Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Genel Paylaşımlar
 Felsefe Kulübü
 Felsefeyi netleştirmek...
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 14

gerçek tosun paşa


994 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/03/2021 :  15:39:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bence kafamızın çok fazla karışmaması mucize olurdu. Çünkü öğrendiklerimizi yaşadıklarımızla bağdaştırıyor bazen mucizevi rastlantılara tanık oluyoruz. Bir mesaj alma durumu illa gerçekleşiyor. Sihirli değnekler gerçek değil fakat gerçeğin ne olduğuna dair arayışımız bir değnek yaratacak seviyeye geldi mi? Galiba biraz mesele bu.

İnsanlara nasıl davranmam gerektiğine dair şüphelerim var. Bu konuda düşünüyorum. Kendimi ifade etmek için direten biri değilim. Gözlemlediğim kadarıyla insanlar bu konuda çok baskın olmak istiyor. Ben ilgilenmiyorum. Herkes canı ne isterse onu anlamak istiyor zaten. Belki hata yapıyorum diyorum bozadi. Sonra oturup hal ve hareketlerimi etraflıca değerlendirmeye başlıyorum. Tüm bu bahsettiğin dengeye dair unsurlar.

Sonra aslında ufak bazı noktalar dışında gayet başarılı buluyorum kendimi. Başarı derken statü veya maddi refah konusunda bir referanstan bahsetmiyorum. Tamamen hayatı, öğretide geçirdiğimiz yolu, çevremizle olan etkileşimimizi ele alarak söylüyorum. Manevi ve psikolojik taraf yani.

Benim kafamı asıl karıştıran şey kendi kararsız ve gel-gitli ruh halim hiç bir zaman olmadı. Hep bu tarz insanların etkisiyle kafam karıştı. Sanırım bundan dolayı insanlara nasıl davranmam gerektiğine dair şüpheler duyuyorum. Bunu fark etmek bile kader-hayat profili ve kh müdahalesi konusunda büyük bir aydınlanma yaratabilir. Tabi bu 1-2 cümleyle basitçe kendimi özetlediğim noktaları kavrayabilmek için ne kadar çok emek verdiğimi gayet iyi anlayabileceğini biliyorum. Bu objektif bakışa ulaşmak için çok uğraştık ve uğraşıyoruz.

Ben duygusal biriyim ama mantık insanıyımdır. Öyle çok alınarak gurur meselesi yapayım filan pek umursamam. Reste restle giderim. Duygusal krizlerim yoktur. Attan inip eşeğe binmek kompleks yaratmaz. Düşünüp öyle hareket etmek mizacım oldu.

Fakat etrafımdaki insanlar -özellikle son 3-4 yıldır- tam tersi. Sürekli hesap kitap uğraşmam gerekiyor. Sinirlenme, fevri davranma, hakkımı arama lüksüm yok. Tepkisizliğini salaklık sanıyorlar. Fakat kendileri 5 km uzakta osuranın nemini kapma konusunda mükemmel bir istikrara sahipler. Ne kadar yorucu olduğunu bazı arkadaşlar anlayacaklardır.

Neyse bir şekilde bunu kendi eksikliklerimi giderecek bir duruma çevirmeyi başardım. Tek üzücü durum hala duvara konuşuyor gibi hissetmem ve tavırlarımın insanlara ters geliyor olması.

Takılmıyorum. Ego bazlı hayatı körelten etkiler bunlar. Düşünmenin gücü her zaman çok fazla ama hayatın akışına uyumlanamadığın anda gereksiz yorucu hale geliyor. Sürece güvenme konusuna ısrarla değinmek istediğim nokta burada başlıyor.

İstediğin kadar idealar yarat ve düşün zaten en yakın çevrende bile bunu yansıtabilme ihtimali çok zayıf. Sürekli akışa göre hareket etmek zorundasın. Etmezsen sen kaybediyor ve ısrar ettikçe adeta ucubeleşiyorsun. Kas.ların son celselerde hep değindiği süreçten zevk alın, stratejik gizliliğe bürünün tarzında konuşmaları bundan dolayı olabilir. Kazan kaynadıkça insanların anlam yükleme isteği artıyor ama yetenekleri aynı oranda yükselmiyor.

Ben hiç ısrarcı olmayı seçmediğim için şanslıyım ama alman gereken psikolojik sorumluluk yükü hep artıyor. Burada da bir denge kurma gerekliliği söz konusu. İnsanın en büyük yanılgılarından biri (bu da ego bazlı) kendini hayatın merkezine konumlandırırken içine girdiği beklenti hataları.

Sanırım yıllar önce beklenti ve istek hakkında baya konuşmuştuk. Yeniden göz gezdirmek yararlı olabilir.


Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/03/2021 :  21:10:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İnsanları bir teoriyle, görüşle, destekleyici örneklerle vs. birşeye ikna etmeye çalışmanın beyhudeliğini kendim de sıkça gözlemledim. Karşıdakinin anlama veya aklından bir geçirme ihtimaline dayanarak kendi gerçeklik teorimi veya algılarımı doğrudan veya dolaylı olarak dillendirdiğim, hatta bazı durumlarda ateşli bir şekilde savunduğum da olmuştur ve olabilir ama spesifik bir konudaki katılma-katılmama, olası görüp görmeme meselesini pek önemsemiyorum artık. Önemli veya öncelikli olan şey BH-KH eğilimleri gibi görünüyor bana. Yani, karşıdakinin tavırlarına, alıcılık, isteklilik durumuna da bağlı olarak, “konu ötesi” bir şekilde iyicil, yapıcı, insani bir etkileşimin değeri, herhangi bir haklılık-haksızlık, doğruluk-yanlışlık tartışmasından daha değerli sanki.

Üstelik, bunları söylerken, kendimin her zaman pozitif/BH eğilimli olmadığım acı gerçeğiyle yüzleştikçe, aman da gidip biriyle pozitif bir etkileşime gireyim diye bir heves de pek yok. Başkalarından ziyade kendi üzerimde çalışmam, çalışmaya devam etmem gereken önemli sorunlar olduğuyla yüzleşiyorum. KH-baskın olağan hayat realitesinin bombardımanlarının da etkisiyle, varoluşla, varoluşun çekirdeği ve bütünüyle (7Y ile) aramdaki ilişkiye güvenemediğimi, ona yeterince inanamadığımı, onu yeterince göremediğimi, sıkça unuttuğumu itiraf etmek zorunda kalıyorum. Ve bu duruma, bu temel sorun farkındalığına vardıkça ve yüzleşdikçe, benim için başka hiçbir konunun bir önceliği, büyük bir ehemmiyeti kalmıyor. Bu kadar ağır ve yoğun KH şartlarının ortasında yüzerken tabi ki her anımın, her düşüncemin, her duygumun, her reaksiyonumun “pozitif” veya pespembe olması gibi bir beklentim yok. Önemli olan “derinde” pozitifliğin kök salması, güçlenmesi. Böylece doğrudan ve dolaylı, açık ve gizli KH tesirlerinin bilincim, farkındalığım ve dolayısıyla algı, tavır ve tutumlarım üzerindeki belirleyicilik, yozlaştırıcılık, yıkıcılık etkisini “kontrol edilebilir” bir düzeyde tutabilmek; yani temeldeki evrensel, varoluşsal BH farkındalığını, inancını, güvenini dağıtamayacak bir düzeyde. Biliyorum, zaman zaman bu güveni, bu farkındalığı mutlaka kaybediyoruz, berbat şeyler yaşıyoruz ve sonra şu veya bu şekilde geri çekilip, birşeyleri hatırlamaya çalışıp pozitif inanç ve irade pillerimizi tekrar doldurmaya başlayabiliyoruz ama bu “kaybedip belirsiz bir zamanda tekrar bulma” (batıp çıkma) döngüsünün aşılması gerektiğine inanıyorum. BH iradesinin belirli bir düzeyin üzerine çıkarılarak, artık dağılmayacağı, kaybedilmeyeceği bir miktara, güce kavuşması gerektiğine inanıyorum. Bunun için de BH’nin basitçe, özce ne demek olduğu konusundaki farkındalık üzerinde çalışmanın faydasına inanıyorum. Doğrudan veya dolaylı bir şekilde burada yapmaya çalıştığım şey de bu. BH’yi tanımlayarak onunla aramızdaki ilişkiyi nispeten net bir şekilde görebilmek.
Go to Top of Page

bozadi


10775 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/04/2021 :  18:43:33  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
GERÇEKLİK VE SAHTELİK

Dünya hayatının bilincimize olağanüstü derecede sahtelik pompalamakta olduğunun ayırdına varıyorum bazen.

Hakikati ve onunla aramızdaki ilişkinin niteliğini hatırlamak için, gerçek bir huzur duyabilmek için, dünyayı, dünya hayatını, bu hayatın içerdiği herşeyi bir süreliğine bütünüyle bir kenara koymak, yok saymak, unutmak gerek. Yaygın deyimde söylendiği gibi, balığın suyun farkında olmaması, bizim soluduğumuzun havanın pek farkında olmamamız gibi, ifademi mazur buyurun lütfen, ne ölçüde “dünyanın malı” haline geldiğimizin de farkında değiliz çoğu zaman.

Mutlak bir bütünlük ve huzur sağlayandır, onun ta kendisidir gerçek. Ve dünya hayatı dediğimiz şeyse malum şartları itibariyle çok büyük, aşırı yaygın bir biçimde huzurumuzun, bütünlüğümüzün köküne kibrit suyu dökendir. Ama ille de dünya hayatı (veya bu hayatın şartlarını kendi şiddetli egolarının ihtiyaçlarına göre ciddi oranda belirleyen güçler) değil bunun suçlusu, esas sorumlusu. Biz kendimiziz başta. Ne kadar “çocuk” olduğumuzun farkına varabiliyor musunuz? Çok sert bir yargılama bu, biraz da abartıyorum, özür dilerim; daha çok kendimle ilgili bir özeleştiri yaptığımı da varsayabilirsiniz, ki sonuçta yanlış da olmaz bu varsayım. Evet, bizde ciddi bir yetişkinlik eksikliği sıkıntısı var bana göre. Olabileceğimizden çok daha az olgunuz spiritüel, manevi, varoluşsal olarak.

Hem kendi varoluşsal sezgilerimiz itibariyle, hem de bu forumda temel aldığımız, azımsanamayacak bir ilgi ve hatta hayranlık duyduğumuz kaynakların birbiriyle örtüşümlü bir şekilde vurguladıkları temel, basit varoluşsal bilgiler itibariyle hayatımızın merkezine oturtmamız, var gücümüzle sarılmamız gereken gerçeklikle bilinç bağlantımızı sıkça kaybediyoruz. Bunu bir tür “inanç kaybı” olarak tanımlamak da mümkün olabilir.

Dünya hayatı aklımızı alıyor, arzu-korku kısırdöngüleriyle. Elbette kolay değil bu şartlar. Hiç değil. Ama ne olursa olsun, cezasını çok ağır bir şekilde başta kendimiz ödüyoruz, aklımızı-gönlümüzü dünya hayatına bu kadar bağlayarak, sanki ebedi hakikatmiş gibi onunla özdeşleşerek.

Hepimiz iyiliğin, pozitifliğin, temel (varoluşsal) bir huzurun, güvenin önemini, hayatiliğini biliyor, seziyoruz. Ve insanlığın egosunu kullanan bazı KH güçlerinin şartları ne kadar ağır hale getirdiğini, bütünsel huzur, güven, sevinç, sevgi duygumuzun, farkındalığımızın, potansiyelimizin bu durumdan ne kadar zarar gördüğünü hepimiz çok acı bir şekilde deneyimliyor, gözlemliyoruz. Yine de, KH-baskın dünya hayatı koşullarının boğmaya, yok etmeye çalıştığı “dünya-ötesi” varoluşsal sezgilerimiz bize zaman zaman belirli bir ümit sağlıyor. Adeta mutlak gerçeklikmiş gibi yaşamakta olduğumuz şeyin aslında büyük ölçüde bir kabus, bir sahtelik olduğunu ve ondan uyanmamızın imkansız olmadığını söylüyor.

Elimizdeki temel bazı kaynakların da yapmaya çalıştığı şey bu, esasen. Bizi sahtelikten, sahteliğin kabusundan uyandırmak. Bunun için, bu kaynakların birbiriyle örtüşümlü bir şekilde vurguladıkları temel varoluşsal hakikati ve temel kozmolojiyi anlamak ve ona güvenmek gerekiyor. Sezgilerimizin desteklediği biçimde bu temel kavrayış ve güven üzerinde odaklanmak, kabustan, sahtelikten uyanmamıza yardımcı olabilir.

Dünya hayatını, tüm dünya deneyimlerimizi bazen bir süreliğine tamamen bir kenara koyabilmek gerektiğine değinmiştim. “Meditasyon” denen şeyin yardımcı olduğu en önemli şeylerden biri veya en önemlisi bu, muhtemelen. Dünyaya, dünya hayatına “aitlik” programlamamızı “gevşetici” ve istikrarlı ve bilinçli bir şekilde devam edilmesi halinde bu hastalıklı aidiyet programının etkisinden çıkmamızı sağlayabilecek birşey.

Biz dünyaya aidiyetimizi gevşetemedikçe, bundan kurtulamadıkça, okuduğumuz, epeyce ilgimizi çeken, etkileyici bulduğumuz temel kozmolojik bilgileri de “benimseme, inanma, güvenme” düzeyimiz, sandığımızdan çok daha düşük, zayıf düzeylerde gerçekleşiyor veya geçici oluyor muhtemelen. K’ların “kullanılmayan bilgi bilgi değildir” ifadesi bu problemle yakından bağlantılı görünüyor.

Düzenli bir uygulayıcısı sayılamayacağım meditasyona dair tartışmalarda dikkatimi çeken, belki bir miktar da kendi deneyimlerimden bildiğim bir sorun dikkatimi çekiyor. Dünyaya aidiyetimizi gevşeteceğiz de, neye ait olacağız? Veya daha doğrusu neyle özdeşlik kuracağız? Neye güveneceğiz? Sanıyorum ki meditasyon denemelerinde bu “boşluktan” kaynaklı sıkıntılar yaşayan çok oluyor.

İşte bu noktada hem pozitiviteyle ilgili kendi doğal sezgilerimiz, hem de kaynakların örtüşümlü bir şekilde anlattığı temel kozmolojik bilgiler aslında bu boşluk sorununu ortadan kaldırabilir ama işte bir yandan “dünya hayatıyla özdeşleşmişlik”, bir yandan asıl özdeşleşmemiz (veya özdeşliğimizi “hatırlamamız”) gereken realiteyle ilgili deneyim ve öz-disiplin eksikliği ve aynı zamanda bu konuda başkalarıyla bilinçli dayanışma/destekleşme eksikliği, bu zorluğu (veya zorluk gibi görünen şeyi) iyice karmaşıklaştırıyor.

Kendim doğru-düzgün, düzenli yapmadığım meditasyonu size “aman da mutlaka yapın, şöyle yapın, böyle yapın” diye savunmak için söylemiyorum bunları. Meditasyonla kolaylaşabilecek bazı farkındalık artışları veya derinleşmeleri, bazen pozitif (BH) yoğunlaşmalar, ilhamlar sayesinde ama genellikle çeşitli zorluklar, travmalar sonrası, farkındalık ve irade durumumuza bağlı olarak, biraz zorlu bir şekilde de olsa, alternatif yollarla da sağlanıyor veya sağlanabilir gibi geliyor bana. Bunu meditasyonu önemsiz, gereksiz göstermek amacıyla söylemiyorum tabi. Temel varoluşsal gerçekler basittir, sadece güçlü inanç, güven gerektirir. Meditasyon veya benzeri deneyimler, kişinin farkındalık ve irade durumuna bağlı olarak, o basit gerçekliklere güvenmeyi engelleyen ve hemen her durumda “dünya hayatı” deneyimlerinden kaynaklı/bağlantılı olumsuz veya yanlış düşünce kalıplarının gevşetilip giderilmesine yardımcı olur ama meditasyon denen bilgide/sezgide derinleşme süreci ille de sözlükte tanımı yapılan “meditasyon” gibi olmak zorunda değil. Derin düşünme veya düşüncede/sezgide/farkındalıkta derinleşme ille adı, şekli-şemali tanımlanmış belirli bir şekilde yapılır diye birşey yok. Nasıl yaparsan yap, yeter ki yap. Temel mesele K’ların sıkça vurguladığı gibi birşeylerin (özellikle veya en başta en temel varoluşsal gerçeklerin) farkına varmak, farkındalığı artırmak, pekiştirmek. Meditasyon bunu kolaylaştırıcı, bu konuda öz-disiplin geliştirmeyi destekleyici birşey. Meditasyonun şekilsel tanımını bir kenara koyacak olursak, insan özgür iradesine göre, temel varoluşsal hakikat veya hakikatlerle arasındaki engelleri ortadan kaldıracak bilgilere inanarak, güvenerek bu konuda ilerleyebilir, böylece meditasyondan kastedilen veya niyet edilen şeyi yapabilir.

Benim de zaten kendime ve sizlere önermeye çalıştığım şey o temel bilgiler üzerinde düşünmek ve bunları benimsememizi (hatta bunun öncesinde denememizi) engelleyen, zorlaştıran faktörleri keşfedip ortadan kaldırma konusunda kendimize ve birbirimize yardımcı olmak.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 14  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,5 saniyede oluşturuldu.