Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Kanal Bilgileri
 Kasyopya Celseleri (Son Yıllardaki Celseler)
 23 Mart 2019
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar  Mesaj Sonraki Konu  

bozadi


9293 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/03/2019 :  16:36:05  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Celse Tarihi: 23 Mart 2019

Tabla başındakiler Laura, Andromeda ve Artemis

Pierre, Joe, Chu, Ark, Gaby, PoB, Scottie, Niall, Prenses Leia

S: (L) Domatesleyelim! Bugün 23 Mart 2019. [Mevcut olanların gözden geçirilmesi] Pekala...

C: İyi akşamlar çocuklar. Kasyopya arıyor.

S: (L) Peki, bu akşam titreşim frekansı için bir ismimiz var mı?

C: Zineya.

S: (L) Şekillerle ilgili birkaç sorum var. Aklımdaki şekiller katlanmış proteinler. Proteinlerin amino asitlerin sırası ve bağlanma biçimlerinden dolayı katlandığına dair birşey okuyordum. Bu amino asit moleküllerinin veya parçalarının üzerinde küçük uzantılar var. Suyu seven veya nefret eden, yağ seven veya nefret eden, pozitif veya negatif yüklü ve bu seçeneklerin çeşitli kombinasyonları söz konusu. Proteinlerin, yaptığı işi yapmak için gerekli şekle doğal olarak katlanmasına neden olan şey bu uzantıların özellikleri. Bu başlı başına ilginç birşey: DNA'nın talimatları vermesi, katlanıp çok özgün bir şekil oluşturmak üzere farklı amino asit moleküllerini birbiri ardına dizmesi. Şekil oldukça önemli çünkü daha sonra işini yapmak için canlı sistemdeki diğer moleküllerle etkileşime girmesini sağlayan şey katlanmış proteinin şekli. Çok özel bir konfigürasyonda hala birkaç asılı uzantıya sahip olan belirli bir şekil, daha sonra başka moleküller toplayıp bunları taşıyabiliyor veya onlarla birleşebiliyor veya başka şeyler yapabiliyor... Bu resmen akıllara durgunluk veren çok karmaşık birşey! Proteinlerle ilgili hususlardan biri bu. Okuduğum bir diğer şeyse fotosentezle ilgiliydi. Fotosentez, yaşamın temel olayı gibi; yani ışık ya da fotonlar almak ve ışığı şekere, oksijene ve suya dönüştürmek. Bana göre bu çok şaşırtıcı bir olay: Gün ışığını maddeye dönüştürmek! Bunun nasıl olduğunu okuyordum. Fotosentezde rol alan proteinlerin de yine uzantıları var. Bu küçük çıkıntıların çok özel bir konfigürasyonu var. Kelimenin tam anlamıyla birşeyleri yakalayıp bir rotaya sokabiliyor ve taşıyabiliyorlar. Bu iş o kadar ayrıntılı ki, proteinler tek bir elektronu çok karmaşık yollar üzerinde taşıyabiliyor ve ona istediklerini yaptırabiliyor. Tüm bunlar bir soruyu gündeme getiriyor, çünkü eğer yaşamın temelinde ışık, fotosentez ve proteinler varsa ve HERŞEYİ yapan proteinlerse ve belirli şekilleri olduğu için bunu yapıyorlarsa, doğanın işleyiş yasasının bir parçası olarak, daha büyük yapıların aldıkları şekilleri almalarının sebebi, bunun onların işlevine daha uygun olması mı? Örneğin kalp... İlk soru bu. Farklı protein türlerinin oluşturduğu bu büyük yapıların aldıkları şekilleri almalarının sebebi, tıpkı katlanan proteinlerin, katlanmayı doğal olarak meydana getiren farklı moleküllerin yasalarını izlemesi gibi belirli bir doğal yasayı izlemeleri olabilir mi acaba?

C: Öyle. Ve “yaşam” aslında yalnızca proteinin antenimsi işlevinde olduğu halde sanki organlardaymış gibi görünebildiğine dikkat edin.

S: (L) Tamam, katlanıp sallanabilen bazı proteinler var diyelim. Katlanıyorlar ve işlevlerinden biri düzenli veya ritmik olarak belirli bir şekilde hareket etmek. Bu, kalbin vücuttan çıkarıldıktan sonra atmaya devam edebilmesi fikriyle de alakalı mı? Yani, oluşan proteinler topluluğunun bir işlevi mi bu? Bazı bilgileri alabildiği sürece işlev göstermeye devam edebiliyor mu?

C: Aynen.

S: (L) Eğer bu sadece hammaddelerin, amino asitlerin vs. faaliyeti olsaydı, sonsuza kadar işlev göstermesini engelleyen ne olurdu? Neden durur?

C: Anten! Işıktan fazlasını çekiyor! Yaşam enerjisi veya sizin “ruh” diyebileceğiniz şey, bir tür anten tarafından bağlanıyor.

S: (L) Yani diyelim ki ruh bedeni terk ettiğinde, şarj edilmiş bir pil gibi devam edebilecek bir artık işlev var ve sonra bu enerji bittiğinde, artık enerji girişi yok, öyle mi?

C: Evet.

S: (L) Başka bir deyişle, proteinler üzerindeki bu küçük uzantıların ya da küçük antenlerin trilyonlarcası ruh için bir tür sabitleyici gibi mi? Fotonları toplayan küçük antenler gibi?

C: Evet

S: (Joe) Bu insan vücudunun tüm bölümleri için de geçerli mi? Vücudun her hücresi?

C: Evet

S: (Gaby) Öyleyse, beyin artık çalışmadığı zaman ölüm iyiliği nasıl oluyor? Örneğin bir insan ölmek üzere ve beyin hasarı var ama sonra uyanıyor ve ölmeden hemen önce sanki herşey yolundaymış gibi veda ediyor?

C: Ruh veya yaşam gücü ayrılma sürecindeyken, hasarlı fizyolojinin kısıtlamalarını aşabilecek durumdadır.

S: (Joe) Pierre bunu çok uzun olmayan bir zaman önce bir celsede sormuştu. İnsanların ölmeden önce enerji patlaması yaşamaları...

(L) Ne demişlerdi?

(Joe) Pierre o görüşü söyledi ve onlar da doğruladı. Bilgi hakkında birşey. Hatırlıyor musun? (Pierre) Evet...

(L) Sanırım burada ruhun serbest kaldığında kısıtlamaları aşabildiğini söylüyorlar. Hatta muhtemelen kişinin yaşadığı şey beynin canlanması DEĞİL, şeyin bir tezahürü...

(Joe) Bunun bazı çılgın örnekleri var. Yaşlı ve hasta olan ve uzun süredir konuşmamış insanlar. Sonra aniden uyanıp konuşuyorlar. Ancak nispeten genç yaşta ölen, hayatları boyunca tek bir kelime etmemiş, aşağı yukarı koma halinde veya ciddi şekilde özürlü halde yaşamış kişilerle ilgili vakalar var. Hayatlarında tek bir tutarlı sözcük söylemedikleri halde, ölmeden hemen önce, hayatlarında ilk kez olmak üzere, doğdukları günden beri hiç kullanmadıkları düzgün bir dille konuşuyorlar.

(Pierre) İnsan varlığı ruh ile fiziğin evliliği. Özellikle ölmekte olan insanlarda fizyoloji bozuk. Ama bu evlilik ruhla bedeni bir arada tutuyor, yani beden ruhu sınırlıyor. Ama ölümden hemen önce ruh bedenden özgürleşiyor. Artık sınırlı değil.

(L) Ve dönüp, daha önce adeta içine takılı olduğu bedene kumanda edebiliyor.

(Pierre) Yani beklenmedik sözler söyleyen birini duyduğunuzda, bu bedenin veya beynin canlanması değil. Bedenin ölümü ve sonunda kendini ifade eden özgür ruh.

(L) Yine de tıpkı medyumlar gibi fiziksel aracı kullanıyor. Ama kendi bedenini bir ruhun kullanacağı gibi kullanıyorsun.

(Joe) O kişi vücuttayken, beynin konuşma yeteneğini yöneten kısmı hasar görmüş olabilir.

(L) Kendi vücudunu medyum gibi kullanmak.

(Andromeda) Kendi kendine ilişiyorsun! [kahkahalar]

(Pierre) Ruh ve bedenin simbiyozundan kanallaşmaya geçiş.

(L) Kendi ruhunu kanallıyorsun.

(Chu) Bu ayrıca beynin sadece bir anten olduğuna dair bir diğer kanıt. Gerçek anlamda konuşabiliyorsun ve beynin hasarlı?

(L) Hepsi o değil. Başka birşey daha var.

(Chu) Beyin konuşma gibi şeyler için şart değil.

C: Hepiniz inançla keşif için iyi bir yoldasınız.

S: (L) 20 yıl boyunca K’lardan hep şüphe duyduğumu söylemeliyim.

(Artemis) Zavallı K’lar!

(L) Şüphelenmedim mi sanıyorsun? Tüm deneyimlediklerimizin madde temelli olup olmadığını, beynin sağ tarafıyla konuşan sol tarafının bir yan ürünü olup olmadığımızı ve bunun ötesinde gerçekten birşey olup olmadığını sorgulama sürecini pek atlatamamıştım. Psişik deneyimlerim oluyordu ama bunları aklımın yarattığı şeyler olarak da açıklayabiliyordum. Birşey duyuyorsam veya görüyorsam, bunu tezahür ettiren ben değil miydim? Bu belirli bir mesafe içinde gerçekleşen normal bir fiziksel enerji ve eylem yasası değil mi? Herşey fizikle açıklanabiliyordu…

(Joe) Meşhur objektiflik ve subjektiflik meselesi. Objektif herhangi birşey var mı?

(Artemis) Şüpheci olmak iyi.

(L) Mesele şu ki, genetik ve hücresel biyoloji üzerine yapılan tüm araştırmalar ve tüm bu konular...

C: Nasıl hissettiğimizi düşünüyorsun?

S: [kahkahalar] (L) Üzgünüm! Üzgünüm, ama yapım bu.

C: Bu aslında iyi. Kesin olan bilgiye kendi çabalarınla ulaşmak bilgiyi inanç merkezinde sabitler ve böylece ek güç verir. 4. yoğunluğa mezun olmak isteyen herkes bilgiyi aramalı. 4Y’de, yeni dünyalarda yaşam formları tasarlamak işiniz olacak nihayetinde.

S: (L) Bu dünyada yaşam formlarının tasarlanması hakkında okuduklarımı düşününce, 4. yoğunluk zekasının ve yeteneklerinin çok…

C: Müthiş.

S: (L) Evet, müthiş. Bu kitapları okumak beni hayretler içinde bıraktı.

(Pierre) Mühendislik seviyesini mi kastediyorsun?

(L) Mühendislik seviyesi, zeka seviyesi, yani demek istediğim... Deneyler yapıldığı belli. “Prehistoric Life” (tarih öncesi yaşam) kitabına bak. Canlılar tasarlama üzerinde çalışan zihinleri GÖREBİLİYORSUN. Sonra, yaptıkları birşeyi beğenmiyorlar. Tüm gezegeni siliyorlar ve yepyeni türler ortaya çıkıyor. Bu resmen mühendislik. Eski tasarımı beğenmemişler. Eski tasarımlardan bazıları GERÇEKTEN çok kötü, bundan emin olabilirsiniz! [kahkahalar] Yemin ederim bunu kitapta görebiliyorsunuz. Bazı fikirler gerçekten çok KÖTÜYMÜŞ! Ciddi tasarım hataları.

(Joe) Forumda, her bir türün, milyarlarca yıllık dünya tarihinde önceden tasarlanmış deneysel parçalar kullanılarak tek tek tasarlandığını söylemiştin. Şunu merak ettim... Önceki bir celsede dünyada yaşamın tohumlandığını söylemişlerdi. Önce ilkel yaşam verilmiş. Fakat dünyadaki tüm türlerin gelişmiş halinin ne kadarı doğrudan yaratıldı?

C: Behe'nin dediği gibi, familya düzeyinde.

S: (L) Canis familyası gibi. Kurtları, köpekleri vb. bu familyadan türetebiliyorsun.

(Joe) Yani köpeklerin tüm bileşenleri başka bir yerde doğrudan yaratıldı ve sonra...

(L) Kitaba bak. Nerede başladıklarını görebiliyorsun. Nasıl en basit organizmalarla başladıklarını gösteriyor. Sonra bunlarla biraz oynayıp geliştirmişler. O resimlere bakıp fosil kayıtlarında keşfettikleri şeyleri görmek gerçekten çok ilginç. Birşey yapmaya çalıştıklarını, sonra buna birşey eklediklerini, sonra farklı şeylerin parçalarını kullandıklarını, yeni bir parça veya parçalar tasarladıklarını görebiliyorsun. Her bir türün, başka hiçbir türde olmayan belirli sayıda geni veya parçası oluyor.

(Joe) Önceki celsede bunun bir bakıma 4. yoğunluktaki bir köpek düşüncesi gibi olduğunu söylemişlerdi. Sonra bu düşünce 3Y'ye aktarılınca etrafında madde birikiyor.

(L) Kaçırılmalarla ilgili anlattıklarıyla aynı şekilde olduğundan eminim.

(Joe) Hayır, ama bu... Yani sonuçta evrimsel bir süreç var, köpeğin parçalarının...

(L) Köpekten bahsetmiyorlardı sanırım.

(Joe) Doğal bir evrim oluyor mu? Kastettiğim şeyi anlıyor musun?

(Pierre) Sanırım Joe'nun demek istediği şey şu... Joe, akıllı tasarım ile evrimi uzlaştırıyor...

(L) Evrim yok.

(Pierre) Ama 4Y'deki mühendisin kafasındaki fikirler evrimleşiyor...

(Joe) Sen aşağı bir plan gönderiyorsun, o planın etrafında madde toplaşıyor ve hızla bir köpek meydana getiriyor.

(Pierre) Sonra bundan birşeyler öğreniyorsun, düşünüşün gelişiyor ve bir Köpek 2.0 tasarlıyorsun.

(Joe) Hayır, köpek birşeyden evriliyor.

(L) Hayır, köpek hiçbir şeyden evrilmiyor. Yaratılıyor.

(Joe) Yoktan mı ortaya çıkıyor?

(L) Hayır, yoktan çıkmıyor ortaya. Sanırım söyledikleri şey, proteinler ve diğer yapıtaşları gibi küçük şeylerle ilgiliydi. Ama bunlar nasıl bir araya geliyor? Tam olarak bir “köpek” düşüncesi gibi de değildi; öncelikle temel yaşam formları var ve DNA yoluyla mühendislik yapılmasından bahsediyorlardı daha çok. Eğer 3Y’ye aktarılan bir “düşünce” varsa, bunun DNA’nın içinde olması gerekir. Kitaba bakarsan, bunun cıvık mantarlar gibi çok basit yapılarla başladığını görüyorsun. Siyanobakteriler. Sonra farklı organizma türleri birleşerek borular oluşturuyor. Sonra saplar oluşturuyorlar. Ve sonra fotosentez yapmayı öğreniyorlar. Sonra yapraklar yapıyorlar. Sonra, sürecin bir noktasında eşeyli üreme gerçekleşiyor. Başka şeyler tohumlamanın yolu açılmış oluyor. Sonra yapabileceğin şey bir kod üretip onu ekmek; yoğunluk perdesinden virüsler veya sadece düşünceler göndererek veya kaçırılmalar gibi birşey. Bir yumurta içinde ekiyorsun ve doğuyor. Durup dururken ortaya çıkan birşey değil. Çok somut bir şekilde meydana geliyor…

C: Bu fikirle bağlantılı olarak, bazı “parçaların” başka yaşam formlarında veya başka gerçekliklerde tasarım ve hatta gebelik sürecinden sonra bu gerçekliğe gönderilmesi çalışmaları da var.

S: (Joe) Söylemeye çalıştığım şey şuydu: Bu yaşam formlarına bir plan aktarılıyor ve bu yaşam formları önceden programlanmış bir planı izliyor…

C: Hayır. Düşünmekte olduğun şekilde bir evrim yok.

S: (Joe) Sen şunu dememiş miydin: Temelde evrim var, ama sonra bu küçük organizmaların...

(L) Hayır, söylediğim o değil! Bakacak olursan, parçaları nerede yarattıklarını görebiliyorsun. Ve her defasında nerede birşey yaptıklarını ve bunun nasıl gittiğini görebiliyorsun. Çamur dünyası varmış. Sona ermiş. Çamur dünyası sona erdiğinde başka bir dünya olmuş. Bir miktar çamur kalmış ama yeni dünyada boru şeklinde canlılar varmış. Sonra o dünya sona ermiş ve bitki canlılarının dünyası başlamış.

(Joe) Tamam, öyleyse birinden diğerine gelişim yok.

(Pierre) Bir benzetmem var ve doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Gezegen tarihinde kitlesel yok oluş döngülerinin ve yaşam patlamalarının olduğunu görüyorsunuz. Tekrarlanıyor. Bu kozmik döngüler ile insan düzeyindeki mühendislik arasındaki benzerliklerden biri, eski planı atıp yenisini başlatmak.

(Joe) Yani her aşama ayrı.

(Pierre) Doğru bir benzetme mi bu?

C: Evet ama bu tüm tasarımların işe yaramaz olduğu anlamına gelmez.

S: (L) Şey gibi...

(Pierre) Bazı parçalar pek çok farklı hayvandan geçiyor ve bu hayvanlar giderek evriliyor ama parça aşağı yukarı aynı kalıyor.

C: İşte bir benzetme: Atla çekilen bir arabayı, bir otomobilin şasisi olarak kullanabilirsiniz.

(Pierre) Aa, tamam...

C: Mükemmel değil, ama bir adım.

(Pierre) Evet.

C: İnsan ruhları, inkübasyon ve doğrudan DNA değişiklikleri meydana getirmek üzere Neandertal içine yerleştirildi. Bu konunun o kadar çok yönü var ki, hepsini açıklamak çok uzun sürebilir. En iyisi araştırmaya, düşünmeye ve ağ çalışması yapmaya devam etmek. Kitaba bakın. Görecek gözleri olanlar için hepsi orada. Sevgi, yaratıcı enerjinin insan tezahürüdür.

S: (L) Tamam, bir mola verelim!

(Artemis) Bekle, yalnızım!

(L) Elini çek! [kahkahalar]

(Artemis) “Hayır, konuşmamız bitmedi!” der gibiler.

(Scottie) [Önceki cevabın gözden geçirilmesi] Öyleyse köpekler kurtlardan evrilmedi. Kurtları tasarladılar ve sonra “Köpek tasarlayalım!” deyip köpekleri tasarladılar.

(L) Ve belirli özellikleri üretmeye başlamak için bunu birinin aklına soktular…

(Scottie) Evet, bu çeşitli şekillerde olabilir.

(L) Ya da kurtların doğal varyasyonu bir gün köpek üretti.

(Chu) Eğer bütün parçalara sahipsen ve onları bir bisiklet gibi birleştirirsen... Bu insana geliştirilmiş bir bisiklet gibi görünüyor ama bir kerede iki proje yaptın. Behe mikroevrimin mümkün olabileceğini söylüyor ve ben bundan bile şüphe ediyorum. Türlerde değişen rengin başka bir...

(L) Evet, mikroevrimle bile yapılabilecek fazla şey yok. Birşeyi daha iyi hale getirebilir ama genellikle pek çok şeyi bozar. Bunu biraz daha netleştirmeye çalışacak olursak, belki de başlangıçta biri bu gezegende deney yapıyordu. Ve baktığında tek birşeyden veya tek türde birşeyden oluşan büyük çağlar olduğunu görüyorsun ve bir sonraki çağ biraz daha gelişmiş birşeyin çağı. Bir süre boyunca tüm gezegen belirli birşeyle kaplı ve sonra BUM! Tükeniş. Sonra bir süre gezegen başka birşeyle kaplı ve sonra BUM! Tükeniş. Her bir seviyede herşeyin kompleksliğinin ve çeşitliliğinin arttığını görebiliyorsun. Dolayısıyla evet, evrim izlenimi veriyor ve bir bakıma öyle: 4Y yaratıcıların/mühendislerin zihinlerinde evrim geçiriyor ve sürekli yeni şeyler deniyorlar. Ve evet, ortak ata görünümü var çünkü mühendisler işe yarayan birşey bulduklarında bu şablonu, hatta DNA’yı tekrar tekrar kullanıyorlar. Yani birileri birşeylerin nasıl yapıldığını öğreniyordu. Çılgınca deneyler yapıyordu! Sonra dediler ki, “Oo, bu işe yarar! Bunu şunun için kullanalım!” Hatırlayın, K’lar insanların bu gezegen üzerinde var olan herşeyin DNA açık büfe teşhirine öncülük etmekte olduğunu söylemişlerdi. Solucanlarda, sineklerde, balıklarda, maymunlarda vs. bulunan genleri taşıyoruz. Bu tür açıklamaları duyduğumda gerçekten çok üzülüyordum. Bu beni gerçekten iğrendiriyordu. Ama doğru. Pek çok başka familyayla ve türle pek çok genimiz ortak. Çünkü o parçalar bir şekilde işe yaradı ve istenen bazı işlevleri gördü ve 4Y mühendisler bunları tekrar tekrar kullandı, bazı şeyleri değiştirdi ama temel olarak DNA talimatlarının aynı olması gerekiyordu çünkü bu bir bilgi kodu.

(Joe) Biz bu gezegende pek çok girişimin, pek çok yaşam tekrarının ürünü olan en karmaşık organizmayız.

(L) Çünkü kurbağada bacak yapan kontrol genleri insanda da bacak oluşturuyor. Ama insan bacağını kurbağa bacağından farklı kılan başka şeyler de var ve burada mühendislik devreye giriyor. Talimatlar üzerinde ince ayarlar yapıyorlar.

(Chu) Iyy!! [kahkahalar]

(L) Üzgünüm Chu, ama doğru: Kurbağa bacakların var! [kahkahalar]

(Joe) İnsan ruhlarının, inkübasyon ve doğrudan DNA değişiklikleri meydana getirmek üzere Neandertal içine yerleştirildiğine dair birşey söylenmişti. Bu farklı.

(L) O biraz farklı çünkü burada daha bilinçli bir şeyden bahsediyorsun ve çok ileri bir aşamaya zaten varmış bir organizmadan bahsediyorsun. Dolayısıyla, o tür bir değişikliğin meydana getirilmesi işe yarayabilir. K’lar KH’nin yaklaşık 300 bin yıl önce yönetimi ele geçirdiğini söylemişti. O zamana kadar, şu anda bildiğimiz şekliyle başlıca tüm yaşam formu yaratım ve mühendislik işleri tamamlanmıştı. Eğer sevgi yaratıcılığın gücüyse, 4KH bu yüzden yaratamıyor; tek yapabildikleri değiştirmek, müdahale etmek, bastırmak vb. Dünyamız gerçek manada Sevgiyle yaratılmış ve insanı hayretler içinde bırakacak kadar muhteşem.

(Scottie) Bu yine de bir tür mühendislik. "Süper köpek tipi bir ruh" alıp onu bir kurdun içine koyarsan belki de köpek olur.

(Joe) Soralım. Bu sadece insanlar için mi geçerli? Hayvanların içine konup onları değiştirebilecek bir ruh veya öz yok mu?

(L) Neandertallerle ilgili şey sadece insanlar için mi işe yarıyor yoksa hayvanlar için de işe yarayacak birşey mi?

C: Bazı durumlarda, evet.

S: (Artemis) Onları durdurmadan önce ne söylemek istiyorlardı? Birşey söylemek istiyorlardı. Öyleyse devam edin.

C: Nasıl düşünüleceğini öğrenmek, kaderin büyük bir parçası olageldi. Şimdi bunun belirli bir inançla birleştirilmesi gerekiyor. Subjektif arzulu düşünceye dayanan inanç entropiktir. Doğanın kesin bilgisine dayanan inanç güçlendiricidir. Grubunuzda eksik olan şey buydu. Artık bunu değiştirmek için gerekli fırsata ve araçlara sahipsiniz.

S: (Pierre) Evet, bu büyük bir değişiklik. Doğru hatırlıyorsam, bilginin iyi olduğunu, inancın kötü olduğunu düşünüyorduk. Şimdi bir ayrım getiriyorlar: Arzulu düşünceye dayanan kötü inanç var ve gerçeğin ve bilginin nesnel değerlendirmesine dayanan iyi inanç var. Daha önce İnanç Merkezinden bahsetmişlerdi ve ben de "İnanç Merkezi mi? Güç mü?" diye düşünüyordum. Sanırım kastettikleri şey şu: Bilgi bir adım ileri taşınıp gerçeğe dair güçlü bir inancı desteklemek için kullanıldığında, bu insan üzerinde farklı bir etki yapıyor. Yalnızca bilmekle kalmıyorsun, aynı zamanda…

(L) Birşeyin kilidini açıyor. Yıllar önce K’lar yanlış kilitlerin kaldırılması gerektiğinden bahsetmişti. Aynı zamanda inançla ilgili birşey söylediler… “Gerçek birşey bulduğunuzda inancınızla bütünleşen işaretler alacaksınız.”

(Pierre) İnanç merkezinde BİLİYORSUN ve bu güç veriyor. Hatta bence, yaratıcı düşünüşün bilgi temelli inanç merkezinden kaynaklandığı 4. yoğunluktaki bazı adımlara atıf yapıyorlar.

(L) Ne dediler? Hayat dindir. Objektif gerçekliğe yakından ve dikkatle bakmak... Bence objektif gerçekliğe yakından ve dikkatle bakmaya en yakın şey DNA’nın nasıl çalıştığını, hücre biyolojisini, hücre mekanizmalarını, vücutların nasıl yapıldığını, vücutların nasıl çalıştığını incelemek… Doğayı incelemenin en yoğun yolu bu bence. Benim için bu çok güçlendirici oldu… Bu konu fen derslerine girdiğim zamanlardan beri karşıma çıkıyor; o zamanlar bu bilgiler elimizde yoktu ama o zamanlar ribozomlar hakkında bilinen şeyleri okuduğumda burada birşey döndüğünden ciddi şekilde şüpheleniyordum!

(Pierre) Ve bunu açıkladın aslında. Bilgi biriktirip o bilgileri inanç merkezine alma süreci. Bir ay önce Akıllı Tasarımı öğrenme sürecini tanımladın. Bu konuda çok şey öğrendiğini ve buna samimiyetle ikna olduğunu söyledin.

(L) Benim için yeniden doğmak gibiydi. Zihnimdeki kilitlerin patlaması gibi.

(Pierre) Söylediğim şey doğru mu yoksa alakasız mı?

C: Evet

S: (Joe) Dürüst olmak gerekirse, K’lar gerçeği değiştirme gücünün aklın inanç merkezinde olduğunu yıllar önce söylemişti.

(L) Evet. 20 yıl boyunca hiçbir şeye inanamadım!

(Pierre) Bilmek istiyordun. K’ların söyledikleriyle çelişkili bir durum değildi. İnanabilir ve aynı zamanda bilebilirsin. Bildiğin için inanabilirsin. Bu büyük bir adım.

(L) Bu Havari Pavlus’un söylediği şey: İnanç görünmeyen şeylere güvendir ve yaratılmış olanı, yani GÖRÜLEBİLEN şeyleri gözlemleyerek Tanrıyla ilgili herşeyi BİLEBİLECEĞİMİZİ de söylüyor. Bunlar ışığı şekere, suya ve oksijene dönüştüren makineler. Bir I-phone pikselinin kapladığı alana 15 MİLYON tanesini sığdırabiliyorsun!! [kahkahalar]

(Andromeda) Çılgınca!

(L) Bu... Bu en muhteşem mühendislik...

(Joe) Bunu kabul etmemek aptallık. İnsanların teknolojik gelişimle ilgili bilinçli deneyimleri tam da böyle oldu: Herşeyi giderek daha küçük ölçekte tasarlayabilmek. Aynı şeyi doğada görüyorsan, bunun tasarlanmış birşey olduğunu nasıl anlamazsın? Ben bunu tasarladıysam öbürünü tasarlayacak zeka da bir başkasının zihninde neden olamasın? Bir mikroçip yapmak epeyce mühendislik, düşünce ve tasarım gerektiriyor. Sonra vücuda bakıyorsun ve çok daha karmaşık şeyler görüyorsun ve “Hayır! Bu tesadüf eseri olamaz!” diyorsun. Mikroçip tesadüf eseri mi oluştu? Hatta tesadüf eseri oluştuğunu neden düşünesin?

(Ark) Bugün bisiklet sürerken birşey oldu. Önümde bir kelebek var. Bisiklet sürüyorum ve kelebek önümde uçuyor. Bunu yapmak onun için muhtemelen eğlenceli. Yol var ve bu uçan kelebek var. Ve ikimiz de rüzgara karşı gidiyoruz. Sonra yapay zekalı Boeing’lerin arızalanıp düşmesi aklıma geldi. Hiç arızalanıp düşen bir kelebek görmedim! [kahkahalar] Üstelik rüzgara karşı uçuyor! Kelebeğin içinde ÇOK GELİŞMİŞ bir yazılım var… Kelebek bilinçli olarak hiçbir şey hesaplamıyor ama bunu yapan birşey var! Neredeyse hiçbir gücü olmadığı halde rüzgara karşı nasıl uçabilir?

(L) Ve o minik kelebeğin minik bir beyni var... çok küçük!

(Ark) Bilmek istediğim şey şu: Bu kadar güçlü ve bu kadar evrensel olan bu yazılım nerede?! Arıza yapmıyor! Onun kaynağı ne? Genlerde mi? Yoksa kelebek doğduktan sonra bu yazılımı bir yerden mi yüklüyor? Nereden?

(Pierre) Bilgi alanı [patentli Pierre Bilgi Alanı Hareketini yapıyor].

(L) Bilgi alanı. Öyleyse, sorun şu: Kelebeğin yazılımı nereden geliyor?

(Ark) Evet.

C: Pierre'in dediği gibi, proteinlerin anteni yoluyla tam ve serbestçe verilen/alınan bilgi.

S: (Scottie) Peki, farklı bir antenim olursa kelebek gibi uçabilir miyim? Her zaman uçmak istedim, o yüzden...

(PoB) Neden uçamıyoruz?

(L) Çünkü doğru antene sahip değiliz!

(Ark) Uçmak için gerekli donanıma sahip değiliz.

C: Yeterince bilgi edindiğinde, elbette!

S: (L) Başka bir deyişle, canlı bir varlık tasarlamaya yetecek kadar bilgin olduğunda kendini de uçacak şekilde tasarlayabilirsin. Ama önce en azından bir kelebek tasarlama bilgisine ihtiyacın var! Ve okuduğum şeye dayanarak söyleyecek olursam, daha gidecek çok yolumuz var!

(Scottie) Şu anda kelebek gibi uçan bir robot bile tasarlayamıyoruz.

(L) Başka soru?

(Artemis) Evet, herkesin pek çok sorusu var. Pierre sorularını çıkarıyor.

(Andromeda) Aa-oo!

(Joe) Sebastian'ın sağlık sorunları hakkında soru sormak istiyordum. Sağlığını sormamızı istedi.

(Pierre) Tat ve koku duyusunu, bir miktar işitme ve bir miktar da görme yetisini kaybettiği bir sıkıntı yaşadı. Ayrıca bazı hafıza problemleri. Sağlığı konusunda tavsiye almak istiyor.

C: Sebastian'ın birden fazla yolla sakinleşmesi gerekiyor! Bilgi korur.

S: (L) Başka soru?

(Joe) Seneca patlamalarını biliyor musun?

(L) Evet...

(Artemis) Başka birşey mi söylemeye çalışıyorlar?

C: Sebastian çok katı ve korkuyor.

S: (Artemis) Neyden?

C: Ölüm.

S: (Joe) Seneca Patlamaları New York'taki Seneca Gölü bölgesinde duyuluyor. Onlarca yıldır düzenli olarak devam ediyor. (L) Kuzey Karolina ya da Güney Karolina kıyılarında olduğunu duydum.

C: Tektonik hareketler bölgenin EM profilini tahrik ediyor.

S: (L) Ama deprem olmuyormuş.

C: Genellikle saptanamıyor.

{Seneca Patlamaları (Seneca Guns) hakkında çevrimiçi bazı bilgiler: Bu isim, James Fennimore Cooper'ın 1800'lerde yazdığı kısa bir hikayeden alınma. New York eyaletinde Seneca Gölü ve Cayuga Gölü kıyısında duyulan patlamaları ifade ediyor. Aynı ad, Kuzey Karolina, Güney Karolina ve Virginia kıyılarındaki benzer sesler için de kullanılmıştır. Hindistan kıyılarında benzer patlamalara Barisol patlamaları deniyor. Bu olaylar aynı zamanda dünyanın birbirinden uzak üç bölgesinde de meydana gelmiştir. Seneca patlamaları hakkında tüm bildiğimiz bu. Gizemli Patlamalar: Seneca patlamaları ve deprem patlamaları - Garip Sesler}

S: (Pierre) Dünya Değişimleri hakkında... Birkaç ay önce, Kuzey Kutbu ile Güney Kutbu'nu birbirine bağlayan, 50 metre genişliğinde, süper düz bir bulutla ilgili haberler vardı.

(L) Onun sadece fotoğraf kusuru olmadığından emin miyiz?

(Pierre) Uydu görüntülerinde bile görünüyor.

(L) Uydu fotoğraflarının bir araya getirilmesi çoğu zaman görüntü sapmaları meydana getirir. Bu olay da öyle bir görüntü sapması mıydı?

C: Öyleydi.

S: (Pierre) Oo... Sonraki soru: Katarlar Montsegur'da teslim olmadan hemen önce, gizli bir kutlama yapmak için birkaç günlüğüne bir ateşkes pazarlığı yaptılar. Ne hakkında olduğunu bilmiyoruz. 14 Mart civarındaymış. Sezar'ın ölümünün kutlanmasıyla mı ilgiliydi?

C: Evet. Son Akşam Yemeği bir Sezar anmasıdır.

S: (Joe) Sığırcıklar neden sürü halinde adeta anlık iletişimlerle o şekilde hareket ediyorlar?

C: Sevgi. Akış ve akışkan hareketler hayattan alınan keyfin ifadesidir.

S: (L) Bu genel anlamda değil sanırım, ama…

C: Her zaman değil ama genel olarak, evet.

S: (L) Sonraki soru?

(Pierre) Fransız Devrimi hakkında: Ardındaki temel ideolojik güç Frank Kabalizmi miydi?

C: Evet

S: (Pierre) Aman Tanrım. Frank Kabalizmi Weishaupt İlüminatisine ve bazı Mason localarına mı sızdı?

C: Evet

S: (L) Tamam, iyi geceler diyeceğiz. Yorgunum. Öpücükler!

(Artemis) Pekala, söyleyecek birşeyiniz varsa... Yoksa, iyi geceler ve teşekkürler!

C: Yeni bir dünyanın doğacağının farkında olun! Eski dünyanın ölüm sancılarıyla bunalmayın. Hoşçakalın.

CELSE SONU

Orijinal celse metni: https://cassiopaea.org/forum/threads/session-23-march-2019.47029/

Tgur


1105 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/03/2019 :  17:53:11  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bozadi çok çok teşekkür ,

Müthiş bir celse ,ilk anda şu bölümü heyecanla tesbit ettim ,inanç ve bilginin evlenmesi ,takılı kalmış inancın dışında üzerinde çok derin düşünerek kayan dediğimiz inancın esasta kaymadan değişkenlik yasasıyla bilgi toplayarak gerçek halinde oluşması üzerine harika bir tesbit,

--------------------------------------------------------

"C: Nasıl düşünüleceğini öğrenmek, kaderin büyük bir parçası olageldi. Şimdi bunun belirli bir inançla birleştirilmesi gerekiyor. Subjektif arzulu düşünceye dayanan inanç entropiktir. Doğanın kesin bilgisine dayanan inanç güçlendiricidir. Grubunuzda eksik olan şey buydu. Artık bunu değiştirmek için gerekli fırsata ve araçlara sahipsiniz.
S: (Pierre) Evet, bu büyük bir değişiklik. Doğru hatırlıyorsam, bilginin iyi olduğunu, inancın kötü olduğunu düşünüyorduk. Şimdi bir ayrım getiriyorlar: Arzulu düşünceye dayanan kötü inanç var ve gerçeğin ve bilginin nesnel değerlendirmesine dayanan iyi inanç var. Daha önce İnanç Merkezinden bahsetmişlerdi ve ben de "İnanç Merkezi mi? Güç mü?" diye düşünüyordum. Sanırım kastettikleri şey şu: Bilgi bir adım ileri taşınıp gerçeğe dair güçlü bir inancı desteklemek için kullanıldığında, bu insan üzerinde farklı bir etki yapıyor. Yalnızca bilmekle kalmıyorsun, aynı zamanda…
(L) Birşeyin kilidini açıyor. Yıllar önce K’lar yanlış kilitlerin kaldırılması gerektiğinden bahsetmişti. Aynı zamanda inançla ilgili birşey söylediler… “Gerçek birşey bulduğunuzda inancınızla bütünleşen işaretler alacaksınız.”
(Pierre) İnanç merkezinde BİLİYORSUN ve bu güç veriyor. Hatta bence, yaratıcı düşünüşün bilgi temelli inanç merkezinden kaynaklandığı 4. yoğunluktaki bazı adımlara atıf yapıyorlar.
(L) Ne dediler? Hayat dindir. Objektif gerçekliğe yakından ve dikkatle bakmak... Bence objektif gerçekliğe yakından ve dikkatle bakmaya en yakın şey DNA’nın nasıl çalıştığını, hücre biyolojisini, hücre mekanizmalarını, vücutların nasıl yapıldığını, vücutların nasıl çalıştığını incelemek… Doğayı incelemenin en yoğun yolu bu bence. Benim için bu çok güçlendirici oldu… Bu konu fen derslerine girdiğim zamanlardan beri karşıma çıkıyor; o zamanlar bu bilgiler elimizde yoktu ama o zamanlar ribozomlar hakkında bilinen şeyleri okuduğumda burada birşey döndüğünden ciddi şekilde şüpheleniyordum!
(Pierre) Ve bunu açıkladın aslında. Bilgi biriktirip o bilgileri inanç merkezine alma süreci. Bir ay önce Akıllı Tasarımı öğrenme sürecini tanımladın. Bu konuda çok şey öğrendiğini ve buna samimiyetle ikna olduğunu söyledin.
(L) Benim için yeniden doğmak gibiydi. Zihnimdeki kilitlerin patlaması gibi.
(Pierre) Söylediğim şey doğru mu yoksa alakasız mı?
C: Evet"

Edited by - Tgur on 26/03/2019 18:01:56
Go to Top of Page

beyrutkapı


460 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/03/2019 :  21:59:04  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Harikulade! Ne kadar teşekkür etsem azdır. Sağol Varol sevgili bozadi.
Go to Top of Page

ogeday


180 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/03/2019 :  23:06:12  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
https://www.youtube.com/watch?v=47HDdmosmN0

İLBER ORTAYLI, FRANSIZ İHTİLÂLİ DÜNYAYI NASIL ETKİLEDİ?
Go to Top of Page

ogeday


180 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/03/2019 :  23:45:46  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
https://www.youtube.com/watch?v=bFJMivvHtHQ

Celal Sengor , ilber Ortayli Fransiz ihtilali ve Napolyon
Go to Top of Page

ogeday


180 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  00:19:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
https://www.dunyahalleri.com/cin-polis-kopeklerini-klonluyor/
Go to Top of Page

Scyth


1074 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  02:04:36  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Çeviri için teşekkürler.

Her gün kendi ellerinle inşa etmiş olduğun yoldan yürüsen; sonunda olman gereken yere varacaksın.
Go to Top of Page

bozadi


9293 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  09:53:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İlginiz, desteğiniz için teşekkür ederim arkadaşlar.

Dün çeviriden sonra bir kontrol okuması yaptığım halde gözden kaçırdığım bir-iki çeviri ve yazım yanlışını yeni fark edip düzelttim.

"Meşhur objektiflik ve objektiflik meselesi" ifadesi -> "Meşhur objektiflik ve subjektiflik meselesi".

Celsede atıf yapılan "Prehistoric Life" kitabının şu olduğunu sanıyorum:

https://www.amazon.com/gp/product/075669910X

Sayfa açıldığında soldaki kitap kapağı resmine tıklandığında, kitabın içeriğinden bazı sayfalar resim formatında görüntülenebiliyor.

Yine celsede adı geçen Behe ise, "Darwin's Black Box" (Darwin'in kara kutusu) adlı bir kitabın yazarı olan Michael J. Behe imiş:

https://www.amazon.com/gp/product/0743290313/

Ölüm İyiliği (Terminal Lucidity) olayıyla ilgili kısa bir Türkçe akademik makale

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/205916

Go to Top of Page

bozadi


9293 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  10:07:53  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Fransız devrimiyle ilgili olarak daha önceki bir celsede de şu yorumlar geçmişti (20 Ağustos 2011):

Eklenti:

S: (Psyche) O halde soru şu: Fransız kültürüyle ilgili bir problem var mı temelde? [Gülüşme]
C: Evet. Çünkü devrim karanlık güçlerin kontrolüne geçti.

S: (Perceval) Sarkozy geldikten sonra olabilir... (Ailen) Veya çok daha öncesi.
C: Ondan öncesi.

S: (Ottershrew) 1789’dan beri mi? (Ailen) Fransız Devrimi.
C: Evet.

S: (L) Yani devrim iyi bir fikir olarak başladı ama sonra kontrolü ele geçirildi, öyle mi?
C: Evet.



Her ne kadar bu devrimin Avrupa medeniyetinin oluşumuna önemli etkileri olduğu söylense de, oldukça karanlık yönleri de var gibi görünüyor. Tıpkı Avrupa medeniyetinin çok aydınlık yanlarına rağmen gayet karanlık yönleri de olması gibi.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


648 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  12:15:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yeni Zelanda olaylarından bahsedilmemesi heralde ilginç değil. Güncel olaylara bazen hiç yer vermiyorlar. Celseyi çok güzel buldum ama. Yaratım ve 4B üzerine çok yerinde bilgiler vermişler. Evrim meselesine bakışımda çok nokta tespitler yapmama yaradı.
Go to Top of Page

ogeday


180 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  15:46:44  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
eski celselerde sarisinlarin mars ile venus arasinda ki bir gezegenden buraya gonderildiklerini soylediklerini hatirliyorum.Ama esmerlerin ve siyahilerin nerede tohumlandirildiklarini unuttum.
Go to Top of Page

yucelulu


112 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  15:51:15  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İlham ve heyecan verici bilgiler var bu celsede. Çeviri için Bozadi'ye teşekkürler.
Go to Top of Page

bozadi


9293 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  17:27:48  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Beğenmenize sevindim arkadaşlar. Ben teşekkür ederim.

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen ogeday

eski celselerde sarisinlarin mars ile venus arasinda ki bir gezegenden buraya gonderildiklerini soylediklerini hatirliyorum.Ama esmerlerin ve siyahilerin nerede tohumlandirildiklarini unuttum.
Evet, mavi/yeşil gözlü ırkın Kantek adlı başka bir gezegenden buraya getirildikleri söylenmişti. Göz renginin Güneş'ten uzaklığa bağlı bir faktör olduğu belirtilmişti. Yanlış hatırlamıyorsam savaş nedeniyle kendi gezegenlerini paramparça etmişler ve bugün Mars ile Jüpiter arasında bulunan asteroid kuşağının o parçalanan gezegenin parçaları olduğu söylenmişti.

Eğer tohumlanmadan anlamamız gereken şey Neandertal vücutlara yerleştirilmeyse, Kantekliler tohumlanma yoluyla değil, gezegen üzerine doğrudan bırakılma yoluyla geldiler sanırım.

Koyu renk gözlü ırklar arasında da Kantekliler gibi dışarıdan farklı yollarla gelenler var mıdır, ona dair birşey hatırlayamadım celselerden vs.
Go to Top of Page

bigsenfoni


1086 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  22:43:47  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Dolu bir celse olmus,emeklerin icin tesekkürler sevgili bozadi




KENDİ DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET... OSHO

Kalbiniz temiz,gözünüz Osho'nunki gibi acik olsun.
Go to Top of Page

Dionysos


191 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2019 :  23:56:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili bozadi, oncelikle çeviri için çok teşekkürler ve emeğine sağlık

Eklenti:
[i]Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi
C: Bu aslında iyi. Kesin olan bilgiye kendi çabalarınla ulaşmak bilgiyi inanç merkezinde sabitler ve böylece ek güç verir. 4. yoğunluğa mezun olmak isteyen herkes bilgiyi aramalı. 4Y’de, yeni dünyalarda yaşam formları tasarlamak işiniz olacak nihayetinde.

---

C: Nasıl düşünüleceğini öğrenmek, kaderin büyük bir parçası olageldi. Şimdi bunun belirli bir inançla birleştirilmesi gerekiyor. Subjektif arzulu düşünceye dayanan inanç entropiktir. Doğanın kesin bilgisine dayanan inanç güçlendiricidir. Grubunuzda eksik olan şey buydu. Artık bunu değiştirmek için gerekli fırsata ve araçlara sahipsiniz.




Buraya yazmadan önce hayallerim yıkılmış gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim. Bir dejavu yaşıyor gibiyim. Bu metnin çevirisi ertesi güne sarkacak diye translate ile okudum ve burada "doğanın kesin bilgisi" ve "kesin bilgi" yazan alanlardan en az birinde "nesnel bilgi" ifadesini gördüğüme neredeyse yemin edebilirim ya da bana öyle geliyor ve öyle sanıyorum. Belki de hayal görüyordum ya da "subjektif" ve "öznel" ifadelerinin tersi olarak nesneli ben oluşturdum ama hala öyle sanıyorum..
Hatta tutup tekrar google ve yandex translate ile baktım bu metne ama böyle..

Gerçi subjektif ya da öznelin karşıtı nesnel ve objektiftir. Yani doğanın kesin bilgisi denilen alanlar için bir nebze de sanırım bu tanımlar belki önerilebilirdi.

Eklenti:

S: (L) Objektifliği sağlayan şeyin ne olduğunu söyleyebilir misiniz?
C: Gözlemcinin önyargıyı "kapıda" bırakma çabası.

S: (L) Bu çok zorlu bir konu... (A) Bilinç objektif midir?
C: Bilinç, farklı seçimde bulunma yeteneğine sahip olana kadar objektiftir.
S: (A) Değişimi, seçme yeteneğini sağlayan etken nedir?
C: Önyargının dahil oluşu.


Eklenti:

C: Dezenformasyon güvenilir gibi görünen kaynaklardan gelir. Sahte bilgi toplamamanız sizin için çok ama çok önemli çünkü sahte bilgi, bilgisizlikten daha fazla zarar vericidir.


Eklenti:

S: (L) Yani temel olarak bu teklifi reddetmemiz gerektiğini ima ediyorsunuz, doğru mu?
C: Hayır. Her zaman, özellikle de bu tür dönemlerde daima objektiflik için çaba harcaman ve subjektifliğin, duyguların, acele düşünülmüş fikirlerin veya kararların seni yönetmesine izin vermemen gerektiğini oldukça doğrudan bir şekilde söylüyoruz!



Edited by - Dionysos on 28/03/2019 00:01:04
Go to Top of Page

Tgur


1105 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/03/2019 :  09:37:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Örneğin kalp... İlk soru bu. Farklı protein türlerinin oluşturduğu bu büyük yapıların aldıkları şekilleri almalarının sebebi, tıpkı katlanan proteinlerin, katlanmayı doğal olarak meydana getiren farklı moleküllerin yasalarını izlemesi gibi belirli bir doğal yasayı izlemeleri olabilir mi acaba?
C: Öyle. Ve “yaşam” aslında yalnızca proteinin antenimsi işlevinde olduğu halde sanki organlardaymış gibi görünebildiğine dikkat edin.
S: (L) Tamam, katlanıp sallanabilen bazı proteinler var diyelim. Katlanıyorlar ve işlevlerinden biri düzenli veya ritmik olarak belirli bir şekilde hareket etmek. Bu, kalbin vücuttan çıkarıldıktan sonra atmaya devam edebilmesi fikriyle de alakalı mı? Yani, oluşan proteinler topluluğunun bir işlevi mi bu? Bazı bilgileri alabildiği sürece işlev göstermeye devam edebiliyor mu?
C: Aynen.
S: (L) Eğer bu sadece hammaddelerin, amino asitlerin vs. faaliyeti olsaydı, sonsuza kadar işlev göstermesini engelleyen ne olurdu? neden durur?
C: Anten! Işıktan fazlasını çekiyor! Yaşam enerjisi veya sizin “ruh” diyebileceğiniz şey, bir tür anten tarafından bağlanıyor.
S: (L) Yani diyelim ki ruh bedeni terk ettiğinde, şarj edilmiş bir pil gibi devam edebilecek bir artık işlev var ve sonra bu enerji bittiğinde, artık enerji girişi yok, öyle mi?
C: Evet.

---------------------------------------------------------

Bu celsenin değişik bilgilerle dolu olması ,çeşitli açıktaki sorulara cevap vermesi yönünden önemli,

Lauranın ilk baştaki uzun anlatımından en son kalp ile ilgili bölümünü ele aldım,

Kalp düz çizgili kas dediğimiz görüntüdedir ama bir pompa işlevi yaptığı ve bir ömrü bedende idame ettirdiği için çok değişik özelliklerle doludur kol ve bacaktaki çizgili kaslar devamlı işlev halinde bir müddet sonra yorulur aralara laktik asit birikir ve bir zaman gelir işlev göremez olur onun için kalp çizgili kas gibi görünse de göğüs adalelerimizde olan yelpaze tipi çizgili kas karışımıdır ve bu kas karışımı onu yorulmadan uzun müddet çalışmasına yol verir ve bütün bunlara rağmen kalp kasılıp atma işlevleri arasında dinlenme zamanları da vardır ,bu da kalb atım adedi denilen araları doğurur,yani aralardaki boşluk onun dinlenme zamanlarıdır,

Böyle detaylara girmem lütfen sıkıntı vermesin Lauraya bakın daha fazla bilgi için nasıl yüksek tempoda çalışıyor ve bilgileri özümsüyor bizlerin de biraz onun bu gayretini örnek almamız lazım hayat dindir etrafta neler oluyor,bakmalıyız, her neyse ,

Kalbin ayrıca sinirlerinden ayrılsa da kendi başına çalışma gücü vardır ,dikkat edin damarsal izolasyon değil sadece sinirlerinde ayrıldığı vakit damarsal kopukluk ölümde oluyor ,

Bu sinirler kalbin atımını sağlayan sinirlerdir ve aralarında vagus siniri de vardır (kalb atım adedinin yavaşlamasını, ayarlanmasını sağlayan),işte bunları ayırdığınız zaman kalp atımına devam eder zira kalb atımını sağlayan ve kalbin üst, orta, alt bölümlerinde yerleşen sinir düğümleri ve bulan kişilerin isimlerini taşır bunların değişik yerlerde merkezlenmesi bir kalp krizinde hasar gören kalp kasının kasılıp pompa görevi yapmasını aksatmaması içindir sigortadır kısaca

Buraya kadar anlattığım bedenin ölmeden evvelki halinde olanlardır ölüm halinde ise celsede de belirtildiği gibi kalbin bir müddet damarsal bağlantı olmadığı halde işlevine devam etmesidir ,hatta bunun için ölüm raporu için evvelden kalbin durması baz alınırmış şimdi ise beyin ölümü baz alınmaktadır,ancak bunun da tartışmalı tarafları var,

Ayrıca organ nakillerinde organların bu canlılıklarının devam etmesinden de yararlanılır,

İşte bu kalbin çalışmaya devam etmesi ve göçmeden evvelki bedenin fonksiyonları dışındaki hayret verici canlanmaların da neden olduğunu ruhun protein antenleri ile irtibatı olduğundan anlıyoruz,Laura proteinlerin katlanma ve ucu açık olmalarını bulmuş K.lar ise bunun ne için olduğunun bilgisini (anten özelliği) vererek doğal bilginin tamamlanmasını sağlamaktalar..





Edited by - Tgur on 28/03/2019 12:01:47
Go to Top of Page

Tgur


1105 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/04/2019 :  09:37:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
EVRİM DEĞİL AKILLI TASARIM VAR
-----------------------------------------------
(L) Mühendislik seviyesi, zeka seviyesi, yani demek istediğim... Deneyler yapıldığı belli. “Prehistoric Life” (tarih öncesi yaşam) kitabına bak. Canlılar tasarlama üzerinde çalışan zihinleri GÖREBİLİYORSUN. Sonra, yaptıkları birşeyi beğenmiyorlar. Tüm gezegeni siliyorlar ve yepyeni türler ortaya çıkıyor. Bu resmen mühendislik. Eski tasarımı beğenmemişler. Eski tasarımlardan bazıları GERÇEKTEN çok kötü, bundan emin olabilirsiniz! [kahkahalar] Yemin ederim bunu kitapta görebiliyorsunuz. Bazı fikirler gerçekten çok KÖTÜYMÜŞ! Ciddi tasarım hataları.
(Joe) Forumda, her bir türün, milyarlarca yıllık dünya tarihinde önceden tasarlanmış deneysel parçalar kullanılarak tek tek tasarlandığını söylemiştin. Şunu merak ettim... Önceki bir celsede dünyada yaşamın tohumlandığını söylemişlerdi. Önce ilkel yaşam verilmiş. Fakat dünyadaki tüm türlerin gelişmiş halinin ne kadarı doğrudan yaratıldı?
C: Behe'nin dediği gibi, familya düzeyinde.
S: (L) Canis familyası gibi. Kurtları, köpekleri vb. bu familyadan türetebiliyorsun.
(Joe) Yani köpeklerin tüm bileşenleri başka bir yerde doğrudan yaratıldı ve sonra...
(L) Kitaba bak. Nerede başladıklarını görebiliyorsun. Nasıl en basit organizmalarla başladıklarını gösteriyor. Sonra bunlarla biraz oynayıp geliştirmişler. O resimlere bakıp fosil kayıtlarında keşfettikleri şeyleri görmek gerçekten çok ilginç. Birşey yapmaya çalıştıklarını, sonra buna birşey eklediklerini, sonra farklı şeylerin parçalarını kullandıklarını, yeni bir parça veya parçalar tasarladıklarını görebiliyorsun. Her bir türün, başka hiçbir türde olmayan belirli sayıda geni veya parçası oluyor.
(Joe) Önceki celsede bunun bir bakıma 4. yoğunluktaki bir köpek düşüncesi gibi olduğunu söylemişlerdi. Sonra bu düşünce 3Y'ye aktarılınca etrafında madde birikiyor.
(L) Kaçırılmalarla ilgili anlattıklarıyla aynı şekilde olduğundan eminim.
(Joe) Hayır, ama bu... Yani sonuçta evrimsel bir süreç var, köpeğin parçalarının...
(L) Köpekten bahsetmiyorlardı sanırım.
(Joe) Doğal bir evrim oluyor mu? Kastettiğim şeyi anlıyor musun?
(Pierre) Sanırım Joe'nun demek istediği şey şu... Joe, akıllı tasarım ile evrimi uzlaştırıyor...
(L) Evrim yok.
(Pierre) Ama 4Y'deki mühendisin kafasındaki fikirler evrimleşiyor...
(Joe) Sen aşağı bir plan gönderiyorsun, o planın etrafında madde toplaşıyor ve hızla bir köpek meydana getiriyor.
(Pierre) Sonra bundan birşeyler öğreniyorsun, düşünüşün gelişiyor ve bir Köpek 2.0 tasarlıyorsun.
(Joe) Hayır, köpek birşeyden evriliyor.
(L) Hayır, köpek hiçbir şeyden evrilmiyor. Yaratılıyor.
(Joe) Yoktan mı ortaya çıkıyor?
(L) Hayır, yoktan çıkmıyor ortaya. Sanırım söyledikleri şey, proteinler ve diğer yapıtaşları gibi küçük şeylerle ilgiliydi. Ama bunlar nasıl bir araya geliyor? Tam olarak bir “köpek” düşüncesi gibi de değildi; öncelikle temel yaşam formları var ve DNA yoluyla mühendislik yapılmasından bahsediyorlardı daha çok. Eğer 3Y’ye aktarılan bir “düşünce” varsa, bunun DNA’nın içinde olması gerekir. Kitaba bakarsan, bunun cıvık mantarlar gibi çok basit yapılarla başladığını görüyorsun. Siyanobakteriler. Sonra farklı organizma türleri birleşerek borular oluşturuyor. Sonra saplar oluşturuyorlar. Ve sonra fotosentez yapmayı öğreniyorlar. Sonra yapraklar yapıyorlar. Sonra, sürecin bir noktasında eşeyli üreme gerçekleşiyor. Başka şeyler tohumlamanın yolu açılmış oluyor. Sonra yapabileceğin şey bir kod üretip onu ekmek; yoğunluk perdesinden virüsler veya sadece düşünceler göndererek veya kaçırılmalar gibi birşey. Bir yumurta içinde ekiyorsun ve doğuyor. Durup dururken ortaya çıkan birşey değil. Çok somut bir şekilde meydana geliyor…
C: Bu fikirle bağlantılı olarak, bazı “parçaların” başka yaşam formlarında veya başka gerçekliklerde tasarım ve hatta gebelik sürecinden sonra bu gerçekliğe gönderilmesi çalışmaları da var.
S: (Joe) Söylemeye çalıştığım şey şuydu: Bu yaşam formlarına bir plan aktarılıyor ve bu yaşam formları önceden programlanmış bir planı izliyor…
C: Hayır. Düşünmekte olduğun şekilde bir evrim yok.
S: (Joe) Sen şunu dememiş miydin: Temelde evrim var, ama sonra bu küçük organizmaların...
(L) Hayır, söylediğim o değil! Bakacak olursan, parçaları nerede yarattıklarını görebiliyorsun. Ve her defasında nerede birşey yaptıklarını ve bunun nasıl gittiğini görebiliyorsun. Çamur dünyası varmış. Sona ermiş. Çamur dünyası sona erdiğinde başka bir dünya olmuş. Bir miktar çamur kalmış ama yeni dünyada boru şeklinde canlılar varmış. Sonra o dünya sona ermiş ve bitki canlılarının dünyası başlamış.
(Joe) Tamam, öyleyse birinden diğerine gelişim yok.
(Pierre) Bir benzetmem var ve doğru olup olmadığını öğrenmek istiyorum. Gezegen tarihinde kitlesel yok oluş döngülerinin ve yaşam patlamalarının olduğunu görüyorsunuz. Tekrarlanıyor. Bu kozmik döngüler ile insan düzeyindeki mühendislik arasındaki benzerliklerden biri, eski planı atıp yenisini başlatmak.
(Joe) Yani her aşama ayrı.
(Pierre) Doğru bir benzetme mi bu?
C: Evet ama bu tüm tasarımların işe yaramaz olduğu anlamına gelmez.
S: (L) Şey gibi...
(Pierre) Bazı parçalar pek çok farklı hayvandan geçiyor ve bu hayvanlar giderek evriliyor ama parça aşağı yukarı aynı kalıyor.
C: İşte bir benzetme: Atla çekilen bir arabayı, bir otomobilin şasisi olarak kullanabilirsiniz.
(Pierre) Aa, tamam...
C: Mükemmel değil, ama bir adım.
(Pierre) Evet
----------------------------------------------------------------

Bu celsede çok şey var demiştim ,

Alıntı dikkatle okunursa Darwin in evriminin veya evrim izahının yaratımda her şeyi izah edemeyen bilgi baş kaldırısına maruz kaldığını görüyoruz "Behe"isimli bilim adamının da işaret ettiği "akıllı tasarım",

Gerçeğin böyle olmadığı ve kabul edilemiyeceği kısaca Darwini destekleyen diğerleri tarafından da bu kişi epeyi hırpalanmış ,zira akıllı tasarımı yapanların belirsizliğini mistik anlayışla izah edilmesine karşı çıkmışlar zira onlar da monoteizm inancına karşı çıkan bir bilincin temsilcileri idi yaradılışın evrim izahı ile olduğunu savunuşunda idiler,

Prehistorical yaratım üzerine yazılanların ,hatta mitoloji yoluyla tanrılar ve tanrıçalar tarafından yaratılan yaratıklar ve davranışlara karşı bunları "ütyopik hayal ürünleri" olarak kabul edip o bir çok din kitabına da kaynak teşkil etmiş bilgileri böylece göz ardı edip garnitür bilgi olarak kabul edenler,bu arada din mensuplarının da kitaplarında yazılanların bu benzerlikleri göremeyip kendi takıntılı inanç kültürlerinde kabul ettikleri ve izah edemediklerini doğmaya bağladıkları gibi,

Yaratımı bu kısır inançlarla evrim teorileri ile izah etmelerle uğraşmakla bir bakıma haklı idiler zira monoteist anlayışın dışındaki ve bizim bilgi bankalarına girip uzun uğraşılarla elde ettiğimiz DNA strüktüründeki 4KH nın yaptığı yazılım tahribatından ve 4. yoğunluk ve diğer yoğunluklarla izah edilen yaratılış mozaiğinden haberdar değillerdi ,özetle ,

DNA daki tahribata uğramamış veya uğramaktan sıyrılmış üst yoğunluğa geçebilmeyi başarmış varlık artık "evrenler yaratacak" kapasiteye de gelmiştir yeni yeni şeyler yaratmaya muktedirdir ,işte o mitos tanrıların yaptıklarını ,hatta ahlak dışı ve indirgenme diye tarif ettiğimiz maddeye kapılma ,Lucifer düşüşü, Atlantis uygarlığındaki "belial oğullarının"şeyler diye taımladığımız insan başlı at gövdeli v.s.leri yaratma işlerini de artık anlayabiliyoruz

Konuyu bize başka gerçeklerle izah edebilme yeteneğini sağlatanları şimdi yine taktir etmek lazım, ayrıca şunu da hatırlama iyi gelir "ruhun duasında"

"zihnimi arındır ki idrak edeyim ve sevgiyi devreye koyayım ey evrensel ve yüce akıl"



Edited by - Tgur on 02/04/2019 08:55:20
Go to Top of Page

bozadi


9293 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/04/2019 :  18:32:03  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Bu son celsede evrim konusuyla ilgili geçen tartışmalar benim de çok ilgimi çekti Tgur. Darwin'in teorisini çürüttüğünü söyleyen "Behe" adlı yazarın görüşlerini biraz daha ayrıntılı incelemeye çalışacağım.

Türkçe vikipedi maddesi: https://www.wikiwand.com/tr/Michael_Behe

Kitabı Türkçeye de çevrilmiş: https://www.dr.com.tr/Kitap/Darwinin-Kara-Kutusu-Evrim-Teorisine-Karsi/Michael-J-Behe/Bilim/Bilim-Tarihi-ve-Felsefesi/urunno=0000000055340

Şurada Türkçe bir özeti var: http://www.ozetkitap.com/kitaplar/darwin_kara_kutu.pdf

Dinciler/dindarlar Ateizme karşı Tanrı'nın varlığını kanıtlayan görüşler paylaştığı iddiasıyla bu yazara sempati duyuyorlar anladığım kadarıyla. Bizlerin de faydalanabileceği içerikler olması muhtemel, celsenin işaret ettiği kadarıyla ama çok ayrıntılı bir incelemeye değeceğinden şüphe ediyorum.

Go to Top of Page

Tgur


1105 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/04/2019 :  08:50:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Çok iyi yaparsın Bozadi ,ben şöyle bir inceledim Behe bizimkilerin yani dincilerin atladığı konuyu tek yaratıcıya bağlama işine pek dalmamış ,o daha çok DNA kabiliyetine bağlı faaliyetlerin etkisindeki akıllı tasarım üzerine yönelmiş evrimi çürütecek doneler yakalamış,

Evrim yok diyebilmek ve canlıların böyle gelişmiş ve bir çok problemin üstesinden gelebilecek yapıya kavuşmasında metamorfoz yani ortam ve şartlara bağlı gelişimin evvelden çok temel önemi var kabul edilirdi,ancak DNA nın açık büfede ortada oluşu ve bunların üzerinde çalışma yapabilecek bir "akıllı tasarımcının" olmasını, tek bir unsurdan çıkaran bilinç onu yani yaratıcının olan her birimde kendini gösterdiği anlayışı çözebilirdi ,

Burada geldiğimiz şu gelişmiş bilgiler sayesinde yani 7. yoğunluğun olan her şeyde tezahür etmiş olduğunu bilen bir bilinçle sadece kendini bulmuş KH etkisinden sıyrılmış DNA sının bütün kabiliyetleriyle mücehhez bir insan ile birlikte bir bakteri veya bir virüs bile bu akıllı tasarımda yol alabilmekte ,

Tesadüf bu ya (yahut tesadüf diye bir şey yoktur ) az evvel seyrettiğim bir belgeselde bakterilerin kendi aralarında anlaştığı mesajlaştığı ve birleşerek bir metal üzerinde yoğunlaşarak elektrik ürettikleri ve o metali bir şekilde gıda olarak yediklerini yok ettiklerinden bahis geçildi ,

Sonuçta akıllı tasarım her zerrede mevcut yeter ki onu harekete geçirecek serbest ve kısıtlamalardan azade bir yapıda olmak..

Bedenim zihnim ellerim
Bu dünyada onu gösteririm
Gözlerimle etrafa baktığımda
Yine hep onu seyrederim


Edited by - Tgur on 02/04/2019 12:22:30
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


648 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/04/2019 :  11:36:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kitabı çok merak ettim. Müsait bir arada almak istiyorum. Çok değerli bir bilgi ve bakış açısı sundu Laura ve Kas.lar bize.

Edited by - gerçek tosun paşa on 02/04/2019 11:36:38
Go to Top of Page

Gaia


98 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/04/2019 :  12:43:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Akıllı tasarım konusu Ruhların Yolculuğu kitabında da geçiyordu. Varlıklar yaratmayı öğrenirken en temelden başlayıp en karmaşığa doğru ilerlemeyi tekamülle ve bu konudaki bilgi birikimlerinin kapasitesiyle, yetenekleriyle açıklıyorlardı. Oldukça hayran kalarak okumuştum kitabın o kısımlarını. Hatta boş, canlının olmadığı bir gezegende uçtuklarını, eğlence anlayışı olarak gene bu yaratımı kullanmaları falan bana baya cennetsi gelmişti. İlham verici bulmuştum. Hatta bir yeni uzuv yaratırken falan bunun evrimle olan benzerliğine de vurgu yapılıyordu ve ilgisinin olmadığıda tasarımsal akılla açıklanıyordu. Bu konu üzerinde de epey kafa patlatmıştım. Baş yaratıcının bilgi kütlesinin devasalığı ve belkide onun için meditasyon yapmak kadar basit olan evren yaratma işini falan hayal etmeye çalışmıştım kendi 3Y zihnimle. Aklıma nedense bir fantastik edebiyatçının oluşturduğu evrenler gelmişti. Zihnimin kapasitesinin üzerindeki bilgiyi nasıl 3 yoğunluğa entegre edip kişileştirdiğini de deneyimleyince bunu hayal etmeyi bırakmıştım. :D

Çeviri içinde teşekkürler. :)
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


648 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/04/2019 :  15:53:12  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Gaia güzel uğraş ve eğlence bulmuşsun :)
Go to Top of Page

bozadi


9293 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/04/2019 :  21:07:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bigsenfoni

Dolu bir celse olmus,emeklerin icin tesekkürler sevgili bozadi


Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Gaia

Çeviri içinde teşekkürler. :)


Ben teşekkür ederim arkadaşlar :)
Go to Top of Page
   Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,84 saniyede oluşturuldu.