Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Malum Güçler
 Hüseyin Vodinalı "Modi: ABD'nin Asya'daki Truva atı" (10.03.2019)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

bozadi


9388 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/03/2019 :  22:35:21  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
10 Mart 2019

Modi: ABD'nin Asya'daki Truva atı

Hüseyin Vodinalı


Adı Narendra Modi…

Hindistan’ın başbakanı.

Ama aslında o, ABD’nin Büyük Güney Doğu Asya Projesi’nin eş başkanı.

Modi, 2010’da Manmohan Singh’in Obama ile “Stratejik Ortaklık” anlaşması yapması sonrası iktidara geldi.

Faşizme kayan aşırı Hindu milliyetçisi ve neoliberal küresel politikaların taşeronu idi.

2015’te ABD ziyaretinde anlaşmayı yeniledi ve kapsamını genişletti.

Ülkesine en büyük kazığı 2017’de 500 ve 1000 rupilik tüm kağıt banknotları geçersiz ilan edip, ABD ile dijital para sistemine geçiş ile attı.

Tamamen (USAID) Amerikan kontrolünde olan ve adına “Catalyst” (Katalizör) denen bu sisteme göre Hindistan, 2025 yılına kadar 400 milyar doları dijital sisteme aktaracak.

Eski Dünya Bankası üst düzey yöneticisi Peter Koenig, bu durumu “Finansal Soykırım” olarak tanımlıyor. Keza, Keynes Cemiyeti gazetecilik ödülü sahibi Alman ekonomi yazarı Norbert Haring de ücra köşelerdeki küçük bankaları yok edecek bu adımın Hindistan için tam bir felaket olacağını belirtiyor.

Koenig, 2017 yılında kaleme aldığı değerlendirmesinde, milyonlarca fakir Hintlinin bu yüzden açlık, hastalık, işsizlik ve ölümün kucağına itileceğini yazıyor. Bu dijital sisteme entegre Almanya’da İran ile iş yapan bir Alman şirketinin başına gelenler çok çarpıcı. Hiçbir yasadışı işlem yapmamalarına rağmen sırf İran ile ticaret yaptıkları için ”terörist listesine” alınarak resmen batırıldılar.(*)

ABD’nin Avrupa ve Hindistan’da yapmak istediği şey, hızlı bir küresel demonetarizasyon yani parasızlaştırma ve tüm sistemi dolar üzerinden dijital hale getirmek. (Bu Catalyst tezgahını ülkenin başına saranlardan Hindistan Merkez Bankası Başkanı Raghuram Rajan da zaten daha önce IMF Baş Ekonomisti idi. IMF Başkanı Christian Lagarde’ın yerine geçeceği söyleniyordu hatta.)

Böylelikle de ABD istediği ülkeye, şirkete veya kişiye kesin bir finansal yaptırım uygulayabilecekti.

Modi, neoliberal ve Amerikan muhibbi bir siyasetçi.

Çin ile tarihsel düşmanlık ve rekabeti bunda katalizör olarak kullanıyor.

Ülkesinin parasını çöpe atıp, Amerikan dijital para sistemine geçmesi bile başlı başına, BRICS ve Şİ֒de bir Truva atı olduğunun göstergesi.

Çünkü, Çin ve Rusya’nın başını çektiği Asya güçleri, en başta ABD emperyalizminin vurucu silahı dolardan kurtulmaya çalışıyordu.

Modi’nin Pakistan ile savaş kışkırtıcılığı işin geldiği son nokta.

Ama ondan öncesi de var.

MONSANTO VE MODİ

Mesela geçen yazımda sözünü ettiğim, kanser yapan glifosat içerikli tarım ilaçlarını dünyanın her yerine satan Monsanto ile ayrı bir ilişkisi var Modi’nin.

O Monsanto ki, Vietnam’da ABD ordusunca havadan köylere atılan ve yüzbinlerce masum insanın ölümüne yol açan oranj gazının üreticisidir.

Sadece Monsanto değil, Türkiye’den de hatırlayacağımız Cargill ve Bayer ile de çok yakın bir kişi.

Daha Gujarat Valisi iken, GDO’lu tohum ve glifosat içeren tarım ilaçlarını bir mucize gelişme kaynağı gibi satmayı iyi becermişti.



Oysa Dr. Vandana Şiva, bu çok uluslu şirketler yüzünden Hindistan’da en az 200 bin çiftçinin intihar ettiğini söylüyor.

GDO’lu tohum ve kanserojen glifosatlı ilaç almak için borca giren çiftçiler, hibrid (melez) tohumlar girdikten sonra Hindistan’da Monsanto Roundup tarım ilacı kullanımı yüzde 2000 arttı.

2013’te intihar eden çiftçi sayısı 250 bine ulaşmıştı, Hindistan Ulusal Suç Kayıtları Bürosu verilerine göre 6 saatte bir, bir Hintli çiftçi intihar ediyordu.

Borçlarla baş edemeyen çiftçilerin ironik biçimde Monsanto tarım ilacı içerek intihar ettiğini söylüyor Dr. Şiva.

Cargill, Monsanto ve Syngenta gibi dev küresel şirketlerin tohum ilaç ve gübreleri yüzünden hastalanan ve sakat doğanların sayısı ise bilinmiyor bile.

İşte Modi, Amerikan muhipliği adına ülkesinin fakir yığınlarını (tıpkı bizdeki 1980 sonrası sağ politikacılar gibi) yoksulluk ve ölüme sürükledi.



Oysa 1984’te Hindistan’ın Madhya Pradeş eyaletinin Bhopal kentindeki ABD’li Union Carbide Şirketi’nin Böcek İlacı fabrikasından sızan 40 bin metil isosiyanat gazı, 18 bin kişinin ölümüne, 550 binden fazla insanın da zehirlenmesine yol açmıştı.

Modi’nin yatırımcı dostu maskesinin arkasında aslında şirketler emperyalizminin dostu olması var.

MODİ KUŞAK VE YOL’A KARŞI

Ve bu “dost”, tıpkı son Pakistan/Keşmir geriliminde olduğu gibi, ABD adına Avrasya kalesini içeriden çökertmek için uğraşıyor. (Pakistan’ın da sütten çıkmış ak kaşık olmadığını bilerek söylüyorum bunları. Hindistan ile Pakistan arasındaki krizi tetikleyen Cammu Keşmir saldırısını üstlenen Ceyş-i Muhammed örgütünün kurucusu ve lideri Mesud Azhar'ın Pakistan'da olduğu doğrulandı.)

Çin’in Kuşak ve Yol projesini Modi, ülkesi için bir felaketmiş gibi lanse ediyor.

Oysa 70 ülkeyi kapsayan 4 trilyon dolarlık Kuşak ve Yol projesi, tüm Asya’yı kalkındıracak, Asya’nın yanı sıra Afrika ve Avrupa’yı da geliştirip, bölgesel barış dinamiklerini canlandıracak bir girişim.

Modi ise adeta bir Truva atı gibi, küresel Amerikan emperyalizmine yakın durarak iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor.

Ama beyhude çaba.

10 Ocak 2019’u hatırlayın.

10 sendikanın öncülüğünde yaklaşık 200 milyon işçi ve köylü, iki günlük genel greve çıkmıştı.



Grev ve tepkilerin odağında, ücretlere isyan olduğu kadar Modi hükümetinin neoliberal politikaları, çalışanların haklarını gasp ve sendikaların etkisizleştirilmesi vardı.

İşin daha da ilginci, grevi tetikleyen sendika, güçlü komünist partisi bağlantılı olan değil, Modi’nin sonradan kurulma Halk Partisi’ne bağlı bir sendikaydı.

Güçlü bir sol geleneğe sahip Hindistan, neoliberal ekonomik politikalarla korkunç bir gelir dağılımı bozukluğu yaşıyor.

İşte asıl tehlikeli olan da bu.

Modi sosyal patlamaların eşiğindeki ülkesini, Pakistan veya Çin’e karşı kışkırtarak iktidarını sürdürme gibi tehlikeli bir yolu deneyebilir.

ABD’nin son günlerde sözünü ettiği Truva Atları’ndan biri de işte bu Modi’dir.

Hem de nükleer güçte bir Truva atı.

Tıpkı bizdeki 31 Mart yerel seçimleri gibi, 11 Nisan’da Hindistan genel seçimleri de küresel sonuçlara yol açacak önemde seçimlerdir.

KAYNAKLAR:

https://www.globalresearch.ca/india-death-by-demonetization-financial-genocide-the-crime-of-the-century/5569859?utm_campaign=magnet&utm_source=article_page&utm_medium=related_articles

https://www.globalresearch.ca/a-well-kept-open-secret-washington-is-behind-indias-brutal-demonetization-project-2/5566167

https://www.globalresearch.ca/monsanto-bayer-cargill-and-indias-prime-minister-modi-doing-business-or-corporate-imperialism/5532577

https://www.globalresearch.ca/the-seeds-of-suicide-how-monsanto-destroys-farming/5329947

https://tr.sputniknews.com/ceyda_karan_eksen/201901101037064722-hindistan-200milyonluk-grev-asiri-milliyetcilikle-bezenmis-neoliberal-politikalara-isyan/

(*) The Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) recently reported that Employees of a German manufacturing firm doing completely legal business with Iran were put on a US terror list, which meant that they were shut off most of the financial system and even some logistics companies would not transport their furniture any more.

Kaynak: Aydınlık

bozadi


9388 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/03/2019 :  22:38:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hindistan konusunu pek takip etmiyordum, bazı çok önemli hususları bu makale sayesinde öğrendim. Teşekkürler Vodinalı.
Go to Top of Page

bozadi


9388 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/03/2019 :  18:53:19  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
12 Mart 2019

Truva Atı’ndan sonra şimdi de Nitro Zeus!
ABD’de kirli savaş, Evanjelikte oyun bitmez!

Hüseyin Vodinalı


Geçen Perşembe, 7 Mart sabah 05.00’te Venezuela’nın Guri Hidroelektrik Barajı siber saldırıya uğradı.

Devam eden 5 günde 5 ayrı siber saldırı sonucu ülkenin yüzde 70’inde elektrik kesintileri yaşanıyor.

Venezuela’ya karşı Amerikan kirli savaşı artık bebekleri ve hastaları öldürme noktasına geldi.

7 Mart’ta başlayan saldırılar sonucu, diyaliz hastaları, kuvözdeki prematüre ve hasta bebekler, yoğun bakımdaki kalp ve kanser hastaları öldü.

Yağma olayları yaşanıyor.

Elektrik olmadığı için şebeke suyu da kesildi.

Halk, park ve yeşil alanların yanı sıra dere gibi doğal kaynaklardan elde ettikleri veya arızalı borulardan sızan suyu, bidonlarla evlerine taşıyor.

Hükümet mecburen okul ve resmi kurumları tatil etti.

Domuzlar Körfezi artığı Florida’daki Küba mafyasından senatör Marko Rubio da bu işe çok seviniyor.

Elektrik kesintisi başladıktan sadece 3 dakika sonra “Venezuela karardı” diye twit atması şüphe çekti zaten!

Trump’ın Venezuela kirli savaşının başına atadığı Latin Amerika halklarının katili Elliott Abrams kesintinin asıl şüphelisi ve şimdi Hindistan’ı Venezuela’dan petrol almaması için uyarıyor.

Tam bir kirli savaş yürüyor.

Bu kirli savaşın odağında Amerikan-İsrail siber saldırı ekipleri var.

Bunlar ABD’nin rejim değişikliği operasyonlarında epeydir önemli rol alıyor.

Zaten bir tanesinin adı da biliniyor.

NİTRO ZEUS PROGRAMI

New York Times gazetesi 2016’da 16 Şubat tarihli sayısında, Obama yönetiminin Nitro Zeus denilen bir virüs programını geliştirdiğini yazmıştı.

Daily Beast haber sitesine göre aslında George W. Bush zamanında Ortadoğu hedeflenerek başlanmıştı işe.

Bu program öncelikli olarak İran’ın elektrik şebekesinin, nükleer programlarının ve hava savunma sistemlerinin felç edilmesini hedefliyordu.

Binlerce askeri ve istihbari personel ile milyonlarca dolar harcanarak hazırlanan siber saldırı programı, İsrail’in İran’a saldırısı durumunda devreye sokulacaktı.

NY Times’ın haberinde Nitro Zeus planının Kuzey Kore, Latin Amerika ülkeleri, Güney Asya ve Afrika’daki muhalif ülkelere yönelik de uygulanacağı yazıyordu.

2010’da İran’ın Buşehr ve Natanz Nükleer Santralleri siber saldırıya uğradı.

Stuxnet isimli bir bilgisayar virüsü dışarıdan sisteme yollanmıştı.

CIA’nin kirli savaşını ifşa edip Rusya’ya iltica eden ünlü Amerikalı siber savaş uzmanı Edward Snowden, bunun İsrail/ABD ortak operasyonu olduğunu söylemişti.

Siber saldırı beklenen sonucu vermemiş, sadece nükleer santral çalışanlarının kişisel bilgisayarları virüsten etkilenmişti.

Bu siber saldırının da Nitro Zeus programının bir parçası olduğu düşünülüyor.

Hatta hatırlarsanız 31 Mart 2015’te Türkiye’de de bir anda ülke genelinde bir elektrik kesintisi yaşanmıştı.

Arızanın iletim şebekesi kaynaklı olduğu söylendi. 7 ay sonra açıklanan AB ile ortak hazırlanan TEİAŞ Raporu, kesintinin aşırı yükten kaynaklandığını bildirdi.

Ancak uzmanlar, teknik olarak Türkiye’nin tamamında aynı anda bir elektrik kesintisinin mümkün olmadığını söylüyor. Bu olay da şüpheli bir vaka olarak kayıtlara geçmiş oldu.

İran ile nükleer anlaşma yapıldığında Nitro Zeus programı rafa kaldırılmıştı ama Trump’ın anlaşmayı tek taraflı bozması sonrası yeniden devreye alındı.

Venezuela’da ise Neocon faşist Bolton ve Abrams gibi savaş simsarlarının kongreden umduğunu bulamaması sonucu bu tür bir siber saldırı yoluna gidildi.

Nitro Zeus’un hazırlandığı dönem NSA (Ulusal Güvenlik Ajansı) Başkanı olan Keith Alexander, bugün Iron Net Cybersecurity isimli firmanın CEO koltuğunda oturuyor.

Aynı şirketin yönetim kurulunda Trump’ın pek sevdiği savaş yanlısı emekli general Jack Keane de var.

Keane, Amerikan İsrail savaş endüstrisinin desteklediği Kagan ailesinin yakınlarından.

Kimberly Kagan’ın kurduğu Savaş Araştırmaları Enstitüsü’nün direktörü.

Venezuela Lideri Nikolas Maduro siber saldırının Amerikan işi olduğunu söylüyor.

Trump ise sessiz.

Ne desin ki?

“Biz Venezuela halkının refahı için önce ilaç ambargosu uyguladık, ardından yiyecek akışını kestik son olarak da ülkenin enerji şebekesine saldırıp, bebekleri ve hastaları öldürdük” mü diyecek!

Olayla ilgili ABD’den tek açıklama, Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’dan geldi.

O da, elektrik kesintileriyle bir ilgilerinin olmadığını, bunun Maduro yönetiminin beceriksizliği olduğunu söyledi.

Yerseniz…

TRUVA, MARS VE ZEUS

Bu Neocon, Evanjelik, Mormon, Irkçı Trump takımı mitolojiyi çok seviyor.

ABD Hava Kuvvetleri Komutanı General David Goldfein’in açıkladığı Truva Atı projesi, Bush ve Obama’nın mirası Nitro Zeus, Savaş Tanrısı Mars’tan ilham alan Amerikan ordusunun Mart ayı seferleri falan filan.

Yalnız tüm dünyaya posta koymak çökmekte olan bir imparatorluk için pek akıllıca değil.

Amerikan tarihinin tüm zamanların en büyük savaş suçlularından olan Bush dönemi Başkan Yardımcısı Dick Cheney bile Trump-Pence ikilisini eleştirmiş.

Georgia’da bir Cumhuriyetçi konferansına katılan Cheney, Trump ekibinin Amerika’yı yalnız bırakacak “izolasyoncu” politikalarıyla tüm müttefik ve dünyanın güvenini kaybettiğini söyledi.

Söyleyene baktığınızda hayli ironik ama doğru.

KAYNAKLAR:

https://www.mintpressnews.com/did-the-us-recycle-a-bush-era-plan-to-take-out-venezuelas-power-grid/256113/

https://www.globalresearch.ca/trump-regime-electricity-war-venezuela/5670970

https://www.nytimes.com/2016/02/17/world/middleeast/us-had-cyberattack-planned-if-iran-nuclear-negotiations-failed.html r=0&mtrref=undefined&gwh=1915890CF33F5F8F996668DA689CD7D2&gwt=pay

https://www.rt.com/usa/453583-dick-cheney-attacks-pence-isolationism/



Kaynak: Aydınlık

Go to Top of Page

bozadi


9388 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/03/2019 :  19:31:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
15 Mart 2019

15 Mart’ın önemi ne? Sapık katilin mesajları ne anlama geliyor?

Hüseyin Vodinalı


Sapık Avustralyalı Katil Brenton Tarrant, vahşi ve acımasız katliamından önce bir sürü mesaj vermiş.

İlginç biçimde, tüfeği ve şarjörlere yazdığı mesajların büyük kısmı Müslümanlardan çok özel olarak Türkleri hedef alıyor.

Gerçi öldürdükleri arasında Türk yok, sadece 2 yaralı Türk var ama hedefinin Türkler olduğu çok belli.



Hatta aracında dinlediği Sırpça marş da Bosna’daki Boşnak katliamlarını öven, Türklere nefret sözcükleriyle dolu.

Şarjörlerden birinin üzerinde Kiril alfabesiyle Miloş Obiliç isminin bulunduğu görülüyor. Miloş Obiliç, tarihte Kosova Savaşı’nda Sultan Murat’ı şehit eden Sırp olarak biliniyor.

Tüfeğin üzerinde büyük harflerle Turcofagos yazılı. Bu ifade Romalıların ölülerini koydukları lahitlere verilen Sarcofagos isminden esinlenilmiş, Sarcofagos: Et yiyen demek, Turcofagos da Türk yiyen anlamına geliyor.

Bir diğer şarjörde Viyana yazılı ve Türklerin Viyana’yı kuşattığı 1683 tarihi okunuyor.

Hatta Türklere doğrudan da bir tehdit mesajı yazmış internette.

"İstanbul Boğazı’nın doğu yakasında topraklarınızda huzur içinde yaşayabilirsiniz, size zarar gelmeyecek. Ama Boğaz'ın Batı yakasında bir yerde yaşamayı denerseniz, Avrupa'ya gelirseniz sizi öldüreceğiz. Konstantinopolis'e gelir, tüm Cami ve minareleri yıkarız. Ayasofya minarelerden kurtulacak ve Konstantinapol hak edildiği gibi tekrar Hristiyan şehri olacak"

Sapık pislik bir de “Beşiktaş’a Beyoğlu’na filan gelmeyin öldürürüm” diyor utanmadan.



Saldırgan, yayımladığı yazıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı "Halkımızın en eski düşmanı olan Türklerin ve Avrupa'daki en büyük terör örgütlerinin lideri" olarak tanımlayarak, tehditlerini sürdürüyor.

Fakat şu cümle çok ilginç gerçekten, diyor ki sapık; “Erdoğan’ın öldürülmesi, Türklerin Avrupa’dan atılmasını ve aralarında savaşmasını kolaylaştıracaktır, Rusya’nın bir düşmandan kurtulmasını sağlayacak, NATO’nun parçalanması ve çöküşünü getirecektir.”

Bak sen şu manyağa, herif bir de Rusya yanlısı imiş!

Yerseniz.

Fakat bu manyak ve hempalarının saldırı için 15 Mart’ı seçmesi bu tarihi mesajlarıyla örtüşüyor.

Nasıl mı?

4 Mart tarihli “ABD’nin Mitolojik Emperyalizmi! Truva Atı ve Savaş tanrısı Mars” başlıklı yazımdan bir bölümü buraya alıyorum:

MART’TA SAVAŞ BİR BAŞKADIR

Global Research sitesinin baş yazarı Michel Chossudovsky’nin ilginç bir makalesi vardı geçenlerde.

Chossudovsky, ilkini 2013’te yazdığı, “Ides of March” (Ideus Martiae) başlıklı makalesini güncellemiş ve ABD’nin Venezuela’ya saldırı hazırlığında olduğunu gündeme getirmiş.

Bu yazısında Chossudovsky, ABD’nin Roma takviminde Ideus Martiae olarak adlandırılan, 15 Mart tarihine dikkat çekmiş, antik çağda Romalılar bu kavramı borçların ödettirilmesi, hesaplaşma, intikam manasında kullanırmış. Çoğu zaman da askeri seferlerini bu zamanda yaparlarmış, çünkü Mart ayı, baharın geldiği hava ve deniz koşullarının uygun olduğu bir zamanı ifade ediyormuş. Yani savaş için koşulların uygun olması demek. Zaten Mart ayının kelime kökeni de latince Mars’tan yani savaş tanrısının isminden geliyor. 15 Mart aynı zamanda meşhur Roma İmparatoru Jül Sezar’ın MÖ 44’te suikast sonucu öldürüldüğü gün oluyor. Baharın geldiği gün olan 23 Mart da Romalıların resmi sefere çıkış zamanı olarak belirlenmiş.

Kanadalı profesöre göre ABD, Romalıların bu adetini bir hayli benimsemiş.

Bakın, İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD savaşlarının başlangıç tarihlerine;

Vietnam Savaşı 8 Mart 1965,

NATO’nun Yugoslavya saldırısı (Savaşı) 24 Mart 1999,

Irak Savaşı 20 Mart 2003,

ABD-NATO Suriye vekalet Savaşı Deraa’da 15 Mart 2011,

NATO’nun Libya’ya saldırısı 19 Mart 2011,

Suudi Arabistan’ın ABD yönetimindeki Yemen saldırısı da 25 Mart 2015’te başladı.

Buna tek istisna Ekim 2001’de başlayan Afganistan saldırısı oldu.

Birinci Körfez Savaşı da 17 Ocak 1991’de başladı ama en büyük saldırı ve kitlesel katliam 2 Mart 1991’de yaşandı. Amerikan 24. Mekanize Piyade Birliği, Basra yolunda on binlerce sivil ve silahsız askeri katletti.”

Enteresan değil mi?

15 Mart Romalılara göre intikam alma, hesaplaşma zamanı.

ABD de Roma İmparatorluğu’nun bir devamı olarak görüyor kendisini.

5 EYES VE BANNON

Bu son katliam bana göre, o meşhur “üst aklın” işi.

Müslümanlarla Hristiyanları, Avrupalılar ile Türk ve Batı Asyalıları, Rusya’daki Müslümanlar ile Ortodoksları, Çin’deki Uygurlarla yönetimi, Türkiye’deki dindarlarla laikleri (Ekşi Sözlüke girilen o provokatif entry mesela!) karşı karşıya getirmeyi hedefliyor.

Anglosakson kökenli Batılı istihbarat servislerinin oluşturduğu “5 Eyes” (Beşgöz) diye bir sistem var.

Buradaki her bir göz; ABD, İngiltere, Yeni Zelanda, Avustralya ve Kanada gizli servislerini temsil ediyor.

Bunlar esasen Çin’e karşı örgütlenen bir oluşum.

Özellikle Avustralya, Asya’nın bu bölgesinde ABD’nin en önemli istihbarat merkezlerinden.

CIA’nin 3 devasa bölge izleme, istihbarat üssü, ABD, İngiltere ve Avustralya’da (Pine Gap Üssü) bulunuyor.

Saldırgan Avustralyalı, Yeni Zelanda da saldırının meydana geldiği yer zaten.

Netflix’te “Pine Gap” diye bir dizi var. Onu izlemenizi tavsiye ederim bu arada, mevzuyu çok içeriden güzel anlatıyor.



ABD, (Truva Atı – Ideus Martiae – Nitro Zeus vb.) Roma dönemine, mitolojiye ve Avrupa Ortaçağı’na yönelik sübliminal mesajlar veredursun, Türkiye’den de ilginç mesajlar geliyor.

İktidara yakın TÜGVA’nın, 8 Mart’taki feminist yürüyüşünde sözde ezan protestosuyla ilgili yaptığı açıklamada ilginç bir detay vardı.

TÜGVA yöneticisi Seher Şenyüz açıklamasında, “Ezan, bizim için Roma’nın, New York’un, Pekin’in, Tokyo’nun, Moskova’nın, Berlin’in, Paris’in ve yarım kalan hesabımız olan Viyana’nın fethine niyet tazelemektir” ifadelerini kullandı.

N’oluyoruz birader?

Bizdekiler Osmanlıcı-Halifeci, Sapık Avustralyalı faşist katil Bizansçı…

ABD de Roma İmparatorluğu’nun temsilcisi.

Yeni Ortaçağ bu mudur?

Tarrant’ın asıl hedef kitlesi, ABD, Avrupa ve Rusya’daki aşırı sağ, ırkçı, faşist, dinci gruplar.

Bu saldırıyla onları kışkırtmak istiyor.

Erdoğan ile birlikte Londra’nın Müslüman Belediye Başkanı Sadık Han ve de Almanya Başbakanı Angela Merkel’in de öldürülmesini istiyor!

İngiltere’de BNP’ye, Almanya’da AFD’ye göz kırpıyor.

Sahi Trump’ın eski baş stratejisti Steve Bannon şu sıralar nerede?

Hani Avrupa ve diğer yerlerde şu aşırı sağ ırkçı parti işlerine o bakıyordu da aklıma geldi.

Biz Kissinger, Marshall filan derken Bannon’un ipini uzun tuttuk bak.

En son 2018 Eylül ayında, Avrupa'daki sağ-popülistleri bir araya getiren AB karşıtı bir oluşum kuruyordu.

Kendisi de ırkçı Breitbart radyosunda Alt Right (Alternatif Sağ) isimli bir neofaşist söylemin vaiziydi.

Dünyadaki ekonomik krizi fırsata çevirmek isteyen Wall Street mafyası, küresel hegemonik sermaye, yeni bir Hitlervari ırkçılık dalgası coşturmaya çalışıyor bana göre.

1930’lardaki gibi ayrıştırmaya, kamplaşmaya ve savaşa oynuyorlar.

Ancak bu kez hedefte Yahudiler değil, Müslümanlar var.

İslam ile Batı’yı savaştırma peşindeki Medeniyetler Çatışması’nın mimarı Huntington’un öbür tarafta kulakları çınlasın.

Kaynak: Aydınlık

Go to Top of Page

bozadi


9388 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/03/2019 :  07:38:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
19 Mart 2019

Kimin eli kimin cebinde?

Hüseyin Vodinalı


Farkında mısınız?

Avustralyalı haçlı terörist Brenton Tarrant’ın geçmişi ile ilgili çok az şey biliyoruz.

28 yaşında olduğunu, babasının kanserden öldüğünü, cimnastik öğretmenliği yaptığı, Daily Mirror gazetesine göre melek gibi bir (sarışın olduğu için herhalde) çocuk iken nasıl olup da böyle bir katile dönüştüğü sorusu ve Balkanlar ile Türkiye seyahatleri dışında, kimin adamıdır, nerede eğitim almıştır, hangi gizli servise bağlıdır? Bunları bilmiyoruz henüz.

Ama bildiğimiz bir başka şey var.

İngiliz Samantha Lewthwait, 2005’te henüz 17 yaşında iken İslam dinine geçti. IŞİD’çi kocası Londra’daki bombalı terörist saldırıda 26 kişiyi öldürdü. Samantha Kenya’ya kaçtı. Nairobi’deki 67 kişinin öldürüldüğü AVM baskınında rol oynadığı şüphesiyle İnterpol tarafından aranırken, o Ukrayna’da Ruslara karşısavaşan aşırı sağcı Neo Nazi birliklerinin içinde ortaya çıktı. Beyaz Dul lakaplı kadın IŞİD ve Eşşebap teröristlerine canlı bomba eğitimi verdi. En az 400 kişinin ölümünden sorumlu olduğu yazıldı. Son olarak 2014’te Ukrayna’da bir Rus keskin nişancısı tarafından öldürüldüğü ileri sürüldü.

IŞİD gibi çakma İslamcı, Haçlı İrtica terör örgütleri arasında daha bu Samantha gibi yüzlerce Avrupalı, Amerikalısı vardı.

Tarrant ve benzeri Neo Nazi Irkçı Haçlı teröristlerin propaganda yöntemleri de IŞİD’inkiyle aynı.

Yaptıkları hunhar katliamları yayınlayıp, karanlık çet odalarından eleman devşiriyorlar. (Bu arada sözde İslamcı terör örgütleri Neo Nazilerden çok daha fazla cami bombalayıp, tarayıp masumları öldürmüştür, sadece Şii, Alevi veya farklı mezhep üyesi oldukları bahanesiyle)

Uzmanlara göre, internetten bunlarla temasa geçenler, yüzde 85 oranında eyleme karışmış birileriyle doğrudan iletişime giriyor.

Ha bir de Tarrant’ın hemşosu Avustralyalı medya baronu Rupert Murdoch’un Avustralya’daki 5 günlük gazetesi, yapılan araştırmaya göre, sadece bir yıl içinde 2891 adet İslam aleyhtarı haber ve yazı yayımlamış!

EMPERYALİZMİN EMRİNDEKİ HAÇLI TERÖRİSTLER

IŞİD’i kuranlarla, bu NeoNazi’leri hotrlatanlar aynı odaklar: CIA, Batılı İstihbarat Örgütleri ve MOSSAD.

Bunu ben değil, ABD Başkanı Donald Trump söylüyor.

“IŞİD’i Obama kurdu, yardımcılığını da Hillary Clinton yaptı” demişti açıktan.

ABD’nin stratejik beyinlerinden Zbigniew Brzezinski, Afganistan’daki selefi teröristleri 1979’da daha SSCB işgali başlamadan önce organize ettiklerini itiraf etmişti ölümünden önce.

IŞİD, El Nusra ve El Kaide’ye (ve onlarla bağlantılı yüzlerce terör örgütüne) ise Suudiler başta olmak üzere Körfez Arapları ve İhvancılar dolaylı destek veriyor.

Bunu Irak ve Suriye’de çok net olarak gördük ve yaşadık.

ABD, IŞİD’e saldıran Suriye ordusuna hava bombardımanı bile düzenleyip yüzlerce askeri öldürdü.

Ya da İsrail, Golan’da, güney sınırlarında IŞİD’çileri korumak için Suriye ve Hizbullah’a top ateşi açtı.

Beşar Esad’ı devirmek için devreye soktukları IŞİD’i, aynı zamanda Suriye ile Irak’ın (dolayısıyla İran’ın da) bağlantısını kesmek için kullandılar.

Türkiye’ye de (Esad’ı devirecek muhalif gruplar kisvesiyle) önce destek verdirtip, ardından politika değiştirince üzerimize saldırttılar.

El Kaide ve IŞİD terörüne yüzlerce vatandaşımızı kurban verdik. Onlar dışarıdan, CIA/NATO ürünü FETÖ içeriden ülkemizi ve bölgemizi ateşe verdiler.

Bu arada IŞİD’in bir Amerikan projesi olduğunu, hem Suriye Devlet Başkanı Esad, hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan da söylemişti.

ABD’NİN NİYETİ GİTTİKÇE KÖTÜLEŞİYOR

Zaten John Bolton’un sandıktan çıkardığı 1823 model Monroe Doktrini, Trump’ın nükleer savaşta ilk saldıran olma tehdidi, süregiden BOP ve GOKAP (Büyük Ortadoğu Proejsi ile Genişletilmiş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projeleri), İran, Çin ve Rusya’ya karşı askeri ve ekonomik yaptırımlar, Venezuela’da kirli rejim değişikliği operasyonu, son olarak yine Trump’ın batık ABD ekonomisinden 2020 için yüksek (yüzde 5 artışla 750 milyar dolar, toplam bütçenin yüzde 57’si) savunma bütçesi istemesi, (sadece 22.95 milyar doları savunma istihbaratı için) olayların giderek çirkinleşeceğini gösteriyor.

Şu an İdlib’de bulunan savaş muhabiri, belgesel yapımcısı ve yazar Andre Vltchek, son yazısında Çin ve Rusya’nın ABD zorbalığına karşı mutlaka harekete geçmesi gerektiğini çocukluğundan bir anısıyla anlatmış.

Çekoslavakya’da ilkokulda okuyan, Rus baba ve Çinli anneden doğma Andre ile 100 kiloluk sınıf arkadaşı Karel, akran zorbalığıyla karşı karşıya kalırlar.

Andre Rus olduğu, Karel ise şişman olduğu için itilip kakılır.

Ne kadar saygılı olurlarsa, ırkçı Çek bebelerinden o kadar dayak yerler, elbiseleri yırtılır, ayakkabılarının içine işenir, karda buzda donma tehlikesi atlatırlar.

Andre bir gün artık zorbalarla iyi geçinmeye çalışmanın boşuna olduğunu anlar ve Karel’i de ikna edip, harekete geçer ve onları kıstırdıkları yerde pataklarlar.

“O gün o Çek çocukların aslında nasıl korkak olduklarını anladık ve kendimizi sağlama aldığımız gibi okuldaki diğer zayıfları da koruduk” diye anlatıyor.

Bu hikayeyle, kendi kökenlerine de atıfta bulunarak, Çin ve Rusya’nın artık ABD’ye karşı ayağa kalkmasının ve kibarlığı bir tarafa bırakmasının zamanının geldiğini söylüyor.

Öyle ya, Rusya da Çin de, milyonlarca insan kaybına rağmen, ABD ve Batı emperyalizmine karşı koyup kazanmış iki büyük ülke.

Eminim onlar, kimin eli kimin cebinde çok iyi biliyor.

Haçlı teröristlerle haçlı irticacıların aynı patrondan emir aldıklarını dünya alem de iyi bilmeli.

KAYNAKLAR

https://journal-neo.org/2015/07/26/isis-and-neo-nazis-is-there-a-difference/

https://newmatilda.com/2018/03/03/2891-murdoch-stories-trashing-islam-single-year-study-reveals/

https://www.globalresearch.ca/can-china-russia-survive-unharmonious-world/5671653



Kaynak: Aydınlık

Go to Top of Page

beyrutkapı


462 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/03/2019 :  11:41:58  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Süreci çok iyi özetlemiş Hüseyin vodinali. Umarım oyun serlestikce daha çok insan perdenin ardindakileri görür.
Go to Top of Page

bona fide


410 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/03/2019 :  01:12:51  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yeni Dünya Düzeni veya İlluminati olsaydınız suikastçilerinizi nereye gizlemek isterdiniz?

bu soruya amerikaya göç eden vergiden muaf amişlerin arasına katılan onlardan biriymiş gibi yaşayan fakat grubun dışında diğer normal insanlar gibi görüneceğinden asla katil suikastçı olacağını düşünemeyeceğiniz hitler bahseden bir yazı vardı. ekleyeceğim. bunun yanında şu zamanda herhangi millet içersinde gerek beyin yıkama teknikleri gerekse para karşılığında koşa koşa bu işleri yapacak binlerce insan vardır.


Americans even rebel in the prescribed fashion, whatever the elite tell society is the “in” “cool” “hot” stylish way to do things. The Amish are similar to the Mid-east culture in that they have a very indirect approach to saying things. They do not consider it proper to speak with a negative connotation about anybody. They also instinctively give pat answers to outsiders to blunt questions. These pat answers border on being rigid, prejudiced, and simple. They serve the purpose to deter curiosity. The early Amish leaders were ex-Catholic priests, but most of the people were peasants who had little formal schooling, had little Bible knowledge, and came from southern Germany and the Rheinland where witchcraft was practiced by the common people. The Spirit of Witchcraft never left the Amish. It has always been with them. The folk witchcraft is called Brauche, and the craft is kept secret by old men who pass the incantations down in secret. When the Amish moved to Pennsylvania, they moved in next door to Rosicrucians.

When the Rosicrucian settlements fell apart they joined the Mennonites, thus bringing their hermetic magic along with them. Somewhere within the Amish were some families that were under cover for the Jesuits, and were sent in as spies long ago because they were corrupt. These families have been generational satanists, which practice pedophilia and other crimes in the safety of their isolation. They were placed within the Amish to help the Catholic church destroy the Amish. In Europe that happened under Hitler, when all the Old Order Amish were arrested in 1938 and wiped out of Germany. Prior to WW II, the Nazi’s part of the Illuminati sent over a number of programmed multiples which set up an unnamed cult in upstate New York. This cult was to help Hitler take power in the U.S. when the Nazi’s won the war. They did not win the war, but 60 years later this Satanic cult still operates.

Now 2nd and 3rd generation programmed multiples are now part of this cult. Somehow this Illuminati mission coordinates with the Illuminati project to get Hitler’s bloodline hidden among the Amish, although the authors are aware of Hitler’s descendants being in Oregon, and Washington as well as Pennsylvania. One of them in Portland, Oregon works for the Federal government. Lancaster County is sometimes referred to as the mother church. This was one of the original counties which the Amish settled in when they first came over to the New World. William Penn invited Rosicrucians, Amish, and other dissident religious groups to Pennsylvania. The Satanic covens in Lancaster County, PA consist of members from Amish, Mennonite and Brethren churches. They are not simply all Amish.

Lancaster County’s Amish will fellowship will all the approximately 200 other settlements of Amish around the country. What is a peculiar phenomena, is that many churches that do not fellowship with one another, will still maintain “communion” with Lancaster out of respect for place in Amish history. However, Lancaster County has some of the most immoral reprobate Amish that there could be. All this is hidden very well from the thousands of tourists, due to the secrecy of the Amish. The Amish do not often pay taxes, do not pay social security because they are exempt from the Social Security program, and send many of their children to Amish schools. They are truly a separate society which maintains rigid secrecy. If you were the New World Order or the Illuminati where would you want to hide your assassins?

The safest place is inside of the most pacifist group in the world, the Amish. Monarch mind-controlled slaves are being created out of Amish children. During W.W. II, Amish conscientious objectors were forced by the government to do alternate public service in lieu of military service. This was known as Civilian Public Service. Amish & Mennonite conscientious objectors were placed into Mental Hospitals to help. They served at Allentown State Hosp., Allentown, PA; Cantonsville State Hosp., Cantonsville, MD; Cleveland State Hosp., Cleveland, OH; Delaware State Hosp., Parnhurst, DL; Denver State Hosp., Denver, CO; Greystone Park State Hosp., Greystone Park, NJ; Harrisburg State Hosp., Harrisburg, PA; Hudson River State Hosp., Poughkeepsie, NY; Kalamazoo State Hosp., Kalamazoo, MI; Lima State Hosp., Lima, OH; Livermore State VA Hosp., Livermore, CA; Macedonia State Hosp., Macedonia, OH; Marlboro State Hosp., Marlboro, NJ; Mt. Pleasant State Hosp., Mt. Pleasant, 10; Norristown State Hosp., Norristown, PA; Provo State Hosp., Provo, UT; Rhode Is. State Hosp., Howard, RI; Roseburg VA State Hosp., Roseburg, OR; Staunton State Hosp., Staunton, VA; Tiffin State Hosp., Tiffin, OH; Wernersville State Hosp., Wernersville, PA; Ypsilanti State Hosp., Ypsilanti, MI.

The author, Fritz, believes that the complete story of how the Illuminati got a secret foothold into the Amish community lies in what happened in mental hospitals to the anxious-to-please, compliant, innocent Amish boys, who were assigned to these mental hospitals. Many people do not realize that during W.W. I, several Mennonite/Hutterite conscientious objectors were tortured to death by our government. Not a pretty picture when you find out how sadistic our government was willing to be toward its own citizens. Not only did the Amish boys go to lots of mental hospitals during W.W. II, but all of the religious groups that participated in the conscientious objector service (called Civilian Public Service) contributed boys to the Office of Scientific Research & Development (part of the Army), which was still using these boys for experiments until Dec. 31, 1946. What kinds of “experiments” were the Amish boys, who were offered up as guinea pigs, subjected to by the OSRD? We now know that some of these experiments were very dangerous to their human guinea pigs. 1-0 classification was the Selective Service Board’s Conscientious Objector classification. During the Vietnam War, Amish young men went into I-W service (conscientious objector service) at mental and regular hospitals. Their I-W service was for two years.

Some of these young men were programmed at these hospitals. One Amish boy after he got home from I-W service committed suicide. The secret satanic families within various Amish settlements also offered up their children. This started a large scale super secret operation by the CIA/Intelligence agencies to set up Delta teams within the Amish. Who would ever suspect an Amishman? They have been expendable assassins for the CIA for years. These young men are strong farmboys. They have no connection between themselves and the outside world where they secretly carry out their missions, and if they die, there is no birth record, and perhaps a dozen other siblings for their family to continue on with. During the Vietnam War, the Military’s Selective Service did things differently than in W.W.II. Any hospital or mental hospital which applied for approval could get I-W (conscientious objector) boys. The Amish put together a Steering Committee to work with the government and the I-W service.

In the I-W Steering Committee meetings (and the author Fritz attended one) it was stated by Committee members “The boys do not come back the same [from the hospitals]” and that the I-W service in the mental hospitals was “proving unsatisfactory and harmful.” Some of the mental hospitals which received Amish boys include Columbia Missouri’s State Mental Hospital & Hospital complex, Colorado Psychopathic Hospital in Denver, all of the hospitals that got W.W. III-Ws (as listed above), Central State Hospital, Indianpolis, IND, New Jersey State Hospital, Greystone Park, NJ, Philadelphia State Hospital, Philadelphia, PA, plus numerous others. At any one time, there were hundreds of Amish boys in I-W service.

It is suspected that many of these hospitals were involved in mind-control, and it is known that the Columbia, MO complex of hospitals and Mid-Missouri State Mental Hospital, 803 Stadium Dr., Columbia, Missouri and the Veteren’s Hospital across the street were involved in mind-control for the CIA. A mental hospital had to apply to the Selective Service Board for approval to get I-W workers. Then their personnel departments would hire the I-W boys for positions such as nursing attendents. One State Mental Hospital administrator told Fritz that the whole I-W thing was “pretty confidential.” The Amish Steering Committee worked with the Mennonite Central Committee (MCC) which in turn worked for some quasi-religious group which is privately funded called The National Service Board of Religious Objectors (NSBRO) still active in Washington, D.C. The Amish were slow to act, but by the end of the Vietnam War, they had managed to get some of their farms approved for I-W service and in 1971, the Steering Committee was able to announce that 70 Amish I-W boys were working on Amish farms in 8 states, rather than in hospitals. However, this late change was too late to protect their settlements from infiltration from sophisticated Illuminati mind-control.

HOW IT IS DONE

A programmed Amish boy will likely be contacted by what is called a “CUT-OUT’. This is the secret contact person who maintains contact between the Handler and the Amish Delta. CUT-OUT’s can either be given several slaves (a BLOCK CUT-OUT) or in other cases only know the up-line handler and down-line person (a CHAIN CUT-OUT). If further secrecy is needed by the handler, he can use ‘‘sterile telephones’’ which the Illuminati/CIA have which cannot be traced, even by the telephone companies. When an Amish boy is activated and sent out on an assassination mission for the Illuminati/Intelligence agencies he is a professional at what he has been trained and programmed to do. Amish boys, programmed to be assassins, are used in what their handlers call “wet ops”. This intelligence lingo means that human blood will run. Wet ops, also called black ops are debriefed by a briefing team.

The Amish multiple will have to give a detailed account of the finished operation, once under hypnosis, once with a polygraph, and once under the drug scopolamine (a truth serum). And when the debriefing team, which includes a Mind-control Programmer, is satisfied that all of the inconsistencies between the different accounts have been ironed out, then the Programmer will block out all memory and guilt of the operation. The handler may write a “blind memorandum” which has no file no. or letterhead or name. Then Amish boy’s assassination alters will be praised for having done a great service to humanity and to his country. The Amish boy can now be sent home to milk cows and work on his labor-intensive tobacco farm without any nagging guilt or horrible memories surfacing to trouble him (at least in theory). Trained assassins do have memory flashes, as all Monarch slaves have, but they are only bits and pieces. People also do not realize that the Amish live in many more states than Pennsylvania.

They move all over the United States. If an Amishman was travelling on a CIA mission there are numerous of excuses that could be made for why he could be on the move. There are far more Amish young people away from the Amish settlements than people realize because they dress like the world. Many young people leave with the knowledge that they can go back years later and be accepted back into their community. What are some of the mitigating factors in all of this? The Amish do their own butchering. They are down-to-earth people who are not afraid of blood. Essentially all Amish children grow up helping with butchering, and seeing life and death played out everyday on their farms. The Amish do not embalm their dead, and have their own cemeteries.

The Satanic cult within the Amish can reopen the graves and carry out satanic ceremonies afterward. Their cemeteries are small almost hidden sites with markers hidden in grass. Some of these graveyards blend in with their rural settings. Elmo, Joseph, and Victor Stoll are some prominent Amishmen. Joseph and Elmo have travelled a great deal esp. to Central America. Joseph wrote a book on Child Training which teaches parents how to break a child’s will. This author is supportive of discipline and respect. The book is pointed out, only because it is a paper trail to show that the Amish discipline and the Illuminati’s discipline at times can be similar.

The only person who might see an Amish boy being disciplined (since they are a rural people) would be the immediate family or an occassional amish guest. An Amishman seeing a father carrying out the Monarch steps to build dissociation would likely not see anything wrong. If the guest did see something wrong (i.e. too strict or mean), the objections would be kept very low key. For sure, no non-Amish would ever hear about it. The Illuminati families like the Dukes and Reynolds control tobacco production and cigarette manufacturing. In order to keep their lifestyle in Pennsylvania, the Amish have had to grow tobacco for the Illuminati controlled companies. This author can only speculate what economic leverage that has given the Illuminati over the Pennsylvania Amish.
Go to Top of Page

bona fide


410 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/03/2019 :  01:33:03  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
burada beyin yıkama teknikleri yazılmış.

"Yes Set"
First, let me give you an example of distracting the left brain. Politicians use these powerful techniques all the time; lawyers use many variations which, I've been told, they call "tightening the noose."

Assume for a moment that you are watching a politician give a speech. First, he might generate what is called a "yes set." These are statements that will cause listeners to agree; they might even unknowingly nod their heads in agreement. Next come the truisms. These are usually facts that could be debated but, once the politician has his audience agreeing, the odds are in the politician's favor that the audience won't stop to think for themselves, thus continuing to agree. Last comes the suggestion. This is what the politician wants you to do and, since you have been agreeing all along, you could be persuaded to accept the suggestion. Now, if you'll listen closely to my political speech, you'll find that the first three are the "yes set," the next three are truisms and the last is the suggestion.

"Ladies and gentlemen: are you angry about high food prices? Are you tired of astronomical gas prices? Are you sick of out-of-control inflation? Well, you know the Other Party allowed 18 percent inflation last year; you know crime has increased 50 percent nationwide in the last 12 months, and you know your paycheck hardly covers your expenses any more. Well, the answer to resolving these problems is to elect me, John Jones, to the U.S. Senate."

Embedded Commands
And I think you've heard all that before. But you might also watch for what are called embedded commands. As an example: On key words, the speaker would make a gesture with his left hand, which research has shown is more apt to access your right brain. Today's media-oriented politicians and spellbinders are often carefully trained by a whole new breed of specialist who are using every trick in the book--both old and new--to manipulate you into accepting their candidate.

The Power of NLP
The concepts and techniques of Neuro-Linguistics [Programming] are so heavily protected that I found out the hard way that to even talk about them publicly or in print results in threatened legal action. Yet Neuro-Linguistic training is readily available to anyone willing to devote the time and pay the price. It is some of the most subtle and powerful manipulation I have yet been exposed to. A good friend who recently attended a two-week seminar on Neuro-Linguistics found that many of those she talked to during the breaks were government people.

Interspersal Technique
Another technique that I'm just learning about is unbelievably slippery; it is called an interspersal technique and the idea is to say one thing with words but plant a subconscious impression of something else in the minds of the listeners and/or watchers.

Practical Examples
Let me give you an example: Assume you are watching a television commentator make the following statement: Senator Johnson is assisting local authorities to clear up the stupid mistakes of companies contributing to the nuclear waste problems." It sounds like a statement of fact, but, if the speaker emphasizes the right word, and especially if he makes the proper hand gestures on the key words, you could be left with the subconscious impression that Senator Johnson is stupid. That was the subliminal goal of the statement and the speaker cannot be called to account for anything.

Persuasion techniques are also frequently used on a much smaller scale with just as much effectiveness. The insurance salesman knows his pitch is likely to be much more effective if he can get you to visualize something in your mind. This is right-brain communication [E.g. generates emotions]. For instance, he might pause in his conversation, look slowly around your livingroom and say, "Can you just imagine this beautiful home burning to the ground?" Of course you can! It is one of your unconscious fears and, when he forces you to visualize it, you are more likely to be manipulated into signing his insurance policy.

Shock and Confusion
The Hare Krishnas, operating in every airport, use what I call shock and confusion techniques to distract the left brain and communicate directly with the right brain. While waiting for a plane, I once watched one operate for over an hour. He had a technique of almost jumping in front of someone. Initially, his voice was loud then dropped as he made his pitch to take a book and contribute money to the cause. Usually, when people are shocked, they immediately withdraw. In this case they were shocked by the strange appearance, sudden materialization and loud voice of the Hare Krishna devotee. In other words, the people went into an alpha state for security because they didn't want to confront the reality before them.

In alpha, they were highly suggestible so they responded to the suggestion of taking the book; the moment they took the book, they felt guilty and responded to the second suggestion: give money. We are all conditioned that if someone gives us something, we have to give them something in return--in that case, it was money. While watching this hustler, I was close enough to notice that many of the people he stopped exhibited an outward sign of alpha--their eyes were actually dilated.

Subliminal Programming
Subliminals are hidden suggestions that only your subconscious perceives. They can be audio, hidden behind music, or visual, airbrushed into a picture, flashed on a screen so fast that you don't consciously see them, or cleverly incorporated into a picture or design.

Most audio subliminal reprogramming tapes offer verbal suggestions recorded at a low volume. I question the efficacy of this technique--if subliminals are not perceptible, they cannot be effective, and subliminals recorded below the audible threshold are therefore useless. The oldest audio subliminal technique uses a voice that follows the volume of the music so subliminals are impossible to detect without a parametric equalizer. But this technique is patented and, when I wanted to develop my own line of subliminal audiocassettes, negotiations with the patent holder proved to be unsatisfactory.

My attorney obtained copies of the patents which I gave to some talented Hollywood sound engineers, asking them to create a new technique. They found a way to psycho-acoustically modify and synthesize the suggestions so that they are projected in the same chord and frequency as the music, thus giving them the effect of being part of the music. But we found that in using this technique, there is no way to reduce various frequencies to detect the subliminals. In other words, although the suggestions are being heard by the subconscious mind, they cannot be monitored with even the most sophisticated equipment.

If we were able to come up with this technique as easily as we did, I can only imagine how sophisticated the technology has become, with unlimited government or advertising funding. And I shudder to think about the propaganda and commercial manipulation that we are exposed to on a daily basis. There is simply no way to know what is behind the music you hear. It may even be possible to hide a second voice behind the voice to which you are listening.

The series by Wilson Bryan Key, Ph.D., on subliminals in advertising and political campaigns well documents the misuse in many areas, especially printed advertising in newspapers, magazines, and posters.

The big question about subliminals is: do they work? And I guarantee you they do. Not only from the response of those who have used my tapes, but from the results of such programs as the subliminals behind the music in department stores. Supposedly, the only message is instructions to not steal: one East Coast department store chain reported a 37 percent reduction in thefts in the first nine months of testing.

A 1984 article in the technical newsletter, "Brain-Mind Bulletin," states that as much as 99 percent of our cognitive activity may be "non-conscious," according to the director of the Laboratory for Cognitive Psychophysiology at the University of Illinois. The lengthy report ends with the statement, "these findings support the use of subliminal approaches such as taped suggestions for weight loss and the therapeutic use of hypnosis and Neuro-Linguistic Programming."

Mass Misuse of Subliminal Programming
I could relate many stories that support subliminal programming, but I'd rather use my time to make you aware of even more subtle uses of such programming.

I have personally experienced sitting in a Los Angeles auditorium with over ten thousand people who were gathered to listen to a current charismatic figure. Twenty minutes after entering the auditorium, I became aware that I was going in and out of an altered state. Those accompanying me experienced the same thing. Since it is our business, we were aware of what was happening, but those around us were not. By careful observation, what appeared to be spontaneous demonstrations were, in fact, artful manipulations. The only way I could figure that the eyes-open trance had been induced was that a 6- to 7-cycle-per-second vibration was being piped into the room behind the air conditioner sound. That particular vibration generates alpha, which would render the audience highly susceptible. Ten to 25 percent of the population is capable of a somnambulistic level of altered states of consciousness; for these people, the suggestions of the speaker, if non-threatening, could potentially be accepted as "commands."

Vibrato
This leads to the mention of vibrato. Vibrato is the tremulous effect imparted in some vocal or instrumental music, and the cyle-per-second range causes people to go into an altered state of consciousness. At one period of English history, singers whose voices contained pronounced vibrato were not allowed to perform publicly because listeners would go into an altered state and have fantasies, often sexual in nature.

People who attend opera or enjoy listening to singers like Mario Lanza are familiar with this altered state induced by the performers.

Extra-low Frequency Vibrations (ELFs)
Now, let's carry this awareness a little farther. There are also inaudible ELFs (extra-low frequency waves). These are electromagnetic in nature. One of the primary uses of ELFs is to communicate with our submarines. Dr. Andrija Puharich, a highly respected researcher, in an attempt to warn U.S. officials about Russian use of ELFs, set up an experiment. Volunteers were wired so their brain waves could be measured on an EEG. They were sealed in a metal room that could not be penetrated by a normal signal.

Puharich then beamed ELF waves at the volunteers. ELFs go right through the earth and, of course, right through metal walls. Those inside couldn't know if the signal was or was not being sent. And Puharich watched the reactions on the technical equipment: 30 percent of those inside the room were taken over by the ELF signal in six to ten seconds.

When I say "taken over," I mean that their behavior followed the changes anticipated at very precise frequencies. Waves below 6 cycles per second caused the subjects to become very emotionally upset, and even disrupted bodily functions. At 8.2 cycles, they felt very high...an elevated feeling, as though they had been in masterful meditation, learned over a period of years. Eleven to 11.3 cycles induced waves of depressed agitation leading to riotous behavior.

Joe Vialls. reported that the CIA and Air Force employed this technique using large dish transmitters beaming down from the back cargo ramps of C135 cargo planes to incite opposing tribal factions in Rwanda to become enraged and engage in mindless slaughter and barbarism]

The Neurophone
Dr. Patrick Flanagan is a personal friend of mine. In the early 1960s, as a teenager, Pat was listed as one of the top scientists in the world by "Life" magazine. Among his many inventions was a device he called the Neurophone--an electronic instrument that can successfully programm suggestions directly through contact with the skin. When he attempted to patent the device, the government demanded that he prove it worked. When he did, the National Security Agency confiscated the neurophone. It took Pat two years of legal battle to get his invention back.

In using the device, you don't hear or see a thing; it is applied to the skin, which Pat claims is the source of special senses. The skin contains more sensors for heat, touch, pain, vibration, and electrical fields than any other part of the human anatomy.

In one of his recent tests, Pat conducted two identical seminars for a military audience--one seminar one night and one the next night, because the size of the room was not large enough to accommodate all of them at one time. When the first group proved to be very cool and unwilling to respond, Patrick spent the next day making a special tape to play at the second seminar. The tape instructed the audience to be extremely warm and responsive and for their hands to become "tingly." The tape was played through the neurophone, which was connected to a wire he placed along the ceiling of the room. There were no speakers, so no sound could be heard, yet the message was successfully transmitted from that wire directly into the brains of the audience. They were warm and receptive, their hands tingled and they responded, according to programming, in other ways that I cannot mention here.

Technological Tools for Mass Manipulation
The more we find out about how human beings work through today's highly advanced technological research, the more we learn to control human beings. And what probably scares me the most is that the medium for takeover is already in place. The television set in your livingroom and bedroom is doing a lot more than just entertaining you.

Before I continue, let me point out something else about an altered state of consciousness. When you go into an altered state, you transfer into right brain, which results in the internal release of the body's own opiates: enkephalins and Beta-endorphins, chemically almost identical to opium. In other words, it feels good...and you want to come back for more.

Recent tests by researcher Herbert Krugman showed that, while viewers were watching TV, right-brain activity outnumbered left-brain activity by a ratio of two to one. Put more simply, the viewers were in an altered state...in trance more often than not. They were getting their Beta-endorphin "fix."

To measure attention spans, psychophysiologist Thomas Mulholland of the Veterans Hospital in Bedford, Massachusetts, attached young viewers to an EEG machine that was wired to shut the TV set off whenever the children's brains produced a majority of alpha waves. Although the children were told to concentrate, only a few could keep the set on for more than 30 seconds!

Most viewers are already hypnotized. To deepen the trance is easy. One simple way is to place a blank, black frame every 32 frames in the film that is being projected. This creates a 45-beat-per-minute pulsation perceived only by the subconscious mind--the ideal pace to generate deep hypnosis.

The commercials or suggestions presented following this alpha-inducing broadcast are much more likely to be accepted by the viewer. The high percentage of the viewing audience that has somnambulistic-depth ability could very well accept the suggestions as commands--as long as those commands did not ask the viewer to do something contrary to his morals, religion, or self-preservation.

The medium for takeover is here. By the age of 16, children have spent 10,000 to 15,000 hours watching television--that is more time than they spend n school! In the average home, the TV set is on for six hours and 44 minutes per day--an increase of nine minutes from last year and three times the average rate of increase during the 1970s.

It obviously isn't getting better...we are rapidly moving into an alpha-level world--very possibly the Orwellian world of "1984"--placid, glassy-eyed, and responding obediently to instructions.

A research project by Jacob Jacoby, a Purdue University psychologist, found that of 2,700 people tested, 90 percent misunderstood even such simple viewing fare as commercials and "Barnaby Jones." Only minutes after watching, the typical viewer missed 23 to 36 percent of the questions about what he or she had seen. Of course they did--they were going in and out of trance! If you go into a deep trance, you must be instructed to remember--otherwise you automatically forget.

In Closing
I have just touched the tip of the iceberg. When you start to combine subliminal messages behind the music, subliminal visuals projected on the screen, hypnotically produced visual effects, sustained musical beats at a trance-inducing pace . . . you have extremely effective brainwashing. Every hour that you spend watching the TV set you become more conditioned. And, in case you thought there was a law against any of these things, guess again. There isn't! There are a lot of powerful people who obviously prefer things exactly the way they are. Maybe they have plans for...?
Go to Top of Page

bona fide


410 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/03/2019 :  01:44:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
süper ingilizcemle kendim okuyup hatta okuduğumu anlayıp sizinde okuyacağınızı düşündüğümden makaleyi ingilizce eklemedim tabiki. sayfa nette çıkmıyor adres verince durum bu. aslında çok gereksiz geldi şimdi düşününce kurtarılacak yer ve canlı kalmadı teknikleri öğrensek ne olur öğrenmesek ne olur bi sürüde alan işgali oldu. mızıldanıyorum şimdide. hatta bayatlamış dahi olabilir bu teknikler son teknolociden bihaberim sonuçta neyse yani silebilirim ya da sayın yönetici silebilirsiniz sorun değil valla billa bozadi kafana yatmaz ve gereksiz olduğunu düşünürsen silebilirsin gram darılmam.
Go to Top of Page

bozadi


9388 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/03/2019 :  12:50:33  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Paylaşımlar için teşekkürler bona fide. Müsait bir vaktimde bu metinleri incelemeye çalışacağım.
Go to Top of Page

bozadi


9388 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 30/04/2019 :  11:35:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
26 Nisan 2019

Sri Lanka saldırılarının nedeni 'Kuşak ve Yol'

Hüseyin Vodinalı


Sri Lanka’da, “Pearl Harbour baskınını” çağrıştıran korkunç Paskalya terör saldırıları Yeni Zelanda’daki cami saldırılarının devamı.

(Pakistan ve Hindistan arasındaki uçak düşürme gerginliği de bunların bir parçası)

Yeni Zelanda’da cami tarayan manyak Hristiyan Neonazi teröristlere, Sri Lanka’da kiliseleri havaya uçuran sapık IŞİD’çiler selam çaktı.

Aslında her ikisi de dolaylı da olsa aynı merkezden yönlendiriliyor: Batılı istihbarat servisleri ve bölgedeki taşeronları.

Yapanların kimler olduğu veya nasıl yapıldığı polis adliyenin işi.

Jeopolitik, yaptırana ve konjonktüre bakar.

Yeni Zelanda ve Sri Lanka, Çin orijinli Kuşak ve Yol girişiminin kapsama alanında.

Yeni Zelanda, 2017’de Çin ile Kuşak ve Yol İnisiyatifi işbirliği anlaşması imzalayan ilk Batılı gelişmiş ülke olmuştu.

Wellington hükümeti, Çin ile ilişkilerde pek çok ilke imza attı.

Yeni Zelanda, Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne girişi için Beijing ile ikili görüşmeleri başlatan, Çin'in piyasa ekonomisi statüsünü tanıyan, Çin ile ikili serbest ticaret anlaşması imzalayan ve uygulamaya koyan, Çin'in önerisiyle kurulan Asya Altyapı Yatırım Bankası'na kurucu üye olarak katılan ilk Batılı gelişmiş ülke aynı zamanda.

Christchurch’teki cami saldırıları sonrası takındığı tutumla tüm dünyanın takdirini kazanan Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern, saldırılar sonrası gittiği Pekin’de Çin Halk Cumhuriyeti ile ilişkileri sürdürme kararlılığını vurguladı.

Ardern, 1 Nisan’daki Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile görüşmesinde önemli bir mesaj da verdi.

Ülkesinin Çin ile ilişkilerini “5 Eyes” (5 göz; ABD, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada ortaklığındaki istihbarat mekanizması) güvenlik sisteminden bağımsız olarak yürüteceği mesajıydı bu.

Başbakan Ardern, ayrıca ABD’nin hedefindeki Huawei için ülkesinde her hangi bir yasak bulunmadığını söyledi.

Ardern’in bu mesajının ülkesindeki cami saldırılarıyla doğrudan bağlantılı ve adeta bir manifesto niteliğinde olduğunu düşünüyorum.

SRİ LANKA SALDIRILARI

Gelelim Sri Lanka’ya.

Sri Lanka, Çin’in Deniz İpekyolu projesinde çok önemli bir yere sahip.

Çin, 2000’li yıllardan beri geliştirdiği Kolyesi Stratejisi’nde, ABD’nin kontrolündeki deniz darboğazlarına alternatif liman ve rotalar oluşturuyor. (Bakınız HV yazısı: https://odatv.com/cinden-kritik-hamle-inci-dizisi-stratejisi--2002131200.html)

Pakistan’ın Gwadar Limanına açılan Çin, buradan hem İran ile enerji işbirliğini güvene alıyor, hem de ABD’nin bölgesel tehditlerine yanıt veriyor. ABD’nin son İran yaptırımları kararındaki saldırı ve panik tonu da, öncelikle Çin kaynaklı. İran ve Basra Körfezi’ni Çin’e kapatmak için yeni bir kriz durumu planlanıyor.

Çin ticaret ve savaş gemileri, inci kolyesi dizilişindeki yeni üsleriyle, Myanmar, Pakistan, Sri Lanka, Maldiv Adaları, Oman ve Cibuti'de boy gösteriyor.

Sri Lanka’nın hedef olması bundan dolayı.

Pentagon’un geçen sene ABD Kongresine sunduğu rapor bunu çok net anlatıyor.

Çin’in başlıca tehdit olarak gösterildiği raporda, ABD özetle, Hint okyanusu, Arap denizi, Kızıldeniz ve Akdeniz'deki “Deniz İpekyolu Projesi”nin (İnci Kolyesi Stratejisi) önünü kesmeyi bir stratejik hedef olarak önüne koyuyor. (M. A.Kancı - https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/abdnin-onu-alinamayan-cin-kabusu/1239996#)

Bu raporun ışığında, yine geçen sene ABD Pasifik Donanması’nın ismi Hint Pasifik Komutanlığı olarak değiştirildi.

Terör hamleleri de bundan sonra gelmeye başladı.

HAMBANTOTA LİMANI

Sri Lanka’nın İnci Kolyesi’ndeki öneminden söz etmek gerekirse...

Çin, Sri Lanka’nın Hambantota uluslararası limanına ortak oldu ve işletmesini üstlendi.

Burası yeni yatırımlarla büyütülüp, aynı zamanda bir enerji alım satım merkezi haline de getirilmeye başlandı.

Aslında limanın inşası Çin inisiyatifi değil, Sri Lanka’nın fikriydi. Sri Lanka hükümeti, 2000’li yıllarda inşaatı finanse etmek için Dünya Bankası ve Japonya'ya başvurdu. Farklı nedenlerden dolayı isteği reddedildi. Ancak o zaman hükümet, yardımı kabul eden Çin'e yaklaştı.

2007’de yapılan ikili anlaşmayla, Çin tarafından 2010’da bitirilen liman, 99 yıllığına Çin’e kiralandı.

Sri Lanka’nın güney kıyısındaki Hambantota büyük bir potansiyele sahip. Dünyanın en işlek ve en önemli deniz nakliye hatlarına sadece 9 deniz mili uzaklıkta.

İşte son saldırıların anahtarı bu limandı.

21 Nisan Pazar günkü Paskalya saldırıları öncesinde 19 Nisan’da Hambantota limanında USS Millinrocket ile USS Spuance savaş gemilerinin ortak bir deniz tatbikatı bahanesiyle demirlemesi de ilginç bir rastlantı.

Son dönemde, Hindistan’ı da ABD’nin yanında Çin karşıtı konumlanmada görebiliyoruz.

Sri Lanka saldırılarını Pakistan’a mal etmek isteyen Hint medyası, saldırıların “devam edebileceği” yönünde adeta tehdit gibi yeni uyarı yapan ABD hükümeti ile ortak çalışıyor. Sanırım Putin ile Şi’nin Hindistan seçimleri tamamlandıktan sonra temel stratejik hedefi, Hindistan’ın tekrar Asya ittifakına çekilmesi üzerine olacak.

SALDIRILAR ÇOK ÖNCEDEN PLANLANMIŞ

Saldırıları AMAQ isimli IŞİD yapılanması üstlendi.

IŞİD’in Irak’ta ABD ve İsrail gizli servislerince kurulduğunu, Suriye’de onların amaçları doğrultusunda terör ve katliam yaptığını sanırım bilmeyen yok.

Ancak Sri Lanka’da 300’e yakın insanın öldüğü terör saldırısının geniş kapsamlı ağına baktığımızda, bu bize yeni bir Pearl Harbour baskınını hatırlatıyor.

Terör saldırıları adeta bir orkestra gibi önceden hazırlanmış, herkesin çalacağı notaları, enstrümanları ellerine verilmiş, hamleler hesaplanmış, çok kapsamlı bir hazırlık yapılmış.

Yani bunu ancak bir devlet ya da devletler örgütleyebilir. Bu noktada Çin ve Pakistan’ın, bölgede ABD ile işbirliği halindeki düşmanı Hindistan ve Başbakanı Modi’nin rolünü de göz ardı etmemek lazım.

Terör saldırılarının tam da Çin Donanmasının 70. Yıl kutlamalarına ve Çin’de düzenlenen uluslararası Kuşak ve Yol forumuna denk gelmesi, Petagon’un yeni Çin stratejisi ile uyumlu görünüyor.

Saldırılarla aynı gün 21 Nisan’da Çin’in Qingdao limanında 12 ülkenin donanmalarının katılımıyla düzenlenen tatbikat ve etkinliklerde, Çin, yeni savaş gemileri ve silah sistemlerini tanıtıyordu.

Pekin’de 25-27 Nisan tarihleri arasında düzenlenen Kuşak ve Yol 2. Uluslararası Forumu ise, 150 ülkenin (40’ının devlet ve hükümet başkanı) katılımıyla düzenleniyor. (Ne yazık ki, bizim dışişlerinin 9 Şubat’taki skandal Uygur açıklaması sonrası Türkiye bu zirvede yer almıyor! Ama Türkiye’ye karşı soykırım kararı alan İtalya’nın başbakanı Pekin’de. AB Komisyonu Başkanı Juncker ve IMF Genel Sekreteri Lagarde da oradaydı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de.)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Pekin’e gelerek, bir süredir Rusya’nın Kuşak ve Yol’a soğuk baktığı yönündeki algıyı bozdu ve “Avrasya Ekonomik İşbirliği ile Kuşak ve Yol’un hedefleri tamamen uyumludur” mesajını verdi.

Forum, Çin’in girişimiyle başlatılan küresel işbirliği ve kalkınma modelinin kısa zamanda aldığı yolu ortaya koyuyor.

Çin, 2013 yılından bugüne kadar, 125 ülke ve 29 uluslararası kuruluş ile toplamda 179 işbirliği anlaşması imzaladı. (https://www.rt.com/op-ed/457530-belt-road-threat-china-us/)

Çin’in, 2013 – 2019 arasında Kuşak ve yol ülkelerine yatırımları 90 milyar doları geçti.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, son Pekin zirvesinde Kuşak ve Yol girişiminin artık Çin’in malı değil, tüm gelişmiş ve gelişmekte olan dünya ülkelerinin projesi olduğunu ilan etti.

Bunun jeopolitik tercümesi, ABD küresel hegemonyasının sonu demek oluyor.

Dünyada artan tüm terör saldırıları ve savaş tehditleri, donanma ve silah gücüyle, dünyayı karşılıksız dolarıyla yöneten ve soyanlardan kaynaklanıyor.

Yeni Zelanda ve Sri Lanka saldırıları da bu küresel krizin görünen yüzüdür.

ABD’nin kolay at oynattığı ülkeler ise, bir dönem Atlantik ittifakında yer alıp, şimdilerde yüzünü Avrasya’ya dönenler.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye, İran’dan bile daha büyük bir tehdit altındadır.

Twitter’e giren CIA’nın ilk tweetindeki fotoğrafta bir nazar boncuğu olması manidardır.

Milli Hükümet ve Türkiye İttifakı şart.



Kaynak: Aydınlık

Go to Top of Page

bozadi


9388 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/05/2019 :  11:23:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
29 Mayıs 2019

S-400 savarlar

Hüseyin Vodinalı


Adeta bir vatan mücadelesi veriyorlar.

Her biri aslan yürekli “Patriot” (vatanperver).

Yüce patronları USA’ya bağlılıkları göz yaşartıcı.

F-35 diyorlar, Patriot diyorlar, NATO diyorlar…

Batan kıta Atlanti(k)s için kanlı göz yaşları döküyorlar.

Televizyonlarda feryatları yürekleri dağlıyor.

Gazetelerde ağlamaları gönülleri sızlatıyor.

Ulu Amerika, hür dünya, özgürlükler mecrası, AB davası.

Ama asıl dertleri Sam Amca’nın bekası.

Dincisi de var, 'Yetmez ama evet'çisi de, “Atatürkçü”sü de var, milliyetçisi de.

Ama en çok da NATO’cular.

FETÖ, NATO aynı şey.

Tüm dinci örgütlenmeler NATO’nun paltosundan çıktı, değişik esvaplara büründü.

Türkiye’nin ilk ve tek gerçek araştırmacı gazetecisi Uğur Mumcu, “Rabıta” olayıyla çözmüştü aslında her şeyi.

Ama üzeri itinayla örtüldü.

S-400’ün önemi, Türkiye’nin ilk kez kendi asli milli menfaatlerini gözeterek, NATO aldatmacasından çıkmasından ileri geliyor.

Daha da önemlisi Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemine fena halde ihtiyacı var.

NATO’cu emekli büyükelçiler, Batıcı “muhalif” gazeteciler, “Aman sakın, NATO’dan atarlarsa bizi öcüler kapar, ekonomimiz belini doğrultamaz, zaten bunlar Saray’ı korumak için S-400 alıyorlar, yetişin a komşulaar” diye mahalleyi inletiyor.

Bu ülkede 1950’den beri, NATO üyeliği ve Demokrat Parti iktidarıyla yani, solcusuna, dincisine, sağcısına, liboşuna, milliyetçisine, kürtçüsüne, bu Atlantik virüsü kılcal damarlara kadar girdi kardeşim!

İhvancı iktidar, korkudan, mecburiyetten S-400 alıyor, Avrasyacı imiş gibi yapıyor.

Suriye’de hala Batı kampında, İdlib’de yaşananlar ortada, Esad ile anlaşmamakta ısrarcı. Dolayısıyla, Filistinlileri katleden İsrail’in “güvenliği” için çalışıyor.

Muhalefet ise belli ki ABD’den iktidar dileniyor.

“Bir komisyonun Türkiye ile NATO arasında kurulmasının daha uygun olacağını, mesele bir NATO güvenliği meselesiyse NATO askeri makamları ile Türkiye askeri makamları arasında bu konunun NATO açısından ne kadar önemli bir güvenlik sorunu oluşturacağının anlaşılması maksadıyla bu komisyonun faaliyete geçirilmesi ve bu komisyonun çalışmaları sonuçlanana kadar da Türkiye’nin S-400 füzelerini kendi topraklarına konuşlandırmayı ertelemesini öneriyoruz. Bu fevkalade sağlıklı bir yol olacaktır. Çünkü giderek mesele Türkiye-ABD meselesi olmaktan Türkiye-NATO meselesi olmaya doğru evrilmektedir. NATO üyesi olan bir ülke olarak Türkiye’nin de üye olduğu örgütün kendisinden beklediği yükümlülüklerin yerine getirmeye gayret göstermesi gerekir."

Hayır, bu sözleri söyleyen ABD’li bir senatör, Trump, veya CIA-NATO yetkilisi filan değil.

Bu ifadeler, CHP Genel Başkan Yardımcısı eski Büyükelçi Ünal Çeviköz’e ait.

Çeviköz, adeta bir NATO yetkilisi olarak konuşmaktadır.

23 Mayıs’ta bir basın açıklaması yapan CHP’li Çeviköz, Doğu Akdeniz'de Türkiye aleyhine gelişen dengelerin diploması ve uzlaşma yoluyla çözülmesinin doğru olacağını belirtti.

CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sondaj yapmasını ‘israf’ ve ‘havaya para saçmak’ olarak nitelendirmişti zaten.

S-400 savar cephesi olur da, HDP eksik kalır mı?

HDP Milletvekili Garo Paylan, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemleri alınması kararından vazgeçilmesi çağrısı yaptı. Paylan, "Ekonomimiz bu kadar kırılganken S-400 füzesinin alınması yangına benzin dökecektir. Acilen S-400 füzesi alımından vazgeçilmeli" dedi.

Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerinde çıkan son analiz haberlerde, S-400’lerin satışından Rusya’nın kazançlı çıkacağı vurgusu yapılıyor.

Rusya kazançlı çıkacak da Türkiye kaybedecek mi?

O ima yapılıyor.

Halbuki bizim halıhazırda bir hava savunma sistemimiz yok ve ülkemiz üzerindeki dış tehdit, içeride ne olursa olsun kim hangi belediyeyi kazanırsa kazansın, artıyor.

Yani, elma ile armut birbiriyle toplanmaya çalışılıyor.

Tamam, Türkiye’de hukuksuzluk had safhada, siyasi ve gazetecilere yapılan baldırılar neredeyse ödüllendiriliyor, tarikatlar devlette cirit atıyor, parti devlet kadrolaşması ve liyakat krizi yaşanıyor, İstanbul seçimini de İmamoğlu kazandı, ekonomik kriz de önceden yenilen hurmaların geri dönüşü.

Bunların hepsi doğru.

Ama bunların hiçbiri, Türkiye’nin ulusal güvenliğini sağlamaması için bir sebep değil.

Ayrıca net olarak S-400 füze sistemleri şu anda dünyanın en iyisi.

Bu arada, burada sözünü ettiklerimin bir 10-20 katı NATO elemanı da sessiz ve derinden iş yürütüyor.

‘S-400 alınmasın, Türkiye kolay lokma olsun, Rusya veya İran’a Türkiye üzerinden saldırı düzenlenebilsin’ diye.

Teslim tarihi yaklaştıkça S-400 Savar Nato anti füze komutanlığı taburları daha da coşacak.

Hele de FET֒nün bitinin kanlandığı şu günlerde. Ha, bir de NATO merkezli sözde milliyetçi “Çin’in yalan Uygur katliamı” lobisi var ki o da ayrı bir yazının konusu.

ÖNEMLİ NOT: S-400 konusunda doğru bilgi sahibi olmak isteyen okuyucular. Lütfen bu konunun uzmanı asker ve stratejist isimlere kulak versin. Amiral Cem Gürdeniz, Tümgeneral Beyazıt Karataş ve Prof. Dr. Sencer İmer, bunlardan önde gelenleri.



Kaynak: Aydınlık

Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,2 saniyede oluşturuldu.