Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Felsefe Kulübü
 Felsefeyi netleştirmek...
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 11

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2019 :  15:11:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
“Mükemmel tatmin” konusunun “BH” konusuyla yakından ilgisi olduğunu düşünüyorum ben de, ama bu çabayı bir yoğunlukla ilişkilendirmeye çalıştığımda, doğrudan 7. yoğunlukla aramızdaki ilişkinin farkında olmaya benzetme eğilimindeyim bunu. Varoluşun mutlak niteliğine dair aşırı bir gizem, belirsizlik ve kaos olduğunu hissediyorum kendi bakış açımdan. Varoluşun aslına, esasına dair gizem, kimi insanlar için veya bazen tüm insanlar için gayet normal, gerekli, faydalı özelliklere sahip olabilir. Ama bu gizemin zararlı çalıştığı durumlar da olduğunu düşünüyorum ve o gizemi giderme yönünde somut bazı adımlar atma gereği duyuyorum.

“Mükemmel tatmin” kesinlikle sorunların varlığına dair algılarımızı, farkındalığımızı pasifleştirmeye, uyuşturmaya yönelik değildir, bu zaten pek mümkün de değildir sanırım. Neye inanırsanız inanın ve güvenirseniz güvenin, çok acı ve kahır çekiyoruz ve böyle birşey yokmuş gibi davranamayız istesek de.

İddia ettiğim gibi bir tatmin mümkün ve makulse bile, bu durum acıları, dertleri bir anda ortadan kaldırmayacak. Hatta muhtemelen, süreç ilerledikçe, bu durum sorunlarla, acılarla, dertlerle ilgili farkındalığı “artıracaktır”. Evet, şu anda hiç birimiz yeterince güçlü olmadığımız için, varlığıyla yüzleşebileceğimiz kişisel ve sosyal dertlerin de bir sınırı var, yani bir kısmıyla yüzleşmeyi kaldırabiliyoruz, büyük bir kısmıyla yüzleşmeyi ise “kaldıramıyoruz”. Bireysel ve toplumsal dertlerin büyük bir kısmını görmezden gelerek yaşamaya devam ediyoruz. “Tatmin” dediğim şey, kısavadede değilse de uzunvadede “kaldırılabilen”, “yüzleşilebilen” ve “çözümü için somut çaba harcanabilen” dert kapasitemizi artıracaktır aslında. Ve üstelik, daha önce çok daha az dertle bile ciddi bir ümitsizlik, karamsarlık halindeyken, nihai hakikate dair farkındalığın pekişmesiyle birlikte çok daha fazla ve derin dertle mücadele ederken gayet ümitli ve iyimser olunabilecektir.

“Nihai hakikat” kavramıyla veya bu kavrama yaklaşımla ilgili en büyük sorunlardan biri, bu kavramın atıfta bulunduğu şeyi “dışarıda”, “bizden uzakta” bir yerlerde arıyor olmamızdır. Bilincimize sürekli olarak acizlik/yalan/zehir emdiriliyor olmasıyla birebir alakalı bir mesele bu. Yobaz Materyalizm ile Yobaz Dinciliğin elele derinleştirmeye çalıştığı sorun bu: “Çözüm, açıklama, ferah burada değil, uzakta ve ulaşımı imkansız, daha da kötüsü anlamsız.”

Tüm varlığın sahibi ve kendisi olduğumuzu anlamadığımız, hatırlamadığımız sürece, tüm bu dertlerle boğuşmamız da genellikle çok verimsiz ve anlamsız bir süreç haline geliyor. Sorunlarla mücadeleyi küçümsemiyorum, hatta duruma göre, mutlak gerçeğe dair benim (çeşitli kaynaklardan etkilenerek) önerdiğim şekilde spesifik bir inanç ve farkındalık geliştirmeksizin, sorunlarla, adaletsizliklerle mücadele ediş süreci içinde de mutlak gerçeğin ilhamı, farkındalığı, güveni, sevgisi gelişir. Bu ikisi aslında pek çok diğer kutbiyet gibi %50-50 işleyen bir süreç diye düşünüyorum. Yani “dur ben önce herşeyden uzak kalıp mutlak gerçeğe ereyim, ondan sonra sorunları çözmek için gerekeni de verimli bir şekilde yaparım” diye bir tutum pek mümkün ve anlamlı görünmüyor bana. İki süreç bir şekilde birlikte ilerliyor hemen her durumda.

Sorunları sadece “kafada” teorik/inançsal olarak çözmeye çalışmakla sadece “sahada” mücadeleyi fetiş haline getirerek çözmeye çalışmak, ikisi de aşırı uç. Önerdiğim şey sorunları ve çekilen acıları sihirli bir değnek değmişçesine ortadan kaldıracak veya sorunlarla mücadele etmeyi gereksiz kılacak, görmezden gelmeyi teşvik edecek birşey değil.

Yeterli temele, sezgiye, bilince, inanca ve azme sahip olanların, “Ben neyim/kimim?” sorusuna, elimizdeki belli-başlı bazı kaynakların açıklamalarının da ilhamı ve yardımıyla “nispeten mutlak” (biraz tuhaf bir ifade ama ille de yanlış değil) bir şekilde cevap verebilecek hale gelerek tüm bu sorunlarla arasındaki ilişkinin doğasını giderek artan bir düzeyde anlayarak bu sorunlarla çok daha bilinçli ve dolayısıyla etkili şekilde mücadele edebilecek hale gelmesine yönelik.

Hem (başta) kendime, hem de ilgilenen herkese yardımcı olabileceği ümidiyle, bunu somutlaştırma çabamı sürdürmeye çalışacağım.
Go to Top of Page

bona fide


363 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/01/2019 :  02:28:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
merhaba bozadi, daha önce cevap yazmıştım sevgili tgurun cevabından yola çıkarak ayrılıkların farkına varıp onun üstünde bir bilince sahip olmaya çalışmalıyız cümlesiyle senden ve herkesten aklına gelen ve insanları ayrılmaya iten tuzaklara dair konuları yazmanın faydalı olacağını düşündüğümden. sonra son yazını okuyunca sildim akış değişmiş formatı bozmayım diye.
üstte var oluşun gizeminden bahsetmişsin ya ya da gizemli gibi görünmesini sağlayanlar yüzünden insanların bunu hem yararlı hemde zararlı açıdan çıkarları için kullanmaları adına netleştirmek istemen bunu ve yazının sonundaki ben neyim kimim sorusuna cevap verecek hale gelerek sorunlarla etkili mucadele edecek hale gelme, fikrini kendi çapımda küstahça değerlendirip her iki soruda da zihinde sapma var ego devrede diye hayıflanırken cevabını almadan ön yargılı davranamzsın diyen içsesimle çenemi kapayıp senin o iki soruya kaynaklar olmaksızın şahsi cevabını öğrenmek istedim.sence varoluş gizemli mi ve insan ben kimim neyim sorusunda sence kim? öyle naif adamsınki kaynakların ilhamı ve yardımıyla genel ifadeyi yazacaksın zaten, senin şahsi düşünceni bu sabırsız insan merak etmekte.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/01/2019 :  16:15:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

sence varoluş gizemli mi ve insan ben kimim neyim sorusunda sence kim? öyle naif adamsınki kaynakların ilhamı ve yardımıyla genel ifadeyi yazacaksın zaten, senin şahsi düşünceni bu sabırsız insan merak etmekte.



Evet, haklısın bona fide. Elimizdeki kaynakları okuduktan sonra, bu sorulara o kaynakların bendeki etkilerinden tamamen bağımsız bir cevap vermem ne yazık ki imkansız gibi birşey benim açımdan. Yine de, cevabımı verirken, mümkün olduğu kadar o kaynaklara “bürünmeye” çalışmadan, spesifik olarak kendi somut, lokal, bireysel durumum açısından yanıt vermeye veya buna göre bazı ek açıklamalar sunmaya çalışayım.

1- sence varoluş gizemli mi.

Bu şekilde başladığım için özür diliyorum ama varoluşun “gizemli” olup olmamasından ziyade, “anlamlı” olup olmaması daha çok ilgilendiriyor beni sanırım. Ve itiraf edeyim ki, yaptığım tüm açıklamalarla çelişen biçimde, sanırım hala birilerinin veya birşeyin çıkıp bana varoluşun “anlamlı” olduğunu söylemesine, hissettirmesine, beni buna ikna etmesine ihtiyaç duyma eğilimindeyim ve bunu az-çok negatif bir manada çocukluk/olgunlaşmamışlık olarak değerlendiriyorum. Yazdıklarım yoluyla insanara “şöyle düşünün, böyle yapın” deyişlerim, daha çok kendimi o söylediğim şeye ikna etme ihtiyacımın bir yansıması aslında çoğu zaman.

Ra “gizem” faktörünün öneminden, doğallığından, değerinden bahsediyordu bir celsede. Yani neyi ne kadar çözersen çöz, anlarsan anla, bir gizem faktörü mutlaka kalıyor. Evrensel bir kuralmış gibi adeta. %50-50 olayı yani. Hayat varsayılan ayarlarında %50 gizemli, %50 apaçık ortada oluyor/olacak anladığım kadarıyla. Ama bu iki durumu/faktörü eşzamanlı olarak deneyimlemek de mümkün ve hatta doğal sanırım. Yani, elbette bizim dengesiz alemimizde çok sayıda istisnası olmakla birlikte, gizemliliği ve gizemli olmayışı dengeli, eşzamanlı bir şekilde deneyimlemek doğal sanırım, aynı denge yasasının bir gereği olarak.

“İhtiyaca” bağlı olarak varoluşa belirli bir gizemlilik atfedebiliyoruz diye algılıyorum. Gizemlilik durumu, ilgili süreçte derin bazı soru işaretleriyle ne kadar boğuştuğumuza bağlı olarak da değişebilir. Sorular sormaktan, aramaktan, incelemekten, analiz etmekten bunaldığımız, zaten fazlasıyla iyi bildiğimiz temel bazı şeylerin veya değerlerin konforuna yaslanmaktan keyif aldığımız, faydalandığımız veya buna çok ihtiyaç duyduğumuz durumlarda, “gizem” çekiciliğini ve gerçekliğini/etkililiğini kaybediyor o oranda. Sanırım bende de bu eğilim daha fazla uzun zamandır. “Acizlik” mantalitesinden, kompleksinden o kadar zehirlendim ki, bunun farkına vardıkça artık gizem/bilinmezlik/erişilmezlik kavramlarından nefret eder hale geldim. Belki yaylanma etkisiyle, artık bir o kadar aşırı şekilde ısrarla herşeyin şimdi ve burada olmasına ihtiyaç duyuyorum ve inanma eğilimi gösteriyorum. Belki bunun “tembellik” eğilimiyle de bir bağlantısı olabilir, emin değilim şu an.

2- insan ben kimim neyim sorusunda sence kim?

Önceki soruyla çok yakından alakalı, neredeyse özdeş bir soru benim açımdan. Kim/ne olduğunuza dair en derin inancınız, duygularınız, düşünceleriniz, aynı zamanda varoluşun ne kadar gizemli ve ne kadar anlamlı olduğuyla birebir alakalı.

Yine, sorunun cevabının ne olduğuna değil, ne olması gerektiğine dair reaktif bazı duygu ve düşünce kalıplarının etkisiyle cevap vereceğim. Ve hala dışarıdan bu konuda ikna edilmeye yönelik etki beklentileri bağlamında örtülü bir acizlik kompleksi duyduğumu da inkar etmeksizin, cevabın “çocukçasına basit” olduğunu düşünüyor, inanıyor, daha fazla inanmak, güvenmek istiyorum: Tüm varoluşu var eden güç benim. Sensin. Hepimiziz ve herşey. Çünkü tüm varoluş bir ve özü itibariyle çocukçasına basit birşey. Tıpkı tüm Güneş Sisteminin, tüm o karmakarışık, gizemli gezegenlerin yaratıcısı olan Güneş’in tüm o basitliği, görkemi ve güzelliğiyle apaçık ortada olması gibi.

Güneş olduğunu bilmeden gezegenleri karamsar bir şekilde, arzu-korku döngüsünün esiri olarak bilmenin, anlamaya çalışmanın veya onlarla/onlarda birşey yapmanın ne anlamı var? Öncelikle onların hepsinin yaratıcısının, sahibinin ve kendisinin ben olduğumu bilmem gerekiyor.

Ama olmaz, belanın müptelası yapmış bizi birileri. İlla korkmalıyız, illa şiddetli arzu ve korkuların muhatabı olarak yaklaşmalıyız herşeye. Hep kiracı, hep kaçak olmanın arzu ve korkularıyla yaşamalıyız. Ev sahibi teriminin bile yeterince açıklayamadığı derecede herşeyin özünün ben olduğumu, ne kadar karmaşık ve bireysel olarak akıl almayacak derecede çok/çeşitli bir zenginlik içerirse içersin, şu anda görebildiğim ve göremediğim herşeyiyle, tümmmmmm varoluşun sahibi ve kendisi benim. Bu hiçbir zaman değişmedi ve değişmeyecek. O zaman neden tüm varoluş beni korkutuyor veya korkutması gerekiyormuş gibi bir varsayım içindeyim veya o varsayıma zorlanıyorum ve zorlanıyoruz? Kime neyi yetiştirmemiz gerekiyor? Neyin koşturmacası bu? Tam bir aptallık! Varoluşun en basit ve en önemli gerçeğiyle mücadele derneği üyeleriyiz! İlk ve en basit gerçeği bilmeden, ona yönelik sezgilere, inançlara, farkındalıklara var gücümüzle yatırım yapmayacaksak neye yatırım yapacağız? Hangi mücadelenin, ne anlamı, ne önemi var? Bu ölçeğin ne kadar anlamlı olduğu şüpheli olsa da, varsayımsal olarak 10 trilyar dünya yılı sonra dünya mı kalacak? Sen ben mi kalacağız mevcut kimliklerimizle? Ne durduğu gibi duracak? Hem herşey çokkkk ama çok değişmiş olacak ama aynı zamanda hiçbir şey hiçbir zaman değişmeyecek. Mevcut korkularım, komplekslerim itibariyle bu durumun, bu sezginin, bu ihtimalin de bana korkutucu geldiği durumlar oluyor ama hayır efendim. Gerçek orada duruyor ve gerçek ne kötü, ne de anlamsız. Ah bizi iliklerimize kadar sömüren ve bizi ciddi oranda kendilerine asimile etmiş olanların (bu konuda kendimiz çok masum değiliz tabi) etkisiyle ebedi bambasit gerçeğe karşı savaş açmamış olsaydık… Daha doğrusu bunu yapmayı ne zaman bırakacağız?
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/01/2019 :  16:39:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"Gizemlilik" ve "anlamlılık" kavramlarını düşünürken şu geldi aklıma; gizem bu işte. Varoluş anlamlı mı, değil mi? Ve bu sorunun bir sürü cevabı var bizim varoluşsal/kişiliksel parçalanmışlık durumumuz nedeniyle. Varoluş hem anlamlı, hem anlamsız. Bir parçamız varoluşun anlamlı olduğuna inanıyor, diğer bir parçamız olmadığına. Bu meselede bu iki ana parçanın kendi içinde bir sürü alt ikili parçaları da var. Aslında "bölünmenin" objektiflik, bilgi edinimi, sorgulama, keşif açısından önemli bazı gereklilikleri de var ama bizdeki bölünmüşlük daha ciddi, daha hastalıklı birşey. Kısmen 3. yoğunluğa özgü doğal bir durum, daha çok da şiddetli KH baskılarından kaynaklı hastalıklı bir durum.

Bölünmekte, meselelere çok farklı açılardan bakmakta sorun yok. Sorun, sorunların çözümü için yeterli "irade" sahibi olup olmamakta. Ben bir olay veya durum değilim arkadaş. Ben bir aktörüm. Ben bir kişi, bir varlığım. Sonsuz potansiyelim. Yaratıcıyım. Bunun için varım. Beni çok rahatsız eden, beni üzen, dağıtan, parçalayan, aptallaştıran, zehirleyen şeylere karşı hiçbir şey olmamış gibi bakamam. Ama birileri bize "aktör olma, köle ol, etkileme, sadece etkilen. Kendi iradeni kendin için kullanma, benim için kullan" diyor. Ve biz bu yalanları, bu sömürüleri yutuyoruz, benimsiyoruz. Çünkü biz insan olmanın, aktör olmanın, bağımsız olmanın ne demek olduğunu bilmiyoruz, en azından bununla ilgili farkındalığımız çok berbat durumda. Figüranlığa ve kölelik figüranlığına veya en iyi ihtimalle küçük/sahte aktörlüklere alıştırılmışız. Olmaya değil, oldurulmaya alıştırılmışız. Özne değil, nesne olmamız isteniyor. Çok büyük bir yalanın, baskının muhatabı ve mağduruyuz.
Go to Top of Page

bona fide


363 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/01/2019 :  23:23:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
teşekkürler bozadi sanki benim hislerimi belkide çoğumuzun dile getirmişsin her zamanki dehşeti engiz ifade yeteneğinle ki birazdan başı sonu belli olmayan yazıyla başın dönebilir,imla gramer hak getire))

"Tüm varoluşu var eden güç benim. Sensin. Hepimiziz ve herşey. Çünkü tüm varoluş bir ve özü itibariyle çocukçasına basit birşey. Tıpkı tüm Güneş Sisteminin, tüm o karmakarışık, gizemli gezegenlerin yaratıcısı olan Güneş’in tüm o basitliği, görkemi ve güzelliğiyle apaçık ortada olması gibi."
Daha güzel ifade edilemezdi öyle ki kaynakların güvenilirliğinden ziyade senin tanımlamanı düşünceni tercih ederim -herkes ve herşey için- bu ortada olan gerçekte, herşey biz bütünün parçası olarak yalın apacık seyrini sürdürürken diyorsun ki;

"O zaman neden tüm varoluş beni korkutuyor veya korkutması gerekiyormuş gibi bir varsayım içindeyim veya o varsayıma zorlanıyorum ve zorlanıyoruz?"

bu cümlene kendimce şu cevabı verirdim çoğumuz aynı hisleri taşıyoruz ve kendi adıma . bilincin hani cocuksu saf bilincin ben herşeyim biziz bütünün parçasıyız -diyen bilincin, sapmışların aslında bizim için görevli işbirlikçilerin zehirlemesiyle arzularına yenilerek herkesten ve herşeyden üstün olduğunu zannetmesi ve buna inanarak yaşamasına rağmen o çocuksu saf bilincin arada sırada ya da bireyin yaşadığı travmatik olaylarla uyanması -ölüm kaza yoksunluk savaş vs.- bütünün parçasıyız ve sen bütünden ayrı bütüne hükmeden gibi yaşıyorsun gerçek değişmedi diyen evrenin çağrısı, egodan kurtulmalısın biz daha az değerli değiliz diyen evrende var olan diğer şeylerin yardım eliyle bütünle birliği hissetmemiz için evrenden gelen uyarılar -ki bireyde yenilmişlik hisleri yaratan-ve çağrı karşısında egonun yenilgisini hazmedememesi bütüne teslim olmaktan kaçma telaşıdır belkide var oluşa dair duyduğumuz korku. egonun üstün ve mükemmel olan benim diyen egonun korkusunu sahipleniyor bütüne bağlantı kurmamak için direnç gösteriyoruzdur, ortada olanı görmemek için. evrende var olan herşey bize hizmet ediyor soluduğumuz hava içtiğimiz su bitkiler yiyecekler diğer insanlar hayvanlar vs ile, bu biz üstün ve mükemmel olduğumuz için değil evrendeki herşey bahşedilen yaşamı deneyimlememiz için tüm varolan şeyler en küçüğünden en büyüğüne kadar en kötüsünden en iyisine kadar işbirliği içindeler ve sınavın en zor -aslında keşfederek ya da travmalarla bilinçlendikçe en kolay kısmında yer alan insanla bütünleşen ruhun, fizisel beden arzularıyla işbirliğini suistimal etme mücadelesidir ders dediğimiz şey belkide.bence belkisi fazla.)) bütünüz biriz herşeyiz diyen bilinçli ruhlar adına evrenle doğayla işbirliğinde kim ya da hangimiz evet ben doğanın parçasıyım ve kuru ottan vızıldayan sinekten şu ayrık otundan yerdeki örümcekten sokaktaki köpekten yoldaki taş parçasından kum tanesinden farksızım bütünün parçasıyım hepimiz aynı hamurdanız algısıyla yaşıyoruz ve ya da şu çirkin korkunç adam şu sefil genç şu pis çocuktan farkım yok diyoruz -tanımları biz yarattık üstelik. munir derman bi yazısında şöyle diyordu insanoğlu lağım suuyuna bakar iğrenir tiksinir fakat doğa o lağım suyunu buharlaştırır bulut olur yağmur olur ona içirir ))insan olarak üstün olduğumuzu sandığımız gibi insanlar arasında da üstünlük ve sınıflar yarattık. farkında olsak dahi ne kadar saygılıyız işbirliğine bize evrene herşeye bütüne ne kadar saygımız var. benim yok örneğin ruhun sapması için yaşamımıza dahil olanları suçlayarak kendimize özeleştiri yapmaktan kaçarız doğa olaylarıyla yaşanılan trajedilerde doğanın kanunu deriz yine kendimizi ayrı tutarız bize bişey olmayacakmış gibi hep ayrıcalıklı olmak zorundayız ego nefs ne dersek artık. dinler bu tuzakla dolu insanı bütünden ayıran. en büyük tehlike en güçlü zehir.

sana sorularda sapma var diye düşündüğümü yazarken kastettiğim buydu sorularında bütünün parçası olarak yaratılmış olan herşey adına değil insana odaklı ve cevaplarda kaynaklardan o şekilde olacaktır algısı oluşmuştu. ve isyanında;

"Ben bir olay veya durum değilim arkadaş. Ben bir aktörüm. Ben bir kişi, bir varlığım. Sonsuz potansiyelim. Yaratıcıyım. Bunun için varım. Beni çok rahatsız eden, beni üzen, dağıtan, parçalayan, aptallaştıran, zehirleyen şeylere karşı hiçbir şey olmamış gibi bakamam. Ama birileri bize "aktör olma, köle ol, etkileme, sadece etkilen. Kendi iradeni kendin için kullanma, benim için kullan" diyor. Ve biz bu yalanları, bu sömürüleri yutuyoruz, benimsiyoruz."

derken sende bunun egonun sesi olmadığını biliyorum yazılarınla tanıdığım bozadi adına ben sonsuz potansiyelim yaratıcıyım derken bütünden ayrı düşünmediğinide. bilirkişi bonafide hepsi forumda yazılı halbuse kendim bu düşüncelere forum sayesinde sahip oldum yani bozadi senin yazılarını sana satıyorum haberin yok)) bütünden ayrılmamızı isteyenlerin belkide ayrılmış rolü üstlenenlerin sayesinde sorunumuzun korkumuzun cevabını vermiş oluyorsun
bizi asıl direnişimiz bizi işbirliğinden bütünden ayırıp sınıflandıran tüm uyaranlara sürekli güncelleştirilen çığırından çıkan arzulara zaaflara sahipolma hırsı yaratan cezbedici sunumlara yapmak zorundayız.bunu yaparken bütüne evrene doğaya diğerlerine en az hasarla işbirliği içinde olmalıyız. teslimiyet terim olarak kaybeden gibi hissettiriyor kabullenmek o çocuksu ifadeyi kabullenip ona uyumlanmak. yapmalıyız etmeliyiz egonun kafasını gözünü kırmalıyız da ben yapamam şahsen bi kaç yüz kere gidip geleceğim yada öbür tarafta uzuuunnn sürecek başka sınav seçerim. dünya çok zormuş))

Edited by - bona fide on 18/01/2019 23:30:03
Go to Top of Page

bona fide


363 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/01/2019 :  00:00:22  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
ve aslında biz bu mucadeleyi yapsak sistem kendini yok eder tüm o siyasi politik baş belaları ve yüzde birler insanları birbirine düşüremeyeceği için en azından yaygara yapmak yerine halka hizmet ederek görevini yapar. gerçi tüm ideolojilerden izmlerden arınmış böyle bir toplum hayal dahi edemiyorum herkes birbirine saygılı çevreye doğaya duyarlı naif gürültüden arınmış ya da hayal edeyim ne demişler, olmaz olmaz deme olmaz olmaz
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/01/2019 :  15:36:12  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

kim ya da hangimiz evet ben doğanın parçasıyım ve kuru ottan vızıldayan sinekten şu ayrık otundan yerdeki örümcekten sokaktaki köpekten yoldaki taş parçasından kum tanesinden farksızım bütünün parçasıyım hepimiz aynı hamurdanız algısıyla yaşıyoruz ve ya da şu çirkin korkunç adam şu sefil genç şu pis çocuktan farkım yok diyoruz
Eninde sonunda böyle düşüneceğiz sanırım, o noktaya, birlik bilincine varacağız. Zaten biliyor veya seziyoruz ama hayatımızı o bilince dayalı yaşayabilme ümidimizi kıran çok fazla faktörün bombardımanı altında yaşıyoruz.


Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

munir derman bi yazısında şöyle diyordu insanoğlu lağım suuyuna bakar iğrenir tiksinir fakat doğa o lağım suyunu buharlaştırır bulut olur yağmur olur ona içirir ))
: )


Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

sende bunun egonun sesi olmadığını biliyorum yazılarınla tanıdığım bozadi adına ben sonsuz potansiyelim yaratıcıyım derken bütünden ayrı düşünmediğinide.
Aynen, evet. Egonun tillahı gibi geliyor kulağa ama aslında egoyu geride bırakmaya ilişkin bir farkındalığa işaret etmeye çalışıyorum. K’ların, Ple’lerin, Ra’nın, Maharaj’ın anlattıklarına ve tabi ki bir o kadar kendi sezgilerimize dayalı olarak.

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bona fide

teslimiyet terim olarak kaybeden gibi hissettiriyor kabullenmek o çocuksu ifadeyi kabullenip ona uyumlanmak. yapmalıyız etmeliyiz egonun kafasını gözünü kırmalıyız da ben yapamam şahsen bi kaç yüz kere gidip geleceğim yada öbür tarafta uzuuunnn sürecek başka sınav seçerim. dünya çok zormuş))
uzun zamandır aşina olduğumuz bu yaşam koşullarında egodan tamamen arınmak hem imkan bakımından çok zor, hem bunun ne kadar faydalı olacağı da şüpheli olurdu sanırım. Bu koşullarda tam bir egosuzluk veya ona yakın birşey, birlikte yaşadığın insanların dilini unutmak, onlarla iletişim kapasitenin ciddi bir kısmını kaybetmek anlamına gelirdi sanırım. Ve insanlar arasındaki mevcut yaşam biçimimizi ve etkileşimlerimizi sürdürmemiz imkansızlaşabilirdi. Ama tabi bu da demek değil ki egomuzdan hiç arınmaya çalışmayalım. Egomuzdan çok çeşitli yöntemlerle giderek arınacağız ve bu süreçte benzer bir niyet ve çaba içinde olanlarla kendi özel topluluğumuzu oluşturmaya gayret edeceğiz diye düşünüyorum. Bu dayanışma topluluğu toplumun geri kalanından yalıtık olmayacak, onlarla geliştirici yönde etkileşimleri olacak ve genişlemeye gayret edecektir. Varsayım yalnızca tabi.
Go to Top of Page

bozadi


9147 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 21/01/2019 :  17:11:46  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"Şimdi ve burada" konusunun önemiyle ilgili fikirler dönmeye devam ediyor zihnimde. Kendi deneyimlerime, çıkmazlarıma ve bunlara dair yaptığımız analizlere dayalı olarak vardığım çeşitli ara ve ana soruçları paylaşmaya devam etmeye çalışıyorum.

Şimdi ve burada iyi olmanızın, iyimser olmanızın sorumluluğu size ait. Koşullar genel itibariyle kötü, evet, ama bu durum manevi olarak iyi halde olmayışımızın sorumluluğunu başkalarına ait kılmıyor aslında. Sorumluluk temelde kendimize ait. Ve bize bu sorumluluğu veren şey de hep tartıştığımız bir konunun doğrudan bir sonucu: Hepimiz Güneş'iz. Sonsuz Potansiyeliz. Bu sadece dinsel, inançsal bir gerekçe değil, en pragmatiğinden, en materyalistinden, en bilimselinden de bir gerekçe. Koşullar genellikle desteklemiyor, köstekliyor diye iyi hali, güveni, sevgiyi kaybederseniz, sorumluluğu ve kudreti kendinizde bulmazsanız, bunun kaybedeni siz olursunuz. Aşırı şikayet, kökeni kendimizde aranması gereken bir acizlik halinin yansıması, itirafı. Herşey olması gerektiği gibi bir bakıma. Her birimiz için en önemli olan, bizim ne durumda olduğumuzdur, olumsuz koşullarda ne hale geldiğimiz, ne kadar kolay yıkıldığımızdır.

Kısmi bazı faydaları olmakla birlikte, insanların çoğunluğunun siyaset/ideoloji vb. bağlamında karşı taraftaki birilerini en ağır şekillerde suçlamaya çok meraklı olmasının nedeni de bu: Sorumluluktan kaçış. Apaçık yanlışlıklara yapılan haklı ve gerekli itirazlardan, protestolardan bahsetmiyorum. Müzmin bir şikayet ve küpüne zarar veren, nefret dolu bir suçlama hastalığından bahsediyorum. Hepimizde şu veya bu ölçüde vardır.

Koşulların kölesi olup olmamak, yani maneviyatımızın temel olarak dış koşullara göre belirlenmesine müsade edip etmemek bize bağlı.

Şimdi ve burada istersek, devam eden tüm genel olumsuz koşullara rağmen iyimserliğimizi, umudumuzu nispeten yüksek, en azından yeterli bir düzeyde tutabiliriz. Yeterli derken, kötüleşmek yerine az da olsa iyileşme, gelişim göstererek, ümidimizi artırarak.

Aşılması gereken bir tür çocukluk ile olgunluk arasındayız. Sanıyorum ki, bu konu bağlamında, olgunluğun en önemli işaretlerinden ve gereklerinden biri, (genellikle olumsuz olan) koşullardan etkilenmek doğal ve hatta kaçınılmaz olmakla birlikte, özellikle maneviyat anlamında iyi halde olma, ümitli olma sorumluluğunu ve kudretini kendinde bulabilmektir.

Zihin, bilinç, farkındalık yeteneklerimizi kullanarak, içinde bulunduğumuz hali etkileyebildiğimizi, her zaman aynı düzeyde olmasa da değiştirebileceğimizi biliyoruz. Şimdi ve buradamıza sahip çıkmamız gerekiyor. Şimdi ve burada kendimiz için bir fark yaratmak ve o farkı besleyip büyütmek bizim irademiz dahilinde. Bu konuda birbirimize destek olmaktan, işbirliği yapmaktan başka çaremiz yok diye düşünüyorum.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 11  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,53 saniyede oluşturuldu.