Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Bilim ve Teknoloji
 Öznel İdealizmin İspatı ya da Materyalizmin Çöküşü (diyebiliriz)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

Dionysos


347 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/11/2019 :  18:50:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Yeni Kuantum Deneyi, Gerçekliğin Subjektif/Öznel Olabileceğini Kanıtladı

Kuantum bilgisayarları, hem bilim dünyasını hem dünyayı algılayışımızı hem de bilim insanlarının evreni anlayışını çözebilecek oldukça önemli bir gelişme. Bilim insanları da gerçekliğin algılanması konusunu çözebilmek için bir kuantum bilgisayar kullandı.
Eylül ayında Science Advances dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, gerçekliğin sübjektif yani öznel olabileceğini iddia etti. Çalışmadaki teoriye göre parçacıklar, aynı anda birden fazla yerde ya da durumda var olabiliyorlar. Bu duruma süperpozisyon adı veriliyor. Ancak bu durum, parçacıklar gözlemlenmediğinde gerçekleşiyor.

Kuantum sistemi gözlemlendiğinde spesifik konum ya da durum kuruluyor ve böylece süperpozisyon bozulmuş oluyor. 1961 yılında, fizikçi Eugene Wigner, bir düşünce deneyi yapıyor. Kuantum mekaniklerini, kendilerini gözlemledikleri bir gözlemci konumuna oturtuyor. Bir kuantum parasıyla yazı tura atıldığında, yazı ve tura durumlarında, her atış atıcı tarafından gözlemlenen belli bir sonuç ortaya koyacaktır.

Gözlemci farklılığı



Bu düşüne deneyine göre odanın dışındaki birisiyse, kesin bir sonuç elde edemeyecektir. Yani teoriye göre kişi, deneydeki olası sonuçların hepsinin süperpozisyonundaki bir odaya konuluyor. Bu sebeple odanın içerisindeki kişinin algıladığı gerçeklikle, dışarıdaki kişinin algıladığı gerçeklik çelişiyor.

Viyana Üniversitesi'nden Caslav Brukner, gerçekliğin gözlemcilere göre sübjektif olabileceğini kanıtlamak için "Winger'in arkadaşı" hipotezini gerçek dünyaya aktarabilecek bir yol buluyor. Brukner, deneyini, iki Wigner ve iki arkadaşını, durumlarının içeride ve dışarıda ölçüldüğü iki ayrı kutuya koyarak yürütüyor.

Brukner'in deneyi, Edinburg Heriot-Watt Üniversitesi'ndeki ufak ölçekli bir kuantum bilgisayarda üç çift dolanık foton kullanılarak gerçekleştiriliyor. İlk çift foton ve kutularının içerisindeki polarizasyonları ölçülüyor. Kutuların dışındaki diğer çift de öteki tarafta kalıyor ve ayrıca onlar da ölçülebiliyor.

Haftalar sonra kuantum mekaniklerinin objektif gerçek varsayımıyla çelişebileceğini göstermeyi başarıyorlar. Doğal davranışların gözlemciye tabi olması daha önce ünlü çift yarık deneyi gibi deneylerle kanıtlanmıştı. Ancak bilinç, bu fenomen için ön koşul olarak kanıtlanmamıştı.

Brukner'in teorisi, gözlemcilerin bilinçli olmasını gerektirmiyor ve buradaki tek gereklilik ölçüm şekillerindeki gerçekleri kurabilmesi. Bu tarz deneylerdeki bir diğer sorun, izole ortamlarda yapılan deneylerin ve örneklerin tek başına evrensel kuralları kanıtlamaması ve daha büyük ölçeklere uygulanamaması.

https://www.webtekno.com/gerceklik-subjektif-mi-h79974.html

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."
Foucault

Edited by - Dionysos on 20/11/2019 18:54:20

Dionysos


347 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/11/2019 :  18:52:26  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
KUANTUM DENEYİ NESNEL GERÇEKLİK YOK DEDİ

Gerçeklik bakanın gözünde mi? Kuantum fizikçiler gözlemciden bağımsız nesnel gerçeklik olmadığını gösteren bir deney yaptı. Gerçekten de kuantum fiziğindeki Heisenberg'in belirsizlik ilkesi, bizzat bir parçacığı gözlemlemenin onu değiştirdiğini gösteriyor. Bu belirsizlikten yola çıkan yeni kuantum deneyi ise 2500 yıldır filozofları meşgul eden nesnel gerçeklik teorisinin tabutuna son çiviyi çakabilir.

NESNEL DÜNYA VAR MI?

Bu teoriyi en güzel Cem Karaca özetlemiş: Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda. Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında… Nitekim sağduyumuzla hareket edersek ceviz ağacının biz bakmasak da var olacağını biliyoruz. Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür diyoruz.

Oysa nesnel gerçeklik sadece çıplak gözle görebileceğimiz boyutlarda ortaya çıkıyor. Kuantum dünyasındaki atomlar ve parçacıklar ise çok daha küçük ve hassas cisimler. Öyle ki parçacıkları gözlemlemek bile onların özelliklerini değiştiriyor.

NASIL OLUYOR DERSENİZ

Elektronları mikroskopla görmek için onlara daha küçük olan foton parçacıklarıyla ateş etmemiz gerekiyor:

Elektronlar fotonları soğurarak (emerek) enerji kazanıyor ve atomların çevresindeki yüksek enerjili dış yörüngelere sıçrıyor. Sonra aynı frekansta foton yayarak orijinal düşük enerjili yörüngelerine geri dönüyor. Biz de bu süreçte elektronları görmüş oluyoruz.

Üstelik elektronların kuantum durumu ve konumunu yüksek kesinlikle tespit etmek için onlara yüksek frekanslı fotonlar göndermemiz gerekiyor. Bu da elektronların gittikçe daha hızlı değişmesine yol açıyor. Kısacası parçacıkları ne kadar kesin ölçmeye kalkarsak belirsizlik o kadar artıyor.

ELEKTRONLAR NASIL IŞIK SAÇIYOR?

https://www.youtube.com/watch?v=N9nWdNadklE&feature=emb_title

KISIR DÖNGÜ

Bu durumu Heisenberg'in belirsizlik ilkesiyle tanımlıyoruz. Belirsizlik nedeniyle parçacıkların konumu ve hızını aynı anda yüzde 100 kesin olarak bilemiyoruz. Bu da kuantum dünyasında nesnel gerçeklik olmadığını gösteriyor.

Belirsizlik ilkesi, evrende nesnel gerçeklik yok diyen bilim insanları ve filozofların elini güçlendirdi. Onların öznel gerçeklik teorilerini destekledi. Bunu da İngilizce Eye of the Beholder olarak ifade edebiliriz; yani gerçek bakanın gözündedir.


Işığın polarizasyonu

OYSA NESNEL GERÇEKLİK ŞART

Bilim yapmak istiyorsak doğada nesnel gerçekliğin var olduğunu göstermek zorundayız. Dahası büyük ölçeklerdeki nesnel gerçekliğin, öznel gerçekliğe tabi olan belirsiz kuantum dünyasından nasıl türediğini göstermek zorundayız.

Sonuçta bilim aynı şartlar altında, aynı şekilde yapılan yüzlerce deneyin hep aynı sonucu vermesiyle ortaya çıkan objektif olgulara dayanır. Bir teorinin yanlış olup olmadığını deneylerle gösteririz. Öyle ki nesnel gerçeklik yoksa bilim de yoktur.

Ayrıca fizik yasalarının evrenin her yerinde ve her zaman geçerli olduğunu biliyoruz. Örneğin 10 milyar ışık yılı uzaktaki galaksilerin ışığı bize daha yeni ulaşıyor. Evrende ne kadar uzağa bakarsak o kadar eskiyi gördüğümüz için galaksileri de 10 milyar yıl önceki haliyle görüyoruz (bkz. Zaman kristalleri).

Böylece fizik yasalarının geçmişten günümüze değişmediğini biliyoruz. Olaya hangi açıdan bakarsak bakalım, nesnel gerçekliğin kuantum dünyasından nasıl türediğini göstermek fizikçiler için şart oluyor. Edinburgh Üniversitesi fizikçileri de Şubat 2019'da yaptıkları yeni kuantum deneyinde bu soruyu yanıtlamaya çalıştılar:



BİLİMSEL BEKA SORUNU

Aslında bu deney yaklaşık 50 yıllık bir fikrin ürünü: 1961 yılında, Nobel ödüllü fizikçi Eugene Wigner, nesnel gerçeklik sorusunu yanıtlayabilecek bir düşünce deneyi yaptı.

Bu deneye göre, farklı odalarda bulunan ve aynı parçacığa bakan iki gözlemci, o parçacıkla ilgili olarak birbirine zıt olan iki farklı gerçeklik yaşayacaktı.

2019 Şubatında, İngiltere'nin Edinburgh şehrindeki Heriot-Watt Üniversitesi'nden Massimiliano Proietti ve ekibi Wigner'in tasarladığı deneyi gerçekleştirdiler. Bu deneyde bir gözlemcinin ak dediğine öbürü kara diyordu. Sebebi ise kuantum fiziğinin en garip yanlarından biri olan süperpozisyon özelliğiydi.



SÜPERPOZİSYON NEDİR?

Kuantum ışınlama yazılarımda belirttiğim üzere, belirsizlik ilkesi çevreden tümüyle yalıtılan bir parçacığın, aynı anda iki kuantum durumunda birden olmasına izin veriyor. Bir elektronun aynı anda hem sağa hem de sola dönmesi gibi bir duruma süperpozisyon diyoruz.

Kuantum dünyası sağduyuya aykırı olduğu için süperpozisyona günlük hayattan örnekler veremeyiz. Ancak basit bir benzetme yapabiliriz: Diğer parçacıklardan izole edilmiş olan bir elektron, deyim yerindeyse henüz sağa veya sola dönme seçimi yapmamıştır. Bu yüzden de aynı anda iki yöne birden "döndüğü" bir potansiyel gerçeklik durumunda olacaktır.

Tabii kutuyu açıp elektrona bakarsanız süperpozisyon anında çöker ve fiili gerçekliğe dönüşür. Öyle ki baktığınız elektron ya sağa ya da sola dönüyor olacaktır. Kuantum fiziğine göre hem parçacık hem de dalga olan elektronun bu seçimi nasıl yaptığını bilmiyoruz; ama parçacık-dalga ikiliğinin bunda bir rol oynadığını düşünüyoruz.

KUANTUM GARİPLİKLERİ

Her durumda atomaltı dünyadaki belirsizlikten kaynaklanan öznel gerçeklik, gözle görülür dünyada nesnel gerçekliğe dönüşüyor. Kısacası küçük ölçeklerde öznel gerçeklik ve büyük ölçeklerde nesnel gerçeklik geçerli oluyor. Peki bilim tarihinde bunu ilk kez net olarak gösteren deneyi nasıl yaptık?


Fotonlar elektromanyetik kuvvetin taşıyıcısıdır ve polarizasyon elektrik alanı ile manyetik alan dalgalarının birbirine yaptığı açıyla tanımlanır.

FOTONLARI KULLANDIK

Fizik dünyasında bir parçacığı izole edip aynı anda iki farklı kuantum durumuna, süperpozisyona sokmanın çeşitli yolları var. Bunlardan biri de foton polarizasyonudur:

Foton parçacıkları ışığı oluşturuyor. Bunlar aynı zamanda elektromanyetik dalga; yani fotonun hareket yönünde (vektöründe) ilerleyen bir manyetik alan var ve vektörü dik kesen bir de elektrik alanı bulunuyor. Elektrik alanının açısını değiştirirseniz fotonu, yani ışığı polarize etmiş oluyorsunuz (Otomobillerin içini görmeyi engelleyen cam filmler de polarizasyondan yararlanıyor).

Tabii fotonların polarize olması için onlara eşlik eden elektrik alanının hareket yönünü dik kesmesi şart değil. Fotonların içinde bulunduğu manyetik alanda ve elektrik alanında meydana gelen salınımların (dalgalanmaların) birbirini farklı açılarda kesmesini sağlamanız yeterlidir.

DENEY HAZIRLIKLARI

Fizikçi Proietti ve ekibi bu prensibi kullanarak fotonları polarize etti. Ardından polarize fotonları ortamdan tümüyle yalıttı. Böylece fotonlar süperpoze oldu. Hatta fotonların gerçekten süperpoze olup olmadığını da basit bir girişim deneyi ile test edip onayladı. Bilim insanları deneyi bu şekilde kurguladıktan sonra, kuantum dünyasında nesnel gerçeklik olmadığını göstermek için harekete geçti:



VE ZIT SONUÇLAR ELDE ETTİLER

Fotonlar üzerinde hiçbir şekilde ölçüm yapmayan fizikçi Proietti açısından, bunlar süperpoze polarizasyon halinde bulunuyordu. Oysa diğer odadaki bir arkadaşı o fotonları ölçerek tek bir gerçek polarizasyon durumunu seçmelerini sağlamıştı! Hatta Proietti'ye fotonları ölçtüğünü de söyledi.

Sadece fotonların polarizasyon değerini söylemedi. Biz de bu bağlamda fotonların birbiriyle dolanık olduğuna dikkat edelim: Dolanık fotonlardan birini ölçerseniz diğerleri de aynı değeri alacak ve bu da öznel gerçeklik deneyini bozacaktır.

Sonuç olarak iki fizikçi, aynı fotonlar hakkında birbiriyle çelişen iki eşzamanlı gözlem yapmış oldular: Birine göre fotonlar belirli bir şekilde polarize iken diğerine göre süperpozisyon halindeydi.


Bilimde yeni bir olayı tüm açılardan göremediğiniz zaman sadece gördüğünüz kadarıyla yorumlayarak formüle edebilirsiniz. Tıpkı görme engelli insanların bir fili dokundukları kadarıyla kavrayabilmesi gibi… Bu bağlamda birbiriyle bağdaşmayan görelilik teorisi ile kuantum fiziği aynı fiziksel gerçekliğin iki ayrı yüzü olabilir.

PEKİ BU NE DEMEK?

Bu, evrende ışıktan hızlı iletişim mümkün değil demek (Solucandelikleriyle ışıktan hızlı iletişim teorileri için bkz. Kuantum tünelleme). Evet, önceki kuantum bilgisayar yazısında anlattığım gibi, uzay-zamanda yol almadan gerçekleşen anlık kuantum etkileşimleri var.

Ancak, ışıktan hızlı iletişim yok; çünkü ışık hızı neden-sonuç ilişkisinin hızıdır. Işıktan hızlı iletişimde sonuçlar nedenlerden önce gelir: Siz masa lambasını yakmadan önce, lambanın SİZ yaktığınız için yanması gibi paradokslar ortaya çıkar.

ÖYLEYSE NESNEL GERÇEKLİK YOK MU?

Yeni deney kuantum dünyasında nesnel gerçeklik olmadığını gösteriyor. Gerçek bakanın gözündedir. Elbette gözlemcinin insan olması şart değil diyebiliriz. Fotonlarla etkileşime giren bir detektör de teknik olarak bir gözlemcidir deriz. Bu ayrımı yapmak felsefede öznel gerçeklik akımı ile öznel idealizm arasındaki sınırı çizer.

Nitekim kuantum dünyasını farklı yorumlayan iki grup filozof var: Birinci grup küçük ölçeklerde öznel gerçekliği ve büyük ölçeklerde nesnel gerçekliği savunuyor. Diğer grup ise gerçekliği sadece insan beyni, yani bilinçli gözlemciler yaratır diyor.

Felsefede bu uç görüşe öznel idealizm diyoruz ve ben de bunu ayrı bir yazıda, kuantum bellek silme deneyleriyle birlikte anlatacağım. Ancak, gözden kaçan bir nokta var:

Her ne kadar Einstein'ın klasik fiziğe ve kesin gerçeklere dayanan objektif görelilik teorisini, kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesiyle bağdaştırmak mümkün olmasa da bu iki teori bir açıdan birbiriyle uyuşuyor!


Yeni kuantum deneyinde bir fizikçi fotonları süperpoze polarizasyonlarda görürken, diğer fizikçi tek bir polarizasyon durumunda gördü. Böylece iki gözlemci, aynı fotonlarla ilgili birbiriyle çelişen iki ayrı gerçeklik yaşamış oldular. Demek ki kuantum dünyasında nesnel gerçeklik değil de öznel gerçeklik geçerli.

BUNU AÇIKLAYALIM

Einstein'ın görelilik teorisi ne diyor? Evrende mutlak uzay ve zaman yoktur. Zaman yerel bir değişkendir.

Örneğin, ışık hızına yaklaşan bir gemiye Dünya gezegeninden bakarsanız o gemide zaman size göre çok yavaş geçer. Öte yandan, gemiden bakarsanız Dünya'da zaman çok hızlı geçer. Dahası hem gemidekiler hem de Dünyadakiler için kendi zamanı normal hızda akar!

Bu durumda zaman evrenseldir ama mutlak değildir. Zaman yerel olarak değişken bir olgudur. Öte yandan, kuantum fiziği yerel olmayan bir olgudur. Kuantum dünyasındaki dolanıklık, süperpozisyon ve belirsizlik özellikleri bunu bize gösteriyor.

Buna karşın yukarıdaki deneyi anlamak için yerel olmama durumunu ve bunun göreliliğe ne açıdan benzediğini anlatmamız gerekiyor. Biz de işe kuantum fiziğinin klasik fizik bileşeni olan kuantum alanlarıyla başlayalım. Kuantum alanları modern kuantum fiziğinin temelidir.

ENERJİ ALANLARI

Kuantum dünyasında bütün parçacıkların kendine eşlik eden bir enerji alanı bulunuyor. Örneğin elektron alanı, foton alanı, kuark alanı vb. var. Enerji alanları ise bölünmez bir bütün olup bütün uzayı kaplıyor. Bu da kuantum dünyasındaki etkileşimlerin yerel olmadığı anlamına geliyor; yani kuantum etkileşimlerini sadece yerel parametrelerle belirleyemeyiz. Alanları da hesaba katmalıyız.

KUANTUM DOLANIKLIK

Aynı sebeple, birbirine dolanık olan iki fotondan birinin kuantum durumunu değiştirseniz diğer fotonun durumu da anında değişecektir. Klasik fizikle tanımlanan kuantum alanlarının tüm uzayı kaplaması nedeniyle, bu etkileşim uzay ve zamanda hiç yol almadan anında gerçekleşiyor.

Dolayısıyla ışık hızı sınırını da aşmıyor: Sonuçta hız, uzaklığın zamana bölümüne eşittir ve ışık hızı da ışığın birim zamanda aldığı yoldur. Anlık etki bir saniye bile geçmeden gerçekleşiyorsa zaman söz konusu değildir ve bu durumda hız da geçersizdir.

Aslında anlık etkinin gerçekten anlık olup olmadığını bilmiyoruz; ama yeni deneylerde ışıktan en az binlerce kat hızlı etki ettiğini saptadık. Bu da hiçbir şeyin ışıktan hızlı gidemeyeceği kuralına ve mantığa aykırı olduğu için dolanıklık etkisinin anlık olduğunu düşünüyoruz.

Einstein'ın yerçekimini tanımlayan görelilik teorisi ile atom dünyasını tanımlayan kuantum fiziğini birleştiremediğimiz için elimizde daha iyi bir açıklama bulunmuyor. Yine de bu açıklama kuantum fiziği ile görelilik arasındaki benzerliği göstermemiz için yeterli.

ÖYLEYSE GÖSTERELİM!

Kuantum fiziğindeki yerel olmama ve belirsizlik özellikleri, dolayısıyla da buna ilişkin olan dolanıklık ve süperpozisyon özelliği hep kuantum alanlarından türüyor. Bunlar görelilik teorisinde kullanılan yerçekimi alanı gibi klasik fizik enerji alanlarıdır.

Nitekim görelilik teorisinde zamanın akışını uzayın şekli belirliyor: Kütleli cisimler uzayı büküyor ve ışığın uzayda aldığı yolu uzatıyor. Öyle ki yerçekimi ne kadar güçlüyse uzayı o kadar sert büküyor ve ışığın yolunu o kadar uzatıyor. Işığın yolu ne kadar uzarsa zaman da o kadar yavaşlıyor!

Fizikçiler kuantum fiziği ile görelilik arasındaki bu dolaylı ipucundan yola çıkarak zamanın göreli olması özelliğini de (açıkçası kime göre, neye göre?) öznel gerçekliğe bağlıyor. İşte görelilik ile kuantum fiziği arasındaki ilişki budur!

Daha net bir ifadeyle: Hem yerçekimini sadece gözle görülür büyük ölçeklerde tanımlayan görelilik teorisinde öznel gerçeklik bulunuyor, hem de belirsizliğe tabi atomaltı dünyayı tanımlayan küçük ölçekli kuantum fiziğinde öznel gerçeklik bulunuyor



HER ŞEYİN TEORİSİ

Size bunu anlatmamın tek nedeni nesnel gerçeklik deneyleri değil. Bilim insanları aynı zamanda tüm evreni açıklayan her şeyin teorisini geliştirmeye çalışıyor. Buna rağmen görelilik ve kuantum fiziğini tek denklemde birleştiremediler.

Ancak bu benzerlik, iki teoriyi birleştiremesek bile, bunların tanımladığı olguları daha kapsamlı ve daha genel bir fizik teorisi ile açıklamamıza izin verebilir. Kısacası görelilik ile kuantum fiziği arasındaki öznel gerçeklik benzerliği, her şeyin teorisini geliştirmemiz için bir ipucu olabilir (Buna en popüler aday olarak bkz. Sicim teorisi).

OYSA BİR SORUN DAHA VAR

Maalesef yeni kuantum deneyini yapıp basitçe bu işin içinden çıkamıyoruz. Mesela "Tamam, kuantum dünyasında öznel gerçeklik var, çıplak gözle görülecek kadar büyük dünyada ise nesnel gerçeklik var. Haydi dağılın" diyemiyoruz; çünkü kuantum dünyası büyük ölçekli dünyayı da etkiliyor.

Bunu bize kuantum ışınlama deneyleri gösteriyor ve biz bu deneyleri tam 20 yıldır yapıyoruz. Peki kuantum ışınlama küçük ölçeklerdeki öznel gerçekliğin, büyük ölçekteki nesnel gerçekliğe nasıl dönüştüğünü bize gösterebilir mi?

Bu hem filozofların hem de bilim insanlarının merak ettiği bir konu. Ayrıca kuantum bilgisayar ve kuantum internet teknolojilerini geliştirmek için de gerekli. Nasıl derseniz bunu makroskobik kuantum ışınlama deneyleri ile görelim:

GAZLARI DONDURMAK

Bilim insanları zamanı tersine çevirdi yazımı okuyanlar, kuantum ışınlamanın sadece birkaç parçacık ile yapıldığını düşünebilirler. Belirsizlik ilkesinin ise çok sayıda atomun ışınlanmasına engel olacağını varsayabilirler. Oysa biz gözle görülecek kadar büyük bir gaz bulutunu bile ışınlayabiliyoruz:

Bunun için gazları mutlak sıfıra kadar soğutarak içindeki binlerce atomu toplu halde dolanıklığa sokuyoruz. Böylece kuantum belirsizliği gözle görülür dünyada bile gösterebiliyoruz.

Ancak, bu asla yaşadığımız dünyadaki nesnel gerçekliği ortadan kaldırmaz; çünkü kuantum fiziğindeki belirsizlikten çıkan ve atomların rastgele titreşmesini tanımlayan termodinamik yasaları özünde istatistik yasalarıdır. Öyleyse belirsizlik ilkesine bağlı etkileşimler de istatistiksel etkileşimlerdir.

İşte bu kurallar kuantum dünyasından gözle görülür dünyaya nasıl geçiş yaptığımızı gösteren ipuçları taşıyor. Henüz iki dünya arasında nasıl bir geçiş olduğunu bilmiyoruz; ama nesnel gerçeklik var mı sorusunu yanıtlamak için bu ilişkiye de dikkat etmemiz gerekiyor:

ÖZNEL VE NESNEL GERÇEKLİK İLİŞKİSİ

İstatistiksel olarak evrende büyük cisimlerin klasik fiziğe göre davranma şansı, kuantum fiziğine göre davranma olasılığından çok daha yüksektir. Özetle trilyon kere trilyon atom içeren insan vücudu gibi büyük cisimlerin dolanıklığa ve süperpozisyona sokulması çok zordur (Belirsizliğe dayalı rastgele etkileşimler buna engel oluyor).

Zaten termodinamik yasalarına göre enerjinin tamamını asla yararlı işe dönüştüremeyiz. Bu yüzden bütün evreni dolanıklığa sokmamız imkansızdır. Bunun için evrenin dışında yaşayan süper güçlü varlıklar olmamız ve bütün evreni tek bir atom gibi kontrol etmemiz gerekir. (Bkz. Evren bir simülasyon mu?)

Bu nedenle nesnel gerçekliğin büyük ölçeklerde geçerli olması sadece bir temenni değil, belki de bizzat determinist klasik fiziğe bağlı olan şu ünlü kuantum alanlarından türeyen bir zorunluluktur. Öte yandan, determinist termodinamik yasalarının da belirsizlik ilkesinden türediğine dikkat edelim.

Öyle ki bizzat belirsizlik ilkesi, belirsizliğin dengesiz ve kısa ömürlü olmasına yol açıyor. Bu nedenle de büyük cisimleri oluşturan çok sayıda atomu kalıcı olarak etkilemesini önlüyor.


Determinist kaostan türeyen fraktal geometride, aynı şekiller sonsuza dek tekrarlanarak görünüşte çok karmaşık; ama özünde basit kurallardan oluşan objeler yaratır. Determinist kaosta belirlenemezlik vardır, yani bir sistemi sonlu zamanda tümüyle bilemezsiniz. Ancak prensipte bilebilirsiniz. Kuantum fiziğinde ise belirsizlik temeldir. Rastgele kuantum salınımları yüzünden, şeyleri sonsuz zaman da geçse asla tam olarak bilemezsiniz. Daha doğrusu bir sistemin içerebileceği bilgi miktarı sonlu ve sınırladır. Bu veriyi de tümüyle bilebilirsiniz ama bu, evrendeki bütün etkileşimleri, yani bunların rastlantısal olan kısmını bilmenize yetmez.

DETERMİNİST KAOS BAĞLANTISI

Matematikte klasik fiziğin temeli olan determinist kaos teorisi vardır. Fraktal geometri de bu teoriden türüyor. Determinist kaos karmaşık bir sistemin geleceğini tümüyle bilemeyeceğimizi; çünkü bunu bilmek için gereken enformasyonu sistemden sonlu ve makul zamanda çekemeyeceğimizi söylüyor. Buna belirlenemezlik ilkesi diyoruz.

Oysa kuantum fiziğindeki belirsizlik ilkesi rastlantısallığın, doğanın temel ve ayrılmaz bir özelliği olduğunu gösteriyor. Öyle ki karmaşık bir sistem hakkındaki bütün bilgiye sahip olsak bile, atomlar bir ölçekte rastgele ve öngörülemez olarak hareket edecektir.

Bu durumda şans olgusu veya kelebek etkisi dediğimiz şeyin de atomların belirsizlik nedeniyle rastgele titreşmesi ve öngörülemez hareketler yapmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Nitekim kuantum fiziği bize doğayla ilgili bütün olasılıkları veriyor; ama bunların hangisinin gerçekleşeceğini söylemiyor. Ancak, olasılık dağılımını yüzde 100 kesin olarak, yani determinist olarak belirliyor. Sonuç olarak öznel gerçeklik ile nesnel gerçeklik arasında GERÇEK bir ilişki bulunuyor.

TOPARLARSAK

Doğanın kuantum fiziğinden klasik fiziğe nasıl geçtiğini bilmiyoruz; ama nesnel gerçekliğe geçiş yaptığını biliyoruz. Bu da büyük olasılıkla kuantum fiziğinin yanlış değil ama eksik olduğunu gösteriyor. Bu durumda kuantum fiziğini içine alan yeni ve daha kapsamlı bir teoriye ihtiyacımız bulunuyor.

Peki kuantum dünyasında öznel gerçeklikten kaynaklanan bir belirsizlik ve asla tümüyle öngörülemeyecek olan rastlantısallık varsa özgür irade bir yanılsama olabilir mi? Fizik kuralları insanların kendi iradesiyle özgür seçimler yapmasını önlüyor mu?

Onu da Bilinç maddenin fiziksel bir hali mi ve bilinç, bilinçsiz beynin bir ürünü mü yazılarında okuyabilirsiniz. Keyifli haftalarınız olsun.

BELİRSİZLİK İLKESİ

https://m.youtube.com/watch?v=TQKELOE9eY4&feature=emb_title

https://khosann.com/kuantum-deneyi-nesnel-gerceklik-yok-dedi/

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."
Foucault
Go to Top of Page

Dionysos


347 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/11/2019 :  19:55:22  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Celseler de sorsalar mesela Ark eğilse buna keşke.
Dünyadaki bilim felsefe algısını kımıldatabilecek mi ve etkileyebilecek mi? Aslında bin yıllık tartışmaya bir nokta koyuyor gibi ve bence tüm felsefe bilüm tarihi için uç bir haber. Yani yani yanlış anlamıyorsam insan uyuyor. Sanki bana göre bu haber günlerce TV ler de dolaşmalı tartışılmalı idi ya da bilim felsefe dünyasını tartışmaya ve etkinliğe itmeli idi. Bunu bir algı uyuşukluğu ve geriden gelme ya da bir yol göstermeye birilerinin yorumuna ihtiyaç hatta bu haberin ne demek olduğunu birilerimizin hatırlatması ihtiyacı gibi anlıyorum.

"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."
Foucault
Go to Top of Page

Le Cocktail


3 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/06/2020 :  00:41:58  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Çok güzel bir paylaşım olmuş. Yıllardır bu konuyu özgür irade bağlamında araştırırım bu kadar güzel bir yazıya rast gelmemiştim. "Peki kuantum dünyasında öznel gerçeklikten kaynaklanan bir belirsizlik ve asla tümüyle öngörülemeyecek olan rastlantısallık varsa özgür irade bir yanılsama olabilir mi?" Bu soru için yazma gereği hissettim. Bana göre tam tersi. Kuantum bütün fizik bilgilerimiz içinde bence özgür iradeye ihtimal veren tek bilgidir. Klasik fizik neden sonuçlara dayalı, dolayısıyla deterministik yapıdadır ve seçim hakkını irade hürriyetini içinde barındırmaz. Ama kuantum ile kişilerin tercih hakkının olabileceğine yönelik çözümlenmesi gereken bir boşluk oluşmuştur.
Go to Top of Page

Tgur


1335 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/06/2020 :  08:19:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Aramıza hoş geldin Le Cocktail ,

"Klasik fizik neden sonuçlara dayalı, dolayısıyla deterministik yapıdadır ve seçim hakkını irade hürriyetini içinde barındırmaz. Ama kuantum ile kişilerin tercih hakkının olabileceğine yönelik çözümlenmesi gereken bir boşluk oluşmuştur."

Çok yerinde bir yorum ,insanlık klasik yani determinist fizik kurallarına bağlı algıdan kurtulamadığından özgür irade denilen ve benim düşüncenin sınırsızlığı ile anlatmaya çalıştığım serbest ve hür algı moduna geçememekte olanları klasik bazda yorum kıskacı içinde kalmakta ve metafiziği kolay kabul edememekte,dışlamaktadır,

Bütün problemin özü bu ,

27.02.2016
Şu söze bakalım Clemente Fransesco dan
"Zeka hayat rolünü oynama becerisidir"
Buna bir ilavesi var zihni çalıştıran,
"Beceridir fakat role inanmadan"

İnanmadan uygulama nasıl olur
Hani her zaman dilimizde ,gerçek budur
Oysa gerçeğin göreceli olduğuna inanan
Olur yaşamın bir rol olduğunu anlayan.

Go to Top of Page

Tgur


1335 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/06/2020 :  08:32:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Ve ilaveten dayanamayıp yeni hazırlamakta olduğum "farkındalığa devam"yazımdan şu yorum ve Kasyopya alıntısını aktarıyorum ve PLE-RA-KASYOPYA gurubu olarak ısrarla tavsiye ettiğimiz bilgilerin bahsi geçen deterministik anlayışın kırılacağı gerçek ip uçları ile dolu olduğunu yeni dostlara tekrar hatırlatıyorum,

-----------------------------------------
İşte düşünce üstüne çıkmak şeklinde alışılmış kalıpların da hüküm sürdüğü kavramların olabileceği inancının bir şekilde tarifi, olan şeyi dünya illüzyon kısıtlamaları ile değerlendirmeye çalışan bilinç yorumlarında yaya kalabilir ve tarif edilemez neticelere uğrar "flıght 19" olayında olduğu gibi ,uçakların enkazlarının araştırılmalar hakkında akıl almaz neticeler doğuran bilgiler ve sonucu bir yerlere bağlayamama durumu ortaya çıkmıştı, çok ilginç olduğu için buraya alıyorum,

-------------------------------------------------------------
C: Şimdi Flight 19 hakkında biraz daha bilgi. Birkaç yıl önce bir grup araştırmacı o uçakları bulduklarını iddia etmişlerdi ve sonra da iddialarını geri çekmişlerdi, hatırlıyor musunuz?
S:(L) Evet. [Herkes katılıyor.]
C: Bu sizce ilginç geldi mi?
S:(S) Evet, çünkü buldukları uçaklar kayıp olduğu bildirilen uçaklar değildi. (T) Evet. (L) Bunda ilginç olan nedir? (J) Neden iddialarını geri çektiler? (S) Buldukları uçaklar neydi?
C: Evet, olayın ayrıntılarını ve araştırma grubun üç üyesinin nasıl bir psikiyatrik yardıma ihtiyaç duyduğunu bilseydiniz...
S:(L) Anlatın!
C: Sabır, anlatıyoruz ama kavrayabilmeniz için yavaş olmamız gerekiyor.
S:(T) Araştırma grubundan üç kişi psikiyatrik yardıma muhtaç hale mi geldi?
C: Buldukları şey, tanıma uyan beş uçaktı ve okyanusun dibinde mükemmel geometrik bir şekilde "dizilmişlerdi" ama seri numaraları uyuşmuyordu.
S:(L) Uçakların geometrik dizilimi önemli mi?
C: Şimdi, ilk gizem: beş Avenger uçağının kaybolmasına dair başka bir olay yoktu. İkincisi: Uçakların iki tanesinde, üzerinde numaraların bulunması gereken panellerde "hiyeroglifler" vardı ve paneller tuhaf bir ışık yayıyordu. Üçüncüsü: Uçaklardan birini yukarı çıkarmaya çalışırken, halata bağlı olan bu uçak gözden kayboldu, sonra tekrar göründü, sonra tekrar kayboldu ve sonra tekrar göründü ve sonunda halattan kurtularak tekrar dibe düştü. Dördüncüsü: Keşif dalgıçlarından üçü, dipteki uçaklardan birinin içinde geçici olarak 2. Dünya Savaşı'ndan canlı insan görüntüleri gördüler ve bunu kamerayla kaydettiler. Son olarak: O zamandan beri uçaklardan üçü kayboldu. Tabii ki tüm bunlar bir sır olarak saklanıyor!
S:(S) Acaba o uçaklar nereden geldi? (L) Evet!
C: Paralel gerçeklik. Gördüğünüz gibi, birşey başka bir gerçekliğe geçtiği zaman, "düşünce düzlemi" diyebileceğimiz bir duruma girmektedir ve o gerçeklik yanlış algılandığı sürece pencere açık kalmakta ve her tür olasılıkla ilgili algılar geçici olarak somut gerçeğe dönüşmektedir; çünkü düşünce düzlemi maddesi her zaman akışkandır.
S:(L) Yani gördükleri şey, paralel bir gerçeklikten bir pencere aracılığıyla bizim gerçekliğimize giren bir "Flight 19" muydu?
C: Yakın.
S:(L) Bu, bizim "Flight 19"u kaybetmemizle ilişkili miydi? Gerçeklikler arasında bir değişdokuş mu oldu? C: Gerçekliği etkileyen şey düşünce kalıplarıdır. O pencere açıldığında, geçici olmakla birlikte tüm düşünceler fiziksel gerçeklik haline gelebilir.
S:(L) Yani orada o dalgıçların ve araştırmacıların düşünceleri fiziksel gerçeğe mi dönüştü?
C: Ve diğer herkesin.
S:(T) Araştırmadaki herkesin mi?
C: Gezegendeki herkesin.
S:(T) Araştırmacıların o uçakları bulacağına inanmayanların düşünceleri bile mi?
C: Evet. Araştırmacılar bulmayı umdukları şeyi buldular, ama herkes haberi duyduğunda, ortaya çıkan hakim düşünce kalıbına göre başka şeyler meydana gelmeye başladı.
S:(L) Yani biri bulunan şeyin Flight 19 olduğuna inandığında göründü ve biri inanmadığında da kayboldu, öyle mi?
C: Evet.
S:(J) Aman tanrım! (T) Ben habere inanmamıştım... (L) Demek haklı çıktık! (F) Zavallı üç adamı hastanelik ettik. (T) Uçakların görünmesinin nedeni... (L) Hayır, sanırım araştırmacılar o uçakları aramaya gittiler ve orada bir pencere olduğu için... (T) ...uçaklar tam görmeyi bekledikleri biçimde karşılarına çıktı...Normalde o şekilde dibe inmiş olamazlardı. Araştırmacılar bundan birşeyler anlamalıydılar. O uçakların dipte düzgün bir dizilimde bulunduğuna dair haberi duyduğumda bu kafamı karıştırmıştı. (F) Birşey dibe batsa bile o şekilde inip sıralanmış olamaz. (T) Kayıtları araştırmaya başladıklarında sahil boyunca şimdiye kadar o uçaklardan 200 tanesinin düştüğünü öğrenmişler. O uçaklardan birini bulduğunu iddia eden bir adam vardı. Ama bulduğu şey Flight 19'daki uçaklardan biri değildi. Bir mekiğin parçalarıydı.... (L) Bu bana Challenger kazasını hatırlattı. Suya çarptıklarında astronotlar hala hayatta mıydı ve çarpmadan sonra herhangi bir süre boyunca hayatta kaldılar mı?
C: Dördü hayattaydı ama suya çarpma anında öldüler.
S:(L) Bermuda Üçgeni'yle işimiz bitti mi? (T) Bir sorum var. Flight 19'u aramaya giden PBA uçağına ne oldu?
C: Hala Avenger'leri bulmaya çalışıyor.
S:(T) Flight 19'la aynı paralel gerçeklikte mi?
C: Evet.
S:(T) Onları bulacak mı?
C: ?
S:(L) Flight 19'un mürettebatının algısıyla, aradan ne kadar süre geçti?
C: Hiç.
S:(J) Yani hiçbir fikirleri yok. (S) Merak ediyorum, acaba bizim zamanımıza mı dönecekler, yoksa kendi zamanlarına mı dönecekler?
C: Sizin algınız.


Go to Top of Page

bozadi


10125 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/06/2020 :  11:16:23  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Le Cocktail

Çok güzel bir paylaşım olmuş. Yıllardır bu konuyu özgür irade bağlamında araştırırım bu kadar güzel bir yazıya rast gelmemiştim. "Peki kuantum dünyasında öznel gerçeklikten kaynaklanan bir belirsizlik ve asla tümüyle öngörülemeyecek olan rastlantısallık varsa özgür irade bir yanılsama olabilir mi?" Bu soru için yazma gereği hissettim. Bana göre tam tersi. Kuantum bütün fizik bilgilerimiz içinde bence özgür iradeye ihtimal veren tek bilgidir. Klasik fizik neden sonuçlara dayalı, dolayısıyla deterministik yapıdadır ve seçim hakkını irade hürriyetini içinde barındırmaz. Ama kuantum ile kişilerin tercih hakkının olabileceğine yönelik çözümlenmesi gereken bir boşluk oluşmuştur.
Foruma hoşgeldin Le Cocktail

Kuantum fiziğinin klasik fiziğe göre özgür irade kavramına çok daha fazla imkan / anlam tanıdığı görüşünü ilginç ve değerli buluyorum.

Tgur'un celselerden değişken gerçeklik veya düşünce boyutu alıntısı çok vurucu.

Bu başlığı açan Dionysos arkadaşımızın da sorduğunu tahmin ettiğim, "Madem herşey bu kadar subjektif, öyleyse evrende/varoluşta objektif bir gerçeklik yok mu? Varoluş tamamen subjektif mi?" sorusu çok ilginç. Bunun basitçe "evet" veya "hayır" ile cevaplanabilecek bir soru olmayabileceğini düşünüyorum. Mutlak gerçeklikte deneyim yok, İlüzyonda ise mutlak gerçeklik yok gibi bir durum var belki de. Ama ikisi yin-yang gibi içiçe anladığım kadarıyla. Mutlak Gerçek ile İlüzyon arasındaki ilişkiyi Güneş ile Güneş Sistemi (gezegenler vs.) arasındaki ilişkiye benzetiyorum.

İlüzyon dediğimiz şey Mutlak Gerçekten türeyen birşey. Ateşin ışığı gibi birşey sanırım. Dolayısıyla aralarındaki doğrudan ilişki, hatta özdeşlik var.

Kuantumsal subjektiflik, Ra'nın "Karışıklık yasası" ve/veya "özgür irade" diye vurguladığı şeyle yakından bağlantılı sanırım, ki bu LC arkadaşımızın söylediği şeyi de doğruluyor gibi görünüyor. Ama subjektiflik var demek objektiflik yok demek olmuyor muhtemelen. Eğer objektiflik/sabitlikler/değişmez bazı temel olgular veya yasalar olmasaydı, incelenebilir, bilinebilir, keşfedilebilir, paylaşılabilir şeyler de olmazdı. Burada bu konu veya konular üzerinde tartışıyor olamazdık. Hiçbir şeyin istikrarı, devamlılığı olamazdı. Evet, bir yandan da hayatta herşey, kısavadede değilse bile uzunvadede mutlaka değişiyor, dönüşüyor ama bu durum da objektiflik diye birşey olmadığı anlamına gelmiyor sanırım.



Go to Top of Page

fidelista


383 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/06/2020 :  01:03:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ben O'yum kitabını tekrar okuyorum orada üstat gerçeklik algısının beynimizin ürettiğini,sanal bir evrende yaşadığımızı ima ediyor ve öz varlığımızdan geri kalan her şeyin aslında yalan (geçici bir görüntü) olduğunu söylüyor,kadim öğretilerde bu sıklıkla görülüyor.Evreni zıhnimizin içinde subjektif olarak yaşayıp algılıyoruz bunu bazı uç kişileri gözlemlerken hissedebiliyorsunuz,onlarda bu durum sırıtyor hayal aleminde yaşadığını algılıyorsun o kişinin ,bizim daha ötemizde bilinçleniş bir kişide bizim yaşadığımız hayal alemini görüyor ,öz varlığımızı tam olarak bilmeden bunu tam olarak analayamayacağız anladığım kadarıyla.














Go to Top of Page

bozadi


10125 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/06/2020 :  12:52:55  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Ben O'yum kitabını tekrar okuyorum orada üstat gerçeklik algısının beynimizin ürettiğini,sanal bir evrende yaşadığımızı ima ediyor ve öz varlığımızdan geri kalan her şeyin aslında yalan (geçici bir görüntü) olduğunu söylüyor,kadim öğretilerde bu sıklıkla görülüyor.Evreni zıhnimizin içinde subjektif olarak yaşayıp algılıyoruz bunu bazı uç kişileri gözlemlerken hissedebiliyorsunuz,onlarda bu durum sırıtyor hayal aleminde yaşadığını algılıyorsun o kişinin ,bizim daha ötemizde bilinçleniş bir kişide bizim yaşadığımız hayal alemini görüyor ,öz varlığımızı tam olarak bilmeden bunu tam olarak analayamayacağız anladığım kadarıyla.
K'lar da aynı şeyi söylüyor. Sadece 7. yoğunluğun mutlak gerçeklik olduğunu, diğer tüm yoğunlukların bir şekilde "ilüzyon" realitesini oluşturduğunu söylüyorlar.

Ama bir yandan da tüm yoğunlukların 7. yoğunluk çıkışlı olduğunu, ondan türediğini ve onun yasalarına tabi olduğunu söylüyorlar. Tabi bir "şahsın" keyfi yasalarından bahsetmiyoruz, varoluşun en doğal, kendiliğinden işleyen yasalarından bahsediyoruz. İşte o doğal yasalar gayet objektif, somut ve ebedi. Esnemeler, istisnalar her zaman oluyor bunlar kaideyi ortadan kaldırmıyor, aksine doğruluyor.

İyilik dediğimiz şey, özü itibariyle varoluşun o doğal yasalarına uygunluktan başka birşey değil aslında. Örneğin birlik, bütünlük, dayanışma, eşitlik, kardeşlik dediğimiz şey, herşeyin birliği gerçeğinin/yasasının keşfinden ve kullanımından başka birşey değil. KH'nin egemen olduğu bir ilüzyon realitesinin ortasında bile, varoluşun temel yasaları her zaman işleyiş halinde.

Maharaj'a çok büyük hayranlık ve saygı duyuyorum, onun anlattıklarından çok yararlandım ve yararlanmaya devam ediyorum, edeceğim inşallah.

Yalnız, "Ben O'yum" kitabında üstadın anlattıkları arasında çok sayıda çelişkili hususlar da dikkati çekiyor. O kitap, Maharaj'ın doğrudan kendisinin yazdığı bir kitap değil. Onun batılı takipçilerinden birinin, Maho'nun çeşitli zamanlarda çeşitli katılımcı/soruculara verdiği cevapları kaydederek belirli bir düzenlemeyle kitaplaştırmasından oluşmuş. Bunun ne kadar etkisi var bilmiyorum ama Maharaj'ın farklı bilinç düzeyindeki soruculara hitap eden cevapları, bazen kendi arasında çelişkili görünebiliyor sanırım. Yani belki özünde aynı şeyi anlatıyor ama alıcının bilinci neyi nasıl anlayacaksa, sanki Maharaj ona göre cevaplarını, örneklerini biraz şekillendiriyor, eğip bükebiliyor belki de.

Benim en dikkatimi çeken, bana çelişkili gibi görünen hususlardan biri üstadın "Tanrı" hakkındaki bazı beyanları. Bir diğeri ise "reenkarnasyon" konusuyla ilgili bazı beyanları. Tüm varlıkların Tanrı'nın kendisi olduğunu söylüyor (kum taneleri bile Tanrı...), bu zaten malum açıklama (herşey tanrıdır). Ama şöyle kafa karıştırıcı beyanlar da var:

Eklenti:


Soran: Tanrı'nın gücü olmadıkça hiçbir şey yapılamaz. O ol masa, siz bile burada oturup bizimle konuşuyor olamazdınız.

MAHARAJ: Hepsi O'nun işidir, kuşku yok. Ben bir şey istemediğime göre, bundan bana ne? Tanrı bana ne verebilir ve benden ne alabilir? Benim olan benimdir, hatta Tanrı yokken bile benimdi. Kuşkusuz, "Ben-im" duygusu, olma durumu, o çok küçücük bir şey, bir ufacık noktadır. İşte bu benim kendi yerimdir, onu bana kimse vermedi. Dünya benimdir; onun üs tünde yetişenler ise Tanrı'nın.

S: Tanrı dünyayı sizden mi kiraladı?

M: Tanrı kendini bana adamıştır ve bütün bunları benim için yapmıştır.

S: Sizden ayrı bir Tanrı yok mudur?

M: Nasıl olabilir? Kök "Ben-im", Tanrı ağaçtır. Kime ve ne için tapmam gerekiyor?

Koyu ile işaretlediğim yeri kafa karıştırıcı buluyorum. Belki de insanların (belki Hinduların) uydurduğu Tanrı kavramının sahteliğine de vurgu yapıyor olabilir gerçi burada.

Bi de şöyle bişi var örneğin:
Eklenti:

M: Ben bir ressamın bir resim yaptığını görüyorum. Ben resme dünya diyorum, ressama da Tanrı. Ben ikisi de değilim.

Bunun gibi çok çeşitli kafa karıştırıcı (en azından bana göre) hususlar var ama bunların ille de Maharaj'ın bir çelişkisi olduğunu düşünmüyorum. Benim öğrenmem, keşfetmem gereken şeyler olduğunu düşünüyorum. Ama yine de Maharaj'ın kendisi kendi felsefesini kendi eliyle kitaba dökmüş olsaydı, bu gibi çelişkili görünümlere neden olmazdı gibi geliyor bana. Gerekli açıklamalar, çözümler mevcut kitabın içinde var bir şekilde ama hazır, hızlı bir şekilde izlenim edinmeye çalışan biri için çok çelişkili, saçma, aptalca görünebilir bazı bakımlardan.

Ölüm ve reenkarnasyon konusunda ise, bazı açıklamalarında adeta reenkarnasyon diye birşey olmadığını ima ediyor gibi görünüyor.

Eklenti:

Tekrar doğuş yeniden bedene giren bir benliği öngörür. Böyle bir şey yoktur.



Bir diğer vurucu açıklama:

Eklenti:

Geçmişte doyurulmamış arzuların anısı enerjileri yakalar ve kendisini bir kişi olarak tezahür ettirir. Bu enerji şarjı tükendiğinde, kişi ölür. Yerine getirilememiş arzular bir sonraki doğuma aktarılır. Beden ile özdeşleşme daima yeni, taze arzular yaratır ve bunların sonu gelmez, ta ki bağımlılık mekanizması açıkça görülünceye kadar. Özgürleştirecek olan açık ve berrak görüştür, çünkü arzunun neden ve sonuçları açıkça görülmedikçe onu terk edemezsiniz. Ben aynı kişi tekrar doğar demiyorum. O temelli olarak ölür. Fakat onun anılarıyla birlikte, bu anıların içerdiği arzular ve korkular kalır. Bunlar yeni bir kişilik için enerji sağlarlar. Gerçek olan, bu işte rol almaz, fakat ona ışık vermek suretiyle bunu mümkün kılar.

Maharaj enkarnasyonlar sürecinde aynı kalan bir "benlik/kişi/varlık" olmadığını ima ediyor ama elimizdeki diğer kaynaklarda anlatılanlardan anladığım kadarıyla burada bir yanlış var. Tamam, elbette her enkarnasyonun içinde belirli bir isimle özdeşleşen, o enkarnasyonun koşullarıyla şekillenen ve belki büyük ölçüde "sahte" denebilecek olan bir benlik, daha doğrusu "kişilik" var. Kişi öldüğünde tabi ki o dünyanın koşullarında (ağırlıkla KH koşullar) şekillenen sahte benlik bitecek. Bu adeta kirlenmiş elbiseyi çıkarmak gibi birşey. Ama o varlık sadece o kişilikten veya sadece önceki birkaç enkarnasyonda oluşmuş bir varlık değil ki. Tabi ki benlik enkarnasyon ve bilinç düzeyine göre şekilleniyor ve her enkarnasyon o benliği değiştiriyor, dönüştürüyor ama kişi/benlik/varlık yine de sadece arzu ve korkulardan oluşan birşey değil, bir "öğrenci". Öğrenci çeşit çeşit saçmalıklara, aptallıklara, kısır arzu-korku döngülerine bulaşabilir ama tamamen onlardan ibaret olduğu söylenemez. Maharaj burada biraz abartılı, yanlış bir yargılamada bulunuyor gibi geliyor bana. Maharaj'ın söylediği daha çok OP'lerin (henüz bağımsız/bireysel ruh geliştirememiş, 3. yoğunluğun ilk yarısındaki çocuksu/hayvansı ruhların durumuna uyuyor bence. Evet, ruhluların içinde de adeta ruhsuz gibi yaşayan çok kişi var ama yine de reenkarnasyon realitesiyle ilgili bu yargılama şeklini yanlış buluyorum. Bu biraz da Maharaj'ın üyesi/parçası olduğu öğretinin varoluş görüşünün, öğreniş-öğretiş şeklinin bir sonucu belki. Biraz katı bir yönü var. Yani kişiyi tek hayatta 3. yoğunluktan 4'e, KH'den BH'ye mezun etmeye yönelik bir çaba var gibi görünüyor. Bu kimine uyar, kimine uymaz. Yine de sonuç olarak her enkarnasyondaki şahsın, yalnızca önceki hayatın veya hayatlarından karmasından ibaret olan "tamamen" sahte bir benlikten oluştuğu görüşünü abartılı, yanlış buluyorum. Belki de bu konuda da benim Maho'nun anlattıklarıyla ilgili yanlış, eksik bazı kavrayışlarımın etkisi vardır, kim bilir.
Go to Top of Page

fidelista


383 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/06/2020 :  13:25:12  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi


Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Ben O'yum kitabını tekrar okuyorum orada üstat gerçeklik algısının beynimizin ürettiğini,sanal bir evrende yaşadığımızı ima ediyor ve öz varlığımızdan geri kalan her şeyin aslında yalan (geçici bir görüntü) olduğunu söylüyor,kadim öğretilerde bu sıklıkla görülüyor.Evreni zıhnimizin içinde subjektif olarak yaşayıp algılıyoruz bunu bazı uç kişileri gözlemlerken hissedebiliyorsunuz,onlarda bu durum sırıtyor hayal aleminde yaşadığını algılıyorsun o kişinin ,bizim daha ötemizde bilinçleniş bir kişide bizim yaşadığımız hayal alemini görüyor ,öz varlığımızı tam olarak bilmeden bunu tam olarak analayamayacağız anladığım kadarıyla.
K'lar da aynı şeyi söylüyor. Sadece 7. yoğunluğun mutlak gerçeklik olduğunu, diğer tüm yoğunlukların bir şekilde "ilüzyon" realitesini oluşturduğunu söylüyorlar.

Ama bir yandan da tüm yoğunlukların 7. yoğunluk çıkışlı olduğunu, ondan türediğini ve onun yasalarına tabi olduğunu söylüyorlar. Tabi bir "şahsın" keyfi yasalarından bahsetmiyoruz, varoluşun en doğal, kendiliğinden işleyen yasalarından bahsediyoruz. İşte o doğal yasalar gayet objektif, somut ve ebedi. Esnemeler, istisnalar her zaman oluyor bunlar kaideyi ortadan kaldırmıyor, aksine doğruluyor.

İyilik dediğimiz şey, özü itibariyle varoluşun o doğal yasalarına uygunluktan başka birşey değil aslında. Örneğin birlik, bütünlük, dayanışma, eşitlik, kardeşlik dediğimiz şey, herşeyin birliği gerçeğinin/yasasının keşfinden ve kullanımından başka birşey değil. KH'nin egemen olduğu bir ilüzyon realitesinin ortasında bile, varoluşun temel yasaları her zaman işleyiş halinde.

Maharaj'a çok büyük hayranlık ve saygı duyuyorum, onun anlattıklarından çok yararlandım ve yararlanmaya devam ediyorum, edeceğim inşallah.

Yalnız, "Ben O'yum" kitabında üstadın anlattıkları arasında çok sayıda çelişkili hususlar da dikkati çekiyor. O kitap, Maharaj'ın doğrudan kendisinin yazdığı bir kitap değil. Onun batılı takipçilerinden birinin, Maho'nun çeşitli zamanlarda çeşitli katılımcı/soruculara verdiği cevapları kaydederek belirli bir düzenlemeyle kitaplaştırmasından oluşmuş. Bunun ne kadar etkisi var bilmiyorum ama Maharaj'ın farklı bilinç düzeyindeki soruculara hitap eden cevapları, bazen kendi arasında çelişkili görünebiliyor sanırım. Yani belki özünde aynı şeyi anlatıyor ama alıcının bilinci neyi nasıl anlayacaksa, sanki Maharaj ona göre cevaplarını, örneklerini biraz şekillendiriyor, eğip bükebiliyor belki de.

Benim en dikkatimi çeken, bana çelişkili gibi görünen hususlardan biri üstadın "Tanrı" hakkındaki bazı beyanları. Bir diğeri ise "reenkarnasyon" konusuyla ilgili bazı beyanları. Tüm varlıkların Tanrı'nın kendisi olduğunu söylüyor (kum taneleri bile Tanrı...), bu zaten malum açıklama (herşey tanrıdır). Ama şöyle kafa karıştırıcı beyanlar da var:

Eklenti:


Soran: Tanrı'nın gücü olmadıkça hiçbir şey yapılamaz. O ol masa, siz bile burada oturup bizimle konuşuyor olamazdınız.

MAHARAJ: Hepsi O'nun işidir, kuşku yok. Ben bir şey istemediğime göre, bundan bana ne? Tanrı bana ne verebilir ve benden ne alabilir? Benim olan benimdir, hatta Tanrı yokken bile benimdi. Kuşkusuz, "Ben-im" duygusu, olma durumu, o çok küçücük bir şey, bir ufacık noktadır. İşte bu benim kendi yerimdir, onu bana kimse vermedi. Dünya benimdir; onun üs tünde yetişenler ise Tanrı'nın.

S: Tanrı dünyayı sizden mi kiraladı?

M: Tanrı kendini bana adamıştır ve bütün bunları benim için yapmıştır.

S: Sizden ayrı bir Tanrı yok mudur?

M: Nasıl olabilir? Kök "Ben-im", Tanrı ağaçtır. Kime ve ne için tapmam gerekiyor?

Koyu ile işaretlediğim yeri kafa karıştırıcı buluyorum. Belki de insanların (belki Hinduların) uydurduğu Tanrı kavramının sahteliğine de vurgu yapıyor olabilir gerçi burada.

Bi de şöyle bişi var örneğin:
Eklenti:

M: Ben bir ressamın bir resim yaptığını görüyorum. Ben resme dünya diyorum, ressama da Tanrı. Ben ikisi de değilim.

Bunun gibi çok çeşitli kafa karıştırıcı (en azından bana göre) hususlar var ama bunların ille de Maharaj'ın bir çelişkisi olduğunu düşünmüyorum. Benim öğrenmem, keşfetmem gereken şeyler olduğunu düşünüyorum. Ama yine de Maharaj'ın kendisi kendi felsefesini kendi eliyle kitaba dökmüş olsaydı, bu gibi çelişkili görünümlere neden olmazdı gibi geliyor bana. Gerekli açıklamalar, çözümler mevcut kitabın içinde var bir şekilde ama hazır, hızlı bir şekilde izlenim edinmeye çalışan biri için çok çelişkili, saçma, aptalca görünebilir bazı bakımlardan.

Ölüm ve reenkarnasyon konusunda ise, bazı açıklamalarında adeta reenkarnasyon diye birşey olmadığını ima ediyor gibi görünüyor.

Eklenti:

Tekrar doğuş yeniden bedene giren bir benliği öngörür. Böyle bir şey yoktur.



Bir diğer vurucu açıklama:

[quote]
Geçmişte doyurulmamış arzuların anısı enerjileri yakalar ve kendisini bir kişi olarak tezahür ettirir. Bu enerji şarjı tükendiğinde, kişi ölür. Yerine getirilememiş arzular bir sonraki doğuma aktarılır. Beden ile özdeşleşme daima yeni, taze arzular yaratır ve bunların sonu gelmez, ta ki bağımlılık mekanizması açıkça görülünceye kadar. Özgürleştirecek olan açık ve berrak görüştür, çünkü arzunun neden ve sonuçları açıkça görülmedikçe onu terk edemezsiniz. Ben aynı kişi tekrar doğar demiyorum. O temelli olarak ölür. Fakat onun anılarıyla birlikte, bu anıların içerdiği arzular ve korkular kalır. Bunlar yeni bir kişilik için enerji sağlarlar. Gerçek olan, bu işte rol almaz, fakat ona ışık vermek suretiyle bunu mümkün kılar.

Maharaj enkarnasyonlar sürecinde aynı kalan bir "benlik/kişi/varlık" olmadığını ima ediyor ama elimizdeki diğer kaynaklarda anlatılanlardan anladığım kadarıyla burada bir yanlış var. Tamam, elbette her enkarnasyonun içinde belirli bir isimle özdeşleşen, o enkarnasyonun koşullarıyla şekillenen ve belki büyük ölçüde "sahte" denebilecek olan bir benlik, daha doğrusu "kişilik" var. Kişi öldüğünde tabi ki o dünyanın koşullarında (ağırlıkla KH koşullar) şekillenen sahte benlik bitecek. Bu adeta kirlenmiş elbiseyi çıkarmak gibi birşey. Ama o varlık sadece o kişilikten veya sadece önceki birkaç enkarnasyonda oluşmuş bir varlık değil ki. Tabi ki benlik enkarnasyon ve bilinç düzeyine göre şekilleniyor ve her enkarnasyon o benliği değiştiriyor, dönüştürüyor ama kişi/benlik/varlık yine de sadece arzu ve korkulardan oluşan birşey değil, bir "öğrenci". Öğrenci çeşit çeşit saçmalıklara, aptallıklara, kısır arzu-korku döngülerine bulaşabilir ama tamamen onlardan ibaret olduğu söylenemez. Maharaj burada biraz abartılı, yanlış bir yargılamada bulunuyor gibi geliyor bana. Maharaj'ın söylediği daha çok OP'lerin (henüz bağımsız/bireysel ruh geliştirememiş, 3. yoğunluğun ilk yarısındaki çocuksu/hayvansı ruhların durumuna uyuyor bence. Evet, ruhluların içinde de adeta ruhsuz gibi yaşayan çok kişi var ama yine de reenkarnasyon realitesiyle ilgili bu yargılama şeklini yanlış buluyorum. Bu biraz da Maharaj'ın üyesi/parçası olduğu öğretinin varoluş görüşünün, öğreniş-öğretiş şeklinin bir sonucu belki. Biraz katı bir yönü var. Yani kişiyi tek hayatta 3. yoğunluktan 4'e, KH'den BH'ye mezun etmeye yönelik bir çaba var gibi görünüyor. Bu kimine uyar, kimine uymaz. Yine de sonuç olarak her enkarnasyondaki şahsın, yalnızca önceki hayatın veya hayatlarından karmasından ibaret olan "tamamen" sahte bir benlikten oluştuğu görüşünü abartılı, yanlış buluyorum. Belki de bu konuda da benim Maho'nun anlattıklarıyla ilgili yanlış, eksik bazı kavrayışlarımın etkisi vardır, kim bilir.



Maharaj usta ve Ben O'yum kitabı spritüel konularda okuduğum en derin eserlerden biri ben de hayranlık duyuyorum,anlattıkları 6. hatta 7. seviyeden bilgiler ve bazen anlamakta zorlanıyorum,senin de belirttiğin gibi bazı çelişkiler var ama bunların needenleri vardır,birlik duygusuna yakınlaştıkça çelişkilerin de kalkması gerek.Tanrı konusunda ki belirttiğin çelişkilerin nedeni Hindu lardaki yada sıradan insanın beynindeki subjektif yani çarpık tanrı inancınandır diye düşünüyorum ,herkesin tanrı 7. seviyeyey gelmeden ne olduğunu anlayamayacığımız bir şey zihniizle onu algılayamadığımız için çeşitli çıkarımlar yapıyoruz ona inanıyoruz.
Reenkarnasyon konusunda ise bir karışıklık var evet.Şahsen böyle bir şeyin olduğuna inanıyorum ama bedenlenen sadece o kişinin doyurulmamış arzuaları olamaz ruh bedenleniyor ama işlenmemiş konular öne çıkarılarak geişme olgunlaşmalar sağlanıyor altta yatan platform ruh olmadan bu nasıl olacak.
Maharaj ve kitabı çelişkili görünen yanları olsada spritüel sığlıkların içinde bir gökdelen gibi,çelişkilerin kaynağı soranın bilinç seviyesine indirgeyerek açıklama çabaları olabilir sende belirtttiğin gibi,bazen kendide söylüyor bunları açıklamk zor açıklanamz olmak bilmek lazım.
Çok yaralanadığım bir kitap sık sık telefondan okuyorum,kendi öz varlığıma-ı hatırlamaya çalışıyorum.

Edited by - fidelista on 07/06/2020 13:36:33
Go to Top of Page

bozadi


10125 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/06/2020 :  14:04:03  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen fidelista

Maharaj ve kitabı çelişkili görünen yanları olsada spritüel sığlıkların içinde bir gökdelen gibi
Kesinlikle! :)
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,59 saniyede oluşturuldu.