihnini meşgul etmiştir. İşin aslı Tanrı ve Tanrı düşüncesi insanlığın belleğinde büyük bir yer tutar.

Tanrının varlığı yokluğu nasıl araştırılabilecektir? ya da soruşturulabilir?
Akıl ve düşünce üzerinden ya da gözlemle bu kavranabilir mi ve bu sonuca erebilir miyiz? Bunu bir gerçek olarak kavrayabilir miyiz? Şüphesizce bilebilir miyiz?
Biz uygun metodoloji yöntem ile bunun mümkün olacağını öngörüyoruz .

Biz; nesnel metodoloji denilen ile öznellik ve subjektivite baskısında sıyrılarak bunun mümkün oluşunu, doğal gözlemini ve açık kavrayışının mümkün oluşunu işaretleyeceğiz ve bundan yine kendi kavrayışımızdan örnek düşüncelerle sözedeceğiz.

Aşağıda buna dair serbest önermelerimizi, bildirim ve mottolarımızdan bazılarını da sunacağız.

Ancak önce durumu/realiteyi tahlil etmemiz gerekiyor.

Bir çoğumuzun elinde doğuştan bir din var ve o din de nesiller boyu süren bir gelenek görenek olarak aileden ve toplumdan geçme-emilme bir dindir.

Dinler tarihinin tüm karanlığı incelendiğinde, neredeyse şunda hemfikiriz. Neredeyse tüm dinler, baskı, korku, tehdit, yıldırma caydırma, zorlama siyasal fetih, dinin politize savaşları, kılıç zoru,sindirme hatta köleleştirme, boyun eğdirme, zorlatma anlamıyla yayılmıştır ve adeta insanlar ele geçirilmiştir ve insanlar zorla din sahibi yapılmıştır.

İşin aslı dinlerin yayımında ve seçiminde yani geçmiş ilk benimsemesinde çok fazla serbest irade/seçim olduğunu söyleyemeyeceğiz. Bu güce boyun eğmedir, yaşamsal çıkarlarını koruma, aksini söylemeye gücü olmama, aksinin yaşamsal tehdit olması ya da başka şansı kalmamadır. Yani dinler korku, baskı ve tehditle ve bunun geçerliliğine inandırılma tabiri caizse zorla ve güçle kandırılma ile yayılmıştır. İnsanlar buna boyun eğmiştir, eğmek zorunda bırakılmıştır.

Bizler modern dünyanın, modern aklın ve vicdanın temsilcileri olarak uygar dünyanın göbeğinde yaşayan bireyler olarak, bunlardan son derece rahatsızız.

Kişisel kanaatlere saygı duyulan bir modern çağda yaşayan serbest iradeli bireyleriz/varlıklarız. Toplum bizi bu konularda töhmet altında bırakmaktadır. Bir yanımız Avrupa bir yanımız Asyadır. Bu konjonktürde yaşarken hala serbest kanaatlerimizi toplum kanaatleri ve çıkarlarıyla tam örtüştüremiyor (uyuşturamıyor) ve toplum dayatmasıyla bir şeylere karar veriyoruz ya da serbest fikirlerimizi, vicdan ve belleğimizi tam anlamda (açamıyor) ortaya koyamıyor ve savunamıyoruz çünkü kapalı gelenekçi ya da muhafazakar bir toplumda yaşıyoruz.

Biz bunun aşılması için yollar aranmasını öneriyoruz.

İşin aslı insanların bir çoğu kafası karışmış ya da korkmuş oldukları için ya da başka çaresi olmadığı için tanrıya inanmakta, tanrı konusunda tereddüt etmekte ya da işin aslı belki hiç inanmasa da inanıyor görünmekte ya da görünmek zorunda kalmaktadır/bırakılmaktadır.

Çoğu zaman ve durumda da kişiler bu kişisel gerçeği başkalarına açıklayamamaktadır. İşin aslı bu tip açıklamanın getireceği toplumsal yaşamsal zedelenme, baskı ve yafta yeme çok açıktır. Toplumdan ya da belli grupların seni anlayışından dışlanabilirsin. Zor bir yaşamı çoğu zaman kimse istemez. Susmak en kolay gelir.
Türkiye ölçeğinde bunun aksini iddia etmenin mümkün olduğunu sanmıyoruz hatta bir çok Ortadoğu ülkesinde bu kadar bile özgürlükten ne yazık ki sözedemiyoruz .
İş kaybı, sosyal çevre dışlaması-daralması, okul aile uyumsuzluğu, toplum sosyal çevre ve aile bireyleri uyumsuzluğu, varsa çocukların toplumdan dışlanması ve etiketlemesi tehdidi tehlikesi etiketi, yanlış anlama ve anlaşılmama düşüncesi gibi sorunlar vardır. Tüm bunlar baskıdır.

Kendi çocukluğumuzdan ve ilk gençliğimizden biliyoruz ki hiçbir zaman fikir ve kanaatlerimizi, kendi vicdanımızı toplum yargısını aşarak özgürce açıklamamız mümkün değildi ya da öyle hissettik ve bunun olanağını pek göremedik. Bir çok sosyal sorun içiçedir...

Biz bu sorunların aşılmasının yollarını aradık ve bunun olanağını bu sosyal sanal dünyada bulduk. Yıllaryılı forumlarda insanlarla bu konular üzerinde sohbet ettik ve uzunca tartıştık. Uygun bilgi verilip alındığında ve uygun iletişim sağlandığında ve uygun bilgilendirme yapıldığında dine karşı realitenin mümkün olduğunu, dostlar kazandığımızı ve yanılmadığımızı da gördük, gözlemledik. Yıllaryılı dinsizleşme ve deizm artışı gözlenebilir. Eminiz ki bu aratarak sürecektir..

İnsanlık adeta korkmuş, kafası karışık ve işin aslı ne? bilmediği için diğerlerinin yolundan giderek "mış gibi yapmakta"dır ve adeta biri- birileri çıksa da bu tanrı problemi çözse, bilimsel bir açıklama yapılsa ve buna taban bulunsa keşke diye beklemektedir. Böyle giderse bu bekleyiş sürecektir. Meselenin özüne inilmesi ve tam üstüne gidilmesi lazımdır. Geri durmak değil.

İnsanlık Tanrısal bilginin ve Tanrısallığın ne olduğunu bilmediği ve kestiremediği ve bunun bilgisel çıkmaz olacağını düşündüğü; kimse de doğru düzgün bir cevap olmadığını sandığı, felsefenin (bilgini bilmenin bu konuda bir referans olmayacağının sandığı ve bilimin ise bu alanla ilgilenmediğini ya da Yaratılışçılık tersi olarak bir Evrim Kuramı içerdiğini düşünmekte açıkçası Tanrı düşüncesinin tam bir çıkmaz olduğunu sanmakta bireysel vicdan da aşılmayacağını düşünmektedir.
Biz-LER hem aksini düşünüyor, gözlemliyor hem de aksine inanıyoruz.

YA VARSA ÖN KARŞI SAVUNMASI

Ya varsa?
Bir bilimsel araştırma ya da keşif cümlesi değildir. Bu bilgisel/bilimsel açık bir şüphecilik değildir. Ya Varsa, ifadesi bir korku cümlesidir ya da açıktan varsayma ve dayatmadır.
Buna hipotez denebilir ancak böylesi bir hipoteze bilimsel araştırma ve keşif konusu dayatmak mantıklı mı?
Bilim ve mantık, felsefe daha açık önermeler ile başlar sorular ile başlar ve başlamalıdır.
Varlık nedir? Nasıldır? onun içte bir dayanağı ya da başlangıçsal tabanı ve öncesi var mıdır? Olabilir mi? Varlık bir ilk varlık tarafından oluşturulmuş olabilir mi? vb. cinsinden sorular belki bilimsel ya da felsefi önermeler olabilir ancak "Ya Tanrı Varsa?" içeriği açıkçası kendi içinde bozuk bir soru-n ve belirtmedir.
"Ya yoksa" cümlesi daha pozitif, yapıcı ve sentezci bir yaklaşım ve öbürüne de yani "Ya Varsa"ya da eşittir.
Korkulu şüphecilik bilim yapamaz. Öznel safsata üretir. Bu, Öznel bilim bilgi üretir.
"Ya varsa"nın karşı savı ve diyalektiği "ya yoksa"dır. Bu ikisi bir tartı da tartıldığında hiçbiri diğerine ağır gelmez tam eşittir ve sorun tam bir çıkmaz ya da çelişki halini alır. İkileme gireriz demek.

Ya Varsa? savını yıkmak eşitlemek için Ya Yoksa savı önermesi her zaman yeterli olacaktır. Ya Varsa ve Ya Yoksa birbirine temas ettiğinde bu sorun aşılabilir.

YAZIM SÜRECİNİN DEVAMI

Bireysel (tutsak) vicdanlar özgürdür, kanaatler aşılanamaz.
Düşünce, kanaat ve vicdan açıklamak tüm dünya da açıkçası ve ne yazık ki özgür değil.
Fikir vicdan hiç özgür değil.
Bizler hapsolmuş durumdayız. Zor durumdayız. Zorlu ülkelerdeki insanlar adeta bizlerden modern dünyanın ve refahın kucağında yaşayan bizlerden duyarlılık ve yardım bekliyorlar.

Bizler fikir, vicdan ve kanaatlerimizde özgürüz. Düşünce ve duygularımızda da açık olmalıyız, özgürüz.

Tüm dünyada fikir ve vicdan açıklanması serbestleştirilmeli ve özgürleştirilmelidir. Bizler insanlar olarak birbirimize borçluyuz. Ortak dünyayı ve kaderi paylaşıyoruz. Süren sorunlar ve tarihsel acılar ortak hepimizindir. Kan ve savaşı durduramazsak er-geç kendi refahımızı tehdit edecektir.

Tersinde ise baskıcı ülkelerdeki özgürlükçü halklara açık iltica benzer haklar açıkça sağlanmalıdır. Kimi ülkeler kapılarını açmalıdır. Savaştan ve kinden ve öfkeden kaçan sığınnan halklar diğerlerince açıkça korunmalıdır. Politik bir baskıdan yılan bir insan ne yapsın_? Kendi ülkesinin karanlığını yaşayıp aşmak zorunda mıdır? O halde bu bir savaştır ve bu nedenle de insanlar ölüyor ve öldürülüyor ya da bireysel ve politik özgürlüklerin sağlanması çabasıyla açık bir savaşı ve kötü ve zorlu yaşam koşullarını da göze alıyor.

Bizler
Toplum önünde (kendi toplulumuzda dış bir ülkeye gitmeksizin de) açık ve yargılanmaksızın konuşmak konuşaiblmek ,dinin kendini de ve dini düşünce ve anlayışları da serbestçe eleştirmek istiyoruz.
Kapkara vicdan neden aydınlanmaz?

Tanrı fikirlerinin çoğunu kitle baskısı mahalle baskısı toplumsal görenekler ve sosyolojik taban dayatmakta ve bize aşılamaktadır. Bunu kabul edelim. Toplum sosyolojik bir yıkıntı olduğu için karmaşa içindeyiz bunu da kabul edelim.

Dışlama korkusuyla düşüncesini açamayan yüzbinler ve milyonlar belirsiz bir şüphecilikle aklını şüphe kemiren insanlar bir ses bekliyorlar.

Toplumlar nezdinde üst kurullar ya da uluslararası her alandan din, bilim temsilciyle bir konsey kurulmasını önerebiliriz.

Daha evrensel olduğu söylenen haklar bildirgesi insanların eşit ve özgür olup doğduğundan sözederken (ve bizler bunu varsayarken) yanılıyor, yanıltılıyoruz ya da yöneltiliyoruz

Bizler Doğa ve Varoluşa (ya da Kendi varoluşumuza) mı aidiz Tanrıya mı?
Kendi kendimize mi aidiz Tanrıya mı? Tüm varolana mı bağlıyız?

Bireysel bir Tanrıyı herşeyin (asıl) sahibi ya da yaratıcısı olan bir Üst/Üstün (İlk ve Baş) Özne ve kural koyucu olarak tayin ederken, kullar olduğumuzu ilan ve deklare edip, İnsanlık olarak belirsiz ve ortak olmayan yasalara tabi olduğumuz biliş ve belleğimize işliyoruz ve kabul ediyoruz.

Bizler doğanın (varoluşun) yasalarına mı tabiyiz Tanrının yasalarına mı? Peki bu ayrım nerede nasıl çizilecektir?_
Herkes kendi yasasına mı tabidir? Toplumsal yasalar neyi işaret eder? Din ve yasa ayrımı nerede çizilecektir? Bireysel vicdan ve kamusal vicdan ve yasa ayrımı nerede nasıl çizilecektir?

Dinler başkalarının bireysel özgürlüğüne ve (hürriyet vicdanına) egemenlik anlayışına sorumlu ve bilinçli şekilde kastetmektedir? Bunu aşağıda metinsel örneklerle açacağız.

Kendi inancımızı ve düşüncelerimizi (kendimizle sınırlamayarak) başkalarına dayattığımız an da başkalarının yaşam alanına giriyoruz ve bu başlıyor. Buna toplum olmak deniyor. İçiçe yaşamak deniyor.

Dini inancımızı ve kişisel fikrimizi kendimizle sınırlamadığımız an da başkalarının hak alanına giriyoruz.
Benim Tanrım seni de yaratmıştır (ve ya da senin de sahibindir) ifadesinin altında bile bu hak ihlali (açıktan) vardır ve yatar.

Yani bunu yaparak, kendi bilişselliğimizi başkalarına dayatarak onların özgürlüğüne de açık el uzatıyoruz.
Yüzyıllar ve binyıllar bunun savaşı ve Din savaşları ile doludur.

Avrupa da bir Rönesans ve Aydınlanma Çağı getiren ,Uzak Batı da ya da Kuzey Amerika da bir Evrensel Haklar Beyannamesi yazdıran refleksler bu tarihsel çıkmazlar ve karanlık değil midir? Yani Bireysel Tanrısal Toplumsal hakimiyet arzusunun ve çıkar savaşının tekrarı sonucu büyük acıların tekrar tekrar deneyimlenmesi değil midir?

Bireysel bir Tanrıyı herşeyin üstündeki ve varlığın asıl sahibi ilan ve deklare ederken, kendi kulluğumuzu onaylıyoruz.
Kulluk demek kölelik demektir. Adını değiştirmeye gerek yoktur. Bu bireysel kulluktur ve kul olana dair bir cümledir, ikilemdir ya da seçimdir. Kul olanla sınırlı kalmalıdır.

İNANCA SAYGI DENENİN İÇ ELEŞTİRMESİ

Kişi kendinin ya da Bireysel Tanrısının başkalarına da dayattığı an da savaş başlar gelişir. İradenin savaşı. Üstünlük savaşı.

Kişi kendi Bireysel düşünce ve inancının diğerlerinin üstünde de (hakim) olduğunu/olacağını iddia etmektedir.
Bu hem Bireysel hem Tanrısal bir fetih ve yönetim arzusunun sonucudur ve ikilemidir. Kişisel özgürlük ile sınırlı değildir. Hak ihlalidir. Açıktan bireysel hak ihlalidir. Dinsel ve bireysel yayılmacılıktır.

Kişi kendi egemen Tanrısını ve bilişini diğerlerine de dayatarak (Kendi ya da Tanrısı adına) diğerleri üzerinde de hak ve egemenlik ya da otorite talep etmektedir.
Kişisel Tanrısı üzerinden diğerleri üzerinde hak ve egemenlik talep edilmektedir ve bu kişisel saldırı yansımaktadır. Bireyin yayılmacılığının işaretidir.

Bireysel bir Tanrının diğer bireylere de egemenliği iddiası onların egemenlik haklarına, özlük haklarına ve birey oluşuna, kendi düşüncesine ve bireysel çıkarlarına karşı da açık bir saygısızlık ve kişiyi töhmet zan altında bırakmadır. . Varlığa açık bir tehdittir.
Bu açık savaş ilanıdır. Saldırganlık ilanıdır.
Dövüş sebebidir. Tarih bunun yıkımlarıyla doludur.
Bunun savunusunu veriyoruz.o halde.

Egemenlik bireyin hakkıysa bireyde kalmalıdır. Bireyin seçimi ve kişisel hakları, özgürlüğü (özgür istenci ve idaresi) açık bir yasa ise başka bir bireyin kendi Tanrısının tüm varoluşu kuşattığı varsayımı üzerinden onu da yönettiği/yöneteceği iddiası açık bir saldırganlık hak ve özgürlük ihlali olacaktır/belirtecektir.

Diğer bir bireye Tanrı dayatmak onun egemenlik alanına müdahaledir, müdahale anlamı taşır özgürlüğe kasıttır.

Kişi kendi kulluğunu onarken başkalarının kul olup olmamasına (kulluk düşüncesi taşıyıp taşımadığına) karışamaz yönelemez. Aksi, kişisel özgürlüğe ve yaşamsal haklara kasıttır/savaştır.
Birey Tanrı Birey Tanrıdır. Tanrı ile Birey arasındadır. Tıpkı Sahip ve Köle arasında kalacağı gibi bu ilişki sınırlanmalıdır. Kişi kendi Tanrısını başkalarına dayatamaz. Benim Tanrım senin üzerindedir, senin de sahibindir, yaratıcındır demek ve bunu dayatmak bile açık hak ve özgürlük ihlali belirtir ve işaretler. Bireysel kulluğu taşan bir yaklaşımdır. Kişini kendiyle sınırlı değildir.

Bireysel bir Tanrıyı herşeye üstün merkezi istenç ilan ederken ya da tüm varlığın yaratıcısı olarak işaretlerken karanlıkta bir ışık/yön ve asılsız bir dayanak arıyoruz.
Çünkü boşluktaki kayıplarız, yitik hafızalarız.

İşi aslı insanlık karanlıkta kaybolmuş ışık arayan yol yön arayan bir yolcuya benzemektedir.

Evrensel bilgi ve bilişsellik herşeyin üstündedir.
Evren tüm nesnelerin nedenidir ve tüm hepsini kapsar. Evren bir bütündür. Bütün olarak kendidir.

Bireysel vicdanda bireysel bir Tanrıyı herşeyin üstündeki bir güç olarak nitelerken kendimizden ve birbirimizden ve diğerlerimizden çalıyor ve hem birbirimizden hem de gerçeklerden kaçıyoruz.
Bunu yaparak;
İnsanlığın ortak ve birlikte kaderini yadsıyarak, insanlığın sorunlarını ve bunların çözümünü göksel, dışsal idaresel bir hamiye havale ediyoruz. Güç ve hazır reçeteler yaşama bilgisi için de dileniyoruz. Korku ile travmatize ediliyoruz.

Bilgi göksel bir olgu değildir. Heryana dağılır ,herşeyin/heryanın içinde vardır ve herşeye (eşit ortak) yayılır/dağılır.
İşin aslı bilgi her yerde ve herşeydedir.

İnsanlık kendi iplerini eline almalıdır. Kendi bilgisini, yaşamını, toplumun kurmalı ve düzenlemelidir.
Dinler bunun üzerinde tehdit unsurlarıdır, baskı unsurlarıdır, töhmet unsurlarıdır. Bireysel vicdanın açık olarak kamusal vicdana dayatılmasıdır. Yani kişiyi aşan dinler (bir Din ve dinsel vicdan) varolduğu sürece insanlık barış ve huzur bulamayacak.

Dinler korku sebebi olmuşlardır.

Bireysel vicdandaki bir Tanrıyı kitlesel vicdana dayatırken başkalarının özgürlük alanına giriyor ve özgürlüklerinden sömürüyor/çalıyoruz.
Bu benim bireye indirgenmiş inancım anlamına gelmiyor. Çünkü onu diğerlerinin üzerine de töhmet olarak dayatıyorum.

Benim (Bireysel) Tanrım/göksel hamim (senin inanç, duygu ve düşüncelerinin de üzerindedir dendiği an da, bireysel istencim sizlerin üzerindedir demektir.
Bireysel sınırı aşar tehdit haline gelir ve "neye inanırsan inan! ben ve Tanrım haklıyım" seninle savaşacağız der, demektedir.
Karşı tarafın inanç ve düşünce çemberine saygı değil saygısızlıktır ve müdahaledir. Bireysel istencini başkalarına dayatmaktır.
Bu asıl inanca ve karşı düşüncelere saygısızlıktır.

Bireyse haklar ve özgürlükler tanınmalıdır. Din devletleri dünya için tehdittir.

Özgürler özgürler olarak tanınmalıdır. Kullar kullar olarak ayrılmalıdır, kendini tanımlamalıdır.

Hiç bir varlığın himayesine girmemiş varlık, doğa karşısında ve kendi varlığı karşısında özgürdür. Biliş seviyesinde ilke ya da ilk gerçek olması gereken budur. Gözlem budur.

Sahiplik Kulluk ilişkisi bu kulluğu benimseyenin kendi sorunudur ve kendi sorunu olmalıdır. Bireysel çıkarı amacı ve kişisel sorunudur. Kendi dairesiyle sınırlıdır ve sınırlanmalıdır. Kişi kişisel Tanrısının başkaları üzerinde hak sahipliğini ve egemenliğini iddia ettiği an da kaos başlar. Bunun ınırı iyi belirlenmelidir.

Din ya da kulluk Bireysel iradeyi taştığında yani kişisel Tanrının diğer ve başka bireyler üzerinde de egemenliği sanısı ilan edildiğinde bu bireysel İnanç felan değildir. Politik bir din yaymadır, inanç yaymadır, başkalarının görüşüne karışmadır, özgürlük yıkıcılıktır, kendini yaymadır.

Benim Tanrım senin üzerinde egemen ya da egemenlik kolluyor demek başkalarının idaresine kasıttır. Ben senin ya da Tanrım senin başına da buyruk ve musallat demektir. Bir açık saldırı savaş ve güç ilanıdır.

"Birey Tanrı" birey vicdanında kalmalıdır. Birey vicdanına hapsedilmeli. Toplumsal alana dayatılamaz. Dayatıldığı an da kaçınılmaz bir savaş, çatışma ve kaos başlar/nedenidir.
Bunun dayatımı kesin olarak net bir biçimde düşüncelere açık saygısızlıktır, saldırganlıktır.

Bir kişi diğerlerinin üzerinde de güç ve otorite sahibi (egemen) Tanrısından bahsederken diğerlerinin hakimiyetinden, güç ve kontrol planlarından da aynı an da sözediyor olur. Belirtilen amaç fetihçilik ve kontrolcülüktür.

Bireysel Tanrı bireysel alanda kalmalıdır. Bireysel inanç yanız kişinin kendi ile sınırlı olarak kendi kendine dayatabildiği/diretebildiği bir inanç olmalıdır. Bundan ötesi bireysel inanç değil bakın diğerlerinin üzerine uzanan bir hakimiyet ve otorite düşüncesi taşımaktadır ve bireysel inancı ne yazık ki aşar.

Bir kişi diğerlerinin üzerinde de güç ve otorite sahibi (egemen) Tanrısından bahsederken onun özgürlüğünden de çalıyor (çalmaya kalkıyor) ona adeta onun özgürlüğüne kastediyor demektir. Bu kabul edilemez. Bu açık varlıksal tehdittir giderilmelidir.
Özkorunum ve özsavunma gereği karşı taraf bilgilendirilmeli yönlendirilmeli ve kişi kendini bu saldırıdan savunmalıdır/korumalıdır.

Burada bunu yapıyoruz:

Belirtilen şey yani Birey Tanrıyı Kamusal Vicdana ve herkese dayatım (Kendini dayatmak ya da Tanrısını dayatmak olarak) açık olarak bireyin yaşam haklarına ve alanına kastetmek, tecavüz etmektir yaşamsal savunulmalıdır.
Çünkü egemen bir düşünce zorla dayatılmaktadır.Baskıcı fetihçi bir anlayış yayılmacı olarak dayatılmakta ve Kulluk ve kölelik yani özgürlüğün defi izafi politik dayatılmaktadır.

Bu inanırsan inan sorunu değildir. Bu ben öyle inanıyorum sorunu da değildir. Bu Politik bir kandırmaca ve aldatmacadır ve güce sığınan politik bir yaptırım ve politik bir aldatmadan öteye varamaz, varamayacaktır.

Tanrı birey vicdanına hapsedilmeli. Kimse kendi Birey Tanrısının başkaları üzerinde egemen ilan edemez. Birey Tanrısının başkaları üzerinde töhmeti ve egemenliğin iddia ve ilan edemez. Bu apaçık sömürücülüktür. Başkalarının özgürlüğüne kasıttır.

Kulluk kişi ile sahibi arasındadır.ve orada kalmalıdır. Aksi iddia edildiğinde kişi kendi Tanrısının Özgürlük iddia ve ilan edenler üzerinde hakimiyetini dayattığında kendi saldırganlığını özgürlük düşmanlığını ve fetihçiliğini de ifşa ve ifade edecektir.

YAZIMIN DEVAMI NİTELİĞİNDE

Bireysel vicdanda Üstün bir Tanrıyı onaylarken kendi küçüklüğümüzü ilan ediyoruz. Kendi doğallığımızı, varlıkla varoluşla içiçeliğimizi yadsıyoruz.

İnsanlık; İnsanlık çatısı altında birleşmelidir. Tanrı değil, göksel varlıklar değil.
Ya da insanlık tümvaroluşun bir nüvesi olma ve tüm varoluştan olma sıradan beşer anlayışında birleşmeli ve toplanmalıdır.

Doğadaki hayvanlar gibi doğanın bir üyesiyiz. Seçkin varlıklar değiliz. Üst ve üstün varlıklar değiliz. Dinsel değerler aksini söylemektedir ve bizi çatıştırmaktadır. Bu apaçık açıktır.

Din karşısında savunu ve reddiyeler yapılmalı ve genişletilmelidir.
Dini yayılmacılık durdurulamzsa son sonuçta herkesi ve herşeyi fethetme yönetme anlamı ve ardı taşır.

Bireysel vicdanda herşeye üstün bir varlığı onaylarken, Tanrılar olmaya da kalkıyor çabalıyoruz. Güç istencine doğru yol alıyoruz. İşin aslı varoluş bu değildir. Varoluş bölüşüktür. Tüm varolanların ortak malıdır.

Bireysel vicdanda, insanlığın ve "serbest doğalılık"ın üstünde bir Üstün Başvarlığı, Başyapıcı özne olarak tayin ederken ve bunu bireysel vicdanda onaylarken ve bunu kitlesel vicdana ve diğerlerine açıkça dayatırken de aciz kullarının kimini seçip ayırarak cehennemde tutuşturan bir Tanrıyı onaylayarak özgürlükle ve özgürler olmakla ve eşit haklara sahip olmakla çeliştiriliyoruz.

Tanrı karşısındaki kullar anlayışı özgür olmak değildir.

Yanacak olanların eşitliği ve adaleti nerede?
Her olasılıkta birilerinin yakılacağı kesin tayin edilmiş ve yakılacağı kesin belli olarak ve bu da tabi ki herşeyi bilen Tanrıca bilinerek yaratılmış bir varlığın Tanrı vicdanında katında adaleti nerede?
Cehennem anlayışı kötü bir anlayıştır. İnsanlık fikrine ve vicdanına nasıl sığar ve bu nasıl onaylanır biz artık anlamıyoruz. Kimse bizden böyle bir dini onaylamamızı bekleyemez beklememelidir. Bu insancadır.

Tanrı demek kullar demektir, sahip olana göre köle iye olmak ve acizler demektir, düşmüş acuzeler toplumu demektir .

Tanrı demek kendi üzerinde başkasının hak sahipliğini ve bilinç üstünlüğünü kabul etmektir. Kendi varoluşsal dayanağından ve haklarından hatta kendinin kendine (ya da tüm varolana) ait ve sahipliğinden vazgeçmektir.
Tanrı düşüncesi özgür ve serbest doğayı açıktan yadsımaktır.

Öznel Tanrı; başka bir varlığa ,kendinden üstün görülen bir bağım ve bağımlılık ya da bağlanma isteği kuşanmak vb. demektir.
Özgürlüğün yadsınması ve iklemidir. Serbest oluşu yadsımaktır. Doğal serbestliği yadsımaktadır.

Tanrı demek; kişinin kendi doğal bağlarını ve varolana bağımını, doğa ve varoluştan (kendi varoluşundan da) kopararak suçu kurgulsal bir Üst Özneye atmak demektir.

Tanrı varoluşma bağını özgür açık doğa ve tüm olandan yani varoluşun kendinden kopararak içte bulunan ayrı bir İç-Özne bularak o Özneye dayatmak demektir

Bu da özgür olmayanlar demektir. Bilinçsizler, belleksizler, başkasına (başka varoluşsal özneye ait ve tabi olanlar, belleğini başkasına ipoteklemişler, kaptırmışlar demektir.

Dinler kaos sebebi olmuşlardır. Tüm tarih boyunca insan acılarının ve yıkımların en büyük sebeplerinden ve politik dayanaklarında da biridir. bu gerçek inkar edilemez.

Dinler acı ve savaş sebebi olmuşlardır.

Dinler bölünme ve ayrılık sebebi olmuşlardır

Tanrı demek kendi varlığı dışında Varlık ya da "Varlıklar himaye eden bir Varlıktan", "bir bilinç ve düşünce merkezinden" emir ve kontrol almak ve başka bir bilinçli varlığa koşulsuz bir itaat demektir. Tabiri caizse doğaya göre evcil hayvan sahipliği gibidir.
Belirtilen düşünce özgürlük anlayışıyla başlı başına, taban tabana zıttır.

Kullar olmak; Sahip'e, Efendi'ye ve ya da Tanrı'sına göre özgür olmayan alt bilinçli düşük varlıklılığın onanmasıdır

Bizler özgürüz. Tersi değiliz: Özgür doğaya ait bilinçli serbestleriz. Özgür varlıklarız. Kaynağımız varoluştur..
Nedensiz varoluş. Kendi kaynaksız olan ve (kendi kaynağından yoksun) "olmak" durumu ve varoluş yine kendinin nedeni/dayanağıdır.

Bundan ötesini bilmiyoruz ve bilemeyiz. Varyasımsal bir Tanrı düşüncesiyle insan aklıyla ve düşünce sesleriyle duyumsallaştırılmış kitaplarla Tanrı uydurmamalıyız.

Serbest iradenin nesnel öznel doğal kaynağı/dayanağı yine doğadır ve varoluştur.

Küresel çapta, Bireysel özgür ve eşitlikçi yaşamların sağlanması için (nitelikli) hiç bir toplumsal güvence ve sosyal anlaşma yoktur ya da üst bağlam yoktur. Uluslararası anlaşmalar insana hakları koruma konusunda yetersizdir. Bunu imzalayan devletler bu konuda saygılı değiller.
Biz bu anlaşmaları imzalayan ortak devletleri de Uluslarası birleşime ve hukuk sorgusuna ve bunu uygulamayan devletlere açık bildiri verilmesine ve gerekirse hukuksal uygun yaptırımlarda bulunma birleşimine çağırıyoruz.

Kaldı ki dini anlayış ve Tanrı Sahipliği bunların önünde bir engel ve settir.

İşin aslı sosyal anlaşmalar yapısız ve çürük ve bozuktur.
Derhal terkedilmeliler. İnsanlık yeni ortak amaç ve anlaşmalar etrafında birleşmelidir. Sosyal değerler yeniden yazılmalıdır ve senkronize edilmelidir. Savaşların ve ortak acıların durdurulması için çözümler üretilmelidir. Güç boyun eğilmesi değil durdurulması ve engellenmesi gereken olacaktır.

Devlet kuramları/aygıtları bir avuç elitin elinde kalmış, sıkışmış, daralmış, azınlığın ve orantısız gücün çoğunluğa tahakkümünü sağlayan aygıtlara dönüşmüş, yapısız ve bozuk kurumlardır. Uluslarası hukuk ve yaptırımlar son derece yetersizdir. Dünyanın bir kısmı başka hayat bir kısmı başka hayat yaşamaktadır. Göç ve iltica sorunları had safhadadır. İnsalık buna dur demelidir.

Din devletleri tamamen karanlık toplumsal yapıları simgelerler.

Din insanlığın başına çöreklenmiş bir veba ve beladan ibarettir

Toplumlar tamamen ezik sömürüsel kastlarla doludur

Tanrıyı onaylayan, seçen, vicdanlar dürüst ve içten değiller ve (kendilerine dönüp bakmalılar ve sormalılar biz kimiz?) yanılıyorlar ve doğayı yeterince incelemediler ve gözlemlemediler.

Kurumsallaştırılmış dinler yıkılmalıdır ve tarihe gömülmelidir. İnsanlık bu kara lekeyi alnından ancak böyle temizleyebilir.

Yeryüzünde onanmış/tanınmış hiçbir din devleti kalmamalıdır. Bu yine insanlığın kendisi için bir iç tehdittir ve töhmet unsurudur.
Din birey vicdanına acilen sıkıştırılmalıdır. Din devleti adında bir devlet tanınamaz.

Dinler üstünlükten, ayrılıktan, seçilmişlerden ve seçilmişlikten/özellikten sözetmektir.

Özellik üstünlük vb. kavramlar tamamen yadsınmalıdır. Nesnel indirgeme de hiç bir varlık özel diğerinden başka türlü ve farklı değildir.

Öznel indirgemeler kendi subjektivitesini içerir (içinde taşır -dayatır- ve adı üstünde özneldir) ve bilimsel bilgisel değildir. İstemseldir, öyle olmasını ummadır. İnançsaldır. Erekseldir.

Tanrı öznel ve subjektif bir alan olarak nesneye dayatılamaz ya da özne olarak ve özne kalarak nesneye indirgenemez. Ya da eğer indirgeniyorsa tüm nesneninde kendidir. Eğer Tanrının özne ya da yine kendi olarak nesneye indirgeneceğinden ya da tüm nesneye eşit olacağından da sözedeceksek tüm varlığın Tanrı olduğundan sözetmeliydik.

Diğer durumda Tanrının bir maddesi/nesnesi ve kendisi olmadığından yani yokluğundan sözedeceğiz.

Diğer durumda varolan maddelerin Tanrı olmadığından ve Tanrıdan başka oluşundan ,Tanrı ile bağsız oluşundan ya da Tanrı tafarından bilinmeyeşinden sözederiz.

Nesne eğer özne olarakta kendi nesnesini temsil ediyorsa yine "TümVarlık Tanrıcı" bir indirgemeden sözetmeliydik

Varlığı Varlığa Aşkın ve dışrak güç sahibi olarak nitelenen Tanrı anlamsızdır.

Yokluk indirgemeleri Var'a göre anti denklemi kurularak yapılmalıdır. (Mutlak varlık olmaksızın) Mutlak yokluğa varlık indirgenemez.

Varlık başlama zeminine çekilemez.
Başlama hatası varlığı başı sonu ve ucu olan bir doğru düzlem gibi düşünmeye/hapsetmeye dayalı bir düşünüş hatası ve bir soyutlama yanlışıdır. Başlayan herşey bitmeye muhtaçtır.

Varlık ne ilk kez ne den son kez başlayamaz ve bitemez . Bu olanın doğasına terstir.

İlk başlangıç en son bitişle her zaman eşittir. Bu anlamsızıdr. Filozofik olarak bu düşünce çürük, temelsiz ve eğretidir. Öngörüsüz hiç bir anlamı yok. Düşünce temelinde yok.Aksini söyleyenler bilmiyorlar ve öğrenmediler. Henüz yeterince göremiyorlar bunu kabul etmeliler. Büyük sözü dinlemeyi öğrenmeliler. Görene ve bilgiye büyüğe saygı göstermeyi öğrenmeliler.

Dinler yıkılmalıdır. Tersi insanlığın ve barışın, birarada dürüst yaşamın tersini tartışmak olacaktır. Tersi sömürüyü tartışmak olacaktır.

Dinler insancıl değiller. Barışçıl değiller. Birbirine düşmüş, düşürülmüş bir dünyayı ve insanlığı simgeliyorlar.

İnsan yakmakla bizleri tehdit eden bir Tanrıya boyun eğmemeliyiz. Güce boyun eğmemeliyiz.
Yine bilgilenmeksizin böyle bir durumu onayan hariç diğerlerine ısrar ve zorla dayatan vicdan uzun ve orta vade de açıkça insanlık düşmanı ilan edilmelidir.

Dinsel metinlerin Sümer tabletlerine kadar dayandırıldığını artık net olarak biliyoruz ve tarihin gözleri önündedir. Bilimsel objektif soruşturma ve araştırmalar yapılmalı paylaşılmalı ve bunların sonuçları beklenmelidir.

Mitolojik incelemeler bize göstermektedir ki; din konusu tam bir muamma, bulmaca ve açmaz gibi görülür ancak ancak iyi bakılırsa objektif/nesnel çözümleri de mevcuttur.
Bir çok alternatif çözümleme kuram mevcuttur ve artık gözler önündedir.

Kimi kuramcılar Uzaylı Antik Astronot gibi Uzaylı Yarı-Tanrı teorileri de üretmişlerdir ve bu kavramlar yine tarihsel incelemelerden beslenir.

İşin aslı mitler, eski metinler, mitolojiler hatta kutsal kitap sayılanların incelenmesinden açıkça görüyoruz ki uzaylı güçlü varlıklar ve bunların dünyayı ziyareti ve sömürgeye uğratması olasılığı ve savı güçlü dayanaklara ve yeterli öngürüye sahip bir yaklaşımdır.

Kutsal kitaplar gökten kızgın ateşlerle büyük kentlerin yıkıldığından ve insanların dil ve belleklerinin tanrılar tarafından kuşatılıp ayrıldığından sözeder. Hangi aklı başında Tanrı bunu yapar? Ben insan aklımla beni aşan bir varlığı önerir ve onaylarken bekleyeceğimiz merhamet bu mu?

Bunu onaylayan ve sorgulamayan bir vicdanı bir yerden sonra biz artık kendi vicdanımızda insanlığa sığdıramayacağımızı belirtmeliyiz.

Kutsal sayılan ve sanılan açık kitaplar dış dünyadan gelen Melek ve Tanrı adı alan varlıkların yine dış dünyadan 3- 4 metrelik başka türler getirerek insanlarla genetik eşleştirme ve melezleme çalışması yaptığından da sözediyor değil mi?

Kutsal sayılan ve sanılan açık kitaplar dış dünyadan gelen Melek ve Tanrı adı alan kimi varlıkların yine kentler yıktığından, çok köpürüp kızdığından (ve çoğul olduklarından) sözediyor mu?

Tevrat'ın Babil'den bakan Tanrıları çoğul mudur? Tekil midir?
Rab mıdır? Rablar mıdır?

Cehennem literatürünün tümden toptan din düşüncesinden acil çıkarılması yapısız dinsel kurumların lağvedilmesi gerekmektedir. Cehennem hangi insan aklına ve vicdanına sığar. Bireysel vicdan da bunu kendi başına ve kendi tekelinde onaylayan bir insanı belki anlayabilirdik oysa bu diğerlerimize de dayatılmaktadır.

Dinsel tüm kurumlar töhmet yuvalarıdır. İnsanların zihinlerini esir ve köle ederler.

Din kuramları dayanaksızdır ya da nesnel dayanaktan yoksundur ( ve dayanaksızdır.)

Nesne kendinin sebebi olarak indirgendiğinde hareket ve dönüşüm bulunur/buluruz ya da içsel yasalarından sözetmeliyiz.

Nesnel geçerlilik ve görüm/bakış nesnenin özne ve kendi olarak görünümlerini ve bilişlerini sentezlemeye yeterlidir.

Bilinç madde ve madde bilinçtir. Tersi değildir. Aynıdır. Özne nesne ,nesne öznedir.

Bunun dışında tarihin en eski dinleri ve dinsel metinleri olan Uzakdoğu metinleri ve öğretileri, Ortadoğu dinlerinin dinsel çelişkilerinin bir çoğunu barındırmaz. Oldukça barışçıl, insancıl ve Hümanisttir. Doğu yollarının pek çoğu tanrıyı onaylamaz varlığı Brahmancı bir doğa kavramında birleştirir. Uzakdoğu gizemciliğinde Panteizm ve TümVarlıkçılık izleri mevcuttur. Sufi yolu da benzer biçimde TümVarlıkTanrıcı olup benzer açıklamalar yapmaya girişildiğinde ilgilileri katledilmiş ve susturulmuştur.

Bizler aciz kullarını Cehennemle sınayan bir Tanrının kulu olma düşüncesini açık ve net olarak reddediyoruz.
Bunu felsefi, düşünsel, filozofik, bilgisel ve kavrayışsal ya da tarihsel açık objektif nesnel dayanakları artık mevcuttur.

Tanrı düşüncesi kara kapkara bir vicdandır.

Bu düşünceyi kabul eden insanları açık ve net sorguya ve bilgilenmeye ve öğrenişe davet ediyoruz.çağrıyoruz.

Sana ya da bize cehennem buyuran bir Tanrının senin vicdanın da olması ve onaylanması benim içinde bir lekedir ve karanlıktır.

Dinler karanlık ve baskı getirmiştir, korku sebebi olmuşlardır.

Ölüm ötesi korkusu ile tehdit ve travma edilen varlık güçsüzdür, dengesizdir.

Ölüm için uygun kavram ve belirtme doğanın /olanın ( izafi) hareketi ve geçişleridir.

İnsan doğum ölümlerinin çiçeklerin doğum ölümlerinden bir farkı yok. Doğaya ve tüm olana dair görünümlerdir.
İşin aslı çok derine inersek ben benim (şimdi bu zamandaki bu beden ve benden ibaretim) belirlemesi filozofik sosyolojik olarak hatalıdır. Ben olanım, ben varlığım, ben diğerlerine (diğer şeylere de) dair bir içeriğim . Ben tüm doğada ve evrende kapsanırım ve tüm olandanım gibi belirlemelere yürürüz.

İşin aslı ne ölüm vardır ne doğum vardır. Doğa da bir denge, kendi yapısalında bir oluşsallık vardır. Olan hareketsel dönengelerle devam eder, sürer, sonsuzdur, açmazdır.
Tüm bunlar doğal görünümler ve çatışkılardır. İnsan doğuş ölüşleri güneşin doğuş batışları gibidir ve sıradandır/görünümseldir.

Çok kurcalamak bizi hiçbir şey yapmaz. Tüm olanın eki yapıyor.

Ölüm sonrası ve ölüm ötesi korkuları yenilip yıkılıp atılmalıdır. İnsan doğmaz ölmez. Başlamaz bitmez, doğadaki herşey gibidir.

İnsan zihni bilinmezliğe hapsedilemelidir. Enerji her daim devirdaimseldir.Mutlaksaldır.

Varlık olan hepimiziz ve her şeydir

BİZİM KAYNAĞIMIZ VAROLUŞTUR.

Başka dayanak kendi dayanağından yoksundur.

Bilişe indirgendinde ya da bilişsel indirgendiğinde ve çözümlenip soyutlandığında
Tanrı ile aynı temel probleme/paradoksa dayandırılan varlıklarız.

Tanrıyı varedeceği varsayılan koşullar ve koşullsallık biz herşeyi de kendini de varedebilir.

Tanrıyı varedeceği (ya da doğal biçimde içinde barındıracağı varsayılan koşullar ve koşullsallık Tanrısızca ve Tanrı barındırmadan da kendinin sebebi olabilir. İşin açıkçası Tanrı bir dayatmadır öyle kalmalıdır ve bilinmelidir. Bu görüşsel sentezdir. Algısaldır.
Tersi kronik bir subjektif yanılgı ve dayatma olacak. Bilişsellik tersi.

Tanrıyla tamamen aynı nesnel ve dayanaklara sahibiz.indirgeniriz.

Tanrıyla tamamen aynı ve birebir açmaz ve aynısal nesnel ve dayanaklara sahibiz.

Tanrıyla tamamen aynı nesnel ve geçerli /kendinden dayanaklara sahibiz.

Tüm bilimsel akılsal vicdani inceleme ve dayanaklar bize göstermiştir ki Tanrı tamamen asılsızdır . Asılsız dayanaksız bir varsayımdır ve bundan öte gidemez. Nesnel değildir. Nesnel bir öneri değildir. Nesnel bir geçerliliği yoktur. Hiç bir geçerliliği yoktur kılınamaz.

Tanrı seçmek sahip iye seçmektir. Tanrı sahip benimsemektir bundan öte gidemez yaslanamaz, yaslandırılamaz, yaslandırılamayacaktır

Tanrı tamamen öznel bir alandır bilimlerin ve bilişlerin, belleklerin konusu yordamı değildir. Araştırma keşif konusu hiç değildir ve olmayacaktır. Nesnel bir neden dayanak yoktur. Objektif araştırma dayanağında yoksundur.
Buna dair geçerli hiçbir açık nesnel objektif neden öne sürülemez. Çürütülmesine de gerek yoktur ve kalmayacaktır

Felsefe Tanrıcılık değildir. Bilişlerin konusudur.-alanıdır.
Felsefe ve bilişsellik ile Doğacı ve Tüm Varlık Tanrıcı Panteizm vb. anlamı dışında tü mvarlığı kapsamayan/kuatmayan ve ele almayan hiç bir "Bireysel /Bireyci Tanrı" düşünümü ve bunun onayı asla yanyana getirilmemelidir.

(Öznel) Tanrı dayatmak öznel bir varsayımdan ve subjektif bir telaştan öte gidemez.
Nesnel Tanrı kendidir. Tüm olanın kendidir.
Öznel Tanrı bölümnleniyor ve tüm olandan soyutlanıp ayrı bir varlık olarak içe (içte merkezde ya da bilinmeye nbi zman mekan konumda varlık dışı bir soyutlama olarak) hapsediliyor bu mümkün değil. Ya Tanrı herşeyi kapsar ve içerir ya herşey Tanrıyı kapsar ve içerir-barındırır. Tersi olanaksızdır. Tanrı demeye de olanaksızdır.
Öznel bölümleme ve soyutlama (içe ve dışa atma onun varlıktan soyutma/koparma ayırma hatasıdır ve) Tanrının Tanrı olmadığını iddia eder/belirtir ya da Tanrının varlığını çelişkiye götürür.

Tanrılar tüm varoluştur. Tüm varolandır.
Kaynak kendinin kaynağı ve nedeni olarak kaynaksızdır.
ve kendinin kaynağı ve nedeni olarak döngüye girer.

Kaynak demek içte, (görüşte bilişte düşücnede) belirlenen, belirtilen ve işaretlenen bir kavramsal saptamadır.

Kaynak asılsızdır. İçte saptanan belirlenen bir kavramdır ve metodolojidir. Dışsal bir belirleme imkansızdır, metotsuzdur, Asılsızdır

Doğada başlangıç yok. Tersi anlamsız mümkünsüz. Bunun tersini tartışmak delilere göre bir iş..

Tanrı sanılanlar göksel nesnelerdir ya da ileri gidenlerdir büyük çoğunlukla insanlıkla teması olan göksel varlıklardır.

Tanrı saymacılık ve sanmacılık bundan ve kendine hami seçmekten benimsemekten ve sahip iye edinmekten öte gitmeyecektir .

İnsanlık Tanrılara muhtaç değildir. Bilgi, bilim ve bilinç tüm evrendedir/evrenseldir ve herkese dağılır.

İnsanlar kendi kaderini kendi tayin edecektir.
Etmelidir.

MUTLAK VARLIK BAŞLANGIÇ VARLIĞI

Üstün Üst özne olarak dayatılan Tanrı mantıklı bir fikir değildir. Nesnel kapsamda Varlık kendini içermelidir. Eğer Tanrı tek varlıksa herşeyi ve kendini içermelidir.
Eğer Tanrı tek varlıksa herşeyi kendinde içermelidir

Tanrının tek varlık olarak soyutlandığı bir başlangıç düzleminde tüm olan tanrı olmalı ve olan her şey Tanrı olmalı ve tanrıyı içermelidir. Tanrı da orda herşeyi içermeli. Yani Tanrıdan başak olamaz. Bundan sonra ne oluyor? Ben sen nasıl Tanrıdan başka olabiliyoruz?
Yani tanrı bir şey yaratmak üretmek için bile bir anti alan kullanamaz
Kendi var sadece salt kendi. Yoklukta kendi orda varlıkta kendi
kendinden başka varlık/varlığı yoktur.

Kaldı ki zamansız başlangıçsız bir varlık için başlangıç zaman ve yaratma ve eylemin başlatılması gibi eylem durum soyutlamaları hatalıdır

Başlangıç belirtmesine yerleştirilen Tanrı (hatalı ve bozuk bir saptama çünkü başlangıcın kendi hatalı ancak) her açıdan anlamsızdır ve mantık dışıdır. İlk ve tek varlık olan Tanrı kendi başkası ve antisi yokken çoğalabilir mi? bölünebilir mi?
Bu durumda varlıkta herhangi nesneyi Tanrıdan ayırmak ( (Başlangıçta da) Tanrı olmayan şeyler olduğunu) yine Tanrının yok olduğunu iddia etmek olacaktır.

Tanrının mutlak ve tek ve salt varlık olacağı durumda ilelebet tüm varolacaklar da Tanrı olarak işaretlenebilir. Diğeri Tanrıdan başka varlık öne sürmek, Tanrının saltlığını bozmak, Tanrının zamanı ve biçimini sınırlamak olacaktır.
Mutlaklar kendini işaret eder, değişemez ya da kendi içinde başkasızca varolabilir.

Tek salt mutlak varlık olan şeyin antisi yine kendisi ya da kendi yokluğudur/tekliğidir. İlelebet Tanrıdan başka olanlardan sözedilemeyecektir. Sözetmek anlamsız olacaktır.
Bu durumda;
Yaratma olarak sözedilenden Tanrının bölümlenmesi ya da yine Tanrının kendi içinde değişimi ve hareketi olarak sözedilmesi makuldür.

Tanrının Mutlak ve Salt olduğu düzlemde Tanrıdan başka olanlardan sözetmek yok olanlardan sözetmek olacaktır.

--
KOLAY;
YA DA BASİT

Madem cehennem var ya da yok ancak madem insanlar olarak birleşelim fikir birliği yapalım ve ya hepberaber yanalım ya da kimse yanmasın. Belki de Tanrının sınavı budur.

Kendi vicdanınız sınayın dürüstçe sınayın bakalım sınavı/testi geçebiliyor musunuz?
Ya ben seni sınıyorsam tam şimdi bunu yazarak ve yazarken ben senin insanlığını sınıyorsam ve bir Tanrı yoksa ve senin insalığını sınıyorsak_?

Göksel bilinmeyen bir kurama inanmakla iyi günlere inanan bir kaç güzel insana inanıp inanmamak ve güvenip güvenip arasında çeliştiriliyorsunuz buyrun...

Peygamberler fiolozoflarsa böyle yazsınlardı.
Açıkçası gerçeklerse delirmişlerdir ya da gerçek sanmışlar.
Eğer politik izafi aldatmacalar ve geçmiş çürük çarık bilgiler değilse kişi/kişiler yanılmıştır. Öyle sanmıştır. Kişi Tanrının sesini duydum duyuyorum sanabilir .
Bu onun yanılgısıdır. Bu yanılgıya başkalarını da hapsetmeye gerek yok.
Açıkçası Biz ve bir çok başka insan da benzer dönemler geçirmiştir ve atlatmıştır.
Bir çok insan;
Tanrı sesini duyduğunu sanma, kendini özel sanma ve peygamber seçilmiş görevli sanma hülasaları atlatmıştır, geçirmiştir.
Hala bunu sananlar var deli diye hastaneye yatırılıyor ya da internette bir avuç insana yazıyor. Hemen kimse peygamber diye peşinden gitmiyor
İyi şeyler bildirse bile.

ORTADOĞU DA ŞURDA BURDA BİR İNSAN ACI ÇEKERKEN BEN MUTLU OLMAK ZORUDNA DEĞİLİM
BUNU ŞİMDİ BEN SÖYLÜYORUM
ORDA BURDA BİR İNSAN AÇ AÇIKKEN BEN TOK OLMAK ...
BUNU ŞİMDİ BEN SÖYLÜYORUM
İnsanlığımdan utanırım
Bunu durdurana kadar da utanacağız.utanacağım...ç

....


Bizler bu metni yazan düşünce grubu ve odağı olarak birleşmeci bir çabayla bu yazım sürecini yürüttük.

Biz Evrensel ortak değerlere ve birlikte beraber birarada yaşamaya canı gönülden inanıyoruz
Barış, kardeşlik ,insan hakları gibi değerleri kutsallaştırıyor ya da bizi bir arada tutan/kılan değerler olarak bunları -pozitif- üstleştiriyoruz/yasalaştırıyoruz.
Yasalar bizi bir arada tutar ve bizi yasa yönetmelidir. Yasaya tabi olmalıyız. Tanrıya değil. Yasa herkesi bağlamalı.
Sonsuzluğa inanıyoruz.
Zorunluluğa ve zorunluluğun gücünün bizi bir arada tuttuğuna ve dayanışmaya ve bilime, bilmeye ve bilişmeye ;iyi günlere ve ortak vicdana inanıyoruz ve güveniyoruz.
Bağlılığı yadsımıyoruz.

YARDIM VE ÖNERİ 1 DİNLER ÜSTÜ KONSEY

Küresel olarak; din, bilim felsefe ve tarih vb. gibi alanlardan birleşen uzmanlardan oluşan bir üst konsey/kurul vb. toplanması örgütlenmesi ve insanlık adına geniş çapta araştırma keşif sürdürmesi ve olabildiğine atışmadan dürüst tartışarak bunu insanlığa duyurması ve
Yeryüzündeki her tür bilginin bir araya ve ortaya konularak her fikre savunma hakkı verilerek insanlık adına geniş uzlaşı tartışması ve forumları sürdürülmesini öneriyoruz.
Hatta bunu canlı ve naklen yapılması da kayıtlanması da sağlanabilir.
Bir dinler üst konseyi ve dinlerden özgürlük çağrısı grubu konseyi kurulabilir.
Ancak antik savlar dahil eşit savlanmalıdır; eşit temsil görmelidir.
Örneğin, Tesit, Atesit, Deist, Pantesit, Agnostik Dış Uzaycı , Uzaylı Tanrıcı

Tersinde ise;
Ya da kuracağımız dinden özgürlükçü, karşı bilgici bir gruba karşı diğerleri kendilerini açıkça savunsunlar

YILLAR SÜRSE BİLE

--------------------
OLASI YARDIM YA DA SAVUNU VE YARDIMLAŞMA ÖRNEĞİ; OLASILIĞI 2:

Yeryüzünde yayımlanmakta olan ve gelecekle iletişim olduğu da apaçık açıkça belirtilen bir metince tüm varoluşun varolan herşeye ortak sahip olduğu mutlakçı bir iye Tanrı olmadığı belirtilip onaylanmaktadır.
İnsanlık, Halklar ya da Hükümet, Birey ve Toplum Temsilcileri nezdinde toplanarak ,tanıkların korunması ve sürecin bilimsel yetkin gözlemi ışığında bilimsel bir deney ve toplu tanıklıkla bilimsel bir İNSANLIK CELSESİ yapılmasını olmasını öneriyoruz.

[...]

-----------------
-Devam ediyor ve edecek-
https://www.youtube.com/watch?v=vDWdG8QVsNA

Edited by - Dionysos on 24/02/2019 16:02:03

Dionysos


148 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/02/2019 :  15:45:23  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Arkadalar konuyu ve içeriği yukarıdaki biçimde eklendiğim için üzgünüm

(Yukarıdaki metnin hemen hızlıca ve kabaca bir okunabilir hale getirilmiş ilk biçimidir. Üzerinde tekrar çalışılacaktır.)

DİNLER ÜSTÜ/DİNLER ÖTESİ ETİK ARAYIŞI (VE BİRLEŞİM) ÇAĞRISI
DİN VE BİREYSEL TANRI ANLAYIŞLARINI ORTAK SORGULAYIŞ ÇAĞRISI


Dinler insanlar arasında tarihin her dönemde ayrılık ve savaş sebebi olmuşlardır.

Ortadoğu halkları tabiri caizse hala karanlık çağı, orta çağı yaşamaktadır ve dünya buna açıkça seyirci ve sessiz kalmaktadır. Ortadoğu da hala din ya da milliyet ve ekonomi politik çıkar çatışmaları/kavgaları adı altında bir kutsal yer kavgası (senindi benimdi kavgası) adı altında süren bir savaş ve adeta tarihi bir kan davası hala devam ediyor.

Bizler insanlar olarak suskun olmaktan üzgünüz ya da çaresiz ve elimizden bir şey gelmez bir bekleyişten de hem üzgün hem de yorgunuz. Bir şeyler yapmak halklara seslenmek ve elimizden gelirse bu tarihi acıyı durdurmak için bir şeyler yapmak ve artık buna bir dur demek seyirci kalmamak istiyoruz.

İnsanların din anlayışları (ve milliyet ve politik anlayışları) üzerine uzunca durup düşündük ve uzun değerlendirmeler yaptık.

Tanrı anlayışından ve küresel din anlayışlarından başlamak istiyoruz.

Bir çok felsefi ve bilimsel bilgisel din karşıtı sav ve söylem olmasına rağmen din ve Tanrı fikirleri insanlığın aklını kurcalamaktadır. İnsanlığın bu konu da birleşmiş ya da ortak bir algısı ve ne yazık ki yok gibidir.
Açıkçası insanlığın bu konuda bir fikirbirliği ve uzlaşıya varması zor görülmektedir. Modern batı küreselleşme, globalleşme ve demokratikleşme adı altında kültür ihracında bulunsa da Dinin karanlığın da yaşayan halklar yine de bir ölçü de kendi kaderine bırakılmış ve terkedilmiş gibidir.
Savaşta tüm bu sürecin ağır bir cabasıdır.

İNSANLIĞA DİNLERİN AÇIK TARTIŞILMAYA ÇAĞRILMASI DAVETİ

Bu metindeki "dinler" kavramı ,öncelikle kutsallaştırıldığı varsayılan dört temel kitap sözedilişi ve din bilgisine vurgu yapmaktadır.

Din ve Tanrı düşünceleri yüzyıllarboyu insanlığın aklını kurcalamıştır.

Tanrının varlığı yokluğu konusu ya da bunun olası şüphesi her zaman (tarihler boyu) insanlığın zihnini meşgul etmiştir. İşin aslı Tanrı ve Tanrı düşüncesi insanlığın belleğinde büyük bir yer tutar.

Tanrının varlığı yokluğu nasıl araştırılabilecektir? ya da soruşturulabilir?
Akıl ve düşünce üzerinden ya da gözlemle bu kavranabilir mi ve bu sonuca erebilir miyiz? Bunu bir gerçek olarak kavrayabilir miyiz? Şüphesizce bilebilir miyiz?
Biz uygun metodoloji yöntem ile bunun mümkün olacağını öngörüyoruz .

Biz; nesnel metodoloji denilen ile öznellik ve subjektivite baskısında sıyrılarak bunun mümkün oluşunu, doğal gözlemini ve açık kavrayışının mümkün oluşunu işaretleyeceğiz ve bundan yine kendi kavrayışımızdan örnek düşüncelerle sözedeceğiz.

Aşağıda buna dair serbest önermelerimizi, bildirim ve mottolarımızdan bazılarını da sunacağız.

Ancak önce durumu/realiteyi tahlil etmemiz gerekiyor.

Bir çoğumuzun elinde doğuştan bir din var ve o din de nesiller boyu süren bir gelenek görenek olarak aileden ve toplumdan geçme-emilme bir dindir.

Dinler tarihinin tüm karanlığı incelendiğinde, neredeyse şunda hemfikiriz. Neredeyse tüm dinler, baskı, korku, tehdit, yıldırma caydırma, zorlama siyasal fetih, dinin politize savaşları, kılıç zoru,sindirme hatta köleleştirme, boyun eğdirme, zorlatma anlamıyla yayılmıştır ve adeta insanlar ele geçirilmiştir ve insanlar zorla din sahibi yapılmıştır.

İşin aslı dinlerin yayımında ve seçiminde yani geçmiş ilk benimsemesinde çok fazla serbest irade/seçim olduğunu söyleyemeyeceğiz. Bu güce boyun eğmedir, yaşamsal çıkarlarını koruma, aksini söylemeye gücü olmama, aksinin yaşamsal tehdit olması ya da başka şansı kalmamadır. Yani dinler korku, baskı ve tehditle ve bunun geçerliliğine inandırılma tabiri caizse zorla ve güçle kandırılma ile yayılmıştır. İnsanlar buna boyun eğmiştir, eğmek zorunda bırakılmıştır.

Bizler modern dünyanın, modern aklın ve vicdanın temsilcileri olarak uygar dünyanın göbeğinde yaşayan bireyler olarak, bunlardan son derece rahatsızız.

Kişisel kanaatlere saygı duyulan bir modern çağda yaşayan serbest iradeli bireyleriz/varlıklarız. Toplum bizi bu konularda töhmet altında bırakmaktadır. Bir yanımız Avrupa bir yanımız Asyadır. Bu konjonktürde yaşarken hala serbest kanaatlerimizi toplum kanaatleri ve çıkarlarıyla tam örtüştüremiyor (uyuşturamıyor) ve toplum dayatmasıyla bir şeylere karar veriyoruz ya da serbest fikirlerimizi, vicdan ve belleğimizi tam anlamda (açamıyor) ortaya koyamıyor ve savunamıyoruz çünkü kapalı gelenekçi ya da muhafazakar bir toplumda yaşıyoruz.

Biz bunun aşılması için yollar aranmasını öneriyoruz.

İşin aslı insanların bir çoğu kafası karışmış ya da korkmuş oldukları için ya da başka çaresi olmadığı için tanrıya inanmakta, tanrı konusunda tereddüt etmekte ya da işin aslı belki hiç inanmasa da inanıyor görünmekte ya da görünmek zorunda kalmaktadır/bırakılmaktadır.

Çoğu zaman ve durumda da kişiler bu kişisel gerçeği başkalarına açıklayamamaktadır. İşin aslı bu tip açıklamanın getireceği toplumsal yaşamsal zedelenme, baskı ve yafta yeme çok açıktır. Toplumdan ya da belli grupların seni anlayışından dışlanabilirsin. Zor bir yaşamı çoğu zaman kimse istemez. Susmak en kolay gelir.
Türkiye ölçeğinde bunun aksini iddia etmenin mümkün olduğunu sanmıyoruz hatta bir çok Ortadoğu ülkesinde bu kadar bile özgürlükten ne yazık ki sözedemiyoruz .
İş kaybı, sosyal çevre dışlaması-daralması, okul aile uyumsuzluğu, toplum sosyal çevre ve aile bireyleri uyumsuzluğu, varsa çocukların toplumdan dışlanması ve etiketlemesi tehdidi tehlikesi etiketi, yanlış anlama ve anlaşılmama düşüncesi gibi sorunlar vardır. Tüm bunlar baskıdır.

Kendi çocukluğumuzdan ve ilk gençliğimizden biliyoruz ki hiçbir zaman fikir ve kanaatlerimizi, kendi vicdanımızı toplum yargısını aşarak özgürce açıklamamız mümkün değildi ya da öyle hissettik ve bunun olanağını pek göremedik. Bir çok sosyal sorun içiçedir...

Biz bu sorunların aşılmasının yollarını aradık ve bunun olanağını bu sosyal sanal dünyada bulduk. Yıllaryılı forumlarda insanlarla bu konular üzerinde sohbet ettik ve uzunca tartıştık. Uygun bilgi verilip alındığında ve uygun iletişim sağlandığında ve uygun bilgilendirme yapıldığında dine karşı realitenin mümkün olduğunu, dostlar kazandığımızı ve yanılmadığımızı da gördük, gözlemledik. Yıllaryılı dinsizleşme ve deizm artışı gözlenebilir. Eminiz ki bu aratarak sürecektir..

İnsanlık adeta korkmuş, kafası karışık ve işin aslı ne? bilmediği için diğerlerinin yolundan giderek "mış gibi yapmakta"dır ve adeta biri- birileri çıksa da bu tanrı problemi çözse, bilimsel bir açıklama yapılsa ve buna taban bulunsa keşke diye beklemektedir. Böyle giderse bu bekleyiş sürecektir. Meselenin özüne inilmesi ve tam üstüne gidilmesi lazımdır. Geri durmak değil.

İnsanlık Tanrısal bilginin ve Tanrısallığın ne olduğunu bilmediği ve kestiremediği ve bunun bilgisel çıkmaz olacağını düşündüğü; kimse de doğru düzgün bir cevap olmadığını sandığı, felsefenin (bilgini bilmenin bu konuda bir referans olmayacağının sandığı ve bilimin ise bu alanla ilgilenmediğini ya da Yaratılışçılık tersi olarak bir Evrim Kuramı içerdiğini düşünmekte açıkçası Tanrı düşüncesinin tam bir çıkmaz olduğunu sanmakta bireysel vicdan da aşılmayacağını düşünmektedir.
Biz-LER hem aksini düşünüyor, gözlemliyor hem de aksine inanıyoruz.

YA VARSA ÖN KARŞI SAVUNMASI

Ya varsa?
Bir bilimsel araştırma ya da keşif cümlesi değildir. Bu bilgisel/bilimsel açık bir şüphecilik değildir. Ya Varsa, ifadesi bir korku cümlesidir ya da açıktan varsayma ve dayatmadır.
Buna hipotez denebilir ancak böylesi bir hipoteze bilimsel araştırma ve keşif konusu dayatmak mantıklı mı?
Bilim ve mantık, felsefe daha açık önermeler ile başlar sorular ile başlar ve başlamalıdır.
Varlık nedir? Nasıldır? onun içte bir dayanağı ya da başlangıçsal tabanı ve öncesi var mıdır? Olabilir mi? Varlık bir ilk varlık tarafından oluşturulmuş olabilir mi? vb. cinsinden sorular belki bilimsel ya da felsefi önermeler olabilir ancak "Ya Tanrı Varsa?" içeriği açıkçası kendi içinde bozuk bir soru-n ve belirtmedir.
"Ya yoksa" cümlesi daha pozitif, yapıcı ve sentezci bir yaklaşım ve öbürüne de yani "Ya Varsa"ya da eşittir.
Korkulu şüphecilik bilim yapamaz. Öznel safsata üretir. Bu, Öznel bilim bilgi üretir.
"Ya varsa"nın karşı savı ve diyalektiği "ya yoksa"dır. Bu ikisi bir tartı da tartıldığında hiçbiri diğerine ağır gelmez tam eşittir ve sorun tam bir çıkmaz ya da çelişki halini alır. İkileme gireriz demek.

Ya Varsa? savını yıkmak eşitlemek için Ya Yoksa savı önermesi her zaman yeterli olacaktır. Ya Varsa ve Ya Yoksa birbirine temas ettiğinde bu sorun aşılabilir.

YAZIM SÜRECİNİN DEVAMI

Bireysel (tutsak) vicdanlar özgürdür, kanaatler aşılanamaz.
Düşünce, kanaat ve vicdan açıklamak tüm dünya da açıkçası ve ne yazık ki özgür değil.
Fikir vicdan hiç özgür değil.
Bizler hapsolmuş durumdayız. Zor durumdayız. Zorlu ülkelerdeki insanlar adeta bizlerden modern dünyanın ve refahın kucağında yaşayan bizlerden duyarlılık ve yardım bekliyorlar.

Bizler fikir, vicdan ve kanaatlerimizde özgürüz. Düşünce ve duygularımızda da açık olmalıyız, özgürüz.

Tüm dünyada fikir ve vicdan açıklanması serbestleştirilmeli ve özgürleştirilmelidir. Bizler insanlar olarak birbirimize borçluyuz. Ortak dünyayı ve kaderi paylaşıyoruz. Süren sorunlar ve tarihsel acılar ortak hepimizindir. Kan ve savaşı durduramazsak er-geç kendi refahımızı tehdit edecektir.

Tersinde ise baskıcı ülkelerdeki özgürlükçü halklara açık iltica benzer haklar açıkça sağlanmalıdır. Kimi ülkeler kapılarını açmalıdır. Savaştan ve kinden ve öfkeden kaçan sığınnan halklar diğerlerince açıkça korunmalıdır. Politik bir baskıdan yılan bir insan ne yapsın_? Kendi ülkesinin karanlığını yaşayıp aşmak zorunda mıdır? O halde bu bir savaştır ve bu nedenle de insanlar ölüyor ve öldürülüyor ya da bireysel ve politik özgürlüklerin sağlanması çabasıyla açık bir savaşı ve kötü ve zorlu yaşam koşullarını da göze alıyor.

Bizler
Toplum önünde (kendi toplulumuzda dış bir ülkeye gitmeksizin de) açık ve yargılanmaksızın konuşmak konuşaiblmek ,dinin kendini de ve dini düşünce ve anlayışları da serbestçe eleştirmek istiyoruz.
Kapkara vicdan neden aydınlanmaz?

Tanrı fikirlerinin çoğunu kitle baskısı mahalle baskısı toplumsal görenekler ve sosyolojik taban dayatmakta ve bize aşılamaktadır. Bunu kabul edelim. Toplum sosyolojik bir yıkıntı olduğu için karmaşa içindeyiz bunu da kabul edelim.

Dışlama korkusuyla düşüncesini açamayan yüzbinler ve milyonlar belirsiz bir şüphecilikle aklını şüphe kemiren insanlar bir ses bekliyorlar.

Toplumlar nezdinde üst kurullar ya da uluslararası her alandan din, bilim temsilciyle bir konsey kurulmasını önerebiliriz.

Daha evrensel olduğu söylenen haklar bildirgesi insanların eşit ve özgür olup doğduğundan sözederken (ve bizler bunu varsayarken) yanılıyor, yanıltılıyoruz ya da yöneltiliyoruz

Bizler Doğa ve Varoluşa (ya da Kendi varoluşumuza) mı aidiz Tanrıya mı?
Kendi kendimize mi aidiz Tanrıya mı? Tüm varolana mı bağlıyız?

Bireysel bir Tanrıyı herşeyin (asıl) sahibi ya da yaratıcısı olan bir Üst/Üstün (İlk ve Baş) Özne ve kural koyucu olarak tayin ederken, kullar olduğumuzu ilan ve deklare edip, İnsanlık olarak belirsiz ve ortak olmayan yasalara tabi olduğumuz biliş ve belleğimize işliyoruz ve kabul ediyoruz.

Bizler doğanın (varoluşun) yasalarına mı tabiyiz Tanrının yasalarına mı? Peki bu ayrım nerede nasıl çizilecektir?_
Herkes kendi yasasına mı tabidir? Toplumsal yasalar neyi işaret eder? Din ve yasa ayrımı nerede çizilecektir? Bireysel vicdan ve kamusal vicdan ve yasa ayrımı nerede nasıl çizilecektir?

Dinler başkalarının bireysel özgürlüğüne ve (hürriyet vicdanına) egemenlik anlayışına sorumlu ve bilinçli şekilde kastetmektedir? Bunu aşağıda metinsel örneklerle açacağız.

Kendi inancımızı ve düşüncelerimizi (kendimizle sınırlamayarak) başkalarına dayattığımız an da başkalarının yaşam alanına giriyoruz ve bu başlıyor. Buna toplum olmak deniyor. İçiçe yaşamak deniyor.

Dini inancımızı ve kişisel fikrimizi kendimizle sınırlamadığımız an da başkalarının hak alanına giriyoruz.
Benim Tanrım seni de yaratmıştır (ve ya da senin de sahibindir) ifadesinin altında bile bu hak ihlali (açıktan) vardır ve yatar.

Yani bunu yaparak, kendi bilişselliğimizi başkalarına dayatarak onların özgürlüğüne de açık el uzatıyoruz.
Yüzyıllar ve binyıllar bunun savaşı ve Din savaşları ile doludur.

Avrupa da bir Rönesans ve Aydınlanma Çağı getiren ,Uzak Batı da ya da Kuzey Amerika da bir Evrensel Haklar Beyannamesi yazdıran refleksler bu tarihsel çıkmazlar ve karanlık değil midir? Yani Bireysel Tanrısal Toplumsal hakimiyet arzusunun ve çıkar savaşının tekrarı sonucu büyük acıların tekrar tekrar deneyimlenmesi değil midir?

Bireysel bir Tanrıyı herşeyin üstündeki ve varlığın asıl sahibi ilan ve deklare ederken, kendi kulluğumuzu onaylıyoruz.
Kulluk demek kölelik demektir. Adını değiştirmeye gerek yoktur. Bu bireysel kulluktur ve kul olana dair bir cümledir, ikilemdir ya da seçimdir. Kul olanla sınırlı kalmalıdır.

İNANCA SAYGI DENENİN İÇ ELEŞTİRMESİ

Kişi kendinin ya da Bireysel Tanrısının başkalarına da dayattığı an da savaş başlar gelişir. İradenin savaşı. Üstünlük savaşı.

Kişi kendi Bireysel düşünce ve inancının diğerlerinin üstünde de (hakim) olduğunu/olacağını iddia etmektedir.
Bu hem Bireysel hem Tanrısal bir fetih ve yönetim arzusunun sonucudur ve ikilemidir. Kişisel özgürlük ile sınırlı değildir. Hak ihlalidir. Açıktan bireysel hak ihlalidir. Dinsel ve bireysel yayılmacılıktır.

Kişi kendi egemen Tanrısını ve bilişini diğerlerine de dayatarak (Kendi ya da Tanrısı adına) diğerleri üzerinde de hak ve egemenlik ya da otorite talep etmektedir.
Kişisel Tanrısı üzerinden diğerleri üzerinde hak ve egemenlik talep edilmektedir ve bu kişisel saldırı yansımaktadır. Bireyin yayılmacılığının işaretidir.

Bireysel bir Tanrının diğer bireylere de egemenliği iddiası onların egemenlik haklarına, özlük haklarına ve birey oluşuna, kendi düşüncesine ve bireysel çıkarlarına karşı da açık bir saygısızlık ve kişiyi töhmet zan altında bırakmadır. . Varlığa açık bir tehdittir.
Bu açık savaş ilanıdır. Saldırganlık ilanıdır.
Dövüş sebebidir. Tarih bunun yıkımlarıyla doludur.
Bunun savunusunu veriyoruz.o halde.

Egemenlik bireyin hakkıysa bireyde kalmalıdır. Bireyin seçimi ve kişisel hakları, özgürlüğü (özgür istenci ve idaresi) açık bir yasa ise başka bir bireyin kendi Tanrısının tüm varoluşu kuşattığı varsayımı üzerinden onu da yönettiği/yöneteceği iddiası açık bir saldırganlık hak ve özgürlük ihlali olacaktır/belirtecektir.

Diğer bir bireye Tanrı dayatmak onun egemenlik alanına müdahaledir, müdahale anlamı taşır özgürlüğe kasıttır.

Kişi kendi kulluğunu onarken başkalarının kul olup olmamasına (kulluk düşüncesi taşıyıp taşımadığına) karışamaz yönelemez. Aksi, kişisel özgürlüğe ve yaşamsal haklara kasıttır/savaştır.
Birey Tanrı Birey Tanrıdır. Tanrı ile Birey arasındadır. Tıpkı Sahip ve Köle arasında kalacağı gibi bu ilişki sınırlanmalıdır. Kişi kendi Tanrısını başkalarına dayatamaz. Benim Tanrım senin üzerindedir, senin de sahibindir, yaratıcındır demek ve bunu dayatmak bile açık hak ve özgürlük ihlali belirtir ve işaretler. Bireysel kulluğu taşan bir yaklaşımdır. Kişini kendiyle sınırlı değildir.

Bireysel bir Tanrıyı herşeye üstün merkezi istenç ilan ederken ya da tüm varlığın yaratıcısı olarak işaretlerken karanlıkta bir ışık/yön ve asılsız bir dayanak arıyoruz.
Çünkü boşluktaki kayıplarız, yitik hafızalarız.

İşi aslı insanlık karanlıkta kaybolmuş ışık arayan yol yön arayan bir yolcuya benzemektedir.

Evrensel bilgi ve bilişsellik herşeyin üstündedir.
Evren tüm nesnelerin nedenidir ve tüm hepsini kapsar. Evren bir bütündür. Bütün olarak kendidir.

Bireysel vicdanda bireysel bir Tanrıyı herşeyin üstündeki bir güç olarak nitelerken kendimizden ve birbirimizden ve diğerlerimizden çalıyor ve hem birbirimizden hem de gerçeklerden kaçıyoruz.
Bunu yaparak;
İnsanlığın ortak ve birlikte kaderini yadsıyarak, insanlığın sorunlarını ve bunların çözümünü göksel, dışsal idaresel bir hamiye havale ediyoruz. Güç ve hazır reçeteler yaşama bilgisi için de dileniyoruz. Korku ile travmatize ediliyoruz.

Bilgi göksel bir olgu değildir. Heryana dağılır ,herşeyin/heryanın içinde vardır ve herşeye (eşit ortak) yayılır/dağılır.
İşin aslı bilgi her yerde ve herşeydedir.

İnsanlık kendi iplerini eline almalıdır. Kendi bilgisini, yaşamını, toplumun kurmalı ve düzenlemelidir.
Dinler bunun üzerinde tehdit unsurlarıdır, baskı unsurlarıdır, töhmet unsurlarıdır. Bireysel vicdanın açık olarak kamusal vicdana dayatılmasıdır. Yani kişiyi aşan dinler (bir Din ve dinsel vicdan) varolduğu sürece insanlık barış ve huzur bulamayacak.

Dinler korku sebebi olmuşlardır.

Bireysel vicdandaki bir Tanrıyı kitlesel vicdana dayatırken başkalarının özgürlük alanına giriyor ve özgürlüklerinden sömürüyor/çalıyoruz.
Bu benim bireye indirgenmiş inancım anlamına gelmiyor. Çünkü onu diğerlerinin üzerine de töhmet olarak dayatıyorum.

Benim (Bireysel) Tanrım/göksel hamim (senin inanç, duygu ve düşüncelerinin de üzerindedir dendiği an da, bireysel istencim sizlerin üzerindedir demektir.
Bireysel sınırı aşar tehdit haline gelir ve "neye inanırsan inan! ben ve Tanrım haklıyım" seninle savaşacağız der, demektedir.
Karşı tarafın inanç ve düşünce çemberine saygı değil saygısızlıktır ve müdahaledir. Bireysel istencini başkalarına dayatmaktır.
Bu asıl inanca ve karşı düşüncelere saygısızlıktır.

Bireyse haklar ve özgürlükler tanınmalıdır. Din devletleri dünya için tehdittir.

Özgürler özgürler olarak tanınmalıdır. Kullar kullar olarak ayrılmalıdır, kendini tanımlamalıdır.

Hiç bir varlığın himayesine girmemiş varlık, doğa karşısında ve kendi varlığı karşısında özgürdür. Biliş seviyesinde ilke ya da ilk gerçek olması gereken budur. Gözlem budur.

Sahiplik Kulluk ilişkisi bu kulluğu benimseyenin kendi sorunudur ve kendi sorunu olmalıdır. Bireysel çıkarı amacı ve kişisel sorunudur. Kendi dairesiyle sınırlıdır ve sınırlanmalıdır. Kişi kişisel Tanrısının başkaları üzerinde hak sahipliğini ve egemenliğini iddia ettiği an da kaos başlar. Bunun ınırı iyi belirlenmelidir.

Din ya da kulluk Bireysel iradeyi taştığında yani kişisel Tanrının diğer ve başka bireyler üzerinde de egemenliği sanısı ilan edildiğinde bu bireysel İnanç felan değildir. Politik bir din yaymadır, inanç yaymadır, başkalarının görüşüne karışmadır, özgürlük yıkıcılıktır, kendini yaymadır.

Benim Tanrım senin üzerinde egemen ya da egemenlik kolluyor demek başkalarının idaresine kasıttır. Ben senin ya da Tanrım senin başına da buyruk ve musallat demektir. Bir açık saldırı savaş ve güç ilanıdır.

"Birey Tanrı" birey vicdanında kalmalıdır. Birey vicdanına hapsedilmeli. Toplumsal alana dayatılamaz. Dayatıldığı an da kaçınılmaz bir savaş, çatışma ve kaos başlar/nedenidir.
Bunun dayatımı kesin olarak net bir biçimde düşüncelere açık saygısızlıktır, saldırganlıktır.

Bir kişi diğerlerinin üzerinde de güç ve otorite sahibi (egemen) Tanrısından bahsederken diğerlerinin hakimiyetinden, güç ve kontrol planlarından da aynı an da sözediyor olur. Belirtilen amaç fetihçilik ve kontrolcülüktür.

Bireysel Tanrı bireysel alanda kalmalıdır. Bireysel inanç yanız kişinin kendi ile sınırlı olarak kendi kendine dayatabildiği/diretebildiği bir inanç olmalıdır. Bundan ötesi bireysel inanç değil bakın diğerlerinin üzerine uzanan bir hakimiyet ve otorite düşüncesi taşımaktadır ve bireysel inancı ne yazık ki aşar.

Bir kişi diğerlerinin üzerinde de güç ve otorite sahibi (egemen) Tanrısından bahsederken onun özgürlüğünden de çalıyor (çalmaya kalkıyor) ona adeta onun özgürlüğüne kastediyor demektir. Bu kabul edilemez. Bu açık varlıksal tehdittir giderilmelidir.
Özkorunum ve özsavunma gereği karşı taraf bilgilendirilmeli yönlendirilmeli ve kişi kendini bu saldırıdan savunmalıdır/korumalıdır.

Burada bunu yapıyoruz:

Belirtilen şey yani Birey Tanrıyı Kamusal Vicdana ve herkese dayatım (Kendini dayatmak ya da Tanrısını dayatmak olarak) açık olarak bireyin yaşam haklarına ve alanına kastetmek, tecavüz etmektir yaşamsal savunulmalıdır.
Çünkü egemen bir düşünce zorla dayatılmaktadır.Baskıcı fetihçi bir anlayış yayılmacı olarak dayatılmakta ve Kulluk ve kölelik yani özgürlüğün defi izafi politik dayatılmaktadır.

Bu inanırsan inan sorunu değildir. Bu ben öyle inanıyorum sorunu da değildir. Bu Politik bir kandırmaca ve aldatmacadır ve güce sığınan politik bir yaptırım ve politik bir aldatmadan öteye varamaz, varamayacaktır.

Tanrı birey vicdanına hapsedilmeli. Kimse kendi Birey Tanrısının başkaları üzerinde egemen ilan edemez. Birey Tanrısının başkaları üzerinde töhmeti ve egemenliğin iddia ve ilan edemez. Bu apaçık sömürücülüktür. Başkalarının özgürlüğüne kasıttır.

Kulluk kişi ile sahibi arasındadır.ve orada kalmalıdır. Aksi iddia edildiğinde kişi kendi Tanrısının Özgürlük iddia ve ilan edenler üzerinde hakimiyetini dayattığında kendi saldırganlığını özgürlük düşmanlığını ve fetihçiliğini de ifşa ve ifade edecektir.

YAZIMIN DEVAMI NİTELİĞİNDE

Bireysel vicdanda Üstün bir Tanrıyı onaylarken kendi küçüklüğümüzü ilan ediyoruz. Kendi doğallığımızı, varlıkla varoluşla içiçeliğimizi yadsıyoruz.

İnsanlık; İnsanlık çatısı altında birleşmelidir. Tanrı değil, göksel varlıklar değil.
Ya da insanlık tümvaroluşun bir nüvesi olma ve tüm varoluştan olma sıradan beşer anlayışında birleşmeli ve toplanmalıdır.

Doğadaki hayvanlar gibi doğanın bir üyesiyiz. Seçkin varlıklar değiliz. Üst ve üstün varlıklar değiliz. Dinsel değerler aksini söylemektedir ve bizi çatıştırmaktadır. Bu apaçık açıktır.

Din karşısında savunu ve reddiyeler yapılmalı ve genişletilmelidir.
Dini yayılmacılık durdurulamzsa son sonuçta herkesi ve herşeyi fethetme yönetme anlamı ve ardı taşır.

Bireysel vicdanda herşeye üstün bir varlığı onaylarken, Tanrılar olmaya da kalkıyor çabalıyoruz. Güç istencine doğru yol alıyoruz. İşin aslı varoluş bu değildir. Varoluş bölüşüktür. Tüm varolanların ortak malıdır.

Bireysel vicdanda, insanlığın ve "serbest doğalılık"ın üstünde bir Üstün Başvarlığı, Başyapıcı özne olarak tayin ederken ve bunu bireysel vicdanda onaylarken ve bunu kitlesel vicdana ve diğerlerine açıkça dayatırken de aciz kullarının kimini seçip ayırarak cehennemde tutuşturan bir Tanrıyı onaylayarak özgürlükle ve özgürler olmakla ve eşit haklara sahip olmakla çeliştiriliyoruz.

Tanrı karşısındaki kullar anlayışı özgür olmak değildir.

Yanacak olanların eşitliği ve adaleti nerede?
Her olasılıkta birilerinin yakılacağı kesin tayin edilmiş ve yakılacağı kesin belli olarak ve bu da tabi ki herşeyi bilen Tanrıca bilinerek yaratılmış bir varlığın Tanrı vicdanında katında adaleti nerede?
Cehennem anlayışı kötü bir anlayıştır. İnsanlık fikrine ve vicdanına nasıl sığar ve bu nasıl onaylanır biz artık anlamıyoruz. Kimse bizden böyle bir dini onaylamamızı bekleyemez beklememelidir. Bu insancadır.

Tanrı demek kullar demektir, sahip olana göre köle iye olmak ve acizler demektir, düşmüş acuzeler toplumu demektir .

Tanrı demek kendi üzerinde başkasının hak sahipliğini ve bilinç üstünlüğünü kabul etmektir. Kendi varoluşsal dayanağından ve haklarından hatta kendinin kendine (ya da tüm varolana) ait ve sahipliğinden vazgeçmektir.
Tanrı düşüncesi özgür ve serbest doğayı açıktan yadsımaktır.

Öznel Tanrı; başka bir varlığa ,kendinden üstün görülen bir bağım ve bağımlılık ya da bağlanma isteği kuşanmak vb. demektir.
Özgürlüğün yadsınması ve iklemidir. Serbest oluşu yadsımaktır. Doğal serbestliği yadsımaktadır.

Tanrı demek; kişinin kendi doğal bağlarını ve varolana bağımını, doğa ve varoluştan (kendi varoluşundan da) kopararak suçu kurgulsal bir Üst Özneye atmak demektir.

Tanrı varoluşma bağını özgür açık doğa ve tüm olandan yani varoluşun kendinden kopararak içte bulunan ayrı bir İç-Özne bularak o Özneye dayatmak demektir

Bu da özgür olmayanlar demektir. Bilinçsizler, belleksizler, başkasına (başka varoluşsal özneye ait ve tabi olanlar, belleğini başkasına ipoteklemişler, kaptırmışlar demektir.

Dinler kaos sebebi olmuşlardır. Tüm tarih boyunca insan acılarının ve yıkımların en büyük sebeplerinden ve politik dayanaklarında da biridir. bu gerçek inkar edilemez.

Dinler acı ve savaş sebebi olmuşlardır.

Dinler bölünme ve ayrılık sebebi olmuşlardır

Tanrı demek kendi varlığı dışında Varlık ya da "Varlıklar himaye eden bir Varlıktan", "bir bilinç ve düşünce merkezinden" emir ve kontrol almak ve başka bir bilinçli varlığa koşulsuz bir itaat demektir. Tabiri caizse doğaya göre evcil hayvan sahipliği gibidir.
Belirtilen düşünce özgürlük anlayışıyla başlı başına, taban tabana zıttır.

Kullar olmak; Sahip'e, Efendi'ye ve ya da Tanrı'sına göre özgür olmayan alt bilinçli düşük varlıklılığın onanmasıdır

Bizler özgürüz. Tersi değiliz: Özgür doğaya ait bilinçli serbestleriz. Özgür varlıklarız. Kaynağımız varoluştur..
Nedensiz varoluş. Kendi kaynaksız olan ve (kendi kaynağından yoksun) "olmak" durumu ve varoluş yine kendinin nedeni/dayanağıdır.

Bundan ötesini bilmiyoruz ve bilemeyiz. Varyasımsal bir Tanrı düşüncesiyle insan aklıyla ve düşünce sesleriyle duyumsallaştırılmış kitaplarla Tanrı uydurmamalıyız.

Serbest iradenin nesnel öznel doğal kaynağı/dayanağı yine doğadır ve varoluştur.

Küresel çapta, Bireysel özgür ve eşitlikçi yaşamların sağlanması için (nitelikli) hiç bir toplumsal güvence ve sosyal anlaşma yoktur ya da üst bağlam yoktur. Uluslararası anlaşmalar insana hakları koruma konusunda yetersizdir. Bunu imzalayan devletler bu konuda saygılı değiller.
Biz bu anlaşmaları imzalayan ortak devletleri de Uluslarası birleşime ve hukuk sorgusuna ve bunu uygulamayan devletlere açık bildiri verilmesine ve gerekirse hukuksal uygun yaptırımlarda bulunma birleşimine çağırıyoruz.

Kaldı ki dini anlayış ve Tanrı Sahipliği bunların önünde bir engel ve settir.

İşin aslı sosyal anlaşmalar yapısız ve çürük ve bozuktur.
Derhal terkedilmeliler. İnsanlık yeni ortak amaç ve anlaşmalar etrafında birleşmelidir. Sosyal değerler yeniden yazılmalıdır ve senkronize edilmelidir. Savaşların ve ortak acıların durdurulması için çözümler üretilmelidir. Güç boyun eğilmesi değil durdurulması ve engellenmesi gereken olacaktır.

Devlet kuramları/aygıtları bir avuç elitin elinde kalmış, sıkışmış, daralmış, azınlığın ve orantısız gücün çoğunluğa tahakkümünü sağlayan aygıtlara dönüşmüş, yapısız ve bozuk kurumlardır. Uluslarası hukuk ve yaptırımlar son derece yetersizdir. Dünyanın bir kısmı başka hayat bir kısmı başka hayat yaşamaktadır. Göç ve iltica sorunları had safhadadır. İnsalık buna dur demelidir.

Din devletleri tamamen karanlık toplumsal yapıları simgelerler.

Din insanlığın başına çöreklenmiş bir veba ve beladan ibarettir

Toplumlar tamamen ezik sömürüsel kastlarla doludur

Tanrıyı onaylayan, seçen, vicdanlar dürüst ve içten değiller ve (kendilerine dönüp bakmalılar ve sormalılar biz kimiz?) yanılıyorlar ve doğayı yeterince incelemediler ve gözlemlemediler.

Kurumsallaştırılmış dinler yıkılmalıdır ve tarihe gömülmelidir. İnsanlık bu kara lekeyi alnından ancak böyle temizleyebilir.

Yeryüzünde onanmış/tanınmış hiçbir din devleti kalmamalıdır. Bu yine insanlığın kendisi için bir iç tehdittir ve töhmet unsurudur.
Din birey vicdanına acilen sıkıştırılmalıdır. Din devleti adında bir devlet tanınamaz.

Dinler üstünlükten, ayrılıktan, seçilmişlerden ve seçilmişlikten/özellikten sözetmektir.

Özellik üstünlük vb. kavramlar tamamen yadsınmalıdır. Nesnel indirgeme de hiç bir varlık özel diğerinden başka türlü ve farklı değildir.

Öznel indirgemeler kendi subjektivitesini içerir (içinde taşır -dayatır- ve adı üstünde özneldir) ve bilimsel bilgisel değildir. İstemseldir, öyle olmasını ummadır. İnançsaldır. Erekseldir.

Tanrı öznel ve subjektif bir alan olarak nesneye dayatılamaz ya da özne olarak ve özne kalarak nesneye indirgenemez. Ya da eğer indirgeniyorsa tüm nesneninde kendidir. Eğer Tanrının özne ya da yine kendi olarak nesneye indirgeneceğinden ya da tüm nesneye eşit olacağından da sözedeceksek tüm varlığın Tanrı olduğundan sözetmeliydik.

Diğer durumda Tanrının bir maddesi/nesnesi ve kendisi olmadığından yani yokluğundan sözedeceğiz.

Diğer durumda varolan maddelerin Tanrı olmadığından ve Tanrıdan başka oluşundan ,Tanrı ile bağsız oluşundan ya da Tanrı tafarından bilinmeyeşinden sözederiz.

Nesne eğer özne olarakta kendi nesnesini temsil ediyorsa yine "TümVarlık Tanrıcı" bir indirgemeden sözetmeliydik

Varlığı Varlığa Aşkın ve dışrak güç sahibi olarak nitelenen Tanrı anlamsızdır.

Yokluk indirgemeleri Var'a göre anti denklemi kurularak yapılmalıdır. (Mutlak varlık olmaksızın) Mutlak yokluğa varlık indirgenemez.

Varlık başlama zeminine çekilemez.
Başlama hatası varlığı başı sonu ve ucu olan bir doğru düzlem gibi düşünmeye/hapsetmeye dayalı bir düşünüş hatası ve bir soyutlama yanlışıdır. Başlayan herşey bitmeye muhtaçtır.

Varlık ne ilk kez ne den son kez başlayamaz ve bitemez . Bu olanın doğasına terstir.

İlk başlangıç en son bitişle her zaman eşittir. Bu anlamsızıdr. Filozofik olarak bu düşünce çürük, temelsiz ve eğretidir. Öngörüsüz hiç bir anlamı yok. Düşünce temelinde yok.Aksini söyleyenler bilmiyorlar ve öğrenmediler. Henüz yeterince göremiyorlar bunu kabul etmeliler. Büyük sözü dinlemeyi öğrenmeliler. Görene ve bilgiye büyüğe saygı göstermeyi öğrenmeliler.

Dinler yıkılmalıdır. Tersi insanlığın ve barışın, birarada dürüst yaşamın tersini tartışmak olacaktır. Tersi sömürüyü tartışmak olacaktır.

Dinler insancıl değiller. Barışçıl değiller. Birbirine düşmüş, düşürülmüş bir dünyayı ve insanlığı simgeliyorlar.

İnsan yakmakla bizleri tehdit eden bir Tanrıya boyun eğmemeliyiz. Güce boyun eğmemeliyiz.
Yine bilgilenmeksizin böyle bir durumu onayan hariç diğerlerine ısrar ve zorla dayatan vicdan uzun ve orta vade de açıkça insanlık düşmanı ilan edilmelidir.

Dinsel metinlerin Sümer tabletlerine kadar dayandırıldığını artık net olarak biliyoruz ve tarihin gözleri önündedir. Bilimsel objektif soruşturma ve araştırmalar yapılmalı paylaşılmalı ve bunların sonuçları beklenmelidir.

Mitolojik incelemeler bize göstermektedir ki; din konusu tam bir muamma, bulmaca ve açmaz gibi görülür ancak ancak iyi bakılırsa objektif/nesnel çözümleri de mevcuttur.
Bir çok alternatif çözümleme kuram mevcuttur ve artık gözler önündedir.

Kimi kuramcılar Uzaylı Antik Astronot gibi Uzaylı Yarı-Tanrı teorileri de üretmişlerdir ve bu kavramlar yine tarihsel incelemelerden beslenir.

İşin aslı mitler, eski metinler, mitolojiler hatta kutsal kitap sayılanların incelenmesinden açıkça görüyoruz ki uzaylı güçlü varlıklar ve bunların dünyayı ziyareti ve sömürgeye uğratması olasılığı ve savı güçlü dayanaklara ve yeterli öngürüye sahip bir yaklaşımdır.

Kutsal kitaplar gökten kızgın ateşlerle büyük kentlerin yıkıldığından ve insanların dil ve belleklerinin tanrılar tarafından kuşatılıp ayrıldığından sözeder. Hangi aklı başında Tanrı bunu yapar? Ben insan aklımla beni aşan bir varlığı önerir ve onaylarken bekleyeceğimiz merhamet bu mu?

Bunu onaylayan ve sorgulamayan bir vicdanı bir yerden sonra biz artık kendi vicdanımızda insanlığa sığdıramayacağımızı belirtmeliyiz.

Kutsal sayılan ve sanılan açık kitaplar dış dünyadan gelen Melek ve Tanrı adı alan varlıkların yine dış dünyadan 3- 4 metrelik başka türler getirerek insanlarla genetik eşleştirme ve melezleme çalışması yaptığından da sözediyor değil mi?

Kutsal sayılan ve sanılan açık kitaplar dış dünyadan gelen Melek ve Tanrı adı alan kimi varlıkların yine kentler yıktığından, çok köpürüp kızdığından (ve çoğul olduklarından) sözediyor mu?

Tevrat'ın Babil'den bakan Tanrıları çoğul mudur? Tekil midir?
Rab mıdır? Rablar mıdır?

Cehennem literatürünün tümden toptan din düşüncesinden acil çıkarılması yapısız dinsel kurumların lağvedilmesi gerekmektedir. Cehennem hangi insan aklına ve vicdanına sığar. Bireysel vicdan da bunu kendi başına ve kendi tekelinde onaylayan bir insanı belki anlayabilirdik oysa bu diğerlerimize de dayatılmaktadır.

Dinsel tüm kurumlar töhmet yuvalarıdır. İnsanların zihinlerini esir ve köle ederler.

Din kuramları dayanaksızdır ya da nesnel dayanaktan yoksundur ( ve dayanaksızdır.)

Nesne kendinin sebebi olarak indirgendiğinde hareket ve dönüşüm bulunur/buluruz ya da içsel yasalarından sözetmeliyiz.

Nesnel geçerlilik ve görüm/bakış nesnenin özne ve kendi olarak görünümlerini ve bilişlerini sentezlemeye yeterlidir.

Bilinç madde ve madde bilinçtir. Tersi değildir. Aynıdır. Özne nesne ,nesne öznedir.

Bunun dışında tarihin en eski dinleri ve dinsel metinleri olan Uzakdoğu metinleri ve öğretileri, Ortadoğu dinlerinin dinsel çelişkilerinin bir çoğunu barındırmaz. Oldukça barışçıl, insancıl ve Hümanisttir. Doğu yollarının pek çoğu tanrıyı onaylamaz varlığı Brahmancı bir doğa kavramında birleştirir. Uzakdoğu gizemciliğinde Panteizm ve TümVarlıkçılık izleri mevcuttur. Sufi yolu da benzer biçimde TümVarlıkTanrıcı olup benzer açıklamalar yapmaya girişildiğinde ilgilileri katledilmiş ve susturulmuştur.

Bizler aciz kullarını Cehennemle sınayan bir Tanrının kulu olma düşüncesini açık ve net olarak reddediyoruz.
Bunu felsefi, düşünsel, filozofik, bilgisel ve kavrayışsal ya da tarihsel açık objektif nesnel dayanakları artık mevcuttur.

Tanrı düşüncesi kara kapkara bir vicdandır.

Bu düşünceyi kabul eden insanları açık ve net sorguya ve bilgilenmeye ve öğrenişe davet ediyoruz.çağrıyoruz.

Sana ya da bize cehennem buyuran bir Tanrının senin vicdanın da olması ve onaylanması benim içinde bir lekedir ve karanlıktır.

Dinler karanlık ve baskı getirmiştir, korku sebebi olmuşlardır.

Ölüm ötesi korkusu ile tehdit ve travma edilen varlık güçsüzdür, dengesizdir.

Ölüm için uygun kavram ve belirtme doğanın /olanın ( izafi) hareketi ve geçişleridir.

İnsan doğum ölümlerinin çiçeklerin doğum ölümlerinden bir farkı yok. Doğaya ve tüm olana dair görünümlerdir.
İşin aslı çok derine inersek ben benim (şimdi bu zamandaki bu beden ve benden ibaretim) belirlemesi filozofik sosyolojik olarak hatalıdır. Ben olanım, ben varlığım, ben diğerlerine (diğer şeylere de) dair bir içeriğim . Ben tüm doğada ve evrende kapsanırım ve tüm olandanım gibi belirlemelere yürürüz.

İşin aslı ne ölüm vardır ne doğum vardır. Doğa da bir denge, kendi yapısalında bir oluşsallık vardır. Olan hareketsel dönengelerle devam eder, sürer, sonsuzdur, açmazdır.
Tüm bunlar doğal görünümler ve çatışkılardır. İnsan doğuş ölüşleri güneşin doğuş batışları gibidir ve sıradandır/görünümseldir.

Çok kurcalamak bizi hiçbir şey yapmaz. Tüm olanın eki yapıyor.

Ölüm sonrası ve ölüm ötesi korkuları yenilip yıkılıp atılmalıdır. İnsan doğmaz ölmez. Başlamaz bitmez, doğadaki herşey gibidir.

İnsan zihni bilinmezliğe hapsedilemelidir. Enerji her daim devirdaimseldir.Mutlaksaldır.

Varlık olan hepimiziz ve her şeydir

BİZİM KAYNAĞIMIZ VAROLUŞTUR.

Başka dayanak kendi dayanağından yoksundur.

Bilişe indirgendinde ya da bilişsel indirgendiğinde ve çözümlenip soyutlandığında
Tanrı ile aynı temel probleme/paradoksa dayandırılan varlıklarız.

Tanrıyı varedeceği varsayılan koşullar ve koşullsallık biz herşeyi de kendini de varedebilir.

Tanrıyı varedeceği (ya da doğal biçimde içinde barındıracağı varsayılan koşullar ve koşullsallık Tanrısızca ve Tanrı barındırmadan da kendinin sebebi olabilir. İşin açıkçası Tanrı bir dayatmadır öyle kalmalıdır ve bilinmelidir. Bu görüşsel sentezdir. Algısaldır.
Tersi kronik bir subjektif yanılgı ve dayatma olacak. Bilişsellik tersi.

Tanrıyla tamamen aynı nesnel ve dayanaklara sahibiz.indirgeniriz.

Tanrıyla tamamen aynı ve birebir açmaz ve aynısal nesnel ve dayanaklara sahibiz.

Tanrıyla tamamen aynı nesnel ve geçerli /kendinden dayanaklara sahibiz.

Tüm bilimsel akılsal vicdani inceleme ve dayanaklar bize göstermiştir ki Tanrı tamamen asılsızdır . Asılsız dayanaksız bir varsayımdır ve bundan öte gidemez. Nesnel değildir. Nesnel bir öneri değildir. Nesnel bir geçerliliği yoktur. Hiç bir geçerliliği yoktur kılınamaz.

Tanrı seçmek sahip iye seçmektir. Tanrı sahip benimsemektir bundan öte gidemez yaslanamaz, yaslandırılamaz, yaslandırılamayacaktır

Tanrı tamamen öznel bir alandır bilimlerin ve bilişlerin, belleklerin konusu yordamı değildir. Araştırma keşif konusu hiç değildir ve olmayacaktır. Nesnel bir neden dayanak yoktur. Objektif araştırma dayanağında yoksundur.
Buna dair geçerli hiçbir açık nesnel objektif neden öne sürülemez. Çürütülmesine de gerek yoktur ve kalmayacaktır

Felsefe Tanrıcılık değildir. Bilişlerin konusudur.-alanıdır.
Felsefe ve bilişsellik ile Doğacı ve Tüm Varlık Tanrıcı Panteizm vb. anlamı dışında tü mvarlığı kapsamayan/kuatmayan ve ele almayan hiç bir "Bireysel /Bireyci Tanrı" düşünümü ve bunun onayı asla yanyana getirilmemelidir.

(Öznel) Tanrı dayatmak öznel bir varsayımdan ve subjektif bir telaştan öte gidemez.
Nesnel Tanrı kendidir. Tüm olanın kendidir.
Öznel Tanrı bölümnleniyor ve tüm olandan soyutlanıp ayrı bir varlık olarak içe (içte merkezde ya da bilinmeye nbi zman mekan konumda varlık dışı bir soyutlama olarak) hapsediliyor bu mümkün değil. Ya Tanrı herşeyi kapsar ve içerir ya herşey Tanrıyı kapsar ve içerir-barındırır. Tersi olanaksızdır. Tanrı demeye de olanaksızdır.
Öznel bölümleme ve soyutlama (içe ve dışa atma onun varlıktan soyutma/koparma ayırma hatasıdır ve) Tanrının Tanrı olmadığını iddia eder/belirtir ya da Tanrının varlığını çelişkiye götürür.

Tanrılar tüm varoluştur. Tüm varolandır.
Kaynak kendinin kaynağı ve nedeni olarak kaynaksızdır.
ve kendinin kaynağı ve nedeni olarak döngüye girer.

Kaynak demek içte, (görüşte bilişte düşücnede) belirlenen, belirtilen ve işaretlenen bir kavramsal saptamadır.

Kaynak asılsızdır. İçte saptanan belirlenen bir kavramdır ve metodolojidir. Dışsal bir belirleme imkansızdır, metotsuzdur, Asılsızdır

Doğada başlangıç yok. Tersi anlamsız mümkünsüz. Bunun tersini tartışmak delilere göre bir iş..

Tanrı sanılanlar göksel nesnelerdir ya da ileri gidenlerdir büyük çoğunlukla insanlıkla teması olan göksel varlıklardır.

Tanrı saymacılık ve sanmacılık bundan ve kendine hami seçmekten benimsemekten ve sahip iye edinmekten öte gitmeyecektir .

İnsanlık Tanrılara muhtaç değildir. Bilgi, bilim ve bilinç tüm evrendedir/evrenseldir ve herkese dağılır.

İnsanlar kendi kaderini kendi tayin edecektir.
Etmelidir.

MUTLAK VARLIK BAŞLANGIÇ VARLIĞI

Üstün Üst özne olarak dayatılan Tanrı mantıklı bir fikir değildir. Nesnel kapsamda Varlık kendini içermelidir. Eğer Tanrı tek varlıksa herşeyi ve kendini içermelidir.
Eğer Tanrı tek varlıksa herşeyi kendinde içermelidir

Tanrının tek varlık olarak soyutlandığı bir başlangıç düzleminde tüm olan tanrı olmalı ve olan her şey Tanrı olmalı ve tanrıyı içermelidir. Tanrı da orda herşeyi içermeli. Yani Tanrıdan başak olamaz. Bundan sonra ne oluyor? Ben sen nasıl Tanrıdan başka olabiliyoruz?
Yani tanrı bir şey yaratmak üretmek için bile bir anti alan kullanamaz
Kendi var sadece salt kendi. Yoklukta kendi orda varlıkta kendi
kendinden başka varlık/varlığı yoktur.

Kaldı ki zamansız başlangıçsız bir varlık için başlangıç zaman ve yaratma ve eylemin başlatılması gibi eylem durum soyutlamaları hatalıdır

Başlangıç belirtmesine yerleştirilen Tanrı (hatalı ve bozuk bir saptama çünkü başlangıcın kendi hatalı ancak) her açıdan anlamsızdır ve mantık dışıdır. İlk ve tek varlık olan Tanrı kendi başkası ve antisi yokken çoğalabilir mi? bölünebilir mi?
Bu durumda varlıkta herhangi nesneyi Tanrıdan ayırmak ( (Başlangıçta da) Tanrı olmayan şeyler olduğunu) yine Tanrının yok olduğunu iddia etmek olacaktır.

Tanrının mutlak ve tek ve salt varlık olacağı durumda ilelebet tüm varolacaklar da Tanrı olarak işaretlenebilir. Diğeri Tanrıdan başka varlık öne sürmek, Tanrının saltlığını bozmak, Tanrının zamanı ve biçimini sınırlamak olacaktır.
Mutlaklar kendini işaret eder, değişemez ya da kendi içinde başkasızca varolabilir.

Tek salt mutlak varlık olan şeyin antisi yine kendisi ya da kendi yokluğudur/tekliğidir. İlelebet Tanrıdan başka olanlardan sözedilemeyecektir. Sözetmek anlamsız olacaktır.
Bu durumda;
Yaratma olarak sözedilenden Tanrının bölümlenmesi ya da yine Tanrının kendi içinde değişimi ve hareketi olarak sözedilmesi makuldür.

Tanrının Mutlak ve Salt olduğu düzlemde Tanrıdan başka olanlardan sözetmek yok olanlardan sözetmek olacaktır.

--
KOLAY;
YA DA BASİT

Madem cehennem var ya da yok ancak madem insanlar olarak birleşelim fikir birliği yapalım ve ya hepberaber yanalım ya da kimse yanmasın. Belki de Tanrının sınavı budur.

Kendi vicdanınız sınayın dürüstçe sınayın bakalım sınavı/testi geçebiliyor musunuz?
Ya ben seni sınıyorsam tam şimdi bunu yazarak ve yazarken ben senin insanlığını sınıyorsam ve bir Tanrı yoksa ve senin insalığını sınıyorsak_?

Göksel bilinmeyen bir kurama inanmakla iyi günlere inanan bir kaç güzel insana inanıp inanmamak ve güvenip güvenip arasında çeliştiriliyorsunuz buyrun...

Peygamberler fiolozoflarsa böyle yazsınlardı.
Açıkçası gerçeklerse delirmişlerdir ya da gerçek sanmışlar.
Eğer politik izafi aldatmacalar ve geçmiş çürük çarık bilgiler değilse kişi/kişiler yanılmıştır. Öyle sanmıştır. Kişi Tanrının sesini duydum duyuyorum sanabilir .
Bu onun yanılgısıdır. Bu yanılgıya başkalarını da hapsetmeye gerek yok.
Açıkçası Biz ve bir çok başka insan da benzer dönemler geçirmiştir ve atlatmıştır.
Bir çok insan;
Tanrı sesini duyduğunu sanma, kendini özel sanma ve peygamber seçilmiş görevli sanma hülasaları atlatmıştır, geçirmiştir.
Hala bunu sananlar var deli diye hastaneye yatırılıyor ya da internette bir avuç insana yazıyor. Hemen kimse peygamber diye peşinden gitmiyor
İyi şeyler bildirse bile.

ORTADOĞU DA ŞURDA BURDA BİR İNSAN ACI ÇEKERKEN BEN MUTLU OLMAK ZORUDNA DEĞİLİM
BUNU ŞİMDİ BEN SÖYLÜYORUM
ORDA BURDA BİR İNSAN AÇ AÇIKKEN BEN TOK OLMAK ...
BUNU ŞİMDİ BEN SÖYLÜYORUM
İnsanlığımdan utanırım
Bunu durdurana kadar da utanacağız.utanacağım...ç

....


Bizler bu metni yazan düşünce grubu ve odağı olarak birleşmeci bir çabayla bu yazım sürecini yürüttük.

Biz Evrensel ortak değerlere ve birlikte beraber birarada yaşamaya canı gönülden inanıyoruz
Barış, kardeşlik ,insan hakları gibi değerleri kutsallaştırıyor ya da bizi bir arada tutan/kılan değerler olarak bunları -pozitif- üstleştiriyoruz/yasalaştırıyoruz.
Yasalar bizi bir arada tutar ve bizi yasa yönetmelidir. Yasaya tabi olmalıyız. Tanrıya değil. Yasa herkesi bağlamalı.
Sonsuzluğa inanıyoruz.
Zorunluluğa ve zorunluluğun gücünün bizi bir arada tuttuğuna ve dayanışmaya ve bilime, bilmeye ve bilişmeye ;iyi günlere ve ortak vicdana inanıyoruz ve güveniyoruz.
Bağlılığı yadsımıyoruz.

YARDIM VE ÖNERİ 1 DİNLER ÜSTÜ KONSEY

Küresel olarak; din, bilim felsefe ve tarih vb. gibi alanlardan birleşen uzmanlardan oluşan bir üst konsey/kurul vb. toplanması örgütlenmesi ve insanlık adına geniş çapta araştırma keşif sürdürmesi ve olabildiğine atışmadan dürüst tartışarak bunu insanlığa duyurması ve
Yeryüzündeki her tür bilginin bir araya ve ortaya konularak her fikre savunma hakkı verilerek insanlık adına geniş uzlaşı tartışması ve forumları sürdürülmesini öneriyoruz.
Hatta bunu canlı ve naklen yapılması da kayıtlanması da sağlanabilir.
Bir dinler üst konseyi ve dinlerden özgürlük çağrısı grubu konseyi kurulabilir.
Ancak antik savlar dahil eşit savlanmalıdır; eşit temsil görmelidir.
Örneğin, Tesit, Atesit, Deist, Pantesit, Agnostik Dış Uzaycı , Uzaylı Tanrıcı

Tersinde ise;
Ya da kuracağımız dinden özgürlükçü, karşı bilgici bir gruba karşı diğerleri kendilerini açıkça savunsunlar

YILLAR SÜRSE BİLE

--------------------
OLASI YARDIM YA DA SAVUNU VE YARDIMLAŞMA ÖRNEĞİ; OLASILIĞI 2:

Yeryüzünde yayımlanmakta olan ve gelecekle iletişim olduğu da apaçık açıkça belirtilen bir metince tüm varoluşun varolan herşeye ortak sahip olduğu mutlakçı bir iye Tanrı olmadığı belirtilip onaylanmaktadır.
İnsanlık, Halklar ya da Hükümet, Birey ve Toplum Temsilcileri nezdinde toplanarak ,tanıkların korunması ve sürecin bilimsel yetkin gözlemi ışığında bilimsel bir deney ve toplu tanıklıkla bilimsel bir İNSANLIK CELSESİ yapılmasını olmasını öneriyoruz.

[...]

-----------------
-Devam ediyor ve edecek-
Go to Top of Page

bozadi


9224 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/02/2019 :  17:41:32  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu son derece uzun mesajın içeriğini henüz tamamen okumadım Dionysos. Müsait bir vaktimde okuyunca görüşlerimi paylaşmak isterim.

Yalnız mesajın sonuna "bilgi ve iletişim" adresi olarak "cassiopaea.org/forum" adresini vermen biraf tuhaf ve bence yanlış olmuş. Sanki o forumu sen açmışsın veya hatta orada bilinen, onların tanıdığı biriymişsin gibi ima doğuyor buradan. Bunun yerine o adresi sadece ilham aldığın, faydalı bilgilerin veya görüşlerin bulunabileceğini düşündüğün ve/veya tavsiye ettiğin bir kaynak olarak vermen gerekirdi bence. Sunduğun şekliyle bu "bilgi ve iletişim" bilgisi, paylaştığın mesajın içeriğinin tanıtımı konusunda cassiopaea.org web sayfanın adından/itibarından uygunsuz bir biçimde yararlanmaya çalıştığın izlenimini doğuruyor.

Cassiopaea.org web sayfası yöneticileri senin bu mesajından haberdar değiller ve haberleri olsa kesinlikle onlar adına (sonuna onların adını/adresini koyduğun) bir mesaj paylaşıyor olmandan ciddi bir rahatsızlık duyarlardı.

Üstelik bu mesajın içeriğinde itiraz edecekleri sayısız şey bulurlardı. Çünkü Cassiopaea.org web sayfası yöneticileri Paleo-Hristiyanlık adlı bir dini inancı savunuyorlar ve insanları bu inanca davet ediyorlar.

Bu nedenle, senden mesajının sonuna eklediğin "cassiopaea.org/forum" şeklindeki "bilgi ve iletişim" adresini kaldırmanı önemle rica ediyorum, yoksa bu durum onlar tarafından fark edildiğinde bizim forum için de olumsuz bir tepki göstermelerine, hatta onların celselerini/materyallerini paylaşma konusunda yasak getirmelerine bile neden olabilir. Söz konusu adresi yalnızca tavsiye ettiğin bir bilgi/görüş kaynağı olarak sunabilirsin ki, o kaynağı ne kadar takip ettiğini, oraya üye olup olmadığını, içerikleri okuyup anlayıp anlayamadığını hiç bilmiyorum ve bundan ciddi şekilde şüphe de ediyorum.

Hal böyleyken, böylesine tartışmalı bir mesajın sonuna "bilgi ve iletişim" adresi olarak o web adresini iliştirmen hiç mantıklı ve etik bir durum değil. Sanki kendine ait veya bilinen bir aktif üyesi olduğun veya hatta senden veya bu görüşlerinden haberdar olan ve onaylayan bir mecraya link vermişsin gibi duruyor.

Belirttiğim gibi, mesajının o kısmını ya tamamen kaldırman ya da sadece beğendiğin veya görüşlerini oluşturmada ilham aldığın bir kaynak olarak gördüğünü belirten bir açıklama eklemen gerektiğini düşünüyorum ve bunu acilen yapmanı rica ediyorum. Bu forumu ciddi bir töhmet altında bırakacaksın yoksa.

Go to Top of Page

bozadi


9224 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/02/2019 :  08:40:06  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili Dionysos, sanıyorum aradan geçen sürede henüz foruma uğramadığın için mesajımı görmedin ama ben idari açıdan bir tedbir alarak, her iki mesajının "bilgi ve iletişim adresi" kısmını kaldırdım, ilgili yere "[...]" ibaresini koydum. Oraya aynı adresi (https://cassiopaea.org/forum/) tekrar ekleyeceksen, bunu bir "iletişim adresi" olarak göstermek yerine (çünkü değil), yalnızca ilham aldığın, faydalı bulduğun bir kaynak olduğunu belirtmen gerekir sanırım.
Go to Top of Page

fidelista


283 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/02/2019 :  17:46:46  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Dini lider yada,lider ölünce öğreti bozuluyor maalesef,her kes bir yana çekiyor ak kara oluyor,dünyanın yapısı her şeyi çürütüyor.
Go to Top of Page

bozadi


9224 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/03/2019 :  12:45:46  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Uzun metni nihayet okuyacak bir fırsat ve buna uygun bir zihin hali bulabildim.

Dionysos, mesajının içeriğinin çok büyük bir kısmına katılıyorum ve bu konudaki cesaretin ve azmin için seni tebrik ediyorum.

Olumsuz anlamda ise, kendimde de gözlemlediğim bir sorunun bu metindeki tavırlarda da gözlemliyorum: Çözümü temel olarak dışarıdan, dışımızdan beklemek. Paylaşılan dış/objektif realitede bir çözüm gerçekleşmesi için mümkün olduğu kadar çok çevreyle etkileşmek, destekleşmek, istemek, beklemek bir yönüyle gerekli, doğal, faydalı ama Maharaj'ın o acı ama muhtemelen gerçek formülü geliyor aklıma: "Kendine yardımcı olamayan, başkalarına da olamaz." Bu formülün de istisnaları vardır illa ki ama ben genel bir kural olarak bu formülün çok önemli, isabetli olduğunu düşünüyorum, her ne kadar bazen bu formül egomu incitse de.

Dünya kurtulur veya kurtulmaz, insanlığın kurtuluşu olarak gördüğümüz şeyler gerçekleşir veya gerçekleşmez. Bunun üzerinde pek fazla bir bireysel kontrolümüz, belirleyiciliğimiz yok bildiğiniz gibi. Bireyin en büyük, en güçlü belirleyiciliği ve kontrolü "kendi" üzerindedir. Kişi önce kendi kurtulmalı veya kendini kurtarmalıdır, bu her ne anlama geliyorsa ve nasıl olacaksa. Şu anda büyük bir rahatlıkla ettiğim bu büyük lafların başka bir zaman (egomun kontrolü öne çıktığı zaman) bana hiç anlamlı gelmediğini de itiraf etmeliyim. Bipolar bozukluk şu veya bu ölçüde bende de var sanırım. Hatta, yine, şu veya bu ölçüde tüm insanlıkta da vardır gibi geliyor bana. Üçüncü burç olan İkizler burcu, 3. yoğunluğun astrolojik bayrağı, yani insanlığın halini en iyi açıklayabilecek burçlardan biri. Zıt kutuplar arasında gidip gelmek de bu sürecin en önemli ve en doğal parçalarından biri. Bilgi edinme sürecinde önemli bir gereklilik bu. Bizim realitemizde KH (dengesizlik) çok baskın olduğu için, İkizler burcuyla simgelenen üçüncü yoğunluğun doğal işlevlerini ve derslerini de çok dengesiz şekillerde deneyimliyoruz genellikle. Ve normalde öğrenmeye, sorgulamaya hizmet eden zıt kutuplar arasında gidip gelme süreçlerinde de bu dengesizlik kendini gösteriyor ve bipolar bozukluk da bunun en doğal ifadelerinden biri sanırım. Belirttiğim gibi, bu sorunu kendimde çok sık gözlemliyorum. Ve şu veya bu şekilde aynı veya çok benzer sorunları tüm insanlığın da deneyimlediğini düşünüyorum.

İkizler burcunun karşı burcu Yay. Yay, İkizler'in zıt kutuplar arasında dokuduğu mekikler yoluyla topladığı değerli verileri birleştirip onlardan "bilgi" sentezleme işlevine sahip gibi görünüyor. Veriler üzerine kurulu olan sezgiler, inanç, dünya/hayat görüşü, felsefe dediğimiz konular Yay'la doğrudan bağlantılı.

Üçüncü yoğunlukta ilerledikçe ve 4'e yaklaştıkça insan artık belirli bir hayat/evren/varoluş anlayışına sahip oluyor ve kutuplar arasında gidiş gelişlerin stresi, zorlukları, şiddeti, sarsıcılığı, korkular, endişeler azalıyor. Denge, istikrar, güven artıyor. Ama bu durum, inanılan, sezilen veya güvenilen şeylerin, yani sahip olunan veya olunduğu düşünülen bilgilerin ille de tamamen veya büyük ölçüde doğru olduğu anlamına gelmez. Sorgulama, şüphe (İkizler) işlevleri devam etmeli bir şekilde.

Ra'nın, Ple'lerin, K'ların ve yine Maharaj'ın paylaştığı dünya/evren/hayat/varoluş bilgilerine, iddialarına, görüşlerine baktığımızda, nihayette korkulacak birşey olmadığına, varoluşun adil, sevgi dolu ve son derece paylaşımcı, eşitlikçi bir karaktere, özelliğe sahip olduğu vurgulanıyor. Ki bu özellikler bizden tamamen bağımsız olan belirli bir üst otoritenin tekelinde falan da değil bu kaynaklara göre. Bu kaynaklar bizlerin ve varolan herkesin/herşeyin, varoluşun en saf özünde olan kudretin, ışığın kendisi olduğunu vurguluyor.

Yani aciz değiliz aslında, öyle olduğumuza epeyce ikna edilmeye çalışılmış, epeyce korkutulmuş, travmaya uğratılmış olsak da. Bunun gerçeğine iyice uyanmak, ermek, varmak zorundayız. Bu söylediğim şeyi kendim başarabilmiş durumda değilim. Belirttiğim gibi, çoğu diğer insan gibi bu konuda da zıt kutuplar arasında gidip geliyorum ama okuduğumuz bu kaynaklarda paylaşılan bilgilere güvenim arttıkça, o gidiş gelişlerin şiddeti, sarsıcılığı, dengesizleştiriciliği giderek azalıyor, güven, denge giderek artıyor diye düşünüyorum.

İçinde bulunduğumuz toplumsal koşulları olumlu yönde etkilemek, mafyatik sömürücülerin faaliyetlerine karşı koyup kendimizi ve diğerlerini korumak istemek çok güzel, çok değerli bir duygu ama bunu yaparken aşırı korku ve endişe ve bununla bağlantılı aşırı nefret, insanın dengesini ciddi şekilde bozabiliyor ve o zaman kalkıştığımız şeye ters durumda kalabiliyoruz gibi görünüyor, kendi üzerimde yapmaya çalıştığım gözlemlere göre. Kendi kendimizi (kendi en yüksek bilgimizi ve farkındalığımızı) sabote eder, engeller hale gelebiliyoruz yani.

Okuduğumuz bu kaynaklar evrenin ve doğal olarak dünyanın bir tür okul, yani öğrenme ortamı olduğuna, herkesin kendi derslerini yaşamakta olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu elbette "hiç kimseye, hiçbir şeye müdahale etmeyelim, bazı kitlesel olumsuz şartları düzeltmeye çalışmayalım, buna yönelik çağrıda bulunmayalım" anlamına gelmiyor kesinlikle ama kendi bireyselliğimiz içinde yeterince dengeli, güvenli, istikrarlı bir duruma kavuşamadıktan sonra, dış dünyada ne kadar devrime kalkışırsak kalkışalım ve o yönde ne kadar iddialı ve sükseli gelişmeler olursa olsun, genel bir kural olarak başarısızlığa makum gibi görünüyor. İstisnalar kaideyi bozmayacak muhtemelen. Kendini kurtaramayan, başkalarını da kurtaramaz. Ve bir insan kendini gerçekten kurtardığında, başkalarına yardım için çok özel veya yoğun bir müdahalede bulunması gerekmeyecek muhtemelen.
Go to Top of Page

Dionysos


148 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/03/2019 :  00:28:35  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yorumlar için teşekkürler.
Metin gelecekte bunu geliştirmek, üstüne koymak ya da yine gelecekte bu tip bir bildiriyi düzenlemek isteyebilecek birine önayak ve öntaban olması için de kaleme alındı. Tabi ki etki tepki oluşturabilseydi geliştirilebilecekti ya da bireysel grupsal herhangi bir eyleme dönüşebilirdi. Yani örneğin biz geri bildirim toplayabilseydik ben dahil bunun uygun uyarlanmış biçimini facebook duvarıma kadar götürmeye kararlıydım ancak ne yazık ki şu aşamada böyle bir etki üretemedik. Bunun dışında ben bunun yanında yazılmış bir kaç içeriğimle daha bizzat dinci forumları da ziyaret etmek hatta onları bilgilendirmek ya da buna benzer bir içeriği oralara da götürebilmek gibi reflekslere de kapıldım ancak bir kaç foruma üyelik alıp tanışma alanlarına selam verip daha düşüncelerimi bile açamadan bana kalırsa olumsuz bir şey bile yazmadan (bir kaç soru ilettim) üye kaybı ve üyelik durdurulması yaşadım..
Her neyse benim için benim tarafımda kapanmıştır zaten. Tek kişilik bir eylem değildi. Üretilmiştir umarım geliştirilir ya da bir gün bir yerlerde birilerinin ve başkalarınında işine yarar..
Bunun dışında tabi ki üretilmesi gereken tek düşüncemiz bu değildi.
K' ların bazı şeyler halihazır da planlı sadece yapılmayı bekliyor deyişi gibi bir gün yapılması gereken pek çok şey olacağını öngörüyoruz.
Go to Top of Page

Dionysos


148 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/03/2019 :  00:44:46  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yorumlar için teşekkürler.

Metin; gelecekte bunu geliştirmek, üstüne koymak ya da yine gelecekte bu tip bir bildiriyi düzenlemek isteyebilecek birine önayak ve öntaban olması için de kaleme alındı. Tabi ki, etki tepki oluşturabilseydi geliştirilebilecekti ya da bireysel grupsal herhangi bir eyleme dönüşebilirdi. Yani örneğin biz geri bildirim toplayabilseydik ben dahil bunun uygun uyarlanmış biçimini facebook duvarıma kadar götürmeye kararlıydım ancak ne yazık ki şu aşamada böyle bir etki üretemedik ya da olmadı. Bunun dışında ben bunun yanında yazılmış bir kaç içeriğimle daha bizzat dinci forumları da ziyaret etmek hatta onları bilgilendirmek ya da buna benzer bir içeriği oralara da götürebilmek gibi reflekslere de kapıldım ancak bir kaç foruma üyelik alıp tanışma alanlarına selam verip daha düşüncelerimi bile açamadan bana kalırsa olumsuz bir şey bile yazmadan (bir kaç soru ilettim) üye kaybı ve üyelik durdurulması yaşadım.. Hatta üye alımını kapatan durduran alan oldu...
Her neyse benim için benim tarafımda konu kapanmıştır zaten. En azından şimdilik.. Tek kişilik bir eylem ya da onun istenci değildi.
Üretilmiştir umarım geliştirilir ya da bir gün bir yerlerde birilerinin ve başkalarınında işine yarar, dikkatini çeker..
Bunun dışında tabi ki üretilmesi gereken ya da gerektiğini ve gerekebileceğini düşündüğümüz tek içerik düşüncemiz bu değildi.
K' ların bazı şeyler halihazır da planlı sadece yapılmayı bekliyor deyişi gibi bir gün yapılması gereken pek çok şey olacağını öngörüyoruz.
Şimdi kabalık olarak alınmamasını ister ve umarım ancak Turan Dursun ve Salman Rüşdi yi ele alalım. Belki de planlı ve yapılmayı bekleyen şeylerin bir parçası idiler ya da oldular. Bu anlamda sezilerimiz vardı ancak kişisel yargılara bir tatışma alanına girmek istemiyorum şu aşamada sanırım anlaşılacağımızı ummuyor ya da öngörmüyoruz. Yazmak bile istemedim...
Bize kalırsa tümüyle yanlış ele alınıp yanlış anlaşılıp yanlış bir refleks sorgusundan geçiriliyoruz. Doğal bir şekilde üretilmiştir. Hiçbir zorlama duyulmamaıştır. Suyun akışı kadar doğal....
Hiç bir olumsuzluk ya da üretilenden bir baskı ikilik ikicilik duymuyoruz..
Şimdi tarihsel refleksimiz sorgulanıyor olabilir, olabilir
Ne olursa olsun yaşamaya mecburuz sanırım..
Biz de bunlar oldu, gün bunları getirdi...
Yani canımız sağolsun anlıyorum diyebiliyorum ve paylaşıyorum ya da paylaşmayı deniyorum

Nazim Tahir olmakta ayıp değil Zühre olmakta diyor
Nietzsche Dionize diyor. Sanırım Nietzsche olmakta ayıp değildir Dionize olmakta....

Şimdi yazılanlar yapılanlar, üretilenler sonsuz bir doğallıkta yazılmış yapılmış hissediliyor ben o anlamda kendimi yargılamıyorum.. Ben bunlarla çelişmiyorum.. O halde bir şey de diyemem

Ne deneceğini bilmiyorum
Hiçbir zaman da bilememiş bilemeyecek gibi hissediyorum. A kelimesini B kelimesine ve yine X cümlesini Y cümlesine seçmek ilginç beni yoruyor gibi o halde

Umarım tarih boşlukları doldursun.
Varoluşçuluğa göre yaşam boşlukları dolduruyormuş umarım boşluklar boş kalmazlar

Umarım iyi ve güzel şeyşer olur olsun
Hepimiz ve herkes için
Ben yazılanlarla çelişmiyorum
Bu yüzden yazabileceğim bir şey yok

Saygılar Sevgiler....

Edited by - Dionysos on 14/03/2019 01:32:44
Go to Top of Page

Dionysos


148 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/03/2019 :  20:13:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Bu son derece uzun mesajın içeriğini henüz tamamen okumadım Dionysos. Müsait bir vaktimde okuyunca görüşlerimi paylaşmak isterim.

Yalnız mesajın sonuna "bilgi ve iletişim" adresi olarak "cassiopaea.org/forum" adresini vermen biraf tuhaf ve bence yanlış olmuş. Sanki o forumu sen açmışsın veya hatta orada bilinen, onların tanıdığı biriymişsin gibi ima doğuyor buradan. Bunun yerine o adresi sadece ilham aldığın, faydalı bilgilerin veya görüşlerin bulunabileceğini düşündüğün ve/veya tavsiye ettiğin bir kaynak olarak vermen gerekirdi bence. Sunduğun şekliyle bu "bilgi ve iletişim" bilgisi, paylaştığın mesajın içeriğinin tanıtımı konusunda cassiopaea.org web sayfanın adından/itibarından uygunsuz bir biçimde yararlanmaya çalıştığın izlenimini doğuruyor.

Cassiopaea.org web sayfası yöneticileri senin bu mesajından haberdar değiller ve haberleri olsa kesinlikle onlar adına (sonuna onların adını/adresini koyduğun) bir mesaj paylaşıyor olmandan ciddi bir rahatsızlık duyarlardı.

Üstelik bu mesajın içeriğinde itiraz edecekleri sayısız şey bulurlardı. Çünkü Cassiopaea.org web sayfası yöneticileri Paleo-Hristiyanlık adlı bir dini inancı savunuyorlar ve insanları bu inanca davet ediyorlar.

Bu nedenle, senden mesajının sonuna eklediğin "cassiopaea.org/forum" şeklindeki "bilgi ve iletişim" adresini kaldırmanı önemle rica ediyorum, yoksa bu durum onlar tarafından fark edildiğinde bizim forum için de olumsuz bir tepki göstermelerine, hatta onların celselerini/materyallerini paylaşma konusunda yasak getirmelerine bile neden olabilir. Söz konusu adresi yalnızca tavsiye ettiğin bir bilgi/görüş kaynağı olarak sunabilirsin ki, o kaynağı ne kadar takip ettiğini, oraya üye olup olmadığını, içerikleri okuyup anlayıp anlayamadığını hiç bilmiyorum ve bundan ciddi şekilde şüphe de ediyorum.

Hal böyleyken, böylesine tartışmalı bir mesajın sonuna "bilgi ve iletişim" adresi olarak o web adresini iliştirmen hiç mantıklı ve etik bir durum değil. Sanki kendine ait veya bilinen bir aktif üyesi olduğun veya hatta senden veya bu görüşlerinden haberdar olan ve onaylayan bir mecraya link vermişsin gibi duruyor.

Belirttiğim gibi, mesajının o kısmını ya tamamen kaldırman ya da sadece beğendiğin veya görüşlerini oluşturmada ilham aldığın bir kaynak olarak gördüğünü belirten bir açıklama eklemen gerektiğini düşünüyorum ve bunu acilen yapmanı rica ediyorum. Bu forumu ciddi bir töhmet altında bırakacaksın yoksa.







Alıntı:
C. Asla unutmayın, bu iletişimin temel amacı, kişisel faaliyetler ve bilgiler değil, "-tüm- herkese" evrensel öneme sahip bilgiler aktarılmasıdır.

--


S: (L) Anlamlı birşey mi? Misyon nedir?
C: Açılmakta olan kanalına inancını güçlendir; ilerlerken öğreneceksin. Sana herşeyi bir kerede anlatamayız.

S: (L) Hazır şu andaki enerji yüksekken, bize bir öğreti biçiminde birşey verip vermeyeceğinizi öğrenmek
istiyoruz.
C: Bunun için henüz hazır değilsiniz. Önce temiz kanal ve[/u] ekip[/u]. Bir kerede bir adım.

S: (L) Ekip derken?
C: Sence?

S: (L) Bu çalışmaya daha fazla kişiyi eklememiz gerektiğini mi söylüyorsunuz?
C: Yakın.

S: (L) Bir ekip oluşturmamız gerekiyor.
C: Evet. Eğer sabırlı olup devam edersen bir yol açılacak.

----

S: (L) Peki "iyi adamlar" hangi ırktan?
C: 6'ncı yoğunluk "rehberlerle" işbirliği halindeki Nordikler.

S: (L) Tek iyi adam grubu bu mu?
C: Tüm ihtiyacınız olan bu.

------
PC im yok ve telefonla aradıpım alıntıları bulmakta ya da onları ayrımakta zorlanıyorum.
Ama şunu aradım doğal ilerlemenin bir parçası olarak BH adayının ya da 4BH varlığın zamanla 6BH la temas kurmayı öğrenmesi ya da ikili öğrenimi gelişimi gibi bir alıntı hatırlıyoruz.

Ayrıca geek aşk ya da gerçek sevgi gibi bir bölüm
İkisi bir de olabilir...
----

Nordik Kelime Kökeni
~ Fr nordique kuzeyli, kuzeye ait < Fr nord kuzey +ikos ~ Ger *nor-tr aşağıya veya kuzeye doğru << HAvr *nr-tro- < HAvr *ner-1 aşağı, sol, kuzey



-----

Yine, bir süre için algılarında biraz yavaşlamanı istememiz gerekiyor, çünkü kişi en gerçek yanıtları, tüm olası yanıtlara açık olduğunda ve önyargılı olmadığında görür. Ve yine, ne yazık ki yanıt arayışında yönlendirme yaptığını algılıyoruz ve bu da önyargıyı gösteriyor. Elbette bu da olabilir, ama eğer kişi olası yanıtlar arasında en gerçek olanını arıyorsa, önyargının buna müsaade etmeyeceğini bilmelidir. Dolayısıyla, eğer mümkünse, herhangi belirli bir sonuç türüne yönelmeyen sorular sormayı dene.

S: (L) Olayla ilgili spesifik algılarım hakkında soru sorabilir miyim?
C: Zaten yaptığın şey bu. Tüm olası yanıtlar arasında en gerçek olanı istediğini algılıyoruz ve eğer kişi olası yanıtlardan en gerçek olanını istiyorsa, kendi algıları üzerinde çok durmamalı, sadece yanıtların akışına izin vermelidir. Bunu gerçekleştirmeye yönelik en iyi tavsiye, adım-adım ilerleme yaklaşımıdır; yani en az önyargıyla en basit soruları sormak.

S: (L) Pekala. Yatakta uzanıyordum ve uyuyamama ile ilgili endişe duyuyordum. Bildiğim bir sonraki şey,
yatağımın üzerinde havada olduğumu hissetmemdi. Gerçekten öyle miydim?
C: Hayır. "Ben" diye ifade ettiğinde, tüm varlığını ifade ediyorsun. Herhangi bir tanımda kişinin varlığıyla ilgili birden çok faktör vardır.

S: (L) Varlığımın bir parçası varlığımın diğer bir parçasından ayrılmış mıydı?
C: Evet.

S: (L) Bu, ruhumu veya astral bedenimi fiziksel bedenimden çıkarmaya yönelik bir girişim miydi?
C: Girişim muhtemelen uygun terim değil.

S: (L) Diğer bir deyişle...
C: ... Girişim, çatışan enerjiler ve düşünce merkezleri durumunda varolan doğal koşuldan ziyade bir çabayı ima ediyor.

S: (L) Ayrıca yatağın yanında sıralanmış birkaç karanlık, örümcek-benzeri figürün farkında gibiydim. Bu doğru bir izlenim miydi?
C: Onlar spesifik düşünce merkezi projeksiyonları olarak tanımlanabilir.

S: (L) Bu faaliyete karşı savaşıyor ve direniyor gibiydim.
C: Bu senin tercihindi.

S: (L) Başarılı oldum mu?
C: Yine yönlendirmeye geri döndük.

S: (L) Tamam, bu durum, gerçekleşmiş olan bir kaçırmanın bitişi miydi?
C: Doğru terminoloji değil. Bu bir olayın bitişiydi ama kaçırılma olarak tanımlayacağınız bir olaydan ziyade, etkileşim olarak tanımlayacağınız bir olayın bitişiydi.

S: (L) Bu etkileşimin özelliği neydi?
C: Düşünce merkezi özellikleriyle ilgili enerji çatışması.

S: (L) Bu düşünce merkezleri nerede bulunuyor?
C: Bu yanıtlaması zor bir soru çünkü düşünce merkezlerinin bir yerde bulunduğunu varsayıyorsun. Ve elbette bu, henüz aşina olmadığın bir kavram alanı. Dolayısıyla, bu soruya sana anlamlı gelecek şekilde herhangi bir yanıt verme çabası işe yaramayacaktır. Yavaşlamanı ve soruları dikkatli bir şekilde kurmanı öneriyoruz.

S: (L) Bu düşünce merkezlerinin temel odağı hangi yoğunluk seviyesinde bulunuyor?
C: Düşünce merkezlerinin herhangi bir yoğunluk seviyesinde temel bir odaklanması yoktur. Önemli olan da bu. Düşüncelerin realitesiyle tam olarak bir aşinalığın yok. Pek çok seviyede bilgi verdik ve yoğunluk seviyesiyle ilgili pek çok alanda ayrıntılar aktardık fakat düşünceler tamamen farklı birşeydir çünkü tüm yoğunluk seviyelerinden aynı anda geçerler. Şimdi sana şunu soralım; şu anda bunun nasıl mümkün olabileceğini anlamıyor musun?

S: (L) Evet. Ama yapmaya çalıştığım şey, bu çakışan düşünce merkezlerini tanımlamak. Eğer iki veya daha fazla düşünce merkezi çakışıyorsa, bunların karşı karşıya geldiğini düşünürüm.
C: Doğru.

S: (L) Ve bilmek istediğim şey şu; bu doğrudan bana karşı birşey miydi, yoksa hazırlıksız yakalandığım bir durum mu?
C: Deneyiminin gerçek özelliğinden uzaklaşıyorsun, çünkü ön kabullerde bulunuyorsun. Ve seni küçük düşürmeye çalışmıyoruz, sadece rehberlik yapmaya çalışıyoruz ve bu her zaman kolay değil. Fakat, şunu bilin ki, bu konuda bilgi kazanmanızın en basit yolu, önyargısızca en basit soruları sormaktır.

S: (L) Tamam, kaçırılmadığımı söylediniz, sadece yaşanan bir tür olay olduğunu söylediniz. Yaşanan olay neydi?
C: Bunu zaten tanımladık, fakat burada karşılaştığın sorun, yaptığımız tanımın çok karmaşık olduğunu varsayıyor olmandır. Ama öyle değil.

S: (L) Bedenimi terk ettim mi?
C: Çok üzülerek söylüyorum ki, yine uzaklaşıyorsun.

S: (L) Basit sorular sormaya çalışıyorum.
C: Sorun şu; yanıtlarla ilgili ön-varsayımların var. Lütfen önyargıyı azalt.

S: (L) Önyargım nedir? Ön-varsayımım nedir?
C: Küçük bir örnek verecek olursak: herhangi bir zamanda bedeninden "ayrıldığını" nasıl biliyorsun? Soru "bedeninden hiç ayrılıyor musun" değil, "bunu nasıl biliyorsun?"

S: (L) Sanırım bilmiyorsun.
C: Bir benzetme yapalım. Eğer gökte bir gökkuşağı görseydin ve sonra o gökkuşağı artık görünmeseydi, "Gökkuşağı acaba dağların üzerine mi döküldü?" diye sorar mıydın?

S: (L) Anlamadım. Hayır, öyle sormazdım çünkü gökkuşağının, ışığın atmosferdeki su veya buzlardan yansıması olduğunu bilirdim.
C: Bu senin bildiğin şey. Fakat o durumda, bildiğin herhangi birşeyin gerçeğin doğru temsili olduğunu nasıl bilirsin?

S: (L) Bilmiyoruz.
C: Karmaşık bir konu hakkında soru sorarken, bu sorunu çözmenin tek yolu, önyargı olmadan çok basit, adım-adım sorular sormaktır. Bunu yapabilmesi için kişinin sorduğu soruların çok basit, adım-adım
nitelikte sorular olduğundan ve önyargı içermeyen sorular lduğundan emin olmak için durup biraz düşünmesi ve soruları dikkatli bir şekilde oluşturması gerekir.

S: (L) Tamam, o deneyimde bedenimde bir felç hissetim. Bu felce neden olan şey neydi?
C: Evet. Farkındalığın ayrılması. Bunun tanımı şu; kişinin farkındalığı belirli bir düşünce sektörü üzerinde o kadar yoğun olarak odaklanıyor ki, diğer tüm farkındalık seviyeleri geçici olarak duruyor, ve zihinsel
realitede kişinin fiziksel gerçekliğinin farkındalığı imkansızlaşıyor. Bu, felç olarak tanımlanan şeyle ilgili bir izlenim veriyor. Anlıyor musun?

S: (L) Evet. Bu mutlak farkındalık odağının gerçekleşmesine neden olan şey nedir?
C: Bir olay zihinsel süreçleri geçici olarak pasifize ediyor.

S: (L) Peki hangi olay zihinsel süreçleri bu seviyede pasifize edebilir?
C: Herhangi sayıda olay.

S: (L) Peki bu deneyimdeki olay neydi?
C: Çakışan düşünce merkezlerinin neden olduğu bir enerji kesişimiydi.

S: (L) Hangi enerjilerin kesişimiydi?
C: İki zıt gerçeklik birimi ne zaman kesişse, bu durum sürtünme denen bir duruma neden olur ve bu da,
aslında mevcut olmayan zaman ile ilgili kavramınızın ölçülemeyecek kadar küçük bir miktarında, tüm işlevlerin ortadan kalkmasına veya durmasına neden olmaktadır. Bizim çakışma dediğimiz şey budur.
Arada, veya herhangi kesişen, karşıt varlıklar durumunda daima sıfır zaman, sıfır hareket, sıfır aktarım, sıfır alışveriş vardır. Şimdi bunun üzerinde düşün. Dikkatlice düşün.

S: (L) Yani temel olarak bir mevcut olmayış durumunda mı kaldım?
C: Mevcut olmayış uygun bir terim olmaz. Akışkan olmayan varoluş daha yakın. Anlıyor musun?

S: (L) Evet. Donmuş gibi mi?
C: Donmuş gibi.

S: (L) Bu deneyimin bana herhangi bir faydası oldu mu?
C: Tüm deneyimlerin fayda potansiyeli vardır.

S: (L) Bu deneyimin bana herhangi bir zararı oldu mu?
C: Tüm deneyimlerin zarar potansiyeli vardır. Paralellikleri görüyor musun? Doğadaki çatışan herhangi güçlerden bahsediyoruz. Karşı karşıya geldiklerinde sonuç hem faydanın en uç seviyesine, hem de zararın en uç seviyesine kadar gidebilir. Veya ortada simetrik olarak mükemmel bir şekilde dengede kalabilir veya tarafların bir tanesinde kısmen dengede kalabilir. Dolayısıyla, gerçekliğin kesişenn noktalarında tüm potansiyeller gerçekleşebilir.

S: (L) Birbirleriyle kesişen enerjilerden biri, beni ben yapan enerji miydi?
C: Şimdi tekrar uzaklaşıyorsun.

S: (L) O olaydaki düşünce merkezlerinden biri ben miydim?
C: Bu soruda, sen olarak tanımlanan şeyin veya "ben" olarak tanımladığın şeyin kendisinin bir düşünce merkezi olduğu ön-varsayımı var.

S: (L) Bu soruları sorarak öğrenmeye çalışıyorum işte. Ön-varsayımda bulunmuyorum, sadece ne olduğunu
anlamaya çalışıyorum!
C: Seni teşkil eden şeylerden biri bir düşünce merkezi ama seni teşkil eden şeylerin hepsi değil. Dolayısıyla "O çakışan enerjilerden veya düşünce merkezlerinden biri ben miydim?" demek doğru değildir.

S: (L) O çakışan düşünce merkezlerinden veya enerjilerinden biri benim bir parçam mıydı?
C: Evet.

S: (L) Yani benim bir parçam olan bir düşünce merkezi, başka birşeyin veya kişinin bir parçası olan bir
düşünce merkezi enerjisiyle mi çakıştı?
C: Yoksa senin düşünce sürecinin bir parçası olan bir düşünce merkezi enerjisi, senin düşünce sürecinin başka bir parçası olan bir düşünce merkezi enerjisiyle mi çakıştı? Sana bu soruyu soruyoruz ve bunun üzerinde düşünmeni istiyoruz.

S: (L) Öyle miydi gerçekten?
C: Sana bu soruyu soruyoruz ve bunun üzerinde düşünmeni istiyoruz.

S: (L) Bir "kaçırılma" deneyimlediklerini algılayan veya algıladıklarını düşünen kişilerin aslında kendi kendilerinin bir parçasıyla etkileşmiş oldukları durumlar oluyor mu hiç?
C: Bu çok muhtemel. Şimdi başka bir soru sormadan önce durup biraz düşün: bu hangi olasılıkları açıyor?
Herhangi bir sınır var mı? Varsa nedir? Keşfetmeye değer bir alan değil mi?

S: (L) Tamam, bana burada biraz yardım edin...
C: Örneğin, üzerinde durman için tek bir örnek verelim. Ya, gelecek olarak algıladığınız yerdeki ruh uzantınızın geri gelip şu an olarak algıladığınız yerdeki ruh uzantınızı kaçırdığı senaryolar olabiliyorsa?

S: (L) Aman tanrım! Bu oluyor mu?
C: Bu, kendine sorman ve üzerinde düşünmen için.

S: (L) Neden kendime böyle birşey yapayım ki? (J) Gelecekle ilgili bilgi almak için.
C: Ne kadar çok olası yanıt var, değil mi?

S: (L) Bu çok korkutucu ve negatif bir deneyim gibi göründü bana. Eğer durum buysa: a) belki bu sadece benim algımdır, veya b) gelecekte çok hoş biri değilim! (J) Veya gelecek çok hoş değil. Ve bununla ilgili aldığın bilgi hoş değil.
C: Veya acaba olası geleceklerin hepsi değil de, sadece biri miydi? Ve özgür irade yolu tüm bunlarla bağlantılı değil mi?

S: (L) Tanrım! Umarım öyledir.
C: Şimdi, büyük öneme sahip sorular sorarken yavaşlamanın ve önyargılı olmamanın faydasını görüyor musun? Öğrenme ve bilgi toplama sürecinde çok çabuk hızlandığında, bastığın zemine bakıp
düşünmeden, yolu atlayarak geçmeye benziyor bu. Böyle bir durumda kişi yoldaki çatlakların içindeki altınları ve değerli taşları kaçırır.

S: (L) Biraz bekler misiniz... [odadan ayrılıyor]
C: Başka sorusu olan?

S: (J) Sanırım Laura dönene kadar bekleyeceğim.
C: Seçimin buysa.

S: (SV) Laura kendisiyle büyük bir çelişki içinde, bunu kesinlikle biliyorum. Ona yardımcı olabilir miyiz, yoksa
bu onun kendisi yapması gereken birşey mi?
C: Bunu nasıl kesinlikle biliyorsun?

S: (SV) Bedeni üzerinde şifa çalışması yaparken algıladığım, duyduğum, hissettiğim, gördüğüm şey bu.
C: Bunu daha iyi incelemeni öneriyoruz.

S: [Laura dönüyor] (L) Şimdi, bu enerjilerin çakışması olayına dönecek olursak... Enerji çakışması, herkese varlığının önceden karar verilen bir veya pek çok noktasında olan veya olabilen birşey mi?
C: Üzülerek, hızlandığını ve gerçek keşif noktandan ileriye atladığını belirtmek zorundayız.

S: (L) Tamam, bu olay olduğunda varlığımın bir parçasının, belki gelecekteki benliğimin... hepsinin eşzamanlı olduğunu biliyorum ama bir referans olarak kullanıyorum, geri gelip bir bilgi alışverişi için şimdiki benliğimle etkileşim kurduğunu varsayıyorum. Bu doğru mu?
C: Bu sorunun yanıtını kendi kendine keşfetmen daha iyi olur, çünkü yanıtları burada aramak yerine kendi düşünme yeteneklerinle ele alman sayesinde bilgi kazanacaksın. Fakat şu tavsiyede de bulunuyoruz ki, bizzat bu soruları kendi kendine yanıtlama çabasıyla çok, pek çok bilgi edineceğin süreçte diğerleriyle de bilgi paylaşım ağı oluştur. Bundan vazgeçme, çünkü kendi düşünce gücünüzle elde edeceğiniz yanıtlar sizin için gerçekten aydınlatıcı olacak ve bunu takip edecek olan deneyim, binlerce hayatlık zevk ve eğlenceye değecek.

S: (L) Tamam, bu deneyimden birkaç gün önce, evlilikle ilgili konulardan dolayı birkaç şiddetli başağrısı yaşadım. Bu ani ve şiddetli ağrının kaynağını öğrenmek istiyorum.
C: Bunu kendin hala yanıtlamadın mı?

S: (L) Tatminkar bir şekilde değil.
C: Hayır. Yanıtının tatminkar olmadığını algılıyorsun.

S: (L) Birkaç seçeneğim var ve kesin bir seçim yapmadım.
C: O zaman birini seç.

S: (L) Ya yanlış seçeneği seçersem?
C: Yanlış seçeneği seçmeyeceksin.

S: (L) Tamam, tüm bu şeyler belirli bir süreçte olduğu için yine bu deneyimle ilişkili görünen başka bir durum daha var. SV üzerimde bazı beden çalışmaları yaparken birden kendimi çarpı şeklindeki direklere bağlanmış olarak gördüm ve kolumu omuzumdan koparmaya çalışan bir aslanın beni yediğini algıladım. Bu vizyon, başka bir hayatıma mı aitti?
C: Normal olarak bu bilgiye nasıl erişirsin?

S: (L) Normalde hipnoz yoluyla yapılır, ama etrafta beni hipnotize edecek kimse olmadığı için bu konuda yalnız kalıyorum.
C: Etrafında seni hipnotize edecek kimsenin olmadığını mı söylüyorsun?

S: (L) Kim?
C: Biz de sana bu soruyu soruyoruz.

S: (L) Öyle görünüyor.
C: Çok ilginç. Hmm. Demek dünya bizim düşündüğümüzden çok daha darmış.

S: (T) F---'nin rüyası önemli miydi?
C: O soruyu yanıtlamadan önce, birinizin "Laura'nın üzerine gelme gecesi" dediğini duyduk. Bu kesinlikle doğru değil. Amacımız size gerçek bilgiyi edinmenizde yardımcı olmak ve bu yalnızca kendi kanallarınızı açmanız yoluyla gerçekleşebilir. Bunu yaparken size mümkün olan herhangi bir yolla yardımcı olmaktan çok mutluyuz, fakat gerçekten ve tamamen sınırsız olan kendi yetenekleriniz yerine tamamen bizim yardımımıza odaklanmanız sizin için çok zararlı olur. Sizin tanımladığınız şekliyle "üzerine gelmek" sadece sizin bir algınız. En büyük ilerlemeler gerçekleştirilirken öğrenme süreci bazen zordur ve Laura'ya öğrenme çabasında bulunması için samimi ve sürekli yorumlarda bulunuyoruz. Kişi öğrendiğinde, gerçek bilgiyi elde etmeye çalıştığında onun veya mevcut herhangi birinin üzerine gelinmesi için hiçbir neden yok. Bunu zor olarak algılıyor olabilirsiniz, fakat uzunvadede çok faydalıdır. Ve tekrar, sizi azarlıyor gibi görünüyor olabiliriz, fakat sizi azarlamadığımızı özellikle belirtiyoruz. Yaptığımız tek şey, yönlendirilmeyi istediğinizde yönlendirmektir. Ve kişinin zihinsel enerjilerinin saptığını veya dağıldığını algıladığımızda
çoğu zaman, sadece kişinin ilgisini yeniden odaklaması amacıyla oldukça keskin görünen yanıtlar veriyoruz. Çünkü bu amaçla ilgili olarak başvurulan, hepinizin aşina olduğu yol budur. Şimdi hafızanıza
eriştikçe bileceksiniz ki, bu zihinlerinizde ve ruhlarınızda içgüdüsel olarak mevcut olan birşeydir. Durup bunun üzerinde düşünmenizi öneriyoruz, çünkü eğer bunu yaparsanız, söylediğimizdeki gerçeği
göreceksiniz.

S: (L) Gerçeklerden bahsetmişken, önceki bir tartışmamızda merak ettiğimiz birşey vardı; özgür irade yasası, bu kaynaktan aldığımız bazı bilgilerin a) sapmış, b) yanlış olmasını gerektirebilir mi?
C: Bu sorunun yanıtı olarak herhangi bir olasılığı kapatmayı istemiyoruz, ama söyleyeceğimiz şey şudur ki, eğer herhangi bir yanlışlık varsa, bunun meydana gelmesinin olası nedenlerinden biri önyargıdır. Sorunun kendisinde veya beklenen yanıtta önyargı olabilir. Kişi, yanıtın doğruluk derecesinin değişmesine neden
olacak şekilde enerjiye müdahale edebilir veya enerji akışını saptırabilir.

S: (L) Yani odadaki herhangi birinin, yanıtın ne olabileceği veya olamayacağı ile ilgili önyargısı, farklı bir yanıtın ortaya çıkmasına neden olabilir mi?
C: Kendi deneyiminle ilgili önceki bir soruna yönelik olarak belirttiğimiz gibi bu, enerji akışını saptırabilir. Hatırlayacak olursanız, sorularınıza veya beklediğiniz yanıtlara önyargı bulaştırmamanız konusunda sizi tekrar tekrar uyardık. Bu, değerli bilgiler almanıza, değerli bilgileri nasıl elde edeceğinizi öğrenmenize ve böylece bilgi tabanınızı nasıl kapsamlı olarak genişletebileceğinize dair gösterdiğimiz bir yardım çabasıydı. Ve çabalarımızı azarlama olarak değil, yardım olarak algılamanız gerektiği konusunda da uyarıda
bulunduk.

S: (L) Yani bu konuda gösterdiğim önyargı, olan şeyin bir "Kaçırılma" veya benzer birşey olduğu şeklindeki varsayımımdı ve sorularımı da bu varsayıma göre belirledim, öyle mi? Ve algılarımı doğrulayan yanıtları duymak istedim?
C: Evet.

S: (L) Önyargı başka hangi şekilde bulaşabilir?
C: En önemli olasılıkları belirttin. Bu konuda kendi düşünce yeteneklerini kullanırsan ve kendi düşünce merkezlerini dikkatle incelersen, olası herhangi ve tüm yanıtlara ulaşabilirsin.

S: (L) Bilgiyi engelleyen veya saptıran önyargı, herhangi birimizdeki veya hepimizdeki yapışık ruhlardan kaynaklanabilir mi?
C: Mümkün ama çok muhtemel değil.

S: (L) Eğer herhangi birimizde düşünce ve duygularımızı değiştiren bir yapışık ruh varsa, değişen düşünce veya hislerimiz bilgiyi saptıran önyargılar yaratabilir mi?
C: Olasılıklarda herhangi bir sınır yoktur. Sadece potansiyel farklılıkları vardır. Fakat yine, kendiniz hakkında veya her zaman emrinizde olan evrensel bilgi bankasına erişiminizle ilgili bir soru sorarken sizi olası önyargılara karşı uyarıyoruz. Örneğin "yapışık ruh" dediğinizde bu da bir varsayımdır veya diğer bir deyişle, böyle birşeyin mevcut olduğu veya genel bir sorun yaratacak şekilde böyle birşeyin mevcut olduğu yönünde bir önyargı ifade etmiş oluyorsunuz. Önyargı yolunda bu iki olasılık da mevcuttur. Örneğin yapışık ruh nedir?

S: (L) Yapışık ruh nedir?
C: Hayır, önce biz sorduk.

S: (L) Benim düşünceme göre bu yüzyıllar boyuncaki etkileşimlerde tanımlanmış ve ortaya konmuştur.
C: Kim tanımladı veya ortaya koydu?

S: (L) Pek çok birey ortaya koydu ve doktorlar, psikiyatristler, rahipler, şamanlar, psikologlar, şeytan çıkarıcılar tarafından tanımlandı ve bununla ilgili kendi çalışma deneyimlerim de var. Kendini o şekilde tanımlayabilecek olsa da bunun mutlaka bir varlık veya benlik olduğumu söylemiyorum ama düşüncem şu ki, ilgili bir kişinin içinde bulunan ve muhtemelen kendi özelliği, kendi hayatı olan birşey, bir enerji.
C: İyi.

S: (L) Ve yine düşüncem şu ki, insan yapışık ruh çıkarma faaliyetinde bulunduğunda, bu enerjinin gelip sol omzunda yaşamaya karar veren kuzen Harold mı, yıllarca devam eden kızgınlığın sağ kalçanda ortaya çıkması mı, yoksa önceki bir yaşamdan kaynaklanan bir kalp ağrısı mı olduğunun hiçbir önemi yok. Önemli olan şey, bu tekniğin bu enerjiden kurtulmada işe yarayıp yaramadığıdır.
C: Güzel teori, fakat daha fazla araştırma yapmanı tavsiye ediyoruz. Çünkü gerçekte, kendi içinde derinlerden de bildiğin gibi, bu şeylerin gerçek olup olmadığını bilemezsin. Ve eğer gerçeklerse, gerçekliğin hangi kesidinde bulunuyorlar? Varlıklarının senin tanımladığın şekilde olduğunu ancak varsayabilirsin.

S: (L) Ne olduklarının bir önemi olmadığını söyledim, önemli olan temizleme sürecinin işe yaraması. (J) Veya işe yaradığını algılaman. (L) Kendinde değişiklikler yapman için bir komut sağlıyor.
C: Sorduğumuz asıl soru bunun, bilgi yayımına yönelik enerji akışlarını etkileyen önyargıyla nasıl bir ilişkisi olduğu.

S: (L) Eğer bir kişiye ilişmiş bir enerji varsa, her nasıl bir enerjiyse, o tür bir enerji, bilgi akış enerjisini sınırlandıran bir önyargı yaratabilir mi?
C: Bu kesinlikle olasılıklardan biri. Fakat, dediğimiz gibi, daha fazla inceleme öneriyoruz.

S: (L) Kitap araştırmaları mı yoksa üzerinde çalıştığımız insanlarla mı?
C: Hepsi ve diğer.

S: (T) F---'nin rüyası önemli miydi?
C: Sorunda daha spesifik olmanı isteyebilir miyiz?

S: (T) F---'nin bu akşam bize anlattığı, olan olaylarla ilgili başka bir gücün, başka bir varlığın veya varlık
grubunun olduğuyla ilgili rüyası.
C: Daha spesifik olmanı istediğimiz kısım o değildi. Tanımlanan rüyayı biliyoruz ama "önem" terimiyle ilgili daha spesifik olmanı istedik, çünkü...

S: (T) Yapmakta olduğumuz şey için bir önemi var mı? Doğru bir bilgi mi?
C: Yine, sorularınızı oluştururken önyargılı olmamanız için uyarıyoruz, çünkü "önem" terimi, gerçekliğin yoğunluk seviyeleriyle ilgili bir genelleştirme ima ediyor ve ama konu, farklı seviyelerden farklı şekillerde görünebilir. Yani, bir seviyede önemli olan birşey, diğer seviyede önemli değildir. Neyin önemli olduğu ve önemin tanımının ne olduğu konusu çok kafa karıştırıcı olabilir. Dolayısıyla, bu terimi kaldırmanı, soruyu dikkatli bir şekilde düşünmeni ve daha spesifik terimlerle yeniden sormanı istiyoruz.

S: (L) Frank'in rüyasında aldığı bilginin kaynağı neydi?
C: Bu, farklı bir birey tarafından bir önce sunulan düşünce kalıbından daha da ileriye atlamak anlamına geliyor ve bu durum karışıklık yaratarak enerji akışını sınırlandırıyor ve saptırıyor.

S: (T) "Doğru" terimi makul mü?
C: Ne için makul mü?

S: (T) Soruyla ilgili olarak.
C: Sormak istediğin soruyu dikkatle oluşturarak tam bir şekilde sormanı istiyoruz.

S: (T) Gezegende olan şeylerle ilgili olarak, Sürüngenimsi varlıkları tıpkı onların insanları manipüle ettiği gibi manipüle eden başka bir güç var mı?
C: Azarlar gibi görünmek istemiyoruz, sadece bilgi edinmenize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ve az önce belirttiğimiz gibi, soruların oluşturulma şekli bu süreçte çok önemlidir. Bu celsede daha önce, herhangi birşeyin, sorulara verilen yanıtların "gerçek" dışı olmasına neden olup olamayacağı soruldu. Ve verilen yanıt da, herhangi derecedeki önyargı ve beklentinin buna neden olabileceği şeklindeydi. Dolayısıyla sizi tekrar, yanıtla ilgili önyargı ve beklentilerden sakınmanız konusunda uyarmak zorundayız. Önyargı yine, bir anlamda, bir varlık ön-kabulü olabilir. Anlıyor musunuz?
S: (L) Yani Kertişlerin var olup olmadıklarını bile bilmiyoruz.
C: Daha önce bu varlıkların var oldukları bilgisini vermiştik. Fakat sorulan soru, Kertenkeleler olarak tanımlanan veya ifade edilen varlıkların varlığıyla sınırlı değil. Dolayısıyla, diğer varlıkların varlığıyla ve konuyla ilgili önemleriyle ilgili doğrulama alana kadar, o kısmı sorunun dışında tutmanız en iyisi olur. Lütfen bize tahammül edin ve sabırlı olun. Elde edilen sonuçlar herkes için faydalı olacak.

S: (T) Anlamıyorum... Üçüncü yoğunlukta bu gezegendeki olaylarla ilgili olarak,önceki celselerde henüz tartışmadığımız başka bir güç olup olmadığını sordum.
C: Belki aklında hangi güçlerin olduğunu incelemek faydalı olur. Ve o zaman, o güçler tanımlandıktan sonra, sorunu daha tam, daha önemli, daha doğru bir şekilde yanıtlayabiliriz.

S: (L) Bir soru sorabilir miyim?
C: İstediğiniz zaman soru sorabilirsiniz.

S: (L) F---'nin rüyası, şu anda gezegende etkileşim halinde bulunan enerjilerin doğru bir temsili miydi?
C: Doğru yönde gidiyordu, ama verilen bilgi biraz parçalıydı. Belirtilen kişinin, verilen bilginin tamamını hatırlamaması nedeniyle faydalı bir bütünlüğü yoktu. Basit bir rehberlik olarak görülebilir fakat tam bir veritabanı değil.

S: (L) F---'ye rüyasında verilen bilgiyi şimdi bize tam olarak verebilir misiniz?
C: Evet, bunu talep etmeniz makul, ama daha önce F---'ye verilen bilginin uygun parçalara bölünerek size verilebilmesi için, sizin saat olarak tanımladığınız birimin 52 tanesi boyunca celsenin devam ettirilmesini gerekecektir. Bu süre boyunca celseye katılım göstermek konusunda isteksiz olacağınızı veya fiziksel olarak buna katlanamayacağınızı düşünüyoruz.

S: (L) Gördüğü rüyanın tamamını hatırlaması için F---'ye post-hipnotik telkinler verebilir miyim?
C: Kesinlikle.

S: (L) F---'nin, neden bu kadar şiddetli saldırı altında göründüğümle ilgili yaptığı açıklamanın doğru olup olmadığını sorabilir miyim?
C: Bunun yanıtlanması zor, çünkü düşünce kalıplarına eriştiğimizde bunun gerçeğe yakın olduğunu görüyoruz. Ama çakışan düşünce kalıpları var. Bu örnekte senden gelen düşünceler karmaşık. Daha
spesifik olman işe yarayabilir.

S: (L) Öyleyse en net şekilde sorayım. Son 6 ayda neden bu kadar şiddetli fiziksel, maddi ve duygusal saldırı altındayım? F---'ye göre bu saldırılara maruz kalmamın nedeni bilgi toplama ve yayımına yönelik çabalarımda aşırı hızlı çalışmam ve aşırı hızlı hareket etmem. Hızla karar alıp birşeyler yapmam ve dolayısıyla kendimi misilleme saldırılara maruz bırakmam.
C: Bilgi yayımında belki olman gerekenden daha az dikkatli olman bakımından, bu görüşün doğru olma potansiyeli var. Bilgi toplamanın herhangi belirli bir yoğunluktan saldırıya neden olma potansiyeli yoktur. Fakat bilgi yayımının VARDIR, çünkü farkındalık elde edenler, güç elde ederler. Ve, karşıt güçler arasındaki herhangi bir mücadelede, herhangi birinin, sonuçlarının farkına varmadan güçlenmesini sağlamada her zaman tehlike vardır.

S: (L) Yani kendi içimde tuttuğum sürece bilgi aramaya devam edebilirim, öyle mi?
C: İstediğini yapma özgür iraden var. Fakat bunu, tehlikenin nerede olduğu sorusuyla birlikte düşünecek olursak, bu kendine yönelik tehlikelerle ilgili endişelerin olduğunu ima ediyor. Ve eğer gerçekten durum buysa, ihtiyaç duyulduğu yer ve zamanda tavsiyelerde bulunmaktan mutlu olacağız.

S: (L) Hemen şimdi ihtiyacım var. Hem fiziksel hem de ekonomik olarak zayıf durumdayım ve bu durum odaklanma ve konsantrasyon önünde ciddi bir engel yaratıyor ve diğer insanlara yardımcı olma
yeteneğimi de engelliyor.
C: O halde bilgiyi nasıl, nerede ve ne zaman yaydığın konusunda dikkatli olman gerektiği doğru. Bu, durman gerektiği anlamına değil, bilgi yayımını gerçekleştirmeden önce bunun ne gibi sonuçlar doğurabileceği konusunda dikkatlice düşünmen gerektiği anlamına geliyor. Böylece içgüdülerin seni doğru yöne yönlendirecektir. Tehlike her zaman vardır fakat kişi çok acele hareket ettiğinde, içgüdüler atlanabilir ve diğer düşünce kalıbı enerjileriyle karışabilir ve bu nedenle kişiyi saldırıya ve diğer nahoş olasılıklara açık hale getirebilir.

S: (L) Eğer artık kimseye birşey söylemeyeceğime söz verirsem, tüm bu saldırıları durduramaz mıyız?
C: Durmana gerek yok, sadece yaptıklarınızı nasıl yaptığınıza dikkat etmeniz gerekiyor. Bilgi akışı asla zararlı birşey değildir. Daha önce de tanımladığımız gibi, Kendine Hizmet'te enerjilerin sınırlanması, tıkanmasını ve içe odaklanmasını vardır. Başkalarına Hizmet eğiliminde ise enerjilerin dışa akışı, odağın içten dışa doğru olması vardır. Dolayısıyla bilgi akışı veya yayımı faydalıdır ve Başkalarına Hizmet eğiliminin yapısında vardır. Fakat kişi bununla ilişkili tehlikelerin de farkında olmalıdır. Akışın ve oluşan olasılıkların
kontrolünü kaybetmemelidir. Dikkatli olmanız gereken nokta burası. Düzene ihtiyacınız var. Ve saldırı herhangi sayıda sebeple herhangi sayıda kaynaktan gelebilir. Her zaman aynı sebepten gelmez. Ve
elbette kısa dalga ve uzun dalga döngüsü vardır. Kısa dalga döngüsü çabuk tamamlanan döngüdür. Uzun dalga döngüsü daha yavaş tamamlanan döngüdür ve dolayısıyla sizin algıladığınız şekliyle tamamlanması daha uzun sürer. Ve bu da durumu daha karmaşık hale getiriyor. Bu, tanımladığımız şeylerin saldırıya nasıl neden olabileceğinin örneklerinden yalnızca biridir.

S: (L) Saldırı başka bir döngüden kalmış olabilir mi?
C: Bu kesinlikle bir olasılık.

S: (L) Bu tür durumlardan nasıl çıkabileceğimiz konusunda bize herhangi bir tavsiyede bulunabilir misiniz?
C: Bu ÇOK belirsiz bir soru.

S: (L) F--- ve ben, her ikimiz de sürekli olarak finansal sıkıntılarla karşılaşıyor gibiyiz ve bu noktada bize karşı saldırıların temel yöntemlerinden biri bu gibi görünüyor. Bu sorunu nasıl aşabiliriz?
C: Bize nasıl para kazanabileceğinizi mi soruyorsunuz?

S: (L) Evet!
C: Sevgili Laura! Bunu gerçekleştirecek binlerce olasılığa sahipsin, öyle değil mi?

S: (L) Herşeye para gerekiyor!
C: İşte yine önyargı giriyor. Bu alanda öğrenmen, düşünmen, derin gözlem yapman için pek çok düşünce besini verdik.

S: (L) İnsan endişeli olduğunda bunu yapmak çok zor.
C: Bu ilginç. Bir sonraki yemek öğünü konusunda endişeli olduğunda meditasyon yapamıyor veya düşünemiyorsun. O halde tahmin ediyorum ki, üçüncü yoğunluktaki hiç kimse bir sonraki yemekte ne
yiyeceği konusunda endişelenirken düşünenemiş veya meditasyon yapamamış. Hmmmmmm.

S: (L) Sorun şu ki, sürekli endişe durumu, her gün başka bir kriz yaşamak insanı sonunda yıpratıyor ve insan
artık başka herhangi bir konu üzerinde odaklanamıyor.
C: Belki kişi diğer konular üzerinde odaklanarak krizleri çözebilir. Görüyor musun, akışı sınırlandırdığın zaman, kanalı sınırlandırıyorsun. Ve kanalı sınırlandırdığında, olasılıkların önünü kapatıyorsun. Ve orada olanı görmek çok zor, hatta imkansız hale geliyor. Bu yüzden tüm ritüelleri bırakmanız gerektiği konusunda uyardık. Çünkü ritüel akışı sınırlandırıyor, dolayısıyla da olasılıkları sınırlandırıyor. Senin tanımladığın şey de, sizin deyişinizle ekonomik sıkıntı ve büyük ölçekli finansal baskılar ve bunlar sizi sınırlandırıyor. Fakat aslında sınırlandırıcı olan bu durum üzerinde yoğunlaşmandır, durumun kendisi değil. Ve şunun farkına varıyoruz ki, ilgi enerjini odaklamakta ve kanalın akışını açmakta zorlanıyorsun.
Fakat bu kesinlikle imkansız değildir. Özellikle senin kadar güçlü bir insan için. Önemli olan neyi seçtiğindir, ne yapmak ZORUNDA olduğun değil. Önemli olan ne yapmayı SEÇTİĞİN.

S: (L) Yani bu durumun bir saldırının sonucu değil, kendi sınırlandırmamın bir sonucu olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Hayır, durum herhangi birşeyin ve herhangi sayıda şeyin bir sonucu olabilir. Fakat çözüm aramak üzere kanalları açmak yerine sorun üzerinde odaklanman, çözüm iradesini engelleyebilir. Ekonomik durumunun tek sorumlusunun sadece kendin olduğunu söylemedik, sadece sorunun çözümünün engellenmesinin
parçalarından biri olabileceğini söyledik, hepsi bu.

S: (L) Aynı şey F--- için de geçerli mi?
C: Elbette.

S: (L) Bu konuda söyleyeceğiniz başka birşey var mı? "Kanalı açmak" diyorsunuz...
C: Ve sorun üzerinde odaklanmak yerine akışı açarak çözüm üzerinde odaklanmak. Akışın önünü açtığınızda yanıtları alırsınız.

S: (L) Peki yanıt ne olabilir?
C: Bunu sen keşfedeceksin!

S: (L) Ben de öyle düşünmüştüm. (T) Kozmik çember nedir?
C: Kozmik çember mi? "Kozmik çember" diye birşey olduğu fikrini veren nedir?

S: (T) Bir süre önce zihnimde beliriverdi.
C: En iyi önerimiz şu: zihninizde herhangi birşey beliriverdiğinde, onu izleyebildiğiniz kadar izleyin. Çünkü yanıt orada. Bunu yapmıyor musunuz?

S: (T) Yapabildiğim kadar...
C: Yapabildiğin kadar mı? Bunu yapmanı engelleyen şey nedir?

S: (T) Bu geceki yanıtlarınız için teşekkürler.
C: O halde kendi sorunu yanıtladın, değil mi?

S: (T) Bazılarını. Teşekkürler.

Edited by - Dionysos on 14/03/2019 20:34:52
Go to Top of Page

Dionysos


148 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/03/2019 :  01:51:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Alıntıları almıştım ancak kaybettim kusura bakmayın..

'kediyi bir kez çuvaldan çıkarmak'

'bir kez bağlantı kurulduğunda'

'tüm yapmanız gereken istemek' 'bağlantı asla kopmaz'

TÜM “RUHLU” BİREYLERİN, PARÇALI BİR 6B RUHUNUN/VARLIĞININ ÜYELERİ OLDUĞUNU BELİRTMEK İSTİYORUZ. GELECEKTEKİ/YÜKSEK MERKEZLERİYLE BAĞLANTI KURMAYA BAŞLADIKLARINDA, BU AYNI ZAMANDA, RUH GRUPLARININ DİĞER ÜYELERİYLE DE DOĞAL BİR BAĞLANTI KURULMASI ANLAMINA GELİYOR.

'yüksek merkezle bağlantı ruh gruplarının diğer üyeleriyle de doğal bir bağlantı'

'yanıtlar büyük bir berraklıkta sana gelecek'

---

S: (BRH) Daha önce sizin bana söylediğiniz ve hayatımda büyük bir değişime yol açan şey, "Bizler, aslında sürekli omzunuza dadanan o küçük şeyin aslında, bir gün tüm cevaplanmamış sorularınızı bir katı bütün haline getirecek yapıştırıcı olduğunu görüyoruz" Bu beni çok derinden sarstı, ve nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum.
C: Ruh birleştirir.
S: (BRH) Bu ruh bağlantıları nelerdir ?
C: Biz şu "Ruh Eşi" kavramını kullanmaktan biraz çekiniyoruz, çünkü sizin kültürünüz bunun anlamını romantik bir anlama dönüştürecek şekilde çarpıttı. Bununla birlikte, bu durumda da olduğu gibi , hâlâ
özünü muhafaza eder [ç.n. Ruh eşi terimi]; "öğrenci aşkın birincil anlamını öğretmenden öğrenir".
S: (BRH) Öğrenci kim öğretmen kim ?
C: Sence kim ?


Edited by - Dionysos on 15/03/2019 02:29:45
Go to Top of Page

Dionysos


148 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/03/2019 :  14:36:21  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Dionysos

TÜM “RUHLU” BİREYLERİN, PARÇALI BİR 6B RUHUNUN/VARLIĞININ ÜYELERİ OLDUĞUNU BELİRTMEK İSTİYORUZ. GELECEKTEKİ/YÜKSEK MERKEZLERİYLE BAĞLANTI KURMAYA BAŞLADIKLARINDA, BU AYNI ZAMANDA, RUH GRUPLARININ DİĞER ÜYELERİYLE DE DOĞAL BİR BAĞLANTI KURULMASI ANLAMINA GELİYOR.

---

S: (BRH) Daha önce sizin bana söylediğiniz ve hayatımda büyük bir değişime yol açan şey, "Bizler, aslında sürekli omzunuza dadanan o küçük şeyin aslında, bir gün tüm cevaplanmamış sorularınızı bir katı bütün haline getirecek yapıştırıcı olduğunu görüyoruz" Bu beni çok derinden sarstı, ve nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum.
C: Ruh birleştirir.
S: (BRH) Bu ruh bağlantıları nelerdir ?
C: Biz şu "Ruh Eşi" kavramını kullanmaktan biraz çekiniyoruz, çünkü sizin kültürünüz bunun anlamını romantik bir anlama dönüştürecek şekilde çarpıttı. Bununla birlikte, bu durumda da olduğu gibi , hâlâ
özünü muhafaza eder [ç.n. Ruh eşi terimi]; "öğrenci aşkın birincil anlamını öğretmenden öğrenir".
S: (BRH) Öğrenci kim öğretmen kim ?
C: Sence kim ?



Şimdi burada örneğin kaba bir genelleme olarak iki örnek vereceğim.

Birincisi Parmenides ve Zeno iletişimi, ilişkisi
ya da ikincisi
Şems ve Rumi iletişimi

Şimdi bilmiyorum öyle mi ve Şems ya da Parmenides 6.yoğunluk rehberlerle direkt iletişime geçen Nordikler mi ya da brnzeri mi?
Bana akla yatkın geldi...
Her iki karakter de yoğun biçimde diğeriyle etkileşmiş ve onu etkilemiştir.
Aslında Parmenides'i ve Şems'i az biliriz. Bir çok doğa filozofunu da. Okulları olmasına rağmen... Yazılı şeyleri azdır.
Eğer örnek bu iletişimler 6.yoğunluk rehberlerle kurulan bağı temsil ediyorsa zaten bizce kişi, kişilik ve kişi adı olarak almamalı. 6. Yoğunluk rehberlik denilenin kendini temsil eden bir durum olarak yapılandırmalı..

Zeno Parmenides'ten ve ona olan güvenden yola çıkarak Bir'i uslamlamaya çalışıyordu ancak kavrayışı Parmenides'in ki değildi.
Rumi de Bir'i anlamaya çalışıyordu ancak hala kafada ikiydi sanıyorum... Ney ney anlayamadı...
Kendini zorluyordu belki de.
Ama Şems'e güvenmiş olmalı. Şems onu etkilemiş olmalı..
Rumi kendi kavrayamadığı halde Şems'e ve onun bilişine güveniyordu.

Enel Hak sırrını aldık Mansur'dan...
denir...

Yukardaki gerçek aşka ve öğretmen kavramları için bu örnekleri verdim Maharaj da eklenebilir. Öğrenci öğretmen ama... Şems te öyle...

Yani yukarıdaki kavramı her durumda ben kendi üst merkezi ile ya da kendi gelecek benliği olan Psikoloji de Üst Benlik denilenle (yani 6. yoğunluk varlığı olan bütün benliğiyle) bir gün zaten kendi iletişime geçme, geçecek olma anlamında ele alıyorum.
Ki kavram iyi yorumlanırsa (grubun diğer bireyleri ile de temas denen denkleme eklenirse) kendini parçalı ve geçici bir varlık gibi ele alan, insanı doğayı bütün ele alan bir yaklaşıma bizi götürür. Bu kaçınılmazdır...
Bunu görmek istiyorum görmeli deriz..

Şimdi Doğucu ikiliksizi yani Advaita Vedantayı az çok biliyoruz. Bir örnekleme olarak Maharaj burada pek çok kez işlendi.
Pek çok öğretmen tanımı barındırır..

Şimdi bir de kime, neye güvenceğini seçmek, anlamak ya da buna karar vermek, istemek denilen olabilir.
Örneğin biz seçim olarak çevrilen kavramlara genel bir "karar verme" yer değiştirmesi de bazen öneriyoruz.
Seçme kavramını "karar verme" ya da isteme/istenç olarak düşünmeyi öneriyorum.

KH kavramı yargılanabilir değil. O da hazır ön verili gerçeklik ve gerçeğin bir formu. Kaldı ki irade atılsa muhtaç.
Yani koşamayan maratona katılamaz.
Öbür taraftan kimse çocuğum özgür olsun kendi düşe kalka öğrensin diye bakmaz örneğin. Bu da bir KH modellemesi..
Daha çocuğum derken ben onun sahibiyim, velisiyim, kontrolorü ve denetmeniyim diyor..o bana bağımlı diyor...
KH ı buna indirgeyebiliriz..

KH kavramından özgürleşme deneni pek sevmesekte bir çok örneğimiz var ama şuna benzetiyoruz. Bir hayvanat bahçesi ya da kafeste bir kaç nesil geçirmiş hayvanın doğalaşması ya da özgürleşmesi.
Yani çıkıp hir gün de doğa da av yaklayabileceğimizi kimse varsayamaz. Ama istenç, seçim denilen burada devreye giriyor olabilir. Özgürlüğün sezilmesi, bunun yer değiştirmesini isteme ve durumun farkına varma örneğin.. Ya da ikisinden birine yatkınlık...
Hazır verili bir gerçeği tüketmek ve rahat konfor düşkünlüğü her türden atalettir. Vasi arayışı...

Yani buradan yola çıkarak BH olmayı isteme denilebilecek bir süreç tüm yukarıdakileri istemeyi yani özgürleşmeyi, kendi ayakları üstünde durmayı isteme, kendini yalnız tekil özel bir ben olarak deneyimlenin tersini isteme ya da bu fikre hazır açık sıcak olma, kendi varlığını parçalı deneyimlemeye hazır olma ..

Aborjinler ve Kızılderililer bireysel özel mülkiyet yalan hurda hile bencillik nedir bilmiyorlar. Dillerinde bu kavramlar yok. Anlayışlarına bakın. Alt doğa da daha yakın bir BH temsili bulamayız...

Doğanın kendi ve hayvan yaşayışı bize göre bir ölçü de BH yorumunu verebilir..

Özel ya da bireyci mülkiyet ve bireyci sahiplenme, bireyi özelleme gibi kavramlar KH denenin tam kendini veriyor. Kişi bu yoldaysa kim karışabilir. Enerjinin ve varlıkın zorunlu ve kaçınılmaz bir yönü de bu ve bir açıdan da bu bir zorunlu doğa ve zorunlu form yani zorunluluk değil mi?

KH ı yıkıp atmak için özel kavramını yıkmak gerekir. Alçaklık yükselik kavramı yerine, dikey kavrayış yerine biz yatay kavrayış önerdik..

Örneğin 6-7 seviyeli varoluşu yanyana yatay halkalar ve paralel yatay gerçeklik ve oluşlar yan komşular düşünmek üst değil

Yatay bir düzlemde yanyana halkalar düşünün. Varoluş yukarı uzamıyor yükseğe çıkmıyor. İleri de. Evrim döngüsel ve çevrimseldir...
Uzayda yön yok, yukarı yok. Son ileri merkez yok. Her yer her yer..
Yukarı kavramı ve üst- üstün kavramı tamamen yıkılıp düşünceden arındırılmalı...

Kişi kendi özel olduğu sanısından kurtulmalı
Özel değilim
Özel değilsin
Özel değiliz
Kimse özel değil.
Ben de sen de...o da...
Hiç birmiz ve hiçkimse özel ya da başka değil. Aynı nesnel tabana ve forma sahibiz...
Hepimiz ortağız...


Dördüncü yoğunluğu yukarıda ve ileride değil de yan da yatay bir dış halka olarak düşünün lütfen bunu birleştirin..
Yoğunluk denenleri, geçişleri (boyutları) renk kuşakları katmanları gibi ele alın lütfen ve lütfen yanyana.. Yanyana paralel. Yatay düzlem Aynı düzlemde.
İleri gitmiyoruz. Yukarı çıkmıyoruz. Bir dış halkaya geçeceğiz.

Yukarıda değil yana açılan bir kapı da düşün....

Kimse ileri gitmiyor, kimse ileri çıkmıyor, kimse yukarı çıkmıyor. Yan kapıdan geçiyoruz ve renk yoğunluk değiştiriyoruz...
Böyle düşünelim lütfen...

Dördüncü yoğunluk yandadır..
Hatta aşağıda bile olabilir....

----

Bakın ben bunları yazarken kendime ilişkin hiç bir tanımlamam yok ,belirtmem de, olamaz da.
Hiç bir özellik, başkalık iddiam da yok. Sıkıştırıldığım için bunu veriyorum..
Herkes gibi ney ney bilmiyorum.
Yani ben şunu diyemem örneğin ben 6. Yoğunluk varlıklarına direkt erişen Nordiklere erişiyorum ve onları kanallıyorum. Bunu diyebilir miyim? Kim diyebilir?
O halde bana öyle geliyor. Yani çok zorlandığı için. Bilemem. Bir önerme..
6.yoğunluğa direkt erişen bir Nordik olduğum gibi bir iddiam yok.Sanmıyorum.Bazen.belki.herkes erişir.Tüm ruhlu bireyler erişir erişebilir..
Nordik kavramını ilerici-l, öncü-l, BH ta ki yaş kavramı var denen gibi ya da "Ortak" kavramı gibi ele alıyoruz.
Bizce en Nordikler Sosyalist ahla, komünist bilinç ve insacıllık doğacılık vb. barındıranlardır.

Bir de şu var. "ben" denilenin varlığıyla ilgili bir çok faktör olması.
Bir de bazen benden bura diye sözetmeyi deniyoruz. Nesnel ...
Ben bir burayım demeyi düşün..
Kendini nesnelleştirir ve bilinci oldukça dışa atar. Kendi dışına
Ben bir burayım... bu kavram üzerine çok düşündük...

Şimdi "buraya" ilişkin tam bir adlandırma yok
Serbestçe yazayım mı?
İçimden geleni şekilsizce yazayım mı?
Serbest bir deneysellik (denemesellik) olarak (içimw geleni yazma açma karışılmama serbestleştirilme baskılanmama) yazma öneriyorum ama yazış kısıtlamama öneriyorum. Beni görmezden duymazdan gelme öneriyorum. Görebilme...

Nordik kavramını "ortak", "ilerici" kavramına çektik.
Komünistlerden ve Örneğin Alevilik gibi bir bellekten, ya da doğacıl bir kimlikten başka "ortak" "ilerici" bilen varsa söylesin.
Diğer hepsi KH yönelimi ifade ediyor..
Tam Komünist ahlak vb. donanmış, tam komünist bellek donanmış ..
Benim Nordik tanımım bu gibi.
Yanılıyorsam yanılıyorumdur...

KH sahte rehberler hazırlıyormuş.
Benim filozofi üretmekten ve sesli tartışmaktan , içime geleni yazıyor olmaktan başka istencim talebim iddiam yok.

Yazacağım kısıtlanmasın, görmezden gelinsin, böylece özgür yazarım serbest yazarım
Ben tek bunu istiyorum
Adlandırma yok

Diyelim ki forum kuralı küfür mü?
Obejktif kural ne?
Ben buraya küfür hariç serbest yazayım
Bireyel keyfi moderasyon tersi
Şimdi kurallar ve yasalar mı bizi belirliyor
Forum kurallarını gidip okuyayım mı örneğin..

Şimdi ben Kasyopyaya karşı tartışan Kasyopyayı karalayan başka bir forum adminine döndüm senin forumun özgür değil adminsin kıvırıyorsun gel dışarı üçüncü bir forumda seninle yazışalım tartışalım dedim üyeler kıyameti bastı bura özgür rahat söyle kendini kasma gardını indir dedi hala üyeliğim açık orda
Dargın iki kardeş gibiyiz şimdilik
Ben bu alan özgürlükçülüğünü arıyorum
Bura tersü demiyorum ancak ancak yazılana "ben" eleştirisi veriliyor içerik değil
Ben kavramını tartışamayız
Objektif bilgiyi içeriği tartışırız
İçerik yanlışı düzeltilir ben değil

Bütünüyle istediğümi yazabilmek istiyorum tek istediğim bu
Bunu ya da yazarken acaba üyelik refleksi
Acaba bunu yazarsam
Bu ne kadar bezdirici bilemezsin
Bunun ne kadar boğucu olduğunu geldiğini bilemezsin
Forumda herkes admin olsun bir de böyle düşün
6 yıldır ben hiç kovulmadan deli ve zehir zemberek her yerde yazdım
Hala özgürlük baskısı hissediyorum..
Form ve biçim vermeye kalkılıyor moderasyon dayatılıyor ama kişiye ve ben biçimine bakın yazılana değil


Edited by - Dionysos on 16/03/2019 17:08:30
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 1,53 saniyede oluşturuldu.