Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Spiritüalizm Konuları
 Spiritüalizm
 DENGE
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 2

bozadi


7033 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  12:17:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen ogeday

Ra bilgilerinde islam ile ilgili sorulan bi soruya Muahmmed denen varlik bulundugu ortama duzen getirmeyi basarmisti gibisinden bir aciklama vardi.Ama K lar tum dinlerin patolojik tipler tarafindan getirildigini ima ediyor.Biraz iki taraf arasinda celiski var gibi gelmeye basladi.

K'ların böyle bir imada bulunduklarını sanmıyorum ogeday. Yani örneğin Musa'nın, İsa'nın veya Muhammed'in "patolojik" tipler olduğuna dair bir iddia veya ima geçtiğini hatırlamıyorum celselerde. Musa'nın 6BH'den gelmiş bir gezgin olduğunu söylemişlerdi ama sonradan halkının ondan aşırı ve egosal beklentileri nedeniyle Musa'nın bir ölçüde çıldırdığını ve dünyadan "çekildiğini" anlatmışlardı.

İsa'yı zaten son derece pozitif bir tip olarak tasvir etmişlerdi ama "İsa" kişiliğinin tarihsel bir sahtelik olduğunu, İsa'ya atfedilen işleri yapan birkaç kişi olduğunu söylediler. Sanırım bunlardan biri Sezar, bir diğeri Pavlus. Başkaları da olabilir belki ve hem Sezar'ın hem de Pavlus'un gayet pozitif eğilimli kişiler olduğuna dikkat çekiliyor.

K celselerinde Muhammed'le ilgili doğrudan birşey geçmedi sanırım ama K'lar Ra'yı tasdik ediyor ve dolayısıyla bu konuda çok zıt bir görüşe sahip olabileceklerini düşünmüyorum. Ama tıpkı Musa'nın durumunda olduğu gibi Muhammed'in de kendi halkının bir bölümü tarafından zaman içinde bir ölçüde çıldırtılmış veya yozlaştırılmış olabileceğini ben şahsen yüksek bir ihtimal olarak görüyorum ama bu da onu patolojik veya psikopatik biri durumuna getirmiyor bence. Daha önce ifade etmeye çalıştığım gibi benzer bir yozlaşma sürecini Atatürk'ün de yaşadığını düşünüyorum ama bu da benim gözümde Atatürk'ü bir bütün olarak patolojik veya psikopat yapmıyor.

K'lar toplumlara iyi niyetle öncülük, rehberlik etmeye çalışan pek çok liderin Kertişlerin yoğun faaliyetleri sonucu şu veya bu ölçüde saptırılabildiğini vurgulamışlardı.
Go to Top of Page

bozadi


7033 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  12:27:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bu arada, "Atatürk" ve "İsa" deyince, Atatürk'ün tarihsel kayıtlar itibariyle İsa'nın gerçekliğinden şüphe duyduğunu biliyor muydunuz? Yanlış anlamıyorsam Atatürk İsa'nın gerçekliğinden şüphe ettiğini söylemiş bir mektubunun bir yerinde. Bununla ilgili iki haber alıntayacağım, ikinci haberde söz konusu mektubun içeriği de verilmiş.
Go to Top of Page

bozadi


7033 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  12:27:33  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
19 Haziran 2011

80 yıl önce sansürlenen mektup bulundu

Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın yeni çıkan “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu” adlı kitabında Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmamış 21 sayfalık mektubun orijinali yer alıyor


Atatürk’ün 80 yıl önce Türk Tarih Kurumu’na yazdığı ve birkaç satırı hariç tam metni bugüne kadar hiç yayınlanmayan mektubu bulundu! Araştırmacı-Yazar Atilla Oral’ın “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu’’ adlı kitabında bu şaşırtıcı gerçeğin detayları ve Atatürk’ün sert bir dille kaleme aldığı 16-17 Ağustos 1931 tarihli 21 sayfalık mektubun tam metni ilk kez yayınlandı. Oral, Atatürk’ün Yalova’dan yazdığı mektubun 80 yıl boyunca gizlendiğini, bazı bölümlerinin tahrif edildiğini söyledi:

“Mektubun sadece birkaç satırı Türk Tarih Kurumu’nca yayınlandı. O satırlar arasında Atatürk’ün ünlü, ‘Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?’ cümlesi de yer alıyor. ‘Siz buna razı mısınız?’ cümlesi bile sansürlenip kesildikten sonra Atatürk’ün bu ünlü sözü Türk Tarih Kurumu’nun merkez binasında mermer levhalara kazındı.’’

ATATÜRK ÇOK KIZMIŞ
Oral kitabında mektupla ilgili şu bilgileri veriyor: “(...) Konu ders kitaplarının hazırlanması ile ilgili. Atatürk tarih yazımı için ‘Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’ni görevlendiriyor. Cemiyet, liselerde okutulacak tarih kitaplarının yazımına başlıyor. ‘İslam Tarihi’ ve ‘Türklerin İslam’daki Yeri’ ile ilgili bölümü ise Mısır’daki ünlü El Ezher Camii ve Üniversitesi mezunu Zakir Kadiri hazırlıyor. Atatürk, Arap milliyetçiliğini ön planda tutan bu bölümlere itiraz ediyor, bazı düzeltmelerin yapılmasını istiyor. Ancak düzeltmeler istediği gibi yapılmayınca adeta ateş püskürüyor.”

MEKTUPTA NELER YAZIYORDU?
“Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanlar (...) Bir hırka ve bir hurma hikâyesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının birçok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiği bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığını araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır. Şüphesiz Türkler çok kahraman evlatlar (...) ilim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuçta Arap imparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hâkimiyet sahibi olmuşlardır. En nihayet Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.’’

'NOTLARI DÜZELTİRKEN...'
“Teyfik Beyefendi! (Dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Tevfik Bıyıklıoğlu) Zakir Kadiri’nin ahmakçasına notlarını düzeltirken bu noktalara dikkat buyurunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir. İlim alanında şüpheli olmak, Mısır’ın Camii Ezher’i mezunlarına inanmaktan daha iyidir.’’

ÇÖPTE BULUNDU İDDİASI
Oral, mektubun bulunuş hikâyesini şöyle anlatıyor:

“Beyoğlu Hazzopulo Pasajı’nda düzenlenen kitap ve fotoğraf müzayedelerinin birinde Türk Tarih Kurumu eski Genel Sekreteri Uluğ İğdemir’e ait çeşitli belgeler satışa çıktı. Bu belgeler içinde Atatürk’ün el yazısı mektup sayfalarının yıllar önce çoğaltılmış eski kopyaları da vardı. Belgeleri satın aldım. Dokümanları müzayedeye getiren sahaf arkadaşım belgelerin çöpten çıktığını söyledi.’’

ZAKİR KADİRİ KİMDİR?
Aslen Türkistanlı olan Zakir Kadiri Ugan 1878 yılında dünyaya geldi. Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nde eğitim gördü. Ders kitapları için hazırladığı İslam tarihi ve Türklerin İslam’daki Yeri konularını, Camii Ezher Medresesi şeyhlerinin kabul ettiği Arap milliyetçiliği düşüncesine göre yazınca Atatürk’ü çileden çıkardı.

Kaynak: HaberTürk

Go to Top of Page

bozadi


7033 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  12:41:47  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Mayıs 2016

Mustafa Kemal Atatürk'ün
Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'ne Yazdığı Mektubu

Araştırmacı yazar Atilla Oral, "Atatürk'ün Sansülenen Mektubu" adlı kitabında; Mustafa Kemal Atatürk'ün 16-17 Ağustos 1931 tarihinde Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Yüksek Başkanlığı'na kendi el yazısıyla yazdığı 21 sayfalık mektubun orjinal halini ve günümüz Türkçe'sine çevrilmiş halini yayınlamıştır. Sayfamızda bu mektubun tamamına ulaşabilirsiniz.


Atatürk'ün Türk Tarih Kurumu'na yazdığı mektup

Eklenti:

Tarihi Tetkik Cemiyeti Yüksek Başkanlığı'na

Mektubumuza açıklamadır]

Mektubumuzda heyetinizin gözlemine çok şeyler arz olunduğunu zannederim. Bu görüşleri içeren mektup yazılıp zarfa konulduktan sonra çok önemli olduğu düşüncemizde bir defa daha beliren noktaları dikkatinize sunmayı önemli gördük. Son senelerde İstanbul’da yayınlanan gazetelerde Roman diye okuduğumuz bazı eserler vardır ki, bunlar şüphesiz yüksek heyetinizin gözleminden kaçmış değillerdir; Bu roman sayfaları bence gerçek tarih belgelerinin yorumudur; bu roman sayfalarında görülen şeyler yaklaşık şöyle açıklanabilir. Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (Ikre, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır. Bu zihniyetle hareket edenler İslam'dan önce Türk uygarlığının bütün belgelerini imha etmekte engel görmediler.

Yazacağınız İslam tarihinin de bu doğrultuda toplayabileceğiniz belgelere dayanarak açıklanmasını önemli görürüm.

Kudüs’ün teslim olunması için Patrik'inin koyduğu şart üzerine Kudüs önlerine gelen Halife Ömer'in kölesi ile ortaklaşa ve değişerek bir deveye binerek yol aldığını ve asıl kilise yakınına gelindiği zaman deveye binmek sırası köleye geldiğinden ötürü Ömer'in yürüyerek Arap ırkından başka ve yüksek ırklardan oluşan ordunun yüksek ve muhteşem huzurunda o ordunun kumandanlarına karşı yerden taş alarak atmak suretiyle gösterdiği çıplak ve çıfıt Araplık, malumunuzdur. Bunu artık Türk çocuklarına bir erdem gibi okutmakta ısrar gösteren notları göz önüne almalısınız.

Bir hırka ve bir hurma hikayesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının bir çok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiğinden bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığı araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır.

Şüphesiz Türkler için çok kahraman evlatlar, şu ve bu tarzda Arap halifelerinin sarayının içine hükümetinin teşkilatının ve Arap adına fetholunan birçok vilayet ve eyaletlerde bütün zaferleri sağ­layan kuvvetlerin kalbinin içine girmişlerdir. İlim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuç­ta Arap İmparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde bi­rinci derecede güç ve hakimiyet sahibi olmuşlardır.

En nihayet Muhammed'in Halifesi unvanını taşımak maskara­lığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.

Eğer bunu yapmış olan insanlara köle demek uygunsa herkes bir şart dahilinde köleliği öğünerek kabul eder. Efendiye, sahibe, hakime köle demek ve esir, önemsiz, değersiz adamlara efendi de­mek, tarihin ifade etmemizi emrettiği bir gerçeklik midir?

Tevfik Beyefendi!

Zakir Kadiri'nin ahmakçasına notlarım düzeltirken bu noktala­ra dikkat buyurunuz.

Bu münasebetle yüksek heyetinizin başkanı bulunan size hatır­latırım ki, yeni dünya ufuklarına açacağınız yeni tarih semasında dikkatli olunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir.

İlim alanında şüpheli olmak, Mısır'ın Camii Ezher'i mezunlarına inanmaktan daha iyidir.

Camii Ezher varlığı ve prensipleri, mevhum denecek kadar hiç olan İsa'yı yaratan apotrlar yetiştirmeye ne yazık ki kaynak olama­mıştır.

Halbuki biz tarih yazarken Apotr değil; bizzat fiiller ve hadise­ler sahibi arayan adamlarız. Eğer bunları bulamazsak meçhuliyeti ve bu noktada cehaletimizi itiraf etmekten çekinmeyelim. Apotr yaratmaya kalkışmayalım çocuğum! Bizim mesleğimiz bu değildir. Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça; ve bulduğumuza inan­dıkça ifadeye cesaret gösteren adamlar olmalıyız!

Batı'nın, herhangi dilinde yazılmış olursa olsun, gözünüzden mütalaanızdan geçmiş olması doğal bulunan tarih belgelerine dik­kat etmiyor musunuz? Yüksek heyetiniz üyeleri içinde bu belgeler­den görüşünü heyetiniz huzurunda söyleyenler az mıdır? Bu sözler o yalnız heyetinizin değil, bütün Türk milletinin ilgisini çekmeye layıktır! Bunu yalnız aranızda değil, bütün Türk milleti önünde be­lirtiniz! Bu büyük gerçeği bütün insanlığa tanıtınız! Kuruluş amacı­nızın büyük hedefi budur zannederim.

Bu yolda yürürken Camii Ezher kaçkınlarından mı yardım di­leyeceksiniz?

Her şeyden önce kendinizin dikkatle ve itina ile seçeceğiniz bel­gelere dayanınız! Bu belgeler üzerinde yapacağınız incelemede her şeyden ve herkesten önce kendi karar verme yetkinizi ve ince mil­li süzgecinizi kullanınız! Sizi büyük hedefe ancak bu görüşlerden, kıskanç olmak ulaştırabilir. Yoksa dünyanın bin bir şarlatanı ve bin bir milletin tarihşinas yaşayan sokak politikacısının ve bunları yük­sek ölçekte temsil eden Camii Ezher kaçkınının oyuncağı kılar.

Bana bu kadar çok söz söyleten nedeni açıklayayım:

Camii Ezher kaçkınını bulan sizsiniz. Eseri diye Ankara'dan ay­rıldığım son günde önüme koyduğunuz örümcek Arap yazılı pa­çavraları okuduğunuz zaman derhal itirazımı serdetmiştim. Bunu nazarı dikkate alacağınızı vaat etmiştiniz! İncelemenizden geçtikten sonra bana verilen yazılar o kadar sersem ve cahil ve Camii Ezher kaçkını bu adamın mahsulü olduğunu gördüm ki, sizi rencide ede­cek bir söz söylemeden bu paçavralar üzerinde yeniden çalışmaya mecbur oldum. Bu sözlerimi sizi utandırmak için yazmıyorum. Bu yazılarımı bundan sonraki mesainizde dikkat ve intibah dersi ol­ması için yazıyorum.

Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sa­dık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?

Türkiye'de yüksek başkanlığınızda ilk meydana getirilen Tarih Cemiyeti büyük dikkat uyanışını kullanarak şimdiye kadar bütün dünya milletleri içinde kurulmuş benzerlerini aşan bir konum ala­cağına emin olduğum Türk uygarlığının sevdalılarına hürmet ve muhabbetlerimi lütfen iletiniz.

Gazi M. Kemal
16/17.8.1931
Yalova (Yalı ova)




Atatürk'ün, Türk Tarih Kurumu'na yazdığı mektubun orjinal hali ve günümüz Türkçe'sine çevrilmiş halleri





Kaynak: Beycan

Go to Top of Page

bozadi


7033 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  12:45:36  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Atilla Oral'ın bu mektuba kaynaklık eden kitabında, söz konusu mektubun orijinal sayfaları ve günümüz Türkçesindeki karşılıklarının gösterildiği sayfaları içeren bir PDF dosyası: https://millicumhuriyet.files.wordpress.com/2013/01/mkemalinelyazisiylaayethakkindakifikri.pdf
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


393 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  12:49:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Atatürk'ün bu düşüncesine çok şaşırdım doğrusu. Adamın üst yoğunluk bir özel görev insanı olduğunu hep düşünmüştüm. Teşekkür ederim Bozadi.
Go to Top of Page

bozadi


7033 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  12:50:23  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Mektupta geçen şu ifadeye dikkat:

Eklenti:

...mevhum denecek kadar hiç olan İsa'yı yaratan apotrlar...




"Mevhum" kelimesi "sahte, sanal, gerçek olmayan" anlamlarına geliyor. "Apotr" ise "havari" anlamına geliyor. Yani Atatürk burada tarihsel kayıtlar itibariyle İsa'nın varlığını doğrulayan birşey olmadığını, İsa'nın "havari" denen kişilerce yaratıldığını/uydurulduğunu söylemiş resmen! Ne kadar ilginç!

Ve Hıristiyanlığın kuruluş dönemi kaynakları incelendiğinde, İsa'dan ziyade Havari Pavlus'un adının geçtiğini iddia eden pek çok kaynak var.
Go to Top of Page

bozadi


7033 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  13:19:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Atatürk'ün bu düşüncesine çok şaşırdım doğrusu. Adamın üst yoğunluk bir özel görev insanı olduğunu hep düşünmüştüm. Teşekkür ederim Bozadi.
Ben de çok şaşırdım gtp! :) Ve Atatürk'ün de bir BH gezgin varlığı olduğundan şüphe duymuyorum kendi adıma.

Atatürk burada İslam'ın Türkler üzerindeki etkilerinin olumsuz bazı yönlerine dikkat çekme gereği duymuş. Çok çeşitli dini kavram ve anlayışlara ve şahsiyetlere "giydirmiş".

Muhammed'in yerinde olmak istemeyeceğim gibi Atatürk'ün de yerinde olmak istemezdim doğrusu. Birbirlerininkine son derece zıt misyonları varmış gibi görünse de ve Atatürk'ün bu mektuptaki eleştirilerinin niteliğine rağmen, bu görüntünün aldatıcı olduğunu düşünüyorum. Ben ikisinin de BH gezgini olduğuna ve ikisinin de kendi koşulları içinde son derece zorlu ve belalı işlerle uğraşmak zorunda kaldığına inanıyorum. Toplumları dönüştürmek "deveye hendek atlatmaktan" zordur ve hatta çoğu zaman imkansızdır, onu anlayabilir insan bu tarihsel hikayelerden belki de.

Bildiğiniz gibi Atatürk bazı durumlarda İslam'a son derece olumlu referanslarda bulunurken, bazı durumlarda İslam'ın ve belki genel olarak dinlerin insanlar üzerindeki olumsuz bazı tesirlerine dair sert eleştiriler yapmış. "Çelişkili" beyanlarda bulunduğu iddia edilebilir kolayca belki ama bu meselenin göründüğü kadar basit olmadığını düşünüyorum. Atatürk'ün de asıl derdi "ideoloji" değildi bence, aksine, insanların zihinlerini tüm ideolojik prangalardan arındırmayı ümit etti belki de. Ama bunun ciddi ölçüdeki imkansızlığıyla karşılaştığı bazı durumlarda da alternatif, dengeleyici, güçlendirici, özgürleştirici bir ideoloji yaratmak istedi belki de. Atatürk'ün "Türklük ideolojisi" diye tanımlanabilecek ideolojiye yönelik çabalarının, İslami ideolojinin olumsuz bazı yönlerine karşı bir dengeleyici etkisi olmasını ümit ettiği anlaşılıyor veya ben öyle anlıyorum. Ama Kurtuluş Savaşı zaferi nedeniyle Atatürk'ten nefret eden bir yığın emperyalist güç vardı ve etrafında da onu kısknanan, nefret eden kişiler çoktu muhtemelen. Hilafeti yıktığı için zaten toplumun önemli bir kısmının zihninde bir "şeytan" haline gelmiş veya getirilmişti. Sonuçta tüm bu olumsuz koşullar, Kertişlere veya bir şekilde üst düzey KH güçlerine, Atatürk'ün moralini epeyce bozup onu hem bedensel hem de ruhsal olarak ciddi oranlarda yıpratmak için epeyce imkan yarattı diye düşünüyorum. İslam konusu başlarda olmak üzere bazı konularda çelişkili denebilecek beyanlarda ve eylemlerde bulunmasının, toplumsal bazda karşı karşıya kaldığı zorlu durumlarla yakından bağlantılı olduğunu sanıyorum. Aynı şekilde Güneş-Dil teorisinde belirgin bir aşırılık olduğu anlaşılıyor. Atatürk'ün sağlığına yönelik sabotajlar yapıldığına dair de önemli iddialar var bildiğiniz gibi. Sonuç olarak ömrünün özellikle son yıllarında Atatürk'ün pek çok bakımdan ciddi baskılar, cendereler içinde kaldığını, bu nedenle K'ların Musa'yla ilgili anlattığına benzer şekilde Atatürk'ün bir ciddi bir ruhsal yıpranma ve yozlaşma deneyimlediğini düşünüyorum kendi adıma. Ama her zaman vurguladığım gibi, bu düşüncem, Atatürk'ün büyüklüğüne dair inancımı ve duyduğum büyük saygı ve sevgiyi ortadan kaldırmıyor. "Hatasız/mükemmel" değildi ve bu mümkün de değildi zaten. Kendilerince haklı nedenlerle aksini düşünen pek çok kişi olabilecek olsa da, en nihayetinde son derece pozitif bir misyonla dünyaya gelmiş, çok büyük işler başarmış biri bence. Muhammed için de aynı şeyi düşünüyorum.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


393 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/09/2017 :  14:03:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bozadi harika anlatmış ve alıntılamışsın. Atatürk'ün fazla realist bir tavrı var. Herhangi bir ideolojiye yapışmadığı gibi her ideolojiye adapte olacakmış gibi fazla şeffaf bir yapısı var. Her zaman gerekli olan neyse o yapılmalıdır ilkesine sadık kalmış biri ve bir şeylerin gerçekten insanların yararına olması gerektiğini önemsiyor. Monoteist dinler hakkında ki görüşleriyle fazla eleştiri alan biri aynı zamanda. Çok fazla kararlı ve öngörü seviyesi çok yüksek. Adam yönetimi muazzam bir lider. Bu özellikler sebebiyle BH özel görevlendirilmiş bir gezgin olabileceği üzerinde çok ciddi olarak düşünüyorum seninle aynı şekilde.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 2  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: [email protected] Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,23 saniyede oluşturuldu.