Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Polis Devletine "HAYIR"! / Siyasi Gündem
 Soner Yalçın: "CHP sen işit" (03.10.2019)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar  Mesaj Sonraki Konu  

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/10/2019 :  09:38:53  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
03 Ekim 2019

CHP sen işit

Soner Yalçın


“Bizim Mahalle” özellikle…

Tarık Akan'ın başrolünü oynadığı Yılmaz Güney'in “Sürü” filminden bu marşı ezbere bilir:

“Hayat denilen kavgaya girdik,
çelik adımlarla yürüyoruz.
Biz, bu karanlık yolun sonunda,
doğacak güneşi görüyoruz.
Dağları aşıyor, bak yakınlaşıyor,
kızıl yıldıza hep koşun.
Bu bir rüya değil, bu bir hülya değil,
yıldızıdır kurtuluşun…”

Avusturya İşçi Marşı bu.

Marşın ortaya çıkışı 1927 yılında Viyana'da 89 işçinin ölümüyle sonuçlanan Temmuz Ayaklanması günlerine dayanır… Keza: 1934 yılında Avusturyalı işçilerin faşizme karşı giriştiği Şubat Ayaklanması sırasında marş yaygınlık kazandı. Sonra dünyaya yayıldı…

Sadece marş değil… Marksist teori açısında da Avusturya önemli ülkeydi.

Otto Bauer, Max Adler, Karl Renner gibi Marksist teorisyenler, 20'nci yüzyıl başından itibaren “Avusturya Marksizmini” dünyaya yaydı. Bu kavram özünde “sosyal demokrat” idi…

Ülke faşistleri “Avusturya Bolşevizmi” adını verseler de, bu sosyal demokrat hareket Lenin ve Troçki tarafından da eleştirildi.

Sosyalizme parlamentarizm ile barışsal yoldan geçmeyi amaçlayan Avusturya sosyal demokrat hareket yoluna devam etti… 1920'li yıllar boyunca -örneğin Viyana'da yüzde 60'lara varan- yüksek oy oranına ulaştı.

Sonunda Avusturya burjuvazisi, ülke faşistleri ve Hitler ile iş birliğiyle bu hareketi boğdu. Kuşkusuz sosyal demokratlar da hatalar yaptı…

Savaştan sonra ne oldu?

ÇÖKÜŞ YILLARI

Avusturyalı sosyal demokratlar, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Karl Renner önderliğinde tekrar örgütlendi.1945 seçiminde yüzde 44.6 oy aldı. Zamanla oylarını sürekli artırdı; iktidar koalisyonunun hep büyük ortağı oldu. Ve:

1971, 1975, 1979 seçimlerinde tek başına iktidar olmayı başardı. Oylarını yüzde 50'nin üzerine çıkardı…

Sonra?

Sonra 1983 seçiminden başlayarak oylarını hep düşürdü:

1983 seçiminde yüzde 47.6, 1986'da yüzde 43.1, 1990'da yüzde 42.8, 1994'te yüzde 34.9, 1999 yüzde 33.2…

Uzatmayayım… 2017 seçiminde yüzde 26.9 ve pazar günü yapılan son seçimde yüzde 21.7 oy aldı!

Sadece Avusturya değil; Almanya, İspanya, “kale” denen İsveç vd. sosyal demokratların hali içler acısı… Oysa. Tıpkı Türkiye'de olduğu gibi 1970'ler sosyal demokratlar için “altın yıllar” idi. Herkesin dilinde “sosyal adalet”, “adil paylaşım” vardı. Yani, halkçılık…

Maalesef… Sosyal demokratlar, 1980'lerde dünyaya yayılan neo-liberalizme/vahşi kapitalizme boyun eğdi. Bu ideolojik bağlılık sosyal demokrasinin çöküşünü getirdi.

İşin özü marşlarını unuttular:

“Fabrikalarda biz, tarlalarda biziz,
biziz hayatı yaratan.
Din farkı bilmeyiz, dil farkı bilmeyiz,
sanki doğduk bir anadan.
Anamız amele sınıfıdır,
yurdumuz bütün cihandır bizim…”

FAŞİSTİ TANI

Ve bu pazar günü yapılan seçimde Avusturya Sosyal Demokrat Parti, tarihinin en düşük oyunu aldı. Avusturya'yı yıllar sonra yine faşistlere teslim ettiler…

Demeyiniz ki, “ama seçimi yüzde 37.2 ile Sebastian Kurz'un liderliğindeki muhafazakâr Halk Partisi kazandı!”

Bu köşede ısrarla “derine kazın” diyorum. O partinin altını kazarsanız “Nasyonalist/Sosyalist Hıristiyan Parti” çıkar; 1893'de faşist Dr. Karl Lueger'in kurduğu… 1907'den 1913'e kadar Viyana vatandaşı olan Hitler'in örnek aldığı adam ve parti buydu!

Nazileri Avusturya'ya çağırıp birliği sağlayan da bu faşistler idi.

Arkadaş! Dr. Lueger'i bilmeden Sebastian Kurz'u anlayamazsın. Avrupa'nın iki yüzünü göremezsin. Kavrayamadığın için de “oh faşist Özgürlük Partisi'nin oyları azaldı; Halk Partisi kazandı” diye sevinirsin!

Sen faşizmi kıyafetten- sembolden mi ibaret sanırsın? Burjuvazinin barbarlık silahıdır faşizm… Neyse.

Konumuz sosyal demokrasinin geldiği içler acısı hal…

Peki…

Sosyal demokrasinin nasıl yıkıma uğradığı belli. Çöküşü nasıl durduracaklar? Yarını nasıl kuracaklar?

Yüz yılı aşan geçmişleriyle yüzleşebilecekler mi? Yoksullardan, işçi sınıfından, göçmenlerden nasıl koptuklarını ve; burjuvazinin “uysal çocuğu” olup, gelir dağılımı adaletsizliğinin payandası olduklarını itiraf edebilecekler mi?

Yoksa yıllardır yaptıkları gibi siyaset mühendisliği kafasıyla iktidarda olmanın fırsatını aramaya devam mı edecekler?

Ve aslında ben tüm bunları CHP için yazdım.

Yani:

“Kızım sana dedim, gelinim sen işit” misali!



Kaynak: Sözcü

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/10/2019 :  19:38:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
17 Ekim 2019

Sayın Kılıçdaroğlu…

Soner Yalçın


Kılıçdaroğlu'nu ağabey gibi severim…

Kalbimde yeri apayrıdır; dürüsttür, namusludur, kibardır, güvenilirdir.

Ama. Siyasi olarak zayıftır; “aman kimsecikler incinmesin” politik doğruculuğu kafasının karışıklığından ileri gelmektedir.

Grup toplantısında önceki gün harika konuşma yaparken, araya şu cümleyi soktu:

-“Bugün neredeyse dünyanın tamamını kendimize düşman ilan ettik…”

Kuşkusuz… AKP/Erdoğan'ın Suriye politikasının yanlış olduğu konusunda hemfikiriz. Ve fakat bugün gelinen süreçte emperyalizmin Suriye topraklarını bölerek suni terör devleti kurmasına seyirci mi kalacağız? Kılıçdaroğlu'nun bu konudaki düşüncesi, önerisi nedir?

Sabah akşam… “Eyy Erdoğan Suriye politikan yanlıştı” diyelim, bu sınırımızda terör devleti kurulmasının önüne geçer mi?

Sabah akşam… “Suriye toprak bütünlüğü korunmalıdır” diyelim, bu PKK/PYD'nin Suriye topraklarını bölmesinin önüne geçer mi?

Sayın Kılıçdaroğlu hayat akıyor, politika statik/durağan değil; parti ideolojisini koruyarak her oluşan yeni şartta yeni siyaset üretmek şart.

Evet biz barışçıyız, biz hümanistiz…

Ancak biz emperyalizmin kuklalar aracılığıyla, yanı başımızda oynadığı oyuna göz mü yumacağız? Terör bataklığı nasıl kurutulmaz?

Gerçekçi olalım: Erdoğan 17 yıl önce Batı'ya “yeşil ışık” yaktı! Bu sebeple hapisten çıkarılıp “demokrasi kahramanı” olarak iktidara taşındı. O dönem bizler gerçekleri ifade ettiğimizde bu “dünya” dedikleriniz size-bize “ulusalcı faşist” dedi. Laf anlatabildiniz mi? Hayır.

İşte…

Erdoğan ne zaman “açılım yolundan” ayrıldı, PKK'nın hendek terörüne boyun eğmedi; FETÖ ve liboşlarla karşı karşıya geldi “diktatör” oluverdi.

Batı'nın her dediğini yaparsan “kahraman” olursun, karşı durursan “faşist diktatör!”

Kılıçdaroğlu bunu bilmez mi?

ÇOK ÜZGÜNÜM

-“Bugün neredeyse dünyanın tamamını kendimize düşman ilan ettik…”

Evet… Sayın Kılıçdaroğlu bu sözünüz büyük hatadır.

Bunu ilk dile getirenler, Kuvayı Milliye mücadelesine karşı çıkan Damat Feritlerdir, Ali Kemallerdir…

Anti-emperyalist bağımsızlıkçı her siyasal hareket “dünya” dediğiniz emperyalist Batı'nın tepkisini çeker.

Söylesenize… Kıbrıs Barış Harekâtı'nda dünya bize karşı değil miydi? Ambargo bile uyguladılar. Bir tek Kaddafi yanımızdaydı. Unuttunuz mu?

Üzgünüm… Atatürk'ün, Bülent Ecevit'in partisine bu söz hiç yakışmadı!

Biz gerçekleri “dünya bize ne der” diye savunmayız; Mustafa Kemal'in şiarı Tevfik Fikret'in dediği gibi “Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin…”

Sayın Genel Başkan, etnisite/ mikro milliyetçilik tuzağına düşüyorsunuz. Bu fikir sizi FETÖ ile, PKK ile, liboşlar ile buluşturuyor; görmüyor musunuz?

Sahi söylesenize… “Ermeni soykırımı yoktur” dediğimizde de dünya bize karşı olmadı mı?

PKK'ya karşı her sınır ötesi operasyonu yaptığımızda da dünya bize karşı olmadı mı?

FETÖ darbeye kalkıştı bunda bile suçlu Türkiye olmadı mı?

Söylesenize hangi “dünya” Sayın Kılıçdaroğlu?

‘'‘Medeniyet' dediğin tek dişi kalmış canavar” değil mi?

Mehmet Akif'in kemiklerini sızlatmayınız…

DEMEDİ DEMEYİN

Sayın Kılıçdaroğlu o söz, siyaset psikolojisi açısından da çok yanlış.

Açıklamaya çalışayım:

Terör ve korku birlikte yürür. Teröristler kamuoyunun dikkatini çekmek için korkutmayı hedefler.

Tehditle karşılaşan bireyler, terör kaynağına karşı aşırı duyarlı/öfkeli hale gelir.

Canlı bomba eylemleri gibi her an ölümle karşılaşma riski birey ve toplumda büyük travma yaratır. Kişinin bu duygusal durumu politik karar verme sürecini etkiler; siyasi- kültürel dünya görüşüne daha sıkı sarılır. Ve kendi görüşünü paylaşmayanlara karşı düşmanlık besler.Terörün sorumlusu olarak hep “günah keçisi” arar; ve bu ruh hali nefrete yol açar…

Sizi “günah keçisi” yapmalarına neden fırsat veriyorsunuz?

Terör insanlara sürekli ölümü hatırlatırken Türkiye'de siyaset yapanların bu etkiyi-tepkiyi göz ardı etmesi büyük hata değil mi?

Duyguya yer vermeyen- duyguyu ihmal eden siyasetçinin kaybetmeye mahkum olduğunu bilmiyor musunuz?

Sayın Kılıçdaroğlu…

Kemal Ağabey…

İnsanlar PKK'nın “kimin teröristi” olduğunu bilirken, siz tutup “dünyayı karşımıza aldık” derseniz, ülkeyi karşınıza alırsınız! Demedi demeyin…

Kaynak: Sözcü

Go to Top of Page

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/10/2019 :  19:47:46  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Soner Yalçın'ın bu hususta Kılıçdaroğlu'na yönelttiği eleştiriye ciddi oranda katılıyorum ama bir üstteki yazısında da belirttiği gibi, bu sorun CHP'nin "genel bünyesiyle" de ilgili, sadece veya özel olarak Kılıçdaroğlu'yla değil.
Go to Top of Page
   Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,44 saniyede oluşturuldu.