Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Felsefe Kulübü
 Felsefeyi netleştirmek...
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 11

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/10/2018 :  12:20:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İlüzyonun içinde ve onun yoğun tesirleri altındayken, “İlüzyondan çekilme” diyebileceğimiz birşey yapılabileceğini ve yapılabildiğini sanıyorum. Aslında “meditasyon” denen şeyden kastın, niyetin de bu olduğunu düşünüyorum ama benim bu şimdi tanımlamaya çalışacağım şey ne ölçüde meditasyon ve ne ölçüde “İlüzyondan çekilme” teşkil ediyor, emin olamasam da, “niyet” anlamında o yönde olduğuna inanıyorum. İleriki günlerde ve sizlerin olası görüşleri, geribildirimleri, eleştirileri yoluyla gerekli düzeltmeleri, geliştirmeleri yapmak üzere, huzur/güven/moral tazelemeye yönelik bir düşünce ve inanç pratiğini tasvir etmeye çalışacağım. Bu zaman zaman hepimizin üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak düşündüğü birşey muhtemelen.

Dikkatini İlüzyona vermeyi bırakıp ebedi, daha doğrusu “zamansız” Varlık’a verme pratiği. Varlık’a gösterilen “dikkat”, aslında Varlık’la “özdeşlik/birlik” farkındalığının ve deneyiminin önünü açacaktır. Tabi bunun için Varlık’ın anlamının bunun gerektirdiği şekilde bilinmesi, inanılması, güvenilmesi gerekir. Ama bunun bir anda gerçekleşme gerekliliği veya zorunluluğu yok. Bu aynı zamanda bir test veya deneyim süreci olarak da düşünülebilir. Varlık acaba gerçekten elimizdeki kaynakların verilerinden edindiğim izlenimlere dayalı olarak tasvir ettiğim gibi mi?

Ben bu hususta agnostik değil, gnostik eğilimliyim, eğer bu kavramları yanlış yorumlamıyorsam. Yani mutlak gerçeğin (ve mutlak gerçek diye birşey olup olmadığının) “bilinmez” hatta “bilinemez” olduğu görüşünü değil, “bilinir, bilinebilir” olduğunu, hatta “bilinmesi gerektiğini” düşünüyorum. Ayrıca Mutlak Gerçek’in güvenilebilirliği, sevilebilirliği, özdeşleşilebilirliği konusunda da gnostik (“bilinir ve bilinmeli”ci) ve olumlu “görüş” sahibiyim. Görüş diyorum, çünkü bu konuda belirli bazı izlenimlerim ve inançlarım olmakla birlikte, bu izlenimi, inancı ve farkındalığı çoğu zaman güçlü ve derin bir şekilde “yaşamıyorum”. Ama artık kendimdeki bu samimiyetsizliği, tembelliği, verimsizliği yenmek istiyorum.

Bu pratik, sizin Varlık’la (Varlık’ın özüyle ve o özün ilüzyonik uzantısı da dahil bütünüyle) “bir” olduğunuz inancına veya bu inancı, bu olasılığı deneme, inceleme niyetine sahip olmanızı gerektiriyor. Siz de kesinlikle hariç olmamak üzere, Varolan herşeyin gerçekten “bütün” ve “bir” olduğunu hatırlayın, eğer böyle bir inanca, farkındalığa sahipseniz veya bu inancı veya farkındalığı “deneyin”.

Gözlemleyebildiğimiz çevremizde bize Varlık’ın saf özünü gösteren veya temsil eden başlıca şeyin “Güneş” olduğunu düşündüğümden, ben 7Y’yi, yani Varlık’ın saf özünü ve bütününü düşünürken de Güneş’e benzer merkezi ve sonsuz bir ışık küresi hayal etme eğilimindeyim genellikle. Güneş’in elektromanyetik çekim alanı dahilinde bulunan ve Güneş’ten doğmuş ve ona geri dönecek olan şeyleri (gezegenler vs) içeren yaratımsal boşluğu da İlüzyon olarak düşünürüm. Ortadaki Mutlak Potansiyel ile o potansiyelin, o sonsuz sevginin ve farkındalığın “yaratım” dediğimiz süreçte somut şekiller alarak gerçekleştiği veya tezahür ettiği, böylece kendini bilme ve onaylama işlevinin gerçekleştiği İlüzyon da aslında "bir". İkisi birbirinden bağımsız iki ayrı varlık değil, tek. Ama İlüzyonda bireysel özgür irade ve sonsuz bir seçim süreci var; var olmama hakkı ve seçimi bile dahil buna üstelik.

Bizim en büyük handikaplarımızdan biri, kendimizi İlüzyon içindeki lokal gerçekliğimizle ve şartlarımızla aşırı özdeşleştiriyor olmak. Yani sanki “tüm gerçeklik”, bizim şu gezegen üzerinde deneyimlediğimiz şeyden veya şeylerden ibaretmiş varsayımı, izlenimi, inancı. Evet, elbette bu lokal gerçekliğimiz de boş değil, anlamsız değil, o da gerçeğimizin bir parçasını teşkil ediyor ama tüm gerçeklik bu değil kesinlikle. Dezenkarnasyon denen ölüm (dünyaya ölmek) süreçleri olmasa, hep şu dünya üzerinde aynı şartlarda bedenli olarak varlığımızı kesintisiz sürdürebiliyor veya sürdürmek zorunda olsak, asıl o zaman kendi kendimizi gerçekten geri dönüşsüz bir dejenerasyona ve yokluğa sürüklerdik muhtemelen. Ölüm dediğimiz şey olmasa, yok oluşa sürüklenmemiz çok kolay olurdu bu şartlarda! Ölüm tıpkı uyku gibi ruhsal bir dinlenme, rejenerasyon (enerji/varlık tazeleme) imkanı ve zarureti. Tıpkı uykunun o tam olarak tespit edemediğimiz derin bir aşamasında olduğu gibi, ölüm/dezenkarnasyon dediğimiz süreçte, lokal İlüzyon gerçekliğinden uzaklaşıyor veya uzaklaştırılıyoruz, Mutlak Gerçek’in farkındalığının çok daha kolay ve/veya mümkün ve hatta kaçınılmaz olduğu bir düzeye gidiyoruz. Ölümde o yerin 5. yoğunluk olduğu açık. Uykunun o ruhu şarj edici, bir ölçüde şifalandırıcı aşamasında da 5. yoğunluğa mı gidiyoruz bilmiyorum ama sonuçta lokal İlüzyon koşullarımızdan, Mutlak Varlık’a daha yakın bir yere gittiğimiz kesin. Hatta K’lar uykuda Mutlak Gerçek’le bir tür doğrudan temas veya ona benzer birşey olduğunu söylemişlerdi.

Uyku ve ölüm dışında, bu ruhsal/varoluşsal yenilenme ve tazelenmeyi sağlayan başlıca imkan veya uygulama, meditasyon ve yoga denen şey herhalde. Ama güçlü, derin, dengeli, paylaşıma açık ve istekli bir sevinç, huzur, güven, sevgi deneyimi de benzer tesirler yapıyor, o da ilahi (varoluşun özüyle temas veya etkileşim yapan) birşey.

K’ların “zaman yok” diye yaptığı vurguları hatırlayın. Bu konu, bu tanımlamaya çalıştığım pratikle birebir alakalı. İlüzyon’da ve özellikle de bizim 3KH ilüzyonumuzda zaman çok güçlü ve geçerli bir kavram ama niyetimiz, İlüzyon’un üzerimizde oldukça yıkıcı etkiler yapan yönlerini dengelemek amacıyla dikkatimizi İlüzyon’dan Mutlak Gerçek’e çevirmek olduğundan ve Mutlak Varlık’ta zaman olmadığından, zamansızlığı anlamaya ve hatırlamaya niyet etmek, Mutlak Gerçek’i, yani Mutlak Varlığı anlamaya ve hatırlamaya çalışmakla aynı şey aslında.

Bizim için “zamansızlığı”, yani zaman akışı diye birşey içermeyen durumu hayal etmek, onu anlamak ne kadar zor ve hatta imkansız görünüyor, değil mi? İşte, Mutlak Varlık’ı, onunla birliğimizi anlamak da aynı nedenle ve aynı şekilde zor ve imkansız görünüyor.

Aslında şunu belirtmem gerekiyor ki, tüm dikkatimizi %100 oranında İlüzyon’dan ayırıp Mutlak Varlık özüne odaklamanın mümkün ve hatta faydalı olacağından emin değilim. Hem Mutlak/Değişmez Öz’ün, hem de onun bir parçası ve kendisi olan İlüzyon’un aynı anda farkında olmak, ikisinin mutlak birliğinin farkında olmakla ilgili bu fayda sanırım. Yani İlüzyon’dan tamamen bağımsız veya onunla tamamen etkileşimsiz olmak diye birşey mümkün değil gibi görünüyor bana nedense. Önemli olan, İlüzyon’un Mutlak Varlık’tan ayrı ve bağımsız bir varlığı olmadığını hatırlamak, bunun farkında olmak. Çünkü bunun farkında olmadığımızda, bizim 3KH’deki lokal ilüzyon koşullarımızın bazı berbatlıklarının mutlaklığına inanma eğilimi gösterdiğimizde, bu çok hastalıklı sonuçlar doğuruyor ve nitekim pek çok hastalığımızın, depresyonlarımızın, anlamsızlık duygularımızın kaynağı, kökeni de budur bence. Bizi tam yönetimleri altına almaya çalışan KH varlık gruplarının amacı da zaten bu gezegende oluşturdukları şartları tek gerçeklik olarak algılamamız, böylece sonsuz potansiyelle olan özdeşliğimizden, sevgiden, adaletten umudumuzu keserek acizleşip onların “Tanrısal” üstünlüklerine, egemenliklerine, yönetimlerine boyun eğmemiz.

Celselerde KH varlık gruplarıyla ilgili yapılan tanımlamaların pek çoğunda onların “aldatma” sanatına verdikleri önem vurgulanmıştı. “Ardında bir yılanın saklandığı kapıdan görülen bir küp altın” örneğini hatırlayın. Bize maddi bedenin fiziksel duyularıyla alınabilecek zevklere dair yaptıkları reklamları hatırlayın. Şekil değiştirerek veya zihnimize “perdeleyici anılar” yükleyerek kendilerini veya üzerimizde yaptıkları faaliyetleri sanki iyi birşeymiş gibi gösterme çabalarını hatırlayın. “Hologramlar” yoluyla insanlara belirli görüntüler gösterip onları aldatma faaliyetlerine dair yapılan betimlemeleri hatırlayın. Sonuç olarak KH güçleri “İlüzyon” realitesinin sunduğu imkanları bizi aldatıp sömürme doğrultusunda çok etkili bir şekilde kullanabiliyorlar. Onların dünya üzerindeki insan yaşamında meydana getirdikleri kaos ve işkenceler, Evrensel açıdan, daha doğrusu Varoluşun sonsuz enginliği açısından bakıldığında “bir kaşık suda fırtına koparmak” gibi. Kendimizi, daha doğrusu tüm gerçekliği dünya üzerindeki gördüklerimizden ibaret sandığımızda, dünya denen “kaşıkta” koparılan fırtına, bizim zihnimizde sanki tüm varoluşta mutlak bir şekilde meydana geliyormuş gibi algılanır. Ve bu da bizi çok ciddi karamsarlığa, depresyona, ümitsizliğe sürükler doğal olarak.

Yaşam şartlarımızda sürekli tırmandırılan telaş ve hatta dehşet dolu kaosa, aceleye dikkat edin, bu bizim “zamansızlığı” (Mutlak Varlık’ın niteliğini ve onunla özdeşliğimizi, birliğimizi) anlamamızı, dikkatimizi ona vermemizi zorlaştırmak, imkansızlaştırmak amacıyla yapılan şey. Ve “meditasyon” denen şey de bu yüzden ısrarla tavsiye ediliyor, öneriliyor. Biz çoğu durumda bilinçli bir şekilde farkında bile olmadan bilincimize, bilinçaltımıza emdirilmekte olan acelecilik, telaş, karamsarlık ve anlamsızlık duygularının, düşüncelerinin yıpratıcı etkilerini hafifletebilmek için. Yalanın bilincimizdeki zehirli tesirlerini azaltıp Mutlak Varlık’ın zamansız gerçeğinin sonsuz potansiyelinden, yaratıcılığından, şifasından yararlanma imkanını artırmak için.

Ama bilincimizde halihazırda o kadar çok yalan, zehir, kaos, korku, yakıcı telaş var ki ve bu bizi arzu-korku kısırdöngüsünün içine doğru o kadar zorluyor ki, meditasyon dahil tüm ruhsal arınma tekniklerine yaklaşımlarımız da bu arzu-korku döngüsünden etkileniyor. Örneğin pek çok kişi meditasyonda korku deneyimlediğini söylüyor. Bu aslında meditasyonun kendisinin yarattığı veya neden olduğu bir korku değildir, bireyin kendi bilinçaltında birikmiş yoğun korku katmanlarının meditasyonda gizlenememesi, bastırılamamasıyla ilgilidir. Veya korkunun ayrılmaz kardeşi olan arzuyu ele alalım. Meditasyonda düşünce sürecini sakinleştirmek, ebedi, sonsuz, zamansız gerçeğe odaklamak kolay değildir, özellikle de uzun zamandır meditasyon yapıp bu konuda kendinizi geliştirmemişseniz. K’ların “beklenti” dediği konuyla “arzu” konusu aslında aynı şey bence. Evet, hayatta çeşitli aciliyet derecelerinde pek çok ihtiyacımız vardır ama tüm o ihtiyaçlar da en nihayetinde sadece 3KH ilüzyonu içinde bulunan ve pek çok sahtelik içeren ve önemli bir kısmı egosal bir şekilde doğan koşulların yarattığı ihtiyaçlardır. Ve veya, o ihtiyaçlar ne kadar gerçek veya makul olursa olsun, onların karşılanmama olasılığı tüm Varlık’a karşı kızgınlık, nefret, üzüntü, esef duymamıza neden olduğunda, aslında kendimizi kandırmaktayızdır, bu, Varlık’ın ne demek olduğunu, bizim onunla mutlak birliğimizi unutmaktan, bu konudaki bilincimizin dejenere olmuşluğundan kaynaklı egosal bir tepkidir ve hepimiz bu hastalığı şu veya bu miktarda veya sıklıkta deneyimliyoruz. Yani farkında olmadan İlüzyon’a “tapıyoruz”, onu “mutlak gerçek” gibi görüyoruz. Hatta burada İlüzyon derken, tüm İlüzyon bile değil, onun evrende toplu iğne başı kadar küçük bir parçasındaki bazı olumsuz karmik koşulları “mutlak gerçek”miş gibi görüyoruz.

“Zamansızlık” bizde “deneyimsizlik”, yani “hayatsızlık”la çağrışım yapıyor bir şekilde. Negatif bir manada “ölüm”ü çağrıştırıyor. Aslında bu algının kısmen de olsa haklı olduğu bir yön var. Hatta, garip gelecektir, ama İlüzyon olmasaydı, Varlık da olamazdı. İkisi aslında aynı (tek) şey olduğundan, sanki birbirlerinden ayrı bir varlıkları varmış gibi böyle bir cümle kurmanın kendisi bile sorunlu olmak zorunda kalıyor ama kendim de bunun yeni yeni ayırdına iyice varıyorum ki, İlüzyondan bağımsız bir Varlık özü veya Mutlak Değişmez Gerçek hayal etmeye çalışmanın kendisi pek isabetli veya sağlıklı olmuyor. Bizim “Hayat” dediğimiz şey İlüzyon dediğimiz şeyin veya döngünün veya sürecin sayesinde var. Bölünme, ayrışma olmasa, bireyselleşme olmasa, ortam olmasa, oyuncular olmasa, oyuncaklar olmasa, oyun olmasa, Varlık nasıl kendini deneyimleyebilir, bilebilir ve olabilir? Gerçek’in “fark”ına varabilmek için gerçeğin dışına çıkmanız, ona dışarıdan bakmanız gerekir. Tıpkı herhangi birşeyin farkına varabilmek için ona dışarıdan (objektif) bakma gerekliliğinde olduğu gibi. Ve bunu sağlayan şey İlüzyon; yarı (değişken) gerçek. Gerçek’in (sonsuz aklın ve potansiyelin) kendi kendine bakması. Birlik’in ayırdına varılabilmesi için “bölünme” olması ve o bölünmüşlüğün perspektifinden bakmak gerekiyor. Bölünmüşlüğe rağmen “herşeyin” kökünün bağlı/ilişik olduğu Birlik’in farkına varmak gerekiyor. Tüm İlüzyonun sonsuzluğundaki tüm zamanların, mekanların, kişilerin, koşulların bağlı olduğu zamansızlığın, mekansızlığın, kişisizliğin, koşulsuzluğun farkına varmak gerekiyor. Hepsi bir. Sanırım önemli olan ikisi arasındaki dengeyi anlamak, veya kendi bilincinde, inancında, iradesinde o dengeyi kurabilmek, ikisinin bir ve aynı olduğunu bilmek. Zamansızlık ile tüm zamanlar bir ve aslında aynı şey. Kişisizlik ile tüm kişiler bir ve aynı şey. Mutlak Gerçek ile İlüzyon bir ve aynı şey. Ama İlüzyondaki, zamandaki, mekandaki özgür irade sahibi bireysel varlıklar Varlık’ı, Birlik’i (yani bir bakıma Kendilerini) sevebilecekleri gibi nefret de edebiliyorlar ve hatta Varlık’a savaş açabiliyorlar ve nihai olarak yok olma hakkından yararlanabiliyorlar! Ve bu süreç bile diğer pek çok bireysel varlığın, özellikle BH ile KH arasında seçim sürecinde bulunan grupların, örneğin biz dünya insanlığının gelişimine, seçimlerine, kararlarına yardımcı oluyor doğrudan veya dolaylı şekilde.

Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/10/2018 :  17:04:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Derin bir rahatlamaya, huzura, güvene ihtiyacınız olduğunu varsayalım, ki bu hepimiz için çok önemli ve sürekli bir ihtiyaç diye düşünüyorum.

Ve ihtiyaç duyduğunuz bu rahatlamanın, huzurun, güvenin "mutlak" olmasını, hiçbir şey tarafından tehdit edilemez olmasını istiyorsunuz; ölüm tarafından bile. Hiçbir korku ve endişenin yenemeyeceği, sızamayacağı, zayıflatamayacağı bir huzur ve güven. "Mutlaklık"tan neyi kastettiğimi anlıyor musunuz? Gerçekten mutlaklığı kastediyorum. Dünya denen bu ortamdaki varlığımızın kanıtı, beyanı, ifadesi olan fizik bedenlerimizin içinde bulunup bulunmadığımızdan bağımsız, ikisini de kapsayan, hiçbir boyuta, zamana, mekana, duruma göre değişmeyecek, hiçbir şeyin değiştiremeyeceği, üzerine çıkamayacağı yükseklikte veya derinlikte bir huzur ve güvenden bahsediyorum. Böyle birşeyin varlığına, olabileceğine inanıyor musunuz? O huzur ve güven Gerçek olduğu gibi, sizi hayatta tutan başka hiçbir şey de yoktur. Varlığınızı sürdüren şey o huzura ve güvene, daha doğrusu o huzuru ve güveni meydana getiren ebedi gerçeğe olan inancınız, buna dair sezginizdir, aleyhteki tüm koşullara rağmen, ve hatta o gerçeği görmeye, ona inanıp güvenmeye ciddi bir direnç gösteren kendi egonuza rağmen!

Derin bir rahatlamaya, huzura, güvene ihtiyacınız var ve ona şimdi ve burada erişmeniz önünde aslında hiçbir engel yoktur, siz öyle varsaymadıkça.

Birisinin gelip size "rahatlık, huzur, güven" vermesine ihtiyacınız yok aslında, sizin kendi öz benliğiniz, varlığınız, sonsuz huzur ve güvenin kaynağıdır. İsterseniz o huzuru ve güveni istediğiniz an deneyimleyebilirsiniz, bunun için kimseden izin almanıza gerek yok. Yaşamak, var olmak için birinden izin almanız gerektiğini düşünüyor musunuz? Aynı şey, çok derin ve hatta mutlak huzur ve güven için de geçerlidir. Varlık ile huzur-güven aynı şeydir. Çok derin, mutlak bir varoluşsal huzur ve güven duymayışımız ölçüsünde kuşkuludur varlığımız. O ölçüde sahtelik tehdidiyle karşı karşıya, hatta iç içedir. Ve kabul edelim ki, hepimiz o sahteliği deneyimledik ve deneyimlemeye de devam ediyoruz. Buna dair sezgimiz pek çok zaman bizde arzu-korku kısırdöngüsünü beslediği gibi, o kısırdöngü de sahteliğimizi geri besliyor.

Elbette ümitsiz bir durumda değiliz ama çok parlak bir durumda da değiliz varoluşsal olarak. KH gruplarından ne kadar baskı, işkence görüyorsak, özgür irademize bağlı olarak BH gruplarından gördüğümüz destek ve yardım ondan kat kat fazla, biz bunun bilinçli olarak farkında olalım veya olmayalım.

Bu kadar çok korkutulduktan, zehirlendikten, aptallaştırıldıktan, zayıflatıldıktan, arzu-korku döngüsünün esiri edildikten sonra, gerçekten ihtiyaç duyup duyabileceğimiz herşeyin kaynağı ve kendisi olduğumuza, hiçbir şey konusunda şiddetli bir arzu veya korku duymamızı gerektirecek bir sebebin aslında mevcut olmadığına inanmak ne kadar zor değil mi?

İhtiyaçlılığa, acizliğe o kadar alıştık ki... İhtiyaçlar konusunda şiddetli arzuların ve korkuların muhatabı olup durmaya o kadar alıştık, alıştırıldık ki, tüm bu ihtiyaç ve acizlik meselesinin özü itibariyle bir "yalan" olduğunu düşünmek, buna inanmak bize gerçekten çok zor geliyor. Evet, elbette Lokal İlüzyonumuz içinde kendimizi toplumsal olarak içine batırdığımız koşullar itibariyle karşılanması konusunda bir ölçüde doğal denebilecek arzular ve korkular duymak zorunda kaldığımız ihtiyaçlar var ama mesele bu arzuların ve korkuların varlığından ziyade bizim onların bağımlısı, esiri haline gelmemiz.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/12/2018 :  19:08:43  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Son zamanlardaki meditasyon çabalarımda dikkatimi çeken algılardan biri: "Herşey şimdi ve burada."

Herşeyin şimdi ve burada olması üzerinde düşünürken, bu düşüncenin çok ilham verici bazı yönleri olduğunu algıladım, tabi özellikle de bu olası gerçeğe "inanabildiğim" ölçüde. İnsan şüpheci olmayan bir şekilde "herşeyin" (mutlak bir şekilde tüm varoluşun) gerçekten bir arada, "şimdi ve burada" olduğuna inanabildiğinde, bunun müthiş doygunluk ve huzur verici bir etkisi olabildiğini fark ettim. Elbette şu anda tanımladığım şekliyle "herşeyin şimdi ve burada olması" aslında çok subjektif, herkese farklı şeyler çağrıştırabilecek, "havada kalan" bir ifade olabilir, umarım konuyu ele aldıkça somutlaştırma imkanımız olur.

Ama bunun, Ra, Ple'ler, K'lar, Maharaj ve benzer bazı kaynakların betimlediği şekliyle bireyin Tanrının kendisi olmasıyla yakından bağlantılı bir düşünce olduğunu düşünüyorum.

Halen baskın olarak 3Y KH deneyimi içinde bulunan dünya insanlığının birer mensubuyuz. Ve çok şiddetli ekonomik, siyasi, askeri, dini vs baskılar, sömürüler, işkenceler bombardımanı altında yaşıyoruz ve bu durum adeta hayatın kaçınılmaz bir gerçekliği gibi kanıksanmış durumda. Tüm bu baskıların başlıca amaçlarından biri "KH asimilasyonu"; yani KH'leşmemiz isteniyor bazı çok KH'leşmiş güçler tarafından. Acizlik, korku, nefret kanımıza, benliğimize, ruhumuza işlenmeye, derinleştirilmeye, mutlaklaştırılmaya çalışılıyor.

Her günümüzün olağan bir parçası olan bu baskılar, sömürüler, işkenceler, varoluşun sonsuz kudretinin ve güzelliğinin sahibi ve kendisi olduğumuz gerçeğine inanmayı, güvenmeyi, bunun sevincini derinlemesine yaşamayı ve paylaşmayı çok zorlaştırıyor genellikle.

Daha önce elimizdeki kaynakların verdiği bazı bilgilere dayalı olarak, varoluş skalasında 3Y'nin "çocukluk" denebilecek bir aşama olduğu görüşümü paylaşmıştım. Ve bu anlamda oldukça zorlu bir çocukluk geçirmekte olduğumuz da söylenebilir sanırım. Diğer varoluş evreleriyle karşılaştırıldığında çocukluğun özelliklerinden veya doğal sonuçlarından birinin "acizlik" olduğu söylenebilir sanırım. Özellikle de bizim gibi son derece travmatik bir çocukluk deneyimi içinde bulunan bir kitle için, "acizlik" hissi hayatımızın çok problemli bir gerçekliği olmuş oluveriyor sanırım.

Devam etmek üzere...
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/12/2018 :  19:01:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yine son zamanlarda üzerinde biraz yoğunlaşma şansı bulduğum algılardan biri, kendimizle ciddi çelişkiler içinde bulunduğumuz, kendi iyiliğimizi, diğer bir ifadeyle kendimiz ve çevremiz için "iyiyi isteme" konusunda pasif kalıyor olduğumuzdur.

Şiddetli bir yargılamada bulunuyormuş gibi görünmek istemem ama kendime giderek daha sık sormak zorunda kaldığım şeyi size de sorayım:

"Tüm samimiyetimle, tüm varlığımla, kendim ve diğerleri için iyiyi, doğruyu, güzeli istiyorum" diye bir niyet geçiriyor musunuz aklınızdan, gönlünüzden? Evetse, ne sıklıkta?
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


634 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/12/2018 :  20:09:10  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Yine son zamanlarda üzerinde biraz yoğunlaşma şansı bulduğum algılardan biri, kendimizle ciddi çelişkiler içinde bulunduğumuz, kendi iyiliğimizi, diğer bir ifadeyle kendimiz ve çevremiz için "iyiyi isteme" konusunda pasif kalıyor olduğumuzdur.

Şiddetli bir yargılamada bulunuyormuş gibi görünmek istemem ama kendime giderek daha sık sormak zorunda kaldığım şeyi size de sorayım:

"Tüm samimiyetimle, tüm varlığımla, kendim ve diğerleri için iyiyi, doğruyu, güzeli istiyorum" diye bir niyet geçiriyor musunuz aklınızdan, gönlünüzden? Evetse, ne sıklıkta?



Ayda bir kaç kere geçiriyorum. Fakat hem kendim için hem başkaları için neyin iyi olduğunu görmeye çalışırken hayattan sağlam tokatlar yiyorsun. Yani algıladıklarım benim için önemli derslerden önemli notlar olarak etki ediyor. Bir başka konu ise nasıl kendim için iyi olanı hala anlayamadığımdır.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/12/2018 :  13:49:07  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa
Ayda bir kaç kere geçiriyorum. Fakat hem kendim için hem başkaları için neyin iyi olduğunu görmeye çalışırken hayattan sağlam tokatlar yiyorsun. Yani algıladıklarım benim için önemli derslerden önemli notlar olarak etki ediyor. Bir başka konu ise nasıl kendim için iyi olanı hala anlayamadığımdır.

Tebrik ederim valla GTP :) Kolay bir iş veya konu değil bu. Daha doğrusu kendi deneyimimde böyle algılıyorum, blokajların derinliğini, gücünü keşfediyorum, şaşırıyorum ve hayıflanıyorum.

Neyin iyi olduğunu görmeye çalışırken hayattan tokat yemek (algıladıklarının senin için önemli derslerden notlar olarak etkisi etmesi) derken, çok özel değilse veya çok özele girmeyecek şekilde bunu biraz daha somutlaştırabilir misin?

Örneğin bazen "belirli konularda" başkalarının iyiliği olduğunu düşündüğümüz ve istediğimiz şeyler bağlamında sıkıntı yaşayabiliriz, çünkü bu onları "kontrol altına almak" anlamına gelebilecek ters tepkiler yapabilir, biz her ne kadar iyi olduğunu düşündüğümüz niyetlerle istesek de. Kastettiğin bununla mı ilgili?

Kendimin ve çevremdekilerin iyiliğine niyet etmeyle ilgili blokajlarımın derinlemesine bir şekilde farkına varıp bunların etkisini nispeten kısabildiğim nadir durumlarda, hem spesifik bazı iyilikler, hem de genel bazı iyilikler tahayyül etmeye çalışıyorum, bunun belirli bir düzenini sağlayabilmiş olmasam da. Spesifik iyi niyet derken, var olduğunu bildiğim veya düşündüğüm belirli sorunların çözümüne yönelik niyetler. Ama bu spesifik niyetlerin "beklenti" (acil çözüm beklentisi/hırsı) yaratma ihtimali daha yüksek oluyor. Genel pozitif niyetlerde bulunmak bu anlamda biraz daha rahat oluyor bence. Ama genel iyi niyet tahayyülü konusunda da düzenli, oturmuş bir yöntemim, imajinasyonum yok. Bazen zihnimde ilgili kişilerle bir arada bulunduğumu ve hepimizin "En Yüce" olduğumuz gerçeğini sevinçli bir haber veya hatırlayış olarak paylaştığımı hayal ediyorum. Bu bazen işe yarıyor, bazen yaramıyor. Duruma göre, zamana göre, belirli bazı düşünce kalıpları daha fazla işe yarıyor. Bazen de, özellikle de enerjimin, moralimin düşük olduğu veya zihnimim çok dağınık olduğu zamanlarda hiçbiri işe yaramıyor. Ama beni en çok tatmin eden, somut etkilerini hissettiğim imajinasyon, ilgili bireylerle "birbirini sevmeye adanma" diyebileceğim bir düşünce şekli. Bunu düşünmeyi, hissetmeyi, deneyimlemeyi başarabildiğim durumlarda, bunun bir tür 4BH sızıntısı gibi etki yaptığını düşünüyorum.

Bu imajinasyon veya hayalde, tahayyüldeki bireyler hayattaki hiçbir şeyin birbirini sevmeye tam bir adanıştan daha önemli olmadığı gerçeğinin bilinciyle birbirini sevmeye adanıyor. "Sevmek" elbette çok tartışma gereketirebilecek bir kavram. Birbirinin tam/bütünsel iyiliğine adanmak olarak görüyorum bu anlamda ben sevmeyi. Korkularını gidermek, ümit, sevinç, mutluluk, güven, sevgi aşılamak, paylaşmak. Mutlak Gerçeğin, yani birlik ve sonsuzluk farkındalığının şifasıyla İlüzyon realitemizin çeşitli olumsuzluklarından kaynaklı sorunları çözümlemek.

Bunları düşünebilmek, inanabilmek, güvenebilmek, duyumsayabilmek çok güzel, çok rahatlatıcı, çok tatmin edici; hiç geçmeyecek gibi görünen korkuları, anlamsızlıkları giderici, cennet denebilecek bir durum, ama sonra bunu tekrarlamanın hiç de kolay olmadığı gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyorum sıkça. Günlük hayatın çeşitli sorunları, egosal korku-zevk döngüleri, hırsları, karamsarlıkları vs. nispeten saf ve şifalandırıcı bir sevgi realitesine dönmeyi çok zorlaştırıyor genellikle benim durumumda. Doğrunun ne olduğunu bildiğin (deneyimlediğin), nispeten hatırladığın, sezdiğin halde onu yapmamak, yapamamak, pasifleşmek, karamsarlaşmak, aptalca egosal oyunlara, süreçlere kapılıp gitmek çok tuhaf ve üzücü. Adeta sevgi kaslarının (kalbin) hamlığı, egzersize, tekrar tekrar pratik yapmaya ihtiyaç duymasıyla ilgili birşey ama çok sayıda zihinsel blokaj var bunu yapmanın, tekrarlamanın, başarmanın önünde. Saldırı faktörü var, şu var, bu var, tabi hepsi sonuçta egosal yine de bu sebeplerin veya mazeretlerin.
Go to Top of Page

beyrutkapı


456 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/12/2018 :  20:54:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Soruna ben de bir cevap vermek istiyorum bozadi. Bu aralar sık sık geçiyor içimden başkalarının iyiliği. Herkesde bir güzellik görebiliyorum bu aralar. Bazen ansızın içim tarifsiz sevgiyle doluyor. Sabah akşam şükrediyorum. Yoğun ve muhteşem bir hal. En çok da görebildiğim anlayabildiğim ve idrak edebildiğim için şükürler ediyorum. Sonsuz şükürler. Kendi kendini besleyen bir döngü gibi bu. Ağzım gönlüm dolu dolu şükretmek ve niyaz etmek gelmiyorsa içimden, yapmıyorum. Samimiyetimi sürdürmek için elimden geleni yapıyorum. Fakat bu durum yeni bir aşamaya geçmekten çok hayatımın şuan ki koşullarıyla da ilgili olabilir. Kendi küçük hikayem için göze çarpan bir problem yok şuanda. Asıl mesele herhangi bir şekilde işler yolunda gitmediğinde ne olacak? Şuan da üzerinde keyifle dolaştigim frekans dağılacak mı? Bunu da yaşayıp göreceğim.
Go to Top of Page

beyrutkapı


456 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/12/2018 :  21:24:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bir de gün içinde kendime sık sık ben sonsuzluğun minicik bir zerresiyim diyorum. Su içerken oturuyorum yada diz çöküyorum yere mesela. Bunu herhangi bir şeye inandığım için değil, suların güneşin rüzgarın insanlarin yağmurun yani tüm varoluşun önünde saygıyla eğilmek istediğim için yapıyorum. Kendime onun minicik ama eşsiz bir parıltısı olduğunu alçak gönüllügu hiç unutmadan hatırlatmak için yapıyorum.

Edited by - beyrutkapı on 13/12/2018 21:25:34
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/12/2018 :  10:26:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Paylaştıkların için teşekkürler beyrutkapı. Değindiğin hususlardan biri, üzerinde yoğunlaşmaya çalıştığım bir husus. Koşullarımız kötüleştiğinde, yani işler ciddi şekilde aksi gitmeye başladığında yaşadığımız travmalar, moral ve umut kayıpları. Bunun dışında, fiziksel bir sağlık sorunu yaşadığımda, belki daha birkaç saat önce veya önceki gün sahip olduğum hiç bitmeyecek gibi duran bir huzurun ve güvenin nasıl bir anda yalan olabildiğini gördüğümde bu benim için çok yıkıcı oluyor doğrusu. Varlığımın ve varlığın hiçbir anlam ifade etmediğini, herşeyin sadece bir işkence olduğunu hissediyorum bazen egosal bir tepkiyle. Ama işler tekrar yoluna girdiğinde veya fiziksel sıkıntı bittiğinde veya azaldığında, algılar tekrar değişiyor. Bu yaman çelişki beni çok düşündürüyor.

Aklıma gelen başlıca açıklama olasılıklarından biri şu: Okuduğumuz kaynakların da yardımıyla belirli bir huzur, güven, ümit tesis ediyorum ama bu durum, bu enkarnasyon boyunca oluşmuş ve birikmiş çok kalın psikolojik/psişik ümitsizlik, güvensizlik duvarlarını tamamen ortadan kaldırmıyor, sadece onların yanında bir alternatif olarak var oluyor. Bilincimizdeki veya bilinçaltımızdaki o karanlık katmanları görmezden gelmeye, bastırmaya çalışıyoruz ve bunda şu veya bu düzeyde başarılı olabiliyoruz. Ama işlerimiz ciddi şekilde kötü gitmeye başladığında veya ciddi bir moral veya sağlık sorunu yaşadığımızda, o görmezden gelmeye, unutmaya çalıştığımız kalın negatiflik katmanlarının içine çekiliyoruz sanki ve bu ciddi bir cehennem deneyimine neden olabiliyor.

Hani, "dostunu kendine yakın tut ama düşmanını daha da yakın tut" diye bir özlü söz var ya, bu sözün anlamlı/isabetli olduğu durumlardan biri de sanırım bu değindiğim husus. Yani, bilincimizde uzun zamandır birikmiş duran ve üstelik şu veya bu şekilde beslenmeye de devam eden negatiflik tabakalarının varlığını görmezden gelmenin bazen ne kadar tehlikeli olabildiğini gözlemliyorum. Bu aynı zamanda meşhur new-age üç maymun (kötüyü görme, kötüyü duyma, kötüyü konuşma) propagandasının bir ifşası sanırım. Elbette var gücümüzle pozitife odaklanmamız gereken durumlar da var ama bu sonsuza kadar devam edemez. Bilincimizde ve bilinçaltımızda yer eden ve halen hayatımızda olup biten pek çok negatiflikten beslenen kalın negatiflik katmanlarından da daha derinde ve ötede ve aynı zamanda şimdi ve burada olan saf pozitiflikle, saf gerçeklikle, saf varlıkla güçlü bağlantılar kurmazsak, koşullar bizi zayıf ve gafil yakaladığında, o görmezden geldiğimiz negatif bilinç/duygu katmanlarımızın altında ezilmek gayet mümkün hale geliyor. O yüzden onun varlığını hatırda tutmak, bir sonraki saldırıda/tehditte gafletimizi azaltıp savunmamızı artırmak, bunun yollarını araştırmak, paylaşmak, tartışmak önemli.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/12/2018 :  10:33:51  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen beyrutkapı

Bir de gün içinde kendime sık sık ben sonsuzluğun minicik bir zerresiyim diyorum. Su içerken oturuyorum yada diz çöküyorum yere mesela. Bunu herhangi bir şeye inandığım için değil, suların güneşin rüzgarın insanlarin yağmurun yani tüm varoluşun önünde saygıyla eğilmek istediğim için yapıyorum. Kendime onun minicik ama eşsiz bir parıltısı olduğunu alçak gönüllügu hiç unutmadan hatırlatmak için yapıyorum.
Benim bu konuda ders ihtiyaçlarım olduğundan şüphe duymuyorum :)

Söylediğin şey, yani sonsuzluğun minicik ama eşsiz bir parıltısı olduğunu alçakgönüllü ve mutlu bir şekilde duyumsamak, bundan tatmin olmak, derinde "herşeyin birliği ve yüceliği" farkındalığını taşıyor gibi görünüyor bana. Yani sonsuz kudretin sahibi ve kendisi olduğunu ve bunu diğer tüm bireysel varlıklarla paylaştığını bilmenin sonuçlarından biri tevazu ve değerli bir hoşnutluktur sanırım. Benim bu "En Yücelik", "Tanrılık", "En el Hak" konusu üzerinde ısrarla durmaya çalışmamın derindeki nedenlerinden biri aslında buna çok inanıyor olmaktan ziyade buna inanmaya şiddetli bir ihtiyaç hali içinde olmamdır muhtemelen. Buna olan inancım belirli bir doygunluğa ulaştıktan, yani bu konudaki çiğliğimi belirli bir oranda aştıktan sonra bu konudaki inancım ve görüşüm "Ben En Yüceyim", "Ben Tanrıyım" gibi kalıplara şu anda olduğu kadar odaklanmayacak belki de :)
Go to Top of Page

beyrutkapı


456 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/12/2018 :  19:35:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İşte bu noktada düzenli meditasyon ve nefes egzersizi harikalar yaratıyor. Bilinç altını temizlemek için başka bir yol var mı bilmiyorum.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 22/12/2018 :  18:38:55  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İş yerindeyseniz (veya okulda) bunu bilirsiniz, ona göre bir bilinç/farkındalık programına göre hareket edersiniz genel olarak. Evde olduğunuzda bunun da son derece kendine özgü bir farkındalık, his ve davranış modu, modları vardır. Sonuç olarak evde olmakla okulda veya işte veya başka bir yerde olmak arasında fark vardır, hisler, kabuller, davranışlar, pek çok şey buna göre belirlenir. Çok sayıda başka örnek sıralamaya gerek yok.

"Hayatta olmanın" veya belki daha doğrusu "var olmanın" da kendine özgü bir farkındalık ve davranış modu vardır. Elbette bu konuda BH-KH farkı var ama biz kendi karışık koşullarımızı (ama BH niyetiyle) ele alalım.

Bu hususu daha derinlemesine ele almaya çalışacağım.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/12/2018 :  13:08:29  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Son celsede evinden, yurdundan uzakta olmanın neden olduğu bazı sorunlara değinilmişti.

Son mesajda giriş yapmaya çalıştığım konunun da bununla bağlantılı olduğunu fark ettim.

Kendi yerinde, kendi evinde, kendi yurdunda olmayla ilgili konfor, aşinalık, özgüven ve güç konusuna dikkat çekmek istiyorum. Bu elbette tersinin (kendi bireysel/grupsal konfor bölgesinin dışında veya uzağında olma) ille de negatif bir manaya sahip olduğu anlamına gelmiyor elbette, bu ikisi bir şekilde bir denge içinde mevcut olabiliyor ve devam edebiliyor ve bir bakıma aynı şeyin iki zıt yönü veya parçasını teşkil ediyor.

Ama “gurbet elde” olmayla “yerinde, yurdunda” olma arasındaki büyük zıtlığa dair o klasik senaryoya dikkat çekmek istiyorum. Hani, “sudan çıkmış balık” durumunda olma meselesi. Son derece zayıf ve savunmasız kaldığı bir yerde veya durumda olma hali.

Bizim dünyadaki mevcut deneyim sürecimizle ilgili en büyük sorunlardan biri işte tam da bu durum sanırım. Dünyada kendimizi evimizde hissetmiyoruz çoğu zaman. Aslında, celselerde 5. yoğunluğun “ruhların yuvası” olarak tanımlandığını ve ruhların enkarne haldeyken aslında sürekli bir “yuvaya özlem” hali içinde olduğu düşünüldüğünde, dünyanın ve hatta 3. yoğunlukta enkarne olunabilecek hiçbir yerin gerçek manada “yuvamız” olmadığı, olamayacağı sonucu veya izlenimi ortaya çıkıyor.

Ama bunun yine de “göreceli” bir tanım olduğunu düşünüyorum. Yani dünyaya “yuva” muamelesi yapılamayacağını veya yapılmaması gerektiğini düşünmüyorum. Özellikle de dünyada yaşadığımız süre boyunca. Nitekim aslında 5. yoğunluk da mutlak manada yuva olarak görülmeyebilir, çünkü reenkarnasyon süreci 5. yoğunluğa kadar. 6. yoğunlukta reenkarnasyon döngüsünden çıkılıyor ve o varlıklar (melekler) artık spesifik olarak veya doğrudan 5. yoğunlukta yaşamıyor, orada merkezlenmiyor. Üstelik K’lar 7. yoğunluk için “ebedi ikametgahınız” gibi birşey söylemişlerdi. Yani ille “mutlak bir yuva”dan bahsedilecekse, tek mutlak varoluş seviyesi olan 7. yoğunluktan bahsetmek gerekir. Ama sonra, tüm yoğunlukların zaten 7. yoğunluğun bir parçası ve kendisi olduğunu hatırladığımızda, duruma göre her yerin yuva olabileceği sonucu çıkıyor. “Bize her yer 7. yoğunluk!” : )

İşte, sonuç olarak, nerede olursak olalım, şu veya bu mutlaklık düzeyinde “yuvada/evde” olma bilincinin oluşmasının doğal ve gerekli bir durum olduğu sonucu çıkıyor.

Devam etmek niyetiyle…
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/12/2018 :  15:08:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İstisnalar tabi ki olabilir ama varoluşun veya var olmanın "anlamlı" gelmesi için hayatımızdaki belirli bazı şartların değişmesini veya hatta ölüm yoluyla 5. yoğunluğa ulaşmayı veya hatta 7. yoğunluğa ulaşmayı beklemeye gerek yok. Varlığın mutlak saflıktaki özünü ifade eden "7. yoğunluk" şimdi ve burada mevcut. Çünkü mutlak saflıkta olmasa, şu veya bu düzeyde seyrelmiş veya kirlenmiş de olsa, "varlık" (7. yoğunluk "varlık" demek sonuçta) şimdi ve buradadır.

Dolayısıyla, 5., 6. veya 7. yoğunlukta "varoluşun anlamlılığı" ile ilgili ne deneyimlenecekse, o şimdi ve burada da deneyimlenebilir. Evet, elbette aynı saflıkta olmayabilir ama malzeme temel itibariyle aynı: varlık. Ve K'ların "sızıntı"larla ilgili yaptıkları göndermelere de dikkat etmek gerekir. Yani başka yoğunluklardan ve tabi BH aleminden "sızıntılar" deneyimleyebiliyoruz. Ve hatta uykunun o en derin aşamasında 7. yoğunlukla doğrudan bir tür temas gerçekleştiğine değinilmişti yanlış hatırlamıyorsam.

İşte, dolayısıyla, "hayatın anlamını" veya anlamlı olup olmadığını bilmek, öğrenmek için başka varoluş seviyelerine ulaşmayı veya bu enkarnasyonumuzda falanca koşullara ulaşmayı beklemeye gerek yok.

Bu konunun elbette çok subjektif yönleri var, ben kimsenin hayatı anlamlı bulup bulmayacağını belirleyemem, bu özgür irade. Kaldı ki, ben kendim hayatı her zaman veya hatta çoğu zaman tatmin edici düzeyde anlamlı bulmuyorum. Ve bunu bir tür hastalık olarak kabul ediyorum, yani hasta olduğumu varsayıyorum. Dolayısıyla, "kelin ilacı olsa başına sürer". Çeşitli bakış açılarını, yani ilaç olasılıklarını deniyorum. Zaman zaman hayatın/varlığın sonsuz anlamlılığından, güzelliğinden hiçbir şüphe duymadığım durumlar, haller, zamanlar yaşıyorum ve hepimizin de zaman zaman bu tür durumlar deneyimlediğimizi biliyorum. Ama hiç bitmeyecekmiş gibi görünen o halin veya hallerin ne kadar kolay kaybedilebildiğini, unutulabildiğini de biliyorum. Yani ilaç hepimizde var, sonuçta hepimiz varlığız ve özellikle BH eğilimlerimiz yoluyla, varlığın sonsuz potansiyeli ve güzelliğiyle doğrudan bağımızı, onun bir parçası ve kendisi olduğumuzu da şu veya bu düzeyde seziyor, tadıyor, anlıyoruz.

Ama tam tersi durumları da çok yaşıyoruz, özellikle de içinde yaşadığımız şiddetli içsel (ego) ve dışsal (faşizm) KH koşullarını düşününce, onlara tanıklık edince, maruz kalınca vs.

Artık varoluşun anlamlılığını, sonsuz potansiyelini, güzelliğini, bizim, hepimizin onunla aslında "bir" olduğumuz sezgisini ve farkındalığını kaybetmeyecek şekilde bir disiplin geliştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Aslında sadece kendi adıma emin konuşabilirim, ki o bile şüpheli birşey sonuçta ama deneyimimi, algımı paylaşıyorum işte, hem kendi şahsi iyiliğim için, hem de olası pozitif etkileşimler, dayanışmalar için.

"Şimdi ve burada" varoluşun anlamlılığının bilinmesi, onaylanması, ondan güç/şifa bulunmasına yönelik yolları, yöntemleri somutlaştırma çabamı sürdürmeye çalışacağım.

Go to Top of Page

bona fide


363 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/12/2018 :  12:26:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
sevgili Bozadi,güzel insan yukarda duygularını düşüncelerini öyle güzel ifade ediyorsunki okurken aptallaşıyorum niye böyle olamıyorum diye. yalın ve anlaşılır olma meziyetin, hırsımdan yarılacağım sakin kafaylamı yazıyorsun üstünde durup düşünerekmi yoksa birdenmi böyle çıkıyor her ne şekilde olursa olsun ancak bu kadar olur dedirten uslup bravo sana.yetenek anacım yetenek sende olmayan şey bu dermiş ))

son cümlende bahsettiğin,
"Şimdi ve burada" varoluşun anlamlılığının bilinmesi, onaylanması, ondan güç/şifa bulunmasına yönelik yolları, yöntemleri somutlaştırma çabamı sürdürmeye çalışacağım.

pratikte etkileşimde kalmadan daha doğrusu etkileşimde olup onun etkisinde kalmadan nedir bunun yolu yordamı gerçekten. duygusal varlıklarız bu da demek oluyorki duygularımızla mücadele edeceğiz. aman ne tespit tebrikler bonafido. monologa dönüşecek bu yazı şimdiden soylim bozadi)) bu mücadele öyle olmalı ki ben hem duygularımla hislerimle yaşarken empati yaparken hem de sahiplenmeden onu orda bırakabilmeliyim. takıntı boyutu bunun alt sınırı yok aslında çevreden gelen her etkiyle yolumuzu çevirdiğimizde bu gerileme başlıyor. bir projede bir işte bir tartışmada bir sohbette eğitimde dışardakin gelen etkinin zehirli olup olmadığına bakmaksızın etkisinde kaldığımızda hop tuzağa düşüyoruz. objektif olmak için yorumda bulunmak için bilgi ve donanım eksikse yönlendirmeye musait duruma düşüyoruz. belki, yine kendime bu telkin karar vermeden önce yorumda bulunmadan önce diğer seçenekler düşünceler neler bunları bilmek duygularla mucadeleyi kolaylaştırabilir. yani en basiti bir bitkiyi yetiştirmek istiyoruz toprağımızın yapısı uygunmu özellikleri neler bilmeden onu ekip ben bitki yetiştirmeyi bilmiyorum demek en basitinden düşüncesizlik örneği. neye uyarlaya bilirim başka hmm kavga misal bir konuya çok kızgın olup saçma alakasız konuda develeri dama çıkarmak öfkeye sebep olan konu başka korkaklık ya da kendine toz kondurmamak için en zayıf halkaya gücü yetme durumu bi ton örnek var başkalarına yardımcı olmak misal yapıp çekilmek değil beklentiyle karşıdakini hükmü altına alma noktasına getiren davranış sergilenir çoğu zaman. illa o yardım verenin amacına uygun olarak değerlendirilecek. ya da verene itibar edilecek.yok böyle bişey hesabını yapma arkana dahi bakma.ya da hiç yapma duygular baskın olunca bencillik zirveye çıkıyor. nefs dedikleri şey işte. yaşamın her anında alanında sarıp sarmalıyor kh ye ait sunumlar davranışlar öyle cezbedici ki duygularımız sen kralsın derken en zayıf noktamızdan saldırıyor fark edemiyoruz.konuyu yanlış yerlere çekmemişimdir umarım.

Edited by - bona fide on 27/12/2018 12:27:20
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/12/2018 :  16:40:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

sevgili Bozadi,güzel insan yukarda duygularını düşüncelerini öyle güzel ifade ediyorsunki okurken aptallaşıyorum niye böyle olamıyorum diye. yalın ve anlaşılır olma meziyetin, hırsımdan yarılacağım sakin kafaylamı yazıyorsun üstünde durup düşünerekmi yoksa birdenmi böyle çıkıyor her ne şekilde olursa olsun ancak bu kadar olur dedirten uslup bravo sana.yetenek anacım yetenek sende olmayan şey bu dermiş ))
Beni şımartıyorsun bona fide. Ve teşekkürler :))

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

pratikte etkileşimde kalmadan daha doğrusu etkileşimde olup onun etkisinde kalmadan nedir bunun yolu yordamı gerçekten. duygusal varlıklarız bu da demek oluyorki duygularımızla mücadele edeceğiz. aman ne tespit tebrikler bonafido. monologa dönüşecek bu yazı şimdiden soylim bozadi)) bu mücadele öyle olmalı ki ben hem duygularımla hislerimle yaşarken empati yaparken hem de sahiplenmeden onu orda bırakabilmeliyim. takıntı boyutu bunun alt sınırı yok aslında çevreden gelen her etkiyle yolumuzu çevirdiğimizde bu gerileme başlıyor. bir projede bir işte bir tartışmada bir sohbette eğitimde dışardakin gelen etkinin zehirli olup olmadığına bakmaksızın etkisinde kaldığımızda hop tuzağa düşüyoruz. objektif olmak için yorumda bulunmak için bilgi ve donanım eksikse yönlendirmeye musait duruma düşüyoruz. belki, yine kendime bu telkin karar vermeden önce yorumda bulunmadan önce diğer seçenekler düşünceler neler bunları bilmek duygularla mucadeleyi kolaylaştırabilir. yani en basiti bir bitkiyi yetiştirmek istiyoruz toprağımızın yapısı uygunmu özellikleri neler bilmeden onu ekip ben bitki yetiştirmeyi bilmiyorum demek en basitinden düşüncesizlik örneği. neye uyarlaya bilirim başka hmm kavga misal bir konuya çok kızgın olup saçma alakasız konuda develeri dama çıkarmak öfkeye sebep olan konu başka korkaklık ya da kendine toz kondurmamak için en zayıf halkaya gücü yetme durumu bi ton örnek var başkalarına yardımcı olmak misal yapıp çekilmek değil beklentiyle karşıdakini hükmü altına alma noktasına getiren davranış sergilenir çoğu zaman. illa o yardım verenin amacına uygun olarak değerlendirilecek. ya da verene itibar edilecek.yok böyle bişey hesabını yapma arkana dahi bakma.ya da hiç yapma duygular baskın olunca bencillik zirveye çıkıyor. nefs dedikleri şey işte. yaşamın her anında alanında sarıp sarmalıyor kh ye ait sunumlar davranışlar öyle cezbedici ki duygularımız sen kralsın derken en zayıf noktamızdan saldırıyor fark edemiyoruz.konuyu yanlış yerlere çekmemişimdir umarım.

Duygusallığın ve/veya empatikliğin nedeniyle, etkileşimde bulunduğun bazı bireylerden aldığın etkilerin, başta öyle görünmemesine rağmen sonradan sende zehirli etkiler yapabildiğini ve bunun seni üzdüğünü / zarar verdiğini söylüyorsun anladığım kadarıyla.

Bu hususta dikkatli olmanın ve "bilginin" önemini sen kendin vurgulamışsın zaten: bir bitkinin özelliklerini, yetişme koşullarını bilmeden onu yetiştirmeye çalışmak vs.

Yaptığın tasvirlere dayalı olarak bir de şu olasılık geliyor aklıma: Herhangi bir konuda otorite olan veya öyle görünen (bu konuda pek çok kişiden kabul görmüş veya öyle görünen) biriyle veya birileriyle faydalı/önemli olduğunu düşündüğün konularda etkileşme girince, çok elinde olmaksızın o kişi veya kişilerden gelen enerjilere ve etkilere kendini lüzumundan fazla açıyor olabilirsin. "İnanmaya" veya güçlü/derin bir "inancı paylaşmaya" çok ihtiyacın olduğu için, az-çok itibarlı olan veya öyle görünen kişilerle inançsal/güvensel açıdan paylaşıma girmeye, samimiyetin ve iyi niyetin nedeniyle onlardan gelen etkilere kendini bazen fazlasıyla açmaya eğilimli olabilirsin belki. Hatta belki bunu biraz da kendi egonu kendi ayakların altına almak şeklinde de yorumluyor olabilirsin. Yani belki sezgilerin yoluyla aslında hakkında nispeten isabetli/yeterli düzeyde muhakeme yapabildiğin konularda, sırf teknik olarak senden daha fazla bilgi sahibi görünen veya o konuda belirli bir itibar/otorite sahibi bireylere "büyüğün" veya etkilenmekten çekinmeyeceğin bir "dostun" gibi yaklaştığın zaman, bu bazen işe yarıyor veya faydalı oluyor olsa da, bazı durumlarda çok ters sonuçlar doğuruyor olabilir.

Sırf toplumsallık, sosyallik, dostluk olsun diye, bazen karşındaki birey veya bireylerle etkileşimin sana ne katıp ne katmayacağı, ne ölçüde gerekli veya faydalı olacağı konusunda içgüdülerini, sezgilerini önemli oranda "kapatıyor" olabilirsin belki. Yani girdiğin veya derinleştireceğin bir etkileşimin sana ne ölçüde faydalı olacağına dair belki bazı sezgilerin var ama şu veya bu nedenle kendi sezgilerini önemli bir oranda bloke ediyor olabilirsin bazı durumlarda. Eğer gerçekten öyle oluyorsa, bunun ne zamanlar, ne şekilde (neden/nasıl) gerçekleştiğini gözlemlemeye çalışmak isteyebilirsin belki. İlla ki her zaman öyle olmuyordur. Bu eğilimin/sorunun arttığı, azaldığı durumlar, zamanlar oluyor olabilir.

Tevazu, kendini aşırı önemsememek veya öyle görünmemek için bazen belki bazı kişilere lüzumundan fazla itibar veriyor olabilirsin. Veya bunun dengesini henüz tam olarak kuramadın. Sonuçta hayat denge/dengeler üzerine kurulu ve hepimiz KH düzeninde KH standartlarına büyük ölçüde uygun yaşadığımız için, hepimizin sayısız denge sorunları var. Bir bakış açısıyla, tüm sorunlar şu veya bu şekilde bir dengesizlik içerir ve bilgi/farkındalık yoluyla dengesizlik giderildikçe ve denge sağlandıkça düzelir vs. Önemli olan bunları doğru teşhis edebilmek.

Senin yaşadığın sorunda dengesizliğin nerede olduğundan hiç emin değilim, hatta sorununu doğru anladığımdan da emin değilim ama ortaya birkaç olasılık atayım dedim, belki bunlar veya çağrıştırabilecekleri şeyler üzerinden gidilebilir diye.

Sen şimdi bir yandan karşındaki insana fazla itibar atfedip ondan gelebilecek faydalı/zararlı pek çok etkiye kendini açarken, "bak ben egoist değilim, gayet mütevazı olabiliyorum, kendimi öne sürmüyorum, dinlemeye, paylaşıma, buna göre bazı değişikler yapmaya açığım" gibi bir düşünce içinde olabilirsin. Kendine egosuzluğunu kanıtlamaya çalışıyor olabilirsin yani. Bir ihtimal olarak söylüyorum bunu yalnızca. Diyelim ki bu doğru. Bu dengesizlik daha sonra tam tersi yönde dengesiz etkiler de yapacaktır. Örneğin başkalarını tahakkümün altına almaya, onlar üzerindeki otoriteni suistimal etmeye yönelik eğilimlerle örneğin. Belki otorite olduğunu düşündüğün birilerinin şu veya bu düzeyde suistimaline uğradın, pozitif etkiler aldığını, doğru bir paylaşımda olduğunu düşünürken pozitiften çok negatif etkiler aldın, karşı taraf belki dikkatsizliğinden, belki umursamazlığından/egosallığından dolayı sendeki olumsuz reaksiyonu görmezen geliyor ve belki karşı tarafla bunun muhasebesini bile yapmadın veya yapamadın. Dolayısıyla bu konuda bir kızgınlık içindesin ve bunu tam olarak ifade edemedin, o zaman bir ihtimal bu durumun kızgınlığıyla aynı şeyi belki aynı düzeyde olmasa bile başkalarına yapma eğilimi gösteriyor olabilirsin.

Umarım aşırı alaksız olmamıştır. Sen bu yorumlarım konusunda sapla samanı bir ayırmaya çalış, ona göre görüşlerimi paylaşmaya devam edebilirim ;)
Go to Top of Page

bona fide


363 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/12/2018 :  19:23:05  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Merhaba bozadi şifa bulmaya yönelik çalışma yollarını somutlaştırma adına kendimizi değiştirerek başlayabilirizi örneklerken buna şifa bulmaya engel olan şeyler babında kendi zihin temizliğim gibi gereksiz düşüncelerden arınma adına o örnekleri verdim. cevabını alt alta alıntı yapamayacağım paraf paraf cvplayım.
1ve2. paraf: etkileşimde olmak ya da kalmak beni yoruyor zihnimi konudan hemen arındıramıyorum. doğanın kanunu bu yoluma devam edeyim noktası çöküntü öfke çaresizlik umutsuzluk hisleri peşimi bırakmıyor hemen yeniye odaklanıp olayı insanı bakış açısını uygulamayı başkası adına kabullenmek misal onu öyle kabul etmek zor oluyor benim için. fikirden düşünceden olaydan kişiden uzaklaşma huzur vermesi gerekirken sorun benim için sorun olan şey orda öylece duruyor ya hani kafamı ordan çekip alamıyorum. bi kaç gün)) şifaya engel olarak gördüğüm durumladan biri beim için.

3 ve sonraki paraflarına: kendi eksikliklerimi hemen kabullenmek yerine savunmaya yönelik davranışlarda bulunmak ya da anlamadan düşünmeden müdahale etmek. bunu biraz aşıyor gibiyim kavga etmemeye -algılarımı zorlayıp- ciddiyim burda ne oluyor sorgulaması yapıyorum zihnimde. bişey öğrenmem için bu anı yaşıyorum ama ney ne ders çıkarıyorum burdan. mesaj ne gibi.))

yardımla ilgili anlatmak istediğim misal birisi yardımda bulunuyor bu yardımda ona sebep olacak tüm enstrumanlar sana ait fakat onunda yardımları varlığı bu organizasyonda gerekli diyelim. ya da hayrına yardım burs destek vs kendini bu konuda vazgeçilmez gibi değilde hani ben olmasam havası yaratan davranışlar tavırlar olduğunda bu beni öfkelendiriyor. oysa o şahsıda öyle kabul etmek gerektiği bu ona iyi hissettiriyorsa gururlanıyorsa bırak öyle düşünsün haklı kendince demek kendi iyiliğim için şifalı adım olabilir yardımda bulunanın tavrına öfkelenmek ruhumun ego savaşı altta yatan kıskançlık belkide. muhasebesini şuan yapıyorumda )) ona kafa yorup eleştiriken kendi yenilmişlik duygumu egomu kurtarmaya çalışıyordum. bu nasıl çakallık aymazlık basiretsizlik yazıyı bitirip evrenden ve gıyabında bütün yardımseverlerden özür dileyeceğim.şuan bendeki ferahlık evrenede yansımış olabilir.bu içsel bir aydınlanma oldu. bir yükten kutuldum. sayende bozadi çözümleme için teşekkürler.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/12/2018 :  11:42:04  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

etkileşimde olmak ya da kalmak beni yoruyor zihnimi konudan hemen arındıramıyorum. doğanın kanunu bu yoluma devam edeyim noktası çöküntü öfke çaresizlik umutsuzluk hisleri peşimi bırakmıyor hemen yeniye odaklanıp olayı insanı bakış açısını uygulamayı başkası adına kabullenmek misal onu öyle kabul etmek zor oluyor benim için. fikirden düşünceden olaydan kişiden uzaklaşma huzur vermesi gerekirken sorun benim için sorun olan şey orda öylece duruyor ya hani kafamı ordan çekip alamıyorum. bi kaç gün)) şifaya engel olarak gördüğüm durumladan biri beim için.
Belirli bir konuya odaklandığın zaman kendini, düşünce ve hissediş kaynaklarının çok büyük bir bölümünü o konuya, o duruma odaklama eğilimin var sanırım. Bu, o konuda veya o durumda güçlü bir varlık gösterebilmek açısından faydalı olur. Ama hayatın hem yatay, hem dikey olarak çok boyutlu olan özelliği, sürekli aynı konu veya aynı durumda (sadece o durumun bakış açısıyla ve enerjileriyle) kalmayı pek mümkün kılmıyor. Akışa, duruma, şartlara göre değişme/dönüşme mecburiyetleri oluyor ve adeta farklı "boyutlar/gerçeklikler" arasında geçiş yapmak zorunda kalıyoruz. Bu geçişler bazen zorlu olabilir, özellikle de işlerin daha yolunda gittiği bir boyuttan, tıkanık deneyim boyutuna geçmek zorunda kaldığımızdaki gibi. Hayat deneyimimizde çeşitli "bölünmeler" olmak zorunda kalıyor. Bu ille de negatif bir durum değil, hatta doğal, gerekli ve kaçınılmaz bir durum. Bu tıpkı Tanrı dediğimiz sonsuz potansiyelin 7 yoğunluğa bölünmesinin doğallığı ve gerekliliği gibi. Tümü aynı varlık, tümü bir aslında. Yani bu bir çatışma meydana getirmek zorunda değil, doğal bir ihtiyaç ve zenginlik. Ama bizim KH egemen koşullarımızda bölünmeler, yani varoluş deneyimimizin farklı boyutları, pek çok sıkıntı meydana getirebiliyor.

Sorunun veya sorunların teşhisi ve çözümü için, hangi boyutta veya boyutlarda veya hangi çakrada veya çakralarda sorunlar, tıkanmalar olduğunu tespit etmek ve çözüm iradesi geliştirmek gerekecektir.


Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

yardımla ilgili anlatmak istediğim misal birisi yardımda bulunuyor bu yardımda ona sebep olacak tüm enstrumanlar sana ait fakat onunda yardımları varlığı bu organizasyonda gerekli diyelim. ya da hayrına yardım burs destek vs kendini bu konuda vazgeçilmez gibi değilde hani ben olmasam havası yaratan davranışlar tavırlar olduğunda bu beni öfkelendiriyor. oysa o şahsıda öyle kabul etmek gerektiği bu ona iyi hissettiriyorsa gururlanıyorsa bırak öyle düşünsün haklı kendince demek kendi iyiliğim için şifalı adım olabilir yardımda bulunanın tavrına öfkelenmek ruhumun ego savaşı altta yatan kıskançlık belkide. muhasebesini şuan yapıyorumda )) ona kafa yorup eleştiriken kendi yenilmişlik duygumu egomu kurtarmaya çalışıyordum. bu nasıl çakallık aymazlık basiretsizlik yazıyı bitirip evrenden ve gıyabında bütün yardımseverlerden özür dileyeceğim.


Katkısından (ve dolayısıyla hak ettiğinden) kat kat fazla itibarı kendi tarafına çekmeye çalışanları gördüğün zaman buna sinirlenmen doğal bence, ben de olsam ben de sinirlerim. Çözüm kendiliğinden olacaksa veya bu durum nispeten kısa bir süre içinde kendiliğinden düzelecek gibiyse ne ala, öyle değilse, "dengesizlik/anormallik/yanlışlık/çirkinlik" devam edecek veya edebilir gibi görünüyorsa bu daha moral bozucu tabi. Hele ki bu konuda bir karşı eylemde veya "düzeltici" eylemde bulunmayacak veya bulunamayacaksak, farklı birşeye konsantre olmak gerekir. Senin bu yaşadığın şeyi ben dahil herkes hayatın çeşitli farklı durumlarında/boyutlarında deneyimliyordur illa ki ve örneğin belki ben de aynı şeyi şu veya bu şekilde yaşadığım ve gerekli çözümü araştırmadığım ve/veya uygulamadığım halde hiç utanmadan sana bu durumda ne yapman gerektiğine dair bir görüşümü söyleyeceğim.

Kızdığın şey tabi ki kızmaya değer olabilir ama seni asıl kızdıran şeyin, yani "asıl sorunun" o olmadığını biliyorsun. Çözümleyemediğin ve çözme sorumluluğunun kendine ait olduğunu bildiğin veya düşündüğün başka, daha derin veya daha "içsel" bir sorununu çağrıştırdığı için kızıyorsundur belki de daha çok. Kendine yönelik bir kızgınlığın, bir çıkmazın var ve dışarıda gözlemlediğin o sorun da senin kendi içsel sorununu ve çözümsüzlük/çıkışsızlık düşüncelerini veya hislerini çağrıştırıyor olabilir.

Kendi bazı deneyimlerime dayalı bir örnek vereyim; pek çok lüzumsuz kızgınlığımın ve aptalca hareketlerimin, hayatı/varoluşu bir bütün olarak değerli ve anlamlı bulmama eğilimimle (o eğilimimin güçlendiği zamanlarla/durumlarla) bağlantılı olduğunu giderek daha fazla seziyorum.

Sadece olasılıklar. Meseleni olduğundan çok farklı mecralara taşıyıp iyice içinden çıkılmaz hale getirmemişimdir umarım. Savurduğum cüretkar sorun teşhisi olasılıklarını çok ciddiye alma lütfen.
Go to Top of Page

bona fide


363 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/12/2018 :  16:13:06  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
)) bir üstteki ilk cevabından sarsılmadım desem yalan olur. herhangi bi konuda yetkin olup yetkinlerle tartışacağım ve tevazu itibar göstermekten belim kırılacak. ki keşke o bahsettiğin insan yani yetkinlikte olabilsem de tevazudan kırılsam ezilsem. sizler bilmiyorsunuz bana ne kazandırdığınızı.çok yönlü bakmayı ki halen daha fazla yön olasılık olduğu gerçeğiyle oldukça yetersiz kalmama rağmen. sonra durup düşünmeyi beklemeyi kendimi görmemi ve yaşamımda bunları pratiğe dökmemi sağladınız. hoşgörülü olmayı belki alttan almakla karıştırılacak ancak örneklersem; çocuklarımla ilişkilerimde onlar dünyadaki hemen her çeşit karakterin davranacağı ruhsal evreleri büyürken deneyimlettirdiklerinden. karşımdaki bireyinde en az çocuklarıma gösterdiğim kadar toleransı hak ettiğini düşünmemin ayırdına burada vardım.ne kadar kalın kafalıyımki çocuklarımla bu keşfi yapabildim kendi aile ilişkilerimde de yapabilirdim kardeş anne baba.neyse buda hoş görülü olmamı kolaylaştıran bir etmen bir bilen yada yetkin olduğumdan değil. yani artık ne ölüme ne ölüsüne gibi nefret düşüncelerim yok öncedende yoktuda en azından kinlenirdim kinsiz olup çıktım ))uzaklaşırım en azından ki çocuklarımla bazen hemen hergün papaz olup yüzyüze bakıyoruz dışardaki insanlara naif olmak zorunda olmakla birlikte elimde olmadan ortay açıkan bir saygı var bunu fazla bulanda var içimden geliyor. hele çocuklara inanılmaz vizyonları var.onlarla yaşamı yakalıyorum. bu platform dönüştürücü sorgulatıcı hemen her inançtan farklı yaşam algılayışında olan insanlar etiketlere önem vermeden özgürce samimi hislerini yazıyorlar güven duygusunu pekiştiriyor bu. inanın burda edindiğim güvenle yaşam pratiğimde aynı hislerle olduğumda karşılıklı güveni itinayı samimiyeti buluyorum.engeller olduğunda denge yüzünden gerekli en azından katlanılabilir üstesinden gelebilirim düşüncesi oluyor. evrenin tokadı hazır haksızlık etmeden yaşama gayreti ki bu konuda yanlış anlamalar anlaşılmalar uygulamalar için olaylar sürekli servis ediliyorken yani heran dersler devam ederken tuzağa düşme kendimi kaptırma ya da jetonun geç düşmesi idraksizlik öfke...sonra burda bi yazı okuyorsun ve muhasebe yapmaya başlıyorsun )) yaptığın ya da yaptığınız hiç bir şey boş ya da cüretkar değil. Tüm kalbimle teşekkür ederim. ve samimiyetime inanmanızı isterim.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/01/2019 :  14:56:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Gönül-Akıl (kalp-beyin) düalitesi aslında muhtemelen aynı şeyin birbiriyle doğrudan etkileşimli iki yüzü gibi ama bazı analizler için bunları birbirinden ayırarak meselelere yaklaşmak gerekebiliyor gibi anlıyorum.

Huzur, güven, sevgi, mutluluk gibi temaların “gönülle” daha doğrudan bir bağlantısı olduğu kabul edilir. Aslında normalde akıl da gönüle hizmet eder, bu pozitif değerleri artırmaya veya ilerletmeye veya bunlarla ilgili sorunları teşhis edip gerekli değişikliklerin yapılmasına hizmet eder veya doğalı budur diye düşünüyorum.

Bizlerdeki korku, huzursuzluk, güvensizlik, sevgisizlik sorunlarının hem gönülle hem de akılla ilgili olduğunu, ikisini de etkilediğini, ikisinin de işlevlerinde anormalliklere neden (duruma göre hem neden, hem sonuç) olduğunu düşünüyorum.

Yalnız, gönlümüzde, varlığımızda yukarıda saydığım pozitif potansiyellerin varlığını gördüğümüz, bildiğimiz, sezdiğimiz halde, aklımızı hayatımızdaki çeşitli sorunlarla boğuşmaya çok yormak zorunda kaldığımız için, bu aşırı ve karamsar zihin kullanımı, bizi gönlün kökenindeki sonsuz/evrensel pozitif değerler kaynağından uzaklaştırıcı bir etki yapıyor sanırım.

“Akıllı olup dünyanın derdini çekeceğine, deli ol dünya senin derdini çeksin” sözünün de burada tanımlamaya çalıştığım meseleyle ilgili olduğunu sanıyorum. Ve “aşkın gözü kördür” sözünün de. Birazdan neyi kastettiğimi açıklamaya çalışacağım.

Akıl-gönül düalitesinde, hayatımızın muhtemelen diğer tüm alanlarında olduğu gibi bir denge ihtiyacı var. Normalde, bu ikisinin ortasında durmak gerekiyor. Bu konunun daha sonra ele almaya çalışacağım pek çok ayrıntılı, zıt görünümlü / kafa karıştırıcı yönleri olmakla birlikte (yin-yang gibi, siyah içinde beyaz, beyaz içinde siyah, iç içe geçen döngüler), şimdilik bu durumu görmezden gelerek sadece konsantre olmak istediğim belirli bir duruma dikkat çekeceğim, ayrıntıları ve karmaşık yönleri incelemeyi sonraya bırakarak.

Sürekli, çok fazla stres, üzüntü, huzursuzluk, güvensizlik yaşıyorsak, bu durum hem fiziksel hem de ruhsal olarak daha da yıkıcı etkilerin önünü açabilir. “Gerekçeler” ne kadar haklı ve kaçınılmaz olsa veya görünse de, ebedi/ilahi bağlantıları olan bir huzura, güvene, sevgiye olan ihtiyaç kritik yaşamsal öneme sahiptir. Akıl-gönül düalitesinde gönülden akıl yönüne doğru dengesizce bir kayma olduğu anlamına gelmesi muhtemeldir bu durumun.

Gönül dediğimiz şeyin temsil ettiği pozitif değerler özü itibariyle evrensel/varoluşsal/ebedi değerlerdir. Ve gönlün bu anlamda pozitif değerlere dayalı şifalandırma potansiyelinden yararlanmak için de, tüm evrenle, daha da doğrusu tüm varoluşla birlik, özdeşlik, teklik bilincinin, inancının faydası olacaktır.

“Benim çeşitli erdemleri, günahları, sorunları ve yetenekleriyle ‘bu birey’ olmam geçici bir durumdur. Ben sadece bu birey değilim. Yine kendilerine göre çeşitli olumlu ve olumsuz yönleri, çeşitli üstünlükleri ve sorunları olan diğer tüm bireyler de benim aslında; hepimiz tek bir birliğin İlüzyon denen yaratım içinde belirli bir özgür iradeyle çeşitli ve sonsuz deneyimlerden geçen uzantılarıyız. İlüzyondaki hiçbir şey sonsuza kadar sürmeyecek. İlüzyon bahçesinin ortasındaki, İlüzyona can veren ebedi sonsuz potansiyelin kendisiyiz. Ebedi gerçek budur.”

İlüzyon dış küresinin ortasındaki ebedi gerçeğin tam olarak ne olduğunu bilmek, anlamak, sezmek bizim için her zaman kolay olmayabilir. Özellikle de çok fazla ilüzyona doğru kaydığımızda, İlüzyon içindeki küçücük bazı ayrıntılara mutlak gerçek muamelesi yaptığımızda. Elbette ilüzyonun da aslı gerçektir, gücünü ve varını ondan alır ve ilüzyon anlamsız, faydasız da değildir, hayat dediğimiz bu tanımlaması zor zenginliği, güzelliği içeriyor, hem birey hem de mutlak bütünlük anlamında kendimizi tanımamıza hizmet ediyor ama aşırı ve çok uzun süreli kızgınlık, üzüntü, stres, huzursuzluk ve güvensizlik söz konusu olduğunda, artık İlüzyon içindeki durumlar koşullar ne kadar haklı veya kaçınılmaz görünürse görünsün, dengeleme için ebedi gerçeğe dönmemiz, terazide oraya doğru yaklaşmamız gerekiyor demektir. Ebedi gerçeği çok fazla anlamlandıramıyor olmamızın nedenlerinden biri zaten ebedi gerçek ile ilüzyon arasındaki terazide ilüzyona fazla kaymış bir dengesizlik hali içinde olmamızdır.

Bu noktada İlüzyon içinde “çok akıllı olmanın”, “herşeyi açıklayabilmenin/çözebilmenin” daha doğrusu bunu saplantı haline getirmenin birşeye faydası yoktur. Burada çözüm için gerçekten gerekirse biraz “aptal/deli” olmak gerekir. Ki burada kastedilen dengeleme ihtiyacı bağlamında önerilen şey sadece İlüzyon’da ve sadece egomuza veya başka egolara “aptalca” görünebilecek olan ama “şifalanmamız” için en doğru, en akıllıca yoldur. İşin garibi, bu hareket, ilüzyondaki hikayenin koşullarından bakınca çok bencilce görünebilir ama hasta olan bir insanın hayattan bir süreliğine çekilmesi, sadece kendini düşünmek zorunda kalması ve başkalarının buna anlayış ve destek göstermesine ihtiyaç duyması ne kadar “bencilceyse”, o kadar.

Köpekler veya diğer hayvanlar rahatsızlandıklarında nasıl doğada kokularına bakarak şifa için belirli bazı bitkiler/maddeler arıyorlarsa, biz de şiddetli muzdaribi olduğumuz bu huzursuzluk, güvensizlik, sevgisizlik ortamında “köpekler gibi” ihtiyaç duyduğumuz huzurun, güvenin, sevginin, mutlak gerçeğin kokusuna gidebilmeliyiz, onu aramalı, yaklaşmalıyız. Bu kavuşma çabasında hiçbir şey o sonsuz memba (ebedi, sonsuz, mutlak gerçeğin, varlığın, varlığımızın, gerçeğimizin ta kendisi) ile aramıza girmemeli, girememeli. İşte burada “akıl” (ilüzyonda falanca koşullardaki falanca şahıs olma) bilincine odaklanmayı azaltıp, sadece ve sadece ihtiyaç duyduğumuz şeye, "sonsuz gerçeğe" yaklaşabilmeliyiz.

“O ne ki? Herşeyin ortasında durduğu söylenen o ebedi sonsuz gerçeklik neyin nesiymiş, ben niye göremiyorum, bunun kanıtı, dayanağı, gerekçesi nedir?” … Bunlar ilüzyon içinden, ilüzyonun bakış açısıyla sorulan sorulardır, egosaldır. Egonun çok akıllı, herşeyi görür gibi görünen körlüğünün neticesidir. İlüzyonda belirli bir şahıs olmayı bırakıp, onunla çok alaksız olan veya öyle görünen ebedi gerçeğe, Hakka dönmek, ilüzyondaki bataklığımsı koşullardan bakınca “kör” (manasız, faydasız, aptalca) birşey gibi görünür (aşkın/gönlün gözünün kör olması veya öyle görünmesi meselesi) ama aslında tüm ilüzyona hayat ışığını veren şey o birey ötesi kaynaktır. Tüm bireyleri, tüm ilüzyonu kapsayan, ona can veren kaynak. Sevginin özü, gerçeğin özü budur.

İlüzyon kötü olmak zorunda değildir ama özgür irade denen şey maalesef duruma göre ilüzyonu tam bir cehenneme çevirebilmektedir, bizim örneğimizde olduğu gibi. İlüzyon hem sınırlı hem sonsuzdur. İnsan vücudunun hem sınırlı/sabit olup veya öyle görünüp, hücresel düzeyde kendini düzenli olarak yeniden, yeniden yaratıyor, yeniliyor, tazeliyor olması gibi belki de. İlüzyonun bu sonsuzluğunda varoluşun özüyle uyumlu işleyen yerler çoktur, belki de ezici çoğunluktadır. Biz dünya insanlığı olarak İlüzyonun çok ama çok küçük bir parçasına aşinayız.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/01/2019 :  15:17:47  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"Çocuklar gibi olmadıkça, Tanrı'nın bahçesine giremezsiniz" gibisinden söylenen sözün anlatmaya çalıştığı gerçeklik de budur kanaatimce. Çocuk küçüktür, bilmez, cahildir. Ama yetişkinlerin bazen bizzat "fazla akıllı" olmaları nedeniyle kendilerini içine soktukları çıkmazlara da girmezler. Gerçek sevgiye odaklıdırlar. Zihinleri sonsuz ilüzyonik saptırıcılarla (KH nitelikli ilüzyon anlamında) kirlenmemiştir henüz. Herşeyin ortasındaki basit ve sonsuz kaynağa duyarlıdırlar, onunla özdeşliklerine, birliklerine dair sezgileri daha temiz, daha sağlıklıdır. Eğlenmeyi, sevmeyi, sevilmeyi bu nedenle çok önemserler, bunlar mutlak gerçek ile ilüzyon arasında dengede olmanın işaretleri, yansımalarıdır. Tabi burada çocuk derken biraz "idealize" edilmiş bir çocuk örneği vermiş oldum sanırım.

Şimdilik son olarak, ebedi gerçeği hatırlama çabalarımda nispeten yararlandığım bir düşünceyi paylaşmak istiyorum, ki farkına vararak veya varmayarak herkes bunu zaten düşünmüştür veya düşünecektir.

Bundan çok, çok uzun zaman sonra... Ne kadar anlamlı bilmiyorum ama örneğin dünya yılıyla 100 bin yıl sonra, 1 milyon, 1 milyar yıl sonra, 80 milyar yıl sonra (...) hiçbir şey şu anda olduğu gibi olmayacak. Öyleyse ne önemi var? Lokal ilüzyonumuzun şimdi ve buradasındaki bu koşullara tapmanın, buna sonsuzluk ve mutlaklık, bu kadar ciddiyet atfetmenin ne anlamı var? Asıl şimdi ve burada olan sonsuz gerçeği kaçırıyoruz!!

Sonsuzluğu düşünmenin bize karanlık, belirsiz, korkutucu gelen yönleri bizzat kalbimizde, varlığımızda bilgisi olan ebedi gerçeğe körleşmiş, duyarsızlaşmış olmamızdan kaynaklanıyor. Sonsuz ilüzyon küresinin veya simidinin ortasında güneş var, ve güneş sensin. Benim. Biziz. Başka birşey yok. İlüzyona biz can veriyor ve onun içinde oynuyoruz resmen. Kendi geçici ilüzyon gerçekliğimiz içinde yarattığımız bataklığın etkisiyle kendi sonsuz gerçekliğimizi kendimizden esirgeyecek hale geldik. Korku, huzursuzluk, güvensizlik en doğal ve berbat durum haline geldi. Yetsin artık, değil mi?
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/01/2019 :  13:11:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kendim henüz yeterince örneğini teşkil edebilecek durumda olmasam da, "şimdi ve burada mükemmel tatmin" diyebileceğim bir tutumun önemli faydaları olduğuna inanıyorum.

Yani öyle bir bilgiye, sezgiye, inanca sahip olacaksınız ki, manevi olarak "şimdi ve burada mükemmel bir tatmin" içinde olacaksınız. Böyle bir tutum geliştirmemiz gerektiğine, tabi öncelikle bunu tartışmamız, netleştirmemiz, çeşitli açılardan değerlendirmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu tavra sahip olmak kolay değil, çünkü bunun aleyhinde fazlasıyla bilinçsel programlamaya sahibiz ve bu programlamalar sürekli olarak besleniyor da. Sürekli olarak "acizlik" pompalanıyor bilincimize.

Hayatımızda bu kadar dert, tasa varken, durduğumuz yerde manevi ve varoluşsal anlamda mükemmel bir tatmin içinde olmayı düşünmenin, buna inanmaya, bunu deneyimlemeye çalışmanın saçma göründüğünü veya görünebileceğini biliyorum. Ama hayatımızda bu kadar dert ve endişe olmasının KH eğilimli güçlerce uygulanan bir mühendislik çalışması (hesaplı, planlı) olduğu ve amacının da "şimdi ve burada mükemmel tatmin sahibi" olmayı imkansızlaştırmak olduğu ihtimalini düşünün. "Mükemmel tatmin" derken, hayatımızda kendi deneyimlediğimiz veya başkalarının deneyimlediği dertleri inkar etmeye, görmezden gelmeye, empati kurmamaya, bunları çözmekten sakınmaya yönelik bir tavır değildir bu kesinlikle. Tam aksine, bütün o dramların, çıkmazların nihai olarak kökünün kurutulmasına yönelik güçlü bir eğilim taşımaktadır.

Zaman zaman fark etmişsinizdir, ediyorsunuzdur; bizi en çok yıkan şey tüm bu dertlerin varlığından ziyade, o dertleri çözmeye yönelik grupsal/ailesel/kitlesel bir iradenin organize olmuyor, gelişmiyor olmasıdır. Şu anda çektiğimiz dertlerin kat kat fazlasını da çekiyor olabilirdik ama bu mutlaka o oranda daha ümitsiz, karamsar olmamız gerektiği anlamına gelmezdi. Koşulların şu anda olduğundan kat be kat daha kötü olduğu ama şu anda olduğumuzdan kat be kat daha huzurlu, güvenli, ümitli olduğumuz bir durumun kesinlikle imkansız veya anlamsız olmadığını düşünüyorum.

Hayat akışı dediğimiz süreç içinde, bize huzursuzluk, güvensizlik, acizlik fikirleri ve inançları aşılayan o kadar yoğun ve sürekli bir fiziksel, duygusal ve psişik bombardıman aldındayız ki, bu duruma karşı aksi yönde bir bilinçsel tavrı güçlü bir şekilde oluşturmadığımız, beslemediğimiz ve bu doğrultuda destekleşmediğimiz sürece o acizlik ve bununla bağlantılı arzu-korku kısırdöngüsü hayatımızın tek egemen gerçekliği haline geliyor.

İşte o nedenle, ne kadar aptalca veya saçma görünürse görünsün, şimdi ve burada mükemmel bir varoluşsal tatmin geliştirme doğrultusunda işbirliği yapabilmemiz gerektiğine inanıyorum. Bu tatmin dertleri, sorunları inkar etmeye veya görmezden gelmeye yönelik değildir. Dert-tasa dalgalarının altında değil, üstünde olmayla ilgilidir. Doğru bilgiye, bilince, inanca, sezgiye sahip olduğunuzda, etrafınız ne kadar dertlerle çevrili olursa olsun, siz tüm o dert dalgalarının altında ezilmek yerine üstünde sörf yapıyor olabilirsiniz, bu bize bağlı. İnancınıza bağlı. Varlığınızın ve herşeyin varlığının ne anlama geldiğini düşündüğünüze bağlı.

Şimdi ve burada mükemmel tatmin dediğim şey, tüm bireysel varlıkların, varoluş özündeki o sonsuz potansiyelin bir parçası ve "kendisi" olduğu görüşü, sezgisi, inancıyla aynı şey. Siz osunuz. Varolan herşey odur: Sonsuz Potansiyel/Kudret/Akıl/Yaratıcılık. Şu anda bu kudreti, bu yaratıcılığı pek de etkili bir şekilde kullanamıyor olmamız, o kudretten geldiğimiz ve onunla bir olduğumuz gerçeğini değiştirmez. Görüntüler çok aldatıcıdır. Ölümlü bir maddi bedenin acizlikleri içinde ve binbir türlü fiziksel, duygusal ve psişik zehir, baskı ve işkenceyle binlerce yıldır yoğruluyor olmamız neticesinde büyük ölçüde bloke oldu yaratıcılığımız, sonsuz ve mutlak potansiyel olma ve yaratma farkındalığımız. O sonsuz akıl ve kudretin birliğinden, bütünlüğünden hoşlanmayan, onu kendi şahsi kontrolleri altına almak isteyen birileri, din, siyaset ve ekonomi dahil her yolla, insanların var olan egosal açıklarını kullanarak onları zayıflatma, aptallaştırma, birbirine düşürme, acizleştirme ve sömürme doğrultusunda büyük başarılar elde ettiler.

Allah/Tanrı dediğimiz şey hem en büyük gerçek, hem de en büyük yalandır.

Gerçekliği, doğruluğu, herşeyin bir olmasıyla ilgilidir; varolan herşeyin bir parçasını/uzantısını teşkil ettiği o özün sonsuz akıl, kudret, potansiyel olmasıdır. Allah/Tanrı ile ilgili yapılan tasvirlerin yalan veya aldatıcı nitelikte olan, kölelik bilincini meşrulaştırmaya hizmet eden kısmıysa, varolan herşeyin o sonsuz potansiyelin bir parçası ve kendisi "olmadığı" yönündeki açıklamalar, dayatmalar ve özellikle de bu tasvirlere iliştirilen nefret ve tehditkarlık eğilimleridir; köleleri özgürlük ve birlik gerçeğine uyanmakta olan efendilerin, uyanmamış köleler/hizmetçiler aracılığıyla sergiledikleri nefret ve tehdit.
Go to Top of Page

bona fide


363 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2019 :  02:57:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
bozadi "mükemmel tatmin" tutumu içinde olmak için hem insanın yaşama sevinci içinde olup hemde ölüme buyursun gelsin rahatlığıyla bakabilecek anlayışı kabulu ve teslimiyetinde olması gerekir. ki 5. boyut zihniyeti evliyalık gibi bişey bu dediğin.var olan etkileşimlerden zevk alıp yasaya teslim olmak. mutlak tatmin teslimiyetle olabilir düşüncesindeyim. günümüz koşulları sistem bu yapı olmasın diyelim. yaşamın döngüsü ruhun evreleri bilincinde olsak dahi bu forumun misyonu üzerinden bakıldığında senin bahsettiğin tutum 5. boyut tutumu 1.2.3.4. boyutta ruh özellikle 3 boyutta ancak gezginler yardıma gelen gönüllülerki onlar dahi sapmayla kh olabiliyor sen tam bir 5. boyut bh den bahsediyorsun. nolamaz eşyanın tabiatına aykırı dermişim. sen o farkındalıkta ve o anlayışı pratiğie dökebilirsin. bütünün parçası olmakla birlikte hatta yüksek benliklerimizde o seviyede olup benliğimizin birazı halen o seviye kalmış olsa dahi karma ya da dersler adına burada bulunuyor olmamız hangi tetikleyicinin ne tür sınavdan geçireceğini bilemezken. öğrenmemiz gerekenin ben değil biz, bütünün hayrına yaşayabilmek kendinden vazgeçmek. yani bana çok zor gözüktü. şuanki yapının dışında bir yaşam hiçbir ihtiyaca yönelik mağduriyet olmasa dahi pratik yaşamda farkındalığını koruyacak bir ruh zaten o mertebeye çıkmıştır ve benden değildir)).

yine alakasız olacak fakat bir örnek vermek istiyorum farkındalık denilen şeyde dahi tuzaklarla doluyuz çunki
feminizm misal kadınlar işte bir eşyadan farklı olarak saygı görmek benimde hakkım yaşamın her alanında bende varım filan falan. bu felsefeye sıkıca sarılmışlar bencillik diz boyu ötekiletirmeye şiddetle itiraz ederken kendileri can damarından yapmaktalar halbuki. ve bunu fark edemiyorlar. abuk subuk gösteri savunma rezillikten başka durum çıkmıyor ortaya. şiddete karşıysan bunu tüm canlılar adına yapmalısın bacım diyesim geliyor. kendiini bi sınıfa ayrıp yada ayıranların tuzağına düşüp kaos yaratman senin özel ayrıcalıklı olmanı sağlmayacak senin şiddet gören erkekten çocuktan hayvandan farkın yok ya da haksızlığa uğrayan erkekten hayvandan çocuktan farklı değilsin önce bunu bi anla. ne kadarını yapıyorsun onların hakkını ne kadar ögzetiyorsun hiç gerçekten hiç birini yapmayıp sokaklara çıkıp kadın hakları bu nasıl bir sığlıktırki bir üst leveli insan haklarıdır. bu sistemin oyuncağı olarak bu tuzak cümleye hapsolmuşuz. doğa insan haklarını takıyormu hayır hayvandan ayırıyormu hayır kazanan kim doğa neyse konudan çıkıyorum yani bozadi demek istediğim senin bahsettiğin mutlak tatmin bh formunda ruhun evresine bağlı. farkındalık dediğimiz şeyler de dahi kh tuzağındayız. insanın üstünlüğünü hükmeden sahip olan olarak algılatan bi yapıda ki tuzakda bu zaten ve tüm tuzakların farkında bi seyirci 5. boyut ruhuna sahip olabilir. arzuya dayalı yaşamda çok zor bir hedef bu.
Go to Top of Page

Tgur


1081 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2019 :  08:55:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kısaca,
Haklısın Bonafide, feminizmi bayraklaştırıp kilitlenmek doğaya hayvana ve daha bir çok şeye olan ayrılıkları göz ardı etmek hatta diğer ayrılıkları da yokmuş sayıp o konuda fix olmuş bir anlayıştan başka hiç bir şeyi kale almamak Bozadinin bahsettiği bir olmanın bilinci ile dalga üzerinde sörf yapmaya aykırı bir davranış,

Zira o bir olmanın bu indirgenmiş yaşam derinliklerinde yazılımdaki dayatmalarımızın ilkelliklerinde yaşarken hiç olmazsa ayrılıkların farkına varıp onun üstünde bir bilinç salına tutunmamız gerek..


Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2019 :  14:00:37  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Arkadaşlar, değerli katkılarınız, eleştirileriniz için teşekkür ederim.

Bu önerdiğim tutumun genel şartlarımıza uygun oluş ve olmayış düzeyleriyle ilgili benim zihnimde de en hafif deyişle bazı belirsizlikler var zaten.

Ve belirttiğin gibi bona fide, yaptığım bu önerinin henüz farkına varmadığım bazı yönlerinin farkına vardıkça, bunun şartlara olası uygunsuzluğu nedeniyle faydadan ziyade zarara, kolaylıktan ziyade zorluğa neden olmasının çok daha muhtemel olduğuyla yüzleşmem gerekebilir.

Belirttiğim gibi, öncelikle konunun netleştirilmesi, tartışılması, eleştirilmesi gerekiyor ve bunu bir ölçüde yaptık zaten. Biraz devamını da getirmeye çalışıp, olası fayda ve zararları netleştirmeye devam etmiş oluruz diye tahmin ediyor, umuyorum.

Konuyla ilgili bazı görüşlerimi paylaşmaya, derinleştirmeye çalışmadan önce, feminizm konusunda bahsettiklerin üzerinde düşünürken, bunun tıpkı belirli bazı dinci şahısların veya grupların yaptığı gibi kadın-erkek ayrımcılığını teşvik ettiğini fark ediyorum. Yani birbirini besleyen, doğrulayan, tamamlayan, destekleyen iki aşırı zıt kutup. Kadın ve erkeğin tamamen aynı varlığın, sırf birbirini saymayı, sevmeyi kolaylaştırmak için doğa/evren/hayat tarafından büründürüldüğü iki farklı şekli, kabuğu, maskeyi mutlaklaştırarak özdeki birliği görmeyi engelleme çabası var bunda. Gerici denebilecek bazı dincilerle “süper-ileri” (!) bazı feministlerin aynı gemide olduğu bir durum bu.

Kadınlar sonsuza kadar kadın olarak kalmıyor. K'ların dikkat çektiği gibi, boş ver enkarnasyon dışı (5. yoğunluk) cinsiyetsiz durumu, enkarne halde bile bir ruhun kadın enkarnasyonları ile erkek enkarnasyonları nihai olarak dengede oluyor/olacak.

Erkek cinsiyetinin agresyon konusundaki aşırılıkları/dengesizlik sorunları, kadınların kendilerine özgü bambaşka konulardaki aşırılıklarını/dengesizliklerini ortadan kaldırmıyor. Erkekler şeytan da kadınlar melek değil. Erkekler dünyayı batırmaya uğraşıyor da kadınlar dünyayı kurtarmaya uğraşıyor değil. Böyle bir cinsiyet ayrımı yok. Erkek ve kadın aynı varlığın geçici olarak aldığı iki farklı görüntüdür.

Bunları söylerken, kadına ve nispeten benzer bir suistimal edilebilirlik durumunda bulunan diğer insan gruplarına veya diğer canlılara karşı kötü ve hatta şeytani davranışlar mümkün olduğunca ifşa edilmeli, gündeme getirilmeli, hesabı sorulmalı, benzer durumların önlenmesi için yapılabilecek şeyler yapılmalı, bundan şüphem yok.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 11  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,72 saniyede oluşturuldu.