Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Felsefe Kulübü
 Felsefeyi netleştirmek...
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 12

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 18/09/2019 :  15:31:11  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
7y'nin ne olduğuyla ilgili son derece teorik bir bakış açısı veya olasılığa değinmek istiyorum. Doğruluk payı varsa da, bu bakış açısının veya olasılığın tek başına çok eksik olabileceği ihtimali de yüksek. Dolayısıyla, kendi başına çok ciddiye alınmaması gereken birşey, eğer alan varsa diye söylüyorum :)

Tüm varoluş bir olmakla birlikte, 7 aşamalı bir döngüsü olduğuna ve bizim de halihazırda 3. evrede olduğumuza sıkça değiniyoruz. 7. seviye "varlık" denen şeyin en saf ve mutlak olduğu çekirdek aşama. Hatta ona "aşama/seviye/evre" demek bir anlamda çok isabetli olmuyor. O tek mutlak gerçek, diğer tüm seviyeler şu veya bu ölçüde ilüzyon realitesi oluyor ve ilüzyondaki herşey de aynı ve bir olan mutlak varlığın birer parçası ve kendisi tabi. Tüm bireysel varlıklar onunla (7y, mutlak varlık, bir) özdeşleşme (BH) ve özdeşleşmeme (KH) yönündeki özgür irade tercihlerine göre yolculuklarına çeşitli biçimlerde devam ediyorlar.

Daha önce de belirttiğim gibi, mutlak varlığı özellikle büyük dinlerin doğrudan veya dolaylı biçimlerde tasvir ettikleri veya yorumladıkları şekliyle bir "şahıs" olarak görmüyorum. Tüm şahıslar hata yapar, 7. yoğunluğun yani Varlığın mutlak saf özünün böyle bir "lüksü" yok anladığım kadarıyla. Peki şahıs değilse ne? Doğa. Mutlak, saf varlığın doğası. Bilimsel birşey adeta. "Varlık" (var olma) dediğimiz şey herşeyi kapsıyor, 7 temel aşamaya bölünüyor veya ondan 6 ayrı aşama doğuyor da diyebiliriz, ve Hayat dediğimiz ilüzyonun kökenine yaklaştıkça (4, 5, 6...) varolan herşeyin, yani Var'lığın mutlak ve saf özüyle karşılaşıyorsunuz. Gayet bilimsel, teknik, mekanik birşey. Varoluşun tekniği, mekaniği, doğası bu. Hem dünyanın (daha doğrusu varoluşun) en basit şeyi bu, ama aynı zamanda kavranması, anlaşılması, sindirmesi en zor şeylerden biri olduğu da söylenebilir, özellikle mevcut sayısız KH sapmalarımızın da etkisiyle. Tanrı'nın (7y'nin) mutlak adaleti ve tarafsızlığı da bundan kaynaklanıyor bence. Taraf seçme, adam kayırma gibi bir lüksü, seçeneği yok. Herhangi bir lükse ve seçeneğe sahip birşey değil çünkü.

Varlığa "şahsi anlam" veren, ona "tekniğin", "mekaniğin" ötesinde büyük "manevi anlamlar" atfeden, yücelten, kutsiyet atfeden biziz. Üstelik bu ille de çok yanlış birşey değil. "Bireysel ruhlar", Tanrı dediğimiz varoluş özü (Tanrı aslında varolan herşeydir ama bu bağlamda özellikle 7y'deki bireysel olmayan, mutlak saf varlık kastediliyor) herkesi, herşeyi kapsadığı için, bireysel ruhlar yoluyla Tanrı (Saf Varlık) aynı zamanda bireysel olmuş oluyor. Biz Tanrı'nın seçim yapabilen, hata yapabilen, keşfeden, öğrenen ve dönüp bireysel olmayan saf özüne bakıp onu kutsayabilen, onaylayabilen, seven veya duruma göre nefret edebilen uzantılarıyız. K'lar "Tanrı sadece yaratmaz, aynı zamanda yaratılır" gibisinden birşey söylemişlerdi. İşte, sanki Tanrının, yani Varlığın devamı biraz da bu uzantılara, yani bize, varolan herşeye, herkese bağlı. Bu bireysel uzantılar ve uzantıların İlüzyon realitesindeki keşif, öğrenme, sevme, onaylama yolculuğu Varoluşun devamı için vazgeçilmez bir işleve sahip gibi geliyor bana.


Go to Top of Page

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/09/2019 :  13:10:49  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
“1’e dönmek”, “0’dan başlamak”... Dönecek sağlıklı bir 1’i olmamak... 2’den, 3’ten vb. başlamak zorunda kalmak, bağımsız olamamak...

Ruhsal/bilinçsel olarak bağımsız birer birey olma yolunda bizi çıkmaza sokan en temel sorun veya sorunlardan biri olduğunu düşündüğüm şeye biraz daha derinden yaklaşmaya çalışacağım.

Çocukken bağımsız değilsinizdir, ailenize bağımlısınızdır. Bizim yoğun KH faktörleri içeren deneyimimizde “aile” kavramı da idealden genellikle biraz uzak olsa da, çoğu durumda çocuk için ailesi ve evi onun nispeten güvenli kalesidir. Tıpkı doğmadan önce ve doğduktan sonra uzun süre annesine bağımlı ve onun tarafından korunmakta olduğu gibi.

Ben 7 aşamalı kozmolojik tabloda 1y ve 2y’yi bebeklik ve erken çocukluk, 3y’yi ise çocukluktan ergenliğe uzanan bir seviye olarak görüyorum; bu ölçekte zaman içinde muhtemelen küçük bazı oynamalar, düzeltmeler yapmam gerekebilecek olsa da. Şu an için 4y’yi ergenlikten olgunluğa uzanan (muhtemelen “gençliğin” büyük bölümünü kapsayan) bir seviye olarak görüyorum. (5y olgunluktan yaşlılığa, 6y ise yaşlılıktan 1’le birleşmeye uzanıyor.)

Bu forumun konularını samimiyet ve ciddiyetle ele alıp kafa yoran bizlerin 3y’nin son çeyreği içinde, potansiyel olarak “4y adayı” bireyler olduğumuza inanıyorum. Sanırım bu bizi 3y’nin kendi içinde “olgunluk ve yaşlılık” arası bir düzeye yerleştirmiş oluyor. Ama evrensel 7’li ölçek açısından düşünecek olursak, “ergenliği” deneyimlemeye başladık denebilir. Ergenliğe giriş, tam olgunluğa ve tam bağımsızlığa giden sürecin başlaması demek.

Dolayısıyla, ruhsal ergenliği deneyimlemeye başlamış olmak bizdeki “bağımsızlık” güdülerini güçlendiriyor. Ruhsal, bilinçsel olarak bağımlılıklardan kurtulmak, tamamen özgür (özgürlüğünün ve sorumluluğunun tamamen bilincinde) birer birey olmak istiyoruz. Bunun için de çocuksu bazı korkuları, kompleksleri mümkün olduğu kadar aşmak, geride bırakmak gerekiyor.

Hayatta ciddi ruhsal/bilinçsel çıkmazlara girdiğimizde, ciddi şekilde kafamız karıştığında ve bunun neden olduğu bir kaos, sıkıntı, huzursuzluk, güvensizlik, travma deneyimlediğimizde, kendimizi korumak veya iyileşmek, tekrar dengeli bir hale ulaşmak için “geri adım atmamız” gerekir.

Örneğin küçük bir çocuk dış dünyada özgüvenini ve özsaygısını yitirmesine neden olan ciddi bir sorunla karşılaştığında hızla ebeveynlerine, ailesine, evine “dönme” ihtiyacı duyar. Ama çocuk büyüdükçe, özellikle ergenlik ve gençlikte özgüvenini ve özsaygısını ailesinden bağımsız bir şekilde koruma, yani kendi başının çaresine bakma, kendi ayakları üzerinde durabilme, “bağımsız” olma güdülerine göre hareket etmeye başlar.

İşte, 7’li büyük ölçekte 3y’nin son çeyreği itibariyle ergenliği deneyimlemeye başladığını düşündüğüm bizler de, özgüvenimizi ve özsaygımızı inşa etme ve korumada bağımsız olma ihtiyacını ve güdüsünü duyuyoruz bence.

Tabi şiddetli KH faktörleri nedeniyle oldukça problemli bir 3y deneyimi şartları içindeyiz. Her yönden çok ciddi baskılar, işkenceler içinde yaşıyoruz. Aslında dış koşullardaki bu şiddetli olumsuzluk bombardımanlarını tırmandırmaya çalışan güçlerin amaçlarından biri de dikkatimizin sadece o dışsal faktörlere takılı kalması, içsel varlığımıza, ebedi varoluşla bağlantılarımıza, kudretimize bakma eğilimimizin zayıflaması ve körelmesi, böylece dışsal şartların kölesi olmamız.

Dolayısıyla, tabi ki dış şartları önemsememeyi ve kendimizi toplumsal deneyimden yalıtmaya çalışmayı daha önce de belirttiğim gibi önermemekle birlikte, müsait koşul ve zamanlarda içsel ve evrensel/varoluşsal deneyim alemine dönüp yapacağımız bazı inanç/bilinç/irade ayarlamaları yoluyla tüm zorluklara rağmen pozitif yönde ilerleme sağlayabileceğimize inanıyorum.

Dönecek sağlıklı bir 1’imiz olması gerekiyor. Hatta “dönmeyi” boşver, her zaman birlikte olmamız gereken bir 1’imiz olması gerekiyor. Bağımsızlığın temel şartının veya şartlarından birinin bu olduğuna inanıyorum. Peki “1” nedir? Bu aşamada bu konu epeyce tartışma ve farklı bakış açılarından yaklaşım gerektirebilecek bir konu ama kendi bakış açımdan kabaca tanımlamam gerekirse, özgüveninizin, özsaygınızın, anlam duygunuzun merkezi, kalesi gibi birşey. KH yönelimli “sistem mühendisleri” tarafından şiddetli arzu ve korku sağanağına maruz bırakılmakta olduğumuz ve ciddi dikkat dağılmaları, travmalar ve özgüven-özsaygı kayıpları yaşamakta olduğumuz için ve ne yazık ki bundan kalıcı bir şekilde korunmak, kaçmak mümkün olmadığı için, içsel (ruhsal, manevi) olarak dönüp bu “hayati” öğelerdeki eksiklerimizi gidermemiz icap ediyor. Ama bu konuda yeterince antremanlı değiliz, çoğu zaman hamız ve sıkça da bu nedenle çeşitli doğrudan ve dolaylı saldırıların üzerimizdeki etkisi artıyor. Savunmasız, gafil avlanıyoruz sıkça. İşte bu sıkıntıyı azaltmamız ve bu yangını kontrol altına alabilmemiz için, geriye, daha doğrusu içe dönüp anlam duygumuzu, kendimize güvenimizi ve saygımızı onarma ve daha iyi korunma adımları atmamız gerekiyor.

Devam etmek üzere...
Go to Top of Page

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 25/09/2019 :  10:41:35  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

3y'nin son çeyreğinde bulunmanın bir yandan lokal olarak yani 3y'nin kendi içinde düşünüldüğünde olgunluk-yaşlılık arası bir deneyime tekabül ederken, 7'li büyük ölçekte ergenliğin-gençliğin başlangıcına tekabül ettiği ve "tam bağımsız birey olma" güdüsünü artırdığı fikrimi paylaşmıştım.

Yalnız bu fikirde önemli bir faktörü gözardı ediyor olabileceğimi fark ettim. 3y'nin sonlarının "bireysellikten" ziyade "toplumsallıkla" veya daha doğrusu "ailesellikle" yakından bağlantısı vardır. Bireyin ve bireyselliğin önemi azalmıyor belki ama grupsallığın öneminde ciddi bir artış oluyor çünkü 3y'nin sonu, 4y'nin başlangıcıyla bağlantılı ve etkileşimli. Ra 4y için "sevgi yoğunluğu", "anlayış yoğunluğu" gibi terimler kullanıyor. 4. çakranın "kalp çakrası" olması da 4. seviyenin "sevgi" kavramıyla yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor. K'lar da 4y bağlamında "ağ çalışması" kavramını çok vurguladılar, ki bu da aslında 4y'nin "ruhsal aile bağlantıları oluşturma" niteliğini vurguluyor bana göre. Bizim 3y'de bildiğimiz şekliyle biyolojik veya ruhsal veya herhangi başka bir manada "aile" kavramı, "ağ" teriminden kastedilen şeyle yakından bağlantılı. Aile ideal olarak bir "dayanışma ağı"dır.

Ben bireyselliğin önemini epeyce vurguluyorum ama bunu yapmaktaki amacım bireyler arası dayanışma fikrini anlamsızlaştırmak veya önemsizleştirmek değil. İster biyolojik aileler, ister herhangi başka iş-güç birlikleri şeklinde olsun, dayanışma ağlarının etkililiği, tek tek bireylerin etkililiğine bağlıdır. Etkili bir bireyler dayanışması, bireylerin kendi iç gelişimlerine de yardımcı olur doğal olarak.

Sevgi nedir? Bireylerin birbirlerinin iyiliğine çalışmasıdır. Özellikle sorunlara, sıkıntılara yol açan korku, endişe ve acizliklerini gidermek için ellerinden geleni yapmalarıdır. Birbirlerindeki iyiyi, daha iyiyi, en iyiyi ortaya çıkarmaya çalışmalarıdır. Hayat dediğimiz şey ideal anlamıyla bu birbirindeki ilahi cevheri keşfetme, ortaya çıkarma yolculuğunda yükselmek veya diğer bir bakış açısıyla derinleşmek, böylece giderek varlığın en saf, en mükemmel, en ayrışmamış özüne doğru yol almaktır, ki o da varolan herşeyin mutlak birliğinin deneyimlendiği, olunduğu yer olan 7y'dir, diğer bir bakış açısıyla 1'dir.

Başkalarına Hizmet budur; mümkün olduğunca tam bir iradeyle ve gönülle birbirindeki tanrısal (varoluşsal) cevheri onaylayacak, onurlandıracak, giderek daha derinlemesine keşfini ve tezahürünü destekleyecek şekilde yaşamaktır. Tabi bu tek taraflı olarak ilerleyebilecek birşey değildir, ilgili tüm bireyler arasında mümkün olduğunca karşılıklı, dengeli bir şekilde olursa sağlıklı ilerleyebilir.

3Y bireysellikle en doğrudan bağlantılı seviye belki de. 4Y (BH) bireysellikten ziyade ideal aile biçimindeki bir toplumsallığın egemen olduğu bir deneyim seviyesi diye anlıyorum. Ama bizler henüz 4y'de değiliz ve 3y'nin son çeyreğinde bile bulunuyor olsak, hikayemizdeki KH faktörlerinin baskınlığı veya etkinliği nedeniyle yaşadığımız pek çok sorun nedeniyle bireyselliğimizle ilgili henüz çözümleyemediğimiz sorunlarımız var, tamamlayamadığımız dersler, farkındalıklar söz konusu kaçınılmaz olarak. Hatta belki 4BH'ye mezuniyet bile o eksiklerin veya sorunların mutlaka tamamen sona erdiği anlamına gelmek zorunda değil. Özel koşullardan dolayı eksiklerin veya sorunların bir kısmı 4y'de bir ön aşamada veya 4y'ye geçişin bir ara aşamasında çözümlenecek belki de. Demek istediğim, bireysellik yoğunluğu olan 3y'nin sonunda ve aile toplumsallığı seviyesi olan 4y'nin eşiğinde olmamız bireyselliğin, bireysel farkındalığın anlam ve önemini ortadan kaldırmıyor, sadece onu "dengeleyici" bazı deneyimlerin artışı anlamına geliyor.

3y'deki deneyimimizde bunun çok bariz bir örneğini biliyoruz aslında. Bir birey olgunluk ve sosyo-ekonomik olarak bağımsızlık çağına, yani kendi ayakları üzerinde durabilme ve başının çaresine bakabilme çağına geldiğinde, çok ilginç bir şekilde bu aynı zamanda çoğunlukla o şahsın bir başka şahısla "evlilik bağı" yani "ortaklık, kalıcı birliktelik bağı" kurma, bir aile kurma çağıdır. Aynı zamanda akrabalık, arkadaşlık, iş hayatı ve başka çeşitli faktörler nedeniyle toplumsal ilişkilerin de giderek yoğunlaştığı bir aşamadır.

Sonuç olarak bireysellik de, bireyler arası ilişkiler de hiçbir zaman anlamını, önemini kaybetmiyor, arada hep bir denge kurulması gerekiyor gibi.

Ben felsefi bağlamda konulara sıkça bireysel farkındalık odaklı yaklaşıyorum sanırım fakat zaman zaman vurgulamaya çalıştığım gibi amaç toplumsallığın, beraberliğin, bütünlüğün anlamlı veya önemli olmadığını savunmak değil.
Go to Top of Page

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/10/2019 :  23:16:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Ruhsal, manevi (ve dolaylı olarak da fiziksel, maddi) pek çok sorunumuzun sevgi eksikliğiyle çok yakından alakalı olduğu sonucunu çıkarmak sanırım yanlış olmaz. Hem 3y'nin doğal, çocuksu KH/ego nitelikleri, hem de insanlığın hikayesinde KH düzeyinin olağan seviyelerin çok üzerine çıkması, bencilliğin, şiddetli olumsuzlukların tırmanması sonucu oluşan karmaşık ve son derece zorlu tabloda, insanların birbirlerine yönelik sevgilerinde ciddi azalmalar oldu.

4y'nin "sevgi yoğunluğu" olduğunu söylüyor Ra. Tabi 3y dediğimiz seviye de 4y'ye hazırlık sayılabileceği için, sevgi kavramı bizim 3y'deki deneyimlerimiz için de oldukça önemli bir yere sahip.

Daha önce de ifade etmeye çalıştığım gibi ben "sevgi"nin "iyilik"le çok yakından bağlantılı olduğunu düşünüyorum; hatta belki aynı şey. İnsanların birbirini sevmesi, birbirlerinin iyiliğine adanmaları demektir.

Eğer "sevgi" ve "iyilik" gerçekten aşağı yukarı aynı şeyse, o zaman 4y'nin "sevgi yoğunluğu" olduğunu söyleyen Ra, aslında aynı zamanda 4y'nin "iyilik yoğunluğu" olduğunu söylüyor demektir. Peki bu nasıl olabilir? Eğer yaklaşık olarak bile olsa doğruysa, bu ne gibi anlamlara geliyor olabilir? Yarın bazı görüşlerimi paylaşmaya çalışacağım.
Go to Top of Page

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/10/2019 :  18:12:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
3y bireyselliğin, bireysel özgür iradenin ve sorumluluğun ilk defa derinlemesine deneyimlendiği bir seviye. Bildiğimiz gibi elimizdeki kaynaklar 3y'nin aynı zamanda BH ile KH yolları arasında bir seçim seviyesi olduğunu söylüyor. Görünüşe göre, birey özgür iradesinin ve sorumluluğunun iyice ayırdına varınca, bu iradeyi ne yönde kullanacağı konusunda bir seçimle karşı karşıya kalıyor. 3'ten 4'e uzanan yolda, kabaca da olsa BH'nin iyilik, KH'nin kötülük yolu olduğu söylenebilir. İşte, sanıyorum ki Ra'nın deyişiyle 4y'nin "sevgi yoğunluğu" olması, 3y'de özgür irade ve sorumluluğun benimsenmesinden sonra geliştirilen seçime bağlı olarak, 4y'de ya kendine ya da başkalarına yönelik sevginin, diğer bir deyişle iyiliğin deneyimlenmesi anlamına geliyor. Hatırlayabileceğiniz gibi, Ra, 4y'deki sevginin kendine (negatif) veya başkalarına (pozitif) yönelik olabileceğine dikkat çekmişti.

Peki 3y'deki ve 4y'deki sevgi veya iyilik tamamen farklı şeyler mi? Anladığım kadarıyla hayır, tabi ki değil, aslında tamamen aynı şey. Ama saflıkları, uygulanma düzeyleri, derinlikleri, kesinlikleri farklı.

Bizler 3y'de özellikle toplum geneliyle veya belirli bazı birileriyle karşılaştırma yaparak "biz iyiyiz, iyilikten yanayız" deriz ama gerçekten iyi olmak, gerçekten sevgili olmak, sevgiyi temel almak göründüğü kadar basit birşey değidir. Aslında hem dünyanın/hayatın en basit şeyidir, hem de bizim koşullarımızda bir o kadar karmaşıktır.

Sosyoekonomik, siyasi, askeri, dini yaşam koşullarımızdan ciddi şekilde etkileniyoruz ve iyilik ve sevgi anlayışımızı bunların filtrelerinden geçirerek değerlendiriyoruz, belki yeterince farkında bile olmadan. Bu biraz da kaçınılmazdır hayata, içinde yaşadığımız düzene, topluma ayak uydurmak için ama işin aslını, esasını ortaya koymak gerekirse, yani iyiliği, doğruluğu, sevgiyi ideolojilerden, toplumsal şartlardan bağımsız olarak anlamak, hatırlamak, ifade etmek gerekirse, bizlerin çoğu zaman sevgiyi, iyiliği bizim için mümkün olan en saf şekliyle yaşamadığımız, benimsemediğimiz, uygulamadığımız kolayca anlaşılabilir diye düşünüyorum.

Biraz kaba, acımasız bir yaklaşım şekli olabilir belki ama, sanıyorum ki bu değerlendirmenin turnusol kağıtlarından biri "şikayet" halidir. Şikayetçilik ve hatta nefret dolu bir şikayetçilik hali içinde olmak, kendi başına ille de çok negatif bir anlama gelmek zorunda değildir, yani o halde olan kişinin negatife, olumsuzluğa adanmakta olan biri olduğu anlamına gelmek zorunda değildir ama gerçek iyiliğin, sevginin farkındalığına henüz ulaşılamadığının bir göstergesidir. Sevginin, iyiliğin ne olduğunu bilmek, tüm varoluşun öz itibariyle ne olduğunu bilmek ve kendini onun bir parçası ve kendisi olarak bilmektir. Özü ve geneli itibariyle varoluşun ne olduğunu bilmekle iyiliğin, sevginin ne olduğunu bilmek ve deneyimlemek aşağı yukarı aynı şeydir.

Dünyadaki şiddetli olumsuz koşullara güvensizlik duymak, kızgınlık ve şikayet tepkisi göstermek birşeydir, aynı güvensizliği ve kızgınlığı tüm varoluşa, özüne, geneline karşı duymak başka birşeydir. Gerçek iyiliği, sevgiyi bildiğinizde adaletsizlik olmadığını, olamayacağını bilirsiniz. Varoluş sağlamdır, iyidir, güzeldir, sizdir, herkestir, herşeydir, birdir.

Dünydaki insanların ciddi bir kısmının iyiliğe, sevgiye (BH anlamında) dayalı hareket etmiyor olması onları bağlar. Bu tabi ki bizi de etkiler ama bizim varoluşun ne olduğuyla ilgili algımızı, bilgimizi, inancımızı, sezgimizi, kararımızı "belirlemek" zorunda değildir. Dünyada kötü, çok kötü şartlar olması varoluşun kötü olduğu anlamına gelmez ve bizim varoluşun bir parçası ve ta kendisi olduğumuz gerçeğini değiştirmez.

Sevgi dediğimiz o yüce değerin kaynağı nedir? Aslı, esası nedir? Sevgi nedir? Nereden türer? Nasıl olur? Kim yaratır? Sevgi, bir bütün olan Varlığın kendisini koruması, sürdürmesi, kendisine özen göstermesi, iyi bakmasıdır.

Bizim hayatımızda sevmekle, iyi olmakla, iyi davranmakla alakasız, hatta zıddı yönünde ne kadar çok şey olduğunun hepimiz farkındayız. Ve bu durumu adeta hayatın "varsayılan değeri" gibi kabullenmiş, benimsemiş durumdayız. Evet, koşullar böyle ve bu koşullarda hayatta kalmak, varlığımızı sürdürmek için de şartlara uyum sağlamak durumundayız. Ama bu bizim gerçek sevgiyle, iyilikle bağlarımızı zayıflatıcı etkiler de yapar.

Gerçek sevginin, gerçek iyiliğin olmaması, gerçek bir hayatın da olmaması demektir, ki gerçekten de bizler aslında son derece sahte olan veya son derece sahte koşullar içeren hayatlar yaşıyoruz. Aslında mesele çok sorun olması değildir. Gerçek sevgi, sorunların ne niteliğinden, ne niceliğinden korkar, hepsinin çözülebileceğini, çözüleceğini bilir. Sevgi ve iyilik, hayatın, varlığın kendisidir. Hayatı, varlığı kim neyle korkutabilir?!

Ama sevginin, iyiliğin aslını bilmek ve olmak için, dünya denen gezegendeki birkaç milyar insanın belirli bir zaman diliminde yarattığı sosyoekonomik, siyasi, askeri, dini şartların kirlenmiş filtrelerinden geçirmeden, olduğu gibi, en saf, en gerçek, en çıplak haliyle yaklaşmamız, görmemiz, bilmemiz, olmamız gerekir onları.

Toplumdan bağımsızlık hakkında yaptığım önerilerin sebeplerinden biri bu. Kendinizi toplumla veya toplum geneliyle alternatifsiz bir şekilde özdeşleştirirseniz, toplumsal değer yargılarındaki yozlaşmalar, sizin iyilik, doğruluk, adalet, sevgi kavramlarınızı kaçınılmaz olarak çarpıtacak, bu kavramları mümkün olan çıplaklığıyla görmenizi, bilmenizi, olmanızı engelleyecektir. Ama sevgiyi, iyiliği basit ve ebedi çıplaklığıyla bildiğiniz, olduğunuz zaman da, çevrenizdekilerle, düzenle uyumluluk sorunları yaşayacağınızdan endişelenebilir veya bu uyumsuzluğu gerçekten bir ölçüde yaşaybilirsiniz ama gerçek sevgiyi-iyiliği deneyimlerken asla yalnız veya aciz hissetmezsiniz. Gerçek iyilik ve sevgi sizin varoluşla olan özdeşliğinizi apaçık görmenizi, bilmenizi, olmanızı sağlar. Tüm varlık olduğunuzu bilirken yalnızlık, acizlik, korku duymazsınız. Sevgi ve iyilik doğal bilinciniz ve davranışınız olur.

Go to Top of Page

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/10/2019 :  20:31:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu sevgi meselesini kadın-erkek arasındaki romantik sevgi meselesi bağlamında sıkça düşünür, anlamaya çalışırım.

Kadın ve erkek birdir; aynı varlığın bu iki zıt cinsiyete bölünmesi, onların birbirlerini sevmelerini kolaylaştırıcı, teşvik edici bir faktörden başka birşey değil. "Sevgi" ile "şehvet" kavramlarını tartmaya çalışıyorum. "Cinsel şehvet" denen şey kısmen kaçınılmaz, doğal, meşru olabilir ama daha ziyade sevgi eksikliğinin neden olduğu büyük boşluktan kaynaklanıyor; bununla ilgili çaresizlik veya kızgınlık duygusunun sonucu. Kadının erkekte, erkeğin kadında, kendilerinde olmayan birşey olduğunu sanması ve araması da yine sevgi eksikliğiyle yakından bağlantılı. Kadın ve erkeğin birbirine ilgi ve çekim duyması son derece doğal ve güzel birşey ama zaten bu kutbiyet bölünmesinin yarattığı çekimin amacı sevgi, onaylama, ilgi, iyilik etkileşimidir, bunun teşvikidir, fazlası değil, çünkü tüm ihtiyaç duyulan budur. Kadın-erkek arasındaki kutbiyet bölünmesine ve çekimine bundan fazla anlam verilmesi nafiledir, bir yere çıkmaz. Bir yerde sevgi, yani ilgi, duyarlılık, iyilik varsa, tüm aksi şartlara rağmen iyiliğe inanç, güven varsa, eksiklik ve acizlik duyulmaz, tatmin vardır. Şehvet iyiliğin, yani sevginin eksikliğinden, bunlara inançsızlıktan, güvensizlikten doğar. Basit, doğal ve güzel olan iyiliğin ve sevginin onulmaz boşluğu, karşı cinsiyete veya herhangi başka birşeye "ihtiyaç duyulan olağanüstü kaynak/değer" gibi bir anlam atfedilmesine ve o kaynağın sonsuza kadar nafile bir şekilde sürecek arayışına girilmesine neden olur. Bu bağlamda "şehvet" derken, bunun ille "cinsel" anlamda olması gerekmez. Basit, evrensel, ebedi iyilik, birlik, sevgi (tüm varoluşla özdeşlik, birlik, bütünlük) deneyiminin eksikliğinden kaynaklanan dipsiz çukuru doldurabileceği hayaliyle ümitsizce peşine düşülen herhangi bir arzu nesnesi olabilir.

K'ların Ego/KH güçlerinin motivasyonuyla ilgili olarak yaptıkları o müthiş tanımla: "Sonsuza kadar sahip olduklarını sonsuza kadar arıyorlar."
Go to Top of Page

bozadi


9624 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 20/10/2019 :  20:54:19  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Hangi koşullarda olursak olalım, bizi şimdi ve buradan ta 7y'ye (tüm varoluşla mutlak birleşmeye) kadar götürecek olan şey iyilikten, sevgiden başka birşey değildir. İyiliğin, sevginin kaynağı birliktir. İyilikte, sevgide derinleşildikçe mutlak birliğe doğru ilerleniyor. Bizi BH ile (iyilik alemiyle) irtibata geçiren, onunla ve dolayısıyla tüm varlıkla giderek "birleştiren" şey iyilik, sevgi güdüsü, iradesidir.

Deneyimleyebileceğimiz en küçük bir gerçek/saf iyilik, sevinç, sevgi, tüm varoluşun sevgisinin, sevincinin, iyiliğinin bir parçasıdır, ta kendisidir. O nedenle gerçek, saf bir iyilik, sevinç, sevgi deneyimlediğimizde acizlik, eksiklik, korku duymayız.

Yaşam koşullarımız bizi maalesef aksi yönde, yani epeyce negatif yönde duygu, düşünce ve inançların bombardımanına maruz bırakacak şekilde tasarlanmaya çalışılıyor bizi KH'leştirmek isteyen güçler tarafından. Ve olağan hayatımızı sürdürmek için bu düzene epeyce uyum sağlamak zorunda da kalıyoruz. Ama bir yandan da iyiliğin, sevginin evrensel, basit, çıplak, gerçek, saf anlamıyla olan özdeşlik farkındalığımızı güçlendirmemiz gerekiyor ki, daha iyiye doğru ilerleyebilelim.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 12  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,41 saniyede oluşturuldu.