Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Malum Güçler
 Doğu Perinçek: ABD ve İsrail’e fırsat vermeyelim (03.02.2020)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/02/2020 :  20:28:51  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
3 Şubat 2020

Doğu Perinçek:
ABD ve İsrail’e fırsat vermemek için Suriye ile doğrudan ilişki kuralım

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, İdlib'te yaşanan son gelişmelerle ilgili "provokasyon" uyarısı yaptı. Türkiye, Rusya ve İran arasına fitne sokulmak istendiğini söyleyen Perinçek, çözümün Suriye ile doğrudan diyalog kurmaktan geçtiğini vurguladı. Hükümete, Karadeniz’den Umman Denizi’ne bütünlüklü bir strateji çağrısında bulundu.


Batı Asya'da yenilgiye uğrayan Ameirka ve İsrail'in hedefinde Astana üçlüsü var. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, İdlib'teki son gelişmeler üzerine önemli uyarılar yaptı.

Vatan Partisi Genel Başkanı yaptığı basın açıklamasında "kışkırmalara ve tertiplere dikkat" dedi.

Açıklama şöyle;

ÇÖZÜM: SURİYE İLE ARACISIZ DOĞRUDAN GÖRÜŞELİM

1. Suriye bizim en yakın komşumuzdur. Geleceğimiz ortaktır. Suriye’nin toprak bütünlüğü en çok Türkiye’yi ilgilendiriyor.

Bu durumda Suriye ile Rusya veya İran üzerinden değil, doğrudan doğruya Suriye Hükümetiyle ilişki kurmak artık zorunludur ve kaçınılmazdır. En son Moskova’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Suriye İstihbarat Başkanı Ali Memlûk ile yaptığı görüşmeler sürdürülmeli ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler derhal normalleştirilmelidir.

2. Suriye’de terör örgütlerinin temizlenmesi ve komşumuzun toprak bütünlüğünün sağlanması için devletlerimiz arasında her alanda işbirliğine gidilmelidir. Ortak Komuta Merkezinin kurulması bu işbirliğinin en esaslı adımı olacaktır. Hükümetimiz, PKK’yı süpürme stratejisi yerine PKK’yı bitirme stratejisine geçmelidir. Bölücü terör örgütü, öncelikle Suriye Hükümeti ve Ordusu ile ortak çalışmayla bitirilir ve bitirilecektir.

SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ ÖNCELİKLE SURİYE DEVLETİ VE ORDUSU SAĞLAR

3. Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacak güç, öncelikle Suriye Devleti ve Ordusudur. Başka bir seçenek bulunmuyor. Bu nedenle Türkiye olarak, Rusya ve İran ile birlikte Suriye Ordusunun kendi ülkesinin bütünlüğünü sağlamasına yardımcı olmalıyız. Türkiye ile işbirliği yapmış olan Suriyeli örgüt mensuplarının af yoluyla Suriye’nin bütünlüğüne kazanılması güvence altına alınmalıdır.

KARADENİZ’DEN UMMAN DENİZİ’NE TEK CEPHE STRATEJİSİ

4. Türkiye olarak, Karadeniz’den Umman Denizi’ne uzanan bütün cephelerde bütünsel bir strateji uygulamak durumundayız. Millî hedeflerimize ancak böyle ulaşırız.

Güneydoğu bölgemizde, Suriye ve Irak’ın Kuzeyinde, Doğu Akdeniz’de, Libya’da ve Kudüs’te ülkemize yönelen tehdidin merkezinde ABD ve İsrail var.

Suudi Arabistan, Körfez Şeyhlikleri, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Ukrayna ve PKK ile DEAŞ, ABD-İsrail cephesinde yer almaktadır.

Suriye, Irak, İran, Rusya, Abhazya, Azerbaycan, Katar ve Libya’nın Yasal Hükümeti, Batı Asya’daki dostlarımızdır ve işbirliği birikimimizi oluşturmaktadır.

Çin Halk Cumhuriyeti ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere Asya ülkeleri de doğru siyasetler izlenirse yanımızdadır. Mısır ve Lübnan gibi Akdeniz’e kıyıdaş ülkeler yanında Almanya gibi ara güç konumunda duran Avrupa ülkeleri, ortak çıkarlarımız nedeniyle kazanılabilir.

Bu durumda Kırım, Karadeniz, Ege, Kıbrıs, Doğu Akdeniz, Libya, Suriye ve Irak’ın kuzeyi, Filistin ve Kudüs’ten Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’ne kadar uzanan cephede ABD ve İsrail tehdidine karşı bütünsel bir strateji kurmak ve hayata geçirmek, devlet aklının gereğidir. Örneğin Karadeniz’de ve Kırım’da Rusya’ya karşı ABD işbirlikçisi ve Türk Akımı karşıtı Ukrayna ile işbirliğine gidersek, Doğu Akdeniz’i ve Kıbrıs’ı savunmakta üstünden gelinemeyecek sorunlarla karşılaşırız ve ABD ile İsrail’in “Kürdistan” adı altında İkinci İsrail devletçiği kurmasına yardımcı oluruz. Ayrıca Kudüs’ü de savunamayız.

Vatan Partisi, Karadeniz’den Umman Denizi’ne Bütünsel Cephe stratejisini Hükümetimizin dikkatine sunmaktadır.

KIŞKIRTMALARA VE TERTİPLERE DİKKAT

5. Kritik bir süreçten geçiyoruz. ABD emperyalizmi Batı Asya’da yenilmiştir ve İsrail güç durumdadır. Tek çareleri, Türkiye ile Suriye, İran ve Rusya arasına fitne sokmak ve fesat girişimlerinde bulunmaktır. Bu tür süreçlerde fitne girişimlerini boşa çıkarmak, kışkırtmalara düşmemek, duygusal tepkilerden uzak durmak, toplam olarak stratejide kararlılık ve devlet aklı şarttır. Türkiye Devleti ve Hükümeti, ABD-İsrail fitnelerini geçersiz kılacak kararlılık içinde olacaktır. Türkiye’nin devlet birikimine, Ordumuza ve milletimize güveniyoruz.

Hükümetimizin dikkatine ve Türk Milletine saygıyla duyururuz.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek



Kaynak: Ulusal

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/02/2020 :  20:32:03  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Bu değerli tutumu için Perinçek'i kutluyorum.

AKP yöneticileri yakın bir zamanda bu önerilere uyacak olmasalar da, eninde sonunda olması gereken budur.
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/02/2020 :  12:05:33  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
14 Şubat 2020

Saray’daki SETA’cılar Amerikayı yine göreve çağırdı

SETA Genel Koordinatörü ve Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi de olan Burhanettin Duran, ABD'ye çağrı yaptı.


SETA Genel Koordinatörü ve hükümete yakın Sabah gazetesi yazarı Burhanettin Duran, Suriye’nin İdlib kentindeki krizine ilişkin dikkat çeken bir yazı kaleme aldı. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi de olan Burhanettin Duran, “İdlib krizinin üç düzlemi” başlıklı yazısında, “İdlib krizini yönetmek için Ankara üç düzlemde seferberlik halinde. Bunlar, askeri operasyon, diplomasi ve uluslararası kamuoyu” ifadelerini kullandı.

AKP eski milletvekili Mehmet Metiner ise konuyla ilgili isim vermeden Duran'a yanıt verdi. Metiner sosyal medyadan attığı mesajda, “Rusya’yı Türkiye’nin karşısına dikmek isteyen içerdeki provokatif unsurların oyununu Putin, Türkiye’yi tekrar ABD eksenine oturtmak isteyen kripto unsurların oyununu da Reis bozmalı...” dedi.

“WASHINGTON'IN İSTERSE YAPABİLECEĞİ ÇOK ŞEY VAR”

Askeri başlık altında, “Gözlem noktalarını tahkim eden Ankara alan kontrolüne geçiş için birlikler sevk etmeye devam ediyor. Başkan Erdoğan, Esad güçlerinin Soçi mutabakatına göre tüm İdlib'den çekilmesi için şubat sonuna kadar süre vermişti” ifadelerini kullanan Duran, Erdoğan’ın, “bugünden itibaren, İdlib'le ve Soçi Muhtırası sınırlarıyla bağlı kalmadan, rejim güçlerini her yerde vuracağımızı buradan ilan ediyorum” ifadelerine yer vererek şöyle devam etti: “Bu cümleden anlaşılan operasyonun alanı tüm İdlib, ancak saldırının bedeli Esad güçlerine tüm Suriye'de de ödetilebilir.

Bedelin ödetildiği yerin Kamışlı, Halep ya da Şam olması Ankara'nın teknik tercihine ve imkanına bağlı.”

İdlib krizinde ikinci ayağın diplomasi olduğunu ve Rusya ile görüşmelerin devam ettiğini söyleyen Burhanettin Duran’ın, ABD’ye ilişkin ifadeleri dikkat çekti.

“Krizin üçüncü düzlemi ise büyük aktörler ve uluslararası kamuoyu” diye yazan Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Duran, “Washington'ın isterse yapabileceği çok şey var. Kamuoyu desteğinden muhaliflere silah yardımına, rejimin kritik üslerini vurmadan Türkiye'nin güvenliği için yeni öneriler getirmeye kadar” ifadelerini kullandı.

Duran yazısının devamında da, “Unutmayalım, Obama döneminden itibaren Rusya'nın Ortadoğu- Kuzey Afrika'da nüfuzunu genişletmesine fırsat veren ABD politikalarıdır. Türkiye'yi gittikçe Rusya ile çalışmaya yönelten de aynı hatalı Suriye politikasıdır. Washington şimdi inisiyatif alırsa Suriye masasında etkisini genişletir. Aksi durumda Türk-Amerikan ilişkilerinde toparlanmaya katkı sağlayacak bir imkan daha heba edilir” şeklinde yazdı.

METİNER: RUSYA’YI TÜRKİYE’NİN KARŞISINA DİKMEK İSTEYEN İÇERDEKİ PROVOKATİF UNSURLAR

AKP eski milletvekili Mehmet Metiner, sosyal medya hesabından konuya ilişkin dikkat çeken bir mesaj paylaştı. “İdlib sorununda Türkiye’yi Rusya’nın karşısına dikmeyi amaçlayan Amerikancı akıl zarar verir” diye yazarak isim vermeden Burhanettin Duran'a karşı çıkan Metiner, “Rusya’yı Türkiye’nin karşısına dikmek isteyen içerdeki provokatif unsurların oyununu Putin, Türkiye’yi tekrar ABD eksenine oturtmak isteyen kripto unsurların oyununu da Reis bozmalı...” ifadelerini kullandı.

İşte o tweet:




Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/02/2020 :  12:10:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
15 Şubat 2020

ABD'yi Suriye'de Göreve Çağıranlar 15 Temmuz'un Failini Bilmiyor mu?

'Uluslararası medya kuruluşlarının Türkiye uzantıları' raporuyla gazetecileri fişlediği yorumlarına neden olan SETA'nın 'İdlib' kriziyle ilgili görüşleri AKP içinde tartışmaya neden oldu.


SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran Sabah gazetesindeki köşesinde Washington'ın İdlib krizinde inisiyatif alması durumunda Suriye masasındaki etkisinin genişleyeceğini yazdı. Duran "Washington’ın isterse yapabileceği çok şey var. Kamuoyu desteğinden muhaliflere silah yardımına, rejimin kritik üslerini vurmadan Türkiye’nin güvenliği için yeni öneriler getirmeye kadar.

Duran'a göre İdlib krizinde ABD'nin inisiyatif alması Türk-Amerikan ilişkilerinde toparlanmaya da katkı sağlayacak.

SETA Genel Koordinatörü Duran'ın bu görüşlerine AKP'nin İstanbul örgütlenmesindeki etkili isimlerden eski AKP Milletvekili Metin Külünk karşı çıktı.

Sosyal medya hesabı Twitter'dan görüşlerini paylaşan Külünk şöyle yazdı:

"ABD'yi Suriye'de göreve çağırma ve Türkiye'yi tekrar bu yanlışa mecbur etme tutum ve davranışı kabul edilemez. Kendi çıkarlarımız ekseninde Sayın Erdoğan liderliğinde sürdürülen politikaların tarihsel kodlarını herkesin iyi anlaması gerekiyor."


Külünk bilgi selinin devamında 15 Temmuz'u hatırlatarak "15 Temmuz akşamının faili Atlantik ötesi değil midir? ABD'nin Suriye'de yapacak çok işi var diyenler bunu bilmiyorlar mı?" dedi.

Kaynak: Rast Haber

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/02/2020 :  12:13:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
AKP'de Amerikan Köpekliğinden sorumlu kriptoların açıklamalarına karşı vicdani tepkilerin yükselmesi çok sevindirici.
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/02/2020 :  12:16:29  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
15 Şubat 2020

Komünistler "SETA Pensilvanya'ya" dedi

Türkiye Komünist Hareketi, Burhanettin Duran’a karşı “SETA direktörü Amerika’ya, Fethullah’ın yanına!” başlıklı yazılı açıklama yaptı.


Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu olan SETA Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, son günlerde kaleme aldığı yazılarda, ABD’ye Suriye’ye müdahale etmesi çağrısında bulunmuştu.

Duran’ın yazıları AKP içinden de tepki çekmişti.

“ABD’Yİ CİHATÇI TERÖRÜ SİLAHLANDIRMAYA VE SURİYE’Yİ VURMAYA ÇAĞIRMIŞTIR”

Burhanettin Duran’a karşı Türkiye Komünist Hareketi (TKH) de yazılı açıklama yaptı. TKH’nin “SETA direktörü Amerika’ya, Fethullah’ın yanına!” başlıklı açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“AKP’nin ideoloji merkezi olarak bilinen SETA’nın Genel Koordinatörü Burhanettin Duran, Sabah gazetesindeki yazısında, ABD emperyalizmine açık çağrıda bulunmuş, ABD’yi cihatçı terörü silahlandırmaya ve Suriye’yi vurmaya çağırmıştır: ‘Kamuoyu desteğinden muhaliflere silah yardımına, rejimin kritik üslerini vurmadan Türkiye’nin güvenliği için yeni öneriler getirmeye kadar.’ diyerek ABD’ye akıl verirken Amerikan emperyalizminin Suriye masasında elinin güçlendirmesini açık olarak istemiştir.

‘Washington şimdi inisiyatif alırsa Suriye masasında etkisini genişletir.’ diyebilmiştir.

Bu sözler, AKP’nin akıl merkezi olarak işlev gören SETA’nın önemli ismine ve Sabah Gazetesi yazarına aittir. Muhaliflerin kim olduğunu söylemezken, Suriye’de ABD’nin elinin güçlenmesinden ne kastettiği herkes tarafından sorgulanmalıdır!”

“BU SÖZLER, SURİYE’NİN İDLİB BÖLGESİNDE EL KAİDE EMİRLİĞİ KURULMASINI İSTEMEKTİR”

TKH’nin açıklaması şöyle devam etti:

“Bu sözler, Büyük Ortadoğu Projesi taraftarlığıdır!

Bu sözler, siyonist İsrail devletinin Filistin’i işgal planı olan ‘Yüzyılın Anlaşması’nı desteklemek, siyonist İsrail’in Suriye’yi vurmasına yandaşlıktır! Çünkü Suriye’nin parçalanması İsrail’in çıkarınadır.

Bu sözler, Suriye’nin İdlib bölgesinde El Kaide emirliği kurulmasını istemektir!

Bu sözler, BMGK ve Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun kabul ettiği terör örgütüne destek açıklamasıdır!

Bu sözler ABD’nin Fırat’ın doğusunu bölme planlarına örtülü destektir!

Halkımız, kimlerin Amerikancı olduğunu bir kez daha görmelidir!

Halkımız, ‘milli ve yerli’ söylemini kendilerine kılıf yapanları iyi tanımalıdır!”


Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/02/2020 :  12:27:30  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Daha önce ifade etmeye çalıştığım gibi, Erdoğan'ın siyasi/dini bazı hırsları, şahsen kendisinin değil, tabanının azımsanamayacak bir kısmının hırsları aslında. Erdoğan bu tür hırslardan bazılarını takip ederken tekrar tekrar olumsuz sonuçlarla karşılaştıktan sonra gerçeklik yoklaması yapıp meselenin hakikatine erdiği zaman, bu sefer tabandan gelen o sese uymak yerine tabanı kendi keşfine uymaya zorluyor tahmin ettiğim kadarıyla. Bu bir hastalığın "şifalanmasını" sağlamış oluyor. Fethullahçı çizgiden Fethullah karşıtı çizgiye geçiş böyle birşeydi. Rusya'yla, Sosyalist bazı ülkelerle ve hatta bir ölçüde İran'la iyi ilişkiler geliştirilmesi böyle birşeydi.

Erdoğan'ın Suriye'deki siyasi/dini hırslarının bir kısmı da böyle. Tabandaki epeyce yobaz bir kesim sanki Suriye devleti toprakları (bugünlerde özellikle İdlib) kendi çiftlik arazileriymiş gibi hayaller kuruyor ve Esad'ın kendi topraklarını Amerikan-İsrail piyonu cihatçı teröristlerden temizlemesine içerliyorlar, o teröristleri sahipleniyorlar, ki gerçekten aralarında güçlü bağlar olduğuna da şüphe yok ama bu ciddi bir hastalık, temizlenmesi gerekiyor ve çok şükür ki Rusya'nın ve İran'ın da yardımıyla temizleniyor.

Erdoğan bu meselenin hakikatine erdiğinde tabanında (tabanın ilgili hastalıktan muzdarip kısmında) bu konuda da düşünce programı değişiklikleri uygulayacak, uymayanları ayıklayacak inşallah. Sünni-Şii nifakını aşma konusunda güzel işaretler veriyordu zaten ama tabanın bazı parçalarından ters yönde güçlü tepkiler gelince yön değiştirmeler, zikzaklar oldu ama sorun o şekilde de çözülmüş olmuyor, tekrarlanıyor. Gerektiği gibi çözülmesinin yakın olduğunu umuyorum.
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/02/2020 :  12:31:43  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
16 Şubat 2020

Lavrov: Rusya ve Türkiye'nin her konuda anlaşması gerekmiyor

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya ile Türkiye'nin çok iyi ilişkilere sahip olduğunu ancak bunun iki ülkenin her konuda anlaşması gerektiği anlamına gelmediğini söyledi.


Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Moskova ve Ankara'dan son günlerde gelen karşılıklı açıklamaları değerlendirdi.

Lavrov, "Türkiye'yle çok iyi ilişkilere sahibiz. Bu, her konuda anlaşmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Herhangi iki ülke arasındaki ilişkilerde her soruna ilişkin tam mutabakat olamayacağını düşünüyorum. Eğer tam mutabakat varsa, bu durum, mutabakatın oluşmasını sağlayan baskı unsurunu akıllara getirir" ifadelerini kullandı.

Kaynak: Aydınlık

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/02/2020 :  12:39:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Putin Rusyası'nın Amerika'dan farkı bu işte. ABD tüm müttefiklerinin kendisine "köpeklik" etmesini şart koşuyor, açık veya örtülü bir şekilde. Rusya ise müttefiklerinin, muhataplarının özgür iradesine saygı duyma konusunda ABD'den çok farklı, zıt bir yerde. İşte AKP içinde bazı seslerin kripto-Fetöcü SETA'cılara ve benzerlerine bu kadar net bir tepki göstermelerini ve Rusya'yla olan iyi ilişkileri, işbirliğini doğrudan veya dolaylı şekillerde savunmalarını sağlayan şey de bu. Global Amerikan-İsrail şeytanlığına karşı başarı kazanmak için Rusya'yla ve müttefikleriyle bu temelde işbirliği zorunlu. Herşeylerine kefil veya razı olmuyorsun, yalnızca herkesi ilgilendiren hayati bir meselede işbirliği yapman gerekiyor.

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2020 :  12:05:44  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
16 Şubat 2020

Suriye ordusu Halep'in tamamının kontrolünü aldı

Suriye resmi haber ajansı SANA, Suriye ordusunun Halep'in tamamının kontrolünü aldıklarını duyurdu. Halep ve çevresindeki köylerin silahlı militanlardan arındırıldığı aktarıldı.


Suriye ordusunun (SAA) Halep’in kontrolünü ele geçirdiği öğrenildi. Devlet haber ajansı SANA ile Suriye devlet televizyonunun aktardığı haberlere göre Suriye Ordusu (SAA) Halep’in kontrolünü ele geçirdi. Haberlerde, bölgedeki silahlı militanların, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetiminin operasyonları sonucunda Halep’ten çekildikleri bilgisi geçildi. Halep’in kontrol altına alınmasının ardından ise kentte çok sayıda kutlama ve destek gösterisi düzenlendiği görüldü.

SANA, Suriye ordusunun Halep ve çevresindeki köylerin temizlediğini, ve şehrin yerleşim bölgelerinin ‘teröristlerden arındırıldığını’ duyurdu. Reuters haber ajansı, Rus savaş uçaklarının pazar günü düzenlenen operasyona destek verdiğini aktardı.

Kaynak: Tükenmez Haber

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2020 :  12:10:51  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
17 Şubat 2020

Halep'te tamamen kontrol sağlandı, halk kutlama yapıyor

Halep kırsalından Suriye Ordusu tarafından çıkarıldı ve Halep batı kırsalı cephesi kapandı. Halepliler sokakta kutlamalara başladı.


Suriye’de cihatçı gruplar 2012’de işgal ettikleri Halep kırsalından Suriye ordusu tarafından çıkarıldı ve Halep batı kırsalı cephesi kapanmış oldu.

8 yıl aranın ardından Halep bölgesinin tamamen kontrol altına alınmasıyla Halep halkı şehir genelinde kutlamalara başladı.

Çetelerin elindeki bölgeden atılan roketler nedeniyle yıllardır yüzlerce kişi yaşamını yitirmişti.



Kaynak: Gazete Manifesto

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2020 :  12:12:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2020 :  12:31:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İslamcılıkla mezhepçi yalancılığı, yobazlığı, şeytanlığı bir potada eritip pazarlamaya çalışan kokuşmuş haber(!)/zihniyet kanallarına ithaf olunur.

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2020 :  12:56:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/02/2020 :  13:16:23  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Suriye Arap Ordusu Halep'ten bildiriyor: Burayı şeytanın şeriatçı maskeli kuduz köpeklerinden arındırdık; halk şu an özgür ve mutlu! İnsanlara hayatı dar eden cihat/şeriat kod adlı kuduz virüsü tamamen temizlenene kadar operasyonlar devam edecek!!!
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/02/2020 :  18:45:03  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
20 Şubat 2020

Rusya'dan Türkiye'ye çağrı: İdlib'de militanlara desteği sonlandır

Silahlı isyancıların İdlib'de Suriye ordusuna saldırı başlatmasından kısa süre sonra Rusya'dan açıklama geldi. Rusya Savunma Bakanlığı, Rus hava kuvvetlerinin devreye girmesiyle saldırının püskürtüldüğünü duyurdu, Türkiye'ye 'militanlara desteği durdurma' çağrısı yaptı. Rus Dışişleri de 'Türkiye’ye İdlib’le ilgili abartılı açıklamalar yerine özel iletişim kanallarını devreye alma' çağrısı yaptı.


Türkiye destekli ‘ılımlı’ militanların İdlib’in Nayrab kasabasında Suriye ordusuna karşı operasyon başlattığı haberi hakkında Rusya’dan sert bir açıklama geldi. Açıklamada Türkiye’ye ‘militanlara destek ve silah vermeyi sonlandırma’ çağrısı yapıldı.

‘ANKARA’YI ARADIK, TÜRKİYE’NİN TOPÇU ATEŞİ DURDU’

Rusya Savunma Bakanlığı’nın, “Moskova’nın Ankara’yla temas kurması sonrası Türkiye topçu ateşini durdurdu” ifadelerini kullanması da dikkat çekti.

‘RUS UÇAKLARI MİLİTANLARI VURDU’

Rusya Savunma Bakanlığı saldırı sırasında ‘Türkiye yanlısı silahlı militanların Suriye ordusunun hattını iki noktadan delmeye çalıştığını’ belirtti; Rus hava kuvvetlerinin bu sırada militanlara hava saldırısı düzenlediği bilgisi verildi. Rusya Savunma Bakanlığı, “Suriye ordusu bu sayede bütün saldırıları püskürttü” ifadelerini kullandı.

ZAHAROVA: TÜRKİYE ABARTILI AÇIKLAMALAR YERİNE İLETİŞİM KURMALI



Kısa süre sonra Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamadaysa, ‘Türkiye’ye İdlib’le ilgili abartılı açıklamalar yapmayıp bunun yerine özel iletişim kanallarını devreye alma’ çağrısı yer aldı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, “Türkiye yönetiminin açıklamaları konusuna gelince, ‘sahada’ herhangi bir gerilim halinde birçok ülke açıklama yapmanın uygun olduğunu düşünüyor, halbuki bize göre bu tür durumlarda her şeyden önce mevcut iletişim kanallarının devreye alınması gerekiyor, zira (bu kanalların) muazzam bir potansiyeli var” diye konuştu.

‘SURİYE ORDUSUNUN KENDİ TOPRAĞINDA OLDUĞUNU UNUTMAYIN’

Rus Dışişleri Sözcüsü ayrıca, “Suriyeli yetkililerin kendi topraklarında neler yapması gerektiği yönündeki açıklamalar konusunda da egemen bir devletin söz konusu olduğunu ve Suriye silahlı kuvvetlerinin kendi toprağında bulunduklarını unutmamak gerekiyor. Baz ilke bu olmalı” ifadelerini kullandı.


Kaynak: Gazete Duvar

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/02/2020 :  18:58:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

AKP hükümetinin ve AKP ve başka bazı partilerin tabanındaki ilgili kesimin anlaması gereken şey: Cihatçılık/şeriatçılık görüntüsü altında faaliyet yürüten, ABD-İsrail-Suud tarafından düzenli olarak yemlenen ve Rusya, Çin, İran, Suriye, Hizbullah, Haşdi Şabi gibi ABD-İsrail faşizmine karşı mücadele halindeki güçleri zayıflatma amacıyla kullanılan çetelere İslamcılık adı altında destek vermek, Amerikan-İsrail faşizmine, yani Şeytanlığa "İslami" destek vermekten başka birşey değil. Bahsettiğim kesimlerin bir bölümü doğrudan veya dolaylı FETÖ bağlantılarıyla Şeytana olan bu hizmeti gayet bilinçli bir şekilde verdikleri için onların birşey anlaması gerekmiyor aslında; onlar hakettikleri bozgunun eninde sonunda tadına varacaklar. Benim "anlamalılar" dediklerim, şeytana verilen bu "İslami" desteği yarı-bilinçli bir şekilde, "mahalle baskısı" altında, tehditkar hipnoz koşulları altında verenlerdir. Erdoğan'ın şu anda zorlamakta olduğu şey, İslamcılık adı altında global şeytanlara verilen, uzun ve köklü bir geçmişi olan hizmetin farkındalığında bir artışla, uyanışla sonuçlanır inşallah. O zaman ülkemizde manevi bir uyanış ve güçlenme olacaktır.

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/02/2020 :  19:02:46  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
20 Şubat 2020

Halep’in coşkusu İdlib’e ne söylüyor?

Fehim Taştekin


Moskova ile pazarlıklar sonuç vermeyince Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “İdlib’i bırakmayacağız” diyor. Neden? Yoksa İdlib, Suriye seferinin ganimeti mi?

Türkiye’nin Suriye’de ne duruma düşürüldüğü, hamaset deryasında boğulurken anlaşılamaz. Öteki taraftan bakmalı. Leyramun, Anadan, Haritan, Kefr Hamra gibi Halep’in kuzeybatı kırsalı tamamen Türkiye destekli silahlı grupların elinden geri alındığında Halepliler sabaha kadar kutlama yaptı. Bazıları “Rejim yaptırdı” deyip beyin loplarının konforunu bozmayabilir.

2015’de Halep’e gittiğimde Leyramun’da 100 kişinin çalıştığı kimya fabrikasının sahibi Basil Nasri, doğrudan Erdoğan’ın Suriye siyasetinin sonuçlarına taalluk eden kişisel hikayesini anlatmıştı. “Fabrikamın başına ne geldiğini bilmiyorum. Ara sıra Google’dan uydu görüntüsüne bakıyorum. Bu terör bitsin aynısını hemen yeniden inşa ederim. Bu azim hepimizde var” diyordu.

Bu süreçte fabrikaların kaderi yağmalanmaktı, kendilerine devrimci diyen güçler tarafından. O zaman Şeyh Neccar Sanayii Kenti’nin bütün sokaklarını gezmiş, yağmalanmış fabrikaların halini görmüştüm. Herkesin hikâyesi aşağı yukarı aynıydı: Silahlı gruplar makineleri ve değerli parçaları söküp Bab el Heva-Cilvegözü Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye götürdüler, orada sattılar.

Şeyh Neccar Sanayi Kenti Genel Müdürü Hazım Accan da “Buraya 2000’de 145 milyar Suriye Lirası yatırım yapıldı. 2005’te faaliyete geçti. 963 üretim tesisi var. Fabrikalar tekstil, gıda, kimya, ilaç, alüminyum, demir, plastik ağırlıklı. Şu anda bunların 366’sı çalışıyor. Geri kalanların tamamı zarar gördü. Elektrik ve su altyapısı da çöktü. Tesislerin yarısı tamamen söküldü, Türkiye’ye götürüldü” diyordu.

Yağmacının pazarı Kilis, Gaziantep ve Hatay’da dönüyordu. Makinelerin izini sürüp bulanlar vardı. Hatta parasını verip yeniden satın alanlar oldu. Türkiye’den kıymetli parçaların tespiti ve sökümü için ‘makine avcıları’ getirtiliyordu. Tabii buna ‘ganimet’ diyorlar, suçu suç olmaktan çıkarmak için! “Ganaimdir şükür, sual olunmaz!”

Şeyh Neccar’ı gezip fabrika sahiplerini dinledikten sonra Halep Sanayi ve Ticaret Odası’na gitmiştim. Binanın girişinde yere serilmiş ve üzerinde “Halep’in devşirme hırsızı… ” ifadesinin yazıldığı bir portreyi gördüğümde şaşırdığımı söyleyemem. Sokakta kulağımıza çalınanlar afişe yansımıştı. Sadece içim burkuldu, utandım. Suriye’nin ana atar damarı Halep ‘devrime’ katılmamış ama ağır bedel ödemişti. Öfkesi büyüktü. Adresi de belliydi.

Tarihi Halep çarşısının ihtişamlı günlerini bilip de tarumar edilmiş haliyle sarsılmamak ne mümkün! O zaman Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Batılı ortakların gözdesi İslamcı grupların çatı örgütü İslami Cephe tünellere yerleştirdiği bombalarla yol açtığı infilakın görüntülerini gururla servis ediyordu. Güya rejimin noktalarını havaya uçuruyorlardı. Carlton Hotel’i uçuran saldırıda 500 kilo patlayıcı kullanılmıştı. Bunun gibi tünellerden 4-5 şiddetinde deprem etkisi yaratan 13 büyük saldırı düzenlenmişti. Fransızlar döneminden kalma Hükümet Sarayı ve Sanayi Odası da tünellerden gelen dehşetle havaya uçmuştu.

900 yıllık Emevi Camii tamamen askeri karargâha dönüştürülmüş, kum torbaları ve bidonlarla mevziler yapılmış, karşı tarafa ateş açmak için borular yerleştirilmişti.

Mutfak tüplerinden yapılmış “Cehennem Roketleri” tarihi binaların bulunduğu sokaklardan yükseliyordu.

O zamanki Vali Muhammed Mervan el Ulabi ile görüşmüştüm. Binaya düşen mermileri makam odasında sergiliyordu. Birinin üzerinde “Şebbihaya hediyemizdir” yazılıydı. Vali, Halep’e atılan roketlerle 11 bin insanın öldüğünden bahsediyordu. Elbette devlet de bunlara karşı savaşını lazer ışıklarıyla yürütmüyordu! Derdim karşı taraftan görülen manzarayı azcık resmedebilmek. Halepliler neden sabaha kadar kutlama yaptı? İşte bunu anlamak!

***

O zaman Halep bölünmüş haldeydi. Doğu tarafı silahlı grupların elindeydi. Eski Halep’te de çatışmalar sürüyordu. Bölünmüş caddeler keskin nişancılara karşı perdelenmişti.

2016’nın sonunda Halep hükümet güçlerinin kontrolüne geçtikten sonra kentin sokaklarını karış karış gezdim. Yıkımın boyutları ürkütücüydü. Husreviye Camii, Han el Vezir, Adalet Binası, El Şabani Okulu, Nahasin Hamamı, Yalbuğa el Nasri Hamamı, Mihmandar Camii, Kemaliye Camii, El Zaviye el Sayadiye, Hotel Dar-Zamaria ve Sarraf Pazarı yıkılanlar arasındaydı. Harabeye dönen Emevi Camii’nin devamında Medine Çarşısı haraptı. 22 çarşı ve hanı içeren, sokaklarının uzunluğu 13 kilometreyi bulan Medine Çarşısı. Işıltılı koridorları artık kara birer dehlizdi. Kapı ve çerçevesi geride bırakılmış tek bir dükkân yoktu.

Halep’te çok suç işlendi. Ve bunlar Türkiye’nin hesabına da yazıldı. Burada yenilen gruplar İdlib’dekilere katıldı.

Silahların gölgesinde kalan insanlar için yaşamak belki cephe tutmayı gerektiriyor. Evinin önünde silahlı muhaliflerin barikatına kum torbası taşıyanlar, o barikat yıkılırken de askerlere el verenlerdi. Anlaşılmayacak hiçbir şey yok; basit bir hayatta kalma dürtüsü. Ancak genel olarak insanlar savaşın bütün vahşetini ve çirkinliğini yaşadı, silahlı grupların Suriye’ye vaat ettiği geleceği gördü. “Önce savaşı bitirelim sonra yapılacak çok işimiz var” sözlerini duymak da mümkün. Elbette Suriye 2011 öncesine dönemez. Burası ayrı. Bedel ödemiş bir halkın değişim talepleri farklı bir ağırlıkta olacaktır.

***

Biz Halep’i anımsarken Erdoğan, İdlib’deki örgütlere kalkan olurken “Kendi toprağını savunanlar mı terörist? Bunlar direnişçi” diye soruyor. Halep’in aynası bunun nasıl bir illüzyon olduğunu berrak şekilde yansıtıyor.

“ABD ile her an her türlü dayanışmamız olabilir. İdlib harekâtı artık bir an meselesidir” diye üsteliyor. Rusya da işin nereye gideceğini gösteren bir yanıt veriyor: “Suriye’deki meşru orduya karşı bir Türk askeri operasyonu olabilecek en kötü seçenektir.”

Türkiye’nin bugünü ve yarınına feci neticeler bırakan cari siyasetin dününü bir kenara bırakırsak zararın neresinden dönülerse kârdır hesabıyla belki en kestirme çıkış, Adana Mutabakatı temelinde geliştirilecek bir yol haritasıdır. Bu çerçevede Rusların masaya getirdiği harita beğenilmemiş! Alternatifi ne? Savaş mı? ABD, Britanya ve Almanya’nın üçlü açıklamasına bel bağlayıp “Savaşsa savaş” demeye devam mı edilecek? Bu savaş kimin için verilecek? Ve ne getirecek?

İçinde bulundukları illüzyon bir politikaya dönüşmese ya da kritik dönemeçlerde ülkeyi ateşe atan stratejik kararlara yansımasa basit bir değerlendirme diye kenara itilebilir. Lakin değil öyle.

ABD’yle Kürtler konusunda tersleşip Rusya’yla ortaklaşan, rotası belli Rus troleybüsü kendi kapısından geçmeyince tekrar yüzünü ABD’ye dönen, sahanın yakıcı denklemi karşısında yeniden Moskova’nın kapısını çalan, “Zor oyunu bozar” mantığıyla oturduğu Rusya masasından hezimetle kalkınca yeniden ABD’nin ayartıcı vaatlerine oynayan bir döngü. Bu savrulmuşluğu politik gerçeklikle izah edemiyoruz. Belki artık psikoloji imdadımıza yetişir.

Kaynak: Gazete Duvar

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/02/2020 :  19:14:51  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Rusya ve İran'ın desteğiyle 2 yıl önce Suriye Savaşının gidişatı Esad Suriyesi lehine bir rotaya iyice oturunca, Sabah Gazetesi başyazarı Mehmet Barlas'ın yaptığı cesur ve kıymetli "kıssadan hisse"yi hatırlayalım:
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/02/2020 :  19:14:57  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
3 Mart 2018

Barlas: "Suriye'de terör örgütlerine destek verdik"

Barlas, İran’daki olayları değerlendirdiği yazısında Suriye’de terör örgütlerine destek verdiklerini söyledi.


Hükümete yakın Sabah gazetesinin başyazarı Mehmet Barlas, köşesinde çarpıcı bir itirafta bulundu.

Barlas, İran’daki olayları değerlendirdiği dünkü yazısında; hükümetin Suriye’de terör örgütlerine destek verdiğini söyledi. Barlas yazısında şunları kaydetti:

“İran halkının mutsuzluğunu yine bu halk değerlendirecektir. Eğer rejim sağlam değilse, halka rağmen ayakta kalamaz. Ancak buna asla ABD karar veremez. Bu vesileyle bizim aynı hatayı Suriye'de 'Muhalif gruplar' diye terör örgütlerine verdiğimiz destekle ve Esad rejimini bizim bir iç sorunumuz gibi görerek yaptığımızı unutmayalım. ABD hem BM ilkelerini ayaklar altına alırken, hem de bu kurumun faaliyetlerini boykot ederek iyice etkisiz hale getirirken, biz bu çizgiye asla girmeyelim.”

“TÜRKİYE’DE TERÖRİSTLERİ DESTEKLİYOR DEMİŞ”

Sabah yazarı Barlas’ın bu satırlarına tepki İnsani Yardım Vakfı'ndan (İHH) geldi. İHH Genel Başkan Yardımcısı Serdar Nergis, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Can Dündar'ın yazdıkları ile Mehmet Barlas'ın bu yazısını kıyas etmek bence de doğru değil. Can Dündar IŞİD demişti Barlas bir adım ileri gitmiş tüm muhaliflere terörist demiş Türkiye'de teröristleri destekliyor demiş” ifadelerini kullandı.

Can Dündar ise Twitter hesabından "Biz bunu dedik diye 2 kez müebbet istediler" dedi.

AKP’LİLER TEPKİ GÖSTERMİŞTİ

Türkiye'deki AKP muhalifleri, hükümetin Suriye'deki terör gruplarına destek olduğunu sık sık belirtiyor. Bu teze başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AKP’liler çok sert tepki gösteriyor.





Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 22/02/2020 :  12:10:52  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bana göre Erdoğan'ın şu anda İdlib'de zorlamakta olduğu şeyi zorlamasının başlıca nedenlerinden biri, daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi, AKP tabanının azımsanamaycak bir kısmını oluşturan ve diğer bazı partilerin tabanında da çeşitli ölçülerde mevcut olan ve Erdoğan'ın tam da bunu yapmasını isteyen ve hatta bunu "şart koşan" yobaz denebilecek bir kesimin siyasi desteğini kaybetme korkusu. Yobaz, gerici bir Siyasi İslam versiyonunu benimseyen bu kesim, FETÖ'yle doğrudan veya dolaylı destek ilişkisi içinde.

Son zamanlarda ekonomik krizin de etkisiyle AKP'ye yönelik tepkiler arttı ve verilen destek azalmaya başladı (İBB'nin kaybedilmesi örneğinde olduğu gibi). Kılıçdaroğlu AKP'nin en korkutuğu şeyi yaparak klasik CHP anlayışını aşıp Atatürkçülükle uyumlu olsun veya olmasın AKP'ye şu veya bu düzeyde muhalefeti olan tüm çevrelerle işbirliğini güçlendirmek için var gücüyle çalışıyor ve bu da Erdoğan AKP'sini giderek köşeye sıkıştırıcı bir etki yapıyor.

Yetmezmiş gibi Fethullah uzantısı Davutoğlu ve Babacan gibi AKP tabanından oy çalabilecek kişiler parti kurmaya başladı ve böylece Erdoğan'ın geleceği ciddi bir riske girmiş oluyor. Erdoğan AKP'de devrim yaparak Rusya ve müttefikleriyle iyi ilişkiler geliştirmeye başlayınca, AKP tabanının azımsanamayacak bir kısmını oluşturan ve yobazlık düzeyindeki mezhepçiliklerinin de etkisiyle (veya "bahanesiyle") ABD'den ve hatta İsrail'den nefret etmediği kadar Rusya ve müttefiklerinden nefret eden ve dolayısıyla FETÖ'yle ve FETÖ'nün uzantısı olduğu ABD-İsrail şeytanlığıyla doğrudan veya dolaylı olarak destek ilişkisi olan kesim Erdoğan'a vermekte oldukları desteği geri çekme işaretleri gösterdiler. Bunlar, Rusya'yla olan ve giderek gelişen iyi ilişkileri sabote etmeye ve AKP'yi tekrar ABD/NATO (dolaylı olarak İsrail!) çizgisine çekmeye çalışanlar. Suriye meselesi, ABD-İsrail şeytanlığıyla çok uyumlu bir İslamcı yobazlık eğilimine sahip kesimin en büyük "silahlarından" biri. Çünkü Esad Şiilikle bağlantılı Nusayri/Alevi kökene ve üstelik sosyalist/solcu bir siyasi anlayışa mensup. Sünniliğin uç bir versiyonu sayılan Suud patentli Vahabiliğin düşmanı denebilir. Bugün bizim cihatçı/şeriatçı dediğimiz ve kendilerini açık bir şekilde İslamın (Sünniliğin) temsilcisi ve Alevi-Şiiliğin düşmanı olarak konumlandıran ve Ortadoğuda Esad'a, İran'a, Hizbullah'a, Haşdi Şabi'ye (ve bunlarla ittifak ilişkisi kuran Rusya'ya) karşı aktif silahlı mücadele yürüten grupların tamamına yakını zihniyet olarak Sünni'den ziyade Vahabi'dir ve Suudi Arabistan'dan, İsrail'den, ABD'den destek görürler. Ama kalabalık Sünni toplumların siyasi, askeri, ekonomik desteğini çekebilmek için söylemleri Vahabilik üzerine değil, Şeriatçı Sünnilik (İdeal Müslümanlık!) üzerinedir. Vahabiler ise kimi araştırmalarda işaretleri ortaya döküldüğü gibi Yahudi kökenlidir (Yahudilerin marjinal bir kesiminin uzantıları); tıpkı Suud hanedanı gibi. İslamın doğum yeri ve bir anlamda İslamın Başkenti olarak kabul edilen Suudi Arabistan'ın, Ortadoğuyu işkencehaneye ve kan gölüne çeviren ABD-İsrail ittifakının bir müttefiki olduğu apaçık ortadadır ve Ortadoğu'daki tüm "sözde Sünni özde Vahabi" cihatçı/şeriatçı terör örgütlerinin himaye ve güdümünü ABD ve İsrail'le birlikte yürütmektedir. Bunda benim görebildiğim tek istisna Erdoğan'ın ve onunla birlikte Katar'ın Suudi Arabistan yörüngesinden uzaklaşarak bağımsızlaşma eğilimi göstermesi ve Suudların destekledikleri örgütlerden bağımsız ve hatta onlara muhalif kendi cihatçı/şeriatçı silahlı güçlerini geliştirmeye çalışmalarıdır.

Sünnilik ve Vahabilik arasındaki ilişki bu bağlamda çok ilginç ve açıklayıcı olabilecek bir niteliğe sahip gibi geliyor bana.

"Vahabilik" İslam ile Yahudiliğin doğal kesişim alanı gibi birşey görebildiğim kadarıyla. İslamın kökeninde güçlü bir Yahudi etkisi olduğuna dair bazı iddiaları bir ölçüde el almıştık. Bazı yabancı araştırmacı yazarların iddiasına göre İslamın kuruluşu aslında marjinal bazı Yahudi grupların Kudüs'ü (kutsal topraklarını) Roma'nın (Bizans'ın) elinden kendi güçleriyle geri alamamaları sonucu bu amacı gerçekleştirmede Araplardan yararlanma istekleriyle yakından bağlantılı; en azından bağlangıçta. Bu iddiaların ayrıntılarına vakıf değilim, net bir resim oluşturamıyorum zihnimde henüz ama bu tür iddiaları araştırdıkça, en azından İslamın kuruluşunun, klasik tarih bilgilerinde anlatılanlardan gerçekten çok farklı olduğuna ikna oluyorum.

Yalnız, İslamın doğum yeri ve başkenti olarak kabul edilen Suudi Arabistan'ın resmi dini inancı olan "Vahabi İslam"a ve Vahabilik adına yapılanlara, dayatılanlara bakıldığında, gerçekten de hastalıklı, psikopat, şeytani bir gücün farkına varılması hiç de zor değil.

Mevcut sınırlı bilgilerime ve gündemde olan bitenlerle ilgili takip edip gözlemleyebildiklerime dayalı sezgime göre İslamın kökeninde gerçekten de bazı Yahudi marjinal gruplarıyla bağlantılı oldukça karanlık/negatif faktörler var ama kalabalık insan gruplarına açıkça kötücül eğilimleri paket halinde benimsetmek mümkün olmadığından, "uydurulmuş" sayısız açıklama da var insanları ikna etmek, en azından kafalarını karıştırıp pasifleştirmek için. Ve tabi kalabalık kitleler İslamı benimsedikten sonra, Kuran başta olmak üzere eldeki malzemedeki çok sayıdaki negatif veya zihin bulandırıcı faktöre nispeten iyi niyetli bir şekilde "anlamlar/yorumlar" vermeye dönük büyük bir çorba kazanı da var.

İslam tam bir tartışma ve sorgulama malzemesi teşkil ediyor bana göre. Ve Bizans’a kızan marjinal Yahudi grupların psikopatlıkları ve bununla yakından bağlantılı olarak "Vahabilik" denen şey, İslamın kökenleriyle ilgili karanlık dehlizlerin en önemli açıklayıcıları arasında muhtemelen.

Benim bu tartışmaları yapma, bu iddiaları ele alma amacım, genel itibariyle anladığımız şekliyle “pozitif eğilimli” olan ve “İslam” dinine inanan, kendini Müslüman olarak gören, pozitif eğilimlerini beslemede bu inançtan şu veya bu şekilde destek alan kişilerin pozitif inancını, moralini, ümitlerini kırmak, incitmek değildir. Ama İslam dünyasında neden bu kadar çok ve derin negatiflik olduğunu anlamak amacıyla, İslamın kökenlerini, İslam adına hareket eden başlıca bazı güçlerin (Suudi hanedanının, Vahabiliğin, Vahabi terör örgütlerinin) şiddetli negatifliklerinin İslamın kökenleriyle, dayanaklarıyla, iddialarıyla nasıl bir bağlantısı olduğunu sorgulamaya ihtiyaç olduğunu gözlemliyorum.

Ben kendini Müslüman olarak tanımlayan, İslam dinine inanan ve basit ve doğal/evrensel bir açıdan “pozitif eğilimli” olduğu söylenebilecek (kendisi ve çevresi için iyiliği, adaleti, sevgiyi amaçlayan) kişilerle “aynı inancı” bir yönüyle paylaşıyorum, bir diğer yönüyle ise paylaşmıyorum. Ben doğal/evrensel iyiliği, adaleti, sevgiyi, dayanışmayı hiçbir özel dinsel ideoloji kapsamı dahilinde olmadan, kendi başına amaçlanıp güdülebilecek birşey olarak görüyorum ve bu amacı, bu yolu “inancım”, “dinim” olarak kabul ediyorum. Hangi dinsel ve/veya siyasi ideoloji veya öğreti kapsamında olursa olsun, basit ve evrensel iyiliği, sevgiyi, dayanışmayı, bu yolla şifalanmayı amaçlayan herkesle bir şekilde “aynı inancı” paylaştığıma inanıyorum; tam olarak “aynı dini ideolojiyi/öğretiyi” olmasa da. Bana göre sevgi, iyilik, adalet, sevgi, saygı esas olandır, geri kalan herşey yalnızca ayrıntılar, şekilsel yorumlardır.

Ben İslam diniyle, İslam dininin geçmişiyle, kökenleriyle veya İslamın geçmişinde ve bugününde İslam adına hareket ettiklerini söyleyenlerin faaliyetleriyle ilgili görüş, yorum ve eleştirilerimi yaparken, ister Müslüman ister başka herhangi bir dinden olsun, hiç kimsenin pozitifliğe, sevgiye, iyiliğe, kardeşliğe, dayanışmaya, şifaya, kurtuluşa olan inancına saldırmak gibi bir amaç gütmüyorum, aksine Müslüman olan ve olmayan tüm kardeşlerimle bu pozitif değerler yönünde dayanışma amacı güdüyorum. İslam diniyle ilgili yorumlarım aslında diğer tüm dinler için de geçerlidir. Ben adı konmuş hiçbir dinin mensubu değilim, hiçbirini, hiçbir peygamberi, hiçbir kitabı benimsemiyorum şekilsel olarak ama herhangi bir dinin mensuplarıyla evrensel/insani/vicdani değerler bağlamında örtüşebileceğimden, aynı noktada, aynı insani ve vicdani çıkarlar, hak-hukuk meseleleri bağlamında buluşabileceğimden, iş ve kader birliği yapabileceğimden ve yapmakta olduğumdan şüphe duymuyorum.

Müsait vaktimde bu ve ilgili diğer başlıklar altında bu konudaki görüşlerimi, sorgulamalarımı paylaşmaya devam edeceğim.
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,16 saniyede oluşturuldu.