Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Diğer
 "Oğlum dağa kaçırıldı" diyen anneden HDP önünde eylem (22.08.2019)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 25/08/2019 :  11:08:10  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
22 Ağustos 2019

Oğlunun dağa kaçırıldığını iddia eden anne
HDP önünde oturma eylemi başlattı

Diyarbakır'da iki gündür haber alamadığı 21 yaşındaki oğlunun HDP'lilerce dağa kaçırıldığını iddia eden 70 yaşındaki Hacire Akar, camını kırdığı HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önünde oturma eylemi başlattı.


Diyarbakır'da iki gün önce merkez Sur ilçesi Soğanlı Mahallesi'ndeki evinden çıktıktan sonra kendisinden haber alınamayan Mehmet Akar'ın annesi Hacire Akar, polis merkezine giderek kayıp müracaatında bulundu.

Oğlunun HDP'liler aracılığıyla dağa kaçırıldığını düşünen anne Akar, daha sonra HDP Diyarbakır İl Başkanlığına giderek partililerle tartıştı.



Anne Akar, camını kırdığı parti binasının önünde oturma eylemine başladı.

Acılı annenin HDP'li görevlilerce tartıştığı ve parti binasının camını kırdığı anlar güvenlik kameralarınca görüntülendi.

HDP'liler hakkında suç duyurusunda bulunduğu öğrenilen anne Akar'ın diğer oğlu Fırat Akar'ın da 1994 yılında terör örgütü PKK'lılarca kaçırıldığı, 2017 yılında dağda öldürüldüğü öğrenildi.

Anne Akar'ın HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki eylemi sürüyor.



"Oğlum HDP binasına girdi bir daha çıkmadı"

Yakınları ile HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önündeki oturma eylemini sürdüren anne Akar, yaptığı açıklamada, oğlu kendisine teslim edilinceye kadar eylemini sürdüreceğini söyledi.

20 gün sonra oğlunun düğününü yapacağını belirten anne Akar, "Ciğerim için buradayım. HDP oğlumu kaçırdı. Oğlum HDP binasına girdi bir daha çıkmadı. Ben oğlumu istiyorum. Yerde yoksa gökten de olsa getirecekler oğlumu. Bu binadan çıkmıyorum oğlum getirilene kadar."

Kurban Bayramı'ndan 3 gün sonra oğlunu nişanladığını vurgulayan anne Akar, düğün hazırlıklarını tamamladıklarını, düğün için gün saydıklarını dile getirdi.

"Hani nerede bu HDP'nin adaleti"

İnsan hakları savunucularına çağrıda bulunan anne Akar, şöyle devam etti:

"Oğlum nişanlı, bayramdan 3 gün sonra nişan yaptık. 20 gün sonra düğünü olacak. Altınlarını aldım, evini döşedim, düğün salonunu kiraladım gelip buraya girmiş. Suyun içine hap koyup vermişler onu bilinçsizleştirip götürmüşler. Eli kınalı damadımı götürdüler. Hani nerede bu HDP'nin adaleti, nerede insan hakları? 20 günlük damat kaçırılır mı? İki çocuğumu daha önce bunlar kaçırıp götürdüler bu üçüncüsü. Her yıl birini götürüyorlar. 16-17 yaşına geldiler mi kaçırıyorlar."

"Oğlum gelene kadar evim burası"

Daha önce de bir yıl arayla iki oğlunun kaçırılarak dağa götürüldüğünü dile getiren Akar, elindeki tek oğlunun kaçırılmasına yüreğinin dayanmadığını söyledi.

Oğlunun telefonla aranarak partiye çağrıldıktan sonra kendisinden haber alamadıklarını vurgulayan anne Akar, "Ferhat ve Salih'imi kaçırdılar elimde bu damat olan oğlum kalmıştı. Hani nerede insan hakları. Getirin o insan haklarını. Kimse gelip bizimle konuşmuyor, kapıyı kapatmaya çalışıyorlar, izin vermiyorum. Benim oğlum gelene kadar buradayım. Oğlum gelene kadar evim burası. Her gün oğlumu telefonla arayıp çağırıyorlardı. En son telefonu aldık ondan arayan kişi 'İl başkanlığındayım gel.' dedi. Daha sonra oğlum çıkıp buraya geldi ve artık haber alamıyoruz. Oğlum gelene kadar buradayım ya getirecekler oğlumu ya da ben buradan gitmiyorum. Burada gelip bana hakaret ediyorlar, 'Oğlun hırsızların arasındadır.' diye hakaret ediyorlar oysa oğlumu buraya çağırıp kaçırdılar." şeklinde konuştu.

"Zenginler arkada duruyorlar fakirleri götürüyorlar"

Yengesine destek vermek amacıyla HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önüne gelen hala Süreyya Aslan da yeğeni getirilene kadar yengesine destek vereceğini söyledi.

Yeğeninin düğünü için gün saydıklarını vurgulayan hala Aslan, şunları kaydetti:

"Yengeme destek olmak için buradayım. Yeğenim ortadan kayboldu, buraya götürmüşler. Duyar duymaz da buraya geldim. Burada bekleyeceğiz. Bir yeğenimi kaybettim, diğerini kaybetmek istemiyorum. Kim canlı oğlunu kaybetmek ister ki biz isteyelim. Yeğenim nişanlıdır, düğününe az kaldı. Bizler düğün gününü beklerken, o heyecanla beklerken bir anda ortadan kayboldu. Biz oğlumuzu istiyoruz, gelene kadar burada bekleyeceğiz. Oğlumuzu HDP'den istiyoruz. Madem ki amacı buysa insan gibi gönüllü olanları götürsünler niye zorla götürüyorlar, fakirleri götürüyorlar. Zenginler fakirleri kullanıyorlar, zenginler arkada duruyorlar fakirleri götürüyorlar."

Kaynak: TRT Haber

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 25/08/2019 :  13:13:05  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Birkaç gün önce haber kanallarına yansıyan bu haberden sonra "Mezopotamya Ajansı"nın yayınladığı bir habere göre, PKK tarafından kaçırıldığı söylenen çocuk aslında ailesi tarafından zorla evlendirilme teşebbüsü nedeniyle kaçtığını söylemiş ve OdaTV dahil olmak üzere bazı haber kaynakları bu açıklamayı esas alan haberler yayınladı. Yalnız bu iddia üzerine görüşüne başvurulan anne, bunun aslında başlattığı eylem üzerine HDP'nin/PKK'nın gerçeği gizlemek için başvurduğu yeni bir strateji olduğunu söylemiş ve zorla evlendirme diye birşey olmadığına dair bazı açıklamalar, kanıtlar sunmuş.

Dün HDP yetkilileri ile eylemci anne ve kadınlar arasında bir sürtüşme meydana gelmiş ve polis müdahale etmiş. Ve emniyet yetkililerinin çocuğu bulmasıyla eylem sona ermiş. Çok kesin olmamakla birlikte, konuyla ilgili rastladığım haberlerden, gösterilen tepkilerden ve yapılan açıklamalardan anladığım kadarıyla anne haklıymış, yani çocuğu PKK tarafından kaçırılmış, daha önce de benzer şeyler yaşayan anne artık dayanamayıp bu eylemi gerçekleştirmiş ve eylemin giderek büyümesi ve ses getirmesi nedeniyle PKK çocuğu geri teslim etmek zorunda kalmış.

PKK'nın militan olarak yetiştirmek üzere dağa çocuk kaçırmasıyla ve ailelerin bu konudaki şikayeleriyle ilgili haberler hiç az değil. PKK'nın bu konuda oldukça karanlık bir sicili var gibi görünüyor.

Son zamanlarda Aydınlık gazetesi grubu ile OdaTV arasında tırmanan bir gerilim var ve bu son olayda da bu gerilim iyice açık edildi. Aydınlıkçılar OdaTV'nin Mezopotamya Ajansı tarafından servis edilen haberi gerçek kabul ederek yayınlamış olmasını, OdaTV'nin PKK'ya açık, bilinçli bir desteğiymiş gibi sundu. OdaTV bu konuda gerçekten hata yapmış gibi görünüyor son gelişmeler itibariyle ama Aydınlık grubunun OdaTV'yi bilinçli olarak PKK'ya destek vermeyle suçlamasını da yanlış ve çirkin bir suçlama olarak görüyorum.

Geçenlerde Nihat Genç, OdaTV'nin özellikle Canan Kaftancıoğlu'na, Kemal Kılıçdaroğlu'na, Ekrem İmamoğlu'na olan desteği gibi bazı nedenleri gerekçe gösterip suçlayıcı beyanlarda bulunarak OdaTV'den ayrıldı. Nihat Genç özellikle Kaftancıoğlu'nun ve daha dolaylı olarak adı geçen diğerlerinin ve tabi bu şahısları açıkça destekleyenlerin yeterince Atatürkçü (daha doğrusu "Atatürk askeri") olmadığını ve hatta "PKK sevici" olduklarını iddia ederek gizli ABD piyonları oldukları şeklinde ciddi suçlamalarda bulunuyor.

Ben bu hususta, adı suçlamalarda özellikle vurgulu bir şekilde geçen Kaftancıoğlu'nun ve aynı bağlamda Kılıçdaroğlu'nun ve İmamoğlu'nun "kripto-ABD piyonu" olduğunu, ülkeyi, halkı, kamuoyunu kötü bir yöne saptırmaya çalıştığını düşünmüyorum kesinlikle, aksine kendilerini destekliyorum. Ama "ulusalcı" çevrelerin bu şahıslara yönelik eleştirilerinde veya suçlamalarında hiçbir meşru/haklı taraf olmadığını, %100 haksız veya "gerekçesiz" olduklarını da düşünmüyorum. Tüm HDP'ye ve tabanına PKK'lı muamelesi yapılmasını yanlış buluyorum ama HDP'nin ve tabanının PKK meselesinde çok masum (veya "sağlıklı") olmadıklarını da düşünüyorum. Bu konuda çok bariz bir hastalık var HDP bünyesinde bence. Tüm doğrudan ve dolaylı destek tabanıyla birlikte HDP'yi bir vücut (kişi) olarak düşünecek olursak, PKK'nın bu vücutta hayati tehditler ve tahribatlar yapan bir tümör olduğunu, ABD-İsrail'le olan karanlık bağları yoluyla "o hale geldiğini" düşünüyorum. Global karanlık güçlerin özellikle geçmişte devletimiz ve ordumuz içindeki güçlü varlığının ve karanlık faaliyetlerinin (JİTEM vs) etkisiyle Güneydoğu'daki Kürt halkına yapılan işkenceler nedeniyle bu halkın ciddi bir kısmının devletten nefret etmesi için kendilerince haklı sebepleri vardı bence ve çok yoğun bir şekilde maruz kaldıkları baskılara, işkencelere, katliamlara karşı kendilerini savunmak için siyasi ve askeri örgütlenme ve nefsi müdafa yoluna gitmiş olmalarında şu veya bu ölçüde bir meşruluk görüyorum şahsen. Devletimiz ve ordumuz, bünyesindeki şeytani global güç odaklarının da bastırmasıyla, uzun sayılabilecek bir süre boyunca o bölge halkına karşı resmen "şeytani" faaliyetlerde bulunmuş, onların devlet/ordu/ülke düşmanı olmaları için elinden geleni yapmış, bunda tam olarak değilse de azımsanamayacak bir başarı da elde etmiştir. Siyasi kanat / silahlı kanat terminolojisini bir kenara koyacak olursak, Kürdistan İşçi Partisi'nin (!) bir terör örgütü haline gelişi bu şekilde gerçekleşmiştir bana göre. Bir aşamaya kadar "meşru müdafa" gerekçesi oluşmuş olabilir ama global karanlıklarla kurulan bağlar nedeniyle, meşru müdafadan caniliğe, psikopatiye doğru "hızlı" bir evriliş gerçekleşti anladığım kadarıyla. Egemen karanlık güçler, halk tabanında belirli meşru bir karşılığı olan hareketlere sızıp onları sinsice kendi kuklası haline getirme konusunda oldukça bilinen ve iyi kullanılan bir stratejiye sahip.

Uludere Katliamı, Güneydoğu'da çeşitli yerleşim birimlerinde PKK'ya karşı operasyon adı altında PKK'lılardan ziyade çok sayıda sivilin vahşice katledilme süreci, daha bireysel bazda sivillerin devlet güvenlik güçleri eliyle tamamen haksız bir şekilde öldürülmesi veya işkenceye uğraması olayları, halkımıza, ordumuza, devletimize karşı silahlı mücadele yürüten PKK'nın "varlık" gerekçelerini besleyen son icraatler olmuştur. Bu icraatlerin tümünün ardında da yine ABD-İsrail güçlerinin ve onların bir piyonu olarak Fethullah'ın varlığı görülebilir. Ordumuzda ABD-İsrail ve/veya Fethullah unsurlarının güçlü mevcudiyeti biliniyor. "Sivillerin PKK'lı sanılarak vurulması" gerekçesini/açıklamasını taşıyan Uludere katliamının emrinin bu karanlık güçlerce verildiğini anlamak zor olmamalı. Geçen yıllarda Güneydoğu'da çok sayıda il ve ilçede çok sayıda Kürt sivilinin vahşice katledilmesi sürecinin yürütülmesinde, Fethullah bağlantılı Davutoğlu'nun bir piyon olarak bu sürecin başında olduğu çok açıktı, tıpkı Türkiye'nin Suriye'de cihat bataklığına çekilme sürecinde olduğu gibi. Sadece ABD-İsrail ve Fethullahçılar suçlu, diğer herkes çok masum demiyorum ama başlıca failler arasında oldukları çok açık. İşte PKK'nın aslında çoktan kaybettiği "meşruluğu", Kürt halkının tamamı değilse de azımsanamayacak bir kısmının zihninde ve algısında bu yollarla "beslenip sürdürülüyor" zoraki bir şekilde de olsa. Devletin güvenlik güçleri eliyle sivil Kürt vatandaşlarına işkence ve katliamlar uygulandığı sürece, çok eskiden beri açılagelmiş olan yaralar tekrar tekrar kanatıldıkça, Kürtlerin azımsanamayacak bir kısmının PKK'nın varlığından ve silahlı eylemlerinden hoşnutluk duyması, doğrudan veya dolaylı olarak desteklemesi çok şaşırtıcı olmamalıdır.

Ben Erdoğan AKP'sinin devletteki ve ordudaki "derin global güçleri" temizleme ve/veya azaltma sürecini bu anlamda bu ülkenin başına gelmiş en iyi şeylerden biri olarak görüyorum. Hem AKP'deki Fethullah etkisi ve hem de Fethullah'tan bağımsız olarak AKP yöneticilerinin kendi egosal sorunları nedeniyle AKP'nin pek çok yanlış ve kötü icraatleri olduğundan da şüphe duymuyorum ama devletimiz ve ordumuz üzerindeki ABD-İsrail (CIA-MOSSAD) etkisinin azaltılmakta olduğunu, ABD'nin ve İsrail'in Erdoğan'a karşı duydukları nefretten de anlamak, doğrulamak mümkün bence. Erdoğan Fethullah'la mücadeleye girene kadar kendisi de aynı karanlık güçlerin beklentilerine gayet uygun hareket ediyordu ama çok şükür bu gidişatta ciddi kırılmalar oldu ve olmaya da devam ediyor diye düşünüyor, ümit ediyorum.

Üstelik, daha önce tekrar tekrar ifadeye etmeye çalıştığım gibi, CHP'nin ve MHP dahil olmak üzere diğer çeşitli partilerin de ABD-İsrail'in (İlüminati'nin) böl-yönet şeklinde halk içinde nifak yaratma politikalarına uygun hareket tarzlarına değinmiştim. Ben, kendimce eleştirebileceğim pek çok yönü olduğunu düşünmekle birlikte Bahçeli'nin Erdoğan'ı Fethullah'la ve ABD-İsrail boyunduruğuyla mücadele konusunda destekliyor olmasını çok sevindirici buluyorum. Kılıçdaroğlu'nun da, her ne kadar AKP'ye/Erdoğan'a karşı çok güçlü ve ısrarlı bir muhalefet sergiliyor olsa da, CHP tabanında ideolojik gerekçeli bazı zihniyet bozukluklarını azaltarak CHP'nin gerçek bir "halk" partisi olma yönünde gelişmeler göstermesine hizmet etmekte olduğunu düşünüyorum. Kılıçdaroğlu, "Atatürkçü" (kimilerinin deyişiyle "Atatürk askeri") olsun veya olmasın, tüm halk kesimleriyle hak-hukuk-adalet meseleleri bağlamında ortak dayanışma ve mücadele eğilimleri geliştirme çabasıyla CHP'de bence oldukça pozitif bir zihniyet değişikliği gerçekleşmesine hizmet etti ve ediyor. Karanlık global güçler bildiğiniz veya bilebileceğiniz gibi tüm çevrelere sızarak onları diğer toplum kesimlerine karşı düşmanlaştırmaya çalışırlar. Gizlice tüm halk kesimlerine siyasi yollarla ulaşıp, her birini diğerlerine karşı düşmanlaştırmaya, yaşanan tüm olumsuzlukların suçunu karşı tarafa veya taraflara yıktırmaya çalışırlar. Tüm olumsuz olayların, travmaların, nifakların meydana gelmesine de bizzat kendileri öncülük ederler halbuki. Bu zihniyet bozukluğu ve suçlama ve "kendi ideolojisinden olmayanı düşman görme" hastalığı, tüm kesimlerde olduğu gibi CHP bünyesinde ve tabanında da mevcut. Kılıçdaroğlu'nun CHP'ye yapmakta olduğu iyilik de temel olarak bu şeytani hipnozun bozulmaya çalışılmasıyla ilgili. Mükemmel bir çözüm sağlanmış olmasa da, oldukça sağlıklı bazı değişimler oluyor bence bu süreçte.

CHP'nin Kürt halkıyla, özellikle HDP tabanıyla ilişkilerinin zorlu, problemli yönleri var elbette. Ben Kılıçdaroğlu'nun, Kaftancıoğlu'nun ve İmamoğlu'nun HDP tabanına dayanışma amaçlı olumlu mesajlar vermesinde bir sorun görmüyorum; PKK'yı (ve dolaylı olarak İlüminati planlarını) açık veya gizli bir şekilde desteklediklerini düşünmüyorum ama mesele gerçekten karmaşık ve zorlu. Ve ne yazık ki tüm partilerde zihniyet bozuklukları olduğu gibi, HDP'de de özellikle PKK'yla ilgili bir zihniyet bozukluğu var gerçekten bence. HDP'ye PKK bağlantıları konusunda yoğun sorgulama ve baskı yapılmasını ben temel olarak yanlış görmüyorum ama bu da sivillere yönelik psikopatik baskı ve işkencelere dönüştürülmeden yapılmalı. Çok şükür, devletteki ve ordudaki ABD-İsrail/Fethullah gücü kırıldıkça, Kürt halkına yönelik işkence ve katliamlar da azalıyor (özellikle JİTEM yıllarıyla karşılaştırılırsa). Böylece PKK'nın Kürt halkından destek görme zemini giderek daraltılıyor. Ordumuzun PKK'ya karşı silahlı mücadelesinde de önemli gelişmeler, ilerlemeler sağlanıyor diye anlıyor, umuyorum. Üstte alıntıladığım haberde geçen olay da, Kürt halkının PKK'yı ve ona verilen desteği sorgulaması anlamında ümit verici bir gelişme bence.

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 25/08/2019 :  13:57:05  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Nihat Genç "Veryansın" diye bir kanalda devam ediyor sanırım konuşmalarını, söylemlerini paylaşmaya. Bu "Veryansın" deyimi Nihat Genç'in "tarzına" çok uygun bir karşılık gibi göründü bana. TDK sitesinde bu terim için yapılan tanımda şöyle bir ifade geçiyor: "Acımadan, hiçbir şey düşünmeden saldırmak, yok etmek, bol bol harcamak veya acımasızca söylemek". Tüm kesimlerde olduğu gibi, CHP dahil olmak üzere Atatürkçü kesimin ciddi bir bölümünde bu "veryansıncılık" bir hastalık düzeyinde mevcut gibi geliyor bana.

Genç'in Rusya konusundaki tavrını çok merak ediyorum, net bir açıklamaya rastlamadım. Aydınlıkçılar, Perinçekçiler hiç değilse ABD karşısında Rusya öncülüğünde büyüyen ittifakı açık ve güçlü bir şekilde destekliyor. OdaTV'yle çekişme konusunda Aydınlıkçılarla aynı tarafta gibi görünen Nihat Genç'in Rusya konusundaki tavrı nedir veya ne olacak merak ediyorum. "Atatürk askerciliği"ne dayalı "tek tabancacılık" (herkes düşman) zihniyeti ekseninde veryansıncılığa devam edecekse, Aydınlıkçılarla da anlaşamaz, onlara da "veryansın" eder iki gün sonra! Kesintisiz şikayet, nefret, saldırı... Nereye kadar? Teoride ABD-İsrail (İlüminati) zulmüne muhalefet ediyor ama onların böl-yönet nifaklarına uygun olarak sürekli herkesi suçluyor, sürekli nefret kusuyor gözlemleyebildiğim kadarıyla.

Umarım Nihat Genç konusunda yanılıyorumdur, umarım onunla ilgili ithamlarım konusunda beni haksız çıkarır.
Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 25/08/2019 :  16:42:43  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ne Canan Kaftancıoğlu'nun ne de başka herhangi birinin her düşüncesini, her açıklamasını, her eylemini savunmam, mutlaka katılmadığım, farklı düşündüğüm, eleştireceğim birşeyler vardır; kimse hatasız, kusursuz değildir ama Kaftancıoğlu'nun "genel itibariyle" oldukça pozitif eğilimli olduğunu düşünüyorum.



Go to Top of Page

fidelista


317 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/09/2019 :  05:20:56  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu haber asılsız olsada sayısız çocuğu zorla alıp götürmüştür bu PKK şerefsizleri CIA piçleri.
Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/09/2019 :  17:22:05  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Bu haber asılsız olsada sayısız çocuğu zorla alıp götürmüştür bu PKK şerefsizleri CIA piçleri.


Bildiğim kadarıyla haber asılsız değil fidelista. Yani bu olayda PKK çocuğu kaçırmış ama annenin eylemi nedeniyle çocuğu bırakmak zorunda kalmış. Asılsız olan, Mezopotamya Ajansı adlı PKK destekçisi ajansın yayınladığı haber; yani sanki çocuk PKK tarafından kaçırılmamış da, ailesi tarafından zorla evlendirilmekten kurtulmak için bir yakınının evine kaçmış şeklindeki haber. OdaTV ne yazık ki bu olayda söz konusu ajansın yanıltıcı haberini doğru sanarak alıntılamış.
Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/09/2019 :  18:15:58  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
03 Eylül 2019

"Başlarım sizin Kürdistan davanıza"

Diyarbakır'da bir hafta önce Hacire Akar'ın dağa kaçırıldığını öne sürdüğü oğlu Mehmet Akar için başlattığı oturma eyleminin ardından Çetinkaya ailesi de 17 yaşındaki oğulları Süleyman'ın HDP'liler tarafından Suriye'ye kaçırıldığı iddiasıyla, il başkanlığı önünde oturma eylemi başlattı.


Diyarbakır'da yaklaşık bir hafta önce anne Hacire Akar, oğlu Mehmet Akar'ın HDP'lilerce dağa kaçırıldığını iddia ederek, oğlu gelene kadar, HDP İl Başkanlığı önünden ayrılmayacağını söylemişti. Oturma eyleminin 5'inci gününde oğlu ortaya çıkan Akar, eylemini sonlandırmıştı. Mehmet Akar çıkarıldığı mahkemece ev hapsi cezası almıştı.

Bugün de HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önüne gelen Çetinkaya ailesi, oğulları Süleyman Çetinkaya'nın HDP'lilerce Suriye'ye kaçırıldığını öne sürerek, oturma eylemi başlattı. Eğil ilçesinde yaşayan baba Süleyman Çetinkaya, eşi ve 4 çocuğu ile yaptığı oturma eyleminde oğlunun Cuma gününden beri kayıp olduğunu belirterek, bulunmasını istedi.

"GENÇ BIRAKMADINIZ"

Oturma eylemi sürerken annelerden Fevziye Çetinkaya ise, HDP il binasına taş attı. Bir süre sonra binadan çıkan partililer, Çetinkaya Ailesi'yle tartışma yaşadı. Tartışma sırasında aileler ile HDP'liler arasında çıkan gerginlik, polis tarafından önlendi.

Öte yandan, TRT Haber'de yer alan görüntülere göre, gerginlik sırasında Çetinkaya Ailesi'nin fertlerinden Aysel Bozkurt, HDP'lilere, "Diyarbakır'da genç bırakmadınız ya cezaevinde ya toprağın altında. Başlarım sizin Kürdistan davanıza, oğlumuzu geri verin" ifadelerini kullandı.

İşte o anlar:




Kaynak: OdaTV
Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/09/2019 :  18:52:19  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
PKK'nın Kürt halkının iyiliğini, huzurunu, güvenini düşündüğü yok, egemen global şeytani güçlerin terör yoluyla Türkiye'yi zayıflatma ve parçalama amacına köpeklik ederek ne kadar fazla kemik alabilirim, onun hesabında. Psikopatiden almaya alıştıkları zevki bırakmak da zor geliyor muhtemelen. Aynı global şeytanlar bir yandan da devletimiz ve ordumuz içindeki karanlık güç odakları yoluyla Kürt sivillerine adeta düzenli işkence ve katliamlar uygulatmak suretiyle Kürt halkının ciddi bir kısmının PKK'nın meşruluğuna inanmasını veya en hafif deyişle sempati duymasını sağlıyor. Bu kısırdöngünün kırılması gerekiyor ve çok şükür ki bu yönde olumlu işaretlerde artış olduğunu düşünüyorum.

PKK kadar teröre bulaşmadığını düşündüğüm halde, PKK'yla olan güçlü bağları nedeniyle Amerikan kuklası bir rotaya sapan YPG'nin içine düştüğü kısırdöngü de Kürt halkının kendini temsile soyunmuş PKK ve YPG'yi ciddi bir şekilde hesaba çekmesine hizmet ediyor ve eder umarım.

ABD-İsrail / İlüminati güçlerinin ülkemizdeki en güçlü truva atı gibi görünen Fethullahçıların etkisi azaltıldıkça bu konuda olumlu gelişmelerin artacağına inanıyorum. Rusya'yla ve müttefikleriyle olan ilişkilerimizdeki gelişmeler de bu süreci hızlandırıyor, hatta sürecin güvencesi oluyor bence.

Bu süreçte AKP, CHP ve HDP başta olmak üzere belli başlı partilerin "bazı kesimlerinden" Rusya'yı doğrudan veya dolaylı olarak kötüleyerek ABD-İsrail-NATO gibi şeytani güçlere yönelik destek verenler oluyor. Global şeytana köpeklik edenler kendilerini iyice açık edeceklerdir önümüzdeki günlerde.
Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/09/2019 :  11:31:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
03 Eylül 2019

"30 bin lirası olmayan Diyarbakır anneleri" HDP önünde

Diyarbakır'da terör örgütünün tuzağına düşen bir oğlunu kaybeden anne Hacire Akar, dağa kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Mehmet Akar için 22 Ağustos'ta HDP İl Başkanlığı önünde oturma eylemi yapmış ve kısa süre sonra oğluna kavuşmuştu. Anne Hacire Akar'dan sonra bir aile daha oğlunun HDP'lilerce dağa kaçırıldığını iddia ederek HDP İl Binasında oturma eylemine başladı. Fevziye ve Şahap Çetinkaya çifti, 11 çocuğundan 4'ünü de yanlarına alıp Bağlar ilçesindeki HDP İl başkanlığı binası önünde "çocuğumu verin" diyerek eyleme başladı. CNN TÜRK canlı yayınında Diyarbakır'da annelerin sürdürdüğü eylemi değerlendiren Hasan Kalyoncu Üniversitesinden Dr. Murat Aslan, "PKK'nın 30 bin lira veremeyen ailelerin çocuklarına el koyduğunu" söyledi.


Aslan şöyle devam etti: PKK, eleman temin etmek için özendirici yöntemlere ya da zorlayıcı yöntemlere başvuruyor.

Özendirici yöntem daha çok örgütün propagandası üzerinden yürüyor. Maalesef Türkiye’de yasal statüde olan örgütlenmeler PKK’nın eleman temin etmesi konusunda taşeron olarak hareket ediyor. Nitekim geçtiğimiz hafta içerisinde Hacire hanımın HDP İl Binası önüne gitmesi ve çocuğunun da salıverilmesi, aslında yasal bir siyasi partinin böyle bir güce muktedir olduğu veya böyle bir işe aracılık ettiğini aleni olarak gösteriyor.

PKK şu ana kadar o bölgede yaşayan varlıklı vatandaşlarımızdan belirli bir ücret talep ediyordu. Bu ücreti verenlerin çocuklarına dokunmuyorlardı. Ancak en son benim duyduğum rakam 30 bin lira ücreti veremeyen ailelerin 1-2 çocuklarına el koyuyorlar. Dağa götürüyorlar, ideolojik eylemden geçiriyorlar. Beynini yıkadıktan sonra sahaya sürüyorlar.

Kaynak: CNN TÜRK

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/09/2019 :  17:35:22  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
07 Eylül 2019

HDP önündeki eylemde yeni gelişme

Ailelerin, HDP önündeki oturma eylemi 5'inci gününde devam ediyor.


Diyarbakır'da çocuklarının terör örgütü PKK tarafından dağa kaçırıldığını iddia edip, HDP il binası önünde oturma eylemi başlatan ailelerin sayısı 13'e çıktı. Ailelerin, HDP önündeki oturma eylemi 5'inci gününde devam ediyor.

Diyarbakır'da Hacire Akar, 21 Ağustos'ta kaybolan 21 yaşındaki oğlu Mehmet'in HDP'liler tarafından dağa kaçırıldığı iddiasıyla 22 Ağustos'ta partinin il binası önünde oturma eylemine başladı. Mehmet Akar 3 gün sonra polise teslim olup, 1 Eylül'de çıkarıldığı mahkemece ev hapsiyle cezalandırıldı. Oğluna kavuşan Hacire Akar, çocukları kayıp annelere de eylem yapmaları için çağrıda bulunarak evine döndü.

Bu çağrıyla harekete geçen ve çocuklarının HDP aracılığıyla terör örgütü PKK tarafından kaçırıldığını iddia eden aileler, 3 Eylül Salı günü HDP önüne gelip oturma eylemine başladı. İlk olarak Fevziye- Şahap Çetinkaya çifti, 30 Ağustos'tan beri haber alamadıkları 18 yaşındaki oğulları Süleyman için oturma eylemi başlattı. Aynı gün Remziye Akkoyun 4 yıldır kayıp olan oğlu Azad, Rauf- Ayşegül Biçer çifti ise 10 aydır kayıp olan 18 yaşındaki tek oğulları Mustafa için oturma eylemine başladı. 4 Eylül Çarşamba akşamı da Celil Begdaş, 5 Mayıs 2019'dan bu yana kayıp olan 16 yaşındaki oğlu Yusuf için oturma eylemine başladı.

2 POLİS VE 2 ASKER AİLESİ DE OTURMA EYLEMİNDE

DHA’nın haberine göre, çocuklarının HDP aracılığıyla kandırılıp dağa kaçırıldığını iddia eden ailelerin oturmaya eylemini televizyondan izleyen 7 aile de Malatya, Gaziantep, Mersin ve Mardin'den kalkıp Diyarbakır'a geldi. Gaziantep'ten gelen Şevket-Songül Altıntaş çifti, vatani görevini yapmak amacıyla usta birliğine giderken 2 Ekim 2015'te Tunceli'nin Pülümür ilçesinde kaçırılan 24 yaşındaki oğulları Müslüm için oturma eylemine başladı.

Mersin'in Anamur ilçesinde gelen Rahime Uymaz, 28 Temmuz 2015'de Diyarbakır'ın Lice ilçesinde eşi ve kızının yanında aracından indirilerek kaçırılan 34 yaşındaki yeğeni polis memuru Sedat Yabalak için oturma eylemine katıldı.

Mardin'in Derik ilçesinden gelen Emine-Şeyhmus Kaya çifti, İstanbul'da görevli iken Muş'ta kardeşinin düğününe katılıp konvoyla Derik'e dönerken Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yol kesen teröristler tarafından kaçırılan 28 yaşındaki oğulları polis memuru Vedat Kaya için oturma eylemi yapıyor. Malatya'dan gelen Sadiye Özbey, Rize'den Malatya'ya kendisini ziyarete gelirken 17 Eylül 2015'de Tunceli'nin Pülümür ilçesinde yol kesen PKK'lı teröristlerce aracı yakılıp kaçırılan oğlu Astsubay Semih Özbey için HDP il binası önünde oturuyor.

Meryem Savur, 4 yıldır kayıp olan 22 yaşındaki oğlu Fırat'ın, Sebiha Balta ise 5 yıldır haber alamadığı 25 yaşındaki oğlu Arafat'ın bulunması için HDP önünde bekleyen ailelere katıldı. Dün sabah saatlerinde Diyarbakır'ın Dokuzçeltik köyünde yaşayan Aysel Koyun, 5 yıl önce oğlu Neşat'ın (22) terör örgütü tarafından kaçırıldığını iddia ederek oturma eylemine katılan 11'inci anne oldu.



AİLE SAYISI 13 OLDU

Bu sabah da HDP önünde gelen 2 aile daha oğullarının 4 yıl önce terör örgütü PKK tarafından dağa kaçırıldığını ileri sürerek oturma eylemine katıldı. Güzide Demir, 20 yaşındaki oğlu Aziz için, Ağrı'nın Eleşkirt ilçesinden gelen Bedirhan- Necla Çur çifti ise 19 yaşındaki oğulları Vahit için oturma eylemine başladı. HDP İl Başkanlığı önünde 3 Eylül Salı günü başlayan ve 13 ailenin yer aldığı oturma eylemleri, 5'inci gününde de devam ediyor.

“TELEVİZYONDAN GÖRDÜM GELDİM”

Oğlu Vahit Çur için Ağrı'dan gelen Necla Çur, "Gittim, yalvardım, ağladım, oğlumu vermediler. Onlar kaç sefer köye geldiler. Oğlumla görüşmek istediğimi söyledim. Görüştürmediler beni. Bir sene önce bir sefer görüştüm oğlumla. Ağladım. Dedim 'Oğlumu verin.' Daha çocuktur. Oğlumu vermediler. Televizyonda burayı gördüm. Ben de geldim, oğlumu istiyorum. Oğlumu almadan bir yere gitmem. Oğlum yaşıyor. Oğlumu istiyorum" dedi.

Bedirhan Çur ise, "Adalet böyle mi, Müslümanlık böyle mi? Türk olsun, Kürt olsun, ne olursa olsun dinimiz birdir. Allah'ımız birdir. Bizi tehdit ettiler. Doğubayazıt'a gittim. 'Çocuğunuzu istemeye gelmeyin' dediler. Tehdit ettiler. Ben sadece oğlumu istiyorum. Başka bir şey istemiyorum. Oğlum geri gel. Ben çocuğumu istiyorum. Çocuğumu almadan bir yere gitmem. Vahit durma gel oğlum. Kaç gel. Devletine teslim ol. Devletimiz bambaşkadır. Onlardan hayır gelmez. Çocuğumuz görmek istedik. Bizim kafamız silah dayadılar. 'Bir çocuk gitmiş çok mu?' dediler. Oğlumla görüştüğümde bana 'Ben geleceğim ama korkuyorum' dedi" diye konuştu.

Aziz Demir'in annesi Güzide Demir de, "Babaları yoktu. Küçüktü, kandırdılar. Aradık aradık bulamadık. Suriye sınır kapısında 2 gece yerde yattık. Her gün benim için bir ölümdür. Çocuğum biraz da saftı. Kandırıldı. 4 yıl önce gitti. Oğlumu istiyorum. Başka bir şey istemiyorum. Gitmedik yer bırakmadım. Ben hastayım. Kocam da yok. Bir kere konuştum. Suriye'deydi, 'Ben sakat olmuşum' dedi. Ağlıyordu. 'İki ayağım yanmış' diyordu. 'Şimdi tekerlekli sandalyedeyim' diyordu" diye konuştu.

23 STK'DAN DESTEK ZİYARETİ

Diyarbakır'da çocuklarının terör örgütü PKK tarafından dağa kaçırıldığını iddia edip, HDP il binası önünde oturma eylemi başlatan aileleri, Türkiye'nin çeşitli kentlerinden gelen 23 sivil toplum kuruluşunun üyeleri, ziyaret etti. Aralarında KADEM, TÜGVA ve Ensar Vakfı'nın da bulunduğu sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, anne babalarla sohbet edip, desteklerini bildirdi.

KADEM Yönetim Kurulu Üyesi Sevim Zehra Can Kaya, eylemle ilgili söylenecek her şeyin aileler tarafından söylendiğini belirterek, "Bizim sorulacak sorulara cevabımız, buradaki annelerin güçlü duruşu. Aslında mikrofonu buraya gelemeyen, burayla ilgili söz söylemeyenlere de uzatmak lazım. Onlar susuyorlar. Biz buradayız, onlara destek veriyoruz. Yürekli duruşlarına, dirençlerine sonuna kadar destek verdiğimizi ifade etmek istiyoruz. Her zaman da yanlarındayız. Grup grup geliyoruz. Onlara olan desteğimiz artarak sürecek inşallah. Destek vermek için buradayız. Sonuna kadar da yanlarındayız. Anneler direnişleriyle evlatlarına kavuşacak. Bunun için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Bundan sonra da güçlü bir şekilde başka STK'larla birlikte burada olmaya devam edeceğiz. Onlara desteklerimizi sürdüreceğiz" dedi.


Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/09/2019 :  15:39:20  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
12 Eylül 2019

Demirtaş'tan HDP önünde eylem yapan annelere destek

HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin Diyarbakır İl Binası önünde eylem yapan ailelere mesaj gönderdi. Demirtaş, "PKK’nin bu ailelerin çağrısına derhal cevap vermesini öncelikli olarak talep edelim" dedi.


HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinin Diyarbakır İl Binası önünde eylem yapan ailelere mesaj gönderdi. Demirtaş, “Annelerin bu beklentisinin, her türlü siyasi çıkar tartışmasının üstünde ayrı ve özel bir yerde tutulmasına özen gösterilmelidir” derken, "PKK’nin bu ailelerin çağrısına derhal cevap vermesini öncelikli olarak talep edelim"dedi.

HDP'ye yakınlığıyla bilinen Mezopotamya Ajansı aracılığıyla mesaj gönderen Demirtaş, eylemin meşru olduğunu savundu. Demirtaş, “Her şeyden önce, bir annenin ve babanın kendi evladına kavuşma isteği ön koşulsuz, amasız ve ancaksız olarak haklı ve meşrudur. Her türlü niyet sorgulamasından azade bir şekilde saygıyla karşılanacak, son derece doğal bir istektir. Bir annenin yavrusuna kavuşmayı istememesi anormal, sıra dışı ve doğaya aykırı olurdu. Dolayısıyla annelerin bu beklentisinin, her türlü siyasi çıkar tartışmasının üstünde ayrı ve özel bir yerde tutulmasına özen gösterilmelidir” dedi.



"HDP'NİN ÇÖZÜM ARAYIŞINDAN KAÇMASI SÖZ KONUSU OLAMAZ"

Ailelerin eylemiyle ilgili ortaya atılan, ailelerin yönlendirildiği, istismar edildiği, kullanıldığı gibi iddialara da değinen Demirtaş, “Elbette bunların hepsinin doğruluk payı vardır. Bunu anlamamak için saf olmak gerekir. Ancak yine de bunların hiçbiri, annelerin beklentisinin meşruluğuna ve haklılığına halel getirmez. Ailelerin sorumlu olarak HDP’yi göstermeleri de yanlış yerde oturma eylemi yapmaları da bu beklentiyi gölgelemez, haksız duruma düşürmez. Asıl sorumluluğun iktidarda olması, meselenin özünü ıskalamasını gerektirmez. Bazı annelerin HDP’ye yönelik haksız ithamlarda, eleştirilerde ve sitemlerde bulunmalarını da anlayışla ve serinkanlılıkla karşılamak zorundayız. Çocuklarının dağa gitmesinde veya kamu görevlilerinin alıkonulmasında HDP’nin en küçük bir sorumluluğu olmamasına rağmen bu tepkileri anlamaya çalışmalıyız. Çünkü bu insanlar, şu veya bu şekilde HDP’den yardım istiyorlar. Sorunun ortaya çıkmasında bir sorumluluğu yok diye HDP’nin çözüm arayışından kaçması söz konusu olamaz” dedi.

Demirtaş, sorunun çözümü için bazı önerilerde bulunarak şunları söyledi;

"1- PKK’nin bu ailelerin çağrısına derhal cevap vermesini öncelikli olarak talep edelim.

2- Çocukları dağda olan veya PKK’nin elinde olan kamu görevlilerinin ailelerinin evlatlarına sağ salim kavuşabilmelerinin en etkili, kalıcı ve ahlaki yolu barışı savunmak ve barışın sağlanması için bütün taraflara samimi çağrılar yaparak bunun siyasi, sosyo psikolojik ve toplumsal altyapısını bir an önce oluşturmaktır. Bu doğrultuda çabalarımızı yoğunlaştıralım.

3- Oturma eylemi yapan ailelerin çocuklarının veya aileleri oturma eyleminde olmayıp da PKK’nin elinde olan kamu görevlisi kişilerin sağ salim ailelerine kavuşması için hem TBMM içinden hem dışından katılımlarla acilen bir komisyon kurulabilir. Bu komisyonda HDP de yer alabilir. Sorunun çözümüne katkı sunmak isteyen herkesle ve her kesimle samimi bir ortaklaşmaya gidelim.

4- Geçmiş deneyimlerden de yola çıkarak, Öcalan’ın bu konulardaki etkisini ve samimiyetini değerlendirip devreye girmesini sağlayalım.

5- Bütün bunları bir siyasi partiyi büyütmek, ötekini küçültmek, berikini dışlamak için değil, 82 milyon Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının huzuru, özgürlüğü, demokratik yaşamı, barışı için yapalım. Parti ayrımı gözetmeksizin el ele verelim, birlikte harekete geçelim."


KRİZ MASASI KURDU

Öte yandan, HDP Diyarbakır İl Örgütü eylemlerle ilgili kriz masası kurdu. Amerika'nın Sesi'nden Mahmut Bozarslan'a konuşan İl Başkanı Zeyyat Ceylan, "Vekillerimizin, eş başkanlarımızın, yönetimden arkadaşlarımızın içinde olduğu 24 saat bu süreci yöneten bir kriz masamız ve komisyonumuz var. Cumartesi, barış ve HDP önünde oturan anneler için bize düşen ne varsa yapmaya hazırız. Eğer Diyarbakır’da bir komisyon kurulacaksa, bu çocuklarla ilgili araştırma inceleme ya da bir pratik içine girilecekse, HDP olarak destek vermeye hazır olduğumuzu söylüyoruz. Ankara ya da meclis merkezli bir heyet talebi söz konusu olursa, biz merkezi düzeyde o çalışmanın içerisinde yer alabileceğimizi söylüyoruz” dedi.

Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/09/2019 :  17:51:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Genel olarak Demirtaş'ın PKK konusundaki tutumlarını, eleştirilerini "yeterince" samimi ve vicdanlı bulmuyorum ama daha önce belirttiğim gibi Demirtaş'ın çözümsüzlük, kaos ve terör arzulayan biri olduğunu düşünmüyorum. "Sorunun" çözülmesi isteği konusunda samimi bence ve hatta bu nedenle PKK'nın ciddi baskılarına da maruz kaldı çünkü PKK çözüm istemiyor çünkü PKK'nın iplerini teslim ettiği güçler "çözüm" istemiyor. Demirtaş bir yandan PKK destekçisi bir görüntü verip devletin şiddetli baskılarına maruz kalırken, diğer yandan devlet yanlısı bir görüntü verip PKK'nın baskılarına maruz kalıyor.

Üstte alıntıladığım haberde de bu görüşlerime paralel bazı durumlar algılıyorum. Örneğin Demirtaş'ın Diyarbakır HDP binası önünde eylem yaparak PKK tarafından kaçırılan veya alıkonan evlatlarının geri verilmesini isteyen ailelere destek açıklaması yapması, PKK'nın o kişileri bırakmasını istemesi bence çok güzel bir davranış. Bence burada yeterince samimi olmayan şeyse HDP'nin o çocukların kaçırılmasında hiçbir rolü olmadığı yönündeki açıklamaları.

HDP bilmiyor mu PKK'nın onyıllardan beri militan olarak yetiştirmek üzere dağa çocuk kaçırdığını, ailelerinin rızasını almadan? HDP PKK'nın bu ve nice başka karanlıklarını bilmiyor mu? Boşverin bilmeyi, HDP'nin PKK'yla "son derece" organik bağları olduğu, düzenli iletişim ve etkileşim içinde oldukları apaçık ortada olan bir durum.

Dolayısıyla Demirtaş'ın HDP'yi sanki PKK'yla bu güçlü bağları, iletişimi, etkileşimi yokmuş gibi tasvir etmesi çok gerçekçi değil. Bu konuda gerçeği çarpıtıyor açıkça. Ama ben şimdiye kadar konuyla ilgili takip ettiğim gelişmelerin geneli itibariyle, Demirtaş'ın gerçekten de PKK'nın HDP üzerindeki kontrol gücünden rahatsız olduğu izlenimini edindim. Yani PKK'nın despotluğunun, faşistliğinin gayet farkında ve buna karşı ciddi bir direnç gösteriyor ve bu nedenle de PKK yöneticileri ondan pek hoşlanmıyor. HDP tabanında ise bu konuda ciddi bazı belirsizlikler, iç fikir ayrılıkları ve hatta çatışmaları var. Nasıl AKP içinde Erdoğan'dan nefret eden niceleri varsa, HDP içinde de Demirtaş'tan, onun HDP'yi PKK'dan bağımsızlaştırma isteğinden ve çabasından hoşlanmayanlar var.

Tüm HDP tabanı PKK konusunda tıpatıp aynı görüşlere sahip değil. Örneğin HDP'lilerin hiç azımsanamayacak bir kısmının, PKK'nın çok da insancıl güdülerle hareket etmediğini, çözüm arzulamadığını, global şeytani güçlerle işbirliği yaptığını biliyor ve bundan hoşlanmıyor çünkü bu durum çözümü, akan kanın durmasını, yaraların kapanmasını sürekli erteliyor. PKK'nın tam da böyle olmasından hoşnut olan olan HDP'liler de olduğundan şüphe duymuyorum. Ve tabi bu iki grup arasında gri bölgelerde kalan pek çok kişi de var. Global şeytani güçler yakın geçmişe kadar devletimiz/ordumuz üzerinde sahip olduğu büyük kontrol gücünü kullanarak Kürt halkına epeyce işkence ve katliamlar uygulanmasını, böylece o bölge halkının devletten, ordudan, ülkeden nefret etmesini, PKK'yı bağrına basmasını, hatta çocuklarını seve seve PKK'ya göndermelerini sağladı. PKK kısmen bir meşru müdafa unsuruydu. Ama Kürtlerin ciddi bir kısmı, meselenin tüm Türkiye Cumhuriyeti devletinin, ordusunun ve milletinin onlara yönelik bir tavrı olmadığını, bunun daha ziyade çok karanlık bazı çevrelerin işi olduğunu seziyordu ve üstelik zaman içinde PKK'nın da o karanlık çevrelerle işbirliği içinde olduğunu, ve hatta (derin) devletin ve PKK'nın adeta danışıklı bir dövüş halinde kan, acı, işkence, katliam, trajedi ürettiğini gözlemlediler.

Bu şeytani süreci ifşa edip perde arkasındaki asıl kan emicileri hedeflemek yerine yangına körükle gidip halk kesimleri arasında nifak yaratma konusunda ülkemizdeki belli başlı tüm siyasi çevrelerin ciddi suçları, günahları vardır. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Sağcı-Solcu, Laik-Dinci ve nice benzer nifak yangınlarını, nefreti, cinneti, işkenceyi, katliamı "körükleme" konusunda yani.

Şimdi dönülüp geri bakıldığında, özellikle Fethullah'ın ülkemiz üzerindeki karanlık ABD-İsrail kontrolünün taşeronluğunu yapma konusunda profesyonel bir iş çıkardığı anlaşılıyor. Diğer herkes çok masum demiyorum tabi ki ama bu şeytan taşeronluğu işini en çok Fethullah üstlenmiş gibi görünüyor. Bürokrasi, ordu, siyaset, hukuk, eğitim... Hayatın her alanında o karanlık kontrolün yükleniciliğini yapma konusunda adeta profesyonel bir iş çıkarmışlar gibi görünüyor. Elbette Fethullahçılığa bulaşan herkes bu sürecin farkında değildi herhalde ama artık durum herkes için yeterince netleşmiş olmalı.

Erdoğan'ın zaman içinbde Fethullah'la siyasi rekabete girmesi ve nihayetinde Fethullah'ın hayatımızın pek çok alanı üzerindeki kontrolünü ciddi oranda kırması çok büyük bir dönüm noktası oldu ülke için, hepimiz için. Tabi buna Fethullah'ın ordu üzerindeki kontrolü de dahil. ABD-İsrail'in ordumuz içinde Fethullah yoluyla sahip olduğu kontrolle son dönemde Kürtlere yaptığı en ciddi katliam Uludere (Roboski) katliamıydı muhtemelen. Ama Fethullah bağlantılı Davutoğlu üzerinden PKK'yla "sokak çatışmaları" görüntüsü altındaki sivil katliamlar, güvenlik güçlerinin "nedense" zamanında fark edip engelleyemediği Suruç katliamı, PKK tarafından yapılan katliamlar, Türkiye'nin ABD-İsrail destekli sözde İslamcı cihatçılarla karanlık ilişkisi, Reyhanlı katliamı, IŞİD katliamları... Hepsi aynı güçlerin ürünleri. Fethullah tek değil ama belli ki en büyük truva atıydı ve hala tamamen temizlenebilmiş değil ama yine de bu konuda çok ciddi ilerleme sağlandı.

Bundan sonra İlüminati güçlerinin devletimiz ve güvenlik güçlerimiz yoluyla Kürt halkına öyle kolay kolay katliamlar ve işkenceler yapamayacağını, böylece PKK'nın bunları bahane ederek Kürtler üzerinde kurduğu tahakkümün de kırılacağını umuyorum.

Elbette bu ülkede işkence ve katliamlara sadece Kürtler uğramıyor. Solcular ve Aleviler de bu tür nifak üretme amaçlı işkence ve katliamların başlıca hedefleri arasında oldular. Ve elbette sadece onlar değil, tüm halk kesimleri şu veya bu şekilde benzer acılar tattılar, aynı global faşist güçlerin ve onların yerel uzantılarının hedefi oldular. Bu durum sona ermiş de değil ama çözüm yönünde güzel şeyler olduğunu gözlemliyor ve umuyorum. Dinci faşist tahakküm konusunda son derece eleştirilebilir görünen Erdoğan'ın aslında bahsettiğim güzel gelişmelerde önemli bir rolü olduğuna inanıyorum. Elbette şiddetle eleştirilmeyi hak eden pek çok şey yaptı ve hala yapıyor ama yine de belirttiğim olumlu görüşüm değişmiyor. Hangi gerekçeyle olursa olsun bu ülke üzerindeki İlüminati kontrolünün ciddi oranlarda azaltılması konusunda paha biçilmez bir emek ve başarı koydu ortaya. Ve bu süreç devam da ediyor. Kripto-Fethullahçı Davutoğlu ve benzerleri, Erdoğan'ın devletimizi, ordumuzu, ülkemizi ABD ekseninden uzaklaştıran, Rusya ve müttefikleriyle dayanışmayı artıran faaliyetlerini gördükçe çıldırıyorlar ve AKP tabanı üzerindeki etkilerini kullanarak Erdoğan'ı anti-demokratik olmakla suçluyorlar. Halbuki asıl dertleri Erdoğan'ın ne kadar demokratik veya despot olduğu değil, İslamcılığı Amerikan ekseninden uzaklaştırıyor olması. Yani Türkiye'yi ABD'nin, İsrail'in, Suudi Arabistan'ın NATO'nun ve diğer İlüminati güçlerinin etkisinden uzaklaştırıyor olması. Onları çıldırtan bu. Erdoğan Fethullah'la gayet uyumlu hareket ederken çok mu demokrattı?! Fethullah'ın köpekleri o zamanlar çok umursamıyordu Erdoğan'ın demokratlığını, şimdi neden bu kadar önemli oldu!? Bütün dertleri, son onyıllarda Fethullah taşeronluğunda sürdürülmüş ama Erdoğan sayesinde ciddi bir darbe almış olan Amerikan köpekliğinin tekrar tesis edilmesi! Bunun için de Erdoğan'ın demokrasiden uzaklaştığı propagandasına başvurarak normalde nefret ettikleri diğer toplum kesimlerini yanlarına çekmeye, Erdoğan'a karşı örgütlemeye çalışıyorlar.

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/09/2019 :  17:54:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
12 Eylül 2019

PKK'dan çok konuşulacak çıkış:
"Davutoğlu Türkiye'nin demokratikleşmesine hizmet edebilir"

Nurettin Demirtaş, “Geri adım atmazsa Davutoğlu bu tutumuyla geçmişte ortağı olduğu suçlarını belki affettirebileceği gibi Türkiye’nin demokratikleşmesine de hizmet edebilir” değerlendirmesinde bulundu.


DTK eski Eş Genel Başkanı, PKK yöneticisi Nurettin Demirtaş, PKK’nın Avrupa’da yayın yapan Özgür Politika gazetesinde bir yazı kaleme aldı.

Nurettin Demirtaş, “HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki tahliye kararının da bu sürece denk getirilmesi tesadüfi değildir. Bu da halkın eylem kapasitesini sınırlamaya, refleksleri yatıştırmaya dönük bir özel savaş oyunudur. Öyle olmasa kararın alındığı gün tahliyeyi de gerçekleştirirlerdi. İnfaz rejimi kendilerinin elindedir ve yasalara göre bile derhal serbest bırakılması gerekirdi” dedi

“TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİNE DE HİZMET EDEBİLİR”

AKP MYK’sı tarafından eski Başbakan Ahmet Davutoğlu hakkında alınan “ihraç talebi ile disiplin kuruluna sevk edilmesi” kararını değerlendiren Nurettin Demirtaş, Davutoğlu'nun 7 Haziran ile 1 Kasım arasında yaşananları hatırlatmasına da değinerek “Geri adım atmazsa Davutoğlu bu tutumuyla geçmişte ortağı olduğu suçlarını belki affettirebileceği gibi Türkiye’nin demokratikleşmesine de hizmet edebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Demirtaş yazısında şu ifadelere yer verdi:

“Davutoğlu bunların nasıl bir özel savaş makinesi olduğunu iyi bildiğinden adımlarını oldukça hesaplı atmaktadır. Öküzün yere düşmesini beklemektedir. O zaman bıçak çeken çok olur! Fakat faşist diktatörlük rejimi karşısında muhalefet yapanların aşırı temkinli ve sınırlı adımlarla sonuç almaları mümkün değildir. Beklemek diktatörlüğe yarıyor.”

Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/09/2019 :  17:55:57  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
PKK'nın Amerikan köpekliği ve terörün devamı konusunda Fethullah'la ne kadar eşgüdümlü olduğunun açık bir göstergesi.
Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/09/2019 :  12:28:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
13 Eylül 2019

Kulp'taki terör saldırısında 2 gözaltı

Diyarbakır'ın Kulp ilçesinde, 7 kişinin şehit olduğu terör saldırısının ardından polis ekiplerince düzenlenen operasyonda, HDP İlçe Başkanı A.K. ile HDP'li Kulp Belediyesi Fen İşleri Müdürü Ş.A. gözaltına alındı.


Kulp'a bağlı Ağaçkorur köyü mevkisinde, dün odun toplamaya gidenlerin bulunduğu minibüsün geçişi sırasında, PKK'lı teröristlerce tuzaklanan el yapımı patlayıcının infilak ettirilmesi sonucu 7 kişi şehit oldu, 10 kişi de yaralandı. Terör saldırısının ardından güvenlik güçlerince operasyon başlatıldı. Ağaçkorur köyü mevkisinde, saldırıdan kısa süre önce Kulp Belediyesi'ne ait aracın görüldüğü bilgisi üzerine 4 kişi hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Polis ekipleri, düzenlenen operasyonla şüphelilerden HDP İlçe Başkanı A.K. ile HDP'li Kulp Belediyesi Fen İşleri Müdürü Ş.A.'yı gözaltına aldı. Operasyonun, 2 kişinin yakalanması için sürdürüldüğü belirtildi.


Kaynak: DHA

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/09/2019 :  12:56:36  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
13 Eylül 2019

HDP önündeki eylemde 11'inci gün: Aile sayısı artıyor

DİYARBAKIR'da ailelerin, kayıp çocuklarının bulunması için HDP il binası önündeki oturma eylemi 11'inci günde de devam ediyor. Bugün 3 ailenin daha gelmesiyle oturma eylemindeki aile sayısı 28'e çıktı.


Dağa kaçırıldığını iddia ettikleri kayıp oğulları Tuncay Bingöl'ün (19) İstanbul’dan gelen ailesi Şevket ve Fatma Bingöl çifti, Diyarbakır'ın Hani ilçesinde 2015 yılında dağa kaçırılan oğlu Fatih Demir (24) için gelen anne Sevdet Demir (55) ve 2015 yılında Bitlis'te kaçırılan oğlu Yetiş Top'un (23) annesi Saliha Mert (42) ile birlikte HDP önündeki diğer ailelere katıldı. Bitlis'ten gelen anne Saliha Mert, oğlunun 2016 yılında öldürüldüğünün haberini aldığını ifade ederek, bu habere inanmadığı söyledi. Mert, "Oğlumu istiyorum. Oğlumun öldürüldüğünü söylediler. Ben inanmıyorum. Eğer oğlum ölmüşse cenazesini nerede?" dedi.

Hacire Akar, 21 Ağustos'ta kaybolan oğlu Mehmet'in (21) HDP'liler tarafından dağa kaçırıldığını iddia edip, 1 gün sonra parti il binası önünde oturma eylemi başlattı. Oturma eyleminin 3'üncü gününde ortaya çıkan Mehmet Akar, mahkemece ev hapsiyle cezalandırıldı. Oğluna kavuşup, eylemine son veren Hacire Akar, çocukları kayıp annelere çağrıda bulundu. Akar'ın çağrısıyla harekete geçen çocukları kayıp olan aileler, 3 Eylül Salı gününden itibaren HDP önünde oturma eylemine başladı. 11 gündür oturma eylemi yapan aileler, sivil toplum kuruluşları ve dernek temsilcileri tarafından da ziyaret ediliyor.



ACILI BABA: BİZİM İÇİMİZ YANDI, BAŞKASININ YANMASIN

Bu sabah HDP tarafından dağa kaçırıldığını iddia ettikleri oğulları Tuncay (19) için İstanbul Arnavurköy’den gelen Şevket ve Fatma Bingöl’ün eyleme katılımıyla aile sayısı 26 oldu. HDP il binası önünde eyleme katılan Şevket Bingöl, oğlu için devletten yardım isteyerek kendileri gibi başkalarının da içinin yanmasını istemediklerini söyledi. Bingöl, "Oğlum 2014’te İstanbul Arnavutköy’de HDP tarafından dağa götürüldü, bana diyor ki 'Senin oğlun dağdadır ama yeri söylemiyorlar. Oğlum sağ ise bir resim, bir telefon, bir videosu olsun, yok. Ben çocuğumu aramaya geldim. Oğlumuzu istiyoruz, sağ ise sağ, değilse cesedini istiyoruz, devletimiz bize yardımcı olsun. Bugün bizim içimiz yandı yarın bir başkasının içi yanmasın" dedi.

Eşiyle birlikte oturma eylemine katılan Fatma Bingöl ise, oğlunu iş bulma vaadiyle kandırıp kaçırdıklarını iddia etti. Bingöl, "Tekstilde çalışıyordu 2 ay ara vermişti iş yoktu diye. En son evden çıktığı gün 'İş aramaya gideceğim' diye çıktı, diğer çocuğumu okuldan getirirken evde karşılaştım tekrar çıkıyordu, 'Nereye gidiyorsun?' diye sordum, 'Anne bir iş buldum aşağıda mavi bina var' dedi, 'Latif diye biri bana iş bulmuş onun yanına çalışmaya gidiyorum' dedi. Oğlumu o adam götürdü dağa" diye konuştu.



OTURMA EYLEMİNDEKİ AİLELER

1- Diyarbakır'ın Eğil ilçesinde oturan Fevziye- Şahap Çetinkaya çifti, 30 Ağustos'tan beri haber alamadıkları, PKK'lı teröristler tarafından kaçırıldığını iddia ettikleri oğulları Süleyman (18) için 3 Eylül Salı günü oturma eylemine başladı.

2- Diyarbakırlı Remziye Akkoyun, 4 yıldır kayıp olan oğlu Azad'ın (14) PKK'lı teröristler tarafından kaçırıldığını ileri sürerek, 3 Eylül Salı günü oturma eylemi başlattı.

3- Diyarbakır'da oturan Rauf- Ayşegül Biçer çifti, 10 aydır kayıp olan tek oğulları Mustafa (18) için 3 Eylül Salı günü oturma eylemi başlattı. Kanser hastası Ayşegül Biçer, oğlunun HDP aracılığıyla PKK'lı teröristlere götürüldüğünü iddia ediyor.

4- Mardinli olan ve Diyarbakır'da oturan inşaat işçisi Celil Begdaş ile eşi Hediye Begdaş, ramazan ayının ilk günü olan 5 Mayıs'ta ortadan kaybolan oğulları Yusuf'un (16) HDP'liler aracılığıyla düğün aracı olarak süslenen minibüsle dağa kaçırıldığını iddia ederek, 4 Eylül akşamı oturma eylemine katıldı.

5- Gaziantep'te oturan Şevket- Songül Altındaş çifti, vatani görevi için usta birliğine giderken 2 Ekim 2015'te Tunceli'nin Pülümür ilçesinde teröristlerce kaçırılan oğulları Müslüm (24) için 5 Eylül günü oturma eylemi başlattı.

6- Mersin'in Anamur ilçesinde yaşayan Rahime Uymaz, Diyarbakır'ın Lice ilçesinde 28 Temmuz 2015'te eşi ve kızının yanında aracından indirilerek, kaçırılan yeğeni polis memuru Sedat Yabalak (34) için oturma eylemine katıldı. Polis Sedat Yabalak'ın hasta annesi Ünzile Yabalak ise 8 Eylül akşamı Diyarbakır'a gelip nöbete başladı. Solunum hastası Ünzile Yabalak'a, PKK'lı teröristler tarafından 23 Eylül 1995'te şehit edilen Astsubay Murat Namdar'ın eşi Yıldız Namdar refakat ediyor.

7- Mardin'in Derik ilçesinden gelen Emine- Şeyhmus Kaya çifti, İstanbul'da polis memuruyken, Muş'ta kardeşinin düğün konvoyuyla memleketine dönerken, Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yol kesen teröristler tarafından kaçırılan oğulları Vedat Kaya (28) için 5 Eylül'de oturma eylemine başladı.

8- Malatyalı Sadiye Özbey, 17 Eylül 2015'te Rize'den kendisini ziyarete gelirken Tunceli'nin Pülümür ilçesinde yol kesen PKK'lı teröristler tarafından aracı yakılıp kaçırılan oğlu Astsubay Semih için 5 Eylül günü oturma eylemine katıldı.

9- Bursa'da yaşarken eşini 17 Ağustos depreminde kaybedince Diyarbakır'a taşınan Meryem Savur, 4 yıl önce PKK'lı teröristlerce kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Fırat (22) için 5 Eylül günü oturma eylemine başladı.

10- Diyarbakırlı Sabiha Balta, 5 yıl önce kaybolan oğlu Arafat'ın (25) PKK'lı teröristlerce dağa kaçırıldığını iddia ederek 5 Eylül günü oturma eylemine katıldı.

11- Diyarbakır'ın Dokuzçeltik köyünde oturan Aysel Koyun, 5 yıl önce PKK'lı teröristlerce dağa kaçırıldığını ileri sürdüğü oğlu Neşat (22) için 6 Eylül günü oturma eylemine başladı.

12- Diyarbakırlı Güzide Demir, 4 yıl önce PKK'lı teröristlerce dağa kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Aziz (20) için 7 Eylül günü oturma eylemi başlattı.

13- Ağrı'nın Eleşkirt ilçesinde 4 yıl önce çobanlık yaparken PKK'lı teröristlerce kaçırıldığı belirtilen Vahit Çur'un (19) anne ve babası Bedirhan- Necla Çur çifti de 7 Eylül günü eylem başlattı.

14- Diyarbakırlı Hüsniye Kaya, 5 yıldır haber alamadığı ve sonrasında arkadaşlarından Suriye'de olduğunu öğrendiği kızı Mekiye'yi (19) bulmak için 8 Eylül günü oturma eylemine başladı.

15- Ayten- Şadin Elhaman çifti, 2 yıl önce kaybolan oğulları Bayram (21) için 8 Eylül günü oturma eylemine katıldı.

16- İstanbul'da 5 yıl önce HDP Kağıthane ilçe binasına gittikten sonra dağa kaçırıldığını ileri sürülen Yakup Edizer'in (19) anne ve babası yaşayan Salim ve Saliha Edizer çifti de 9 Eylül günü eylemdeki yerini aldı.

17- Diyarbakırlı Süleyman Aydın, 4 yıl önce terör örgütü PKK tarafından kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Özkan (19) için 9 Eylül günü oturma eylemine katıldı.

18- Diyarbakırlı Mevlüde Üçdağ, 5 yıldır haber alamadığı oğlu Ramazan (22) için 9 Eylül günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'un ziyareti sırasında HDP önüne gelip eyleme katıldı.

19- Mardinli ancak Diyarbakır'da oturan Salih- Mülkiye Aylu çifti, 22 Mart 2019'da kaybolan ve HDP kongresine katılan M.I. tarafından Irak'ın Metine bölgesindeki PKK'lı teröristlerin yanına kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Mehmet (20) için 10 Eylül sabahı oturma eylemine başladı.

20- Aslen Siirtli olan ancak Ordu'da yaşayan Latife Ödümlü, Dicle Üniversitesi Kimya Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi oğlu Özgür'ün (22), 10 ay önce PKK'lı teröristler tarafından Kuzey Irak'a kaçırıldığını iddia ederek 10 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

21- Diyarbakırlı Mehmet Karaman, 1999'da kandırılarak dağa götürüldüğünü ileri sürdüğü oğlu Ercan (40) için 11 Eylül'de oturma eylemine başladı.

22- Diyarbakırlı Fatma Akkuş, 28 Ağustos 2019'da kaybolan ve internette terörist kıyafeti giyerken videosunu gördüğü kızı Songül için 11 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

23- Erzurum'dan gelen Macide Uslu ile Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinden gelen Halime Şehitoğlu, 2015'te Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yol kesen PKK'lı teröristlerce kaçırılan yeğenleri Sedat Sorgun (28) için 11 Eylül'de oturma eylemine katıldı. Annesi vefat eden Sorgun'un, Van'da vatani görevini yaparken, izinli olarak Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesindeki teyzesi Şehitoğlu'nu ziyaret edip, akrabalarını ziyaret etmek için de memleketi Erzurum'a giderken Lice'de yol kesen PKK'lılarca kaçırıldığı belirtildi.
24- Diyarbakırlı Nihan Çiçek, 2015'te eşinin akrabaları tarafından dağa kaçırıldığını iddia ettiği nişanlı kızı Hatun (23) için 11 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

25- Diyarbakırlı Ömer Tokay, 2011'de Şırnak'a pikniğe gidip dönmeyen ve 2014'te terör örgütüne yakın bir televizyonda gördüğü oğlu Mehmet (22) için 12 Eylül'de oturma eylemine başladı.

26- İstan’buldan gelen Şevket-Fatma Bingöl çifti, 2014’te Arnavutköy’de bana iş buldular işe gidiyorum diyerek evden çıkan ve bir daha dönmeyen oğulları Tuncay (19) için bugün oturma eylemine başladılar.

27- Diyarbakır'ın Hani ilçesinde fırında çalışan oğlu Fatih Demir'in (24) 2015 yılında terör örgütünce dağa kaçırıldığını iddia eden anne Sevdet Demir (55) 13 Eylül günü oturma eylemine başladı.

28- Bitlis'te yaşayan Saliha Mert (42) oğlu, Yetiş Top'un (23) 2015 yılında dağa kaçırıldığını iddia ederek 13 Eylül günü HDP önüne gelerek oturma eylemine başladı.

Kaynak: Aydınlık

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/09/2019 :  19:15:10  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
13 Eylül 2019

Sanatçılardan Diyarbakır'da oturma eylemi yapan ailelere destek ziyareti

Aralarında Hülya Koçyiğit, Muazzez Ersoy, Gülben Ergen, Yavuz Bingöl, Cengiz Kurtoğlu, Hazım Körmükçü ve Hasan Kaçan'ın da bulunduğu bir grup sanatçı, Diyarbakır'da HDP binası önünde oturma eylemi yapan anneleri ziyaret etti.


Diyarbakır'da çocukları PKK tarafından dağa kaçırıldığı iddiasıyla HDP binası önünode oturma eylemi yapan annelere sanatçılardan destek ziyareti geldi.



KOÇYİĞİT: ŞEHİT ANNELERİNİN, CUMARTESİ ANNELERİNİN YANINDAYIM

"Ben buraya vicdanımın sesini dinleyerek geldim" diyen Hülya Koçyiğit, şunları söyledi:

"İnsani duygularımla geldim. Bu ülkede 30 yılı aşkın bir terör var. Ve terör yüzünden evladını kaybeden anneler var. Gözyaşları hiç dinmedi onların. Allah kimseye göstermesin. En büyük ah anaların ahıdır diyorum. Ben şehit annelerinin yanındayım, ben Cumartesi Anneleri'nin yanındaydım, bugün de bu annelerin yanındaydım. Çığlıklarını bütün dünya duysun istiyorum. Onlar direnişe geçtiler, hepimiz onların yanında olmalıyız. Çünkü demokratik haklarımız silahla alınamaz. Buna inanırsak hep beraber onların yanında durursak inşallah bir gün terörün de bittiğini onların da evlatlarına kavuştuğunu görürüz."

KAÇAN: ÇOCUKLAR BURADAN DAĞA KAÇIRILIYORLAR, ADRES BURASI

Hürriyet'in aktardığı habere göre Hasan Kaçan, şöyle konuştu:

"Bu annelerin eylemi başladığından beri elimden geldiğince sosyal medyadan destek olmaya çalışıyordum. Ama tabi onların acısını, feryadını da bütün bir memleketin, hatta bütün dünyanın duyması gerekiyor. Gün geçtikte buradaki kalabalık artıyor. Evlatlarını isteyen anneler babalar dolduruyorlar burayı. Adresin de burası olduğunu biliyorlar. Çünkü çocuklar buradan dağa kaçırılıyorlar. Adres burası. Bizler, sanatçı kardeşlerimizle birlikte annelerin feryadında bir nebze olsun yer alabiliyorsak onların feryadına diğer insanlara, bir parçacık ulaştırabiliyorsak ne mutlu. Onun için kalktık buraya geldik, annelerle birlikte olalım arzu ettik. Şimdi onlarla beraberiz. İnşallah evlatlarını bu alçak terör örgütünden PKK'dan söke söke alacaklar."

ERSOY: KİM KİMİ DESTEKLEYECEK BİR DAHA DÜŞÜNMELİ

Muazzez Ersoy da şu ifadeleri kullandı:

"Şunu söyleyeceğim ilk önce; 'ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar' diye bir söz var, hepimiz biliyoruz. Bu feryadın duyulması lazım. Bu feryatların cevap bulması lazım. Bu feryatların anlaşılması lazım. İnşallah sağlıkla tez gün tez vakitte o yavrular en güzel şekilde annelerine, babalarına, yuvalarına geri dönerler. Ben bu feryatların, Türkiye'de bazı şeyleri değiştireceğini düşünüyorum. Kim kimi destekleyecek bir daha düşünmeli diyorum. Bütün Türkiye şu anda annelerimizin feryatları için dua ediyorlar ve bütün anneler."

BİNGÖL: SİLAHLARI BİR MEYDANDA YAKIN

Dağa kaçırıldığı iddia edilen çocuklara çağrı yapan Yavuz Bingöl, şöyle konuştu:

"Bu yanlıştan geri dönün. Annelerinizi ağlatmayın. Anne evladına sarılmak isteyin, silahları bir meydanda yakın. Gelin annelerinizin kirpiklerinden gözyaşlarını silin. Bu ülke 50 bin insanını kurban etti teröre. Yeter artık. Anne feryadının siyaseti olmaz. Biz de bugün buraya geldik. Burada siyasi şov olarak bakan arkadaşlarımız var. Anneler de evlatları dönsün istiyorlar. Evlatlarının yerine bizi koyamazlar. Biz de geldik ki toplumsal farklılık yaratalım. Önce dünkü şehitlerimize gittik. Ailelerine sabır diliyoruz. Sonra da buraya geldik."

ERGEN: ANNELERİN GÜCÜNÜ HİÇBİR KUVVET YENEMEZ

Gülben Ergen, "Bir annenin ciğerinin yanarak evladını aramasından başka 'Ölü de istiyorum diri de istiyorum' diyor. Başka ne denilebilir? Annelerin gücünü hiçbir kuvvet yenemez. Dün gece burada hain terör yine can aldı. Pırıl pırıl delikanlılar... Ne hakları var? Bu ne büyük bir acı? Bitmeyecek, burası Türkiye Cumhuriyeti. Bu annelerin sesine kulak verelim, çok acı" diye konuştu.



Tiyatrocu Hazım Körmükçü, "Biz sanatçılar olarak annelerin çekmiş olduğu hasret acısına, toplumsal olarak bir farkındalık yaratmak için buradayız. Dertlerine ne kadar derman olabiliriz bilemiyorum ama onların özlemlerine bir an önce kavuşmaları için buradayız. Acılarına ortak oluyoruz" ifadelerini kullandı.

Kaynak: Sputnik

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/09/2019 :  12:30:37  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
14 Eylül 2019

HDP önündeki annelere dikkat çeken ziyaret:
"Benim evladım gelmeyecek inşallah sizinkiler gelecek"

Nihal Olçok, Diyarbakır’daki annelere destek verdi.


15 Temmuz FETÖ darbe girişimi gecesi eşi Erol Olçok ve oğlu Abdullah Tayyip Olçok'u kaybeden Nihal Olçok, Diyarbakır’daki annelere destek verdi. Anneler iki haftadır PKK terör örgütü tarafından kaçırılan çocuklarının geri gelmesi için Diyarbakır HDP il binasının önünde oturma eylemi yapıyor.

Anneleri ziyaret ederek eylemlerine destek veren Nihal Olçok, sosyal medya hesabından da “Benim evladım gelmeyecek ama inşallah sizinkiler gelecek... FETÖ İLE PKK AYNIDIR” diye yazdı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu etiketledi. Olçok hesabından, annelere destek verdiği sırada çekilmiş fotoğrafı da paylaştı.

İşte o mesaj:



Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/09/2019 :  21:14:51  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
14 Eylül 2019

Bayrakları alıp sokağa çıktılar çünkü...

Bugün Hakkari halkı ellerine Türk bayraklarını alarak Diyarbakır saldırısını düzenleyen PKK’yı protesto etti.


Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde PKK’nın bombalı saldırı sonrasında, 7 köylü hayatını kaybetmişti.

Bugün Hakkari halkı ellerine Türk bayraklarını alarak Diyarbakır saldırısını düzenleyen PKK’yı protesto etti. Hakkari halkı, HDP Diyarbakır il binası önünde PKK’nın dağa kaçırdığı çocuklarını geri almak için oturma eylemi yapan annelere de destek çıktı.


Yürüyüşe Hakkari Valisi İdris Akbıyık, Emniyet Müdürü Süleyman Suvat Dilberoğlu, Çukurca Kaymakamı Murat Öztürk, Yüksekova Kaymakamı Osman Doğramacı ve kurum müdürleri de katıldı.

Yürüyüş boyunca “Türk- Kürt kardeştir, ayrım yapan kalleştir”, “PKK şaşırma, sabrımızı taşırma” sloganları atıldı. Protesto gösterisi Hakkari Valiliği önünde son buldu.

PKK PROTESTOLARI BÜYÜYOR

Öte yandan bugün Mardin, Elazığ, Bingöl, Siirt, Şırnak ve Batman'da da bazı sivil toplum kuruluşları öncülüğünde aynı amaçla yürüyüş düzenleneceği ve basın açıklaması yapılacağı öğrenildi.

Müdürlük tarafından WhatsApp üzerinden gönderilen mesajda şu ifadelerin yer aldığı kaydedildi:

“Yarın saat 12:30 da Cumhuriyet Meydanı’ndan başlayıp Valilik önündeki otoparka kadar olan güzergahta 'TERÖRE LANET YÜRÜYÜŞÜ' düzenlenecek olup; tüm kurum müdürlerimiz eksiksiz ve mazeretsiz olarak personelleriyle birlikte katılım sağlamalıdır.”

Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page

bozadi


9727 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/09/2019 :  21:19:33  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
14 Eylül 2019

"Onların çocukları Avrupa'da"

HDP il binası önünde oturma eylemi yapan ailelerin sayısı 12'nci günde 31 oldu.


Diyarbakır'da kayıp çocuklarının bulunması için HDP il binası önünde oturma eylemi yapan ailelerin sayısı 12'nci günde 31 oldu.

Hacire Akar, 21 Ağustos'ta kaybolan oğlu Mehmet'in (21) HDP'liler tarafından dağa kaçırıldığını iddia edip, 1 gün sonra parti il binası önünde oturma eylemi başlattı. Oturma eyleminin 3'üncü gününde ortaya çıkan Mehmet Akar, mahkemece ev hapsiyle cezalandırıldı. Oğluna kavuşup, eylemine son veren Hacire Akar, çocukları kayıp annelere çağrıda bulundu. Akar'ın çağrısıyla harekete geçen çocukları kayıp olan aileler, 3 Eylül Salı gününden itibaren HDP önünde oturma eylemine başladı. 12 gündür oturma eylemi yapan ailelere Bitlis'ten gelen 3 ailenin de katılmasıyla sayı 31 oldu.


“MİLLETİN OĞULLARINI GERİ GÖNDERSİNLER”

Bu sabah HDP tarafından dağa kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Faruk Kılıç için gelen Fadıl Kılıç, “Ahlat Üniversitesi'nde okuyordu. Burs başvurusu da yapmıştı. Parası da gelmiş. Şuan bankadadır. En son konuştuğumda Bitlis'te boşluk var Ahlat'tan kaydımı oraya aldıracağım dedi. Sabah olunca telefonuna ulaşamadım. Peşine düştük. Dediler çocuğu dağa kaçırmışlar. O günden beridir çocuğumuz sağ mı ölü mü hiçbir haber alamıyoruz. Dağa kaçırıldığına eminim. Çocuğumda da onlara karşı bir sempati yoktu. Bunlar resmen zulüm yapıyorlar. İsrail bunu yapmaz. Dünya benim sesimi duysun. Kötü bir yoldur. Gençlerimizi dinden uzaklaştırıyorlar. Bütün bu ailelere dönüp baksınlar. HDP'nin önderliğini yapan kişilerin çocukları hepsi yüksekokul okuyor. Yurt dışında geziyorlar. Gariban çocuklarını dağın başında öldürüyorlar. Ha asker ha sivil. Yeter artık bu zulmü gariban insanların üstünden kaldırsınlar. Milletin oğullarını geri göndersinler. Oğluma da sesleniyorum. Oğlum geri gelsin. O yol kötü bir yoldur. Din yolu değildir. Kuran'dan öte başka hiçbir şey bize yaramıyor" dedi.

“OĞLUM GELENE KADAR GİTMEYECEĞİM”

Bitlis Güroymak'tan gelini Gülcemal, torunları Ecrin ve Abdulsamet ile birlikte oğlu Çetin Yolaçan için gelen Übeydullah Yolaçan ise "Çocuğum için geldim. Oğlum gelmeyene kadar buradan gitmeyeceğim. Cumhurbaşkanı'na da sesleniyorum. Devlet de bize yardımcı olsun. 5 yıl önce İstanbul'dan gitti. Bugüne kadar hiçbir haber alamadık. Dağa gitmiş. Lice'ye gittim. Göstermediler. Kobani'ye gittiğini söylediler. Daha bir haber alamadım. Onun hasretindeyim. Oğlumu istiyorum. Oğlum gelsin. İki çocuğu var. Ecrin ve Abdulsamet Yolaçan. Gelsin çocuklarına baksın. Artık ben yaşlıyım bakamıyorum. Perişan olmuşum" diye konuştu.

İki çocuğuyla beraber eşi Çetin Yolaçan için gelen Gülcemal Yolaçan de "Ben de eşimi istiyorum. Artık gelsin iki tane çocuğu var. Ölü mü sağ mı bilemiyoruz. Eğer sağsa söylesinler. Ölüyse söylesinler. Hiçbir haber alamıyoruz biz. En son konuştuğumda telefon elinden düştü. Ondan sonra bir haber alamadım. Eğer ölüyse söylesinler. Biz de bilelim. Hep gözümü yollarda" ifadelerini kullandı.

“ONLARIN ÇOCUKLARI AVRUPA'DA”

82 yaşında oğlu için nöbete gelen Hurinaz Omay, "HDP Milletvekilleri oturuyorlar yerlerinde insanların çocuklarını getirsinler. Çocuğu getirin derdimi derman edin. İnsanların ciğerlerini yakıyorlar. Oğlum askerliğini yaptıktan sonra 22 yaşındayken kandırıldı. İki çocuğu var. Babası gözsüz, kardeşi dilsiz, kızı dilsiz kaldı. Bana getirin oğlumu. Bana getirin ne olur bana getirin. Kuzumu getirin ne olur kuzumu. Milletvekilleri madem vekil oldular bana oğlumu getirsinler. Onların çocukları Avrupa'da, Amerika'da benim çocuğu getirsinler. Türkçe bilmiyorum ama Allah'ım var. Oğlum evliydi, bir çocuğu 20 günlüktü diğer çocuğu 1 yaşındaydı. Benim kimsem yok ama Kandil ve Mahmur kampına gittim ama ne kendisini gösterdiler bana ne de bana bir bilgi verdiler. Madem Kürtlerin hakkını savunuyorlar neden Kürtleri öldürüyor, çocuklarını kaçırıyor. Yalan atıyor bunlar yalan, bunlar Kürtlerin hakkını değil, kafirlerin hakkını savunuyor" dedi.

OTURMA EYLEMİNDEKİ AİLELER

1- Diyarbakır'ın Eğil ilçesinde oturan Fevziye- Şahap Çetinkaya çifti, 30 Ağustos'tan beri haber alamadıkları, PKK'lı teröristler tarafından kaçırıldığını iddia ettikleri oğulları Süleyman (18) için 3 Eylül Salı günü oturma eylemine başladı.

2- Diyarbakırlı Remziye Akkoyun, 4 yıldır kayıp olan oğlu Azad'ın (14) PKK'lı teröristler tarafından kaçırıldığını ileri sürerek, 3 Eylül Salı günü oturma eylemi başlattı.

3- Diyarbakır'da oturan Rauf- Ayşegül Biçer çifti, 10 aydır kayıp olan tek oğulları Mustafa (18) için 3 Eylül Salı günü oturma eylemi başlattı. Kanser hastası Ayşegül Biçer, oğlunun HDP aracılığıyla PKK'lı teröristlere götürüldüğünü iddia ediyor.

4- Mardinli olan ve Diyarbakır'da oturan inşaat işçisi Celil Begdaş ile eşi Hediye Begdaş, ramazan ayının ilk günü olan 5 Mayıs'ta ortadan kaybolan oğulları Yusuf'un (16) HDP'liler aracılığıyla düğün aracı olarak süslenen minibüsle dağa kaçırıldığını iddia ederek, 4 Eylül akşamı oturma eylemine katıldı.

5- Gaziantep'te oturan Şevket- Songül Altındaş çifti, vatani görevi için usta birliğine giderken 2 Ekim 2015'te Tunceli'nin Pülümür ilçesinde teröristlerce kaçırılan oğulları Müslüm (24) için 5 Eylül günü oturma eylemi başlattı.

6- Mersin'in Anamur ilçesinde yaşayan Rahime Uymaz, Diyarbakır'ın Lice ilçesinde 28 Temmuz 2015'te eşi ve kızının yanında aracından indirilerek, kaçırılan yeğeni polis memuru Sedat Yabalak (34) için oturma eylemine katıldı. Polis Sedat Yabalak'ın hasta annesi Ünzile Yabalak ise 8 Eylül akşamı Diyarbakır'a gelip nöbete başladı. Solunum hastası Ünzile Yabalak'a, PKK'lı teröristler tarafından 23 Eylül 1995'te şehit edilen Astsubay Murat Namdar'ın eşi Yıldız Namdar refakat ediyor.

7- Mardin'in Derik ilçesinden gelen Emine- Şeyhmus Kaya çifti, İstanbul'da polis memuruyken, Muş'ta kardeşinin düğün konvoyuyla memleketine dönerken, Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yol kesen teröristler tarafından kaçırılan oğulları Vedat Kaya (28) için 5 Eylül'de oturma eylemine başladı.

8- Malatyalı Sadiye Özbey, 17 Eylül 2015'te Rize'den kendisini ziyarete gelirken Tunceli'nin Pülümür ilçesinde yol kesen PKK'lı teröristler tarafından aracı yakılıp kaçırılan oğlu Astsubay Semih için 5 Eylül günü oturma eylemine katıldı.

9- Bursa'da yaşarken eşini 17 Ağustos depreminde kaybedince Diyarbakır'a taşınan Meryem Savur, 4 yıl önce PKK'lı teröristlerce kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Fırat (22) için 5 Eylül günü oturma eylemine başladı.

10- Diyarbakırlı Sabiha Balta, 5 yıl önce kaybolan oğlu Arafat'ın (25) PKK'lı teröristlerce dağa kaçırıldığını iddia ederek 5 Eylül günü oturma eylemine katıldı.

11- Diyarbakır'ın Dokuzçeltik köyünde oturan Aysel Koyun, 5 yıl önce PKK'lı teröristlerce dağa kaçırıldığını ileri sürdüğü oğlu Neşat (22) için 6 Eylül günü oturma eylemine başladı.

12- Diyarbakırlı Güzide Demir, 4 yıl önce PKK'lı teröristlerce dağa kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Aziz (20) için 7 Eylül günü oturma eylemi başlattı.

13- Ağrı'nın Eleşkirt ilçesinde 4 yıl önce çobanlık yaparken PKK'lı teröristlerce kaçırıldığı belirtilen Vahit Çur'un (19) anne ve babası Bedirhan- Necla Çur çifti de 7 Eylül günü eylem başlattı.

14- Diyarbakırlı Hüsniye Kaya, 5 yıldır haber alamadığı ve sonrasında arkadaşlarından Suriye'de olduğunu öğrendiği kızı Mekiye'yi (19) bulmak için 8 Eylül günü oturma eylemine başladı.

15- Ayten- Şadin Elhaman çifti, 2 yıl önce kaybolan oğulları Bayram (21) için 8 Eylül günü oturma eylemine katıldı.

16- İstanbul'da 5 yıl önce HDP Kağıthane ilçe binasına gittikten sonra dağa kaçırıldığını ileri sürülen Yakup Edizer'in (19) anne ve babası yaşayan Salim ve Saliha Edizer çifti de 9 Eylül günü eylemdeki yerini aldı.

17- Diyarbakırlı Süleyman Aydın, 4 yıl önce terör örgütü PKK tarafından kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Özkan (19) için 9 Eylül günü oturma eylemine katıldı.

18- Diyarbakırlı Mevlüde Üçdağ, 5 yıldır haber alamadığı oğlu Ramazan (22) için 9 Eylül günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'un ziyareti sırasında HDP önüne gelip eyleme katıldı.

19- Mardinli ancak Diyarbakır'da oturan Salih- Mülkiye Aylu çifti, 22 Mart 2019'da kaybolan ve HDP kongresine katılan M.I. tarafından Irak'ın Metine bölgesindeki PKK'lı teröristlerin yanına kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Mehmet (20) için 10 Eylül sabahı oturma eylemine başladı.

20- Aslen Siirtli olan ancak Ordu'da yaşayan Latife Ödümlü, Dicle Üniversitesi Kimya Bölümü 3'üncü sınıf öğrencisi oğlu Özgür'ün (22), 10 ay önce PKK'lı teröristler tarafından Kuzey Irak'a kaçırıldığını iddia ederek 10 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

21- Diyarbakırlı Mehmet Karaman, 1999'da kandırılarak dağa götürüldüğünü ileri sürdüğü oğlu Ercan (40) için 11 Eylül'de oturma eylemine başladı.

22- Diyarbakırlı Fatma Akkuş, 28 Ağustos 2019'da kaybolan ve internette terörist kıyafeti giyerken videosunu gördüğü kızı Songül için 11 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

23- Erzurum'dan gelen Macide Uslu ile Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinden gelen Halime Şehitoğlu, 2015'te Diyarbakır'ın Lice ilçesinde yol kesen PKK'lı teröristlerce kaçırılan yeğenleri Sedat Sorgun (28) için 11 Eylül'de oturma eylemine katıldı. Annesi vefat eden Sorgun'un, Van'da vatani görevini yaparken, izinli olarak Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesindeki teyzesi Şehitoğlu'nu ziyaret edip, akrabalarını ziyaret etmek için de memleketi Erzurum'a giderken Lice'de yol kesen PKK'lılarca kaçırıldığı belirtildi.

24- Diyarbakırlı Nihan Çiçek, 2015'te eşinin akrabaları tarafından dağa kaçırıldığını iddia ettiği nişanlı kızı Hatun (23) için 11 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

25- Diyarbakırlı Ömer Tokay, 2011'de Şırnak'a pikniğe gidip dönmeyen ve 2014'te terör örgütüne yakın bir televizyonda gördüğü oğlu Mehmet (22) için 12 Eylül'de oturma eylemine başladı.

26- İstanbul'dan gelen Şevket-Fatma Bingöl çifti, 2014'te Arnavutköy'de 'Bana iş buldular, işe gidiyorum' diyerek evden çıkıp dönmeyen oğulları Tuncay (19) için 13 Eylül'de oturma eylemine başladı.

27- Diyarbakır'ın Hani ilçesinde fırında çalışan oğlu Fatih Demir'in (24), 2015 yılında terör örgütünce dağa kaçırıldığını iddia eden anne Sevdet Demir (55), 13 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

28- Bitlis'te eşinden boşanan Saliha Mert (42), 2015 yılında dağa kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Yetiş Top (23) için 13 Eylül günü Diyarbakır'a gelip oturma eylemine katıldı.

29- Bitlis'ten gelen Ubeydullah Yolaçan, 5 yıldır haber alamadığı oğlu Çetin (31) için 14 Eylül'de Diyarbakır'a geldi. Baba Yolaçan, gelini Gülcemal, torunları Ecrin ve Abdulsamet ile birlikte oturma eylemine katıldı.

30- Bitlis'in Mutki ilçesinden gelen Hurinaz Omay (83), 24 yıldır dağa kaçırıldığını iddia ettiği oğlu Rıfat (43) için 14 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

31- Bitlis'ten gelen Fadıl Kılıç, Ahlat Üniversitesi öğrencisiyken 3 yıl önce dağa kaçırıldığını öne sürdüğü oğlu Faruk için (25) 14 Eylül'de oturma eylemine katıldı.

Kaynak: OdaTV
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 1,31 saniyede oluşturuldu.