Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Kanal Bilgileri
 VARLIK VE OLUMLULUK
 Varlık ve Olumluluk kategorisi hakkında
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj   

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/08/2021 :  10:07:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?whichpage=2&TOPIC_ID=3245#31458

Bu yeni kategorinin ilk başlığındaki bu ilk mesaj, yukarıdaki linkte geçen mesajımın hafifçe kırpılmış halidir:

Eklenti:

...yaşanmakta veya yaşanabilecek tüm gerilimler veya olumsuzluklar bana sürekli bu forumda asıl yapmamız gereken birşeye yeterince odaklanamamış olduğumuzu düşündürüyor: Olumluluk sanatı veya felsefesi. Bu elbette herhangi belirli bir olumsuzluğun spesifik çözümüne yönelik değil. Hayatımızdaki içsel-dışsal tüm olumsuzluklara karşı kullanmamız gerektiği halde sanki çok yetersiz kaldığımız birşey. Aslında bunu (olumluluk sanatını) sadece "olumsuzluklara karşı" kullanılacak bir "araç, yöntem" olarak görmek çok eksik, yanlış bir tanım olur.

Olumluluk dediğimiz şey buradan ta 7y'ye kadar giden yoldur ve sadece yol değil, tüm varlığın adıdır.

Aslında, bu başlıkta gündeme gelen şikayeti/gerilimi, son günlerde kendimle ilgili olarak üzerinde yoğunlaşmaya çalıştığım bir konuyu gündeme getirmek için bir "bahane" olarak kullanıyorum şu anda. Ama, bahanemi güçlendirmek, desteklemek için arada bazı bağlantılar kurmaya çalışacağım:

Hepimiz hayatımızda sayısız gerilimler, olumsuzluklar, kızgınlıklar, acizlikler, nefretler yaşıyoruzdur. Bu forumda kendi aramızda yaşadığımız veya yaşayabileceğimiz bir gerilimin görünürdeki "konusu" ne olursa olsun, o aslında buzdağının yüzeydeki bir ifadesidir yalnızca. Buzdağının kendisi hayatımız (ve hatta hayatlar) boyu dünya üzerinde oldukça olumsuz, son derece zor bir şekilde devam eden, travmalarla, kahırlarla dolu deneyimlerimiz, çıkmazlarımız, çaresizliklerimiz, ümitsizliklerimizdir.

Celseler falan çok iyi, çok güzel de, sanki bundan önce veya öncelikli olarak bizim olumluluk sanatı üzerinde uzmanlaşma konusunda kendimize ve birbirimize yardımcı olmamız gerekiyormuş gibi bir izlenime sahibim. Ki zaten elimizdeki kaynakların da binbir türlü yolla bizi teşvik etmekte olduğu birşey bu.

Bu konunun daha rahat tartışılabilmesi için buna özel bir başlık, hatta bir ana sayfa kategorisi açacağım.

Ama işin özü, hiçbir şeyin olumlu olmaktan daha önemli, daha öncelikli olmadığı, olumluluğun var oluşun ÖZÜYLE doğrudan bağlantılı birşey olduğu. Ve ilginçtir ki, olumluluk sözcüğünün kökü olan “ol” veya “olmak” ifadesi “varlığı” ifade ediyor. Bu da “varlık” ile “iyimserlik” arasındaki doğrudan bağa dair birşeyler söylüyor. “Olumluluk” hem varlığı, hem iyimserliği ve bu anlamda ikisi arasındaki doğrudan bağı ifade etmiş oluyor.

Bakın, dikkat edin, biz hemen her durumda olumluluğu dünyaya dair birşeylerle ilişkilendirerek algılama ve değerlendirme eğilimindeyizdir. Doğrudan değil, hep dolaylı bir şekilde. Burada “hep” derken, aslında illa ki bunun istisnaları oluyor ama işte istisna da kuralı doğrulamış oluyor, benim kastettiğim anlamda. Yani çoğu durumda dolaylayarak, çarpıtarak, saflığını “feci şekilde” bozarak deneyimleme eğilimindeyiz olumluluğu. Örneğin en basit ve kaba örneğiyle siyasi ideolojilerimizin filtrelerinden geçiyoruz veya siyasi veya bambaşka konulardaki tarafgirliklerimizin filtrelerinden. Birileriyle birşeylerin çıkar çatışmalarının filtrelerinden.

Olumluluğu olumluluk olarak deneyimlemenin ne anlama geldiği konusunda birbirimize epeyce yardımımız dokunabileceğine inanıyorum.

Evet, sırf bu yaşamda onlarca yıldan beri deneyimlediğimiz ve tanıklık ettiğimiz sayısız travmaların, derin korkuların, dehşetlerin, nefretlerin, endişelerin, yoksunlukların, birikip toksik, hastalıklı hale gelmiş acizliklerin, güceniklik ve kızgınlıkların filtrelerinden de geçirmek zorunda kalıyoruz, olumluluğa dair şeyleri. Dünya hayatımızda çektiğimiz, çekmeye devam ettiğimiz ve belki önümüzdeki zamanlarda daha da fazla çekecek olduğumuz işkenceler, basit evrensel varoluşsal gerçekleri, frekansları, dalgaları, gerçekleri algılayıp onlarla özdeşleşmemizi çok zor, adeta imkansız hale getirdi. Evet, tamamen ümitsiz olmadığımız belli, hatta zaman zaman gayet ümitli hale de gelebiliyoruz ama bunun gücü, sürekliliği, istikrarı konusunda ciddi sorunlar yaşıyoruz.

Elimizdeki kaynakların ve bana göre özellikle de Ra-Kasyopya “Yoğunluklar” ve “BH-KH” kozmolojisinin anlattıklarının da yardımıyla, artık bir yanda basit “olumluluk” ile diğer yanda tüm yaratımın özündeki saf ve mutlak varlık (birlik) arasındaki ilişkiyi kurabileceğimiz, görebileceğimiz, deneyimleyebileceğimiz bir durumdayız.

KH yolunun son durağı (eğer bu yoldaki varlık eninde sonunda yolunu değiştirmezse) yok oluştur. BH yolunun son durağı (buna “son durak” demek çok isabetli olmasa da) tüm varoluşla mutlak birliktir, yani “mutlak varoluş”tur. Ve bizim “olumluluk” dediğimiz şey işte BH yolunun aslında ta kendisidir. “Varlık”ın ta kendisidir. Şimdi ve burada duyumsayabileceğiniz, kendinizi duyumsamaya, deneyimlemeye sevk edeceğiniz herhangi bir (mümkün olduğunca) sade, saf olumluluk, BH yolu ile ve aslında VARLIK ile rezonansa giriyor olmanız demektir. Bunun anlamı, önemi üzerinde düşünmemiz gerekiyor. Olumluluğu dünyada ilişkilendirmekte olduğumuz sayısız kirleticiden, çarpıtıcıdan, yozlaştırıcıdan bağımsız bir şekilde algılayıp deneyimlemeyi öğrenmemiz, hatırlamamız, bu konuda kendimizi geliştirmemiz gerekiyor.



Tgur


1582 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/08/2021 :  11:23:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
S: (T) Yerel ve bölgesel otoriteler insanları izlemek için kulelerden yararlanabilir mesela. (L) HAARP herhangi bir şekilde havayı kontrol ediyor mu, değiştiriyor mu ya da etkiliyor mu?
C: İklim üç faktörden etkileniyor, ve yakında dördüncü bir faktör eklenecek.
S: (L) Tamam, bunu istiyorum. Bu üç faktörü söyleyin, ve dördüncüsünü!
C: 1) Dalganın yaklaşması. 2) Atmosferdeki kloroflorokarbon artışı ve bunun ozon tabakasına etkisi. 3) Gezegenin eksenel yörüngesindeki değişim. 4) 3’üncü ve 4’üncü yoğunluk KH güçleri tarafından çok çeşitli şekillerde uygulanan yapay müdahaleler. Duygusal anomalilerin bilgi tabanızı bulandırmasına izin vermeyin. Gardınızı indirme “zamanı” değil.
Bilmediğiniz yerlerde bulunma ve bilmediğiniz yerlerde uyuma konusunda özellikle dikkatli olun!!! İzleniyorsunuz. Veya en azından, izlendiğinizi düşünmeniz ve buna göre düşünmeniz ve hazırlanmanız sizin için en iyisi olur. Saldırı ile ilgili uyarıldığınızı hatırlayın. Giderek daha fazla şey öğrendikçe daha ilginç hale geliyorsunuz ... ve seviyenizi yükselttiğinizde, eğer daha fazla farkında değilseniz daha savunmasız hale gelirsiniz!!
S: (L) Tamam. İklimi etkileyen faktörleri oluş sırasına göre mi verdiniz? Dördüncü daha sonra gelecek, öyle mi?
C: Belki, ama şunu hatırla: özel araçlarla ölçüm dışında algılanamaz durumdayken dünyanın dönüş hızındaki bir değişim bildirilmeyebilir. Ekvator kutup bölgelerinden hafifçe “daha geniş.” Ama bu fark şu anda yavaşça azalıyor. 21’inci yüzyılda olacak değişimlerden biri buzul çağının önce Avrasya’da, sonra Kuzey Amerika’da ani bir şekilde yeniden başlaması. Buz çağları sanıldığından çok, çok, çok daha hızlı gelişir. [Dünyanın genişlemekte olduğuna dair yeni bir bilimsel teori ile ilgili tartışma.]

--------------------------------------------------------------

Çeşitli faktörlerin etkisi altındayız ,bu açılan bölüme yine ileride açıklayacağım çalışmalardan birini aktarıyorum ,benim için çok daha etkili oluyor gibi ,konuyu uğraştığımız majör konuların ışığında verme yani K. ve diğerleri, bilgilenme maceramızda yol aldırıyor sanırım,tabii bu da tartışmya açık ,ancak bilinsin ki samimi yaklaşımdan başka bir yaklaşımı kendime yol etmedim etmem, kasıt, eksik bilgilerin içinde boğulmamak ve verileni her yönden tartışma ortamına açmak,

Duygusal anomolilere kaplanmanın yani şu veya bu sebeple tetiklenen evvel dost olduğunu belirtip sizin faydalı umduğunuz bilginin genişlemesi ve olgunlaşması konusunda yaptığınız faaliyetleri ters yorumlayanlar olacaktır ,şu anlarda bir dost dediğimiz ile bu olmakta ve buraya işaret etmem de isabet oldu,hem kendi duygusallarımı nötralleştirmek veya bastırmak hem de bulunduğumuz ortamı kısır çekişmelere sokmamak genel maksadım,

Gerçekten dünya insanını etkileyen yılan kardeşliğinin açtığı mücadele etmek savaşmak veya daha ılımlısı laf altında kalmamak şeklinde tezahür eden duygu anomolilerine dikkat etmemiz gerekir, zira olay negatifin yoğunlaşmasından başka işe yaramaz ve faydalı etkili bir neticeye ulaşılamaz,

Duygusal hallerinin kimyasal hormon tetiklemesi altında olduğundan evvel çok bahsettik ve iş bir noktaya gelir ki buna yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan döngüsüne benzer şeklinde olay dönüşü olmayan noktalara uzanır,

Saldırı konusu da bu işin içindedir ,en yakın zannettikleriniz bu hadisenin içinde size tavır alır ,arkadaşlarınız eşiniz v.s.hiç ummadığınız yanıbaşınızda zannettikleriniz size sırt çevirir veya negatif üretir,

Diğer yandan tartışma tartışmadır ,yani bir konuya muhalif olur doğrusunu söylersiniz veya eksik gördüğünüzü tamamlarsınız açtığımız her yeni bir başlıklı bahis spesifik konulardır,bu kadar beyanda bulunurken en tabii dir ki biz de yanlışlara eksikliklere düşeriz, bilginin yanlış olmasından çok eksik olması en büyük tehlikedir.

Sonuçta Bozadi bu bölümü açman iyi oldu..



Edited by - Tgur on 02/08/2021 12:30:40
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/08/2021 :  20:02:04  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Katkıların için teşekkür ederim Tgur.

Olumluluk konusu üzerinde düşünmeye devam ederken aklıma gelen bir iki notu unutmadan paylaşmak istiyorum.

3y için bir ölçüde normal sayılabilecek "beklentisellik" faktörünün de etkisiyle, odaklanılan ve ümit beslenen başka herhangi bir konu gibi "olumluluk" konusu da ister istemez bazı beklentiler doğuruyor. Pozitiflik doğrultusunda belirli bir ümit vaat eden ve bazen üzerinde yoğunlaşmaya çalıştığımız bu tür herhangi bir yöntemin, halihazırda devam eden bazı sorunlarımızı bir an önce çözmesini bekleyebiliyoruz örneğin. Bunun bir miktarı gayet doğal olmakla birlikte, maalesef kısırdöngü yaratan bir yönü de var. Bu kısırdöngüleri kendim zaman zaman ve hatta sıkça deneyimliyorum. Bu konudaki zihinsel blokajlarımı, engelleyici düşünce programlarımı incelemeye, çözümlemeye çalışıyorum. Şu an için vardığım bir "sonuç parçası"na göre, bu sorunun çözümü için tanrısal (mutlak varoluşsal) bir tür tatmin, bir doygunluk, bir şüphesizlik hali gerekiyor. Adeta "istek/arzu" halinin iyice azalması ve hatta bitmesi gerekiyor. Hani K'lar BH hakkında diyor ya, "kendine tamamen ilgisizlik" (kendi çıkarına, şahsi isteğine, arzusuna hizmet etme güdüsü duymamak), işte gerçek sevinç, huzur, iyimserlik, olumluluk meselesinin özünde de böyle birşey var. Hiçbir şeyin bozamadığı tanrısal bir doygunluk, huzur, güven, sükunet deneyimlendiğinde, "şahsi ihtiyaç, arzu, çıkar" gibi birşey kalmıyor.

İşte, içinde bulunduğumuz şartlarda böyle bir bilince erişmek, bunu sürdürmek gerçekten hiç kolay görünmüyor. Ama içimizde bu farkındalığa dair bir sezgi, inanç, ümit varsa, o doğrultuda birbirimizi desteklememiz çok yerinde olur.

İyimserliğin, olumluluğun kendisinde "tanrısal" bir nitelik var, hakikat var, "varlık" var. Tabi kişinin sadece kendisine hizmet eden, "başkalarına hizmete kapalı" (bencil) bir iyimserlikten, olumluluktan, güvenden bahsetmiyorum. Öylesi "gerçek" olumluluk, "gerçek" iyimserlik değildir.
Go to Top of Page

Tgur


1582 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/08/2021 :  07:41:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hiçbir şeyin bozamadığı tanrısal bir doygunluk, huzur, güven, sükunet deneyimlendiğinde, "şahsi ihtiyaç, arzu, çıkar" gibi birşey kalmıyor.

"İşte, içinde bulunduğumuz şartlarda böyle bir bilince erişmek, bunu sürdürmek gerçekten hiç kolay görünmüyor. Ama içimizde bu farkındalığa dair bir sezgi, inanç, ümit varsa, o doğrultuda birbirimizi desteklememiz çok yerinde olur.

İyimserliğin, olumluluğun kendisinde "tanrısal" bir nitelik var, hakikat var, "varlık" var. Tabi kişinin sadece kendisine hizmet eden, "başkalarına hizmete kapalı" (bencil) bir iyimserlikten, olumluluktan, güvenden bahsetmiyorum. Öylesi "gerçek" olumluluk, "gerçek" iyimserlik değildir."

*********************************
Güzel belirtmişsin aynen aldım katiyen serzeniş gibi gelmesin son aktarımımda evvelden de bol bol üzerinde durduğumuz "beklenti"ile bir iki bölüm geçmiştim kısaca o sınırlayıcı bir faktördür ve gelişimin önünü tamamen keser,

Olumluluk konusu beklenti ile ilgili kırıntılar ihtiva ettiğinde olay tıkanır,gerçekten her olumlu olmaya bürünme bazı isteklerin pozitif yolda olmasını içine alır bu da nafileyi doğurur,

Oysa "ruhun gıdası duasında" geçtiği gibi olayı her ne şekilde olursa olsun sevgi denen ana bazdaki idraki tamamladığınızda yani tanrısal güdünün ana mayası sevgiyi hatırınıza getirdiğinizde artık negatif pozitif gibi zarar verici duygusal anomali ortamdan çekilmiştir..



Edited by - Tgur on 03/08/2021 08:09:38
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/08/2021 :  15:17:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Huzur arayışı ve kutlanası gerçeklik…


Elimizdeki kaynakların bize sundukları açıklamaların önemini çoğu zaman yeterince kavrayamadığımı fark ediyorum. Özellikle varoluşun genel doğası, genel niteliği hakkındaki bilgiler, açıklamalar. Ama nadiren, bu çok-boyutlu, çok-yoğunluklu varoluş gerçekliğine dair açıklamalar korkulacak hiçbir şey olmadığını düşündürüyor, hatırlatıyor bana, müthiş ilhamlı bir şekilde.

Biz şu anda bir döngünün (varoluş döngüsünün) bir yerindeyiz (3y’deyiz), değil mi? Döngünün merkezi (7y) hakkında anlatılanlara bakıyorum, döngünün geneli (tüm yoğunlukların, yani varoluşun döngüsü) hakkında anlatılanlara bakıyorum ve varoluşun ne kadar iyi, ne kadar doğru, ne kadar güzel olduğu sonucuna varıyorum bazen; keşke her zaman varsam çünkü öyle büyük bir rahatlama, ferahlama ki bu…

Biz burda 3’ün ayrıntılarında boğuluyoruz, yitiyoruz, kayboluyoruz, cehennemi yaşıyoruz sıkça. Ve bu deneyimlerimiz zaman zaman seyrelse de o kadar sürekli ve derin ki, bu olumsuzluğu ister istemez genelliyoruz, varoluşun bütününe dair algılarımızı şekillendirmede veri olarak kullanıyoruz. İşte o zaman “huzur”, yani varoluşsal huzur, güven, sevinç nadirleşiyor, kayboluyor.

3y’de, bizim 3y deneyimimizde adaletsizlik, sevgisizlik, ezici emir-komuta (kölelik) ilişkileri, işkence, katliam o kadar yaygın, o kadar sıradan ki… insan varoluşun bütününün, genelinin, özünün iyiliğine, doğruluğuna, güvenilirliğine, sevgisine ve kendisiyle birliğine inanmakta çok zorlanıyor.

Kendi şahsi ve ailevi yaşam koşullarımız başta olmak üzere genel hayat koşullarımızdaki şiddetli ve kesintisiz olumsuzluklar ruhumuzu hasta ediyor.

Gerçeği hatırlamamız gerekiyor, elimizdeki kaynakların varoluşun özü, geneli, döngüsü hakkında yaptıkları paha biçilmez açıklamalardan yararlanarak. Gerçekte ne olduğumuzu, neyin parçası ve kendisi olduğumuzu hatırlamamız gerekiyor.

“Gerçek” öyle bir şey ki, ne dünyadaki ne de başka herhangi bir gezegen veya boyuttaki hiçbir olumsuzluk onun muhteşemliğine, güzelliğine, hakimliğine, adaletine, iyiliğine ve onunla özdeşliğimizin, birliğimizin hakikatine gölge düşüremez.

Örneğin sürekli dünyevi ve dünyadışı bir takım “negatif” (şeytani) aktörlerin hayatımız üzerinde ne kadar güçlü bir kontrole sahip olduğunu tartışıyoruz ya… Ya inanın, o kötülerin, o şeytanların tillahı bile varoluşun gerçeğine, bütününe, işleyişine, döngüsüne mani olamaz. Gerçek o kadar büyük, o kadar derin, o kadar güzel birşey.

Tüm negatif/kötü varlıklar ya 4y’de yok olmak, ya da sonraki yoğunluklarda ilerledikçe en geç 6y’de BH’ye geçmek durumunda. Bunun anlamını düşünebiliyor musunuz? Hiçbir negatif (KH) varlık varoluşun çekirdeğine ulaşamıyor. Gerçeğin doğasına bakın!

Ve biz o ebedi hakikatle şimdi ve burada (3y’de) bile özdeşliğimizin farkına varıp bunu kutlayabiliriz, bunun ebedi güvenini, sevgisini, sevincini, huzurunu, kudretini duyumsayabilir, deneyimleyebiliriz. Neden yapmıyoruz bunu?

Elbette zor şartlar var ve diğer herkesle paylaşmakta olduğumuz bu hayatın zorluklarını omuzlayacağız biz de. Acı çektik, çekiyoruz, çekeceğiz, mücadele ediyoruz, edeceğiz. Ama zorluk var diye, mücadele var diye hakikati zihnimizde ters yüz etmemeliyiz. Korkuya, yeise kapılmamalıyız. Bu bizim hastalığımız. Lokal şartların etkisinde kalıp büyük resimle bilinç (ve varlık) bağlantımızı yitirme hastalığı. Hakikate inanıp, güvenip bunun ebedi sevincini, güzelliğini, huzurunu duyumsamaktan bahsederken artık hiçbir sıkıntı, acı, zorluk çekmeyeceğimizi söylemiyorum kesinlikle; ama lokal şartlarda, ilüzyonda, ders ortamında bu sıkıntılar çekiliyor diye de evrenin, hayatın, ebedi hakikatin muhteşemliğini, sorunsuzluğunu, sarsılmazlığını, sınırsız kudretini görmeme, inanmama, inkar etme sefaletine de düşmemeliyiz.

Hakikat özü ve geneli itibariyle “sınırsız” biçimde iyi birşey. Ve biz o hakikatin, varlığın bir parçası ve kendisiyiz. Ve hiçbir negatiflik ebedi hakikati tehdit dahi edemez. Yani gerçek bu kadar “kutlanası”, güzel birşey. O halde? Neye inandığımızı, neyden korkutuğumuzu, kendimize ne yapmakta olduğumuzu iyice bir düşünüp yolumuzu düzeltmeliyiz.


Go to Top of Page

Tgur


1582 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/08/2021 :  07:36:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Dün bu yine ileride sunacağım bölümü kaydettim ve biraz ağır oldu gibi geldi sildim ,ama sonra senin samimi iç döküşleriyle sergilediğin bu yazıdan sonra konuyu benliğimize tam oturtur düşüncesi ile tekrar veriyorum, maksadımız iç çalışmalarımızda hassas noktaları tesbit edip onarmaya çalışmak,

--------------------------------
UMURSAMAYIN: KH SALDIRISINA KAPI OLAN KİŞİNİN NE OLDUĞUNU VE NE YAPTIĞINI BİLİYORSAN; O’NUN NE İSTEDİĞİNİ MERAK ETMEK VEYA UMURSAMAK, BAŞKA BİR KAPIYI AÇACAKTIR.

(L) Peki, onlara soralım. O adam ne istiyor M’ den ?
C: Neden umursuyorsun ?
S: (L) Neden umursuyorsun, yani eğer onun ne olduğunu ve ne yaptığını biliyorsan, ne istediğinin ne önemi var ? (M) Neden ? (JR) Yani önemi var mı ? (M) Önemi yok... (T) Merak ediyorsun ve bu da onun niyetlerine izin vermenin ilk adımı. Merak etme...
C: Evet.
S: (T) Hiç önemli değil. Vegas’taki adamın ne düşündüğü ya da bizden ne istediği umurumda değil. Gitti. Ve umursadığım bu. (L) Negatif konusunda meraklısın. Merak bile etmeyeceksin. (T) Hiç takma. O adam gittikten sonra biz otelden olabildiğince hızlı ayrıldık. Aslında o gitmedi, biz gittik. O hala orada oturuyordu. Sonra kalktım, onun da elini yakaladım ve arkamdan çekmeye başladım [ç.n.: Jr yi kastediyor], zig zag çizerek tüm casino boyunca kumar makinalarının arasından geçiyorduk, bir koridordan diğerine geçerek, sonra geriye ve tekrar ileriye. Jr yi taa salonun en dibine götürdüm ve sonra geri döndük, emin olmak için kontrol ettim. Ve ilk köşeyi döndüğümüzde arkama dönüp baktım ve adam artık barda değildi. Ve hemen kapıya koştuk, kapıcıya on papel verdim ve bize hemen bir taksi ayarlamasını söyledim. O adamın ne istemiş olabilceği filan hiç umurumda değil. Umursama sakın. Bu onlar için ilk adım; senin merakın... Eskiler ne derler bilirsin, merak kediyi öldürür... (M) Onlardan kaçıp kurtulduğunda ve “Evet artık gittiler!” dediğinde, yine de merak ediyorsun; neden ? Onlardan kurtulmuş olduğunu biliyorsun ama her zaman zihninin gerisinde merak ediyorsun; neden ?... Yani ben merak ediyorum! (JR) Bazı şeyler var ki hiç bir zaman öğrenilmemeleri daha iyi!
C: Başka bir kapıyı açacaktır.

--------------------------------------------------------------
Konuyu celseleri sık okuyanlar bilir zaten sonlara doğru anlatılıyor Vegasta bir kumarhanede değişik yapıda robotik bir adamın sarhoşluk taklidi yaparak yanlarına yaklaşması ve kahramanımızın soğukkanlı davranıp yaptıkları ,

Anlattıklarından bir bölüm,

" (T) Konuşmanın içerisinde birden “Hey aramızda bir sorun yok, değil mi?” dedim. O zaman farkında olmasam da koruyucu kalkan yükselmişti. Ve ona bakarak dedim ki: “Hey bir sorunumuz mu var?” Ve birbirimizin gözlerinin içine dik dik bakışıyorduk. (L) Evet adamın gözlerinin içine dikmiş bakışlarını. Bir sorunumuz mu var ? (T) “Var mı sorunumuz...Ben olduğunu düşünmüyorum.” Ve adam tekrar bakışlarını dikti bana. Ve yaklaşık 30 sn böyle dik dik bakıştık. Ve sonra aniden geri çekildi ve gözlerinin içerisinde o an yaşamakta olduğu kafa karışıklığını görüyordum. Sonra birden başını salladı ve ne yapacağını bilemedi".

Bu halin merak uyandırması ve bu saldırıyı nasıl yorumlamak lazım sorularına karşılık ,

"C: Başka bir kapıyı açacaktır. " cevabı,

Yani olayın pek umursanmamasına karşılık yine de sebebi hakkında sorguya başka bir kapının başka bir oluşumun başlamasına sebep olmaktadır ,

Ne olacak, bence o kişiye özel bazı içsel faaliyetlerin daha doğrusu kendi ruhsal yapısında çalışmalar yapmasının kapılarını açacaktır ,

Bu kapı daha açık ifadeyle ne olabilir,

Yakın zamanda bizlerde de konumuz olan etkiye mutlaka tepki fizikselliğinin her davranışımız yol göstermesinin önünü kesmek, fizikte yaşayan bizlerin madde yapımıza pek uygun gelmezse de bu "yılan kardeşliği" KH elemanları tarafından yaşantımıza adeta zorla sokulmuş hayvani içgüdülere kapılarak insani hasletleri unutturan, baskılayan ,"bu davranış veya ifadeye altta kalamam mutlaka aynı ölçüde cevap vereyim" dürtüsünü baskılamak gibi zor mücadelenin yapılma kapısı,

Fiziki olarak yaratılışımdaki doğallıkla ben etkiye karşı mutlaka tepkiyi koyarım bundan başka nasıl davranılır ki, haklısınız,

Kusura bakmayın çok amiyane bir örnek olacak, yazarken utanıyorum ama etkili bir örnek ,şunu da aklınıza getiriniz ,cinsi cazibesiyle şehvani duygunuzu kabartan her karşı cinse saldırıp onunla hemen münasebette bulunma dürtüsüne nasıl karşı koyuyorsunuz, demekki hayvani içgüdüleri frenleme mekanizmasını ortaya koyabiliyoruz, böyle bir insani tarafımız varmış,

Bu benzeşme ile "taş altında kalırım da laf altında kalmam" mantığını kaldırmak gerek, bunu sadece herkese değil kendime de söylüyorum henüz bu mükemmeliyete tam eriştim sayılmam,

Son zamanlarda bu açılan kapıların muhakemesini bolca yapmaya başladık, daha açıkça davranışların karşılıklı oluşlarında kendi iç muhasebemizi yapıp duygusal anomaliye kapılıyor muyum yoksa o kucaklayıcı ve birleştirici 3Y ilkel davranışlarını kapsamayan elinin tersi ile iten hakiki sevgi denen hususa yaklaşabiliyor muyum.



Edited by - Tgur on 05/08/2021 07:43:50
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/08/2021 :  19:51:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Teşekkürler Tgur. Hazır sen saldırı konusuna girmişken, bu başlıkta ele almaya çalıştığım konuyla saldırı konusu arasındaki bağlantılara dair bazı algılarımı paylaşmak istiyorum.

Öncelikle, mevcut olağan günlük hayat koşullarında varoluşun ne kadar harika olduğuna odaklı kalmak zor, hatta çoğu zaman imkansız bana göre. Bunu normal kabul etmek gerek. Bazen ne kadar kasarsak kasalım, o yüksek frekansta kalmayı başaramayız ve hatta zorladıkça durum daha da kötüleşebilir. Bu durumda kendimizi akışa bırakmak, eriştiğimiz yüksek bir frekansı kaybetmeyi kabul etmek sanırım daha iyi olacaktır. Kaybetmekte sorun yok. Eğer yeterince önem ve değer veriyorsak, doğru frekansa ulaşmak için tekrar fırsatlarımız olacaktır. Bu bazen nispeten kolay bir şekilde olabilecekken bazen de (hatta belki sıkça) çok kötü bazı durumlara düşüp de bunun bize bir bakıma o yüksek, doğru, güzel frekansa erişmekten başka seçenek bırakmaması gibi durumlar da olacaktır; benim durumumda bu neredeyse sıkça oluyor. Bu pek keyifli olmuyor ama sonuçta tekrar güzel bir hakikat farkındalığına eriştikten sonra ne fark eder ki ona nasıl eriştiğiniz! Hatta bu anlamda acı çekmenin "faydasından" bahsetmek bile mümkün. K'ların dediği gibi, "Acı çekmek DNA'ları etkinleştiriyor". Tabi, yüksek DNA potansiyellerimizi etkinleştirmenin tek yolunun acı veya işkence çekmek olduğu anlamına gelmiyor bu ama ne yazık ki sıkça öyle oluyor.

Olağan hayatın düşük frekansları nedeniyle yüksek farkındalıklarımızı, ilhamlarımızı kaybetmeye ek olarak, bazen de bu konuyla bağlantılı olarak ciddi "psişik saldırı" durumları da meydana gelebildiğini gözlemliyorum. Bu aslında epeyce subjektif yönleri de olabilen bir konu, dolayısıyla tanımlamak, örnekler, kanıtlar göstermek hiç kolay değil. Ama bazen, sanki sırf yüksek pozitif farkındalığa odaklanma niyetimize meydan okurcasına veya dalga geçercesine, olabilecek en aksi şeyler planlanmış gibi (belki "gibi"si fazla) peşpeşe, üst üste gelir. Bu her zaman değilse de genellikle çok berbat bir duygu meydana getirir bir süre sonra (en azından benim durumumda). Sınav dersin, takılmazsın, güler geçersin bir süre ama olaylar, aksilikler, adeta cinnet geçirtici bir "kasıtlılıkla", "süreklilikle" ve "tırmanarak" geldikçe, insan gerçekten aklını, sağduyusunu, sükunetini giderek kaybediyor ve çevresindeki insanlara tepkileri de anlamsız, kırıcı, üzücü olabiliyor.

Kısacası, "bu şartlarda", bu şartlarla hiç uyumlu olmayan, yüksek (bir bakıma "en yüksek"), pozitif farkındalığa odaklanmaya ve odaklı kalmaya çalışmanın oldukça "problemli" yanları olacaktır. Sıkça "mücadeleyi" kaybetme durumları deneyimlenecektir. Ama dönüp dolaşıp o yüksek, nispeten en yüksek farkındalığa erişmekten başka çaremiz olmadığı sonucuna varacağız gibi geliyor bana. Denemekten korkmamak, yılmamak gerek. Her çaba, hatta her yenilgi bile değerli. Deneyim arttıkça bu konuda giderek uzmanlaşacağız ve birbirimize sunduğumuz destek de arttıkça bu da herşeyi daha kolay hale getirecektir.

Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/08/2021 :  20:54:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"Varoluşsal olumluluk", varoluşun belki de en harika duygusu, farkındalığı.

Herhangi bir olumluluk değil de "varoluşsal" olumluluk dememin nedeni, olumluluğu "köklemesine" deneyimlemeyle ilgili. Daha önce de dikkat çekmeye çalıştığım gibi, varlık ile olumluluk arasında bir özdeşlik var. "Olumluluk" sözcüğünün kökü olan "olmak" fiili "var olmak" anlamına geldiğine göre, pozitivite ile varoluş arasındaki doğru orantının açık, basit ve doğal bir işareti olarak kabul edilebilir bu. Keza "pozitif" (+) sözcüğü hem "var olmak, mevcudiyet" hem de "olumluluk, iyimserlik" anlamına geliyor bildiğiniz gibi. Yine daha önce örnek verdiğim İngilizce "goodness" kelimesini de hatırlatmak istiyorum. Bu sözcük hem "iyilik" hem de "Tanrı" anlamına geliyor, ki Ra-Kasyopya kozmolojisinde "Tanrı" demek "Varlık" demek.

Tabi bu durumda "negatif (KH) varlıklar" bu yaklaşımla çelişmiyor mu diye düşünülebilir. Bence hayır, çelişmiyor. Ra-Kasyopya kozmolojisinde açıklandığı gibi, KH yolu yok oluş yoludur, BH yolu tüm varoluşla birleşme yoludur. KH varlıkları yollarını değiştirmeden KH'de yoğunlaşmaya devam etmeleri halinde sonunda yok oluyorlar (kendi özgür iradeleriyle). Ve hiçbir KH varlık KH'liğini sürdürerek 7y'ye ulaşamıyor; mutlağa ulaşması için BH'ye geçmesi gerekiyor.

Kısacası, evet, KH de olsa "varlık varlıktır" (potansiyel bir pozitivite/olumluluk taşır) ama KH yolunun son durağı yokluktur. KH'de yoğunlaşmaya devam eden bir varlık yok olmaya yaklaşmaktadır ve KH'liğini mutlak düzeye ulaştırması halinde yok olacaktır.

KH kavramına odaklanmak niyetiyle yazmıyorum bunları ama zihinlerde oluşabilecek bir çelişkiye dair algımı, açıklamamı paylaşmak istedim.

Hiçbir şeyin sarsamadığı, sarsamayacağı bir olumluluğunuz olmasını istemez miydiniz? İşte, "varoluşsal" olumluluk derken öyle birşeyi kastediyorum. Öyle hemen 5 dakikada sonsuza kadar sahip olunabilecek birşey değil bu muhtemelen ama odaklanılırsa, dikkat edilirse, tadının, kokusunun alınabileceğini sanıyorum ve üzerinde yoğunlaşılmaya devam edilmesi halinde gerçekten bir daha kaybedilmeyecek (kaybedilmesi adeta "imkansız"), mutlak bir varoluşsal olumluluğa kavuşulabilir. Bu herhangi bir dünyevi hedef gibi hedeflenebilecek bir birşey değil aslında. Zamanı aşan bir yönü var.

Tüm evrende, evrenlerde, tüm yoğunluk ve boyutlarda, tüm varoluşta var olan herşeyin en temel ortak noktası var olmalarıdır ve tüm varoluşun merkezindeki mutlak varlık, mutlak bir şekilde herkesin ve herşeyin mutlak özüdür. Herşeyin "bir" olması da budur; Varlık. Varlık tektir. Varlıktan başka hiçbir şey yoktur. Ve varlık ile iyilik eşgüdümlüdür, özdeştir, her ne kadar varlık kötülük dediğimiz şeye de imkan yaratsa da. Sonuçta iyilik diye bir kutupsallığın olabilmesi için kötülük diye bir kutupsallığın da olması gerekir. Buna paralel olarak, varlık/varoluş diye bir kutupsallığın olabilmesi için, yokluk/yokoluş diye bir kutupsallığın (imkanın) da olması gerekir. İşte, BH'nin varlıkla, varoluşla (+), KH'nin yoklukla, yokoluşla (-) ilişkilenmesi de bu şekildedir. Bilinçli iradeyle seçilen birer yol olarak BH pozitiflik, KH negatifliktir. BH mutlak varlığa, KH mutlak yokluğa götürür.

Olumluluk ile Tanrısallık arasındaki özdeşliğe dikkat çekmeye çalışıyorum. Derinleştirmeye çalışacağım.

Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj   
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,55 saniyede oluşturuldu.