Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Kanal Bilgileri
 VARLIK VE OLUMLULUK
 BH’leşmek için ne yapmak gerek?
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Sonraki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 2

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/09/2021 :  10:45:15  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hayatımızın belki de en önemli konusu olduğunu düşündüğüm bu konuda hem kendi iyiliğim hem de benzer düşünceler, ilgiler, sorgulamalar yürüten diğer herkes için meseleyi elimden geldiğince somutlaştırmaya çalışmak istiyorum. Şu anda doğru olarak algıladığım şeyleri paylaşıyorum, yeni şeyler keşfettikçe, hatırladıkça, hatırlatıldıkça görüşlerim değişmek, geliştirilmek, düzeltilmek, güncellenmek durumunda olacaktır.

"BH'leşmek için ne yapmak gerek?" derken, elbette bunun için önce bunu "istiyor" olmak gerek. Ve istemek için de neyden bahsettiğimizi az-çok anlamak, sezmek gerek.

BH-KH kavramları da dahil olmak üzere spiritüel literatürde duyduğumuz, öğrendiğimiz, tartıştığımız bir sürü kavram var. Aslında bir bakıma bu kavramların hiçbir anlamı ve önemi yok. Önemli olan kendimizi gerçekten "iyi hissetmek", "iyi olmak", öyle değil mi? "Başkalarına Hizmet" deyince kendimiz dışındaki birilerine iyilik/hizmet etme anlayışı var bunda. Ama biz teknik olarak hala "Kendine Hizmet" varlıklarıyız. Tüm gücümüzle, başkalarına değil özellikle ve sadece kendimize hizmet etmeye adanmış değiliz elbette ama kendine hizmet mevcut toplumsal/dünyevi yaşam şeklimizin temel bir niteliği adeta.

Dolayısıyla "Başkalarına Hizmet" varlığı haline gelmek için sanki durduk yerde kendimize hizmeti bırakıp tamamen başkalarına hizmet etmeye geçecekmişiz gibi bir algı uyanabilir. Kendine hizmet ile başkalarına hizmet arasında köprü kuran, daha doğrusu KH'den BH'ye doğru geçişi destekleyen şeyin veya şeylerin ne olabileceği üzerinde düşünüyorum zaman zaman. Ve bunun "iyi hissetmek", "pozitif olmak", "pozitifleşmek" ile yakından alakalı olduğu sonucuna varıyorum. Kendimizi iyi hissetmek istemez miyiz? Mutlu, sevinçli, huzurlu, güvenli hissetmek, olmak istemez miyiz? Ama sanıyorum ki bizim bu konuda ileri (aşırı) düzeyde "dünyevileşmişlik" gibi bir sorunumuz var. Bizim dünya üzerinde hayat diye yaşadığımız şey bir tür "film" gibi varsayılabilir hakikaten. Ve filmle, filmin içeriğiyle aşırı derecede bir özdeşleşme veya asimilasyon sorunu yaşıyoruz. Spor (özellikle futbol) takımı tutmak, ideoloji tutmak, parti tutmak... Bunlar feci şekilde "film" şeyler, ilüzyon şeyler, uyduruk şeyler bir yerde. Sinsice aklımızı başımızdan alan, vicdanımızı körelten şeyler (tamamen veya her zaman değil ama ciddi ölçüde ve genellikle).

Kendine Hizmetten Başkalarına Hizmete doğru, yani negatiflikten pozitifliğe, kötülükten iyiliğe yol almak için yapılabilecek en güzel şey kendimizin iyiliğini istemektir. Kendimizin gerçek iyiliğini istediğimiz ve bu isteğin gereğini yaptığımız zaman, bu bizi giderek ve zahmetsizce başkalarının iyiliğine hizmete yöneltecektir. Ne zaman somut bir şekilde BH varlığı olacağımız konusunda endişelenmemize gerek yok. Şu an için öncelikle ve tüm yapmamız gereken kendimizin iyiliğini istediğimizden ve yaptığımızdan emin olmak. Kendinize iyilik etmek istemez misiniz? Kendinizi "iyi yapmak", iyileşmek, pozitifleşmek istemez misiniz?

Dikkat ederseniz, genellikle, kendimizle ilgili iyileşme, pozitifleşme düşünceleri, niyetleri, çabaları adeta otomatik bir şekilde dünyevi hayat sahnemizde oynamaya devam eden filmde bir "karşılık bulmaya" çalışır. İyi olacaksak, bu hemen toplumsal hayat filmi içinde bizimle ilgili senaryoda pozitif yönde bir değişiklik olarak tezahür etmeliymiş gibi bir beklentiye gireriz. Biz diye birşey yoktur, "filmdeki biz" vardır. Ben yoktur, filmdeki ben vardır. Filmdeki pozitiflikten, iyileşmeden başka bir pozitiflik, başka bir iyileşme yoktur.

"Filmle" (ilüzyonla) aşırı özdeşleşme denebilecek olan bir tür hastalık bu. İlüzyon derken, özellikle çok dejenere olmuş, şiddetli negatiflikle yozlaşmış, çürümüş bir ilüzyonu kastediyorum. Toplumla, toplumsal hayatla, toplumsal filmle, ilüzyonla tüm bağlarımızı koparmayı tavsiye etmek için söylemiyorum bunları. Sadece o kitlesel filmdeki şiddetli dejenerasyonun, negatifleşmenin üzerimizdeki etkilerini kontrol altına alıp azaltmamız gerektiğini kastediyorum.

Ama zaman zaman, geçici olarak toplumsal filmden, dünyevi hayat filminden içe, kendimize çekilmemiz, dönmemiz gerekiyor. Filmin oyuncusu olmayı da, seyircisi olmayı da bırakıp varlığımızın aslına dönmeliyiz. Varlığın aslı pozitifliktir, iyiliktir, olumluluktur. Daha doğrusu, varlığın aslı varlıktır; bizim olumluluk, pozitiflik, sevgi, iyilik dediğimiz şey bizi sahtelikten varlığın gerçeğine götüren yoldur. İyilik, doğruluk, adalet, sevgi, sevinç, huzur, güven varlığın doğrudan tezahürleri, işaretleri, ışığı, kokusu, aurasıdır.

Olumluluk, huzur, sevinç, güven, iyilik namına ne biliyor, ne hatırlıyor, düşünebiliyor, sezebiliyor, hissedebiliyorsanız onu bilin, hatırlayın, sezin, hissedin, yaşayın, "özdeşleşin", O OLUN.

Durduğunuz yerde kendinize iyilik yapın... Kendinizi iyi yapın. İyi olun, iyi hissedin, iyilikte, iyilik halinde giderek derinleşin. Dünyanın bu en güzel bencilliğini yapın çünkü siz iyi olmazsanız başkalarına iyilik yayamazsınız.

Biz iyiliğin, pozitifliğin bize ille de film yoluyla, filmin/senaryonun içinde bir gelişme olarak gelmesini, olmasını bekliyoruz. Deli gibi, ölümüne ihtiyacımız var iyiliğe, huzura, güvene, pozitifliğe ama ona yalnızca film içinde gerçekleşmesi şartını dayatıyoruz farkında olmadan çünkü film dışında bir gerçeklik tanımıyoruz adeta. Kendimize doğrudan erişmiyoruz, kendimize bile filmden bakıyoruz, kendimize filmde müdahale etmeye çalışıyoruz.


bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/09/2021 :  10:58:52  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:

Olumluluk, huzur, sevinç, güven, iyilik namına ne biliyor, ne hatırlıyor, düşünebiliyor, sezebiliyor, hissedebiliyorsanız onu bilin, hatırlayın, sezin, hissedin, yaşayın, "özdeşleşin", O OLUN.


Bunu söylerken, elbette bu konu çeşitli açıklamalar gerektiriyor.

Benim burada anlatmak istediğim şey, pozitifliğin "varlık" demek olduğudur. Daha doğrusu mutlak varlığa (varlıkta mutlaklaşmaya doğru) giden yoldur. Siz gerçekten pozitif oldukça, pozitifleştikçe "var olduğunuzu" hissetmeye başlarsınız. "Pozitif olmak veya olmamak" seçenekleri "Var olmak veya olmamak" seçenekleri gibidir bir bakıma. Var olmak istiyorsanız pozitif olun, pozitife erişin, olumlulukta derinleşin. Pozitifliği dünya hayatı adlı filmin içindeki gelişmelere bırakmayın, o filmin pek çok koşulu hala çok büyük oranda negatif güçlerce şekillendiriliyor. Filme varlığınızın ta kendisiymiş gibi bağlanmayı, tapmayı bırakın. Kendinizi sadece film üzerinden gördüğünüz sürece filmin koşulları sizin koşullarınız olacaktır. Bağımsız olamazsanız, özgür olamazsınız, özgürlüğünüzü ve kaynaklarınızı filme teslim etmiş olursunuz. Berbat bir filme.




Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/09/2021 :  11:03:32  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kimseye aceleyle hayatında radikal değişiklikler yapmasını tavsiye etmiyorum. Zaten muhtemelen yapmak durumunda olduğunuz gibi, hayatınızı olduğu gibi yaşamaya devam edin. Benim önerdiğim şey doğruysa (öyle olduğuna inanıyorum, kendim bir süredir test ediyorum), kendi aramızda bunu ciddi bir şekilde tartışmamız bile şu an için gayet yeterlidir. Tek başımıza bu tür radikal zihniyet değişimlerine girmektense, üzerinde birlikte tartışarak yol almamız çok daha güvenli, sağlıklı, verimli olacaktır.

Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/09/2021 :  11:27:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Benim bu yönde ilerlemek için temel olarak yapmaya çalıştığım şey şu: Boş ve/veya uygun zamanlarda gözlerimi kapatıp olumlulukta derinleşmeye çalışıyorum. Gözümü açıp devam edeceğim dünya hayatında iyi birşey olup olmamasını zerre kadar umursamıyorum (umursamamaya çalışıyorum). Kıstas şu: Ben birkaç saniye veya dakika öncesine göre kendimi biraz daha iyi hissediyorsam tamamdır; ihtiyaç duyulan tüm gelişme budur. Pozitiflikte azıcık da olsa artış, derinleşme olması. Bilincimdeki bazı negatif programlar, bana gözümü açıp devam edeceğim dünya hayatında hakkında endişelendiğim konularda olumlu gelişmeler olmadıkça kendimi iyi hissetmeye çalışmamın, kendimi pozitifleştirmeye çalışmamın hiçbir anlamı ve faydası olmayacağını söylüyor, beni buna ikna etmeye çalışıyor ve sıkça da ediyor ama zaman zaman bu programın aptallığını, yanlışlığını fark ediyorum ve diyorum ki, benim tüm ihtiyacım olan, dünya hayatımda hangi gelişme ne yönde gidecek olursa olsun, iyilik halinde, pozitiflik halinde derinleşmem, pozitife, iyiye dönmem, bu yönde adım atmam, ilerlemeye devam etmemdir. Pozitiflik, iyilik denen şey benim varlığımdır. Ben pozitifim, ben iyiliğin kendisiyim. İyilik ve ben iki ayrı şey değiliz. Varlık pozitifliktir.

Başkalarına iyilik yapıp yapmamakla ilgilenmiyorum (kendimi iyileştirmeye odaklanmaya çalışırken). Ben iyi olmadıkça başkalarına da iyi olamam. Hangi yaptığımın başkalarına ne gibi bir etkisi olacağını da bilemem. Bununla ilgilenemem, daha doğrusu kafayı buna takamam. Anca herkes kendisi için gerçekten iyi olanı yaparsa, iyiye niyet ederse giderek herkes için ortak iyiliğin gerçekleşeceğini biliyorum. Genel temizlik için herkesin kendi kapısını temiz tutmasının gerekmesi misali, herkesin bütüncül iyilik için yapması gereken öncelikle kendi iyiliğini "gerçekleştirmektir".

Kendimiz için pozitifliğe, iyiliğe, iyileşmeye yönelme konusunda zihnimizde işleyen engelleyici programlara baskın gelmenin başlıca yolu veya yollarından biri, iyiliğin, pozitifliğin bizim gerçek varlığımız olduğunu anlamak, hatırlamaktır. İyilik, pozitivite, benim "evimdir", "yuvamdır", hatta evim veya yuvam değil, biricik varlığımdır; herkesin ve herşeyin biricik varlığıdır. Pozitifliğin, iyilik, olumluluk halinin hayati önemini fark ettikçe, onunla aranızdaki engelleyici zihinsel programları aşma konusunda motivasyonunuz artacaktır. Bunu artık şansa, rüzgara bırakmayı giderek azaltırsınız. O şansın, o rüzgarın ağırlıkla olumsuz yönde işlediği bir hayat filminde!
Go to Top of Page

Tgur


1582 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/09/2021 :  09:56:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bozadi biz senin her yazdığını kelime kaçırmadan okuyoruz,burada da oldukça samimi BH laşmak için düşünsel yapımız ne olsun şeklinde düşüncelerini görmekteyiz ,güzel ve çok faydalı öneriler,

Bu vesile ile daha ilerde yayınlayacağım bir yazıyı haber sıcak olduğu için şimdiden aktarmayı düşündüm,konu "intihar etmek isteyen katil balina hakkında"
--------------------------------------------------

"(L) Sanırım o ilk iki videoyu tekrar tekrar izlemeniz gerekecek. (A___) Kolayca çözeriz. (L) Pekala millet, bitiriyor muyuz? Yoksa, sadece bir mola mı veriyoruz? (Mola) (L) İnsanların solumayı öğrenmeleri gerektiğini vurgulamamız gerek. Soluyuş, fizyolojilerinde birşeyleri değiştirebilir. Ayrıca kendilerini meditatif bir hale veya biyoenerjitik soluma yapabilecekleri bir duruma getirecek şekilde soluma yapmaları gerekiyor. Bu da karmik ve mevcut yaşam programlarından kurtulmalarına ve arınmalarına yardımcı olacak. Temizlenmeye başlar başlamaz, sürekli veri ve bilgi girişine müsait hale gelecekler ve geldikçe de temizlenecekler. Bu meditasyon ve soluyuş bir kaçış değil, iyileşme. Ayrıca gün boyunca, realiteye dikkat etmeniz ve ilüzyona düşmemeniz gerekiyor. Tamam, programın bu bölümünü hallettik. İnsanlar travmalarından ve programlarından arınıp ilüzyonlardan kurtulduklarında, realiteyle daha iyi bir şekilde yüzleşebilecek ve düşünce güçleriyle çakralarını birleştirebilecek. Sanırım bu, üst entellektüel merkez ve üst duygusal merkezle bağlantı kurmak anlamına geliyor. Elbette önce duygusal merkezle bağlantı kuruyorsun ve zeka da onunla birlikte geliyor. Diğer bir deyişle, insanlar bu yolla bir anlamda gelecekteki kendileriyle birleşiyorlar. Doğru izde miyim?
C: Evet. Ama tüm “ruhlu” bireylerin, parçalı bir 6B ruhunun/varlığının üyeleri olduğunu belirtmek istiyoruz. Gelecekteki/yüksek merkezleriyle bağlantı kurmaya başladıklarında, bu aynı zamanda, ruh gruplarının diğer üyeleriyle de doğal bir bağlantı kurulması anlamına geliyor.
------------------------------------------------------------------
Bu anlatımdaki esası anlamak için 6B parçalı ruh ne demek ona bakmak lazım, neden 7Y den bahsedilmiyor,

İşte bu noktada zihni lineer daha doğrusu 3Y düşünüşünden sıyırmak gerek parçalanmış bir özelliğin tekrar birleşip 7Yde iş biter demek ,hep beraberiz demek gibi kırıntıların tek bir bütünleşik manzara getirmekte diye bir şeyi tahayyül edemeyiz, öyle bir şey yok zira 7Y her var olmuş varlık ne haldeyse orada ve diğer var olmuş hallerine bakar durumda aynada kendini seyreder gibi ,yalnız aynadaki aksi olarak gözüken tıpatıp aynı manzara değil ama o, onu hiyerarşik skalada düşünmek ise tamamen saçma bir algı, merdivensi bir hal yok, illa bir dörtlük mü yazmak gerek tamam,

Zihnim bedenim ellerim
Bu dünyada onu gösteririm
Gözlerimle etrafa baktığımda
Yine hep onu seyrederim

Böyle bir oluşu başka nasıl tarif edebiliriz bu kifayetsiz dil özelliğimizle bir ileri bilinçli tahminen gezici bir yolcu hakikat araştırmasında benimle temas kurup bilgilenme yolları ararken bana şöyle demişti ,

Ağabey mesela soğan doğruyorum ,bir anda doğranmış bitmiş haliyle bütün eski halini beraber algılıyorum, delimiyim ben..

Aynen balina iletişimi gibi,bakalım,

"S: (L) Bu gece ilk sorum, tüm hafta boyunca aklımda dolanıp duran bir konuyla ilgili: Balinalar neden şarkı söylüyor?
C: İletişim.
S: (L) İletişim kurmak için şarkı söylüyorlar. Bunu bir anlamda tahmin etmiştim. Bu incelikli ve karmaşık bir iletişim şekli mi?
C: Evet.
S: (L) Bildiğimiz konuşma dili kadar karmaşık mı?
C: Daha karmaşık.
S: (L) Bu dili nasıl anlayabileceğimize dair bize verebileceğiniz herhangi bir anahtar var mı?
C: Tamamen farklı bir şekilde düşünmeniz gerekir.
S: (L) Neden? Görüntü bazlı bir dil mi, yoksa ton bazlı mı? Çıkardıkları seslerin tonları belirli görüntüler, kavramlar veya fikirler mi oluşturuyor?
C: Skotopik aktarım yoluyla psiyonik dalga modülasyonu.
S: (L) Psiyoniki hangi anlamda kullanıyorsunuz?
C: Eşzamanlı bir düşünce dalgası olarak görme, duyma, hissetme, algılama ve yanıt verme.
S: (L) Tamam, peki balinalar ne hakkında konuşuyor?
C: Doğru kavram değil.
S: (L) Doğru kavram nedir?
C: Tümsel düşünce aktarımı.
S: (L) Balinaların ilgisini çeken hangi konular o düşünceleri aktarmaya enerji harcamalarına neden oluyor?
C: Tümsel eşzamanlı kavrayışın olduğunda “konuya” ihtiyaç yoktur.
S: (L) Balinalar insanlar hakkında ne hissediyor?
C: Yine yanlış fikir!! Bunu anlamıyorsunuz!!!
S: (L) Biliyorum! Sadece... insanlar hakkında ne hissediyorlar...
C: Her balina, geçmiş, şimdiki ve gelecek tüm “zamanlardaki” tüm gerçekleri algılayabilir.
S: (L) Demek oldukça müthiş varlıklar. İnsanların onları avlayıp öldürmemesi gerekir!
C: Dersler deneyimleri şekillendiriyor."

Balinaların bu harikulade halini daha iyi anlamak için geçenlerde gösteri için havuza hapis olan bir katil balinanın akvaryumun camına başını vurup intihar etme olarak toplumun genel algısını düşünün ,ben öyle düşünmüyorum ,

"Yeter bu esaret beni doğaya bırakın" feryadını insanlara anlatma yolunu seçmiş ,2Y i sırf kendi zevkleri ve rant için eziyet eden insanların vicdan dediğimiz bölümünü kımıldatmaları için,

Anlatmak istediğim balina iletişiminin bir kül halinde her isteneni bütün algılayıcı duyguları harekete geçiren hali,

"C: Her balina, geçmiş, şimdiki ve gelecek tüm “zamanlardaki” tüm gerçekleri algılayabilir. "

Edited by - Tgur on 14/09/2021 11:56:03
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/09/2021 :  14:18:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Konuya katkın için teşekkür ederim Tgur. Balinalarla ilgili verilen bu bilgiyi hatırlamak ilginç oldu.
Go to Top of Page

fidelista


601 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/09/2021 :  22:40:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ra bilgilerinden konuyla ilgili alıntılar;

"Bu oyunu sadece, kartlarını sevginin eritici etkisinde kaybedenler; hazlarını, sınırlamalarını ve her şeylerini masaya açıp, içlerinden, “Hepinizi, bütün oyuncuları, tüm diğer-benlikleri, elinde ne olursa olsun seviyorum”
diyebilenler kazanır. Oyun şudur: Bilmek, kabul etmek, bağışlamak, dengelemek ve kendini sevgi ile açmak…"

Ra bilgileri.

"SORU: Eğer bir varlık üçüncü yoğunluk derecesinde bulunduğu sırada, kendine değil de başkalarına hizmet etmeyi arzu ediyorsa, bunu yapmanın “en iyi” yolları nelerdir, yoksa her yol iyi ve birbirinden farksız mıdır?

RA: Daha önceki bilgilerde başkalarına hizmet yollarını ayrıntılı olarak açıklamıştık. Yine de kısaca değineceğiz.
Başkalarına hizmetin en iyi yolu, Yaratan’ın sevgisini içinizden geldiği şekilde başkalarıyla paylaşmak için sürekli çaba göstermektir. Bu da öz-bilgisi ve kendini çekinmeden başkalarına açabilme yeteneğini gerektirir.

Sorunuzla öğrenmek istediğiniz şeye gelince; üçüncü yoğunluk derecesinde bulunup da bu arayışta olan her varlığın başkalarına hizmet biçimi kendine özel ve benzersizdir. Bu da, varlığın kendi içinde, başkalarına hizmet yolunun nasıl olacağını bildiren kendi idrak ve görüşünü fark etmesi yoluyla olur. Her varlık için bu farklı bir yoldur. En iyi diye bir şey yoktur. Genelleme yapılamaz. Hiçbir şey bilinemez.*
------


"SORU: Teşekkür ederim. Önemsiz bir nokta ama beni rahatsız ediyordu.
O halde, başkalarına hizmet yolunu izlemek isteyen bir bireyin görüş
açısından bakıldığında, kişilik disiplinleri, kendini tanımak ve iradesini güçlendirmek dışında önemli bir şey var mıdır?

RA: Bu söylediğiniz tekniktir. Bu işin özü, kalbi değildir. Biz tekâmülün özünü inceleyelim.

Önce hepimizin bir olduğumuzu anımsayalım. Bu yüce bir öğretidir. Bu
birlikte sevgi yatar. Bu da yüce bir öğretidir. Bu birlikte ışık yatar. Bu da tezahür etmiş tüm varoluş katlarının temel öğretisidir. Birlik, sevgi, ışık ve sevinç (haz); işte ruhun tekâmülünün özü budur.
İkinci derecede önemli dersler, meditasyon ve hizmet sırasında öğrenilir/öğretilir. Bir noktada, akıl/beden/ruh bileşimi bu merkez” (ana) düşünceler ya da sapmalar tarafından çok düzgün biçimde uyarılır ve dengelenir; o zaman sizin söz ettiğiniz teknikler önemli olurlar. Ama evren, gizemini aynen korumakla beraber, bir’dir. Her zaman Yaratan ile başlayın ve Yaratan ile bitirin, tekniklerle değil…*


"SORU: Bundan önceki celselerden birinde gerçek bir ustanın giderek daha çok kendisi gibi yaşamaya başladığını söylemiştiniz. Bu cümleyi genişletir ve açıklayabilir misiniz?

RA: Her varlık Yaratan’dır. Varlık, kendi benliğinin daha çok bilincine vardıkça, giderek kendine hizmet ya da başkalarına hizmet yolunu seçmesi gereken bir dönüm noktasına ulaşır. Arayış içinde olan varlık, kırmızı, turuncu, sarı ve mavi enerji merkezlerini asgari yeterlilik düzeyinde dengeleyebildiği zaman usta olur. Buna, pozitif yol için yeşili de ekleyebilirse, artık çivit rengi çalışmaya geçmeye hazırdır.
Usta bu noktadan sonra artık fonksiyonla ilgili hazırlayıcı ya da dışsal çalışmayı giderek daha az oranda yapacak; tersine, varlığıyla, varoluşla ilgili içsel çalışmasını giderek artıracaktır. Usta giderek bilinçli bir şekilde arınmış bir varlık haline dönüştükçe, aynı oranda, ta zamanın öncesinden beri var olan gerçek benliğini de tezahür ettirecektir. Yani, Tek Sonsuz Yaratan’ı…"



Edited by - fidelista on 14/09/2021 23:36:16
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


1073 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/09/2021 :  12:07:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Dünyada yaşayan biri için BH yolu melekle yatıp şeytanla kalkmaktır.
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/09/2021 :  09:51:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:

"Bu oyunu sadece, kartlarını sevginin eritici etkisinde kaybedenler; hazlarını, sınırlamalarını ve her şeylerini masaya açıp, içlerinden, “Hepinizi, bütün oyuncuları, tüm diğer-benlikleri, elinde ne olursa olsun seviyorum” diyebilenler kazanır. Oyun şudur: Bilmek, kabul etmek, bağışlamak, dengelemek ve kendini sevgi ile açmak…"




Çok vurucu bir açıklama. Pozitiflikten bahsedip de sevgiden, sevginin aslından, hakikatinden bahsetmemek çok anlamlı olmaz. Tabi herşeyin öncesinde ve herşeyle bağlantılı olarak “Birlik” konusu var.

Eklenti:

Başkalarına hizmetin en iyi yolu, Yaratan’ın sevgisini içinizden geldiği şekilde başkalarıyla paylaşmak için sürekli çaba göstermektir. Bu da öz-bilgisi ve kendini çekinmeden başkalarına açabilme yeteneğini gerektirir.

Sorunuzla öğrenmek istediğiniz şeye gelince; üçüncü yoğunluk derecesinde bulunup da bu arayışta olan her varlığın başkalarına hizmet biçimi kendine özel ve benzersizdir. Bu da, varlığın kendi içinde, başkalarına hizmet yolunun nasıl olacağını bildiren kendi idrak ve görüşünü fark etmesi yoluyla olur. Her varlık için bu farklı bir yoldur. En iyi diye bir şey yoktur. Genelleme yapılamaz. Hiçbir şey bilinemez.


Bu açıklamada ilginç bir durum var. Ra ilk cümleye “Başkalarına hizmetin en iyi yolu…” diye başlıyor ama sonraki cümlelerden birinde “Her varlık için bu farklı bir yoldur. En iyi diye bir şey yoktur.” diyor. Bir tür çelişki hissi uyandırıyor bu iki açıklama ama aslında burada gerçekten çelişkili bir durum olduğunu düşünmüyorum. İlk açıklamada “genel” bir en iyi yol tasviri var. İkincisinde ise o genel ilkenin bireyler bazında (özelde) nasıl tezahür edeceğine dair genelgeçer bir öngörü yürütmeye, öneride bulunmaya çalışmanın anlamsızlığı vurgulanmış. Bu meseleyi karmaşıklaştıran durumların başında 3KH denebilecek bir deneyim modunda olmamız geliyor. Bir sürü kişide BH eğilimi şu veya bu ölçüde var ama düzen feci şekilde KH’ye çekiyor ve bireyler bu durumdan çok etkileniyor kaçınılmaz olarak. Teknik olarak hala KH durumundaki bireylerin KH’yi çok aşırı düzeylerde dayatan bir düzen içinde BH eğilimlerinin nasıl (ne ölçüde, ne saflıkta vs). tezahür edeceği hakikaten çok karmaşık bir durum.

Eklenti:

RA: Bu söylediğiniz tekniktir. Bu işin özü, kalbi değildir. Biz tekâmülün özünü inceleyelim.


Bu açıklamda koyuyla işaretlediğim kısım bana biraz belirsiz geldi. İngilizce orijinalinde şu ifade geçiyor:

Eklenti:

This is technique. This is not the heart. Let us examine the heart of evolution.


Yani, “Bu tekniktir. Kalp (öz) değildir. Evrimin/tekamülün kalbine (özüne) bakalım.” Zaten çok anlaşılmayacak bir cümle değil ama yine de kitapta o cümlenin çevirisi biraz sorunlu veya tuhaf olmuş nedense. Çok önemli bir mevzu değil.


Eklenti:

Önce hepimizin bir olduğumuzu anımsayalım. Bu yüce bir öğretidir. Bu birlikte sevgi yatar. Bu da yüce bir öğretidir. Bu birlikte ışık yatar. Bu da tezahür etmiş tüm varoluş katlarının temel öğretisidir. Birlik, sevgi, ışık ve sevinç (haz); işte ruhun tekâmülünün özü budur.

İkinci derecede önemli dersler, meditasyon ve hizmet sırasında öğrenilir/öğretilir. Bir noktada, akıl/beden/ruh bileşimi bu merkez” (ana) düşünceler ya da sapmalar tarafından çok düzgün biçimde uyarılır ve dengelenir; o zaman sizin söz ettiğiniz teknikler önemli olurlar. Ama evren, gizemini aynen korumakla beraber, bir’dir. Her zaman Yaratan ile başlayın ve Yaratan ile bitirin, tekniklerle değil…


Evet… Ra’nın da K’ların da felsefi olarak en çok vurguladıkları konu olan “Birlik” burada yine en önemli husus olarak karşımıza çıkıyor.

Ra’nın şu formülü çok dikkat çekici:

Eklenti:

Birlik, sevgi, ışık ve sevinç (haz); işte ruhun tekâmülünün özü budur.


Ra bu saydıkları arasında lineer/doğrusal denebilecek bir sıralama (bir tür hiyerarşi) olduğunu ima ediyor gibi. Yani önce “birlik” geliyor, sonra “sevgi”, sonra “ışık”. Buna benzer başka açıklamaları da olduğunu hatırlıyorum Ra’nın. “Sevinç” meselesi sayılan ilk üç unsurun devamı olan dördüncü bir temel unsur mudur, yoksa ilk üçünün farkındalığının (özellikle BH bağlamında) doğal olarak meydana getirdiği bir tepki/tavır olduğunu mu kastediyor anlayamadım. Ama evet, Ra “sevinci” de çok sık vurguluyordu kitapta diye kalmış aklımda. K’ların “neşe iyidir” diye defalarca vurgulaması gibi.

Birlik başta olmak üzere tüm bu temel kavramlar üzerinde düşünmeye, hatırlamaya çalışmanın, tartışmanın çok değerli olduğuna inanıyorum.
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/09/2021 :  09:55:55  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Dünyada yaşayan biri için BH yolu melekle yatıp şeytanla kalkmaktır.
Bu ilginç beyanı biraz açar mısın gtp? :)
Go to Top of Page

fidelista


601 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/09/2021 :  21:19:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Pratikte günlük hayatta BH kutuplaşmamizi artırmak için bana göre , ayırımcılık dışlayıcılik yapmadan,yargılamadan mümkün olduğunca kaçınarak ama olayların perde arkasınin da her an bilincinde olarak,hem kendimize hem de yardım talebinde bulunanlara elden geldiğince şartların elverdiğince ve olayların karmaşıklığini her bir varlığın durumunun Özel şartlarını da göz ardı etmeden yardım etmek bu yönde çaba sarf etmek olduğunu düşünüyorum.

Konu içinde bulunduğumuz zaman içinde fevkalede önemli ve ciddiye alınması gereken bir konu , bir çok varlık belkide kritik bir seviyede dalgalanıyor,yani kritik hasat edilebilirlik sınır çizgisinin yakınlarında dolaşıyor bu konu bu kişiler için önem li.Bu bilgilere çekilenlere Ra titresimsel kıdemli diyor.Mezun olmak için bu varlıkların bir şanslarının olduğunu belirtiyor.
Dünyanın içinde bulunduğu karmaşa düşük titreşim bombardımanı ve sayısız Kertis saldırısı gibi (Gtp nin vurguladığı) etkiler bir uyusukluga neden oluyor ve fırsati belkide kaçırıyoruz.

Son zamanlarda her yerde yada insanların hayatına çok fazla olaylar giriyor zorluklar ortaya çıkıyor bu durumu ben sınavın son dakikalarında alalacele bir şeyler yapma çabası gibi görüyorum,çok fazla katalizör le karşılıyoruz hızlandırılmış bir çaba, fırtına öncesi bir şeyler yapma telaşı gibi.

Edited by - fidelista on 16/09/2021 21:43:50
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/09/2021 :  11:10:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
BH'nin pozitiflik dediğimiz şeyle birebir ilişkisi, doğru orantısı olduğuna göre, BH'leşmek için pozitifleşmek gerektiği doğal sonucu çıkıyor ortaya. BH bir teknik terim olarak bize biraz yabancı gelebilir ama pozitiflik/olumluluk çok daha yakından aşina olduğumuz bir durum, her ne kadar çok sık deneyimleyemesek de. Zaten o yüzden bu konu üzerinde çalışma yapmak iyi olacaktır.

Pozitiflik üzerinde çalışmamız, BH üzerinde çalışmamız demek oluyor. Ve bu çalışma alanının başka herhangi bir çalışma alanına kıyasla çok güçlü, çok doğrudan avantajları var. Şöyle ki, pozitifleşme namına göstereceğiniz tüm az-çok etkili çabalar, sizde (duygu ve düşüncelerinizde ve dolaylı olarak deneyimlerinizde) hemen olumlu etkiler yapacaktır ve bu da hem kendinize, hem başkalarına, hayata, herşeye bakışınızda olumlu değişimler sağlayacaktır. Tabi bu olumlu etkiler çok muhtemel olarak geçici olacaktır. Kalıcı hale gelmesi için pozitiflik bilinci ve iradesi üzerinde çalışmaya devam etmek gerek. Bir kez daha bu çalışmanın, böyle bir çalışmanın hayatınızdaki başka herhangi bir çalışmadan paha biçilmez ölçüde daha değerli olan bir yönü vardır. Kendinizi dönüştürmektesiniz. Pozitifleşmektesiniz. Kendinize, sevdiklerinize, sevebileceklerinize yapabileceğiniz en temel, en önemli iyilik budur. Kendiniz iyi olmanız, pozitif olmanız. Pozitiflik bir anlamda hayatın, varoluşun mutlak, bütünsel gerçeğinin, onunla birliğinin farkında olarak yaşamak demektir.

Şu anda ne kadar pozitifsiniz? İsteseniz ne kadar pozitif olabilirsiniz? Pozitif olmak nedir, nasıl birşeydir? Anlamı, önemi nedir?
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


1073 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/09/2021 :  15:18:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Bu ilginç beyanı biraz açar mısın gtp? :)


Tabii bozadi dilim döndüğünce kısa ve öz olarak açıklamaya çalışacağım.

İnsan fazlasıyla toplumsal bir varlık bunu sosyolojik, psikolojik ve ekonomik olarak ortaya koyabileceğimiz gibi çeşitli dinler, öğretiler, uzak doğu tapınak ritüelleri ve dergahlara kadar inen bir manevi ara yüzde de görebiliyoruz. Kas. celseleri de ağ çalışması adı altında anlattıklarıyla insanın sevdiği, fikir birliği edip bir şeyler paylaşabildiği diğer insanlarla birlikte bulunmasının yaratacağı enerji ve sinerjiyi öve öve bitiremiyor.

Evet bu durumun yarattığı gerçekliğe sonuna kadar inanıyorum ve celselerde geçenleri son derece makul görüyorum. Bu toplumsallığın yanında inanılmaz bireyselleşme yönü olan bir varlık aynı zaman da insan. Şu an günümüzdeki sistem de bunu destekliyor. Bireysel insan öve öve bitirilemiyor ama insan buna bilinçsizce de olsa direnmiştir.

Sanatla sohbetle son derece düşük nüfuzda olsa bile bir araya gelinmiş hayatın toplumsal yönü bir şekilde ağır basmıştır.

Tüm dizi-film gibi yayın organlarından instagram gibi bireyselliğin yüzeysellikle donandığı ortamlarla birlikte bireysellik savaşı devam etmektedir.

Dijital dünya düzeniyle bireyselleşmenin ve insanın sosyal varlık yönünün nasıl evrilebileceği üzerine çok detaya girmek istemiyorum ama belirtmeden geçmeyeceğim.

Şimdi elimizde doneler sosyal bir varlık olan insan ve bireyselleşme yolculuğu var.

Buradan itibaren KH ve BH parametrelerini hesaba katmamamız için bir neden yok.

Ben bilincin ve dürtülerin doğuştan geldiğine inanırım. Neden-sonuca değil sonuçların yarattığı deneyim şekillerinin "neden?" sorusuna verilebilecek bir cevap olarak formüle edildiği bir referans çerçevesinden konuyu ele almak daha doğru sonuçlar elde etmemizi sağlayacaktır.

Şöyle ki gelişim çok yavaştır ama bireysel açıdan bu yavaşlık göreceli olacaktır. Bir insan mevcut reenkarnasyonu bazında düşünürsek zaten KH-BH keskin geçişlerini tek yaşamla zor yapar.

Bu keskin geçiş ve sıçrayışların yapılabileceği anlar bizim dalga diye bildiğim süreçler üzerine yüksek planlarca organize edilebilir. Bunlar yüksek rehberlerin alt sınıflardaki ruhlara yaptığı güzellikler gibidir ama yine de idrak penceresinden geçişler son derece azdır. Bunun sebebine gelmeden önce neden-sonuçlar hakkındaki fikrimi basit bir örnek ile bağlamak isterim.

Mevcut psikoloji kuramları ve psikanaliz teknikleri erken dönem çocukluk ve ergenliğe kadar yaşanan süreçlerin kişinin karakterini belirlediği görüşüne yakındır.

Aslında kişi (varlık, bilinç, ruh, enerji) kendinde mevcut olan negatif yönleri törpüleyebilecek şekilde bir deneyimi yaşar.

Örneğin; ileri seviyede güven problemleri olan biri erken yaşta aile bireylerinden birinin öleceği bir senaryoyu deneyimleyebilir fakat kesinlikle erken yaşta aile bireylerinden birinin ölmesiyle ileri seviye güven problemleri ortaya çıkmaz. Kişi mevcut olan güven problemleri sebebiyle böyle bir kader profili doğrultusunda reenkarne olur ve bu bahsettiğim aile ortamında bir deneyim yaşar.

Burada varlığın belirli özellik ve kutuplaşma etkisinde olduğunu varsaymak en doğrusudur.

RA ve Kas. celselerinde söylenen bir noktaya kesinlikle katılmakla birlikte bu varlıklar tarafından biraz fazla gaz verildiğini düşünüyorum. Bana kalırsa bırakın kutuplaşmayı, bireysel imza bırakacak nitelikte insan sayısı bile inanılmaz düşük. Bireysel imza ise ruhun kendi deneyimlerinden ve öğrendiklerinden yarattığı enerjidir. Kısacası bilincin genişliği, ufkun açıklığıdır.

Yeterince açılmayan ufkun ne KH ne BH ile bir işi olamaz.

Şimdi hal böyleyken kutuplaşma işini nasıl çözebileceğimizi gözlemlerimle anlatmaya çalışacağım eğer sorusu olan olursa çekinmeden sorsun çünkü ayrıntıya girmeyeceğim.

Öncelikle yıllardır forumda kurulan KH tuzaklarından bahsettik bunları göz ardı etmek olmaz, aptallıktır.

Bigsenfoni de bu noktada mükemmel yardımlar yapmıştı ama elektronik ev aletlerinden tutun (CFL ampüller, wireless modem ve şarj üniteleri, akıllı telefonlar vs.), sosyal mecralar, tüm medya ve reklam dünyasına kadar ve toplumsal normlarla harmanlanarak insan anlayışına tecavüz eden inanılmaz bir KH saldırısıyla karşı karşıyayız.

Bu bağlamda gerçekten uzaylıların bizi istila etmesine ve enerji sarfiyatına gerek yok :)

Fakat büyük bir karanlığa ve karamsarlığa da gerek yok.

Son celsede bahsedildiği gibi insanlar her zaman stres unsurunu en aza indirmek ve kolaya kaçmak ister.

Kişilerin %80'i basit alt yapılı şarkılardan hoşlanır ve ilerleyişini tahmin edebileceği dizi-filmleri sever. Beyin gerisini tamamlayamayacağı kompleks yapılardan hoşlanmaz.

Aşırı fiziksel efor ve düşük kalori alımında vücut kendini yağ tutmak için inanılmaz sıkar, suyu bile yağa çevirmek ister.

Çünkü insan hem psikolojik hem fiziksel olarak rahata konmak ister. Bu bir hayatta kalma içgüdüsü olarak kabul edilebilir ama kişinin kendini tanıması ve disiplin konuları önündeki en büyük engeller de bunlardır.

Ben yükseliş için pozitif temaların gerekliliğinin ilk sırada olmadığına inanıyorum. Birinin ruhsal ilerleyişi ya da tekamül ederek üst yoğunluklara reenkarne olmaya karar vermesi aşamasında eğer sevgi ilk sırada yer alıyor olsaydı dünya gibi deneyim alanları olmazdı. Burası bir KH zaferinin temsilidir, orta sınıf 4KH kuvvetlerince teslim alınmış bir dengesizlik yuvasıdır.

Bunca fikirsizlik içerisinde bile BH'ın koruyucu ve kollayıcı yüzü her an hissedilebilir.

Dünyada deneyiminden ve gezegen dünyanın sisteminden büyük resmi görmek için bakılacak her genel perspektif bizi KH rüyasına çeker.

KH rüyası kötü değildir. KH dünyası kişinin hırslarını ve arzularını disiplin etmesi için mükemmel katalizörlerdir.

Burada kötü özellikleri törpülemekten bahsetmiyorum. Kişinin kendini disiplin edememesi, ön yargılarını yıkamaması, kendini sürekli özel hissetme isteğiyle saplandığı hayal dünyası hiç bir kutupta ilerleyememesini sağlar. Toplumsal normlar (çoluk, çocuk, karı-koca) daha gencecik yaşta insanların ununu eleyip eleğini asmalarına neden olmaktadır. Halbuki kişinin kendini disiplin etmeyi öğrenmesinin bir yaşı olamayacağı gibi öğrenmek ve gelişmek de hiç bir yaşla açıklanamaz.


Velhasıl KH ne kadar sert ise BH'ın da o kadar sert olduğunu herkesin anlaması gerekir. Merhamet ve vicdana söz geçirmek için taş kalpli bir KH varlığından çok daha sert olmanız gerekir ve en az onun kadar arif.

Genel perspektiflerin BH için kullanışsız olduğunu hep söyledim, pozitif enerji için kendi hayatınızdan zevk aldığınız ufacık bir şeyden gülüp eğlendiğiniz insanlardan size ilham getiren şeylerden yola çıkmanız gerekir. Bu kişinin kendi yolculuğudur. Ufak bir neşenin gücü KH' kuvvetlerinin nice parasını ve taptığı maddi unsurların yerle yeksan olmasını da sağlar ama bu gerekli vicdani varlığını geliştirmiş ve geliştirme potansiyeliyle yüksek rehberleri tarafından desteklenen kişiler içindir.

Ben kasyopyalılarla ne zaman görüşmek istesem çoğunda beni dinlediklerine dair işaretler aldım. Bunlar kimi zaman fiziksel kimi zaman mental gerçekliklerdi.

Kısacası yoğun imajinasyon tekniği çalışın ve çokça dua edin tavsiyesinde bulunabilirim.

Şimdi bu işin karamsarlığını bıraktık bir kenara ama hayat çok zor ve acımasız. Bunu kimse inkar edemez diye düşünüyorum.

Bunca düşük frekansa rağmen hele Türkiye gibi bazı basiretsizliklerin doğuştan geldiği bir ülkede nasıl dengeleyebiliriz?

Açıkçası bazı durumlar hem şans hem dezavantaj olarak yansıyabilir.

Burası dış müdahalelere karşı direnç kazanmak ve vicdani unsurları geliştirmek için daha uygun bir yer.

Ne yazık ki yaşam gücünüzü koruyacak şeyleri devam ettiremezseniz düşük frekans hayatınızı ele geçirir. Bu zaten sistemin getirisidir. Siz yani biz buna karşı koymaya çalışan askerleriz. Kendinizi bir savaşçı olarak motive etmelisiniz. Ben böyle yapıyorum.

Bunun dışında sisteme entegre olurken vicdani bilincini kaybetmeyen, öğrenirken ezmeyen, insanları rencide etmeyen, ideal yaşam alanını yaratabilen emektarlar BH yolunda ilerleyeceklerdir.

BH yolunda ilerlemek için çalışma yapılmaz. Enerji çalışmaları yüksek rehberlerle pazarlık aracı olarak kullanılabilir. Siz kendi enerjinizi yönlendirmeyi öğrenirseniz ilerleyiş bilinçli olarak devam eder.

Aynı yöntemle KH yolunda da ilerlemek mümkündür. Bu yüzden enerji çalışmaları sizin kutuplarınızı zaten ortaya koyar.

Çok net olarak inandığımı söylüyorum; bakın içinde bulunduğunuz durumun eksikliklerini ve bunun nedenlerini çözmek ve size dayatılanları hesaplayabilmek düzenli bir disiplinken, kendinizi korumak için yapacağınız her türlü enerji çalışması ve bunun içine çeşitli ritüeller ve kristaller de girebilir bu da madalyonun diğer yüzüdür.

Ama biz bu forumda asla ritüellere ve çeşitli nesnelere yönlendiren bilince hizmet etmemeye çalıştık.

Kendinizi iyi hissettiğiniz frekansları bulabilmenizi canı gönülden dilerim.

Burada mükemmel bir psişik yetenekten bahsettiğim izlenimine asla kapılmayın. Kişinin zihnini yüksek bir frekansa ayarlaması nefes çalışmalarıyla 5-6 dk içinde mümkündür. Burada ciddiye alınıp alınmama ihtimalinizi bilgilerinizle oluşan zihinsel netliğiniz belirler.

Gelişim odaklı olurken gösterdiğimiz tepkiler, KH-BH yolunda belirleyicidir.

Yukarıda bahsettiğim küçük grupların içerisinde mutlu bir yaşam sürmenin bile ne kadar zor olduğunun farkındayım.

Üstelik en büyük zararın ve darbenin size dostlardan ve aile üyelerinden de geleceğini söylemem son derece doğru fakat acı olacaktır.

Şimdi toplumsallık ve bireysellik üzerine tekrar düşünelim mi?

Nasıl sevgi dolu ve pozitif kalabiliriz ya da böyle bir şey gerçekten mümkün mü?

Ve ya gerek var mı?







Edited by - gerçek tosun paşa on 23/09/2021 15:29:14
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/10/2021 :  21:01:57  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili gerçek tosun paşa, açıklamaların için teşekkür ederim.

"Bireysellik" ve "toplumsallık" kavramları arasında oluşan bir gerilim algıladım ve sanırım bu gerçekten de çok temel, çok önemli bir husus.

Klişe olacak ama ikisi arasında bir denge ihtiyacı olduğu açık. Bu dengenin sağlanması kişiden kişiye, zamandan zamana, durumdan duruma değişir illa ki. İkisi arasında sürekli mükemmele yakın bir denge kurulması mümkün olmayabilir, zaman zaman bu kutupsallığın zıt uçları arasında çeşitli gidiş-gelişler olacaktır.

Evet, insan kesinlikle toplumsal bir varlık. Toplum dışında çok fazla bir anlam-önemimiz, hatta "varlığımız" yok gibi birşey. Bu dünyada da, "öbür" dünyada da bu böyle ama yine de bireysellik-toplumsallık arasındaki o denge ihtiyacı var. BH kutuplaşması arayışında bir yandan toplumsal etkileşimlerden yararlanma isteği/ihtiyacı olacak, bir yandan da toplumsallıkla alakasız bir şekilde, tamamen şahsi (ama bir şekilde aynı zamanda evrensel) öz arayışlarından, sorgulamalarından ve deneyimlerinden yararlanma isteği ve ihtiyacı olacaktır. K'ların "work on self" (kendi üzerinde çalışmak) dediği ihtiyaç bununla ilgili. Meditasyon tavsiyeleri yine bununla yakından bağlantılı.

Benim "çalışma yapma" önerilerim temelde bireysel, yani bireyin kendisiyle kendisi arasında, ama aslında bu aynı zamanda bireyin varoluşsal varlık özüyle (7y'yle) ve dolayısıyla tüm varoluşla arasında olan biten birşey. Aslında bu bakımdan, bireysellik ile toplumsallık arasında mutlak bir ayrım olmadığı da geliyor akla. Bu ikisi birbirinden asla tamamen veya mutlak şekilde ayrı olamıyor; ikisi bir bütünün parçaları.

Bu ve diğer başlıklarda bu konularla ilgili önerilerimde ne ölçüde dengeli davrandığımın pek bilincinde olmadığımı, bunu çok umursamadığımı fark ediyorum. Çok muhtemel olarak pek çok dengesizliğim vardır. Bu başlıkta paylaşmak (aslında "tekrarlamak") üzere not aldığım fikirlerden biri de, paylaştığım tüm görüş ve önerilerin temel olarak kendi bireyselliğimle ilgili olduğu, bunun yanlılıklarını, sapmalarını içerdiği, herkesin deneyiminin çok kendine özgü bir zamanlaması, şartları olduğu, dolayısıyla da önerilerimin pek çok zaman pek çok kişi için bir mana ifade etmeyebileceği ve bunun son derece doğal ve makul oluşu. Lütfen beni, önerilerimi çok ciddiye almayın! Herkesin "takvimi", içsel-dışsal faktörler arasında ve başka pek çok kutupsallık arasında gidiş geliş şartları ve zamanlaması çok kendine özgüdür. Kaldı ki benim önerilerim sadece zamanlama açısından değil, önerdiklerimin veya bunları dayandırdığım varsayımlarımın olası ciddi eksiklikleri ve yanlışlıkları nedeniyle de faydalıdan çok zararlı etkiler yapabilir. Zaman zaman itiraf ettiğim gibi, ben aslında önerdiklerimi sizden ziyade kendime öneriyorum, sizden ziyade kendimi birşeylere ikna etmeye çalışıyorum (irade zayıflığı). İçsel sürecimi, sorgulamalarımı, bocalamalarımı ifade etmiş oluyorum. Kendi zihnimde olan biteni daha iyi görebilmek için zihnimi buraya döküyorum. Ve bir yandan da kendimi, düşüncelerimi tartışmaya açmış oluyorum. Zaman zaman geridönüşler (veya "dönüşsüzlükler") olduğu zaman bunlar hoşuma gitse de gitmese de kendimi değerlendirmeme yardımcı oluyor. Bunun için, dönüşler için de, dönüşsüzlükler için de teşekkür ediyorum! Hepsi değerli. Ben her birimizin "en yüce" olduğumuza samimiyetle inanıyorum (zaman zaman bu bilinçten, inançtan uzaklaşsam da) ve dolayısıyla nihai manada endişe edilecek bir durum söz konusu olmadığını biliyorum. En büyük, en derin, en mutlak gerçek o kadar iyi, güzel, adil ki (ve benimle ve herkesle o kadar "bir" ki), her türlü sorun ancak bir "ayrıntı" (yüzeysel) kalıyor nihayetinde.

Go to Top of Page

Gaia


215 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/11/2021 :  16:12:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Geçen bununla ilgili bir med yapmıştım. Cevap çok netti. 'Şimdi ve burada' olarak yani an'ı mecvut realite haline getirerek BHleşmenin mümkün olabileceğini anladım. Ama şöyle bir durum var. İlk ve tek yaradan diye gördüğümüz baş yaratıcı, evrensel güç sembolü ancak ikilik dediğimiz şey ortadan kalktıktan sonra kendini gösteriyor. Mesela ben-sen, ben-yaratıcı, ben-beriki gibi ayrımlarla diğerlerini kendimizden bağımsız görmek pek yardımcı olmuyor. Diğerlerini kendi içinde görmeyi becerebilmek lazım. Her şeyi kapsayan ilk yaradan yarattığı varlık ile birleşmesi için yaradılanın ilk yaratıcının gözünden görmesi gerekiyor. Bu da ancak şimdi ve burada ile mümkün.

Varoluş celseler diliyle 7. yoğunluktan projekte edilen bir ışık oyunu ise ben yani ışıktan doğmuş, yaratılmış ve kendini ayrı gören varlık bunu kalp kanalı ile an'da projekte ediyorum. Kendi gerçekliğimi şuan da olduruyorum, yaratıyorum vs. An öyle umursanmayacak bir konu değil kanımca. Diğer bir dille de olmak. İslam litaratüründe de ol sözüyle yaratan Allahda bence an'dan bahsediyor. Olmak, eylemde olmak işin özü. Sadece an'da eylemde olabiliyorsun. Eyleme dönüşebiliyorsun. Eyleme dönüşmeden de ikilikten kurtulmak çok zor.

Dualite evreni içindeyiz. Madalyonun iki yüzü var. Birinin iyi yönleri olduğu gibi kötü yönleri de vardır. Güzel varsa çirkinde vardır. Birbirlerini dengeler. Denge dediğimiz şey SIFIR bilincidir. + ve - yi toplarsan geride sıfır kalır. Bu sıfır bana kalırsa an'da mümkün oluyor. Bhleşmek yani + laşmak için -leşmeyi de göze almak lazım. İkisini birleştirince senin sürekli dediğin bir'leşme oluyor.

Yanlış hatırlamıyorsam bh kutbuna geçebilmek için yüzde elli bir + kutbu geliştirmen gerekiyor. Neye karşı yüzde 51 geliştiriyoruz? Burada içimizde nefs dediğimiz bir mekanizma var. Bu nefsin içinde dünyada edindiğimiz kimlikler, geçmişin travmatik yükleri, algısal yanılgılarımız vs. var. Nefs gözüyle dünya bağımlılıklar üzerine gelişiyor. Bu da bireyi -leştiriyor. + gözüyle dünya ise bağımlılıklardan özgürleştiriyor. Hafifleştiriyor.

Bu konuda + kutbu geliştirmek için bence grup çalışmasından önce bireysel cesaret daha önemli. Kaybedecek şeyleri olan, kibir-itibar-gurur-takdir görme-okşanma-onaylanma- gibi şeyleri çok ciddiye alan biri ne yaparsa yapsın döngüde kalır. Gerçek cesaret bence elinin tersiyle her şeyi itebilmektir. Dünyaya ekonomik sorunlar gözüyle bakıp 'ama geçinemiyoz' mantığı ile algılarsan iplerin hala sistemdedir. Bence lauranın kaçırdığı en ciddi şeylerden biride bu. Fazla dünyalık düşünüyor. Neyse.

Yazdıklarını samimi hissettiğim için birşeyler yazmak istedim bozadi. İyi günler.
Go to Top of Page

Gaia


215 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/11/2021 :  16:46:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
KONUYU SANAT DİLİYLE ÖZETLERSEK;

İkilik kinini içimden atıp
İkilik kinini içimden atıp
Özde ben bir insan olmaya geldim
Taht kuralı ariflerin gönlüne
Sözde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Sözde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Meğerse aşk imiş canın mayası
Ona mihrabımış kaşın arası
Hakkın işlediği kudret boyası
Yüzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Hakkın işlediği kudret boyası
Hakkın işlediği kudret boyası
Yüzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Bütün mürşidlerin tarif ettiği
Bütün mürşidlerin tarif ettiği
Sadıkların menziline yettiği
Enbiyanın evliyanın gittiği
İzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
İzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Ben de bir zamanlar baktım bakıldım
Nice yıllar bir kemende takıldım
O aşkı mecazla yandım yakıldım
Közde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
O aşkı mecazla yandım yakıldım
O aşkı mecazla yandım yakıldım
Közde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Süregeldim aşk meyini içerek
Süregeldim aşk meyini içerek
Her bir akı karasından seçerek
Varlık dağlarını delip geçerek
Düzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Düzde ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Gör ki nimri dede şimdi neyleyip
Gerçek aşkı her gönüle söyleyip
Her türlü sefaya veda eyleyip
Sazda ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim
Her türlü sefaya veda eyleyip
Her türlü sefaya veda eyleyip
Sazda ben bir insan olmaya geldim
Serimi meydana koymaya geldim

Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/11/2021 :  15:56:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Gaia

Geçen bununla ilgili bir med yapmıştım. Cevap çok netti. 'Şimdi ve burada' olarak yani an'ı mecvut realite haline getirerek BHleşmenin mümkün olabileceğini anladım. Ama şöyle bir durum var. İlk ve tek yaradan diye gördüğümüz baş yaratıcı, evrensel güç sembolü ancak ikilik dediğimiz şey ortadan kalktıktan sonra kendini gösteriyor. Mesela ben-sen, ben-yaratıcı, ben-beriki gibi ayrımlarla diğerlerini kendimizden bağımsız görmek pek yardımcı olmuyor. Diğerlerini kendi içinde görmeyi becerebilmek lazım. Her şeyi kapsayan ilk yaradan yarattığı varlık ile birleşmesi için yaradılanın ilk yaratıcının gözünden görmesi gerekiyor. Bu da ancak şimdi ve burada ile mümkün.

Varoluş celseler diliyle 7. yoğunluktan projekte edilen bir ışık oyunu ise ben yani ışıktan doğmuş, yaratılmış ve kendini ayrı gören varlık bunu kalp kanalı ile an'da projekte ediyorum. Kendi gerçekliğimi şuan da olduruyorum, yaratıyorum vs. An öyle umursanmayacak bir konu değil kanımca. Diğer bir dille de olmak. İslam litaratüründe de ol sözüyle yaratan Allahda bence an'dan bahsediyor. Olmak, eylemde olmak işin özü. Sadece an'da eylemde olabiliyorsun. Eyleme dönüşebiliyorsun. Eyleme dönüşmeden de ikilikten kurtulmak çok zor.

Dualite evreni içindeyiz. Madalyonun iki yüzü var. Birinin iyi yönleri olduğu gibi kötü yönleri de vardır. Güzel varsa çirkinde vardır. Birbirlerini dengeler. Denge dediğimiz şey SIFIR bilincidir. + ve - yi toplarsan geride sıfır kalır. Bu sıfır bana kalırsa an'da mümkün oluyor. Bhleşmek yani + laşmak için -leşmeyi de göze almak lazım. İkisini birleştirince senin sürekli dediğin bir'leşme oluyor.

Yanlış hatırlamıyorsam bh kutbuna geçebilmek için yüzde elli bir + kutbu geliştirmen gerekiyor. Neye karşı yüzde 51 geliştiriyoruz? Burada içimizde nefs dediğimiz bir mekanizma var. Bu nefsin içinde dünyada edindiğimiz kimlikler, geçmişin travmatik yükleri, algısal yanılgılarımız vs. var. Nefs gözüyle dünya bağımlılıklar üzerine gelişiyor. Bu da bireyi -leştiriyor. + gözüyle dünya ise bağımlılıklardan özgürleştiriyor. Hafifleştiriyor.

Bu konuda + kutbu geliştirmek için bence grup çalışmasından önce bireysel cesaret daha önemli. Kaybedecek şeyleri olan, kibir-itibar-gurur-takdir görme-okşanma-onaylanma- gibi şeyleri çok ciddiye alan biri ne yaparsa yapsın döngüde kalır. Gerçek cesaret bence elinin tersiyle her şeyi itebilmektir. Dünyaya ekonomik sorunlar gözüyle bakıp 'ama geçinemiyoz' mantığı ile algılarsan iplerin hala sistemdedir. Bence lauranın kaçırdığı en ciddi şeylerden biride bu. Fazla dünyalık düşünüyor. Neyse.

Yazdıklarını samimi hissettiğim için birşeyler yazmak istedim bozadi. İyi günler.

BH’leşme / olma konusuyla ilgili güzel değerlendirmelerde bulunmuşsun Gaia.

Denge konusunda söylediklerin, üzerinde en çok odaklanmaya çalıştığım bazı hususları çağrıştırıyor bana. Maharaj okurken de bu hususlarda hem düşünüşümü derinleştiren ilhamlar alıyorum hem de kafa karışıklıkları yaşamaya devam ediyorum. Senin söylediğine paralel olarak K’lar şöyle diyor:

Eklenti:

5’ten 7’ye kadarki yoğunluk seviyelerinde düalite/ikilik yoktur. “Tanrı Gücü” 7’nci yoğunluktan “aşağı doğru” yayılır ve tüm yoğunluklara işler. Düaliteyle ilgili hiçbir sınıflama tanımaz, çünkü mükemmel bir şekilde harmanlanmıştır ve bu nedenle sürekli dengededir.




Şöyle bir açıklama da var:

Eklenti:

C: Mutlak yokluk, mutlak varlığı dengeliyor. Mutlak varlığın ne olduğunu tahmin edin.

S: (L) Bir tür dengeleyici güç mü?
C: “Tanrı.”

S: (T) Pleiades Öğretileri’nde bahsedildiği şekliyle Baş Yaratıcı’dan mı bahsediyoruz?
C: Evet, Baş Yaratıcı.

S: (T) Baş Yaratıcı ile “Tanrı” arasındaki fark nedir?
C: Yok. Varolduğunuz sürece Baş Yaratıcı’nın bir parçasısınız.




“Mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor” hususu çok dikkatimi çekiyor. Yani varoluşun en saf özünde bile bir tür “düalite” var. Veya “en saf özde” değil de, “en saf öze dair” demek daha doğru olur belki. O da bir kutup ve onu dengeleyen birşey var. Mutlak varlık, mutlak yokluk tarafından dengeleniyor. Ama mutlak varlığı dengeleyen şey için “VAR” demek bile biraz tuhaf oluyor çünkü o dengeleyici faktör “YOK”luk!!! :))

Düalite meselesinde kafama takılan hususlardan biri, sevinç, huzur, güven gibi “pozitif” şeylerin ancak zıtlarıyla birlikte varolabilmesi. İçime sinmeyen şey, artılar ile eksiler birbirini götürdüğünde geriye birşey kalmıyormuş gibi bir sonuç veya ima doğması. İyilik, doğruluk, güzellik, huzur, güven sadece bir “kutuptan” ibaret olamazmış gibi bir algım var.

İşte, K’ların “mutlak yokluk mutlak varlığı dengeliyor” ifadesi, bu algımı doğrulayan bir anlam taşıyormuş gibi bir yorumum var.

Evet, 7y bile bir “kutup” teşkil ediyor: VARLIK. Ve bu kutbun zıddı da YOKLUK. Bu çok tuhaf, adeta “paradoks” izlenimi veren bir kutbiyet. Yokluk. “Olmayan” şey nasıl kutup teşkil edebilir?! Tabi burada “yokluk” kavramının çeşitli olası anlamları, işlevleri üzerinde tartışılabilir ama yine de bu kavramla ilgili basit, klasik, ilk algının tamamen yanlış olmadığı, bizi aşırı yanıltıcı bir sonuca sevk etmeyeceğini düşünüyorum, tamamen emin olamasam da.

7Y’nin zıddı/dengeleyicisi (karşı kutbu) var mı, yok mu? “Var” desen de doğru, “yok” desen de doğru; ikisi de doğru! Bu meselenin benim en çok dikkatimi çeken yönlerinden biri şu: Yokluk varlığı tehdit edemez.

Bizim “pozitif” dediğimiz şeyler “VARlıkla” yakından, doğrudan alakalı. “Pozitifin tersi negatif” dediğimiz kutbiyet meselesiyle de bir bağlantısı var bunun. BH “mutlak varlık” yolunda ilerleyiş, KH ise (KH kutbiyeti artırıldığı sürece) “mutlak yokluk” yolunda ilerleyiş.

BH doğrultusunda kararlı, güçlü bir şekilde ilerlendiğinde, bir tür “tehdit edilemezlik” durumu içine girildiğini düşünüyorum.


Go to Top of Page

Gaia


215 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/11/2021 :  21:02:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
- ler + ları dengelediğinde geride kalan ikiliksiz halde ben ve yaradan olmuyor. İki kavram birbirini tamamlıyor. Hem ben oluyorsun hem yaradan. Her şey bir, tek demek zihinsel hazırlık açısından iyi bir şey. Bunu realiteye dökmek için ego dediğimiz nefsi yanların üzerine çıkmak gerekiyor. Senden bağımsız olan diğer insanlar, senden bağımsız gibi görünse bile değil. Arkadaşın, sevgilin, sokaktaki köpek, dışarıdaki rastgele bir kişi senden bağımsız görünse bile değil. Bunu kendine inandırman lazım. Başkasını, dünyayı kendinden ayırdığında kutbiyet başlıyor. Kutbiyet oldukçada ikilik olacaktır. Tek ve bir için ikili görmeyi bırakmayı ciddi bir şekilde düşünmek lazım. Bu tıpkı bir PK çalışması yapmak gibi.



Şu sahnede kaşığın olmadığını Neo ya anlatmaya çalışıyor çocuk. Neo kaşığı görüyor ve gördüğü gerçeğinin tersine zihnini bir türlü ikna edemiyor, ama çocuk kaşığın olmadığını biliyor. Olayı anlamış. Oturtmuş. Yaradan kainatı onun aracılığı ile projekte ediyor. Benliği eritmiş ve görüyor aslında kaşığında onun bir parçası olduğunu. Büktüğün kaşık değil sensin diyor. Tekliği algılamak için, ikiliğin ötesine bakabilmek için bence oldukça öğretici bir sahne.

Bu arada kendine hizmet etmek demek, karanlık yolda ilermek demek salt kendini beğenmişlik halini yaşamak demek. Başkasına cürüm kadar değer vermemek, istese de verememek demek. Empati yok. Sempati yok. Baktığı her şey tiskinç, sadece kendisi en mükemmel olan demek. Bu kavramlar şeytanın, nefsin, egonun tanımı. Onu eriteceksin ki doğan açığa çıkacak. Yani bir nevi hayvani yanımızı ıslah ediyoruz ki insan yanımız açığa çıksın, büyüyecek yer açılsın. Ego öyle yer kaplıyor ki diğeri büyüyemiyor. Bastırıyor.

Biz üç kh de yaşıyan dualiteyle sınanan nefsani varlıklar aslında öyle kendimizi beğenmiş haldeyiz ki karşımızdaki insanları kendimizden ayrı birer kişi olark algılamayı otomatik bir hale getirmişiz. Dünyayı kendimizden ayırmışız. Hani cennetten düşüş diye bir tabir var. Bu işte. Diğerlerini, dünyayı kendimizden ayırarak ikilik evreni yarattık ve bu cehennemde kendimizi arıyoruz.

Benim en sevdiğim betimlemelerden biri şu, konuyu kendi adıma bitirmek adına. Güneş ışığı vurduğunda hala yere vuracak gölgen varsa demek ki daha olmamışsın. Gölge ortadan kalktığında, vuracak gölgen kalmadığında artık olmuşsundur.

Işıkta erimek dileğiyle.
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/11/2021 :  20:03:10  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bazı önerilerimde, BH'leşmek (veya daha doğrusu pozitifleşmek) için kendi şahsi benliğinizin evrensel, varoluşsal kökenine (ki o BH'dir) odaklanmanın önemini vurguladım. Aslında bunu, dış dünyada pozitiflikten ciddi oranda mahrum olduğumuz koşullarda veya zamanlarda yapmayı öneriyorum daha çok. Ve bu yolla belirgin bir pozitifleşme, ilham ve moral bulma (ve dolayısıyla BH kutbiyeti artışı) durumuna eriştiğimizde, dış dünyadan bu geçici yalıtıma ara vermek de hem doğal hem de kaçınılmaz hale gelecektir diye düşünüyorum. BH dediğimiz şey adı üzerinde "başkalarına hizmet" eğilimini içerir. Birlikte olmayı, paylaşmayı, dayanışmayı. Ve bazen, sevdiklerimizin ve sevebileceklerimizin iyiliğini var gücümüzle istemekten geçtiğini görüyorum BH eğilimini artırmanın en etkili yolunun.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


1073 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/11/2021 :  15:27:52  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bozadi "Düalite meselesinde kafama takılan hususlardan biri, sevinç, huzur, güven gibi “pozitif” şeylerin ancak zıtlarıyla birlikte varolabilmesi. İçime sinmeyen şey, artılar ile eksiler birbirini götürdüğünde geriye birşey kalmıyormuş gibi bir sonuç veya ima doğması. İyilik, doğruluk, güzellik, huzur, güven sadece bir “kutuptan” ibaret olamazmış gibi bir algım var." ifaden bence felsefenin en üst konularından biri olabilir. Bu cümleyi çok sevdim. Bence mantık sağlaması çok kuvvetli bir yaklaşım. Muhtemelen bu durum KH-BH durumunun yani bu ayrımın olmasının da temel sebeplerinden biridir.

Gaia nın Kh yaklaşımı da varlığa çok güzel ışık tutuyor. Kendini beğenme olayının bireysel etkisi kaçınılmaz derecede güzel bir tespitle açıklamışsın ama bunun "düşüş" sebebi olup olmamasıyla bir 3Y ilüzyonu olması arasında bir oy kullanmam gerekseydi sanırım sadece 1 tık farkla ilüzyona oy verirdim.

Ufku açan yaklaşımlarınız için teşekkür ederim.
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/11/2021 :  13:35:10  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Teşekkürler GTP.

Gaia'nın "ışıkta erimek" dediği şeye nispeten benzettiğim bir algımdan bahsetmek istiyorum. Bu aynı zamanda bir öneri ve her zaman olduğu gibi eleştirilere, güncellenmeye, düzeltilmeye, değişikliğe gayet açık.

"Ben iyiliğim." düşüncesinden ilham alıyorum bazen. Yani "ben neyim?" sorusuna verilmiş bir yanıt, bir kimlik beyanı gibi. Her zaman değil ama bazen kendimi bununla tamamen özdeşleştirebiliyorum, benimseyebiliyorum ve bu olduğunda çok derinden ferahladığımı görüyorum.

Varlığın bundan başka bir işi yokmuş, olamazmış gibi geliyor. Bir görev ve onur. "Işık işçisi" denen şeyi çağrıştırıyor biraz da.

Hayatını, varlığını kesin, mutlak, tam bir şekilde iyiliğe adamak düşüncesini çağrıştırıyor bu bana. Burada iyilik "dünyayla" sınırlı bir kavram değil kesinlikle. Varoluşsal; tüm varlığı kapsıyor. Bende dünyevi olarak çağrıştırdığı başlıca şey ise şu: Hayatımın tüm farklı cephelerinde olan biten herşeyin, sorunların giderek iyiye doğru gitmesi için niyet etmem, yapmam gereken şey bu yalnızca: İyilik. İyilik varlığın kendisiyle ilgilenme şekli, denebilir belki. İyilik bu bakımdan yalnızca "iş" olarak da tanımlanabilir. Varlığın işi iyiliktir. Yani yapılması gerekeni yapmaktır. Özü itibariyle "belirli" bir iyilikten bahsetmiyorum. Dünyaya özel değil. Varlığın neresinde olursan ol, fark etmez. İyilik, yapılması gerekeni yapmaktır. İştir. Çalışmaktır. Görev ve onurdur ve yaşamın ta kendisidir aynı zamanda. Bu bilince sahip olmanın BH kavramıyla yakından ilgisi var sanırım. Bu bir yönden bana yapılması en kolay, en güzel şey gibi geliyor ama sonra 3KH'nin dehlizlerinde kaybolmuş bulunca kendimi, o kolay, gerekli ve apaçık görünen şeyin aynı zamanda ne kadar imkansız derecede zor göründüğüne şaşırıyor, üzülüyorum. Ama başka yol yok gibi.

Varlığını tamamen iyiliğe adamak. Üzerinde epeyce konuşulması, tartışılması, eleştirilmesi, netleştirilmesi, geliştirilmesi gereken bir fikir ve öneri.
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/11/2021 :  13:48:39  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu fikre, bu kavrama yaklaşmaya çalışırken, bir anda kendimizin ve başkalarının sorunlarını pat diye "çözmemiz" gerekecekmiş gibi düşünmek kastırıcı olur, amaca ters düşebilir. Sadece olası bir "niyet tarzı" olarak test edilmeye çalışılması daha elverişli olabilir.

Elimizdeki bilgi kaynaklarında da vurgulandığı gibi herşey düşünceden, bilinçten ibarettir ve dolayısıyla bizim de sahip olduğumuz en güçlü ve aslında tek araç düşüncelerimiz, bilincimizdir. 3KH koşullarındaki fiziksel ve maddi imkanlarımız ve imkansızlıklarımız bizi yanıltıcı etki yapabilir, ki bu bozuk/berbat düzenden nemalananların amacı da bu zaten. Özellikle fiziksel ve/veya ekonomik imkanları aşırı derecede sınırlayarak veya yozlaştırarak, bireylerin "birşey yapma" (sorunları, olumsuzlukları çözme, adalete hizmet etme) konusunda ne kadar aciz olduklarına onları ikna etmek.

Evet, elbette bu koşullarda fiziksel, bedensel ve maddi imkanlarımız üzerindeki şiddetli sınırlamalar ve yozlaştırmalar, düşüncelerimizi ve bilincimizi de ciddi şekilde etkiliyor ama işte, sürdürülmek istenen kabustan uyanmak imkansız değil. İyiliğe yönelmek aslında kabusun ötesine, hakikate yönelmekle, uyanmakla yakından bağlantılı. Önce sadece bir niyetle başlayabilir. Çok yavaş.

"Şifa" da denebilir, iyilik derken ifade etmeye çalıştığım şeye. Düzeltme, sorunları çözme, yapılması gerekeni yapma; sonsuz denebilecek bir sabır ve imanla. Sonsuzlukla, zamansızlıkla, "herşeyle" yakından bağlantılı; çok yakından.

Hayatımda şifadan, iyilikten başka bir amacım, işim yok.

Ben iyiliğim.

Varlığım bu, işim bu.
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/11/2021 :  21:55:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hayatımızı şifaya adamanın, kendimize hizmet ile başkalarına hizmet arasında bir köprü kurduğunu veya belki diğer bir deyişle, kendine hizmetten başkalarına hizmete yönelişi desteklediğini algılıyorum.

Hayatını şifaya adamaktan neyi kastettiğimi açıklamaya çalışayım. Bu tabi ki öncelikle kendi hayatımızı şifalandırma ihtiyacına ve isteğine dayalı birşey. Ama şifaya odaklanıldıkça, şifa ağacının dalları (tabir caizse) hızla başkalarına da uzanmaya başlıyor. Çünkü "gerçek şifa" istendiği zaman, bunun sadece "ben"le veya "biz"le sınırlı, yalıtık birşey olamayacağı anlaşılıyor.

Maharaj'ın da bazı açıklamalarında değindiği gibi, hayatımızı aktığı, geldiği, gerektirdiği şekilde yaşamak ama boş veya müsait zamanlarda bazı derin, ruhsal farkındalıklara odaklanmaya çalışmak ve mümkünse bu çabayı giderek derinleştirmek gerekiyor. İşte benim şu anda önermekte olduğum "şifaya adanma" konusu da o derin ruhsal farkındalıklardan biri, diye düşünüyorum.

Elimizdeki belli başlı tüm kaynaklarda "niyet"in önemine değinilmiştir muhtemelen. Hayatımızda veya daha doğrusu bilincimizde iyileşmeye, şifaya ihtiyaç duyan epeyce şey var; sanırım bu hepimizin kabul edebileceği bir durum. Ve bunun olabilmesi, etkili bir şekilde olabilmesi için bu ihtiyacın farkına varılması ve bu şifalanmaya samimiyetle niyet edilmesi gerekiyor. Üçüncü yoğunluk ilüzyonunda, dış dünyada, bu hayat sahnesindeki oyunda ne olursa olsun, bizim öncelikle ve mümkün mertebe akıl-ruh sağlığımızı korumaya, iyileştirmeye çalışmamız gerekir. Zaten fazlasıyla zorlu olan ve giderek de zorlaşacak gibi görünen koşullara bir de akıl/ruh sağlığımız ciddi şekilde arızalı halde yakalanırsak, bu durum epeyce olumsuz, yıkıcı etkilere sebep olabilir. Akıl-ruh sağlığımızın mükemmel olmasını beklemek sanırım pek gerçekçi değil, biz sadece onu mümkün olan derecede şifalandırmaya niyet ve gayret edebiliriz.

Bu niyet ve gayreti yürütmedeki en temel, en büyük ve hatta aslında tek aracımız ise düşüncelerimiz, bilincimiz (= varlığımız, ruhumuz).

Aslında muhtemelen herşeyi "düşüncede, bilinçte" yaşıyoruz. Herşey düşüncede, bilinçte olup bitiyor, temel olarak. Ve bunun doğal bir sonucu olarak bizim herşeyi (tabi öncelikle "kendimizle" alakalı olduğu ölçüde herşeyi) etkilemedeki en büyük ve aslında tek aracımız, imkanımız da düşüncelerimiz. Düşüncenin herşeyi etkileyebildiğine dair hepimiz epeyce şey duymuş, okumuş, izlemiş, deneyimlemişizdir. İşte, eğer düşüncelerimizi samimiyetle şifaya odaklarsak, bunun mutlaka bazı olumlu etkileri olacaktır. Ve belki de niyetin ve çabanın derinleştirilmesiyle birlikte, o etkiler de giderek derinleşecek, büyüyecek, güçlenecektir.

Ben şu anda bu konuda veya konularda bilmiş bilmiş konuşuyorum ama günlük hayatın akışı, zorlukları, keşmekeşi, egosal girdapları içinde bu bilince, bu odaklanma imkanına sahip olmakta ne kadar zorlandığımı, hatta sık sık imkansız bulduğumu acı içinde fark ediyorum. Yine de, çok yavaş ve sürümcemeli bir şekilde de olsa, buna odaklanmaktan başka gerçek bir çıkar yolum olmadığını anladıkça, odaklanma irademi az da olsa artırabiliyorum.

Mevcut koşullarda "düşüncelerin" olayları, durumları, gidişatı etkilemesi (algılanan olumsuzlukları hızlı bir şekilde olumlu yönde değiştirmesi) pek sık olan birşey değil sanırım. Dayatılan koşullar insanlara düşüncelerinin (adalet, vicdan, pozitiflik yönünde birşeyleri değiştirme konusunda) ne kadar kıymetsiz ve aciz olduğunu hissetirmeye yönelik ve sanırım "egemen sistem" bu konuda çok da başarılı, etkili oluyor. Düşüncelerimizle ne kadar çok şeyi "değiştiremediğimiz" acı gerçeğine alıştırılıyoruz sanki.

Hayata, topluma, düzene katılım, bizi egemen sistemin negatif tesirlerine çok açık bir hale getiriyor genellikle. Bunun sonucunda düşüncelerimizin, bilincimizin birşeyleri değiştirme gücü konusunda inancımız, irademiz, ümidimiz giderek zayıflıyor muhtemelen.

Sistemin içindeki hayat şartlarımızı hemen ve radikal bir şekilde değiştirmeye çalışmaya değil ama tüm bu şartlar içinde kendimizin ve en yakınlarımızın akıl/ruh/varlık sağlığını olumlu yönde etkilemeye niyet edebiliriz ve eğer düşüncelerimizi bu niyete odaklayabilirsek (odakladığımız ölçüde), bunun olumlu bazı etkileri olması sanırım doğal ve kaçınılmazdır. Biz niyetimizin samimiyetini bildiğimizde, güvendiğimizde, etkiler veya sonuçlar konusunda çok endişelenmeyiz, diye düşünüyorum. Hemen çok belirgin, çok somut, çok göze görünür bir sonuç doğurmayabilecek olsa bile, yine de önceki duruma göre az da olsa bir fark meydana geldiğini kalbimizde, vicdanımızda bilir, sezeriz.

Hayatımızda ne kadar çok kötülük, adaletsizlik, zulüm, işkence var, öyle değil mi? Peki biz "iyilik" namına ne yapıyoruz? Birşeyler yapıyoruzdur, yapmaya niyet ve gayret ediyoruz mutlaka ama "sistemin" zararlı etkileriyle mücadele ederken bu mücadeleyi sistemin "istediği şartlarda" yürütmeye çalışıyor olabiliriz. "Deplasmanda" (rakibin sahasında) maç yapmak gibi, biraz. Sistem sosyo-ekonomik, siyasi, dini... yaşam alanlarımızı öylesine ciddi düzeylerde ele geçirmiş durumda ki, "hayat alanımız" dediğimiz şeylerin çoğu o veya bu şekilde sisteme ait, sanki. Dolayısıyla sistemle mücadeleyi sistemin "mülkünde" (tesislerinde) yapıyoruz adeta. Bu sosyo-ekonomik, siyasi, ideolojik vs mücadelelerin (samimi olduğu ölçüde) çok önemli, değerli olduğunu inkar etmem ama burada, bu mücadelelerde bir kısırlık sorunu olduğunu sanırım hepimiz kabul ederiz.

Sistemin özündeki güdü bizim kabaca "kötülük" (şiddetli egosallık, şiddetli KH) olarak tanımladığımız şeyse, bizim bu sistem karşısındaki en büyük gücümüz "iyilik"te olmalıdır, sanırım. Ki "iyilik" dediğimiz şey aslında sadece birşeylere "karşı" kullanılan, zıt/karşıt şeylerle mücadeleye yarayan birşey değildir. İyilik sadece "kötülüğe karşı" benimsenen, seçilen, yararlanılan birşey olamaz, olmamalı. İyilik iyi olduğu için seçilir öncelikle ve esasen.

Sonuç olarak, yaşam şartlarımız/alanımız o veya bu nedenle epeyce yüksek düzeyde veya yaygınlıkta "kötülük" ile özdeşleşmiş, bütünleşmiş durumda. Dolayısıyla biz bir anlamda "kötülükte" yaşıyoruz (mutlak ve ebedi bir şekilde olmasa da). Peki iyilik nerede? Var mı? Çok yok, mevcut düzende. Hayatımızda zaman zaman vahalar (veya vaha olduğuna inandığımız, inanmak istediğimiz şeyler) oluşuyor ve oluştuğunda bunlardan yararlanmaya çalışıyoruz ama "çöl ve vaha" benzetmesi isabetliyse, bu şartlarda iyiliğin "vaha" kadar az ve/veya geçici olduğu da kabul edilebilir sanırım.

Kendi benliğimizde/varlığımızda iyilik var mı? İlla ki var, şu veya bu ölçüde ama işte genellikle kendi benliğimizin, varlığımızın özündeki iyiliğe ne ölçüde erişebiliyoruz, kullanabiliyoruz? Aslında "varlık" demek özü itibariyle iyilik demektir. Daha doğrusu varlığın olduğu yerde iyilik vardır; bu çok doğaldır. Varlık özü itibariyle "bir"dir ve bu bir olan varlık neden kendisine kötülük etsin ki? Gerçek, saf varlık kendisine (ve dolayısıyla "kimseye") kötülük etmez. Elbette elimizdeki kaynaklarda bu fikre ters düşüyor gibi görünen açıklamalar var; KH "varlıkları" (özellikle KH'ye var güçleriyle "adanan" varlıklar). Evet, herhangi bir varlık, var olduğu sürece Tanrı'nın (tek varlığın/herşeyin/birin) bir parçası ve kendisidir ve dolayısıyla varlığın kendi kendine (ve tabi başkalarına) kötülük ettiği, kasıtlı olarak zarar verdiği durumların mevcut olduğunu zaten kendi hayatımızdan (ve bizzatihi "kendimizden", kendi egomuzdan) ziyadesiyle iyi biliyor, yaşıyoruz. Lakin KH varlığı KH'ye adandığı, KH kutbiyetini artırdığı sürece aslında "yokluğa" doğru, yokoluşa, yok olmaya doğru gidiyor. Yine de, "varlık" derken, bu çok çeşitli yönleri olan bir kavram veya mesele. BH varlığı da varlık, KH varlığı da varlık. Ama BH varlığı tüm varlıkla mutlak birliğe, bütünleşmeye, mutlak varoluşa doğru ilerlerken, KH varlığı (KH yolunda ilerlemeye, derinleşmeye devam ettiği sürece) mutlak yokoluşa doğru ilerliyor. Dolayısıyla ben "varlık doğal olarak iyidir, çünkü kendisine neden kötülük etsin ki?" dediğim zaman, BH perspektifinden mutlak/nihai varlık tanımı yapmış oluyorum sanırım. Epeyce tartışma götürebilecek, belki bol bol tartışılmayı hak da eden bir konu ama şimdilik konunun bu yönünü burada bırakayım.

Sonuçta, daha önceki bazı mesajlarımda, (düzeltilmeye, güncellenmeye açık) görüşlerimde de dikkat çekmeye çalıştığım gibi, iyiliği (ve dolayısıyla, aslında "varlığı") arayabileceğimiz başlıca yer kendi varlığımız olabilir pekala. Meditasyon potansiyel olarak buna hizmet eden bir araç, yol. Meditasyon ve diğer çeşitli faydalı araçlarla veya yollarla bağlantılı olarak, "şifa niyeti/çabası" olarak tanımlamaya çalıştığım şeyin de iyiliğin/varlığın bulunmasına gayet yardımcı bir yöntem olduğuna inanıyorum. Tabi konunun ayrıntılarının tartışılması gerekiyor, elimizdeki kaynaklarda ilgili hususlarda verilen bazı bilgileri gözden geçirmek gerekiyor. Ben kendi sınırlı deneyim ve algılarıma dayalı olarak, şifa konusundan neyi kastettiğime dair daha derinlemesine açıklamalar yapmaya çalışacağım.

Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/11/2021 :  14:00:37  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu başlığı açarken yazdığım ilk birkaç mesajda, "kendi iyiliğimize odaklanma" kavramını vurguladım. Tabi bunu "bencillik" gibi bir amaçla söylemedim. Yani "başkalarının iyiliğini önemsemeyelim, kalıcı olarak sadece kendi iyiliğimize bakalım" gibi bir niyetle değil. Kendimizi gerçekten pozitifleştirdikçe, bunun otomatik olarak "başkalarına hizmet" eğilimine dönüşeceği görüşümü belirttim. Bu husustaki görüşümü tamamen yanlış bulmuş veya terk etmiş değilim ama son birkaç mesajıma ilham veren düşünceler, fikirler itibariyle, kendimiz dışındakilerin iyiliğine olan isteğin, niyetin, çabanın, BH'leşme/pozitifleşme eğilimine olan etkisinin çok veya daha yüksek olduğunu algıladım. Bunu ilk defa algılıyor değilim ama bu farkındalık zaman zaman güçlenip zayıflıyordu. Şimdi tekrar yükselmeye, güçlenmeye başladı. İki yaklaşımın da yeri ve zamanı var belki. Bazen pozitiflik için tamamen kendi benliğimize, özümüze yönelmek, derinlemesine bir sorgulama, yoklama yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Gerçi bu "bireysel öz"ün 7y üzerinden otomatik olarak tüm varoluş ile birlik hakikatine açıldığına da değinmiştim.

Bir de, kendimiz dışındakilerin (başkalarının) iyiliği derken, aslında burada da doğal olarak öncelikle yakın temasımız, hukukumuz olan insanlar (ve duruma göre "canlılar") geliyor. Örneğin aile. Örneğin en yakın akrabalar. En yakın arkadaşlar vs. Yani bizim durumumuzda "başkaları" derken bile bir şekilde "kendi başkalarımız" denebilecek kişiler geliyor öncelikle. Gayet doğal ve güzel.

Sonuç olarak, Ben'in (kişinin kendi şahsi benliğinin) şifalanması ile başkalarının (öncelikle "kendi başkalarımızın") şifalanması arasında fark olmayan bir durum var gibi, "birlik" ile yakından bağlantılı olarak. "Aile" kavramıyla da yakından bağlantılı. Ailedeki potansiyel "birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için" anlayışı. Ki bunun "sevgi yoğunluğu" olarak tanımlanan 4. yoğunluk bilinciyle de yakından bağlantısı olduğunu sanıyorum.

Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/11/2021 :  14:03:06  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu arada bu başlığı açarken, Ra ve K celselerinde geçen "Kendine Hizmet" ve "Başkalarına Hizmet" kavramları üzerinde yoğunlaşma maksadıyla açtığım için "Kanal Bilgileri" üst başlığı altında açtım ve elimizdeki bu kaynakların verdikleri bilgileri temel alarak yorum yapma eğilimindeyim ama yine de bu kaynaklara yoğun bir atıf yapmadan devam edecek gibi olursam, uygun, farklı bir üst başlık altına taşıyabilirim. (Örneğin "Spiritüalizm ve Şifa Konuları")
Go to Top of Page

bozadi


11161 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 30/11/2021 :  21:49:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevdiğimiz ve sevebileceğimiz insanların "şifasına" tamamen odaklı bir yaşam fikrinin "4. yoğunluk" temalarıyla yakından bağlantılı olduğuna dair görüşümü belirtmiştim.

Bu başlığın ilk mesajlarında vurguladığım daha bireysel bazdaki pozitifleşme eğilimlerinin (en azından pozitifleşme sağlanana kadar bireysel odaklı eğilimlerin) ise bazı 5. yoğunluk temalarıyla veya dersleriyle ilişkili olduğuna dair bazı sezgilerim var ama bunu içime sinen bir şekilde açıklayamıyordum zihnimde. Şimdi bunu açıklamaya biraz daha yaklaşmış olma ümidiyle birkaç görüş paylaşmak istiyorum.

Öncelikle, bu tartışma bağlamında 4y ve 5y'ye yaptığım atıflar elbette o yoğunluk düzeyleriyle kurulan doğrudan bir deneyim bağlantısı anlamında değil; o yoğunlukların 3y'deki küçük, ilkel bazı yansımaları olduğunu düşünüyorum daha çok.

4y ile bağlantı/uyum konusuna biraz değinmiştim, şimdi 5y ile ilgili kısma geçeyim:

Ra şöyle birşey diyor: "Mavi ışın varlığı ise bir birlikte-Yaratan’dır." Mavi ışın denen şey 5y ile bağlantılı bir kavram diye biliyorum. Mavi bu skalada beşinci renk olduğu için. Yani 5y'de "birlikte yaratan" olma deneyimi veya vurgusu var.

Bu "birlikte yaratan" olma konusunun "Ben Tanrı'yım / Ben O'yum / En Yüceyim" veya diğer bir ifadeyle "En el Hak" konusuyla yakından bağlantılı olduğunu sanıyorum. Kişi kendisinin Tanrı'nın (En Yücenin) bir parçası ve "KENDİSİ" olduğunu görüyor, deneyimliyor. Bu 3y'de de algılanabilir bir ölçüde ama 5y'de bu "algılanmaktan" ziyade kalıcı gerçeklik deneyimi haline geliyor anladığım kadarıyla.

Bu konunun olağanüstü bir önemi olduğunu düşünüyorum. Elimizdeki tüm kaynaklarda altı kalın bir şekilde çizilerek vurgulanan en temel, en önemli gerçeklik bu belki de. "Tanrı Sizsiniz." "Ben O'yum" kitabında Maharaj neredeyse 600 sayfa boyunca bu aynı gerçeği farklı açılardan anlatıp duruyor.

İşte, bu başlığın başlarında vurguladığım "bireysel pozitifleşme" konusu da bununla ilgili aslında.

4y ilhamlı olduğunu düşündüğüm "şifa" konusu ile 5y ilhamlı olduğunu düşündüğüm "En el Hak" düşüncesi/farkındalığı birbirine rakip veya alternatif yaklaşımlar değil diye düşünüyorum. "En el Hak" ile 5y'yi ilişkilendirirken, konu 7y'den bağımsız veya ayrı değil elbette ama aynı anda hem "birey" olma hem de "Tanrı" olma farkındalığının birlikte olabilmesi anca (en çok) 5y'de mümkün, anlamlı ve doğal diye düşünüyorum. 3y'de buna dair aldığımız bilgilerin, ilhamların veya belki "sızıntıların" da 5y ile yakından bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bu ilhamı almamıza yüksek benlik (6y) yardımcı oluyor olabilir ama yine de bu ilham öncelikle ve özellikle 5y'deki deneyime ilişkin, mevcut algıma göre.

"En el Hak" konusunun benim için neden önemli olduğuna dair:

4y ilhamlı "şifa" konusu BH eğiliminin geliştirilmesi konusunda hayati bir öneme sahip olsa da, mevcut şartlarda veya mevcut halimizde buna odaklanmanın epeyce zor olduğu pek çok durum olduğunu algılıyorum, kendi deneyimimden yola çıkarak. Yani bazen (hatta sık sık) olumsuzluk, korku, nefret, endişe ağır basar. Ve bu tür durumlarda "sevdiklerimiz ve sevebileceklerimizle birlikte tamamen şifaya odaklı yaşam" farkındalığına ulaşmak gerçekten çok zor oluyor. Bu tür olumsuz duygu ve düşüncelerin etkisi altındayken şifa farkındalığına zorlayarak odaklanıp o olumsuzluğu aştığım durumlar yaşadım ama aşamadığım durumlar da çok oluyor. İlgilenilmesi gereken farklı, şahsi bir durum var gibi görünüyor. Yani, öyle bir durumda oluyorum ki, hayatımdaki diğer insanlara, onların iyiliğine odaklanmakta olağanüstü zorlanıyorum, buna isteksizlik duyuyorum. Onların iyiliğini istemediğim için değil, kendimle ilgili bir olumsuzluğun beni sinsi ve şiddetli bir şekilde etki altına almış olmasından dolayı kendi bilincimdeki / inancımdaki birşeyi yoklayarak gerekli düzenlemeyi yapma acil ihtiyacıyla ilgili bu. İşte bu tür durumlarda o negatif aurayı veya baskı atmosferini dağıtmak için neye odaklanmam gerektiğini sorguladığımda, aradığım şeyin "Ben Tanrıyım / En Yüceyim" bilinciyle yakından bağlantılı olduğuna şahit oldum çeşitli defalar.

Ama tabi böyle söylendiği kadar basit değil. Sinsi ve şiddetli bir olumsuzluk aurasının baskısı altındayken "Ben Tanrıyım" fikri her zaman işe yaramadı, yaramıyor. Bunun da, o negatifliklerin, egosallıkların etkisiyle Tanrı / En Yüce olduğuma (BH versiyonundaki anlamıyla) gerçekten "inanmakta" zorlanmamdan kaynaklandığı sonucuna vardım. Bu inanç zorluğunu nasıl aşacağımı tespit etmeye çalıştım. Kavramlarla uğraşmanın bir işe yaramadığını gördüm. Büyük İskender'in meşhur "Gordion Düğümü"nü kılıçla keserek çözmesi gibi fiili, cebri bir çözüm gerektiğini algıladım. Daha doğrusu işin teorik kısmını bir kenara bırakıp, en pragmatik şekilde, gerçekten ihtiyacın olan şeye gitmek, içine girmek gerekiyor, diye düşünüyorum. Bu kişiden kişiye değişebilir elbette ama ben daha çok koşulsuz kayıtsız "olumluluğu" hedeflemeye çalışıyorum. Tabi böyle birşeyi hedeflemeye çalışmak derken, nedenini, nasılını düşünmeyi bırakıp "olumlu olmayı" gerektiriyor bu. Biraz "ben yaptım oldu"culuk var burada yani. Kulağa biraz aptalca veya tuhaf gelebilir ama, "ihtiyacım olan şey iyi hissetmekse, ben de iyi hissederim" gibi bir tavır var burada. Ve hayatınızla, diğer deneyimlerinizle ilgili herşeyi geçici olarak rafa kaldırıp sadece buna odaklanırsanız, bunu samimiyetle kendinize dayatırsanız ("karar alış" aslında bu), bunun olmaması için bir neden yok. "Gerçekten" iyi hissetmek isterseniz, hissedersiniz. Buradaki "gerçekten" vurgusu, önceki bir-iki cümlede tanımlanan şeyle ilgili. Bu tavrı, bu iradeyi başarabildiğim zamanlarda olumlu hissetme ve olumsuzluk aurasını dağıtma konusunda etkili olsam da, zaman zaman o veya bu şekilde ulaşılan olumluluğun, sevincin, huzurun "kaynağı" konusunda kafamda bir karışıklık, belirsizlik olduğunu fark ettim, ediyorum. Ve bu konu üzerinde düşünme sürecinde şu an için vardığım sonuç, iyiliğin, sevincin kaynağının "Ben" olduğumu kabul etmek. Yani "varlık". Yani herkes ve herşey. Herkes ve herşey aynı potansiyele sahip. Gerisi özgür irade, istek ve hazır olma durumuyla ilgili olmalı. Bunun 5Y eş-yaratanlığıyla ilgili bir ilham olduğunu tahmin ediyorum.

4y ilhamlı şifaya odaklanma çabasının işe yaramadığı, olumsuz duygu ve düşüncelerin buna odaklanmayı çok zorlaştırdığı bazı durumlarda, 5y ilhamlı "En el Hak / Tanrı'yım / En Yüceyim" farkındalığının tıkanıklığı çözebildiğini gözlemledim. Ama bu durum 4y odaklı sevgiye/şifaya adanışı gereksiz veya geçersiz kılan birşey değil. Aksine o çabayı güçlendirmeye hizmet etmiş oluyor bu durumda, blokajları ortadan kaldırmada yardımcı oluyor. Yürünen yola ışık tutuyor, engellerin, blokajların aşılmasına yardımcı oluyor. İkisi birbirini tamamlıyor bir şekilde, sanırım.

Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 2  Mesaj Sonraki Konu  
Sonraki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,77 saniyede oluşturuldu.