Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Felsefe Kulübü
 Felsefeyi netleştirmek...
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 10

bozadi


8870 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/10/2018 :  12:20:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İlüzyonun içinde ve onun yoğun tesirleri altındayken, “İlüzyondan çekilme” diyebileceğimiz birşey yapılabileceğini ve yapılabildiğini sanıyorum. Aslında “meditasyon” denen şeyden kastın, niyetin de bu olduğunu düşünüyorum ama benim bu şimdi tanımlamaya çalışacağım şey ne ölçüde meditasyon ve ne ölçüde “İlüzyondan çekilme” teşkil ediyor, emin olamasam da, “niyet” anlamında o yönde olduğuna inanıyorum. İleriki günlerde ve sizlerin olası görüşleri, geribildirimleri, eleştirileri yoluyla gerekli düzeltmeleri, geliştirmeleri yapmak üzere, huzur/güven/moral tazelemeye yönelik bir düşünce ve inanç pratiğini tasvir etmeye çalışacağım. Bu zaman zaman hepimizin üzerinde doğrudan veya dolaylı olarak düşündüğü birşey muhtemelen.

Dikkatini İlüzyona vermeyi bırakıp ebedi, daha doğrusu “zamansız” Varlık’a verme pratiği. Varlık’a gösterilen “dikkat”, aslında Varlık’la “özdeşlik/birlik” farkındalığının ve deneyiminin önünü açacaktır. Tabi bunun için Varlık’ın anlamının bunun gerektirdiği şekilde bilinmesi, inanılması, güvenilmesi gerekir. Ama bunun bir anda gerçekleşme gerekliliği veya zorunluluğu yok. Bu aynı zamanda bir test veya deneyim süreci olarak da düşünülebilir. Varlık acaba gerçekten elimizdeki kaynakların verilerinden edindiğim izlenimlere dayalı olarak tasvir ettiğim gibi mi?

Ben bu hususta agnostik değil, gnostik eğilimliyim, eğer bu kavramları yanlış yorumlamıyorsam. Yani mutlak gerçeğin (ve mutlak gerçek diye birşey olup olmadığının) “bilinmez” hatta “bilinemez” olduğu görüşünü değil, “bilinir, bilinebilir” olduğunu, hatta “bilinmesi gerektiğini” düşünüyorum. Ayrıca Mutlak Gerçek’in güvenilebilirliği, sevilebilirliği, özdeşleşilebilirliği konusunda da gnostik (“bilinir ve bilinmeli”ci) ve olumlu “görüş” sahibiyim. Görüş diyorum, çünkü bu konuda belirli bazı izlenimlerim ve inançlarım olmakla birlikte, bu izlenimi, inancı ve farkındalığı çoğu zaman güçlü ve derin bir şekilde “yaşamıyorum”. Ama artık kendimdeki bu samimiyetsizliği, tembelliği, verimsizliği yenmek istiyorum.

Bu pratik, sizin Varlık’la (Varlık’ın özüyle ve o özün ilüzyonik uzantısı da dahil bütünüyle) “bir” olduğunuz inancına veya bu inancı, bu olasılığı deneme, inceleme niyetine sahip olmanızı gerektiriyor. Siz de kesinlikle hariç olmamak üzere, Varolan herşeyin gerçekten “bütün” ve “bir” olduğunu hatırlayın, eğer böyle bir inanca, farkındalığa sahipseniz veya bu inancı veya farkındalığı “deneyin”.

Gözlemleyebildiğimiz çevremizde bize Varlık’ın saf özünü gösteren veya temsil eden başlıca şeyin “Güneş” olduğunu düşündüğümden, ben 7Y’yi, yani Varlık’ın saf özünü ve bütününü düşünürken de Güneş’e benzer merkezi ve sonsuz bir ışık küresi hayal etme eğilimindeyim genellikle. Güneş’in elektromanyetik çekim alanı dahilinde bulunan ve Güneş’ten doğmuş ve ona geri dönecek olan şeyleri (gezegenler vs) içeren yaratımsal boşluğu da İlüzyon olarak düşünürüm. Ortadaki Mutlak Potansiyel ile o potansiyelin, o sonsuz sevginin ve farkındalığın “yaratım” dediğimiz süreçte somut şekiller alarak gerçekleştiği veya tezahür ettiği, böylece kendini bilme ve onaylama işlevinin gerçekleştiği İlüzyon da aslında "bir". İkisi birbirinden bağımsız iki ayrı varlık değil, tek. Ama İlüzyonda bireysel özgür irade ve sonsuz bir seçim süreci var; var olmama hakkı ve seçimi bile dahil buna üstelik.

Bizim en büyük handikaplarımızdan biri, kendimizi İlüzyon içindeki lokal gerçekliğimizle ve şartlarımızla aşırı özdeşleştiriyor olmak. Yani sanki “tüm gerçeklik”, bizim şu gezegen üzerinde deneyimlediğimiz şeyden veya şeylerden ibaretmiş varsayımı, izlenimi, inancı. Evet, elbette bu lokal gerçekliğimiz de boş değil, anlamsız değil, o da gerçeğimizin bir parçasını teşkil ediyor ama tüm gerçeklik bu değil kesinlikle. Dezenkarnasyon denen ölüm (dünyaya ölmek) süreçleri olmasa, hep şu dünya üzerinde aynı şartlarda bedenli olarak varlığımızı kesintisiz sürdürebiliyor veya sürdürmek zorunda olsak, asıl o zaman kendi kendimizi gerçekten geri dönüşsüz bir dejenerasyona ve yokluğa sürüklerdik muhtemelen. Ölüm dediğimiz şey olmasa, yok oluşa sürüklenmemiz çok kolay olurdu bu şartlarda! Ölüm tıpkı uyku gibi ruhsal bir dinlenme, rejenerasyon (enerji/varlık tazeleme) imkanı ve zarureti. Tıpkı uykunun o tam olarak tespit edemediğimiz derin bir aşamasında olduğu gibi, ölüm/dezenkarnasyon dediğimiz süreçte, lokal İlüzyon gerçekliğinden uzaklaşıyor veya uzaklaştırılıyoruz, Mutlak Gerçek’in farkındalığının çok daha kolay ve/veya mümkün ve hatta kaçınılmaz olduğu bir düzeye gidiyoruz. Ölümde o yerin 5. yoğunluk olduğu açık. Uykunun o ruhu şarj edici, bir ölçüde şifalandırıcı aşamasında da 5. yoğunluğa mı gidiyoruz bilmiyorum ama sonuçta lokal İlüzyon koşullarımızdan, Mutlak Varlık’a daha yakın bir yere gittiğimiz kesin. Hatta K’lar uykuda Mutlak Gerçek’le bir tür doğrudan temas veya ona benzer birşey olduğunu söylemişlerdi.

Uyku ve ölüm dışında, bu ruhsal/varoluşsal yenilenme ve tazelenmeyi sağlayan başlıca imkan veya uygulama, meditasyon ve yoga denen şey herhalde. Ama güçlü, derin, dengeli, paylaşıma açık ve istekli bir sevinç, huzur, güven, sevgi deneyimi de benzer tesirler yapıyor, o da ilahi (varoluşun özüyle temas veya etkileşim yapan) birşey.

K’ların “zaman yok” diye yaptığı vurguları hatırlayın. Bu konu, bu tanımlamaya çalıştığım pratikle birebir alakalı. İlüzyon’da ve özellikle de bizim 3KH ilüzyonumuzda zaman çok güçlü ve geçerli bir kavram ama niyetimiz, İlüzyon’un üzerimizde oldukça yıkıcı etkiler yapan yönlerini dengelemek amacıyla dikkatimizi İlüzyon’dan Mutlak Gerçek’e çevirmek olduğundan ve Mutlak Varlık’ta zaman olmadığından, zamansızlığı anlamaya ve hatırlamaya niyet etmek, Mutlak Gerçek’i, yani Mutlak Varlığı anlamaya ve hatırlamaya çalışmakla aynı şey aslında.

Bizim için “zamansızlığı”, yani zaman akışı diye birşey içermeyen durumu hayal etmek, onu anlamak ne kadar zor ve hatta imkansız görünüyor, değil mi? İşte, Mutlak Varlık’ı, onunla birliğimizi anlamak da aynı nedenle ve aynı şekilde zor ve imkansız görünüyor.

Aslında şunu belirtmem gerekiyor ki, tüm dikkatimizi %100 oranında İlüzyon’dan ayırıp Mutlak Varlık özüne odaklamanın mümkün ve hatta faydalı olacağından emin değilim. Hem Mutlak/Değişmez Öz’ün, hem de onun bir parçası ve kendisi olan İlüzyon’un aynı anda farkında olmak, ikisinin mutlak birliğinin farkında olmakla ilgili bu fayda sanırım. Yani İlüzyon’dan tamamen bağımsız veya onunla tamamen etkileşimsiz olmak diye birşey mümkün değil gibi görünüyor bana nedense. Önemli olan, İlüzyon’un Mutlak Varlık’tan ayrı ve bağımsız bir varlığı olmadığını hatırlamak, bunun farkında olmak. Çünkü bunun farkında olmadığımızda, bizim 3KH’deki lokal ilüzyon koşullarımızın bazı berbatlıklarının mutlaklığına inanma eğilimi gösterdiğimizde, bu çok hastalıklı sonuçlar doğuruyor ve nitekim pek çok hastalığımızın, depresyonlarımızın, anlamsızlık duygularımızın kaynağı, kökeni de budur bence. Bizi tam yönetimleri altına almaya çalışan KH varlık gruplarının amacı da zaten bu gezegende oluşturdukları şartları tek gerçeklik olarak algılamamız, böylece sonsuz potansiyelle olan özdeşliğimizden, sevgiden, adaletten umudumuzu keserek acizleşip onların “Tanrısal” üstünlüklerine, egemenliklerine, yönetimlerine boyun eğmemiz.

Celselerde KH varlık gruplarıyla ilgili yapılan tanımlamaların pek çoğunda onların “aldatma” sanatına verdikleri önem vurgulanmıştı. “Ardında bir yılanın saklandığı kapıdan görülen bir küp altın” örneğini hatırlayın. Bize maddi bedenin fiziksel duyularıyla alınabilecek zevklere dair yaptıkları reklamları hatırlayın. Şekil değiştirerek veya zihnimize “perdeleyici anılar” yükleyerek kendilerini veya üzerimizde yaptıkları faaliyetleri sanki iyi birşeymiş gibi gösterme çabalarını hatırlayın. “Hologramlar” yoluyla insanlara belirli görüntüler gösterip onları aldatma faaliyetlerine dair yapılan betimlemeleri hatırlayın. Sonuç olarak KH güçleri “İlüzyon” realitesinin sunduğu imkanları bizi aldatıp sömürme doğrultusunda çok etkili bir şekilde kullanabiliyorlar. Onların dünya üzerindeki insan yaşamında meydana getirdikleri kaos ve işkenceler, Evrensel açıdan, daha doğrusu Varoluşun sonsuz enginliği açısından bakıldığında “bir kaşık suda fırtına koparmak” gibi. Kendimizi, daha doğrusu tüm gerçekliği dünya üzerindeki gördüklerimizden ibaret sandığımızda, dünya denen “kaşıkta” koparılan fırtına, bizim zihnimizde sanki tüm varoluşta mutlak bir şekilde meydana geliyormuş gibi algılanır. Ve bu da bizi çok ciddi karamsarlığa, depresyona, ümitsizliğe sürükler doğal olarak.

Yaşam şartlarımızda sürekli tırmandırılan telaş ve hatta dehşet dolu kaosa, aceleye dikkat edin, bu bizim “zamansızlığı” (Mutlak Varlık’ın niteliğini ve onunla özdeşliğimizi, birliğimizi) anlamamızı, dikkatimizi ona vermemizi zorlaştırmak, imkansızlaştırmak amacıyla yapılan şey. Ve “meditasyon” denen şey de bu yüzden ısrarla tavsiye ediliyor, öneriliyor. Biz çoğu durumda bilinçli bir şekilde farkında bile olmadan bilincimize, bilinçaltımıza emdirilmekte olan acelecilik, telaş, karamsarlık ve anlamsızlık duygularının, düşüncelerinin yıpratıcı etkilerini hafifletebilmek için. Yalanın bilincimizdeki zehirli tesirlerini azaltıp Mutlak Varlık’ın zamansız gerçeğinin sonsuz potansiyelinden, yaratıcılığından, şifasından yararlanma imkanını artırmak için.

Ama bilincimizde halihazırda o kadar çok yalan, zehir, kaos, korku, yakıcı telaş var ki ve bu bizi arzu-korku kısırdöngüsünün içine doğru o kadar zorluyor ki, meditasyon dahil tüm ruhsal arınma tekniklerine yaklaşımlarımız da bu arzu-korku döngüsünden etkileniyor. Örneğin pek çok kişi meditasyonda korku deneyimlediğini söylüyor. Bu aslında meditasyonun kendisinin yarattığı veya neden olduğu bir korku değildir, bireyin kendi bilinçaltında birikmiş yoğun korku katmanlarının meditasyonda gizlenememesi, bastırılamamasıyla ilgilidir. Veya korkunun ayrılmaz kardeşi olan arzuyu ele alalım. Meditasyonda düşünce sürecini sakinleştirmek, ebedi, sonsuz, zamansız gerçeğe odaklamak kolay değildir, özellikle de uzun zamandır meditasyon yapıp bu konuda kendinizi geliştirmemişseniz. K’ların “beklenti” dediği konuyla “arzu” konusu aslında aynı şey bence. Evet, hayatta çeşitli aciliyet derecelerinde pek çok ihtiyacımız vardır ama tüm o ihtiyaçlar da en nihayetinde sadece 3KH ilüzyonu içinde bulunan ve pek çok sahtelik içeren ve önemli bir kısmı egosal bir şekilde doğan koşulların yarattığı ihtiyaçlardır. Ve veya, o ihtiyaçlar ne kadar gerçek veya makul olursa olsun, onların karşılanmama olasılığı tüm Varlık’a karşı kızgınlık, nefret, üzüntü, esef duymamıza neden olduğunda, aslında kendimizi kandırmaktayızdır, bu, Varlık’ın ne demek olduğunu, bizim onunla mutlak birliğimizi unutmaktan, bu konudaki bilincimizin dejenere olmuşluğundan kaynaklı egosal bir tepkidir ve hepimiz bu hastalığı şu veya bu miktarda veya sıklıkta deneyimliyoruz. Yani farkında olmadan İlüzyon’a “tapıyoruz”, onu “mutlak gerçek” gibi görüyoruz. Hatta burada İlüzyon derken, tüm İlüzyon bile değil, onun evrende toplu iğne başı kadar küçük bir parçasındaki bazı olumsuz karmik koşulları “mutlak gerçek”miş gibi görüyoruz.

“Zamansızlık” bizde “deneyimsizlik”, yani “hayatsızlık”la çağrışım yapıyor bir şekilde. Negatif bir manada “ölüm”ü çağrıştırıyor. Aslında bu algının kısmen de olsa haklı olduğu bir yön var. Hatta, garip gelecektir, ama İlüzyon olmasaydı, Varlık da olamazdı. İkisi aslında aynı (tek) şey olduğundan, sanki birbirlerinden ayrı bir varlıkları varmış gibi böyle bir cümle kurmanın kendisi bile sorunlu olmak zorunda kalıyor ama kendim de bunun yeni yeni ayırdına iyice varıyorum ki, İlüzyondan bağımsız bir Varlık özü veya Mutlak Değişmez Gerçek hayal etmeye çalışmanın kendisi pek isabetli veya sağlıklı olmuyor. Bizim “Hayat” dediğimiz şey İlüzyon dediğimiz şeyin veya döngünün veya sürecin sayesinde var. Bölünme, ayrışma olmasa, bireyselleşme olmasa, ortam olmasa, oyuncular olmasa, oyuncaklar olmasa, oyun olmasa, Varlık nasıl kendini deneyimleyebilir, bilebilir ve olabilir? Gerçek’in “fark”ına varabilmek için gerçeğin dışına çıkmanız, ona dışarıdan bakmanız gerekir. Tıpkı herhangi birşeyin farkına varabilmek için ona dışarıdan (objektif) bakma gerekliliğinde olduğu gibi. Ve bunu sağlayan şey İlüzyon; yarı (değişken) gerçek. Gerçek’in (sonsuz aklın ve potansiyelin) kendi kendine bakması. Birlik’in ayırdına varılabilmesi için “bölünme” olması ve o bölünmüşlüğün perspektifinden bakmak gerekiyor. Bölünmüşlüğe rağmen “herşeyin” kökünün bağlı/ilişik olduğu Birlik’in farkına varmak gerekiyor. Tüm İlüzyonun sonsuzluğundaki tüm zamanların, mekanların, kişilerin, koşulların bağlı olduğu zamansızlığın, mekansızlığın, kişisizliğin, koşulsuzluğun farkına varmak gerekiyor. Hepsi bir. Sanırım önemli olan ikisi arasındaki dengeyi anlamak, veya kendi bilincinde, inancında, iradesinde o dengeyi kurabilmek, ikisinin bir ve aynı olduğunu bilmek. Zamansızlık ile tüm zamanlar bir ve aslında aynı şey. Kişisizlik ile tüm kişiler bir ve aynı şey. Mutlak Gerçek ile İlüzyon bir ve aynı şey. Ama İlüzyondaki, zamandaki, mekandaki özgür irade sahibi bireysel varlıklar Varlık’ı, Birlik’i (yani bir bakıma Kendilerini) sevebilecekleri gibi nefret de edebiliyorlar ve hatta Varlık’a savaş açabiliyorlar ve nihai olarak yok olma hakkından yararlanabiliyorlar! Ve bu süreç bile diğer pek çok bireysel varlığın, özellikle BH ile KH arasında seçim sürecinde bulunan grupların, örneğin biz dünya insanlığının gelişimine, seçimlerine, kararlarına yardımcı oluyor doğrudan veya dolaylı şekilde.

Go to Top of Page

bozadi


8870 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 29/10/2018 :  17:04:16  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Derin bir rahatlamaya, huzura, güvene ihtiyacınız olduğunu varsayalım, ki bu hepimiz için çok önemli ve sürekli bir ihtiyaç diye düşünüyorum.

Ve ihtiyaç duyduğunuz bu rahatlamanın, huzurun, güvenin "mutlak" olmasını, hiçbir şey tarafından tehdit edilemez olmasını istiyorsunuz; ölüm tarafından bile. Hiçbir korku ve endişenin yenemeyeceği, sızamayacağı, zayıflatamayacağı bir huzur ve güven. "Mutlaklık"tan neyi kastettiğimi anlıyor musunuz? Gerçekten mutlaklığı kastediyorum. Dünya denen bu ortamdaki varlığımızın kanıtı, beyanı, ifadesi olan fizik bedenlerimizin içinde bulunup bulunmadığımızdan bağımsız, ikisini de kapsayan, hiçbir boyuta, zamana, mekana, duruma göre değişmeyecek, hiçbir şeyin değiştiremeyeceği, üzerine çıkamayacağı yükseklikte veya derinlikte bir huzur ve güvenden bahsediyorum. Böyle birşeyin varlığına, olabileceğine inanıyor musunuz? O huzur ve güven Gerçek olduğu gibi, sizi hayatta tutan başka hiçbir şey de yoktur. Varlığınızı sürdüren şey o huzura ve güvene, daha doğrusu o huzuru ve güveni meydana getiren ebedi gerçeğe olan inancınız, buna dair sezginizdir, aleyhteki tüm koşullara rağmen, ve hatta o gerçeği görmeye, ona inanıp güvenmeye ciddi bir direnç gösteren kendi egonuza rağmen!

Derin bir rahatlamaya, huzura, güvene ihtiyacınız var ve ona şimdi ve burada erişmeniz önünde aslında hiçbir engel yoktur, siz öyle varsaymadıkça.

Birisinin gelip size "rahatlık, huzur, güven" vermesine ihtiyacınız yok aslında, sizin kendi öz benliğiniz, varlığınız, sonsuz huzur ve güvenin kaynağıdır. İsterseniz o huzuru ve güveni istediğiniz an deneyimleyebilirsiniz, bunun için kimseden izin almanıza gerek yok. Yaşamak, var olmak için birinden izin almanız gerektiğini düşünüyor musunuz? Aynı şey, çok derin ve hatta mutlak huzur ve güven için de geçerlidir. Varlık ile huzur-güven aynı şeydir. Çok derin, mutlak bir varoluşsal huzur ve güven duymayışımız ölçüsünde kuşkuludur varlığımız. O ölçüde sahtelik tehdidiyle karşı karşıya, hatta iç içedir. Ve kabul edelim ki, hepimiz o sahteliği deneyimledik ve deneyimlemeye de devam ediyoruz. Buna dair sezgimiz pek çok zaman bizde arzu-korku kısırdöngüsünü beslediği gibi, o kısırdöngü de sahteliğimizi geri besliyor.

Elbette ümitsiz bir durumda değiliz ama çok parlak bir durumda da değiliz varoluşsal olarak. KH gruplarından ne kadar baskı, işkence görüyorsak, özgür irademize bağlı olarak BH gruplarından gördüğümüz destek ve yardım ondan kat kat fazla, biz bunun bilinçli olarak farkında olalım veya olmayalım.

Bu kadar çok korkutulduktan, zehirlendikten, aptallaştırıldıktan, zayıflatıldıktan, arzu-korku döngüsünün esiri edildikten sonra, gerçekten ihtiyaç duyup duyabileceğimiz herşeyin kaynağı ve kendisi olduğumuza, hiçbir şey konusunda şiddetli bir arzu veya korku duymamızı gerektirecek bir sebebin aslında mevcut olmadığına inanmak ne kadar zor değil mi?

İhtiyaçlılığa, acizliğe o kadar alıştık ki... İhtiyaçlar konusunda şiddetli arzuların ve korkuların muhatabı olup durmaya o kadar alıştık, alıştırıldık ki, tüm bu ihtiyaç ve acizlik meselesinin özü itibariyle bir "yalan" olduğunu düşünmek, buna inanmak bize gerçekten çok zor geliyor. Evet, elbette Lokal İlüzyonumuz içinde kendimizi toplumsal olarak içine batırdığımız koşullar itibariyle karşılanması konusunda bir ölçüde doğal denebilecek arzular ve korkular duymak zorunda kaldığımız ihtiyaçlar var ama mesele bu arzuların ve korkuların varlığından ziyade bizim onların bağımlısı, esiri haline gelmemiz.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 10  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,12 saniyede oluşturuldu.