Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Olağandışı Olaylar
 Ufoloji
 Antonio Villas-Boas Olayı
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar  Mesaj Sonraki Konu  

Qui-gon jinn


141 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/04/2021 :  21:43:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Merhabalar

Dün gece "Giovanni Scognamillo - Uzaydan Geldiler" kitabını okurken Dünya UFO literatüründe yer alan meşhur Antonio Villas-Boas olayının anlatıldığı 10. bölüme denk geldim. Şimdi bu meşhur olayı daha önceden biliyordum elbet ama birde böyle Antonio'nun ağzından ayrıntılı bir şekilde okuyunca ve onun yerine de sanki baştan sona kendim yaşıyormuş gibi gözümde canlandırınca olayın acayipliği beni benden aldı açıkcası. Kişisel olarak son derece abzürt ve trajikomik bulduğum bu olay gerçekten yaşandımı bilmiyorum ama Kasyopyalıların şu sözlerinde ne kadar haklı olduğunu düşündürdü bana;


C: Doğru bir şekilde algılandığında her şey eğlencedir. (28 Ekim 1994)

C: Şu anda seni rahatsız eden şeylere gülmeyi öğren. Neticede, eğer düşünecek olursan, gerçekten komik. Herşeyi bu kadar ciddiye almayı bırak!!! (28 Aralık 1996)


Kasyopyalıların asıl varoluşunu kendisi ile alakalı "o kadarda ciddiye alınacak birşey" olmadığına ilişkin bir sözleri vardı ama onu şu an bulamadım, denk gelirsem eklerim onu da. Nihayetinde duruma ve şu olaydaki ayrıntılara o şekil bir bakış açısıyla bakmanın önemini burda bende vurlugulamak isterim.

Velhasıl Antonio'nun varlıklara ağız dolusu küfürler edişi, bir varlığı itipte onun boylu boyunca iki seksen yere yapışması, içinde bulunduğu yer ve durum sanki çok normalmiş gibi birde durup kaybettiği çakmağını dert edişi, herhalde hatıra diye alsam bişey demezler kafasında onların cihazlarını alması ve varlığın Antonio'ya dalıp onu duvara yapıştırması, 3 erkek varlığın Antonio'yu çırılçıplak soyması (ki burda direkt aklıma Cem Yılmaz'ın filminde yerliler tarafından kuşatılmış, kıyafetlerini çıkarırken söylediği meşhur söz geldi; "s..meseler bari.." :)) Sonrada kadın varlığın olaya girişi falan vs. vs., bu nedir yav!, galaktik rezalet yeminle...:))

Neyse bu olayın iç yüzüyle ilgili Kasyopyalıların bir de açıklaması var, onu da paylaşayım;

S: (L) Villas Boas olayı hakkında ne söyleyeceksiniz? O varlıklar kimdi ve bu etkileşimin amacı neydi?
C: Arilerin melezleme deneyi.(4 Kasım 1994)



Son olarak olayın anlatıldığı kitaptaki o bölümüde buraya ekliyor ve okurken kendinizide Antonio'nun yerine koyup, sanki kendiniz yaşıyormuşcasına gözünüzde canlandırmanızı da özellikle sizlerden rica ediyorum...

VÎLLAS — BOAS OLAYI RAPORU

ANTONIO VILLAS BOAS RAPORU, ele geçen raporların en çok tartışılanıdır. APRO’nun Brezilya temsilcisi Doktor Olavo Fontes’in tartışılmaz nitelikleri yüzünden buraya alınıyor. Doktor Fontes, Brezilya Ulusal Tıp Fakültesi’nde İç Hastalıkları Profesörüdür. Güney Amerika’nın en üstün UFO uzmanı olarak kabul edilmektedir.

"Adım Antonio Villas-Boas’tır. 23 yaşında bir çiftçiyim. Brezilya’da Sao Paolo eyaletine komşu olan Minas Gerais eyaletinde Sao Francisco’da Salles kenti yakınlarında bir çiftlikte ailemle birlikte otururum. İki erkek, üç de kızkardeşim var. İki tane daha vardı ama onlar öldüler. Ben en küçükten bir önce gelirim. Hepimiz çiftlikte çalışırız; tarla sürmek için bir de International marka benzinli traktörümüz vardır. Zamanı gelince nöbetleşe kullanırız traktörü. Gündüzün çalışan iki işçimiz vardır. Ben gündüzleri uyur geceleri çalışırım. Kimi zaman kardeşlerimden biri de benimle birlikte gelir. Evli değilim, sağlıklıyım. Mektupla eğitim kurslarına de vam ediyor ve fırsat buldukça da çalışıyorum. Benim Rio’ya gelmem büyük bir fedakârlık olmuştur. Çiftlikte bana ihtiyaçları olduğu için oradan ayrılmamalıydım. Ancak, buraya gelip başımdan geçen garip olayları anlatmanın görevim olduğuna inanmış bulunuyorum. Bu olayı aydınlatmak için sizlerin istedikleri her şeyi yapmaya, sivil ya da askerî yetkililer önünde bildiklerimi anlatmaya hazırım. Ancak çiftliğimi çok merak ettiğim için ne kadar erken dönebilirsem o kadar sevineceğim.

Her şey 1957 yılının Ekim ayının beşinci ge cesi başladı. O gece evimizde küçük bir toplantı vardı, her zamandan daha geç, saat l l ’de yatmıştım. Kardeşim Joao Villas-Boas ile bir odada yatıyorduk. Hava çok sıcak olduğu için pencereyi açtım. Bahçenin tam ortasında gümüş gibi fosforlu bir parıltı gördüm. Ayışığmdan daha parlak, çevresini aydınlatıyordu. Bembeyazdı, nereden geldiğini bilmiyordum bu ışığın. Yere doğru inen bir arabanın farlarına benziyordu. Ama gökyüzünde de hiçbir şey yoktu. Kardeşimi çağırıp göstermek istedim, ama o hiçbir şeye inanmadığı için dışarı bakmadı ve bana da yatıp uyumamı söyledi. Pancurları kapattım ve yattım. Az sonra merakımdan dayanamayarak kalktım ve pancurları açtım. Işık yine aynı yerdeydi. Birdenbire pencereye doğru hareket etti. Hemen pancurları kapattım, çıkan gürültüden kardeşim uyanmıştı. Pancurlarm arasından giren ve odamızı aydınlatan ışığı seyrettik birlikte. Sonunda ışık kayboldu ve bir daha gelmedi.

İkinci olay 14 Ekimde meydana geldi. Saat akşamın 9.30’u ile 10’u arasındaydı. Saatim olmadığı için tam zamanını bilemiyorum. Tarlada traktörün başmdaydım. Kardeşim de yanımdaydı. Birden gözlerimizi yakan parlak bir ışık gördük tarlanın kuzey ucunda. Biz baktığımızda ışık oradaydı, araba tekerleği boyunda kadar vardı. Yerden yüz metre kadar yüksekte duruyor, kırmızı ışığı daha da geniş bir alana yayılıyordu. Işığın altında saklı bir Nesne olabilirdi, ancak ışığm kuvvetinden hiçbir şey göremiyordum. Kardeşimi çağırdım gidip bakmamız için, ama o gelmeyince ben de yalnız başıma gittim. Nesneye yaklaşınca birden hareket etti ve çok büyük bir hızla tarlanın güney ucuna gitti vc orada durdu. Peşinden gidince aynı manevrayı tekrarlayarak bu kere ilk durduğu yere döndü. Belki yirmi kere tekrarlandı aynı manevra. Sonunda o Nesnenin peşinde koşmaktan yorulup kardeşimin yanma dönmüştüm. Uzakta ışık yine parıldamaya devam ediyordu. Arada sırada dört bir yana ışık saçıyordu, batan güneş gibi. Sonra birden sanki söndürülmüş gibi kayboluverdi. Aslında böyle olup olmadığını bilmiyorum, çünkü sürekli olarak hep aynı yöne bakmıyordum. Bir iki saniye başka bir yana baktığım sırada kalkmış ve ben bir daha oraya bakana kadar uçup gitmiş olabilirdi.

Ekimin 15’i olan ertesi gece aynı verde tek başıma traktörümle çalışıyordum. Hava çok soğuk, gökyüzü berrak ve yıldızlıydı. Gece saat tam l ’de birden gökte kırmızı bir yıldız gördüm. O büyük parlak yıldızlara benzeyen bir yıldız. Ama az sonra giderek büyüdüğünü ve bana doğru yaklaştığını görünce bunun yıldız falan olmadığını anlamıştım. Bir iki saniye içinde bana korkunç bir hızla yaklaşan yumurta biçimli, çok parlak bir Nesne halini almıştı bu şey. Ne yapacağımı düşünürken Nesne başımın üzerine gelmişti. Sonra birden durdu ve başımın 50 metre üstünde dönmeye başladı. Ortalık gündüz gibi aydınlanmıştı. Traktörümün farları görünmüyordu bile bu ışıkta. Çok korkmuştum. Traktörümü alıp kaçmayı düşündüm ama traktörün hızını hatırlayınca kaçma fırsatımın olmadığını anladım. O Nesne şimdi başımın üstünde topaç gibi olduğu yerde dönüp duruyordu ama az önce nasıl sürat yapabildiğine tanık olmuştum. Yere atlayıp kaçmayı da düşündüm. Ama toprak yumuşaktı, ayrıca traktörümle sürmüş olduğum için koşmak kolay olmayacaktı. Dizlerime kadar bata bata hiçbir yere kaçamazdım. Hatta belki de bacağımı bile kırabilirdim kaçmaya çalışırken. İki üç dakika kadar ne yapacağımı bilemeden orada öylece kalakaldım. Tam o sırada parlak Nesne birden yere doğru yaklaştı ve traktörümün on onbeş metre ilerisine inmeye başladı.

Nesne iyice yaklaştığında ilk olarak bunun çok garip bir makine olduğunu farkettim. Yuvarlaktı ve çevresi küçük mor ışıklarla çevriliydi. Daha önce gördüğüm o kırmızı ışık, biraz daha yüksekte olan kocaman bir fardan geliyordu. Nesne önünde üç tane madeni çubuk olan uzun bir yumurtaya benziyordu. Bu bir uçları kalın diğer uçları sivri madeni çubuklardan biri ortada diğerleri de iki yandaydı. Parlak bir fosforlu ışık altında olduklarından renklerini seçememiştim. Makinanm üstünde, yine aynı fosforlu kırmızı ışıklı ve hızla dönen bir şey vardı. Makina yavaşladığı anda bu ışık da yeşile dönüştü ve dönen şeyin hızı azaldı. O zaman bunun yuvarlak bir daireye ya da ezilmiş bir kubbeye benzediğini düşündüm. Ancak ne o zaman ne de makina yere indikten sonra bu parçası hiç durmadan dönmeye devam ettiği için gerçek şeklini hiçbir zaman tam olarak göremedim.

Şimdi anlattığım bu ayrıntıları ancak daha sonraları görebilmiştim. O ilk anda bu kadar çok şeyin birdenbire olmasından dolayı şaşkınlık içindeydim, öyle ki, o üç madeni çubuğun makinanın altından bir sacayak gibi yere uzandığını görünce iyice kendimi kaybetmiştim. Bunların makinanm ayakları oldukları şüphesizdi. Makinanm yere nasıl konduğunu tam olarak bilemiyordum. Bu anda zaten motoru çalışmakta olan traktörümü hareket ettirip yana doğru kaçmaya başladım. Ancak bir iki metre kadar gittikten onra traktörün motoru birden kesildi ve ışıkları söndü. Işık düğmesi açık ve kontak anahtarı üstünde olduğu halde bunun nasıl olduğunu anlayamadım. Motoru çalıştırmak için ne kadar uğraştımsa da hiçbir şey elde edemedim. Kapıyı açıp kendimi dışarı attım bunun üstüne. Ancak bir iki adım gitmiştim ki biri kolumdan yakaladı.

Beni kovalayan kısa boylu (ancak omuzlarıma kadar geliyordu) garip giysili bir yaratıktı. (Sonradan bunun içerde rastladığım kadın olduğu kanısına vardım) Korkudan, bu yaratığı bütün gücümle ittim, dengesini kaybetti, kolumu bıraktı ve iki metre kadar geriye sırtüstü yuvarlandı. Ben bundan faydalanarak yeniden koşmaya başlamıştım. Ancak bu sırada ikisi yandan biri arkadan olmak üzere üç' erkeğin saldırısına uğradım. Beni sıkıca yakalayıp ayaklarımı yerden kestikleri için ne kadar çabalasa m boşunaydı. İmdat istemeye, bağırıp çağırmaya başladım. Beni makinaya doğru sürüklüyorlardı. Konuşmamın kendilerini şaşırttığını farkettim. Ağzımı her açtığımda şaşkınlıkla durup durup yüzüme bakıyorlardı. Ancak beni sıkı sıkı tutmaktan da vazgeçmiyorlardı. Böylece, daha önce sözünü ettiğim üç çubuğun yerden iki metre kadar yüksekte duran makinalarmm yanma geldik. Tam ortasında yukarıdan aşağıya doğru bir kapak açıldı. Kapı tam olarak açıldığında merdivenli bir köprü halini alınıştı. Makinanm duvarları gibi bu merdiven de gümüş gibi bir madendendi. Bu köprü merdiven ancak bir kişinin geçebileceği dar ve aynı zamanda benim kendimi kurtarmak gayretlerimle sağa sola sallanan ince bir şeydi. Bu yüzden çok güçlük çektik üzerinde. Merdivenin iki yanında tutunmak için süpürge sopası kalınlığında birer korkuluk da, vardı. Adamların ellerinden kurtulmak için birkaç kere bu korkuluğu yakaladım. Ellerimi oradan çekip koparmak için her seferinde durmak zorunda kalıyorlardı. Bu korkuluk da eğilip bükülen bir şeydi. Sanki tek bir parçadan değil de herbiri diğerine bağlı küçük madeni parçalardan yapılmış gibi.

Makinanm içine girdiğimizde küçük ve dört köşe bir odada olduğumuzu farkettim. Parlak madeni duvarları madeni tavandan gelen fluoresaıı ışıkla aydınlanıyordu. Ayrıca duvarların birleştikleri yerlerde de yerden tavana kadar küçük küçük dört köşe lambalar vardı. Biz içeri girer girmez kapı kapatıldı ve merdiven kaldırılıp kapıya bağlandı. İçerisi gün gibi aydınlıktı. Ama buna rağmen bir an önce açık, olan kapının yerini kestirmek imkânsızdı, öylesine duvarın parçası haline gelecek şekilde sıkı sıkıya kapanmıştı ki. Adamlardan biri eli ile odanın bir ucundaki yan açık kapıyı işaret edince çevreme daha fazla bakamadım. Kollarımı hâlâ sıkı sıkı tuttukları için istediklerine boyun eğmekten başka çarem yoktu.

İçinde hiçbir mobilya ya da makina görmediğim birinci odadan çok daha büyük o^an ikinc isine geçtik. Bu oval biçimli, öteki gib! ışıklandırılmış yine aynı parlak madeni duvarlı bir odaydı. Bu odanın makinanm tam ortasında olduğunu sanıyorum. Çünkü ortasında yerden tavana kadar uzanan ortası ince uçlan kalın bir madem boru vardı. Bunun tavanı tutmak için olduğunu düşündüm. Odadaki tek mobilya arkalıksız is kemlelerle çevrili garip biçimli bir manavdı. Bunlar da aynı beyaz madenden yapılmışlardı, iskemleler gibi masa da tek ayaklıydı. İskemleler yere üç taraftan kelepçe ile raptedilmişlerdi. Oturanlar istedikleri yana dönebilirlerdi böylece.

İki adam kollanmı sıkı sıkı tutuyorlar, diğerleri bana bakıp bir şeyler konuşuyorlardı. Şimdi beş kişi olmuşlardı. «Konuşuyorlardı» diyorum ama çıkardıkları seslerin insan sesine benzer bir yanı yoktu. Köpekler gibi hırıltılarla, konuşuyorlardı. Benzetme pek yerinde değilse de hayatımda böyle bir ses duymamış olduğum için ancak köpeklere benzetebilmiştim bu hırlamalarını. Ağır ağır hırlıyorlardı, ne yüksek ne de alçak; hırıltılardan kimi uzun kimi de daha kısaydı, kimi zaman aynı anda, çeşitli sesler halinde çıkıyordu hırıltıları. Hayvan homurtusundan farksız olan bu seslerde herhangi yabancı bir dilin tek kelimesi olmadığına eminim. Bana hep aynı geldiği için şu anda hiçbir şey hatırlamıyorum bu konuda. Bu yaratıkların birbirlerini nasıl anladıklarına hâlâ şaşmaktayım. Duyar gibi oldukça tirtir titriyorum. Sizlere bunun taklidini bile yapamayacağım. İstesem de boğazımdan öyle sesler çıkaramam ki.

Hırıltılar sona erdikten sonra hep birden bir karara varmış olmamalılar ki beşi birden beni yakalayıp zorla soymaya başladılar. Ben direndim. Küfürler ettim, bağırdım, karşı koydum. Beni anlamadıkları görülüyordu. Sanki bana karşı saygılı davrandıklarını anlatmak isterlermiş gibi durup baktılar bana. Ayrıca zor kullandıkları halde hiçbir zaman bir yerimi acıtmadılar, hatta elbiselerimi bile yırtmadılar. (Gömleğim dışında ki, bunu daha önce de yırtmış olabilirim, tam olarak bilemeyeceğim.)

Beni çırılçıplak soydular. Başıma neler gelebileceğini düşününce korkudan tirtir titriyordum. Adamlardan biri yanıma sokuldu. Elinde ıslak bir süngere benzeyen bir şey vardı. Bununla bütün vücuduma sıvı bir madde sürdü. Lastik bir süngerden daha yumuşak bir şevdi bu. Sıvı da su gibi berrak ama daha koyu ve kokusuzdu. İlk önce bunun bir çeşit yağ olduğunu sandım ama derimin yağlanmadığını görünce aldanmış olduğumu anladım. Üşüyordum. Dışarıda gece ve soğuk vardı, makinanın içinde hava daha da soğuktu. Soyarlarken titremiştim, şimdi bu sıvıyı sürdükçe titremem de artmıştı. Ama sıvı kuruduktan sonra artık soğuğu farketmedim.

Hırıldayan ve elleriyle işaretler yapan üç adam beni girdiğimizin karşısındaki kapıya doğru götürdüler. Önde giden kapının ortasında düğme gibi bir şeye dokununca kapı içeri doğru açıldı. İki tarafa da açılan bar kapısına benziyordu. Bu kapı da madenden yapılmış olup üzerinde parlak kırmızı harflerle b ir şeyler yazıyordu. Bizim yazılara hiç benzemeyen bir şeydi bu. Makina içinde bulunduğum sürece bir daha böyle yazı falan görmemiştim. Neye benzediklerini aklımda tutup sonradan Bay Martiııs’e gönderdiğim mektupta çizmiştim. Ama şimdi büsbütün aklımdan çıkmış bulunuyorlar.

Kapıdan daha küçük bir odaya girmiştik. Bu da dört köşeli ve diğerleri gibi aydınlatılmıştı. Ben ve iki adam içeri girdikten sonra kapı arkamızdan kapandı. Geriye bakınca anlatılamaz bir şey gördüm. Tıpkı diğer odada olduğu gibi kapı kapanınca arkamızda duvardan başka bir şey olduğunu belirtecek tek bir çizik bile kalmamıştı. Bunu nasıl yaptıklarım bilmiyorum. Belki de kapı kapanır kapanmaz, bir çeşit kepenk gelip bütün duvarı örtüyordu. Bunu anlayamadım. Bir dakika sonra duvar yine açıldı ve kapı ortaya çıktı ve ben de ortalıkta kepenge falan benzer bir şey görmedim. Bu sefer içeri ellerinde her biri birer metre uzunluğunda çok kalın iki lastik boru olan iki adam girmişti. Boruların içlerinde bir şey olup olmadığını bilmiyorum ama boru olduklarını iyice görmüştüm. Borulardan birinin ucunda kadeh biçiminde bir cam kap vardı. Diğer ucundaki bardak gibi camdan şeyi de çeneme dayadılar. İşte şimdi bile onun bıraktığı morluk çenemde görülmektedir. Yalnız bunuyapmadan önce lastik boruyu taşıyan adam sankiiçindeki havayı boşaltır gibi sıkmıştı boruyu. Hiçbir acı falan duymadım, sadece derim emiliyormuş gibi bir duygu geldi içime. Ama sonraları o camın dayandığı yer kaşınmaya ve yanmaya başladı (daha sonra derimin yarıldığını farkettim). Borunun öteki ucundaki kadeh biçimindeki camın kanımla dolmakta olduğunu görüyordum. Kadeh yarısına kadar dolunca boruyu çıkartıp ötekisini taktılar. Bununla da çenemin öteki yanından kan aldılar. Bu sefer kadehi ağzına kadar doldurmuşlardı. Aynı yanma hissini burada da duydum. Sonunda adamlar çıkıp gittiler. Kapıyı da kapattıkları için yapayalnız kalmıştım odada.

Yarım saat kadar öylece durdum. Odanın ortasındaki geniş bir divandan başka hiçbir şey yoktu içerde. Ne ayakları, ne de başlığı olmamasına rağmen bir yatağa benziyordu bu. Ancak içinde yatmak çok rahatsız olacaktı herhalde. Çünkü tam ortasında epey yüksek bir tümsek vardı. Ama sünger gibi bir maddeden yapılmış olmalıydı ki oturunca insana yumuşacık geliyordu. Çok yorgun olduğum için oturmuştum üzerine. Birden garip bir koku hissettim. Boğuluyor gibi oluyoi'dum. Boyalı bir bez parçasının yanarken çıkardığı kokuya benziyordu bu. Duvarları gözden geçirince başım hizasında küçük madeni tüplerle kaplı olduğunu gördüm. Ucu delik delik olan bu tüplerden havada eriyen bir duman çıkıyordu. İşte koku da bu dumandan gelmekteydi. Adamlar kanımı alırlarken böyle bir şeyin olup olmadığım bilmiyorum. O zaman koku falan duymamıştım. Ama belki de o zaman kapı açık olduğu için duymamıştım bunu. Ama şimdi zaten çok bitkin olduğum için, içim de bulanmaya başladı ve sonunda kustum. Soluk almam düzelmişti ama koku yüzünden yine de rahatsızlık hissediyordum. Bütün ümitlerim kırılmıştı, başka bir şeylerin olmasını istemeye başladım.

O zamana kadar bu garip insanların neye benzediklerini görememiştim. Beşi de vücutlarını sımsıkı saran yumuşak, kaim ve çizgili gri kumaştan bir kılıf gibi bir şey giymişlerdi. Bu elbise boyunlarına kadar uzanıyor, orada yine gri bir maddeden ama daha sert olduğu belli olan bir maskeyle birleşiyordu. Maskenin burun hizasında üç köşeli madeni bir levha vardı. Göz deliklerinden başka her yerleri kapalıydı. Göz deliklerinde de gözlük camlarına benzer yuvarlak camlar vardı. Gözleri bizimkilerden daha küçük görünüyordu ama bu camların etkisinden de olabilir. Gözleri açık renkli, belki de maviydi. Maskenin gözlerinin üstünde yükselen kısmı öylesine büyüktü ki normal bir insan başınm iki misli kadar vardı. Belki de maskelerin altında başlarının üstünde başka bir şey daha vardı. Ancak bunu görmediğim için bu konuda hiçbir şey söyleyemem. Başlarının tam tepesinde ortada, üç tane yuvarlak gümüş renginde madeni tüp vardı. Bahçe hortumundan daha dar olan bu tüplerin madeni mi yoksa lastik mi olduğunu bilemeyeceğim. Tüplerden biri ortada diğerleri de başın iki yanında geriye doğru yatık bir vaziyetteydi. Bunların uçları elbiselere giriyordu. Ortadaki belkemiğinin olduğu yere, yanlardakiler de omuzların altına, sırtın başladığı yere. Tüplerin bağlı oldukları yerlerde hiçbir çıkıntı falan görmedim. Ya da elbiseleri altında kutu ya da başka bir şey olduğunu belirtecek hiçbir ize rastlamadım.

Ellerinde yine aynı kumaştan beş kalın parmaklı eldivenler vardı. El hareketlerini güçleştiriyordu bu kalın eldivenler. Ama yine de beni sıkı sıkı tutabilmişler ve usta hareketlerle kanımı alabilmişlerdi. Bu üstlerindeki bir çeşit üniforma olmalıydı. Hepsinin göğüslerinde yuvarlak kırmızı bir levha vardı. Bazan parlak kırmızı bir ışık yansıtıyordu bu levha. Kendi içinden gelen bir ışık değildi bu. Daha çok bir arabanın parlarının öndeki arabanın stop lambalarını yakaladığı zaman çıkan ışığa benziyordu. Bu levhanın ortasından çıkan ince madeni bir madde (belki de bir maden çubuğu) geniş ve tokasız kemerlerine bağlanmıştı. Kemerin rengini hatırlamıyorum. Ne bir cep ne de bir düğme gördüğümü de hatırlamıyorum. Pantolonları da sımsıkı kavrıyordu kalçalarını. Hiç buruşuk falan yoktu. Pantolonla ayakkabıları arasında bir ayrım çizgisi de yoktu. Ayakkabıları da aynı kumaşın devamıydı. Yalnız ayakkabılarının tabanları bizimkilerden değişikti. Yedi sekiz santim kalınlığında vardı. Burunları da peri masallarında sözü geçenler gibi hafifçe havaya kalkıktı. Ama normal bir tenis ayakkabısından pek farklı değildiler. Sonraları gördüklerime dayanarak ayakkabıların adamların ayaklarına büyük olduklarını söyleyebilirim. Ama buna rağmen rahat adımlarla yürüyorlardı. Hareketleri çabuktu. Ancak sımsıkı elbiseleri belki de hareketlerini kısıtlamaktaydı. Çünkü hep dimdik, kaskatı duruyorlardı. Hepsi aşağı yukarı benim boyumda, ama maskeleri gözönüne alındığında belki de benden kısaydılar. Bir tanesi çeneme kadar bile gelmiyordu. Hepsi de güçlü kuvvetli görünüyorlardı. Ama teke tek dövüşebilseydik hiç de yenileceğimi sanmıyordum. Fakat bütün bunların bana olanlarla ilgisi yok.

Benim için çok uzun bir süre gibi gelen bir zamandan sonra kapıda, duyduğum bir sesle korkuyla yerimden sıçradım. Dönünce korkudan ödüm patlıyordu neredeyse. Kapı açıktı ve içeri bir kadın giriyordu. Bana doğru yürüyordu. Acele etmeden, ağır ağır yürüyor ve belki de yüzümdeki şaşkınlık karşısında benimle alay ediyordu. Ağzım açık bakıyordum kadına. Bunda şaşacak hiçbir şey yoktu. Kadında tıpkı benim gibi çırılçıplaktı. Ayaklan da çıplaktı. Üstelik çok güzel bir kadındı, tanıdığım kadınların hiçbirine benzemiyordu. Saçlan sapsarı, âdeta beyazdı. Ortadan aynîmıştı. Yuvarlaktan çok, badem gibi olan masmavi gözleri vardı. Makyaj falan yapmamıştı. Burnu dümdüzdü, ne yukarı kalkık, ne sivri, ne de eğri. Elmacık kemikleri çıkıktı. Yüzüne geniş bir ifade veriyordu bu. Çenesi sivri olduğu için yüzü aynı zamanda uzundu da. Daha sonra gördüğüm kulakları küçük ve bildiğimiz kulaklardan farksızdı. Dudakları neredeyse gözle görülmeyecek kadar inceydi. Çıkık elmacık kemikleri insanda sanki yüzünün kemikleri kırıkmış gibi bir his yaratıyorsa da sonra ellediğimde âdeta kemik değilmiş gibi yumuşak olduklarını gördüm bunların. Vücudu hayatımda görmediğim kadar güzeldi. Göğüsleri dimdik ve birbirlerinden iyice ayrıktı. Beli dar, kalçaları gelişmişti. Ayaklan küçük, elleri dar ve uzundu. Parmakları ve tırnakları normaldi. Benden bir baş daha kısaydı boyu.

Kadın yüzüme sanki benden bir şey istiyormuş gibi bakarak yanıma yaklaşıyordu. Birden beni kucakladı ve başını yüzüme sürtmeye başladı. Vücudunu da vücuduma yapıştırmış sürtünüp duruyordu. Derisi beyaz ve çilliydi. Normal bir kadın kokusundan başka bir koku duymadım saçlarında ve vücudunda.

Kapı yine kapanmıştı. Beni kucaklayan ve ne istediğini açıkça belirten kadınla yalnız kalınca ben de heyecanlanmıştım... Durumu göze alınca imkânsız gibi gelir bu. Ancak üzerime sürdükleri sıvının bununla bir ilgisi olsa gerekti. Cinsel bakımdan çok heyecanlanmıştım, şimdiye kadar hiç böyle bir şey olmamıştı bana. Sonunda herşeyi unutup kadını sıkıca kavradım ve kucaklamalarına karşılık verdim. Sonunda divana uzandık. Aramızdaki ilişki normal bir ilişkiydi. Sonra birbirimizi okşayıp bir daha seviştik. Ama kadın şimdi benden kaçınmaya çalışıyor işi sona erdirmek istiyordu. Bunu görünce ben de birden soğudum onun gibi. Nesillerini islâh etmek için bir aygırdı bunların aradıkları. Öfkelenmiştim, ama aldırmamaya karar verdim. Ne de olsa kadınla çok zevkli birkaç dakika geçirmiştim. Bizimkilerle değişmem ya, neyse! Ben konuşacağım, anlaşacağım bir kadın isterim, ovsa bununla böyle bir şey düşünülemezdi bile. Ara sıra ağzından çıkan hırıltılar herşeyi berbat ediyordu az daha. Sanki bir hayvanla sevişiyormuşum gibi..

Dikkat ettiğim bir nokta beni hiç öpmemiş olduğuydu. Bir keresinde öpecekmiş gibi ağzını açtı ama sonra hafifçe çenemi ısırdı. Öpücük falan değildi bu.Dikkatimi çeken diğer bir nokta da koltukaltı kıllarının kan rengi olduğuydu.Bir süre sonra birbirimizden ayrıldık ve kapı açıldı. Adamlardan biri kadına seslenince kadın kalkıp dışarı çıktı. Ama kapıdan çıkmadan önce bana döndü, karnım gösterdi ve gülümser gibi bir hareketle göğü işaret etti. Sonra da gitti. Bu işaretten çıkardığım anlam geri dönüp beni de kendi yaşadığı yere götürmek istediğiydi.İşte bunun için korkuyorum şimdi. Ya gelip beni alırlarsa! Ailemden ve vatanımdan ayrılmak istemiyorum ben.Adam az sonra elbiselerimi getirdi. Giyinmemi işaret edince ses çıkarmadan giyindim. Çakmağımdan başka her şeyim tamamdı. Belki de adamlarla boğuşurken cebimden düşürmüştüm, onun için hiç ses etmedim.Diğer odaya girdiğimizde üç adamın döner iskemlelerde oturmuş aralarında hırıldadıklarını gördüm. Benimle birlikte içeri giren de onların yanlarına gitti ve beni daha önce anlattığım masanın başında bıraktı.

Şimdi artık sakinleşmiştim, bana bir zarar vermeyeceklerini anlamıştım. Çevreme dikkatle bakıp gördüğüm herşeyi hafızama kazıdım ben de. Masanın üstünde cam kapaklı bir kutunun içinde saat gibi bir şey vardı. Bir göstergesi ve bizim 6’mıza benzer yerde de bir işareti vardı. Bizim saatin 9’u ve 3’ü gösterdiği yerlerde de birer işaret vardı, ama 12 yerinde yanyana dört küçük nokta görülüyordu. İlk önce bunu bir saat sanmıştım. Adamlar arada sırada bakıyorlardı kutuya. Ama göstergesi hiç oynamadığı içinbunun saat olduğunu sanmıyorum.

Bu serüvenimi sonradan kanıtlamak için bunu giderken yanıma almak düşüncesi ilk olarak o anda aklıma geldi. Belki adamlar bu aletle bu kadar ilgilendiğimi görünce bana verirlerdi bunu. Onlar başka bir yere bakarlarken, sessizce yaklaşıp kutuyu yakaladım. Ancak doğru dürüst bakmaya fırsat bile bulamadan adamlardan biri şimşek gibi yerinden fırladı, kutuyu elimden aldı ve masanın üstüne koydu. Beni ittiği için ben de duvara kadar gerilemiştim bu arada. Korkmuyordum ama. Ben kimseden korkmam zaten. Anlaşıldığına göre benim kımıldamadan durmamı istiyorlardı, o zaman saygıda kusur etmiyorlardı. Ben de hiçbir şey yapamayacağımı anlayınca tırnaklarımla duvarı kazımaya çalıştım. Hiç olmazsa böylece belki de tırnak diplerimde bu serüvenden geriye bir şeyler götürebilecektim. Cilâlı duvarlarda bir çizik bile yapmak imkânsızdı. Beklemekten başka yapacak hiçbir şeyim kalmamıştı.

Kadını bir daha görmedim. Ama nerede olduğunu anlamıştım galiba. Büyük odanın şimdi aralık duran bir kapısı daha vardı, İçeride biri yürüyordu. Diğerleri yanımda olduklarına göre kadın olmalıydı bu. Ön odada pilot oturuyordu herhalde. Ama gidip bakamadım.

Sonunda adamlardan biri kalkıp kendisini izlememi işaret, etti. Diğerleri bana bakmadılar bile. Küçük odaya girdik, kapı açık, merdiven inmişti. Ancak merdivenden inmedik. Adam işaret ederek kapının yanmda dışarı çıkıntı yanan bir platforma çağırdı. Platform bütün makinayı kuşatıyordu. Dar olmasına rağmen insan çepeçevre dolaşabilirdi makinayı. Az bir şey yürüdükten sonra adam bana daha önce anlattığım madeni boruları gösterdi. Bunların makina gibi aynı madenden olup olmadıklarını bilmiyorum, çünkü sanki yamyorlarmış gibi kırmızımsı fosforlu bir ışık yayıyorlardı. Buna rağmen bir sıcaklık hissetmedim. Makinamn gövdesine birleştikleri yerde küçük kırmızı lambalar vardı. Tıpkı içerdeki gibi burada sayısız küçük lambalar vardı. Platforma ve makineye morumsu bir ışık veriyorlardı. Makinamn önünde kalın bir tabaka cam vardı. Belki de dışarı bakmak içindi bu. Başka hiçbir yerinde pencere falan yoktu. Camdan içerisi görünmüyordu. Ama içerden dışarısının görünüp görünmeyeceğini bilemem tabii.

Sonra makinamn arkasına geçtik. Ama daha önce adam duraklayıp o kaçaman basık kubbe şeklinde olan ve hiç durmadan dönen şeyi gösterdi. Nereden geldiğini anlamadığım yeşil bir ışıkla aydınlanıyordu. Çok ağır dönmesine rağmen halı süpürgesi gibi bir ses çıkarıyordu. Sanki havayı emiyormuş gibi. Ancak hiçbir ye rinde bir delik falan görmedim. Daha sonraları makina yerden kalkarken bu döner tabak o kadar hızlı dönmeye başladı, parlaklığı o derece arttı ki hiçbir şey seçilmez oldu. Gürültü de fazlalaşmıştı. Yeşil renk de kırmızıya dönüşmüştü.

Makinanm arkasında, bir uçağın kuyruğunun olacağı yerde platformun üstünde dik dörtgen biçiminde dik duran bir maden parçası vardı. Dizime kadar geliyordu boyu. Üstünden atlarken bunun iki tarafında iki kırmızı ışık bulunduğunu gördüm. Bir uçağın farlarına benziyordu bu ışıklar. Bu maden parçasının geminin rotasını değiştirecek bir çeşit bir dümen olduğunu sanıyorum. Havalandıktan sonra bir an havada kımıldamadan duran makina korkunç bir hızla yön değiştirdiği sırada bu maden parçasının döndüğünü farketmiştim.

Makinanm arkasını da gezdikten sonra yine ön tarafa gelmiştik. Adam eli ile merdiveni göstererek inmemi işaret etti. İnip arkama baktığımda onun yerinden kımıldamamış olduğunu gördüm. Sonra kendini gösterdi, yere işaret etti ve sonra gökyüzünün güneyini gösterdi, bana geri gitmemi bir kere daha işaret ettikten sonra içeri girdi. Madeni merdiven içiçe geçmeye başladı, kapı kalktı ve duvarın içine girdi. Makinanm bütün ışıklan birden daha parlaklaştılar, döner tabak giderek daha hızlı dönmeye başladı, makina ağır ağır havalandı. Üç ayağı da teleskop gibi içiçe giriyorlardı. Sonunda ayaklar da makinanm içine girdiler. Ortada ayak olduğunu belli edecek hiçbir şey kalmamış, geminin altı dümdüz olmuştu. Makina otuz metre kadar yükseldi. Bir an durdu. Sonra ışıkları birden parıldadı. Gürültü fazlalaştı, lam bu sırada dümen dediğim maden parçasının döndüğünü gördüm ve garip gemi bir kurşun hızıyla güneye doğru yol almaya başladı. Bir iki saniye içinde gözden kaybolmuştu bile.

Traktörüme döndüm. Makinadan çıktığımdan saat sabahın 5.30’uydu. içeri girdiğimde l ’i çeyrek geçiyordu. Demek ki tam dört saat onbeş dakika kalmıştım içerde. Traktörün motorü yine çalışmıyordu. İnip bakınca akümülatörün uçlarının yerlerinden çıkarılmış olduğunu gördüm. Vidalar kendi kendine açılamayacağına göre biri yapmış olmalıydı bunu. Evden çıkmadan önce her yerini kontrol etmiştim. Beni yakaladıkları zaman adamlar yapmış olmalılardı. Kâçmamı önlemek için herhalde. Akıllı insanlardı bunlar, en küçük şeyi bile düşünüyorlardı.

Şu dakikaya kadar annemden başka kimseye anlatmadım bunları. Annem bir daha böyle garip kimselerle ilişkiye girmememi söyledi. Babama söylemeye cesaretim yoktu. Çünkü kendisine daha önce bahçemizde gördüğüm ışıktan söz ettiğimde bana inanmamış, alay etmişti benimle. Daha sonraları Cruzeiro dergisinden Bay ioao Martins’ yazmaya karar verdim. Onun Kasım ayında okuyucularından uçan dairelerle deneylerini istediğini okumuştum. Param olsaydı buraya daha önce gelirdim, ama param olmadığı için o masrafımı çekeceğini bildirene kadar beklemek zorunda kaldım. İşte beyler burada emrinizdeyim şimdi. Evime dönmemi uygun görürseniz yarın dönerim.Ama burada size faydalı olacaksam, kalmaya da razıyım! Zaten bunun için geldim..."

"Giovanni Scognamillo - Uzaydan Geldiler" 10. Bölüm VÎLLAS — BOAS OLAYI RAPORU

Edited by - Qui-gon jinn on 11/04/2021 00:10:10

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/04/2021 :  12:26:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Değerli açıklamalarınla birlikte yaptığın paylaşım için teşekkürler Qui :)

Olay gerçekten çok ilginç. Aşina olduğumuz Gri kaçırmaları gibi değil pek çok bakımdan. K’ların olayla ilgili “Arilerin melezleme deneyi” açıklaması da çok ilginç. Ariler mi? Ne celselerde ne de Kasyopya forumda bu olayla ilgili başka bir açıklamaya rastlayamadım. Ama bu Ariler meselesini celselerden yoklamaya devam edince, konuyla ilgili unuttuğum bazı ayrıntılar tekrar karşıma çıktı.

Yeraltında yaşayan, tamamen veya kısmen 4KH kontrolünde olan ve çok ilginç bir şekilde hem 3 hem 4y’de takılabilen Ari gruplar olduğuna dair açıklamalar var celselerde. Havaya uçan Maldek gezegeninden Dünya'ya getirilen insanlar olarak tasvir edilmiş olan Arilerin 4y'de de faaliyet gösteriyor olması çok ilginç ve eğer Villas-Boas olayındaki "uzaylılar" gerçekten de "Ariler" ise, belki K'ların bahsettiği o hem 3 hem 4y'de takılabilenlerden olabilir belki. "Melezleme çalışması" açıklaması da olayın "cinsel" yönüyle uyuşuyor gibi. Ama tasvir edilen varlıklar "insan" olsalar da pek dünyada bildiğimiz insanlar gibi değiller. Ama "mavi göz" tasvirleri de geçiyor. Karmaşık biraz.

Go to Top of Page

Qui-gon jinn


141 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/04/2021 :  19:05:23  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili Bozadi, seninde bildiğin gibi yaptığım çalışmamda celseleri pek çok şekilde ayrıştırıyorum. Arilerle ilgili yazdığın hususların celseler üzerinde farkındayım ve dediğin gibi hakikaten karmaşık. Celselerde farklı farklı Ari gruplarından bahsediliyor, Üçüncü Göz Topluluğu, Thor'un Panteumu (Ari psişik projeksiyoncular ordusu.) vs. vs. Kasyopyaların “Arilerin melezleme deneyi” cevabını duyduğumda, benimde aklıma direkt "Hangi Arilerin? sorusu geldi. Lakin seninde dediğin gibi celselerde bende bu olaya ilişkin başka bir açıklama ile karşılaşmadım henüz, varsa ve denk gelirsek paylaşırım.

Velhasıl seninde dediğin gibi bu olay Grilerin vs. karıştığı kaçırılma olaylarından çok farklı duruyor. Tipik kaçırılma olaylarında kişi olayın başında tamamen etkisiz, hareketsiz bırakılıyor, üzerinde istedikleri deneyleri rahatlıkla yapıyorlar, ki spermi falan alınacaksa da bunu teknolojik bir kolaylıkla yapıyorlar ve nihayetinde olayın sonunda kişiler bunları bilinçli olarak hiç hatırlamıyor bile...

Şimdi benim bu olayda anlam veremediğim, bu varlıklar bir UFO'ya ve detaylara baktığımzda çok daha fazla ileri teknolojilere sahip ve kullanıyor gözükmelerine rağmen, neden diğer olaylardaki gibi bunları kullanmamışlar. Neden Antonio'yu en başında tamamen hareketsiz bırakmak yerine, bir kavga dövüş içerisine girip, sadece kollarından sürekleyerek götürme niyetindeler. Bunu Kadın olayı başlayınca Antonio bilinçli kalsın falan diye yaptılar ise gene saçma geldi bana. Bu kadar teknolojiniz var, adamın sadece spermlerini almak zor olmamalıdır heralde diye düşünüyorum. Varsa bu takım imkanları neden kullanmadılar, bilemedim gitti...

Aklıma bunların birilerinin iş bilmez akrabaları falan olduğu gibi komik açıklamalar geliyor sadece. Eğer bu olayda en ufak bir iş bilmezlik varsa şayet, ben bunların üstü olsam direkt kovarım bunları, liyakat her yerde önemli azizim...:)

Edited by - Qui-gon jinn on 11/04/2021 19:08:00
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/04/2021 :  19:40:22  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Öncelikle güzelmiş teşekkür ederim sanırım bunu okumamıştım ya da hatırlayamıyorum. Bu tip yakın temas hikayelerinin bir çoğunun gerçek olduğunu düşünüyorum. Fakat gerçek nedir sorusu ve realitelerin değişkenliği kısmı bu boyut sınırlarını zorluyor.

Her neyse bozadinin söylediği bir cümle aklıma bir şey getirdi. Şimdi OP ler için 2 ve 3. boyut arasındaki köprü gibi olduklarına dair bir ibare vardı. Acaba bu arilerde 4Y uyumlu bedende bir nevi köprü varlıklar mı? Bu yer altında geliştirilen özel ırkla bir ilgisi var mı? Hangi celsede geçiyordu hatırlamıyorum ama sanki başka gezegenlerde oldukça ciddi sayıda insan olduğunu söylemişlerdi. Belki bahsettiğim yer altı sistemle ilgisi yoktur.
Go to Top of Page

Gaia


211 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/04/2021 :  21:23:06  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Nesillerini islâh etmek için bir aygırdı bunların aradıkları. Öfkelenmiştim, ama aldırmamaya karar verdim. Ne de olsa kadınla çok zevkli birkaç dakika geçirmiştim. Bizimkilerle değişmem ya, neyse! Ben konuşacağım, anlaşacağım bir kadın isterim, ovsa bununla böyle bir şey düşünülemezdi bile. Ara sıra ağzından çıkan hırıltılar herşeyi berbat ediyordu az daha. Sanki bir hayvanla sevişiyormuşum gibi..

Şu alıntıda bütün ciddiyetimi kaybettim ister istemez. :D

Büyük ihtimalle projeksiyon rüyalara benzeyen bir mekanizma işlemiş olabilir bu vakada da. Adamın yaşadığı şeyler ona doğrudan bu şekilde görünmüş olabilir ama diğer açıdan bakıldığında başka şeyler dönmüş olabilir.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/04/2021 :  13:04:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Gaia herkesin kendi fantezisi :D
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/04/2021 :  14:31:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Zaman zaman "Ari uzaylılar" meselesi üzerinde düşünmeye devam ediyorum. K'lar 4y'de Kertişleri "köle ve evcil hayvan" olarak kullanan hümanoit 4y varlıklarından bahsetmişlerdi. Bunlar "Nordik" (Kuzeyli veya belki İskandinav tipli) diye de adlandırılan uzaylılar veya dünyadışılar. Tabi Nordik görünümlü uzaylı deyince, bunların BH olanları da KH olanları da var dendi. Hitler'in "saf Ari ırk" yaratma meselesinde bu Nordik uzaylılarla bir iletişimi olduğu da söylenmişti.

Villas-Boas olayında Ari ("Arian" veya "Aryan" ifadesi geçiyor İngilizcede) uzaylılardan bahsedilince 4y'de Kertişlerden üst seviyelerde bulunduğu anlaşılan Nordik KH tipi varlıklardan bahsediliyor olabileceği geldi aklıma. Dünyada yeraltında yaşayan 3y ve 4y (çift-yoğunluklu) Ari insanlarla da bir bağlantısı olması kaçınılmaz görünüyor bu Nordiklerin. Hatta belki Nordiklerin Kertişlerle olan ilişki/hiyerarşi şekli düşünülürse, KH eğilimli çift-yoğunluklu Arilerle Kertişler arasında "gergin" durumlar olabileceği de gelebilir akla. İlüminati ile Kertişler arasındaki bazı uzlaşmazlıklarla da bağlantısı olabilir aynı gerilimin. Kaybolan ve bir daha haber alınamayan Malezya uçağı meselesinde Kertişlerle İlüminati arasında bir tür gerilim olduğu ima edilmişti sanki. Kertişler ile Nordiklerin dünya insanlığı ile ilgili planları arasında nasıl bir ilişki var, buna dair bir çıkar çatışmaları var mı, merak ediyorum. Ama Nordiklerin Kertişleri köle ve evcil hayvan olarak kullandığı söylenince, Nordiklere karşı gerçek manada bir tehdit oluşturmaları pek mümkün değil gibi görünüyor. Nasıl Kertişler insanlıkla doğrudan/şahsen ilgilenmekten ziyade bu iş için Grileri kullanıyorlarsa, belki Nordikler de Kertişleri aynı biçimde kullanıyor olabilir dünya insanlığının kontrolü meselesinde.
Go to Top of Page

Qui-gon jinn


141 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/04/2021 :  18:41:55  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bozadi, Kertişleri adeta evcil hayvan gibi kullandığı ifade edilen Oryon KH hümanoid varlıklarının kızıl/turuncu bir renge sahip uzun boylu insansı varlıklar olarak tanımlandığını hatırlıyorum. Hatta yanlış hatırlamıyorsam sanki bir yerde Yıldız savaşlarındaki eski, soyu tükenmiş kırmızı derili "Sith" ırkının bunu temsil ettiği söylenmişti. Örnek olarak şu şekilde birşey yani;



Benim anladığım Oryon Birliği yönetici sınıfını bunlar oluşturuyor. Celselerde bu bilgiler çok karışık, kimi yerde 4, kimi yerde 5, yansıma olarak 6 diye atıflar mevcut. Bunun yanında "Nordik ve diğer tüm hümanoit kombinasyonlar." diye bir tanımlamada mevcut. Bu yönetici sınıf içinde Nordik tiplerde dahil pek çok farklı tipin mevcut olduğunu anlıyorum burdan ama tam bir profil kafamda bende oturtamadım, bu sebeple celse çalışmalarımda da bu Oryon Hümanoid KH'yi parantez içinde (4-5-6) diye ayrı sınıflandırdım. İçinde sarışın "Nordik"te var kıırmızı "Sith" tipide. Şimdi bu konuda celselerden birkaç örnek alıntı paylaşacağım;

S:(L) Ardından da önce Oryon Birliği tarafından değiştirildiler...
C: Size benziyorlar.

S:(L) Kim bize benziyor?
C: Oryonlar.

S:(L) Oryonlardan pek bahsetmemiştik..
C: Oryon Birliği. Oryon Toplumunda başkaları da var.

S:(L) Oryonların bazıları bizim deyişimizle kötü adamlar mı?
C: Evet.

S:(L) Bazıları da iyi adamlar mı?
C: Evet.

S:(L) Yani asıl yaratıcıların veya genetik mühendislerin Oryonlar olduğunu söylüyorsunuz.
C: Yakın. Asıl mühendisler ama Dünya'da kalmıyorlar.

(23 Ekim 1994)
-------

S: (L) Siz 6'ncı seviye varlıklarının 4'üncü seviyedeki Kertişlerle uğraşması biraz haksızlık gibi olmuyor mu?
C: "Kertişler", karanlığın güçlerinin 4'üncü seviyedeki temsilcileri, 6'ncı seviyedeki değil ve siz de 3'üncü seviyedeki temsilcilerisiniz.

S: (L) Karanlığın güçlerinin 6'ncı seviye bir temsilcisi var mı?
C: Evet.

S: (L) Peki bu 6'ncı seviye temsilcisi ne olarak biliniyor veya görünüşü nasıl?
C: Oryon, sizin "civarınızda".

S: (L) Oryonlar 6'ncı seviye Kendine Hizmet varlıkları mı?
C: Evet.

S: (L) Sizin gibi onlar da birer düşünce formu mu?
C: Evet.

S: (L) Hiç fiziksel madde içinde ortaya çıkarlar mı?
C: Çıkabilirler.

S: (L) Kertişleri kontrol eden güç onlar mı?
C: Yakın.

(26 Kasım 1994)
-------

S: (L) Oryonlar olarak tanımladığınız 6'ncı yoğunluk KH varlıkları insanoğlunu genetik olarak tasarlayan veya yaratan varlıklar, öyle mi?
C: Hayır.

S: (L) Yaratılıştan sonra bizi ilk değiştirenler mi?
C: Yakın.

S: (L) Yani hem BH ve hem de KH yönelimli Gezici Yolcular var?
C: Gezici Yolcular "gezgin."

S: (L) Peki "gezgin" nedir?
C: Gezici Yolcu.

(5 Aralık 1994)
-------

S:(L) Peki 6'ncı yoğunlukta bir KH deneyimi var mı? 6'ncı seviye Oryonlar gibi?
C: Bunlar yalnızca bireylerin yansımalarıdır, birleşik varlıklar değil. Bu yansımalar denge için vardır. Bunlar bütün birer varlık değildir, sadece düşünce formlarıdır.

(7 Ocak 1995)
-------

S: (L) Kertenkeleleri kullanan başka bir varlık ırkı mevcut mu?
C: Sorunu netleştirebilir misin?

S: (L) Kertenkeleler de başka bir grubun ajanları mı?
C: Bu aslında basit bir soru. Ama 4. yoğunluk KH ortamında otorite seviyeleri mevcuttur. Bu seviyeler de KH'de her zaman olduğu gibi entellektüel ve fiziksel yeteneklere dayanır. Sizin "kıdem düzeni" dediğiniz şey. Diyebiliriz ki en altta sizin aşina olduğunuz Griler var. Ortada Kertenkele varlıkları olarak tanımlayacaklarınız var ve onların üstünde de pek aşina olmadıklarınız var.

S: (L) Onlar kim?
C: En yaygın olarak bilinenleri, tabii ki, Oryon KH'leri.

S: (L) Görünüşleri nasıl?
C: Aslında yapı olarak hümanoitler, büyük insanlara benziyorlar.

S: (L) Ve onları pek sık görmüyoruz, öyle mi?
C: Şu anda bildiğiniz gibi 3. yoğunlukta en sık gördükleriniz Griler. Bunlar dışındaki diğer hepsi, eşit ölçüde daha az sıklıkla görülenler.

S: (L) Peki tüm bu kaçırma olayındaki amaçları ne?
C: Bu konu alanındaki sorularınızı mümkün olduğunca spesifikleştirmenizi istiyoruz.

S: (L) Bu Oryon KH'leri kaçırılmalarda rol oynuyorlar mı?
C: Kaçırılmalar temel olarak Griler tarafından gerçekleştiriliyor. Fakat diğerleri de kaçırma olayları gerçekleştirebilir, gerçekleştirecek ve hatta gerçekleştirmişlerdir. Ama bu olduğunda, kaçırılmanın yapısı farklıdır.

(9 Eylül 1995)
-------

C: 3'üncü ve 4'üncü yoğunluk evreninizin bu kısmında, özellikle sizin "galaksinizde", İnsan tipinde varlıkların tek tabii mekanı Oryon olarak bilinen bölgedir... bunun üzerinde düşünün! Tek yer değil, doğal merkez üs.Yeniden incelemeye en çok ihtiyaç duyduğunuz şey, "dünyadışı varlık" verilerinizde doğru bir profil oluşturmak.

S: (RC) Ben insanların Lyra'da tohumlandığını ve sonra orada bir savaş olduğunu ve sonra da insanların kendilerini Oryon'da bulduğunu düşünüyordum.
C: Lyra'da kalan yok. Tüm yerlerde evler olmuştur, fakat bazıları geçicidir ve bazıları ise değildir. Oryon'u dikkatle inceleyin! Bu sizin soyunuzun evi ve nihai hedef konumunuz. Şimdi Oryon'un mutlak doğru profili geliyor: Samanyolu galaksisinin en yoğun nüfuslu bölgesidir! 3'üncü ve 4'üncü yoğunluk alanına, onunla aranızdaki mesafe kadar geniş bir ölçekte yayılan bir bölgedir. Bu bölgede iskan edilen 3444 gezegen var. Bazıları sizin bildiğiniz gezegenler. Bazıları yapay olarak inşa edilmiş gezegensiler. Bazıları boşlukta süzülen ev-gemiler. Ve bazıları da "uydu"lar. 2'nci, 3'üncü ve 4'üncü yoğunlukların tümünde birincil evler, seyahat istasyonları ve kuluçka laboratuarları var. 5'inci ve 6'ncı yoğunluklarda denetim bölgeleri var. Yaklaşık yarısı BH ve yarısı da KH. Başka yerlerdeki diğer pek çok kolonilerle birlikte, çeviri olarak Oryon Federasyonu deniyor. Oryonlar, Grileri sibergenetik varlıklar olarak 5 türde yarattı ve onları Zeta Retikuli 1, 2, 3 ve 4'e ve Barnard Yıldızı yörüngesinde dönen 2 gezegene yerleştirdi. Sürüngenimsiler de (ç.n.: reptilians / kertişler) 4'üncü yoğunlukta Oryon bölgesindeki 6 gezegende kalıyor ve Oryon KH'nin köleleri ve hatta bazı durumlarda evcil hayvanlarıdır!!! "Oryon" adı bu bölgenin gerçek yerel adıdır ve bu ad dünyaya doğrudan getirilmiştir. Paralellikler için "tanrı" Oryon efsanesini inceleyin.

S: (L) Oryon KH, şu kötü şöhretli kırmızı kafalı Nordik dünyadışılar mı?
C: Evet, ve diğer tüm hümanoit kombinasyonlar.


S: (L) Eğer bu, Nordik tiplerle başladıysa ve diğer hümanoit kombinasyonların kaynağı da buysa, insan varlıkları için hangi genetik kombinasyonlar kullanıldı? Örneğin Zenciler / Siyah insanlar "Nordiklere" hiç benzemiyor.
C: Nordik genler Neandertal olarak bilinen, Dünya'da zaten mevcut olan gen havuzuyla karıştırıldı.

(24 Eylül 1995)
-------

S: (L) Örneğin bu gezegende faaliyette bulunan kaç Kertiş var?
C: 300.000.

S: (L) Tamam, kaç Turuncu? (NOT: Bu turuncular, o kızıl tipler mi bu konuda tam emin değilim, farklı bir türde kast ediliyorda olabilir.)
C: 62.530.

S: (L) Kaç gri?
C: 2.750.000.

(14 Ekim 1995)
-------


Evet örnekler çok, hepsinide almadım. Ben çalışmamda şimdilik 1997 yıllına kadar gelebildiğim için ancak o zamana kadar ki olanları yazdım, ama ilerleyen celselerde daha da vardır şüphesiz. Umarım bu alıntılar faydalı çıkarımlar oluşturabilir.


Edited by - Qui-gon jinn on 14/04/2021 19:25:23
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  10:07:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Konuyla ilgili bazı celse alıntılarını paylaşman olman iyi olmuş Qui. "Kırmızı/turuncu" meselesini unutmuşum. Yalnız bunun tüm kafa veya vücuttan ziyade "saç" rengi ile ilgili olduğunu tahmin ediyorum. Nordik/İskandinav fizyolojisinde kızıl saç olayı da var bildiğin gibi. "Nordik" sözcüğünün kullanılmasının sebebinin dünyadaki "Nordik" denen insanlarla benzeşim dışında bir anlamı olduğunu sanmıyorum.

K'ların konuyla ilgili açıklamalarında "çelişki" izlenimi veren şeyler var ama bizim konuya yeterince hakim olmayışımızdan kaynaklı da olabilir.

Eklenti:

S: (L) Nordik dünyadışılar kim?

C: Atalarınız.

S: (L) Hangi gezegendenler?

C: Çeşitli ve hareket halinde.

S: (L) Onların türü nasıl adlandırılıyor? Sadece Nordik tipler olarak mı?

C: Yeterince iyi bir tanım.

S: (L) Şu anda bu gezegende bulunma amaçları nedir?

C: Gözlem.

S: (L) Bazı olaylarda Kertişlerle birlikte görülmediler mi?

C: Evet.

S: (L) Kertişlerle bağlantıları mı var?

C: Bir kısmının.

S: (L) Yani bazıları iyi değil mi?

C: %50-50




Eklenti:

Kafataslarının ortalama %3 daha büyük olması dışında “Nordik” fizyolojisi sizinkiyle tamamen aynı.




Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  10:16:20  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Nordikler için "atalarınız" ifadesi kullanılmış olması çok ilginç. Tüm insanlığın ataları mı? Yoksa Laura da dahil olmak üzere yalnızca Ari tiplerin mi? Şu an bana daha çok sadece Arilerin atalarıymış gibi geliyor ama konuyu hem celselerden hem başka kaynaklardan daha fazla araştırmam gerek.

Dünyadaki Arilerin havaya uçan Kantek'ten (Ra'nın ifadesiyle Maldek'ten) geldiği söylenmişti. Göz renklerinin, gezegenlerinin Güneş'e uzaklığıyla ilgili olduğu söylenmişti. Nordik uzaylılar ise her ne kadar "Oryon" diye tabir edilse de, sabit bir yaşam yerleri/gezegenleri olmadığı söyleniyor. Peki bu durumda sabit bir göz renkleri var mı acaba? Ufoloji literatüründe Nordik uzaylı deyince sarı saçlı mavi gözlü tiplerin çizimlerine sık rastlanıyor ama bunların new-age üfürmesi olması da son derece mümkün tabi.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  11:38:20  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Quigon un söylediklerinin aynısı benim kafamda uzun süredir kabul ettiğim şeylere dayanıyor. Bu paylaşımları yapman iyi olmuş. Tam kırmızılardan bahsetmek için geliyordum ki konusu geçmiş.

Kırmızılar Oryon KH dünyasının liderliğini üstleniyor. Kertişler bizim dünyamızın bir nevi lideri konumunda olsalar bile aslında hiyerarşik düzende kırmızıların altındalar. Bu kırmızıların kudreti sanırım biraz daha yüksek. Sadece teknolojik gelişim olarak değil farkındalık ve tekamül süreci olarak daha ilerideler.

Aslında kırmızıların kökenine inmeye çalışınca şeytan tasvirine yaklaşıyorum. Yıllar önce bu konuyu araştırmıştım. Konu Beelzebub - Beelzeboss denen yere doğru gidiyor. Bu antik zamanlarda bilinen bir tanrı aynı zaten ibrahimi dinler için şeytan tasvirinin ta kendisi.

Ayrıca draco diye bilinen ve bazı new age kaynaklı yazılarda ve kitaplarda geçen reptileların korktuğu ve komutayı onlara bıraktığı varlık grubuna da benziyor. Dracoların ten renginden ziyade gözlerinin kırmızı parladığını söyleyen görgü tanıklarının kayıtları var. Tabi bunların doğruluğunu bilemem ama ufo dosyalarında ve polis kayıtlarında bulunuyor.

Belki daha çok boyutsal yırtılmaların bir etkisidir.

Kırmızıların tasvirinin aşağı yukarı




Böyle bir görüntüsü var.


Tabi hümanoid iki el iki ayak bir başlı göreceli olarak dik duran anlamında olduğu için ten rengi vs. detaylarını bilebilmek görmeden çok zor :)

Bu varlıkların aslında hiyerarşik üstünlükleri modern görsel yapılarda da kullanılıyor.

Örnek vermek gerekirse ki bence izlemeyenler varsa izlemelerini tavsiye ederim Arthur C. Clarke'ın ünlü romanı "Childhood's end" in mini dizi uyarlamasından bir sahne görüntüsü paylaşayım.





Bir de draco denen varlıkların robot resimlerine bakalım



Reptileların daha irisi ve kanatlıları gibi. İlginç...


Son olarak şu habere göz atabilirsiniz.



https://tr.euronews.com/2019/05/09/seytan-tapinagi-abd-de-resmen-din-olarak-kabul-edildi

Edited by - gerçek tosun paşa on 15/04/2021 11:54:47
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  13:02:47  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Eklemeler için teşekkürler GTP.

Oryon KH gücünün tepesindekiler "kızıl" tipler olabilir yani. Ben henüz bu yönde güçlü bir izlenim edinmedim ama olabilir elbette. Bu konu benim için neredeyse tamamen karanlık henüz.

Eklenti:

S: (L) Oryon KH, şu kötü şöhretli kırmızı kafalı Nordik dünyadışılar mı?

C: Evet, ve diğer tüm hümanoit kombinasyonlar.


K'ların burada "diğer tüm hümanoit kombinasyonlar" dediği şey Kertişleri, Grileri vs mi kapsıyor mu acaba? Yoksa Nordiklerin çok çeşitli hümanoit kombinasyonları olduğunu mu kastediyorlar? Bunu henüz anlayamadım. Şu an için Nordiklerin sadece "Nordik" olduklarını varsayıyorum; yani kafataslarının biraz daha büyük olması dışında saf İskandinav (saf Ariye yakın) insanlarla tamamen aynı fizyolojiye sahip olduğu söylenen dünyadışı varlıklar. Tabi K'ların bu konuda verdikleri (veya veriyor gibi göründükleri) bilgilerde sapma var mı, ne ölçüde var, bunu da henüz bilemiyoruz. Alternatif kaynaklara da bakıp karşılaştırmak gerek.

Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  13:33:01  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Nordik uzaylıların insanların (en azından Arilerin) "atası" ve büyük ölçüde fizyolojik "özdeşi" olduğu meselesi ile "Tanrı insanı kendi suretinde yarattı" deyişi arasında bir ilişki olabilir. Tabi insanın yaratılması meselesi karışık. İnsanlığın (veya dünyevi insan türlerinin) orijinal yaratıcısı 6y gibi görünüyor celselere göre ama sonradan (cennetten düşme sonrası) negatif Nordiklerin ve Kertişlerin de müdahalesi olduğu anlaşılıyor.

Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  14:22:48  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Oryon KH fiziksel bedenlerimize sadece "müdahale" mi etti, yoksa içine girdiğimiz fiziksel bedenleri bizzat tasarladı mı emin olamıyorum. Kertişlerin ışın teknolojisiyle DNA'ların ciddi bölümünü devredışı bırakması mevzusunda zaten fizik bedenlerin içindeymişiz gibi görünüyor ama o bedenler acaba 6y veya bir başka pozitif gücün tasarladığı bedenler miydi, yoksa Nordiklerin tasarladıkları bedenler miydi, bunu anlamaya çalışıyorum. DNA daraltıcı müdahale öncesi insanların aklı/bilinci az-çok yerindeydi muhtemelen ve içine girilen fizik bedenleri KH Nordikler tasarlamış olsa bile "kötü" bir tasarım değildi herhalde, diye düşünüyorum. Bir de şu var ki, fizik beden içine girmeden önce de sonuçta "form" vardı illa ki, sadece maddesel değildi. 6y tarafından orijinal olarak tasarlanan şeyin de o eterik form olduğunu tahmin ediyorum ama yanılıyor da olabilirim (fizik beden tasarımı da söz konusu olabilir). İster Oryon KH ister pozitif bir güç tarafından tasarlanıp yaratılmış olsun, DNA müdahalesi öncesi fizik bedenler orijinal eterik forma uygun tasarlanmış olmalı diye düşünüyorum. Tabi gözden kaçırdığım bir çok celse bilgisi ve başka bariz faktörler olabilir.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  15:08:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bence sıfırdan tasarlamasa bile ona yakın bir müdahale söz konusu olabilir. Olanı manipüle etme konusu daha çok KH'ın işi gibi görünse bile genetik üzerine fazlasıyla gelişmiş olduklarından şüphe duymuyorum. Kesin olarak bir ifade geçiyor mu incelediğimiz kaynaklarda net olarak hatırlamıyorum ben de.

Ama illa beden tasarımcısı biri olacaksa sanırım şu kırmızıların ağır basma ihtimali daha yüksek gibi görünüyor.

Bu dünyaya özel olmak zorunda da değil. Başka bir yerde yapılan bedenlerin bu gezegene getirilmesi durumu söz konusu olabilir. Sonuçta bazı ırklara özel müdahalelerin olduğundan celselerde sıkça bahsedildi. Mesela çingeneler ve siyahi bazı gruplar gibi...

Nihai olarak bunların hepsi sıradan ve olağan süreçler. Herhalde uzaya insanların gönderdiği maymun ve köpekler gibi bir durum alt tarafı.

Fakat şu federasyon konularından yola çıktığım vakit ki Kas.ların söylediklerini referans alarak düşünüyorum. KH sistemi içerisinde rastgele bir dağılım söz konusu olamaz. Kertişlerin bu gezegenle bu kadar çok uğraşması ve en alt sınıf grileri kullanması için elbette bir organizasyondan izin ya da görevlendirme almış olmaları bana olağan geliyor. Bu merkeziyetçi mekanizmanın liderlerinden biri ya da lider ırkı şu kırmızılar olabilir gibi geliyor bana.

Edited by - gerçek tosun paşa on 15/04/2021 15:09:35
Go to Top of Page

Qui-gon jinn


141 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  21:22:18  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Gerçek Tosun Paşa paylaşımların için teşekkürler, seninde dediğin gibi benim kafamda da uzun boylu (yanlış hatırlamıyorsam 3 mt üzeri falan diye tanımlanmıştı) hiyerarşinin tepesinde bu kırmızı ırkın bulunduğu algısı var. Celselerden aldığım çıkarım bu yönde idi ama o konudaki açıklamalar neredeydi araştırıp bakmak lazım. Ben öyle birşeyler hatırlıyorum, hatta dediğim gibi Star Wars'taki bu "Sith" ırkı örnek gösterilmiş ve bende o sırada kendi kendime RA'nın dediği sözü hatırlamış "Vay be hakikaten Star Wars galaksimizdeki olayların simgesel bir anlatımı imiş" demiştim...

Fakat bu konuda bilgiler net değil ve tabii daha eksik olan nice bilgilerimiz var.Kasyopyalılar da şu sözlerinde, yani kertişlerin üzerinde "onların üstünde de pek aşina olmadıklarınız var." diyerek bu konudaki cahilliğimizi bir kez daha yüzümüze vurmuşlar...:)

-------
S: (L) Kertenkeleler de başka bir grubun ajanları mı?
C: Bu aslında basit bir soru. Ama 4. yoğunluk KH ortamında otorite seviyeleri mevcuttur. Bu seviyeler de KH'de her zaman olduğu gibi entellektüel ve fiziksel yeteneklere dayanır. Sizin "kıdem düzeni" dediğiniz şey. Diyebiliriz ki en altta sizin aşina olduğunuz Griler var. Ortada Kertenkele varlıkları olarak tanımlayacaklarınız var ve onların üstünde de pek aşina olmadıklarınız var.
-------

Lakin Bozadi'nin dediği kızıl saçlı Nordiklerinde farkındayım. Celse çalışmalarımda anladığım kadarı ile birbiri içine geçmiş bir yapı var, celselerdeki bilgilerde bu konuda çok net değil gibi, kimin kim olduğu tam anlaşılamıyor yada anlaşılıyor da biz anlayamıyoruz...

Şimdi bu Kasyopyalılar zaten bu "Dünya Dışı Varlıklar" konusunda "Yeniden incelemeye en çok ihtiyaç duyduğunuz şey, "dünyadışı varlık" verilerinizde doğru bir profil oluşturmak." diyor ve başka bir yerdede Dünya dışı varlık sınıflarını doğru öğrenmemizin insan ırkının geleceğinde çok önemli ve kritik bir husus olduğunu belirtiyorlar, belirtiyorlar da nasıl yapacağız bunu doğru bir şekilde peki? işte onu tam belirtmiyorlar gibi...:)

Elimizde , yine Star Wars'tan örnek vereceğim, oradaki gibi tüm gezegen ve ırkların kayıtlı olduğu bir "Galaktik Arşiv" yok maalesef, en azından bizlerde. Bakardık bizde ordan kim kimmiş, neymiş. Dünya üzerinde bu varlık sınıfları ile ilgili doğru bilgiler çok az maalesef, kasyopyalılar bile bu konuda pek çok şeyi dile getirmiyor. Hatta böyle bilgilerin olduğu diğer pek çok kaynağın sahte ve uydurma olduğunu söylüyorlar ki, şu durumda bu geleceğimiz için son derece kritik bu bilgileri bizler nereden tam bir şekilde alacağız meçhul. Haktan Akdoğan'a mı soralım yani.:) Ona sorsak takip ediyorsanız görmüşsünüzdür ki, baba son zamanlarda çoktan UFO'ya binmiş, ne kadar bir isim verilmiş yıldız sistemi varsa, kah oraya, kah buraya uçuşa geçmiş durumda.:))

Şaka bir yana, Kasyopyalılar her yerde varlıkların bulunduğunu, evrenin yaşam ile dolu olduğunu ve hatta bizim güneş sistemimideki Dünya haricindeki diğer tüm gezegenlerde de yaşayanlar olduğunu, lakin bizden üst yoğunlukta olduklarından onların bizim farkımızda olmalarına rağmen, bizim onları hiç bilmediğimizi söylüyorlar. Peki soruyorum yine nasıl bileceğiz? Sanırım bu konuda galaksinin en cahil ve avel ırkı biz olabiliriz.:) Şöyle bir Dünya insanlığına bakınca Kasyopyalıların insanlık için "Ölümcül ilüzyonun en dibindesiniz." tanımı daha bir anlamlı geliyor maalesef...:(

Neyse, birde "Atalarımız" mevzusunda bir ekleme yapmak istiyorum. Önceki celse alıntılarımda konu ile alakalı bir alıntıyı biraz kısa tutmuşum. Onun kalan daha uzun halini yazayım, belki o konuda faydalı çıkarımlar sağlayabilir. Şöyle;

-------
S: (L) Eğer bu, Nordik tiplerle başladıysa ve diğer hümanoit kombinasyonların kaynağı da buysa, insan varlıkları için hangi genetik kombinasyonlar kullanıldı? Örneğin Zenciler / Siyah insanlar "Nordiklere" hiç benzemiyor.
C: Nordik genler Neandertal olarak bilinen, Dünya'da zaten mevcut olan gen havuzuyla karıştırıldı.

S: (L) Doğu ırklarını elde etmek için hangi genetik kombinasyon kullanıldı?
C: Doğulular efsanelerinizde "Lemurya" olarak bilinen bir bölgeden getirildiler. Dünya'nın o zamanki iklim ve kozmik ışın koşullarına iyi uyum sağlayacak şekilde Oryon Birliği içindeki 7 genetik kod yapısının önceki bir melezlemesi yoluyla tasarlandılar.

S: (L) Pekala, ya Sami ve Akdeniz halkları?
C: Yeni bir topluluğun "yerleştirildiği" her defasında, ilgili topluluklar yerleştirildikleri ortama en iyi uyumu sağlayacakları şekilde tasarlandılar. Ariler tek istisnadır çünkü Dünya'ya acil bir durumla getirilmeleri gerekti.

S: (L) Irklar Dünya'ya en iyi uyumu sağlayacak şekilde tasarlanıyorlarsa, Sami ırkıyla ilgili olarak hangi faktörler dikkate alındı?
C: Diğer hepsi gibi onlar da Dünya'da değil, Oryon laboratuarında tasarlandılar. Orta Doğu'ya "yerleştirildiler".

(24 Eylül 1995)
-------

Son bir ekleme daha yapacağım bu Dünya dışı varlıklar konusunda, aklıma geldi şimdi. Kasyopyalılara bir celsede "Pulsar Projesi" ve orada tanımlanan çeşitli varlık tiplerini soruluyorlar ve bazlılarının doğru olduğu ile ilgili onaylamalar alyorlar, mesela şu THROOB denenler;

-------
S: (L) Bunlar kim?
C: Geziciler.

S: (L) Peki bunlar geziciler. Bunun hakkında birkaç yorum yapayım... (T) Geziciler mi? Nasıl yani geziciler? (L) Sanırım yaptıkları iş... (T) Bir yerden bir yere gidip sorunları çözüyorlar... (L) Bunlar çok arkadaş canlısı görünüyor... Bunları sevdim! (T) Onlar "Maviler" mi? (L) THROOB denenler! (T) Bu kısa mavi olanlar Whitley'in gördüğü... (L) Yaklaşık 120 cm... Evet, sanırım. Burada şöyle diyor: "Esas olarak Draco Takımyıldızından gelmektedir ve ileri düzey araştırma yapmaktır. Yaklaşık 120 cm'dirler." Bu tanım ve çizimler doğru mu?
C: Evet.

S: (T) Bunlar Whitley Strieber'in gördükleri mi?
C: Belki.

(14 Ekim 1995)
-------

Celselerde bunları resimleri gösterilip soruluyor ama celselerde bu resimler yok. Bu Pulsar Projesi ile alakalı bir site linki paylaşacağım, orada bazı çizimler gösterilmiş;

https://tr.suenee.cz/projekt-pulsar-1-dil-parapsychologicke-schopnosti-mimozemstanu/

Son dedik ama kendi çalışmama bakarken gördüm şimdi, "Elapidoryanlar" diye tanımlanmış bir ırk var, kaç kişi hatırlıyor acaba bu ismi merak ediyorum. Bir sorun kendinize, ben görünce hatırladım. Velhasıl kardeşlerim gerçekten tam doğru profil bilgilerinin olduğu bir "Galaktik Arşiv" lazım bize, yoksa işimiz zor gibi...

-------
S: (L) Meksika'da görülen ve videoya çekildiği iddia edilen Peygamber devesi türü varlıklar kim veya ne?
C: Elapidoryan.

S: (L) Nereden geliyorlar?
C: Oryon.

S: (L) Burada bulunma sebepleri nedir?
C: Etkileşim araştırması. Minturyanların projesi. Fiziksel profil benzerliğinin nedeni bu. 3'üncü yoğunluk yüzeyi ile uyumluluğu tespit etmek için inceleme yapıyorlar.

S: (L) Dünya'da ortaya çıkıp çıkamayacaklarını mı öğrenmeye çalışıyorlar?
C: Yoğunluk sınırı geçişinden sonra.

(2 Aralık 1995)
-------

Edited by - Qui-gon jinn on 15/04/2021 21:30:22
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  22:44:35  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
" Sanırım bu konuda galaksinin en cahil ve avel ırkı biz olabiliriz.:) Şöyle bir Dünya insanlığına bakınca Kasyopyalıların insanlık için "Ölümcül ilüzyonun en dibindesiniz." tanımı daha bir anlamlı geliyor maalesef...:("

Kendini bu kadar özel hissetme ihtiyacı hisseden ve sürekli ayrıcalıklı olmak isteyen bir tür için çok şaşırtıcı değil ne yazık ki...
Go to Top of Page

Qui-gon jinn


141 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2021 :  23:56:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Evet kardeşim dediğin gibi ne yazık ki öyle görünüyor... Biz Elapidoryanlar, Minturyanlar vs anlatıyoruz birbirimize ama genele baktığımızda dünya nüfusunun büyük bir kısmı sonsuz varoluşta yanlız olduğumuz inancında. Birde dünya dışı varlıkların mevcudiyetine inanıpta, buna karşın buraya hiç gelemediklerini düşünen geniş bir kesimde mevcut, oda ayrı bir olay. Bir UFO olayı olsun vs. dünya dışı yaşam fikri ile alakalı bir konu mevzubahis olduğunda, twitter, ne bileyim ekşisözlük vs. gibi sosyal platformlardaki yorumları okuyunca bunu çok net görebiliyorsun. Bu yorumları okurken cevap olarak aklıma hep kısa bir video geliyor içimden ki, aşağıda paylaşacağım, karşı çıkan tüm arkadaşlarıma da hep bunu örnek gösterirdim, "açın gözlerinizi" diye.Uzun uzun açıklamalardan uzak dururdum hep ki, çünkü gerçekten kimse dinlemek istemiyordu. Kendileri bilir sonuçta ama dünya dışı yaşam fikrine karşı çıkan kesimede bazı bazı kendileri açısından hak vermiyor da değilim. Hani resmi kanıtlar diyorlar ve çok birşey öne süremiyoruz ne yazık ki. Son zamanlarda bazı resmi açıklamalar gelmeye başladı Amerika'dan vs. ama bunlara karşıda yine çok ön yargılı bir tutum takınılıyor maalesef. Hatta bazı yorumlarda şu anki genel tutum itibari ile insanlarda gelip önlerine konsa bile hala inanmayacak bir hava hakim olduğu eleştirilmiş kimi yerde, enteresan gerçekten...

Kimse düşünmek, rahatını bozmak falan istemiyor sanırım. Bakalım kim haklı, bunu zaman gösterecek ama şu bir gerçek ki, iki taraftan birinin "gözü tamamen kapalı" vaziyette... Ve bu gönderme ile de rahmetli Stanley Kubrick abimizide buradan bir anmış oluyoruz...:)


Go to Top of Page

Tgur


1497 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2021 :  07:47:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
BAŞ YARATICI MESELESİ
S: (L) Köken nedir?
C: Sizi kim veya ne yaptı?
S: (RC) Yaratıcı. (L) Baş Yaratıcı.
C: Nasıl? Ve Baş Yaratıcı kim?
S: (L) Sanırım herşey.
C: "Baş Yaratıcı" sizsiniz.
S: (L) Evet, olduğumuzu biliyoruz... (RC) Yaratıcıyız, ama Baş Yaratıcı değiliz...
C: Baş Yaratıcı sizin İÇİNİZDE ortaya çıkıyor.
S: (L) Pekala, kökende Baş Yaratıcı var.
C: Ama... İkincisi kimdi?
S: (RC) Tanrı'nın Oğulları mı? Elohim mi?
C: Onlar kim? Hatırlayın, çeşitli efsaneleriniz "bir örtüden gördüğünüz" şeyler.
S: (L) Tamam, ikincil yaratıcılar bizimle doğrudan etkileşenler mi?
C: Evet.
S: (L) Bilgiyi keşfetme güdüsünün kaynağı bu mu?
C: Temel olarak, ama adım adım gidelim.
S: (RC) Peki, Keltlere dönecek olursak, Pleyadesliler Keltleri buraya getiren ikincil yaratıcılar mıydı?
C: Söylediğimiz şeyi tekrar incele!
S: (L) Oryonlar dediler. İkincil yaratıcılarımız Oryonlar mı? (RC) Onları getirenlerin Pleyadesliler olduklarını okumuştum. Ve İbraniler de aslında Siryus'tan getirilen Huvidlerdi.
C: Şimdi sizin için bir şok edici geliyor... bir gün, 4'üncü yoğunlukta, yeterli bilgiye sahip olduğunuzda, 3.yoğunluk evrenini tohumlama geleneğini ve görevini sürdürmek soyunuzun bir misyonu olacak!!!
----------------------------------------------------

Şu alıntıyla ilgili olarak konuyu son derece basit ama özet izahatla (ki yaratım ve yaratıcılık üzerinde evvelce çok durduk keza Orionun yaratımdaki ve yaratılana müdahelesi hakkında)
İnsanın kökeni araştırılıyor,bu insan formu nasıl ortaya çıktı,

Gezegenlerin oluşumu Big Bang olayı sonunda gerçekleşti,gezegenlerin merkezindeki kristalin amonyak ve metan gazı zamanla canlının yaratımının başlangıcı olan ilk kimyasal amino asit oluşumu sonra proteinler ve tek hücreli bitki hayvan formlarına metamorfozik özelliklerle en sonunda maymun bedeninden neandertal insana kadar uzandı,

Bu yaratım hadisesinde tek var olan ruh devrededir ve parçalı ruh dediğimiz onun ruh kısımları yani gezgin atalarımız bu bahsi geçen canlı yaratımının çeşitlenmesinde rol aldılar yoğunluklar arasında fizik gezegenlerin şartlarına uyduran çalışmalar yaptılar ve sonuçta insan prototipi devreye girdi yani oluştu,

Yine oluşmuş olan Orion gezegeninde insan formuna benzer varlıklar bu beden üzerinde indirgenmeler ayarlamalar yaptılar ve bu olay kısa döngünün başlangıcı veya Lucifer düşüşü diye tanımlanıyor,

Hatırlayalım kısa döngü başlangıcı ile zaman ve sair ona uygun uygulamalar devreye girdi ,ırkların gezegenlerden taşınıp karmalanması ve yeni ırklar bulunması bu genel tanım içerisinde değerlendirilmelidir ,

Ve sanırım dostlarımız bunların analizi üzerinde duruyorlar,

Kısaca baş yaratıcı herkesin içindedir ve ilgili yoğunluğa terfi edebilmeyi becerenler diğer tohumlama ve yaratma işinin içinde yer alacaklardır .

"C: Şimdi sizin için bir şok edici geliyor... bir gün, 4'üncü yoğunlukta, yeterli bilgiye sahip olduğunuzda, 3.yoğunluk evrenini tohumlama geleneğini ve görevini sürdürmek soyunuzun bir misyonu olacak!!!"

Not: hatırlamak isteyenler için,
https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=29&whichpage=34#27014

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=29&whichpage=35#27189


Edited by - Tgur on 16/04/2021 08:28:08
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2021 :  10:32:07  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yaptığınız celse alıntılarında, kafamın karışık olduğu bazı hususları netleştirme imkanı buldum Qui ve Tgur, teşekkürler. Öncelikle Qui'nin yaptığı alıntılardan birine göre dünyadaki çoğu veya bütün insan ırkları (fizik beden anlamında) Nordikler tarafından kendi genleri ile Neandertal genleri karıştırılarak tasarlanıp yaratılmış. Tgur'un yaptığı bir alıntıya göre de 4y varlıklarının görevleri arasında 3y varlıklarının "tohumlarını" atmak da var. 4y varlıkları 3y varlıklarını yaratma sürecinde bunu daha üst düzey, örneğin 6y varlıklarının rehberliğiyle yapıyor muhtemelen.

K'lar birden fazla yerde insan ırkını kendilerinin (6y varlıklarının) yarattığını söylüyor ama bir yerde de "hayır biz değil, Oryonlar" diyorlar. "Biz yarattık" ifadelerinde sadece "ruhsal/eterik yaratım" kastediliyor olmalı ve bunu da 4BH varlıklarıyla işbirliği halinde yapmış olabilirler belki. İnsan ırklarının 4KH Nordikler tarafından yaratılması meselesinde ise sadece fizik bedenlerin yaratımı kastediliyor muhtemelen. Ben fizik bedenlerimizin de orijinal olarak BH varlıkları tarafından yaratıldığı izlenimine sahiptim ve aslında halen de tüm fiziksel varlığımızın tamamen KH varlıklarının ürünü olduğunu düşünmekte zorlanıyorum. İçine girdiğimiz primat bedenlerin hızla dönüşmesi, ruhsal "formun" kendini fizikselliğe yansıtması anlamına geliyor diye düşünüyorum. Yani zayıflatıcı genetik müdahale yapılmadan hemen önceki bedenler, KH varlıklarının ürünü sayılabilir mi, emin olamıyorum. Orijinalde BH'ler tarafından tasarlanmış ruhsal/psişik formun fiziksel beden içine girince onu otomatik olarak şekillendirmesi itibariyle o fiziksel bedenin de köken itibariyle BH ürünü sayılabileceği izlenimine sahibim ama yanılıyor olabilirim. Tabi yine Tgur'un alıntısında geçen, herkesin / herşeyin "baş yaratıcı" olması meselesi tüm tartışmaların özünde ve ötesinde, herşeyden önce dikkate alınması gereken temel husus gibi görünüyor.

Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2021 :  12:35:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Şimdi OP ler için 2 ve 3. boyut arasındaki köprü gibi olduklarına dair bir ibare vardı. Acaba bu arilerde 4Y uyumlu bedende bir nevi köprü varlıklar mı? Bu yer altında geliştirilen özel ırkla bir ilgisi var mı?
Evet, K'ların çift yoğunluk (hem 3y hem 4y olduğunu) olduğunu söylediği yeraltındaki Ari grupların bir tür "4y OP'si" olması fikri benim de aklıma geldi :) Tabi bizim klasik OP tartışmasından çok farklı yönleri olduğundan eminim ama belki bazı bakımlardan paralellikler de olabilir.

Bu çift-yoğunluklu elemanların yine yeraltında yaşadığı söylenen ve 4KH güçleri tarafından ileride dünya insanlığının yerine konma ihtimaline değinilen "köle ırk" (veya belki adeta dondurulmuş gibi bekletilmekte olan ırk) ile aynı şey olmadığını düşünüyorum ama emin değilim; celseleri bu gözle tarayıp meseleyi en azından celseler açısından netleştirebilmeyi ümit ediyorum.


Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Hangi celsede geçiyordu hatırlamıyorum ama sanki başka gezegenlerde oldukça ciddi sayıda insan olduğunu söylemişlerdi. Belki bahsettiğim yer altı sistemle ilgisi yoktur.


Kastettiğin şu mu acaba?

Eklenti:

S: (L) Işığın güçlerinin 3’üncü seviye bir temsilcisi var mı?

C: Evet.

S: (L) Onlar kim veya ne?

C: Sizin gezegeninizde yoklar.

S: (L) Peki kendi gezegenleri var mı?

C: Katrilyonlarca.


Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2021 :  12:39:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Gaia

Eklenti:
Nesillerini islâh etmek için bir aygırdı bunların aradıkları. Öfkelenmiştim, ama aldırmamaya karar verdim. Ne de olsa kadınla çok zevkli birkaç dakika geçirmiştim. Bizimkilerle değişmem ya, neyse! Ben konuşacağım, anlaşacağım bir kadın isterim, ovsa bununla böyle bir şey düşünülemezdi bile. Ara sıra ağzından çıkan hırıltılar herşeyi berbat ediyordu az daha. Sanki bir hayvanla sevişiyormuşum gibi..

Şu alıntıda bütün ciddiyetimi kaybettim ister istemez. :D

Aynen, ufolojiyle mizahın karışımı gibi!

Go to Top of Page

Gaia


211 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2021 :  16:40:43  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Celselerde bunları resimleri gösterilip soruluyor ama celselerde bu resimler yok. Bu Pulsar Projesi ile alakalı bir site linki paylaşacağım, orada bazı çizimler gösterilmiş;

https://tr.suenee.cz/projekt-pulsar-1-dil-parapsychologicke-schopnosti-mimozemstanu/




Şu linkte yer alan çizimlerdeki böceğe benzer canlıları meditasyon yaparken gördüğümü hatırlıyorum. Aşağı yukarı bu çizime benziyorlardı. O an için ne düşündüm de algıma takıldılar tam hatırlamıyorum ama verdikleri yoğun izlenme hissiyatından dolayı biraz tedirgin olduğumu hatırlıyorum. Pek pozitif olduklarını sanmıyorum açıkçası.

''HZHZTH - Genetik araştırmanın özel bir sonucu olan Casiopia'dan bir böcek ırkıdır.'' diye geçiyor tanım olarak. İlginç. Daha önceleri celselerde geçen böceğe benzer canlıların olduğunu hatırlıyorum.

Eklenti:
S: (L) Sanırım bir tane daha olabilir... Ha ha! Millet buna hazır mısınız? Bu bir Kasyopyalı! (T) Kasyopyalı
olduğunu sanmam. (J) Bakayım... Aa çok güzel! (T) Kasyopya, ben Kasyopya isimli bir yıldız bulamadım...
(L) Çünkü yok. (T) Biliyorum. (L) ...Bu Kasyopya'lı bir insektoit ırkmış ve yaptığı iş de genetik
araştırmaymış. Bu varlığın tanımı ve çizimi doğru mu?

C: Evet.


Evet. Celse alıntısından anladığım kadarıyla böyle bir canlı türü cidden varmış. İnsektoit ise böceksi demek bu arada. Bu kelime ile aratırsanız ilgili celseyi bulabilirsiniz.

Umarım bir daha meditasyon sırasında dikizlemezler beni.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2021 :  17:12:38  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Cas. koordinatlarını mı referans alarak yaptın meditasyonu :) Oradan mı gelip dikizlediler acaba? Bu celsenin tarihi neydi?
Go to Top of Page

Gaia


211 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2021 :  18:10:04  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Cas. koordinatlarını mı referans alarak yaptın meditasyonu :) Oradan mı gelip dikizlediler acaba? Bu celsenin tarihi neydi?



Geçmiş bir zamandı, nasıl bir ruh halinde yaptığımı hatırlamıyorum meditasyonu ancak görüntüyü hatırlıyorum. Meditasyon yaparken evde gayet masum bir görüntüm var ama diğer boyutlarda pek masum görünmüyorum galiba :D Dikizci böcükler.

Celseye göre bu varlıklar zaten burada dünyamızdalarmış... 14 Ekim 1995 celsesiymiş. Baya bir uzun celse bu arada.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2021 :  19:59:47  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sağol Gaia zaten okumuşumdur ama ara sıra tekrar ve tekrar göz gezdirmeyi seviyorum :)
Go to Top of Page
   Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 1,55 saniyede oluşturuldu.