Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 ÜYELİK İŞLEMLERİ VE DUYURULAR
 Duyurular
 Axoy Ra Bilgelik Merkezi Açıldı
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Yazar Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  

serkan.yalcin


6 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/01/2013 :  14:50:55  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
AXOY RA BİLGELİK MERKEZİMİZ
AK-KA-SE KOORDİNATINDA
FAALİYETE GEÇMİŞTİR



AXOY RA yani Allah 'Sonsuz Bilgeliğini' Mutlak Vücudunun Beyinsel Öz Bütünselliği üzerinden akışa geçirerek, Mutlak vücudunun her bir zerresine imkanlarını Bilgelik ile akıtmaktadır.

Axoy Matu, 'Beyinsel Bilgeliğini' Axoy Ra Bilgelik Öğretisi üzerinden devreye sokmakta ve gösterdiği fonksiyonlarla Axoy Ra'nın Bilgeliğini her zerreye ulaştırmaktadır.

İnsanın ‘hakiki insan’ olmak için ne tür mertebelerden geçmesi gerekmektedir?
İnsan neden doğum ve ölüm döngüsündedir?
ölmeden önce ölünüz sırrı nasıl yaşanır?
Bilinçlerde doğal evrime ters düşen mutasyon nasıl şifalanabilir?
Dna’lar nasıl Kristalleşir ve İnsani Formu kristalleştirir, Kristalleşme etkinlikleri nelerdir?
Axoy Ra Bilgelik Öğretisine ait bilgi ve enerji, insanın kendi özüne ait bilgi ve enerjisini nasıl açığa çıkarabilir?
‘Hakiki İnsan’ olma yolundaki bilinçler nasıl Tanrılaşabilir?

Sonsuz Sınırsız uzayı avuçlarınız içinde hissedebileceğiniz ‘Axoy Ra Bilgelik Öğretisi’ size aradığınız, merak ettiğiniz her soruyu cevaplandırarak Özlerinize ait Bilgi ile Öz Kavram edindirmeyi hedeflemektedir.


Axoy Ra Bilgelik Merkezi Axoy Matu Mahu Birliği’nin Axoy Ra Bilgelik Öğretisini devreye soktuğu bir faaliyet otamıdır.

Axoy Ra Bilgelik Merkezinde ayrıca Axoy Matu Mahu Birliği’nin çok özel tasarrufları ile yetiştirdiği öğrencilerinden oluşan bir Eğitmen kadrosu faaliyetlerini sürdürmektedir.

Eğitmenlerimiz her biri farklı uzmanlık ve alanlardan oluşan ders programları, tanıtım seminerleri ve alt yapı dersleri ile hizmet vermektedir.

Axoy Ra Bilgelik Merkezimiz hakkında ayrıntılı bilgi ve duyuruları takip etmek için lütfen web sitemizi ziyaret ediniz.

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/01/2013 :  19:43:37  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili serkan.yalcin, daha önce Atlanta Ra öğretisi olarak tartışması yapılan şey şimdi Axoy Ra öğretisi olarak karşımızda sanırım. Forumumuz bu tür reklamlar için elverişli bir ortam değildir.

"İnsan neden doğum ve ölüm döngüsündedir?" gibi bir sorunun da cevabını verebildiğinizi öne sürüyorsunuz. Şahsen, kendi öğretinizden anladığınız şekilde bu sorunun cevabını (anldığınız ölçüde) paylaşır mısınız? Reklam mesajınızı doğrudan silmek yerine böyle bir etkileşim şansı sunmak istiyorum. Bu veya diğer bir forum başlığı altında başka bir reklam mesajı yayınlamadan, sadece burada size yöneltilen soru ve eleştirilere yanıt vermeniz durumunda tanıtım/reklam mesajınız forumumuzda kalabilecektir. Aksi taktirde yarın veya öbür gün silinmiş olacaktır.
Go to Top of Page

serkan.yalcin


6 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/01/2013 :  21:57:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili Bozadi,

Öncelikle teması ve amacı bu kadar güzel ve net belirlenmiş bir forum ortamı oluşturduğunuz için teşekkür ederim.
Bu ilanı sitenizde yayınlama istemimimiz nedeni aslında "reklam" gibi ticari bir kisveyle alakasız olup, başkalarına hizmet yasasıyla da uyumlu olan başkalarının da bilgilenmesi,öz potansiyelini keşfetmesidir.

Bu aslında sorunuzda bahsettiğiniz "insan neden ölüm ve doğum döngüsündedir" sorusuyla da bağlantılı bir durumdur.
Bu döngünün kırılması mümkündür, bu döngünün kırılması, varlığın karmik tortularının temizlenmesi ve yeryüzünde itmam ettiği görevleri tamamı tamamına yerine getirmesi durumunda yücelim yaşayarak bu dünyadan mezun olması sonucunda gerçekleşebilmektedir.
Nitekim Mevlana da bu döngünün kırılmasından şu şekilde bahsetmiştir:

"Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum. Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum. Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum. Öyleyse ölümden korkmak niye? Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm, ya da alçaldığım görüldü mü? Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık, rüyaların meleği olacağım. Fakat yolum devam edecek. Allah’tan başka herşey kaybolacak. Hiç kimsenin görüp duymadığı bir şey olacağım. Yıldızların üstünde bir yıldız olup, doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım."

Bu döngünün kırılması, varlığın kendini kısır yaşam olguları penceresinden kurtarıp başkalarına hizmet yasasına uygun olguları yaşamasına bağlıdır. Bilgi edinip kavramını yüceltmek kadar edindiği kavramı insanlara taşıma isteği de içten gelen doğal ve başkalarına hizmet yasasının gereği olan bir keyfiyettir.

Sevgi ve Saygılarımla..




Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/01/2013 :  22:38:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yanıtınız için teşekkür ederim.
Eklenti:
Bu ilanı sitenizde yayınlama istemimimiz nedeni aslında "reklam" gibi ticari bir kisveyle alakasız olup...
Reklam derken sadece “ticari” anlamda reklamı kastetmedim.

Gelelim soruma verdiğiniz yanıta.

Soru karşısında yaptığınız açıklamalar içinde doğrudan bir yanıt göremiyorum. Ölüm-doğum döngüsünün “kırılma gerekliliğinden” bahsetmişsiniz.

Soruyu hatırlayalım:

"İnsan neden ölüm ve doğum döngüsündedir?"

Vereceğiniz yanıtın "İnsan şu neden(ler)le ölüm ve doğum döngüsündedir” şeklinde olmasını beklerdim. Çünkü sorunun kalıbı bu tür bir cevabı gerektiriyor.

Bu yöndeki en yakın tanımınız “karmik tortular”la ilgili görünüyor. Bu durumda, insan “karmik tortular” nedeniyle doğum-ölüm döngüsündedir, o nedenle bu döngüye girmiştir denebilir mi?

Mevlana'nın açıklaması karmik tortularla/sorunlarla ilgisiz görünüyor.
Go to Top of Page

serkan.yalcin


6 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/01/2013 :  21:16:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili Bozadi,

Önceki mesajımızda da belirttiğimiz gibi, karmik tortular bu döngünün temel nedenidir.

Budöngünün kırılmasının sonucu olarak Mevlananın ilgili bahsinde geçen,

Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık, rüyaların meleği olacağım. Fakat yolum devam edecek. Allah’tan başka herşey kaybolacak. Hiç kimsenin görüp duymadığı bir şey olacağım. Yıldızların üstünde bir yıldız olup, doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.

İfadesine uygun olarak bir üst evrim aşamasına geçebilmekte ve bütün illüzyonik kavramlardan ari olarak harekete geçebilmektedir.

Sevgi ve Saygılarımla...


Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/01/2013 :  22:10:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili serkan.yalcin, doğum-ölüm döngüsü içinde bulunmanın temel nedeninin "karmik tortular” olduğu yönündeki beyanınız pek muhtemel olarak yanlıştır. Mevlana’dan yaptığınız alıntı da konuyla ilgili iddianızı yanlışlıyor; doğum-ölüm zinciri varoluşun belirli bir seviyesindeki doğal bir süreçtir. Karmik tortuya dayalı olmak zorunda değildir. Mevlana bizzat bu nedenle doğum-ölüm döngüsünden korkmadığını/çekinmediğini beyan ediyor. Mevlana çeşitli üst varoluş seviyeleri arasındaki geçişleri de doğum-ölüm döngüsüne benzetiyor, ki o durumda doğum-ölüm döngüsünün "kırılma gereksinimi" iyice absürtleşiyor.

Bildiğiniz gibi, Mevlana’nın da atıfta bulunduğu gibi, Hayvanlık deneyiminden sonra İnsanlık deneyimi seviyesi gelir. Yeterince ruhsal uyanış sağlayıp İnsanlık evresine giren ve doğum-ölümler yaşayan bir varlık (ki, hayvanlık deneyimi sırasında da doğum-ölümleri yani reenkarnasyonu yaşıyordu) karmik tortular nedeniyle mi doğup ölüyor? Hayır. Doğup-ölmenin o varoluş seviyesinin doğal bir özelliği olması nedeniyle doğup ölüyor. O halde doğma-ölme (reenkarnasyon) döngüsünün temel nedeninin karmik tortular olduğu fikri doğru değildir.

Ben sizin yaptığınız yorumu şu şekilde anlamlandırabiliyorum:

“Karmik yükler/borçlar/çözülmemişlikler varlığın bir sonraki varoluş seviyesine doğru ilerlemesini zorlaştırabilir."

Bu arada, insanlığın ruhsal evrimini bloke eden karmik tortular derken bundan siz ne anlıyorsunuz, paylaşabilir misiniz? İlginiz ve vaktiniz müsaade ediyorsa ve ettikçe tabi.
Go to Top of Page

serkan.yalcin


6 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/01/2013 :  22:03:05  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili bozadi,
"Reenkarnasyon" olgusu bilinç insani form kullanmaya başladıktan sonra yaşanan süreç olarak geçmektedir. Karmik tortu ise yine reenkarnasyon sürecinde yaşanan bir olgudur. Bu aşamadan önceki mineral,hayvan bitki evrimsel aşamaları ise "enkarnasyon" olarak geçmektedir.Enkarnasyon süreci bilincin çekirdek dünyada mikro kıymetleri tarafından yaşanmakta ve bu sürecin hitamında beşer olarak bilinç kendini bu dünya üzerinde bedenleme imkanı sağlamaktadır.Karmik tortu kavramı "enkarnasyon" için geçerli değildir.

Misal bilinç,bir mikro bilinç kıymetini dünyaya göndermiş,doğurumlamış ve bir kedi olarak formunu biçimlendirmiş.Bu kedi karmik tortular yüzünden pek çok defa kedi olarak gelmeyecektir(reenkarnasyon döngüsüne girmeyecektir).Hayvansal aşamada hangi temel olguları (içgüdüsel planda) yaşaması gerekiyorsa onları yaşayıp bir sonraki aşama olan beşere geçmek esastır.Bu aşamada düşünce boyutu bulunmadığı için karmik tortu birikimi de yaşanmamaktadır.

Reenkarnasyon sürecinde çeşitli yaşamlar boyunca gidip gelişlerimizde yaşadığımız düşük motivasyonlu olgular,negatif haller karmik tortu olarak birikmekte ve bir sonraki yaşamında temizlenmeye çalışılmaktadır.Bu olgular yaşanmasa veya bir yaşamda hızla iptal edilebilse varlık çok daha üst göksel farkındaılıklara yükselebilecek ve asıl yükümlülüklerini üstlenebilecektir.

Mevlanada geçen ölüm doğum zinciri yaşamın doğal akışını belirtmekte. Amaç bu döngüyü kırmak değil ama enkarnasyon döngüsünde varlığın yarattığı karmik tortular varlık için Bu dünya okulunun süresini uzatan ,bütünlemelere kalmasına neden olan bir süreç.Bu gözlemlediğimizde her birimizin hayatında böyledir, herhangi bir olguyla alakalı dersimizi almadığımızda alana kadar o konuda farlı kişilerle farklı senaryolarla yaşarız. Taa ki o olgu terbiye olana,ders alınana kadar.Bu çoğu zaman yaşamlara malolur ve taşınmaya devam eder.Bu zamanda da yaşadığımız olgulara baktığımızda çok öncelerden taşınmış ve şifalanmayı bekleyen olgular taşıdığımızı görebiliriz.

Sevgi ve saygılarımla..




Edited by - serkan.yalcin on 16/01/2013 13:16:54
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/01/2013 :  13:18:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Evet, doğum-ölüm döngüsünün kırılmasından ziyade, dünya insanlığı özelindeki enkarnasyonlar zincirindeki bazı karmik çıkmazların aşılma gereksinimi söz konusu.

Yani alınması gereken bazı dersler alınmadığı için, çok sayıda enkarnasyonda bir arpa boyu yol alınamaması gibi bir problem söz konusu insanların ciddi bir çoğunluğu için.

Asıl konuşmamız gereken şey bu karmik çıkmazın nelerle ilgili olduğu ve nasıl aşılabileceği...

Bununla ilgili bazı görüş, soru, eleştirilerime geçmeden önce, hayvanlarda enkarnasyon/reenkarnasyon konusuyla ilgili birkaç görüşümü paylaşmak istiyorum.

Hayvanlar da insanlar gibi reenkarnasyon döngüsüne tabidir. Enkarnasyon kavramı ile reenkarnasyon kavramı aynı realitenin tanımlayıcıları: Tekrar Bedenlenme. İnsanlar nasıl tekrarlı enkarnasyonlarda ruhsal farkındalıklarını artırıyorlarsa, hayvanlar da aynı şekilde tekrarlı enkarnasyonlarında kendi ruhsal farkındalıklarını artırıyorlar. Hayvanlar reenkarnasyon yoluyla hayatlar boyunca derslerini/bilgilerini ilerletmeseler, insanlık aşamasına geçebilirler mi? O halde hayvanların reenkarne olmadıkları fikri doğru değil. Bu forumun esas aldığı bilgi kaynaklarına göre hayvanlar 7 yoğunluk (bilinç yoğunluğu) seviyesi içeren varoluşta 2. yoğunluk seviyesinde bulunurlar. İnsanlık ise 3. yoğunluğa mensuptur.

Hayvanlar 2. yoğunluğun belirli bir aşamasına gelene kadar, yaşamları boyunca elde ettikleri bilgiler ortak bir veri deposunda biriktiriliyor olabilir. 3. yoğunluğa mezuniyetin en temel gereksinimi olan bireyselleşme deneyimleri yoğunlaşana kadar, enkarnasyonlar bireysel nitelikte değil de, kitlesel bir nitelikte olabilir, şimdiye kadar konuyla ilgili olarak okuduğum çeşitli kaynaklardan anladığım kadarıyla. Hayvanlarda belirli bir ruhsal uyanış aşamasına kadar kitlesel ve otomatik denebilecek enkarnasyonlar dizisi de sonuçta “reenkarnasyon” realitesini ortadan kaldırmıyor, sadece insanlarınkine göre biraz daha farklı bir mekanizmayla ilerliyor. Üstelik, 3. yoğunluğa mezun olup da insanlık deneyimine başlayan varlıklar da 3. yoğunluğun belirli bir seviyesine, muhtemelen de orta seviyeye ulaşana kadar “hayvanımsı” denebilecek kitlesel/otomatik bazı yaşam deneyimleri sürecinde oluyorlar.

Yani insanlığın tümü genel hatlarıyla bile aynı bilinç seviyesinde değil kesinlikle. Hayvani denebilecek, gerçek bir bireyselliğe/orijinalliğe henüz çok uzak olan milyarlarca insan var. Dünya insanlığının belki yarısını oluşturan bu kitle de insanlığın içinde bulunduğu pek çok karmaşa ve olumsuzluğun nedenlerinden biridir.

Derslerden bahsettiniz sevgili serkan.yalcin, bu çok temel bir konu. Yani bu sitede esas alınan bilgi kaynakları da “dersler” konusuna referansta bulunur sürekli.

O halde bu diyalogda şu noktaya yönelmemiz faydalı olacaktır sanırım: İnsanlığın (en azından insanlığın hayvani/otomatik modu geride bırakmış kısmının) alması gereken ders veya dersler temel olarak neyle ilgilidir?

Ve diğer sorum, dünyada insanlığın karmaşasından ve zaaflarından yararlanıp onu dibine kadar sömüren, ezen, aşağılayan, parçalayan, negatife güçlü bir adanmış bir insanlık grubunun varlığı konusunda ne düşünüyorsunuz?
Go to Top of Page

serkan.yalcin


6 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2013 :  00:13:39  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili Bozadi,

En temel dersimiz bence evrensel kavramı taşıyabilmek.Bu içinde yaşadığımız çekirdek evrendeki her bir var'ı olduğu gibi kabul edebilmek yetisini de içeriyor. Kin nefret öfke kızgınlık kıskançlık alınganlık hırs ihtiras haset gibi bütün olguların bırakılması ve varlığımızdaki hakiki öz insanı aşikare çıkarmak ve bütün bunların akabinde içimizde saklanan tanrısal insan numunesini aşikare çıkarmak bütün bu derslerin amacıdır.

Bahsettiğiniz negatif potansiyelli grup/ gruplar atlantis döneminde yaşanan dejenerasyon sürecinden beri aktif olarak çalışmaktalar.O zamandan beri her dönemde enkarne olarak benzer senaryoları devrede tutmaya çalışmışlardır.Bu grupların 5 temel karakteri bulunmaktadır.
1 Orentaktif karakter: Kibirleştirici ve köleleştirici
2-Zentaktif karakter: Bunaltıcı
3-Amentaktif karakter: Seksüel sapkınlaştırıcı
4-Pentaktif Karakter: Fal nazar sihir büyü odakları
5-Naketaktif Karakter: Barbarlaştırıcı
gerçekten de yaşadığımız dünyadaki negatif olgulara aktığımızda bu beş gruptan en az birinden güç aldığını görmekteyiz.
Hakikat bilgisinin savunucusu olan ışık işçileri de her dönemde Özlerinden-yüksek benliklerinden aldıkları güçle onların karşısında yerini almıştır.

Sevgi ve saygılarımla...





Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2013 :  13:46:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili serkan.yalcin, şimdi sizin öğretinizle benim benimsediğim öğreti veya öğreti karışımı arasındaki bazı uyuşmazlıklara ve bununla ilgili eleştirilerime de değinmem gerekecek.

Eklenti:
En temel dersimiz bence evrensel kavramı taşıyabilmek.Bu içinde yaşadığımız çekirdek evrendeki her bir var'ı olduğu gibi kabul edebilmek yetisini de içeriyor. Kin nefret öfke kızgınlık kıskançlık alınganlık hırs ihtiras haset gibi bütün olguların bırakılması ve varlığımızdaki hakiki öz insanı aşikare çıkarmak ve bütün bunların akabinde içimizde saklanan tanrısal insan numunesini aşikare çıkarmak bütün bu derslerin amacıdır.
Temel bir ders olarak “Evrensel kavramı taşıyabilmek” gibi ifade çok soyut ve belirsizleştirici. İnsanlık 3. varoluş seviyesindedir ve 7. varoluş seviyesinde varoluşla mutlak birliğe erişine kadar daha 3 üst aşama daha vardır. Yani evren dediğimiz şey tek boyutlu değil. Evrensel dediğiniz şeyin tanımı 3. yoğunluk içinde bile sonsuz derecede farklı anlamlara bürünebileceği gibi, 4. yoğunlukta, 5. yoğunlukta, 6. yoğunlukta ve nihayet 7. yoğunlukta şu andaki kavramlarla karşılaştırılamayacak derecede farklı anlamlara bürünecektir. O halde 3. yoğunluk denen son derece sınırlı ve perdeli bir seviyede "evrensel kavramı taşıyabilmek" diye bir dersten bahsedilmesi çok anlamlı gelmiyor bana. Olsa olsa tüm herşeyin ve hem pozitif hem de negatif güdümlü varlıkların aynı ve bir olan evrenin birer parçası olduklarını anlama / kabullenme gereksiniminden bahsedebilirsiniz. Bunu bu şekilde ifade etseniz çok daha makbul olurdu. “Zaten ben de onu kastediyorum” derseniz, sonraki açıklamalarınıza dayalı olarak neden bu ifadenize karşı bir tepki gösterdiğimi daha iyi anlayabileceksiniz.

“Kin nefret öfke kızgınlık kıskançlık alınganlık hırs ihtiras haset gibi bütün olguların bırakılması” gibi bir ifade kullanıyorsunuz, yine öğrenilmesi gereken bir ders anlamında. Özellikle de eleştirdiğim bir önceki ifadenizle birlikte ele alındığında, bu tanım bana göre insanlığın gerçek manada uyanışını kolaylaştırmada değil, çarpıtmada daha fazla kullanılan bir yaklaşım biçimidir. Hem 3. yoğunluk hem de 4. yoğunluk negatif varlıklarının insanlığın geneline anestezik bir uyuşturucu olarak zerk etmeye çalıştığı, içi büyük ölçüde boşaltılmış bir tavsiyedir. Tıpkı Allah ve Sevgi gibi kavramlarının içlerinin feci şekilde boşaltılması gibi.

İnsanlık binlerce yıldır faşist güçlerin yoğun baskı ve işkenceleri altında sürdürüyor yaşamını dünya üzerinde. Evet, bir bütün anlamında insanlığın kendi genel tercih ve eylemlerinin bunda büyük bir katkısı olduğu inkar edilemez. Ama sonuç olarak bu faşist güçler binlerce yıldır olduğu gibi bugün de birer vampir gibi insanlığın kanını, canını emmeye devam ediyorlar. Şimdi insanlık böyle bir durumdayken kalkıp “kini, nefreti, öfkeyi, hırsı, hasedi bırakmalıyız” gibi bir yaklaşımla ortaya çıkmak, durumun gerçekliğiyle hiç örtüşmeyen, aksine narkotik etkiyle durumun sürdürülmesine daha fazla hizmet edegelmiş yaklaşımlardır. Tecavüze uğrayan birine “kini, nefreti, öfkeyi bırakmalısın” demek gibi birşey anlamına gelecektir bu nihayetinde. Bilirsiniz, ciddi travmaya uğrayanların bu travmalardan dolayı kızıp kızgınlıklarını bir şekilde ifade etmeleri, o travmaların etkilerini içlerine, bilinçaltlarına atıp uzunvadede kendilerini zehirlemelerinden çok daha iyidir.

İçinde yaşadığımız düzende devletler, dinler, ordular ve sair resmi ve gayriresmi kurum ve oluşumlar, dünya genelinde egemen olan faşist güruhun kontrolüne ciddi oranda girmişler ve halka, vatandaşa yüzyıllardır işkence etmede negatif varlıklarca etkili şekillerde kullanılmaktadırlar. Evet, elbette bunlarla ilgili hiçbir olumlu etki veya olasılık olmadığını iddia etmiyorum, ama bilinci ve vicdanı yeterince mevcut olan hiç kimse tüm bunlarla ilgili baskın karanlık gerçeklerin varlığını inkar etmez.

Ve bu kurum ve oluşumların perde arkasındaki karanlık yöneticilerinin en çok istediği durum, insanların bunlara karşı tepki göstermemesidir. Yani haksızlığı gördüğü halde buna itiraz etmemesi, tepkisini göstermemesidir. Yani yutması, sindirmesi, eyvallah demesidir. Tabi haksızlıklara, faşist müdahalelere tepki göstermek derken, bunda da bir denge vardır. O dengenin bozulması, aşırıya kaçması da yine negatif varlıklarca veya gruplarca özellikle istenen ve koşulları oluşturulmaya çalışılan birşeydir, ki aynı negatiflik sürdürülebilsin.

Çok sıcak ve somut bir örnek vereyim. Ülkemizin devleti ve ordusu, global karanlık güçlerin yerel uzantıları yoluyla ülke geçmişinde güneydoğudaki Kürt halkına çok ağır şekillerde işkence etmiş, onları aşağılamış, parçalamış, kesmiş, biçmiştir. Global ve yerel negatif güçler, ülkede Kürt-Türk, Alevi-Sünni, Sağcı-Solcu gibi her tür kutupsallığı tırmandırmak, halk kesimlerini birbirine düşürmek için, yani negatifliği tırmandırmak için her türlü aşağılık karanlık müdahalelere girişmiştir ve halen de aynı karanlık güçler her görüş ve kesim içinde sahip olduğu nüfuzu kullanarak aynı faaliyetleri o veya bu şekilde sürdürmeye devam etmektedir. Şimdi, somut örneğimi ifade etmeye şu şekilde devam ediyorum: Kürt halkının Türkiye sınırları içinde geçmişte maruz kaldığı karanlık baskı, işkence ve katliamlara karşı sesini yükseltmesi, tepkisini, acısını, kızgınlığını göstermesi onların en doğal ve en sağlıklı haklarıdır. Ama tepkisini gösterirken aşırılığa kaçılması, aynı negatifliğe hizmet etmekten başka anlama gelmez. Nitekim uluslararası ve ulusal karanlık güçler bu tepkilerin en aşırı noktasına ulaşması için “gerekli” çalışmaları yapmaktadırlar. Bu örnekte PKK konusuna girmeden, sadece Kürt halkının sivil tepkileriyle ilgili bazı hususlara değinmek istiyorum. Kürt halkı binlerce, milyonlarca bireyiyle birlikte meydanlara dökülüp şimdiye kadar devlet/ordu eliyle uğradıkları baskı ve işkenceleri protesto ederlerse, acılarını, nefretlerini, kızgınlıklarını ifade ederlerse, bundan sağlıklı birşey yoktur. Ama kalkıp başka sivil vatandaşların malına ve canına kastederlerse, o zaman daha önce maruz kaldıkları şeytanlığın ta kendisine hizmet ediyor olacaklar ve gelecekteki kaderlerini de bu yönde şekillendiriyor, yani kısırdöngüye giriyor olacaklardır. Bilindiği gibi, her millet içinde olduğu gibi Kürt halkı içinde de her iki türden birey ve gruplar mevcuttur. Bu iki farklı kesim arasında birbirine galip gelme çabası vardır.

Aynı şey bu ülkede her halk kesiminin kendi içindeki bölünmelerinde de izlenebilir, örneklendirilebilir sonsuz şekilde.

Neden bu örneği verdim ve neden bu gibi örnekleri veriyorum çeşitli mesajlarımda? Yaşadığımız hayatın ta içinden, en somut, gerçek ve canlı örneklere dayalı fikir yürütebilmek için.

Sonuç olarak, hem tüm dünya geçmişinde, hem de yerel olarak Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti geçmişinde, elbette uluslararası faşist örgütlenmenin faaliyetleri yoluyla, halk ve insanlık (ve tüm dünya halkı ve insanlığı) sayısız travma, işkence ve katliamlara maruz kalmıştır tarihte ve bizler hem genetiğimizde, hem bilinçaltımızda ve daha canlı anılarımızda bu katliamların, işkencelerin, baskıların, dökülen kanın, açılan derin yaraların izlerini ve etkilerini taşıyoruz halen bilincimizde. Yani hepimiz tecavüz mağdurlarıyız, bu şekilde ifade etmesi herkese makul gelmeyecek olmakla birlikte. Ağır, yoğun ve sürekli travma mağdurları/hastaları olduğumuz şeklinde de ifade edilebilir, birşey fark etmez. Yani durum böyleyken, ve halen çocukluktan itibaren eğitim sistemi, din, devlet, ordu ve kariyer gibi kurum ve oluşumlarda sürekli sesimizi kesmeye, boyun eğmeye, itaat etmeye, şikayet etmemeye şartlandırılmaya devam ederken, bu yönde baskı ve işkenceler hala devam ederken kalkıp sevgi masalı tınısında "olanı kabul etmeliyiz, sevmeliyiz, saymalıyız, nefret etmemeliyiz, kin duymamalıyız, kızmamalıyız" gibi yaklaşımlar sergilemek, olsa olsa travmanın yoğunluğunu kaldıramayan bireyleri uyutmaya devam etmenin anestezik bir yöntemi olarak savunulabilir. Yoksa bir tedavi yöntemi olarak savunulacak bir yaklaşım değildir.

İnsanlık, siz veya ben halen ve her gün maruz kalmaya devam ettiğimiz bu tecavüzü/travmayı durdurabilecek noktaya gelmeden bunları yapanları bağışlamaktan, kabul etmekten bahsetmek saçmalık olur. Bizzat onların telkinidir. Peki diyeceksiniz ki “kalkıp biz de onlara aynı şeyi yapmaya mı kalkışmalıyız?” Hayır, zaten buna özellikle şu anda gücümüzün yetmeyeceği de ortadadır ama öyle bir güce sahip olduğumuz zaman yapacağımız şey sadece şimdiye kadarki tecavüz ve travmaların durdurulmasından ibaret olacaktır. Yani kendimizi gerçekten koruyabilecek duruma gelmek.

Şimdiye kadar tecavüz, yıkım, işkence ve katliamlar en çok bizzat resmi elle gerçekleştirildi; dinler/devletler/ordular/kurumlar yoluyla... Yani insanlığı temsil etmeye, yönetmeye, yol göstermeye soyunan kurum ve oluşumlar eliyle. İnsan içinden seçim ve atamayla vs bu gibi kurum ve oluşumlarda yer edinen sıradan denebilecek pek çok insan vardır elbette ama bu zaten bizzat bu kurum ve oluşumların insanlar nezdinde kabul edilmesi, yapılan işkencelerin normlaştırılması, benimsenmesi, gerekçelendirilmesine hizmet ediyor. O kurum ve kuruluşlar binlerce yıldır negatif güçlerce kontrol altında tutuluyor. Halk içinden seçilenin, atananın oraya gelmesi ve yeni ve iyi birşeyler yapması sadece uyutmaya yönelik bir masal hemen her durumda.

Devlet veya ordu veya bir şirket kalkıp bir bireye veya gruba veya genel olarak halka işkence anlamına gelen birşeye kalkıştığında, insanların buna ortak bir şekilde tepki gösterebilmesi ve arkadaki şeytani müdahaleyi geri püskürtebilmesi gerekiyor. Bu hem dünya genelinde, hem de Türkiye özelinde devlet, din, ordu ve pek çok başka resmi ve gayrıresmi kurum ve oluşumlar üzerinden bireylere, gruplara ve insan kitlelerine yönelik baskı, işkence, katliam ve benzeri saldırılara halk genelinden örgütlü bir tepki gösterilmesi örnekleri feci şekilde az ve zor rastlanan durumlardır.

Şeytan son derece korkak ve aşağılıktır. Ona kitlesel bir tepki gösterilmesi, tabanlarını kıçına vura vura oradan sıvışmasına yeter çoğu durumda. Ama o basit tepki gösterilmezse, şeytan herkesi ele geçirir bir şekilde ve ilerlemeye, hayatın daha büyük bir bölümünde egemen olmaya, tecavüzlerini daha fazla meşrulaştırmaya ve normlaştırmaya devam eder. Kanun ve kural haline gelir. Reel yaşam etiği haline gelir. Tıpkı hayatımızın genelinde şahitlik etmekte olduğumuz gibi. Örneğin ABD ve İsrail devletlerinin, onların ordularının, açık ve gizli servislerinin tüm dünyada yıkımı, işkenceyi, fakirliği, nefreti, bölünmeyi yaymaya çalışması ve diğer devlet ve orduların da bu global faşizmin yerel bayileri olarak bu projeye hizmet edip kendi grubuna/halkına işkence etmeye ve faşizme boyun eğdirmeye çalışmaya devam etmesi gibi.

“4. yoğunluk sevgi yoğunluğudur" der Ra. Sevgi ve/ya anlayış yoğunluğu. Birlik seviyesidir. İlgili tüm bireylerin gerçek bir aile olması birbirini var gücüyle koruyup savunması seviyesidir. Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için seviyesidir. Karanlığın epeyce egemen olduğu 3. yoğunluk ortamımızda bu cehenneme son vermenin, sonsuza kadar geride bırakmanın eşsiz yolu ve yöntemidir.

Türk-Kürt-Laz-Ermeni-Süryani, Alevi-Sünni, Sağcı-Solcu diye düşmancıl kamplara bölünmeden, hepimizin aynı ve tek ortak bir tecavüzcünün tecavüzüne ve travmalarına maruz kalmakta olduğumuza uyanıp, böyle devam edersek kanımızın son damlasına kadar tüketilip ya yok olacağımızı ya da negatifliğe asilimile olacağımız gerçeğiyle yüzleşip bir karar vermemiz gerekiyor.
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2013 :  14:08:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Orentaktif karakter, Zentaktif karakter, Amentaktif karakter, Pentaktif Karakter, Naketaktif Karakter...

Neden böyle sonu gelmez bir teknik terim üretim çabasına giriştiğinizi anlamıyorum. Cenap bey ve öğretisini veya öğretilerini kastediyorum. Türkçe'de durumumuzu sade ve anlaşılır şekilde ifade edecek terimler eksik mi, yok mu, tükendi mi? Söyleyeceği sözü böyle binbir türlü kılıfa sarmak neye hizmet ediyor? Söyleyeceğini anlaşılması biraz zor hale getirip saldırgan odakların dikkatini saptırmaya ve böylece bir çeşit savunma duvarı oluşturmaya mı?

Mesele sadece en somut manasıyla yeni teknik terim duvarları örmeyle sınırlı değil. Hayatın somut gerçekleriyle ve sorunlarıyla yüzleşmekten kaçma gibi bir mesele var. Ve bu en iyicil ifadesi. Bunun daha ciddi bir karşılığı insanları da gerçeklikle yüzleşmekten uzaklaştırma olabilir örneğin. Öyle mi, öyle değil mi, bu anlaşılmalı artık. Sanal boyutlardan, yüce spiritüel yüksekliklerden hitap etmeye bir son vermelisiniz bence. Şimdi ve burada, her gün, milyarlarca insanın her gün burun buruna olduğu gerçeklikleri konuşabilmelisiniz. Yoksa sapmış ve saptırıcı olmaktan kurtulamazsınız. Kendinizi ve başkalarını kandırıyor olursunuz.
Go to Top of Page

serkan.yalcin


6 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2013 :  23:29:51  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili Bozadi,
Tepkilerinizi anlıyorum,fakat bahsettiğiniz gerçeklerden sizin gibi olmasa da bir şekilde bahseden, tepki veren pek çok insan var.Fakat kolektif bir biçimde bunları seçenler de muhtemelen aynı insanlar..Yani bu şekilde tepki vermek çözüme katkı sağlamıyor bence,işin arka plan kodlarını bilgiyle çözen ve yüksek farkındalıklı bir kitleye ihtiyaç var.

Bizler, bence bir denizin içinde yüzen balıklar gibiyiz. Nasıl bir balık, denizin içinde olduğunu bilemezse (ki hayatı boyunca içindedir,onun için hava gibi doğal ve farkındalığının dışında doğal bir ortam olmuştur) bizler de bu dünya ortamının o denli içindeyiz. Fakat bizim balıktan bir farkımız var,Özümüz- Yüksek benliğimiz farkındalıksız halden kurtarabilmek için zaman zaman şokluyor, Adeta filmin içinde bir karakterken, çıkıp filmi-bir anlığına-dışarıdan izliyoruz.Bu öyle bir oyun ki aynı anda hem hakikatlerin ifade edildiği tiradların, hem de oyun içinde başka, daha ufak oyunlardan bahseden suflelerin fısıldandığı bir oyun,bu dünya sahnesi..

Eğer değişim istiyorsak, suyun kimyası değişmeli, ama suyun içinde yaşayıp nefes alırken o farkındalıkla suyu değiştiremeyiz, değişimi sağlamak için suya yukarıdan bakabilmemiz gerekir.Göksel bilgilerin de amacı bu farkındalığı sağlayabilmektir.

Bahsettiğiniz olguları yaşayan milyonlarca insanın olması,ve hatta sizin bizim de içinde olmamız, yaşamamız,Bu oyunu daha hakiki yapmıyor, ama evet daha inandırıcı yapıyor.Bu yaşanan olgular evreni adeta bir matrix kuruyor.Eğer bu matrixi yırtmak istiyorsak bunun tek yolu bilgidir, maskeleri düşürmektir...Göksel bilgiler,dinler, tasavvuf yüzyıllardır bunun için devrede tutulmuştur.

Axoy RA Bilgelik öğretisi de bu matrixin kodlarını en ince arka plan noktalarına kadar açıklayabilecek bir bilgi muhtevasıdır. Her bilgi kendi kavramını aktarmak için kendi terminolojisini aktarmak durumundadır.Bu ruhsal bilgilerde de, dini bilgilerde de böyledir.Terminolojiyi yargılamak yerine önyargısızca içine girebilirsek herşeyin daha açık hale gelebileceğini düşünüyorum.

Terminoloji bilginin aynı zamanda ulaşabileceği menzili de belirtmektedir.Bunu şöyle sembolize edebiliriz: Bir televizyona 1 metre uzaktan baktığımızda ekranda görünen figürleri tanıyabiliriz.Yarım metre mesafeden baktığımızda figürlerin yanısıra piksellerin renk değişimleri de farkedilebilir. Fakat içinizdeki bilgi arzusu arttıkça ve o piksellerin de arkasındaki teknolojiyi merak ederseniz, o zaman çok daha derine bakmanız ve hatta belki de özel elektriksel ölçüm cihazlarıyla bakmanız gerekecektir.Gördüklerinizi tanımlamak için yeni terimler öğrenmek zorunda kalabilirsiniz.Bir başkasına anlatabilmek için de o terimleri aktarmazsanız, bilginin eksik ve kifayetsiz ifadeleneceğini bilirsiniz....

Sevgi ve saygılarımla...


Edited by - serkan.yalcin on 18/01/2013 01:45:57
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/01/2013 :  12:07:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Tepkilerinizi anlıyorum,fakat bahsettiğiniz gerçeklerden sizin gibi olmasa da bir şekilde bahseden, tepki veren pek çok insan var.Fakat kolektif bir biçimde bunları seçenler de muhtemelen aynı insanlar. Yani bu şekilde tepki vermek çözüme katkı sağlamıyor bence...
Sevgili serkan.yalcin, burada çok muğlak, bir çırpıda yargılayıp kaçan bir yorumda bulunmuşsunuz. Konularımız spesifiklik ve netlik gerektiriyor. Yaptığınız bu yorumda muğlak olan, sisli, problemli olan nedir ifade etmek istiyorum:

Önceki mesajımda bahsettiğim problem veya problemlerden (“benim gibi olmasa da”) bahseden, tepki veren pek çok insan olmasının bu problemlerin çözümüne bir katkısı olmadığını, hatta bizzat bu insanların bu problemlerin meydana gelmesini sağladıklarını iddia ediyorsunuz.

Yahu, bu tür problemleri tartışanlar arasında aslında bu problemlerin varlığından nemalananlar, bu problemlerin varlığını (açık veya örtülü bir şekilde) sürdürmek isteyenler var diye, kalkıp o problemleri konuşmaktan, tartışılmaktan, ele almaktan kaçmak ve bunları konuşan tartışan tüm kitleyi yadırgamak da neye hizmet ediyor şimdi? Şeytanların istediği de bu değil mi? Meseleleri hakkıyla, gerçekten çözümleme amacıyla konuşacakları azaltmak ve böylece meydanı o şeytanlara bırakmak?!

Eklenti:
Yani bu şekilde tepki vermek çözüme katkı sağlamıyor bence, işin arka plan kodlarını bilgiyle çözen ve yüksek farkındalıklı bir kitleye ihtiyaç var.
Ben ne yapıyorum burada? Tüm memleketi birinci dereceden etkileyen bir meselenin yüzeysel duygusal taraftarlığından uzak durup meselenin arkaplanında olan biten asıl katalizörleri tartışmıyor muyum? Bunu yapan kaç kişi tanıyorsunuz? Bunu yapanlar artsa, mümkün olduğunca organize olup topluma bu konuda özenle bilgi sunsa, bu bilgileri alan, durumun farkına varanların sayısı arttıkça, şeytanların nemaları azalacaktır. Bilgi bilgi deyip duruyoruz hepimiz, işte yaşanan kanlı-canlı meselelerin de sahneden/toplumdan uzak tutulmaya çalışılan bilgileri-gerçekleri var ve ben de bunları konuşuyorum, tartışıyorum.

Sahte sebeplerle zaman içinde bir yalan beslenip milyonlarca insan öldürülüyor, binlerce aile parçalanıyor, akan kanın, açılan yaraların haddi hesabı yok. Meselenin arkaplan gerçeklerini tartışanların sesi kuru gürültüde, silahların ve nefretin sesiyle bastırılmaya çalışılıyor, siz kalkmış meseleyi konuşan tartışan herkesi meseleyi yaratmakla itham ediyorsunuz. Bu kolaycılıktır, kaçışçılıktır. Şeytanların baskısına, tehdidine boyun eğmektir. Tekrarlıyorum; her zaman geri çekilmenin, olağan hayattan yalıtılmanın, dinlenmenin, toparlanmanın da gereği vardır ama bu sürekli olamaz. Meydandan sürekli uzak durulamaz. Yangın gelir eninde sonunda sizin o diyardaki mecranızı da bulur yakar.

Ülke gündemini, ait olduğumuz insanlık kitlesinin reel durumunu konuşmaktan, tartışmaktan sürekli kaçarak, sahte spiritüel boyutlarda problemsizlik ve yükselme varsayımıyla gerçek bir hizmet sunulamaz. Şeytanların baskısı bu yönde zaten; “olaylara karışmayın, meydanı bize bırakın, gidin yalıtık mecralarınızda hayali çözümler üretin, kendinizi ve başkalarını oralardan bol-kepçe kurtarın..."


Eklenti:
Bizler, bence bir denizin içinde yüzen balıklar gibiyiz. Nasıl bir balık, denizin içinde olduğunu bilemezse (ki hayatı boyunca içindedir,onun için hava gibi doğal ve farkındalığının dışında doğal bir ortam olmuştur) bizler de bu dünya ortamının o denli içindeyiz. Fakat bizim balıktan bir farkımız var,Özümüz- Yüksek benliğimiz farkındalıksız halden kurtarabilmek için zaman zaman şokluyor, Adeta filmin içinde bir karakterken, çıkıp filmi-bir anlığına-dışarıdan izliyoruz.Bu öyle bir oyun ki aynı anda hem hakikatlerin ifade edildiği tiradların, hem de oyun içinde başka, daha ufak oyunlardan bahseden suflelerin fısıldandığı bir oyun,bu dünya sahnesi..
Evet, elbette herşey bir oyun, bir ilüzyon... Ama o hayat oyunu ve ilüzyonu aynı zamanda hepimizin gerçeği. Bu durum burnumuzun dibinde her gün olan biten aşağılık şeytani müdahalelere kıçımızı dönmek için mazeret değil.

Eklenti:
Eğer değişim istiyorsak, suyun kimyası değişmeli, ama suyun içinde yaşayıp nefes alırken o farkındalıkla suyu değiştiremeyiz, değişimi sağlamak için suya yukarıdan bakabilmemiz gerekir.Göksel bilgilerin de amacı bu farkındalığı sağlayabilmektir.
Size evrensel/sonsuz gerçekleri bilmeyin, tatmayın, araştırmayın, bulmayın, yaymayın diyen yok ama o bilgilerin ilhamını, farkındalığını, desteğini alıp "reel" problemlere ışık tutmanız gerekiyor, o problemlerin varlığını inkar etmeniz veya bunları konuşup tartışanları problemin kaynağı olarak itham etmeniz değil.

Binlerce yıldır dünya insanlığına zulm eden son derece negatif güdümlü faşist bir grup var dünyada. Onlar insanları bölmeye, parçalamaya, birbirine düşürmeye çalışıyor. İnsanların hayatlarını parçalıyorlar, zayıflatıyorlar, aşağılıyorlar ve sonra da bunun sebebi olarak başka bir halk kesimini gösteriyorlar. Böylece çeşitli halk kesimleri sürekli birbirine düşürülüyor. Bu oyun tarih boyunca oynandı ve bugün ve bu saat halen oynatılmaya devam ediyor. Ve bu işin arkaplanını bilenler, kimin kime ne yapmaya çalıştığını gerçekten bilenler, bunu o insan kitlelerine söylemeli, onları uyandırmalı. Sahte düşmanlıklara gark olup asıl düşmanı gözden kaçırmamaları için. Kendilerini gerçekten korumayı öğrenmeleri için. Şeytana karşı diğerleriyle birlik/aile olmaları gerektiğini görebilmeleri için.

Siz bu ülkedeki halkın, insan kitlelerinin somut hayat gerçeklikleri içindeki sorunların aslına ışık tutmazsanız, sadece durup “nefreti, kini, düşmanlığı bırakmalıyız” derseniz bu ne halta yarar! Zaten haddinden fazla kızgınlık, nefret içindeler! Bunu bir anda ortadan kaldırabileceğinizi veya bunun bir anda durdurulması gerektiğini mi sanıyorsunuz? Tüm yapılması gereken şey asıl negatif niyet merkezini/bireylerini/gruplarını görüp, yaptıklarını nasıl yaptıklarını anlayıp, o birikmiş nefreti, kızgınlığı da o şeytanların çevirdikleri oyunları durdurmakta kullanmaktır. İnsanların faşizan yaşam koşulları ortadadır. Çamurda oynayıp kirlenmemek nasıl mümkün değilse, bu koşullarda yaşayıp kızgınlık, nefret duymamak o kadar imkansızdır. Tüm yapılması gereken şey, nefreti, kızgınlığı asıl körükleyen çevreleri ve faaliyet yöntemlerini teşhis edip, geliştirilen oyunlara zamanında topluca dur diyebilmektir.


Eklenti:
Bahsettiğiniz olguları yaşayan milyonlarca insanın olması,ve hatta sizin bizim de içinde olmamız, yaşamamız,Bu oyunu daha hakiki yapmıyor, ama evet daha inandırıcı yapıyor.Bu yaşanan olgular evreni adeta bir matrix kuruyor.Eğer bu matrixi yırtmak istiyorsak bunun tek yolu bilgidir, maskeleri düşürmektir...Göksel bilgiler,dinler, tasavvuf yüzyıllardır bunun için devrede tutulmuştur.
Siz içinde bulunduğunuz yaşam gerçeklerinize körlük taslayıp hayal muamelesi yaparsanız, hayatınız hiçbir zaman gerçek olmaz. Matrix’i bilgiyle yırtmaktan bahsediyorum ben de! Maskeleri düşürmekten bahsediyorum ben de! Ama siz kimin maskesini düşürdünüz söyler misiniz?

Eklenti:
Axoy RA Bilgelik öğretisi de bu matrixin kodlarını en ince arka plan noktalarına kadar açıklayabilecek bir bilgi muhtevasıdır.
Sizin şimdiye kadar söylediğiniz ettiğiniz şeyler Axoy Ra Bilgelik öğretisini temsil ediyorsa, bu öğretinin insanlığın hayrına olduğuna inanmıyorum. “Atlanta Ra”... “Axoy Ra”... gibi adlandırmalar ve sonsuz yeni teknik terim zincirleri bana sonsuz derecede sahte ve güvensiz geliyor.

Eklenti:
Her bilgi kendi kavramını aktarmak için kendi terminolojisini aktarmak durumundadır.
Zaten bilinen ve yeterince doğru ve isabetli şekilde ifade edilebilen şeyler için yeni teknik terimler üretmek anlamlı değil. Veya negatif manada anlamlı. EN son komple yeni bir dil ürettiniz okuduklarımdan anladığım kadarıyla. İş bu noktaya varmış. Sizin bir parçası olduğunuz gerçek insanlık kitlesinin gerçek problemlerine ışık tutmak gibi bir derdiniz olduğunu sanmıyorum.

Ben size ne söylersem söyleyim, gerçeklerin bir yanına ısrarla körlük taslamaya ve bunun için binbir dereden mazereler getirmeye çalışacağınızı görebiliyorum. Yanlış anlıyorsam da vebali boynumdadır.

Bu kadarı yeterli. Üyeliğiniz durdurulmuştur. Ve bundan sonra öğretinize mensup hiçbir şahsın gelip bu forumda sözde öğretinizin reklamını ve saptırmalarını pazarlamasına izin verilmeyecektir.
Go to Top of Page

lalande


35 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/01/2013 :  01:37:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Merhaba;
Yazışmaları bir çırpıda okudum.Çünkü benim en çok kafa yorduğum bir noktaya değinilmiş.Kişisel gelişim girdabına girdiğim günden beri duyduğum --affet,yargılama,tecavüz edende görevini yaptı saygı duy,anlamasanda kin,nefret duyma-- gibi örnekleri çoğaltılacak tuhaf önerilerin bizi ne kadar huzurlu kılacağını düşünüp duruyorum.Ama bozadinin şu sözleri beni biraz rahatlattı;

“Kin nefret öfke kızgınlık kıskançlık alınganlık hırs ihtiras haset gibi bütün olguların bırakılması” gibi bir ifade kullanıyorsunuz, yine öğrenilmesi gereken bir ders anlamında. Özellikle de eleştirdiğim bir önceki ifadenizle birlikte ele alındığında, bu tanım bana göre insanlığın gerçek manada uyanışını kolaylaştırmada değil, çarpıtmada daha fazla kullanılan bir yaklaşım biçimidir. Hem 3. yoğunluk hem de 4. yoğunluk negatif varlıklarının insanlığın geneline anestezik bir uyuşturucu olarak zerk etmeye çalıştığı, içi büyük ölçüde boşaltılmış bir tavsiyedir. Tıpkı Allah ve Sevgi gibi kavramlarının içlerinin feci şekilde boşaltılması gibi.''

İçi boşaltılmış kavramlar..Bu durum bundan daha iyi ifade edilemezdi herhalde.Neyi affedeceğim? Dünya yanıyorken ben neyi affedeceğim? Karanlığa karşı sağlam bir duruşu olmalı ışığın.Tamam gerektiğinde affedeceğizde,yargılamayacağızda...Ama bir yanlış varsa bu yanlışa dur demek gerekir.Zihnimizi,ruhumuzu sevgi ve ışık terimlerini kullanarak zehirlemeye çalıştıklarını düşünüyorum.Büyük ölçüde başarıyorlarda.Savaşmak gerekiyorsa savaşmak zorundayız.Ama bunu bozadininde dediği gibi yıkımla,kıyımla yapmayız.Haklarına,ırzına tecavüz edilen insanlar,halklar ve/veya hayvanlar içinde sonsuz sevgi,barış,affet kisvesi altında donmuş beyinler olarak tepkisiz kalamayız.Lafı çok uzattım.Kısacası ben inanmıyorum bu balon kişisel gelişim öğretmenlerine ve merkezlerine.Her gün bir yenisi türüyor.Dikkatli olmak gerek.Aydınlatıcı yazıların içinde teşekkürler bozadi...sevgilerimle


BİZDEN UZAK OLMAYAN BİR DENİZ VAR... GÖRÜNMEZ AMA GİZLENMİŞ DEĞİL.
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/01/2013 :  18:10:35  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen lalande

İçi boşaltılmış kavramlar..Bu durum bundan daha iyi ifade edilemezdi herhalde.Neyi affedeceğim? Dünya yanıyorken ben neyi affedeceğim? Karanlığa karşı sağlam bir duruşu olmalı ışığın.Tamam gerektiğinde affedeceğizde,yargılamayacağızda...Ama bir yanlış varsa bu yanlışa dur demek gerekir.Zihnimizi,ruhumuzu sevgi ve ışık terimlerini kullanarak zehirlemeye çalıştıklarını düşünüyorum.Büyük ölçüde başarıyorlarda.Savaşmak gerekiyorsa savaşmak zorundayız.Ama bunu bozadininde dediği gibi yıkımla,kıyımla yapmayız.Haklarına,ırzına tecavüz edilen insanlar,halklar ve/veya hayvanlar içinde sonsuz sevgi,barış,affet kisvesi altında donmuş beyinler olarak tepkisiz kalamayız.Lafı çok uzattım.Kısacası ben inanmıyorum bu balon kişisel gelişim öğretmenlerine ve merkezlerine.Her gün bir yenisi türüyor.Dikkatli olmak gerek.Aydınlatıcı yazıların içinde teşekkürler bozadi...sevgilerimle
Desteğiniz için ben de size teşekkür ediyorum sevgili lalande.

Maalesef sevginin, kabullenmenin, bağışlamanın anlamını feci şekilde çarpıtan pek çok kaynak var zamanımızda. Ve hayatı insanlığa dar eden negatif güçler çokça yararlanıyor bu kavramların çarpıtılmış anlamlarının propagandasından.
Go to Top of Page

bigsenfoni


1112 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 22/03/2013 :  19:51:53  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Sevgili bozadi seninle gurur duyuyorum

Yaptigin elestrileri ve aciklamalari dogru bilginin/isigin nasil ''birseviyede'' karanliga karsi savastigi ve senin elindeki isiktan/özbilgiden olusan kirbacinla karanligi nasil püskürttügünü gördügümde senden gurur duydum.

Bunun disinda su teknik terimler konusunda bir kac sey yazmadan gecemiyecegim.Bu taktigi genelde negatif eyilimli politikacilar, saptirici beyin bulandirici ve kafa karistirici yazarlar kullanir;amac yüzeysel pozitifmis gibi veya bilgi verirmis gibi yapilan konusmalarin veya yazilarin altindaki negatifligi ve asil verilmek istenen manipulatif bilgiyi güclendirmek.Bunu kavrayabilmek icin insan beyninin nasil calistigini ve ögrendigini biraz aciklamam gereklli;

Örnek olarak Hava durumu sunuculugunu yapan bir spiker;Ege bölgesinde yogun saganak yagislarindan kaynaklanan seller olacak (yerine) Ege bölgesinde yogun saganak yagislarindan kaynaklanan özellikle ''Akitard'' bölgelerde seller olacak, derse insan beyni o cümleyi anlamadigi icin kesinlikle akilda tutamiyacak veya ögrenemiyecek veya o akitard kelimesi bilinmedigi icin bütün cümle kavranilmaz hale gelecektir.iste böylece bu tür tekniklerle yapilan bütün konusma/yazi altindaki sadece telkin edilmek istenen, asil negatif düsünce güclendirilerek insanlara empoze edilir.Bu sekilde bir saatlik bir konusmada sadece empoze edilmek istenilen düsünceler insan bilincine gönderilir yada bu teknik bir kitapta kullanilmissa (özellikle okullarda izin verilen ders kitaplarini incelemek lazim yüzeysel olarak ayri bir resmi, bilinc altina gönderilen ayri bir resmi var veya yaratilabilir) 100 sayfanin fadece 15 sayfasi kavranir.

iste böyle birsey :-)



Mühendislik jeolojik terimlerden olan Akitard:Çok yavaş su geçirme özelliğine sahip, yarı geçirimli toprak oluşumlara verilen addır.

Saygilar sevgiler...










DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET... OSHO
Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/03/2013 :  12:44:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Sevgili bozadi seninle gurur duyuyorum

Yaptigin elestrileri ve aciklamalari dogru bilginin/isigin nasil ''birseviyede'' karanliga karsi savastigi ve senin elindeki isiktan/özbilgiden olusan kirbacinla karanligi nasil püskürttügünü gördügümde senden gurur duydum.
Teşekkür ederim sevgili bigsenfoni. Bu ortamda birlikte gerçek birer BH varlığı olma, yani gerçek bir aile olma yolunda ilerlediğimize inanıyorum. Varlığın, desteğin için çok teşekkür ederim.

Eklenti:
Bunun disinda su teknik terimler konusunda bir kac sey yazmadan gecemiyecegim.Bu taktigi genelde negatif eyilimli politikacilar, saptirici beyin bulandirici ve kafa karistirici yazarlar kullanir;amac yüzeysel pozitifmis gibi veya bilgi verirmis gibi yapilan konusmalarin veya yazilarin altindaki negatifligi ve asil verilmek istenen manipulatif bilgiyi güclendirmek.Bunu kavrayabilmek icin insan beyninin nasil calistigini ve ögrendigini biraz aciklamam gereklli;

Örnek olarak Hava durumu sunuculugunu yapan bir spiker;Ege bölgesinde yogun saganak yagislarindan kaynaklanan seller olacak (yerine) Ege bölgesinde yogun saganak yagislarindan kaynaklanan özellikle ''Akitard'' bölgelerde seller olacak, derse insan beyni o cümleyi anlamadigi icin kesinlikle akilda tutamiyacak veya ögrenemiyecek veya o akitard kelimesi bilinmedigi icin bütün cümle kavranilmaz hale gelecektir.iste böylece bu tür tekniklerle yapilan bütün konusma/yazi altindaki sadece telkin edilmek istenen, asil negatif düsünce güclendirilerek insanlara empoze edilir.Bu sekilde bir saatlik bir konusmada sadece empoze edilmek istenilen düsünceler insan bilincine gönderilir yada bu teknik bir kitapta kullanilmissa (özellikle okullarda izin verilen ders kitaplarini incelemek lazim yüzeysel olarak ayri bir resmi, bilinc altina gönderilen ayri bir resmi var veya yaratilabilir) 100 sayfanin fadece 15 sayfasi kavranir.


Dikkat edilmesi gereken birşey. Bir sürü ıvız-zıvır içinde temel olarak manipülatif/saptırıcı mesajların veya ipuçlarının verilmesi durumuna karşı uyanık olmak gerek.
Go to Top of Page

bigsenfoni


1112 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/03/2013 :  18:03:38  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  bigsenfoni Kullanıcısının kişisel sayfasını Ziyaret edin  Alıntı Ekle
Bizleri bu ortamda bulusturdugunuz icin asil ben gönülden tesekkür ederim.


DENEYİMİNE DAYALI OLMAYAN HER ŞEYİ SADECE BİR VARSAYIM OLARAK KABUL ET... OSHO
Kalbiniz temiz,gözünüz acik olsun.
Go to Top of Page

maskesiz


384 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/04/2013 :  12:39:33  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yazdıklarınıza gönülden katılıyorum.İyi ki varsınız.Sevgiyi ve ışığın yolunu karmasık yeni terimlerle anlatmanın pek manası yok.Kişisel gelişim merkezleri hepsini suçlayamam ama bir çoğu içi boşaltılmış ego yığını bildiğim birşey var ki kurmaya çalıştıkları inşa ettikleri negatifliğin altında ezilip yok olacaklar sonra isim değiştirecekler yeni terimler bulacaklar,kendi dillerini oluşturacaklar ne fayda....

Sevgi ve ışığın önünde saygıyla eğiliyorum.
Go to Top of Page

rsamur


9 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/07/2013 :  17:22:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"Bunun disinda su teknik terimler konusunda bir kac sey yazmadan gecemiyecegim.Bu taktigi genelde negatif eyilimli politikacilar, saptirici beyin bulandirici ve kafa karistirici yazarlar kullanir;amac yüzeysel pozitifmis gibi veya bilgi verirmis gibi yapilan konusmalarin veya yazilarin altindaki negatifligi ve asil verilmek istenen manipulatif bilgiyi güclendirmek.Bunu kavrayabilmek icin insan beyninin nasil calistigini ve ögrendigini biraz aciklamam gereklli;"

Bu noktada bir paylaşımda bulunmak istedim; Kavram kargaşasının mantığını öğrendiğim bir olayı anlatmak istiyorum. 20 yıl kadar önce bir miras işlemleri için ağabeyim, "sen tahsilli adamsın şu işleri hallediver" dediğinde hayır deme lüksüm olmadığını biliyordum. Adliye binasına gittiğimde, "Dilekçe yazıp kaleme ver dediler" kağıt kalem arama telaşına düştüğümde, bu işleri daha kolay halledebileceğim düşüncesiyle yıllardır görmediğim avukatlık yapan çocukluk arkadaşıma gittim. Hal hatır faslından sonra, Hukuk sisteminin ne kadar anlaşılmaz olduğundan konuya girip, neden bu dili sadeleştirmediklerini sordum. Daha anlaşılır bir dilde yazılsa da sade vatandaşta işini kendisi halletse olmazmıydı. Hem böylece mahkemelerinde yükü azalırdı. Üniversitede hukuk dersleri almama rağmen basit bir "veraset intikal" yani miras paylaşımı sorunumu bile kendim halledemediğimi ve bu yüzden kendisine geldiğimi söyledim. Beni sabırla dinledikten sonra açıklama yapmak için arkasında duvarda asılı bulunan çerçeve içindeki yazıyı okumamı istedi. O ana kadar farketmediğim çerçevede "Danışma ücrete tabidir. Vizite 100 TL(rakam yanlış olabilir)" yazıyordu. Düşüncelerime karşılık söylediği bir cümleydi, "Herkes hukuğu anlasaydı biz nerden ekmek yiyeceğiz dostum. "
Velhasıl herşey ekmek davasıdır. Bu durum bilimde, sanatta, eğitimde, tıpta, dinlerde, hatta mutfakta(aşçılar bile yemeklerin tam tarifini vermez)böyledir.

Edited by - rsamur on 01/07/2013 17:26:58
Go to Top of Page

bozadi


9835 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/07/2013 :  12:03:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Deneyiminizi ve değerlendirmenizi paylaştığınız için teşekkürler sevgili rsamur. Foruma hoşgeldiniz.

Bilginin karmaşıklaştırılması, saptırılması, özelleştirilmesi, insanları kontrol altına alma amaçlı olarak kullanılması çok üzücü ve çok yaygın gerçekten.

Türkiye'deki din, eğitim, hukuk, askerlik, siyaset, iş dünyası ve aslında her türlü idari sistemde ne yazık ki dünya genelinde egemen olan ama çoğu zaman yüzünü doğrudan göstermeyen faşist idarenin varlığını görmek, sezmek çok kolay. Buna sevineyim mi, üzüleyim mi bilmiyorum. Hep denir ya, Batı'da, Avrupa'da devletler insana insan muamelesi yapıyor, daha demokratikler diye. Ben bunun da gerçekliğine hiçbir zaman inanmadım açıkçası. Yani bir yönüyle öyle olabilir ama temelde tüm dünyada aynı faşizm hayatının her alanında baskın. İşte, Avrupa dediğimiz şey sallanıyor artık. Çünkü temelleri hiçbir zaman sağlam değildi zaten. Milyonlarca insan sürekli protesto gösterileri yapıyor ve bu protestolar dünya geneline de yayılıyor. Belki protesto / sorgulama öncülüğü ve cesareti anlamında Avrupa toplumu (elitistler ve onlarla ortaklık edenler dışında) takdiri hak ediyor.

Avrupa'da ve dünya genelinde hakim olan faşist güçlerin etkisi Türkiye'de her zaman çok daha açık, çok daha doğrudan, çok daha acımasız bir şekilde hissedilebiliyordu. Resmi hayatta, dinde, askeriyede, eğitimde, iş dünyasında, kısacası hayatın hemen hemen her yönünde demokrasinin, özgürlüğün, adaletin, eşitliğin ne kadar sahte kavramlar olduğunu herkes çok erkenden ve güçlü bir şekilde öğreniyor burada bence. Hem üzülüyor, hem de seviniyorum buna. Seviniyorum, çünkü gerçekle yüzleşmek isteyenler için büyük bir imkan bu aynı zamanda. Gözümüzün önünde oynatılan sahte ve şeytani hayat filminin sahteliğine ve şeytaniliğine uyanmayı kolaylaştırıyor bunu yapmak isteyenler için. Ya tam uyan, ya tam uyu diyor adeta.

Çamurda oynayıp kirlenmemenin mümkün olmaması gibi, aslında hepimiz kötülük dediğimiz, ego dediğimiz şeyi o veya bu şekilde, o veya bu derecede içimizde taşıyoruz. Bizi bir büyük aile haline gelip kendimizi her tür negatif dış müdahaleye karşı koruma konusunda engelleyen başlıca şey bu elbette.

Hem kendi ülkemizin siyasetinde, hem dünya siyasetinde, onlar gibi olmamızı ve köleleri olmamızı isteyen karanlık güçlerin etkilerinin giderek daha aleni hale gelmesi de beni hem korkutuyor, hem de sevindiriyor. Sevindiriyor, çünkü gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor. Köşeye sıkışan bir kedinin hayatta kalma refleksiyle normalden çok daha cesur hamleler yapabilmesi gibi, faşizmin, kötülüğün yüzünü ve binlerce yıldır hayatlarımızın derinlerine kök salmış etkilerini fark edip yüzleştikçe, belki biraz korkacağız, ümitsizliğe kapılacağız ama aynı zamanda, özellikle de bir aile olarak dayanışmak suretiyle ona karşı kendimizi koruyabilme adına ne kadar gücümüz varsa ortaya çıkarabileceğiz, çıkarmak zorunda kalacağız. O gücün kendimizi her türlü kötülüğe karşı korumak için fazlasıyla yeterli olacağına inanıyorum. Sadece gerçek bir aile olmamız gerekiyor. Diğer bir ifadeyle, zaten aile olduğumuzu, bu gerçeğin farkına varmamızın engellenmeye çalışıldığını ve bu güzel gerçeğin farkına varmamız gerektiğini.
Go to Top of Page
  Önceki Konu Mesaj Sonraki Konu  
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,19 saniyede oluşturuldu.