Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Malum Güçler
 Konvoylarla Suriye'ye sarin gazı götürüldü iddiası
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

fidelista


604 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/06/2021 :  07:41:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Akp iktidarına çok ağır suçlamalar.

"Suriye'den Türkiye'ye ağır suçlamalar

Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Caferi, Peker'in Türkiye'den Suriye’ye silah gönderildiği ve Türkiye'deki bazı isimlerle çeşitli silahlı gruplar arasında ticari ilişkiler olduğu iddialarının doğru olduğunu ileri sürdü.
DW Türkçe’nin haberine göre; Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Beşar Caferi,suç örgütü liderliğiyle suçlanan Sedat Peker'in Suriye'deki Bayırbucak Türkmenlerine 2014'te gönderdikleri mühimmatlara ek olarak konvoya TIR'lar eklendiği ve El Nusra'ya silah gönderildiği iddiasının doğru olduğunu öne sürdü.

"Erdoğan rejiminin bu iddialar çerçevesindeki kötü davranışlarına ve suistimallerine dair kesin bilgileri olduğunu" söyleyen Caferi, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, "Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne, Genel Sekreterliğine ve terörle mücadele alt komisyonlarına Erdoğan rejimi ile Suriye'de faaliyette olan ve ne yazık ki Türkiye ile ortak sınırımızdan Suriye'ye gelen ve sayıları binleri bulan teröristler arasındaki ilişkiye dair kesin bilgileri içeren 108 gizli mektup gönderdik. Sayın Sedat Peker'in söylediklerinin tamamen doğru olduğunu onayladığımı, teyit ettiğimi ve doğruladığımı belirtmek isterim" iddiasında bulundu.

IŞİD'le işbirliği iddiaları
"Peker'in Türkiye'den bazı isimlerle Suriye'deki çeşitli silahlı grupların ticari ilişkileri olduğuna dair iddialarla ilgili ellerinde veri olup olmadığı" sorusuna ise "Sayın Sedat Peker'in, Erdoğan rejiminin -kendi aile üyeleri de dahil- petrolümüzün, doğal gazımızın, madenlerimizin ve tahılımızın çalınmasına karıştığına dair söyledikleri doğru. Çünkü, hepimiz 2015-2016 yılında petrolümüzün ve doğal gazımızın IŞİD tarafından bile çalınmasına bizzat Erdoğan'ın oğlu tarafından yönetilmesine şahitlik ettik" suçlamasıyla yanıt verdi.

Benzer iddialar daha önce de Rusya tarafından gündeme getirilmiş, ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan, İtalyan Corriere della Sera gazetesine 2015 yılında verdiği bir mülakat vererek IŞİD'le petrol ticareti yaptığı yönündeki iddiaları ve İtalya'ya "kaçtığı" söylentisini yalanlamıştı. Erdoğan, kendi şirketinin Suriye'de iş yapmadığını da söylemişti.

"Konvoylarla Suriye'ye sarin gazı götürüldü" iddiası
Ankara'nın Suriye'deki çeşitli gruplarla ilişkisinin derin olduğunu öne süren Caferi, Türkiye'de Heysem Topalca ismi ile bilinen Heysem El Kassar'a ilişkin iddiayı örnek gösterdi. Mayıs 2013'te Libya'dan 2 litre sarin gazını İstanbul'a inen sivil bir uçakla nakleden Heysem El Kassar adlı kişinin Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) Suriyeli ajanı olduğunu iddia eden Caferi, suçlamalarını "Bu kişi İstanbul'dan Gaziantep'e ve oradan sınırımıza Türk istihbarat görevlilerinin eşliğinde ulaştı. İki litre sarin gazını sınırdan geçirip Halep kırsalında çok sayıda Suriye askerinin ve sivilin ölmesi ve boğulması ile sonuçlanan saldırıyı yapan Nusra Cephesi'ne ulaştırdı. Elbette plan, Suriye hükümetinin kimyasal saldırı yapmakla suçlanmasıydı. Bu olay, birçok kez tekrarlandı" diye sürdürdü. Caferi, El Kassar'ın sarin gazını Suriye'ye kaçırırken insanı yardım taşıdığı söylenen konvoyları kullandığını ileri sürdü.

Türkiye'de Heysem El Kassar kamuoyunda Adana'daki Sarin gazı davası olarak bilinen dava sebebiyle 12 yıl hapis cezası almış, ayrıca Milliyet Gazetesi Muhabiri Bünyamin Aygün'ün Suriye içinde kaçırılması, Hatay-Reyhanlı'daki bombalı saldırı ve Niğde'de gerçekleşen IŞİD saldırılarında da fail veya azmettirici olarak mahkeme dosyalarına girmişti. Daha sonra El Kassar'ın 2021 Şubat ayında Konya'da bir trafik kazasında öldüğü duyuruldu.

Türkiye'nin Suriye'deki operasyonları
Caferi, Türkiye'yi Suriye'nin kuzeyinde "Türkleştirme politikası" yürütmekle de suçladı. Caferi, "Türkiye’nin işgal ettiği Suriye topraklarındaki kuzeyde ve kuzey batıdaki Türkleştirme süreci müsamaha edilemez hale geldi. Bölgede tedavüldeki para Türk Lirası, Suriye bayrağı yerine Türk bayrağı var, okulların, sokakların, meydanların adlarının değiştirilmesi, tekstil endüstrisinin ve maddelerinin çalınıp Türkiye’ye taşınmasına müsamaha edilemez" eleştirisini yöneltti.

Ankara ise Suriye'deki radikal gruplara silah gönderildiği suçlamalarını kabul etmezken ABD öncülüğünde oluşturulan uluslararası koalisyonda IŞİD'e karşı yürütülen mücadelede destek verdiğine dikkat çekiyor. Ankara, Suriye'nin kuzeyine düzenlediği operasyonları ise PKK'nın uzantısı ve terör örgütü olarak gördüğü YPG'nin faaliyetleriyle mücadele olarak gerekçelendirmişti."

Kaynak:Basın
https://abcgazetesi.com/suriyeden-turkiyeye-agir-suclamalar-393699

Edited by - fidelista on 24/06/2021 07:42:38

bozadi


11213 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/06/2021 :  11:30:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu iddiaların tamamının veya büyük kısmının doğru olduğunu düşünüyorum.

AKP'nin Suriye ve bağlantılı pek çok konuda derin "günahları" olduğu neredeyse en başından beri çok net ortada olan bir durumdu.

Azerbaycan'a verilen destekte olduğu gibi AKP'nin yurtdışı operasyonlarının bir kısmı son derece onurlu, isabetli, güzel. Kendi silahlarımızı üretme ve hatta satma konusunda gösterilen başarılar gurur verici ama bir o kadar rezil-kepaze olan şeyler de çok. Suriye konusunun tamamı değilse de geneli öyle bence.

AKP Sedat Peker'i "hak ediyor". AKP'nin durumu "Osmanlı"nın düşüş zamanlarını da çağrıştırıyor sanki. Bir yandan dünyaya fors atılırken diğer yandan imparatorluk kendi halkına yaptığı eziyetler, katliamlar nedeniyle içten içe hızla çürüyüp yok oluşa doğru kaydı. AKP bir yandan dünyada fors sahibi olmak için resmen "yırtınırken" (ve bu çaba bir açıdan belki takdiri hak ediyor olsa da), kendi halkının ciddi bir kısmıyla olan şiddetli kutuplaşması, ekonomik yolsuzlukların düzeyi, adaletin son derece sallantılı durumlara sürüklenmesi ve üstelik korona ve başka nedenlerle ekonominin de sürekli kötüleşmesi, AKP'ye sürekli kan kaybettiriyor gibi.

Valla açıkçası şu durumda bile ben henüz Erdoğan AKP'sinin iktidarını tamamen kaybetbesinden yana değilim. Ama söz konusu nedenlerle güç kaybediyor olmasından ve muhalefetin AKP karşısındaki gücünün artıyor olmasından memnunum. Peker de bu şartlarda muhalefetin hiç beklemediği bir bonus oldu AKP'ye karşı. Bence AKP bunu fazlasıyla hak etti, ediyor. Ama benim gönlümden geçen şey AKP'nin devrilip CHP'nin tek başına veya koalisyon halinde iktidara gelmesi değil çünkü mevcut muhalefetin eskiden olduğu gibi devleti ve orduyu tekrar "ABD hizasına" getirme eğiliminde olacağına dair işaretler çok. Bu CHP için geçerli olduğu gibi İyi Parti ve HDP için özellikle geçerli. O yüzden bence mevcut muhalefetin çoğunluğu iktidarda olmayı hak etmiyor etik olarak. Etik deyince, AKP'nin etik sınırlarını kalbura çevirdiği malum ama dünya sahnesindeki EN ÖNEMLİ MESELE olan global egemen güçlere karşı konumlanma bakımından, AKP muhalefetten hala çok daha onurlu bence. AKP'yi bu konuda "mükemmel" veya "çok iyi" pozisyonda görmüyorum elbette. Ama kötünün iyisi.

İşte, iktidarın geleceği konusunda, gönlümden geçen, AKP iktidarının zayıflaması, muhalefetin gücünün artması ama iktidarla muhalfetin yer değiştirmesi yerine global faşizme karşı ortak bir cephede buluşmak zorunda kalmaları.

Erdoğan'ın şimdiye kadar izlediği politikalar hiç böyle birşeye işaret etmiyor ama ekonomik zorlukların artması ve yolsuzlukların, yozlaşmaların artık çok ileri veya çok derin düzeylerde ifşa olur hale gelmesi Erdoğan'ın tahtının ciddi şekilde sallamanmasına neden oluyor. Erdoğan son zamanlarda bu taht sallanmasının neden olduğu moral bozukluğunun ciddi işaretlerini sergiliyor gibi görünüyor.

Üzerlerindeki ekonomik ve siyasi baskıları azaltmak için ABD'ye, NATO'ya ne kadar utanç verici şirinlikler yapmaya çalışsalar da, çok şükür geri adım atmadıkları meseleler yüzünden ABD'nin şiddetli baskıları giderek artmaya devam edecek gibi görünüyor.

Üstelik Suriye'deki şüpheli (şansını zorlayan) faaliyetler, resmen Rusya karşıtı bir kurum olan NATO'ya çok yakın durma pozları ve Rusya'ya karşı kullanılabilecek silahların Ukrayna gibi bir ülkeye hevesle satılması gibi mevzular yüzünden Rusya'nın da baskılarının giderek artması mümkün.

Sanırım Erdoğan AKP'si Türk ve/veya İslam dünyasından toplamayı ümit ettikleri desteğin de yardımıyla ABD ekseninden de, Rus ekseninden de bağımsız üçüncü bir süper güç (yeni Osmanlı) olma hayali kurdu uzun zamandır ama böyle birşeyin mümkün olmadığıyla yüzleşmek zorunda kalacak eninde sonunda. Çin bile dünyanın belki 1 numaralı ekonomisi olmasına rağmen bana göre üçüncü (alternatif) bir süper güç değildir, Rusya'nın müttefiki olan (veya olabilecek olan) bir süperimsi güçtür yalnızca. Aynı Yeni Osmanlıcılar gibi onlar da ABD ve Rus çift kutupluluğuna alternatif bir güç (daha doğrusu "en güçlü") olmak istiyorlar ve bunun için tuhaf oyunlar çeviriyorlar belki ama olamazlar. Mesele Amerikanlık, Rusluk meselesi, ırk-millet meselesi değil özünde. İnsanlık meselesi. Ve bu mesele ABD-Rus kutuplaşmasında kendisini en isabetli bir şekilde ifade ediyor. ABD bu şartlarda devlet bazında kötülüğün öncüsüyken Rusya iyiliğin öncüsüdür. Türkiye de Çin de ABD kadar kötü veya Rusya kadar iyi değil mevcut şartlarda. Bu durum Amerikan milletine mensup herkesin çok kötü, Rus milletine mensup herkesin çok iyi olduğu anlamına gelmiyor. Ama devlet/millet ilişkisinin garip bir tecellisi yoluyla bence şu anda durum açıkça bu. Biri iyiliğin, diğeri kötülüğün "odağı" olmuş durumda. Dünya bunu anlayıp tarafını seçince, iyiliğin tarafında "Rusçuluk" diye bir dava olmayacağı gibi, kötülüğün tarafında da "Amerikancılık" diye birşey olmayacaktır. Sadece iyilik ve kötülük olacaktır. İyi olan herkes kardeştir, ailedir; bu işin milleti, ırkı, cinsi yoktur. Kötüler de kendi içinde tuhaf da olsa bir aile sayılır.

Bizim devletimiz/hükümetimiz nefsani hırslarını bir kenara bırakıp iyilik-kötülük mücadelesinde doğru pozisyonu istikrarlı bir şekilde aldıkça kendi içindeki sorunlar da giderek ve hızla bir çözüm yoluna girecektir inancındayım. Özellikle de insanlar arasındaki lüzumsuz kutuplaşmanın, nefretleşmenin azalıp ailecil dayanışmanın artması, fesatçılık yangınının kontrol altına alınması anlamında. "İyi"nin tarafı olmak "Rus'un tarafı" olmak demek değildir özünde ama "şu anda" Rusya global siyaset/ekonomi/askeriye sahnesinde ABD ve müttefiklerinin şeytanlıklarına karşı en büyük karşı mücadeleyi yapıp sahneyi insanlık için daha dengeli, daha özgür, daha insani hale getirme konusunda en üstün pozisyonda bence. İşte bu nedenle övgüyü, desteklenmeyi hak ediyor.

AKP iktidarını da bütün başka rezilliklerine rağmen, Putin Rusyası'yla giderek artan bir sağlam işbirliğine doğru ilerleme konusunda diğer belli-başlı partilerden daha fazla potansiyel gösterdiği için destekliyorum veya nispeten olumlu buluyorum. Muhalefeti de başka sebeplerle olumlu buluyorum; en çok da ekonomik ve adli yolsuzlukların sorgulanması, yani kısacası "meşru muhalefet" nedeniyle ve ölçüsünde.

İşte, bugünlerde veya bu süreçte AKP'nin veya Erdoğan'ın tahtının giderek daha fazla sarsılıyor olması her ne kadar AKP iktidarının sonuna gelinmesi gibi görünebilecek olsa da, Erdoğan'ın normalde (şimdiye kadar) cesaret edemediği birşeye cesaret etme konusunda motive edebileceğini düşünüyor ve umuyorum: ABD'ye gerçekten güçlü bir rest, Rusya'ya gerçekten güçlü bir el. Ve algım/ümidim bunun sadece AKP/Erdoğan tarafından yapılan değil, iktidar-muhalefet birlikte yapılan birşey olması. Koşulların başka seçenek bırakmaması. İktidar-muhalefet ikiliğinin sona ermesi. Kurtuluş Savaşındaki gibi ülke/millet savunmasının diğer her türlü motivasyonun önüne geçmesi.

Şu an boş bir hayal gibi görünüyor. Sadece bir olasılık. Öyle olsa güzel olurdu bence ve bunu imkansız da görmüyorum. Ama öyle olur, ama böyle olur. Her koyun kendi bacağından asılır. Herkes bir şekilde kendi kaderini belirliyor. Çok üzülmeye, tasalanmaya gerek yok. Neyse o. Sonuçta herkes aynı ve tek varlığın birer parçası ve ta kendisi. Bu yaşadığımız herşey sadece aslımıza yürüyüş yolundaki sonsuz ilüzyonlardan, öğrenişlerden, hikayelerden bir parça. Yükselir, alçalır, iyi olur, kötü olur vs. Büyük resimde yanlış giden birşey yok. Herşey yolunda, herşey olması gerektiği gibi.


Go to Top of Page

fidelista


604 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 26/06/2021 :  15:01:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sarin gazının Suriye'ye akp hükümeti nin bilgisi ve desteğiyle gittiği iddiası doğruysa bu tek başına uluslararsı mahkemelerde yargılanmayı gerektirecek büyük bir suç,işin vicdanı tarafından bahsetmeye gerek bile yok,çok vahim.Bu gazla boğulan sivillerin hesabını bile veremezler,sayısız olaydan bir tanesi bile ne kadar dehşet verici.
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 1,12 saniyede oluşturuldu.