Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Spiritüalizm Konuları
 Diğer
 Canan Karatay: Fransız İhtilali'nin sebebi tuzdu (16.02.2018)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar Önceki Konu Mesaj 
Sayfa: Toplam Sayfa 2

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/02/2018 :  17:46:57  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
24 Şubat 2018

Yiğit bulut savaş açtı ama o şirketler AKP eli ile büyüdü!

TRT'de yayınlanan Derin Analiz programında konuşan Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut'tan, Nişasta bazlı mısır şurubu şekerli ürünleri çıkışı geldi.


Yiğit Bulut'un açıklamasından satır başları şöyle :

Birçok haber dolaşıyor şeker fabrikaları özelleşiyor, satılacak diye. Binlerce mesaj geldi. Diyorlar ki 'NBŞ’ciler şeker fabrikalarını yok etmek istiyor'. Bu ülkede NBŞ (Nişasta Bazlı Şeker) ile savaşı başlatan ilk kişi benim. Ben NBŞ ile savaşı başlatana kadar hiçbir gazeteci konuşamamıştı konu hakkında. Halen de konuşan yok. Reklam pastası ve korkudan kimse konuşamaz.

Türkiye’nin çocukları gerçek şeker yiyecekse, şeker üretimi yapabilecekse ve hayatta kalması gerekiyorsa ben size şunu söylüyorum; Sayın Cumhurbaşkanımız asla böyle bir şeye izin vermez. Bakın dinleyen herkese sesleniyorum; Tüketimden gelen gücünüzü kullanın; yarın sabahtan itibaren su ve ayran haricinde NBŞ kullanılan hiçbir ürünü çocuklarınıza içirmeyin. Var mısınız? Gerçek şeker kullanmanın 250 katı maliyeti var. NBŞ o kadar adi bir şey ki maliyeti 250’de 1’e düşüyor. Beni bu çağrımdan dolayı öldürürler. NBŞ lobisi o kadar güçlü bir lobi ki beni öldürürler.

KİMDİR BU NBŞ ZEHİR LOBİSİ?

Cumhuriyet Gazetesi'nden Atakan Sönmez'in 17 Ağustos 2017'de yayınlanan haberinde konuyu gündeme getiriken önemli bilgileri ortaya çıkarmıştı.Yiğit Bulut, yazılarında 'zehir lobisi' olarak bahsettiği bu lobinin kimler/hangi şirketler olduğunu belirtmedi. Ancak, Şeker Kurumu'nun 2016-2017 Pazarlama Yılı Nişasta Bazlı Şeker Kotaları tablosundan bu lobinin kimler olduğu açıkça görülüyor.

2016-2017 Pazarlama Yılında Toplam 265 bin Ton Nişasta Bazlı Şeker ithalatına izin verilirken, ABD'li gıda devi Cargill 116 bin 181 tonla bu kotanın yüzde 50'sine yakınını tek başına karşılıyor.

ÜRETİCİ İTİRAZ ETTİKÇE AKP KOTAYI ARTTIRDI

Nişasta Bazlı Şeker ve Gliktoz'un insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkiler konusunda uzmanlar yıllardır uyarılarda bulunuyor. Özellikle obezite ve kanser konusunda tetikleyici etkisi hakkında çok sayıda bilimsel çalışma yapıldı. İşin ayrıca ekonomik boyutu da var. Ancak dünyanın 6. büyük şeker panzarı üreticisi konumunda olan Türkiye'de Nişasta Bazlı Şeker kotası her yıl Bakanlar Kurulu kararı ile yüzde 30 ile yüzde 50 oranında artırılırken, şeker pancarı ekimi ise yıldan yıla geriledi.


Kaynak: ABC Gazetesi

Go to Top of Page

Aoibheann


201 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/03/2018 :  13:53:23  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi


Sevgili Aoibheann, Karatay gibi bir bilim insanı birşey söylüyorsa, bunu biraz ciddiye almak, incelemek gerekir diye düşünüyorum. Örneğin tuz meselesi Fransız Devriminin ille tek veya en büyük sebebi olmasa bile, en önemli sebeplerinden biri olabilir, öyle değil mi? Bu konuda herhangi bir bilgin var mı veya haber üzerine bir araştırma yaptın mı? Açıkçası benim bu konuda bir bilgim yoktu, hala da var sayılmaz ama şu tür haberlere rastlıyorum örneğin:



Bu konu üzerine kitaplar okumuştum. En önemli sebep açlık, adaletsizlik ve -pek ortaya konmasada- hayvansal içgüdüler diyebiliriz. En masum düşüncelerle ortaya çıkan eylemler bizim ID tabanlı alt benliğimiz yüzünd3n büyük yıkım ve karmaşalara dönüşebilir. Buradan bakmak ve sosyolojik düşünmek gerekir. Mesela, Germinal kitabında; masum bir direnişle eyleme geçen Etienne'in ideaları yine kalkındırmaya çalıştığı halk tarafından çarpıtılmış ve yıkıma neden olmuştur. Tarihte örneği çoktur. İnsan sürüleri, özellikle bilinçli değilse ve açsa her türlü fenalığı ve zorbalığı yapabilir. Gözlerini öylesine kan bürür ki haklı haksız herkesi katledebilir,
Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/03/2018 :  14:36:21  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

Bu konu üzerine kitaplar okumuştum. En önemli sebep açlık, adaletsizlik ve -pek ortaya konmasada- hayvansal içgüdüler diyebiliriz. En masum düşüncelerle ortaya çıkan eylemler bizim ID tabanlı alt benliğimiz yüzünd3n büyük yıkım ve karmaşalara dönüşebilir. Buradan bakmak ve sosyolojik düşünmek gerekir. Mesela, Germinal kitabında; masum bir direnişle eyleme geçen Etienne'in ideaları yine kalkındırmaya çalıştığı halk tarafından çarpıtılmış ve yıkıma neden olmuştur. Tarihte örneği çoktur. İnsan sürüleri, özellikle bilinçli değilse ve açsa her türlü fenalığı ve zorbalığı yapabilir. Gözlerini öylesine kan bürür ki haklı haksız herkesi katledebilir,
Evet, kitleler gayet gerici, gayet negatif ve yıkıcı bir vahşi hayvan sürüsü gibi hareket edebilir bazen. Genellikle de daha negatif bir güç tarafından çok kötü bir amaçla buna yönlendirildikleri zaman.

Ama isyan edip Fransız devrimine öncülük eden halkın oldukça ilerici bir mücadele verdiği ve önemli sonuçlar elde ettiği söyleniyor. Sürecin çoğu ayrıntısı konusunda bilgim olmasa da.
Go to Top of Page

Aoibheann


201 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  11:37:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Aoibheann

Bu konu üzerine kitaplar okumuştum. En önemli sebep açlık, adaletsizlik ve -pek ortaya konmasada- hayvansal içgüdüler diyebiliriz. En masum düşüncelerle ortaya çıkan eylemler bizim ID tabanlı alt benliğimiz yüzünd3n büyük yıkım ve karmaşalara dönüşebilir. Buradan bakmak ve sosyolojik düşünmek gerekir. Mesela, Germinal kitabında; masum bir direnişle eyleme geçen Etienne'in ideaları yine kalkındırmaya çalıştığı halk tarafından çarpıtılmış ve yıkıma neden olmuştur. Tarihte örneği çoktur. İnsan sürüleri, özellikle bilinçli değilse ve açsa her türlü fenalığı ve zorbalığı yapabilir. Gözlerini öylesine kan bürür ki haklı haksız herkesi katledebilir,
Evet, kitleler gayet gerici, gayet negatif ve yıkıcı bir vahşi hayvan sürüsü gibi hareket edebilir bazen. Genellikle de daha negatif bir güç tarafından çok kötü bir amaçla buna yönlendirildikleri zaman.

Ama isyan edip Fransız devrimine öncülük eden halkın oldukça ilerici bir mücadele verdiği ve önemli sonuçlar elde ettiği söyleniyor. Sürecin çoğu ayrıntısı konusunda bilgim olmasa da.



Sonuca bakarsak, evet onemli sonuçlar elde edildi. Lakin süreç oldukça barbarcaydı. Giyotinin o dönemde icat edildiğini söylersem anlarsınız muhakkak.
Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  11:53:29  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Şimdi şöyle kabaca bir kontrol edebildiğim kadarıyla giyotin esas olarak Fransa'da veya Fransızlar tarafından icat edilmemiş ama evet, resmi idam aracı olarak Fransa'da standart hale gelmiş. İlginç hususlardan biri; giyotine adını veren Fransız tıpçı, idam cezasına, özellikle de kalabalık önünde idama karşı olan biriymiş ve, esas ilginç olan husus burası, giyotini standart idam aracı olarak önermesinin sebebi "daha insancıl/vicdanlı/demokratik" bir idam şekli olmasıymış, çünkü o zamana kadar standart bir idam şekli yokmuş, kılıçla, baltayla, asarak veya duruma göre yakarak ve başka işkencelerle idamlar varmış. Üstelik zenginlerle fakirler eşit şekilde idam edilmiyormuş, zenginler daha hızlı/kolay yollarla, fakirler genellikle daha acılı/işkenceli şekillerde idam ediliyormuş anladığım kadarıyla. O nedenle bu vicdanlı tıpçı şahıs, hem hızlı/kolay olduğu için, hem de fakir/zengin ayrımı tanımadığı için, sonradan kendi adıyla anılmaya başlayan giyotini önermiş ve bu öneri kabul görmüş. Adam bu idam aracının kendi adıyla anılmaya başlanmasından çok rahatsız olmuş, değiştirilmesini istemiş ama engelleyememiş, sırf bu yüzden ailesi sonradan soyadlarını değiştirmiş.
Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  12:16:56  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Gördüğün gibi sevgili Aoibheann, olaylar ilk göründüğünden çok farklı olabiliyor. Açıkçası ben de giyotini son derece vahşi bulurdum/buluyorum ama bu hikayeyi öğrenince üzerinde şöyle bir tekrar düşündüm doğrusu.

Üstelik, Şeytanın yolunda cihat eden CIA-MOSSAD köpeklerinin çok sayıda insanın kafasını bıçakla kestiklerini düşünücek olursak, giyotin bugün bile bazı bakımlardan "tercih edilebilir" bir idam yöntemi olarak görülebilir. İdamı savunduğum için söylemiyorum bunları.
Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  12:23:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Suudiler idamları hala kılıçla yapıyorlar, ki cihatçılarla çok yakından bağlantılı bir devlet zaten. Giyotin kılıçtan daha iyi, daha "güvenceli".

Asarak idam daha iyi görünebilir ama o da şüpheli, çünkü her zaman anında ve kesin bir ölüm sağlamayabiliyor diye biliyorum. Yani işkenceli olma ihtimali var.

Elektrik ve ilaçla idam konusunda pek bilgim ve sezgim yok ama ilaçla uyuşturarak, yani bilinci işkencesiz bir şekilde kapatarak idamlar en makbul olanıdır belki de, bilmiyorum.

Midenizi kaldırdıysam özür dilerim.
Go to Top of Page

Aoibheann


201 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  15:31:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Şimdi şöyle kabaca bir kontrol edebildiğim kadarıyla giyotin esas olarak Fransa'da veya Fransızlar tarafından icat edilmemiş ama evet, resmi idam aracı olarak Fransa'da standart hale gelmiş. İlginç hususlardan biri; giyotine adını veren Fransız tıpçı, idam cezasına, özellikle de kalabalık önünde idama karşı olan biriymiş ve, esas ilginç olan husus burası, giyotini standart idam aracı olarak önermesinin sebebi "daha insancıl/vicdanlı/demokratik" bir idam şekli olmasıymış, çünkü o zamana kadar standart bir idam şekli yokmuş, kılıçla, baltayla, asarak veya duruma göre yakarak ve başka işkencelerle idamlar varmış. Üstelik zenginlerle fakirler eşit şekilde idam edilmiyormuş, zenginler daha hızlı/kolay yollarla, fakirler genellikle daha acılı/işkenceli şekillerde idam ediliyormuş anladığım kadarıyla. O nedenle bu vicdanlı tıpçı şahıs, hem hızlı/kolay olduğu için, hem de fakir/zengin ayrımı tanımadığı için, sonradan kendi adıyla anılmaya başlayan giyotini önermiş ve bu öneri kabul görmüş. Adam bu idam aracının kendi adıyla anılmaya başlanmasından çok rahatsız olmuş, değiştirilmesini istemiş ama engelleyememiş, sırf bu yüzden ailesi sonradan soyadlarını değiştirmiş.



Açıklama olarak yumuşatılmış olabilir. Daha önce icat edilmesinin yanında isim olarak ve kullanım açısından o dönem fransasında başladığını belirtirim. Bu konu hakkında o dönem yazılmış kitaplara göz atarsak katletmeye yönelik toplu bir bilincin açığa çıktığını fark edebiliriz. Pek tabii, başlangıçta böylesi bir öfkenin hakim olduğunu söyleyemem. Haklı olan ve adalet arayan bir halk isyanıdır. Lakin, gücün verdiği o hazza kapılan halk, gerçekten ciddi bir katliama ev sahipliği yapmıştır. Egrisi doğrusu tartışılır. İsyanlar hep umutlu insanlardan çıkar ama çarpıtılabilir. Bunun en iyi örneğini Germinal kitabında okuyabiliriz.
Go to Top of Page

Aoibheann


201 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  15:34:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Gördüğün gibi sevgili Aoibheann, olaylar ilk göründüğünden çok farklı olabiliyor. Açıkçası ben de giyotini son derece vahşi bulurdum/buluyorum ama bu hikayeyi öğrenince üzerinde şöyle bir tekrar düşündüm doğrusu.

Üstelik, Şeytanın yolunda cihat eden CIA-MOSSAD köpeklerinin çok sayıda insanın kafasını bıçakla kestiklerini düşünücek olursak, giyotin bugün bile bazı bakımlardan "tercih edilebilir" bir idam yöntemi olarak görülebilir. İdamı savunduğum için söylemiyorum bunları.



Bu idam yöntemini sırf aristokrat sınıfına dahil olduğu için her türlü insan üzerinde kullanıldığını da eklemek isterim. Ayrıca, sırf iyi niyetli temeller üzerine kurulduğunu hiç zannetmiyorum. Çünkü, o dönem halk bu tür iyi niyetleri düşünemeyecek kadar cahil bırakılmış, bir nevi hayvanla eşit koşullarda yasatılmıştır. Bir aslanın avını acı çekmesin diye nazikçe öldürdüğünü göremeyiz.
Go to Top of Page

Aoibheann


201 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  15:36:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Suudiler idamları hala kılıçla yapıyorlar, ki cihatçılarla çok yakından bağlantılı bir devlet zaten. Giyotin kılıçtan daha iyi, daha "güvenceli".

Asarak idam daha iyi görünebilir ama o da şüpheli, çünkü her zaman anında ve kesin bir ölüm sağlamayabiliyor diye biliyorum. Yani işkenceli olma ihtimali var.

Elektrik ve ilaçla idam konusunda pek bilgim ve sezgim yok ama ilaçla uyuşturarak, yani bilinci işkencesiz bir şekilde kapatarak idamlar en makbul olanıdır belki de, bilmiyorum.

Midenizi kaldırdıysam özür dilerim.



Yok, asla. Midem sağlamdır. :)
O dönemde ve her dönemde iple asılma uzun süreli bir ölümdür. Aynı gün içerisinde yirmi hatta otuz kelle kesildiği için giyotin daha rahat bir araçtı. Basit, hızlı ve etkili.
Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  15:45:26  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Fransız devriminde giyotinle idam edilenlerin hangilerinin veya kabaca kaçta kaçının idamı o dönemin şartları ve zihniyeti bakımından "meşru" idi, bilmiyorum doğrusu ama eğer tarih bizi bu konuda feci şekilde yanıltmıyorsa, devrim nispeten pozitif sayılabilecek bir güdüyle gerçekleştirilmiş. Halka ve bir kısım burjuvaya aşırı haksızlıklar, zulümler yapılmış, halk ve burjuva da sonunda beklenmedik bir şekilde tüm gücüyle yönetime/soylulara darbe yapmış ve ciddi bir başarı elde etmiş. Avrupa'nın medeniyetle, demokrasiyle anılmasını sağlayan en büyük gelişmelerden birinin (muhtemelen en büyüğünün) Fransız devrimi olduğu söyleniyor. Böyle bir durumda, dönüp Fransız devrimini genel olarak değerlendirdiğimizde, en çok ön plana çıkan veya çıkarılması gereken şey, isyan eden halkın aslında ne kadar zalim olduğu mudur acaba? Şu anki bilgi ve algı şeklimle, bana öyle görünmüyor ama ciddi bilgi eksiklerim, perspektif yetersizliklerim olabilir. Önemli birşey kaçırıyorsam umarım buna uyanabilirim.

K'lar Fransız devriminin pozitif sayılabilecek bir güdüyle yapıldığını ama belirli bir aşamadan sonra egemen KH güçlerinin devrimi kendi kontrolleri altına aldığını / saptırdığını söylemişlerdi. Acaba senin Fransız devrimiyle ilgili olumsuz eleştirdiğin şey K'ların bu açıklamasıyla bağlantılı olabilir mi diye merak etmiyor değilim ama konuyla ilgili bilgilerim bu konuda kesin bir karara veya sezgiye varmama müsaade etmeyecek kadar yetersiz. Ama elimden geldiğince bunun üzerinde düşünmeye, araştırmaya, anlamaya çalışacağım. Sizlerin bilgileri, sezgileri, görüşleri de önemli benim için.
Go to Top of Page

Aoibheann


201 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 03/03/2018 :  17:46:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Fransız devriminde giyotinle idam edilenlerin hangilerinin veya kabaca kaçta kaçının idamı o dönemin şartları ve zihniyeti bakımından "meşru" idi, bilmiyorum doğrusu ama eğer tarih bizi bu konuda feci şekilde yanıltmıyorsa, devrim nispeten pozitif sayılabilecek bir güdüyle gerçekleştirilmiş. Halka ve bir kısım burjuvaya aşırı haksızlıklar, zulümler yapılmış, halk ve burjuva da sonunda beklenmedik bir şekilde tüm gücüyle yönetime/soylulara darbe yapmış ve ciddi bir başarı elde etmiş. Avrupa'nın medeniyetle, demokrasiyle anılmasını sağlayan en büyük gelişmelerden birinin (muhtemelen en büyüğünün) Fransız devrimi olduğu söyleniyor. Böyle bir durumda, dönüp Fransız devrimini genel olarak değerlendirdiğimizde, en çok ön plana çıkan veya çıkarılması gereken şey, isyan eden halkın aslında ne kadar zalim olduğu mudur acaba? Şu anki bilgi ve algı şeklimle, bana öyle görünmüyor ama ciddi bilgi eksiklerim, perspektif yetersizliklerim olabilir. Önemli birşey kaçırıyorsam umarım buna uyanabilirim.

K'lar Fransız devriminin pozitif sayılabilecek bir güdüyle yapıldığını ama belirli bir aşamadan sonra egemen KH güçlerinin devrimi kendi kontrolleri altına aldığını / saptırdığını söylemişlerdi. Acaba senin Fransız devrimiyle ilgili olumsuz eleştirdiğin şey K'ların bu açıklamasıyla bağlantılı olabilir mi diye merak etmiyor değilim ama konuyla ilgili bilgilerim bu konuda kesin bir karara veya sezgiye varmama müsaade etmeyecek kadar yetersiz. Ama elimden geldiğince bunun üzerinde düşünmeye, araştırmaya, anlamaya çalışacağım. Sizlerin bilgileri, sezgileri, görüşleri de önemli benim için.



Sevgili Bozadi; aslında konuşmalarımız aynı yonde. Devrimin ortaya çıkışı tamamiyle pozitif yönde. Benim anlatmak istediğim olaylar sırasında halkın gösterdiği tutumdur. Ben bunu vahşilik olarak adlandırıyorum. Sizler belki iyiye yönlendirmede kullanılan orantısız güç diyebilirsiniz. Yönelim ne kadar iyi olsada gidilen yol kötü olabilir. Aristokrasiyi kesinlikle onaylamıyorum. Sınıflandırılma, kast sistemi, gelirde orantısız dağılım, işçilerin emeğinin hiçe sayılması, başkalarını görmezden gelerek yaşamak bunlar hâlâ daha hepimizi rahatsız eden unsurlar. Perspektif bakış açısıyla anlataya çalısıyorum. Amacı değil gidilen yolu kendi bakış açımı katmadan yakalamaya çalışıyorum.
Belki de kurduğum kelime ya da düşünce biçimim hatalı, yahut farklıdır. K'ların bu konu hakkında söylemlerini okumadım ya da atlamış olabilirim ama kesinliklenonlarla aynı görüşteyim. Tarihsel olaylar ve sistemler üzerindeki devrimler, benim açımdan da pozitif ilerlemelerdir. Genele bakarsak böyle söyleyebilirim.
Bu arada hepimiz tamı tamına net bilgilere sahip olamayız. Bu yüzden bildiklerimizi ortaya döküp, tartışarak kendimize bir şeyler katarak ilerlemeyi sürdürmeliyiz.
Teşekkürler.
Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/03/2018 :  10:37:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
05 Mart 2018

Şeker fabrikaları meğer çoktan özelleşmiş!

Özelleştirilmek istenen şeker fabrikalarının bağlı olduğu TÜRKŞEKER’in yönetim kuruluna 15 Temmuz 2016 günü göreve başlayan isim bakın kim çıktı…


Türkiye günlerdir kamuya ait şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle ilgili kararı tartışırken, özelleştirilmesi için düğmeye basılan 14 şeker fabrikasının bağlı olduğu Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş (TÜRKŞEKER) yönetiminde Özelleştirme İdaresi Başkanı Ahmet Aksu’nun da yer aldığı, kurumun başında da ÖİB Başkan Yardımcısı Ergin İçenli’nin getirildiği ortaya çıktı. TÜRKŞEKER’in altı kişisen oluşan yönetim kurulunda 15 Temmuz 2016 günü göreve başlayan Aksu, daha önce de TÜPRAŞ, ERDEMİR, TÜMAŞ ve Eti Aliminyum gibi özelleştirilen kuruluşların yönetiminde görev almıştı. Kamuoyunda büyük tepki çeken şeker fabrikalarının özelleştirilmesi sürecinde, fabrikaların bağlı olduğu TÜRKŞEKER’in sessiz kalmasını eleştiren Ziraat Mühendisleri Odası’ndan yapılan açıklamada, “Bu yapı ve ortaya çıkan durum, ne yazık ki bize Osmanlı borçlarının tahsili için kurulan ve toplanacak vergileri kendi adına tahsil eden Duyuni Umumiye’yi hatırlatıyor. Özelleştirme İdaresi Başkan ve Başkan Yardımcısı, üst düzey kamu bürokratları ile kurumlarına tahsilât peşinde” görüşüne yer verildi.

ŞEKER FABRİKALARI ASLINDA ÇOKTAN ÖZELLEŞMİŞ

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş’ye ait 14 şeker fabrikasının özelleştirimlesi için ihale sürecini başlattı. Afyon, Erzurum, Alpullu (Kırklareli), Ilgın (Konya), Bor (Niğde), Kastamonu, Burdur, Kırşehir, Çorum, Muş, Elbistan (Kahramanmaraş), Turhal (Tokat), Erzincan ve Yozgat’ta bulunan şeker fabrikalarının, doğrudan satış yöntemiyle teker teker özelleştirilmesi planlanıyor. Son teklif verme tarihinin 18 Nisan olarak açıklandığı özelleştirme programına kamuoyundan büyük tepki gelirken 14 fabrikanın bağlı olduğu TÜRKŞEKER ise adeta sessizliğe gömüldü. TÜRKŞEKER’in bu sessizliğinin nedeni ise Türkiye’nin en önemli kamu iktisadi kuruluşlarından (KİT) biri olan kurumun yönetim kurulunda ortaya çıktı.

TÜRKŞEKER’İN BAŞINA İKİ YIL ÖNCE ÖİB YÖNETİCİLERİ GETİRİLMİŞ

TÜRKŞEKER’in altı kişiden oluşan yönetim kurulunda yer alan isimlerden ikisinin, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı yöneticisi olduğu ortaya çıktı. TÜRKŞEKER’in Yönetim Kurulu Başkanı Ergin İçenli, aynı zamanda asil olarak Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcılığı görevini yürütüyor. Özelleştirme İdaresi Başkanı Ahmet Aksu’nun ise TÜRKŞEKER’de yönetim kurulu üyesi olarak görev yapması dikkat çekiyor. Ahmet Aksu’nun TÜRKŞEKER’de göreve başladığı tarih 15 Temmuz 2016. TÜRKŞEKER Yönetim Kurulu Başkanı, aynı zamanda Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı olan Ergin İçerli’nin Türkiye’nin şeker fabrikalarının bağlı olduğu kurumun başına getirildiği tarih ise 23 Eylül 2016.

MALİYE BAKANLIĞI VE BAŞBAKANLIK YETKİLİLERİ DE YÖNETİMDE

TÜRKŞEKER’in diğer yönetim kurulu üyeleri ise Maliye Bakanı Yardımcısı Dr. Cengiz Yavilioğlu, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Özer Kontoğlu, Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Halit Öcal ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs’ten oluşuyor.

TÜRKŞEKER’İN BAŞINDAKİ İSİM UNAKITAN’IN ŞİRKETİNDE YÖNETİCİYDİ

TÜRKŞEKER’in Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olan Ergin İçenli, eski bir Maliye Bakanlığı Müfettişiydi. 1993-2000 yılları arasında eski AKP’li Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın yöneticisi olduğu BEM Dış Ticaret A.Ş.’de mali işler müdürü olarak çalıştı. Unakıtan, 2000 yılında Bem Dış Ticaret A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanıydı. Bem Dış Ticaret, 2008 yılında naylon fatura düzenleyerek trilyonluk vergi kaçırdığı iddialarıyla gündeme gelmişti. 2001-2007 arasında Abbate Giyim Tekstil A.Ş.’de genel müdür yardımcısı olan İçenli, 2008-2009 yılları arasında ise hükümete yakın Star Gazetesi ve Kanal 24’ün mali işler koordinatörü yapıldı. İçenli, Asya Emeklilik, Güneş Sigorta ve Bileşim Alternatif Dağıtım Kanalları ve Ödeme Sistemleri A.Ş. ve RCT Varlık Yönetimi A.Ş.’de yöneticilik yaptı.

ÖZELLEŞTİRMELER KARŞISINDA TÜRKŞEKER’İN SESİ NEDEN ÇIKMIYOR

Konuyla ilgili bir duyuru yayınlayan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), şeker fabrikalarının özelleştirilmesine yönelik toplumun tüm duyarlı kesimlerden haklı tepkilerin geldiğini ancak en fazla tepki göstermesi beklenen TÜRKŞEKER’in bu konuda sesinin duyulmadığına dikkat çekerek, “Merak uyandıran bu durumun neden kaynaklandığı anlaşılmak istediğinde, doğal olarak öncelikle TÜRKŞEKER’in yönetiminde kimler olduğuna bakılması gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

‘ŞEKER KURULUNUN NEDEN KAPATILDIĞI ORTAYA ÇIKTI’

TÜRKŞEKER’in yönetim kurulunda yer alanların eğitimlerinin, konuya sadece idari ve ticari açıdan bakabilecek nitelikte olduğu vurgulanan ZMO’nun duyurusunda şöyle denildi: “Yönettikleri şirketin, şeker üretimi için kullandığı pancarının ne özelikte, nasıl bir bitki ve tarımsal önemi konusundaki bilgilerinin düzeyi göz ardı edilebilir. Ancak aslen görev aldıkları kurumlarına ve görevlerine bakıldığında, sadece Türk Şeker’e ait fabrikaların özelleştirilmesine bizzat TÜRKŞEKER’in karşı çıkmamasının değil, niye özelleştirildiğinin, tartışılacak birçok yönü olmasına karşın, görece konuyla ilgili taraflardan oluşan Şeker Kurulunun niye kapatıldığın da cevabı da ortaya çıkıyor.

YAŞANANLAR OSMANLI VE DUYUNİ UMUMİYE İLİŞKİSİ GİBİ

Bu yapı ve ortaya çıkan durum, ne yazık ki bize Osmanlı borçlarının tahsili için kurulan ve toplanacak vergileri kendi adına tahsil eden Duyuni Umumiye’yi hatırlatıyor. Özelleştirme İdaresi Başkan ve Başkan Yardımcısı, üst düzey kamu bürokratları ile kurumlarına tahsilât peşinde (!) Maliye Bakanı Ağbal 40 kere düşündüğünü söylese de, çok fazla söze gerek yok, söz ve karar halkın, vicdanların ve er veya geç kırk birinci sözü söyleyecek köyün olacak. Bütün bunlar yaşanırken, ülkede ithalatın önüne geçip, Türk üreticisini kalkındıracağız diyerek ‘Milli Tarım Projesini’ kamuoyuna duyuran Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın bu özelleştirme konusunda ne düşündüğü de ciddi bir merak konusudur. Şeker fabrikalarının özelleştirilip, şeker gibi stratejik bir üründe dışa ve çokuluslu şirketlere bağımlı hale getirilmemiz, ‘Milli Tarım Projesi’ ile ne kadar uyumludur?

‘BU TALAN NEREYE KADAR SÜRECEK?’

Üniversitelerin, bilim insanlarının sessizlikleri, üzerlerindeki baskılar nedeniyle bir yere kadar anlaşılsa bile, üretici örgütlerinin sorunu ‘kıtlama şekerin gerekliliği tadında’ görüp, en büyük zararı görecek çiftçi adına ricada bulunacaklarını ifade etmeleri, umutsuzlukları daha da artırmaktadır. Şunu bir kez daha ifade etmek isteriz ki; uzun yıllar önce büyük özveri ile kurulmuş ve şeker üretimi yapmanın yanı sıra bilimsel çalışmaları da bünyesine alarak ülke tarımına sunduğu önemli hizmetlerle ülke ekonomisine katkıda bulunmuş şeker fabrikalarının yok edilmesi kabul edilemez. Neo-liberal politikaların bir uzantısı olan ‘özelleştirme’ canavarı değerlerimizi birer birer yok ediyor. Bu talan nereye kadar sürecek? İşte bu soruyu kimse yanıtlayamıyor.”


Kaynak: soL

Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/03/2018 :  10:49:56  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
AKP'nin pek çok başka örnekte olduğu gibi, sırf para kazanmak için halkın sağlığını bu kadar ucuza satışa çıkarmasının, konuyla ilgili tartışmaları ve özellikle de şu NBŞ (nişasta bazlı şeker / mısır şekeri) tartışmasını biraz alevlendirmiş olmasına seviniyorum. AKP'nin bu ahlaksız satış kampanyaları ve bunlara karşı gösterilen tepkiler ne kadar başarılı olur bilmiyorum ama en azından bir kısım insan, bu şeker meselesiyle ilgili düşünce ve davranışlarını değiştirir belki biraz. Tuz gibi değerli bir gıdayı zararlı diye kendini inandır, bu arada şeker gibi bir zehri de kepçeyle götürmeye devam et... Oldu... Mükemmel!

AKP'nin önemli bazı doğru/güzel politikaları olduğunu düşünüyorum ama yanlış politikaları da çok yanlış, çok karanlık, son derece ahlaksız gerçekten. O politikalarla ilgili olarak "zulmünüz artsın" demekten başka birşey bulamıyorum. İktidara bazı kötü davranışlarını/politikalarını değiştirmesi için baskı yapmak, eyvallah; gerekli, doğru, güzel birşey. Ama sanki hayatımızın temeldeki berbatlığından siyasi bir iktidar sorumluymuş gibi bir tribal enfeksiyona kendini teslim etmek de zavallıca ve bir o kadar ahlaksızca.
Go to Top of Page

bona fide


320 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/03/2018 :  22:25:25  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
akp eskiden verdiği sözler yüzünden eli kolu bağlı olduğu için rest çekemiyor abd ye masa başında taviz vermek zorunda eski defterler yüzünden sonuçta henüz dişe dokunan ayıklama yapamadı yapamıyor. cıa in onu alaşağı edeceği onlarca yol var. mış gibi davranmak zorunda başkanlık elde edene kadar. basın ve medya yoluyla halkın tepkisini çekmeye çalışıyor itiraz yukselirse halk bahane edilerek satış konusunda değişim sağlanabilir ümidiyle konu surekli gündemde tutuluyor. ne kızı ver ne dünürü küstür taktiği. el mahkum ekonomiyi onlar kontrol ediyor bi yerde. neden böyle düşünüyorum rusya iran çin ortaklığı ve projelerle erdoğanın çoktan tarafını seçmiş izlenimi edindim. ekonomiyi fetö ve abd tekelinden kurtarması sürecinde bu tarz taktikler uygulanacak artı chp nin şeker konusunda halkın dikkatini çekmesi farkında olmadan erdoğana hizmet ediyor. yine tarikatlar da aynı şekilde milletin nefretini artıran yayınlarla oluşan halk baskısı sayesinde ortadan kaldırılacak. kendi yayın organları birbirinin pisliğini ortaya çıkarıyor. dindar kesimin tepkisini çekmeden yapılacak temizlik hareketleri. en yi silah medya bunuda şuan iyi kullanıyor. umarım ümid ederim böyledir.
Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/03/2018 :  23:37:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Çok ilginç ve isabetli olabilecek görüşler bona fide. Özellikle "mış gibi davranma" meselesi. Eğer doğruysa, iktidarın aptalca veya ahlaksız bulduğum bazı politikaları göründüğü kadar aptalca veya ahlaksızca olmayabilir. Öyle olduğunu ümit ederim ben de. İktidar neyi ne maksatla yaparsa yapsın, ben olumlu veya olumsuz tüm belirgin/güçlü gelişmelerin doğrudan veya dolaylı olarak faydalı olduğuna inanıyorum. Her kesimden insanları bazı yüzleşmelere, lehte veya aleyhte irade geliştirmeye zorluyor bence. Kararsızlık, belirsizlik, iradesizlik en kötüsü gibi geliyor bana.
Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/03/2018 :  12:25:19  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
10 Mart 2018

İzlenme rekorları kıran o çiftçi konuştu

İsyanıyla bir anda Türkiye gündeminin zirvesine oturan pancar üreticisi Nihat Babaözlü "İnsanları kandırıyorlar, herkesi kendileri gibi sanıyorlar. Kendi yalanlarına ayak uydurmamızı bekliyorlar" dedi.


Ankara’da düzenlenen “Milli Değer Milli Gelecek Şeker Zirvesi”nde hükümetin şeker fabrikalarının özelleştirme kararı masaya yatırıldı. Birçok siyasetçinin ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin de katıldığı toplantıya damga vuran konuşmayı ise şeker pancarı üreticisi Nihat Babaözlü yaptı.

'KÖYLÜYÜM BEN, HİÇBİR YERE BAĞLI DEĞİLİM'

İki dakikalık konuşmasının ardından toplantı sonuna kadar ayakta alkışlanan ve “Gözümüz gibi baktığımız bebelerimizin zehirlenip kanser olduğunu göreceksiniz. Bunun sonu buraya gidiyor” diyerek kendisini dinleyenleri ağlatan Nihat Babaözlü “Ben sadece köylüyüm. Hiç kimseye, hiçbir kuruluşa bağlı değilim. Orada söylediklerim de benim değil, Türkiye’nin dertleri” dedi.

'KENDİ YALANLARINA AYAK UYDURMAMIZI BEKLİYORLAR'

Konuşma videosu internette kısa sürede izlenme rekorları kıran ve Türkiye’nin gündemine oturan Babaözlü, Sözcü gazetesinden Kubilay Aydın’ın sorularını yanıtladı. 3 üniversite okuyan Babaözlü, ODTÜ Fizik Mühendisliği ve Gazi Üniversitesi Fizik Öğretmenliği bölümünü yarıda bıraktıktan sonra Hacettepe İktisat bölümünden mezun olmuş. Hayatına çiftçi olarak devam eden Babaözlü, özelleştirmeyle ilgili isyanını sürdürerek “Maalesef zor günler yaşıyoruz. Biz Müslüman bir toplumuz. Müslüman, komşusu açken tok yatıp uyuyamaz. Ama bunlar, ‘Ben rahatım gerisi ne olursa olsun’ diyor… İnsanları kandırıyorlar, herkesi kendileri gibi sanıyorlar. Kendi yalanlarına ayak uydurmamızı bekliyorlar. Fakat herkesin mayası bunu götürmez. Hepimizi günlük hayatı kurtarmanın derdine düşürdüler. Hiçbir şeyi görmüyoruz, sormuyoruz” diye konuştu.

'YAZIKLAR OLSUN! SÖZLERİNİ HEMEN UNUTUYORLAR'

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’nın hayvancılık teşviği için söylediği sözler hakkında da değerlendirmede bulunan Babaözlü sözlerini şöyle sürdürdü;

“Para yetiştiremiyorsun ki! ‘Koyun, dana, inek yetiştir biz destek çıkarız’ diyorlar, ‘Hani destek?’ diye sorunca ‘Siz bizi yanlış anladınız’ diyorlar!

Sarhoşken mi söylüyorsunuz bu sözleri de hemen ertesi günü unutuyorsunuz… Yazıklar olsun be! Ne yanlış anlayacağız sizi. Hadi seni yanlış anladık diyelim. Bir sürü danışmanın, yardımcın var onlar da mı seni yanlış anladı. O zaman onlar bize doğrusunu anlatsalardı. Eğer anlatamıyorlarsa bizim verdiğimiz paralarla neden onlara o mevkilerde iş veriyorsunuz?”

‘ŞEHİRLERDE DURUM DAHA VAHİM’

Babaözlü “Şehre gidiyoruz, orada durum daha da vahim. Çarşıda gezerken, esnaf kolumdan çekip ‘Ne olur ağabey bir çayımı iç’ diye yalvarıyor. Adam ne yapsın günde 20 çayla dükkan çevirmeye çalışıyor. Yani diyeceğim o ki; O konuşma benim değil, bütün köylülerimizin, çiftçilerimizin yüreğinden gelen sesti aslında” diye konuştu

'ÇOK FAZLA TEŞEKKÜR ALDIM'

Konuşmasının ardından bütün içtenliğiyle özür dileyerek kürsüden inen Nihat Babaözlü, çok fazla teşekkür ve tebrik aldığını belirtip, “Salondaki misafirlerden bazıları yanıma gelerek, ‘Biz çekindiğimiz için bugüne kadar bunları hiç dile getiremedik, Allah senden razı olsun. Bizim de sesimiz oldun’ dedi, ben de kendilerine teşekkür ettim” şeklinde konuştu.


Kaynak: ABC Gazetesi

Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/03/2018 :  14:08:20  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
24 Mart 2018

11 meyve suyu markasından 7’si mısır şurubu kullanıyor

Gıda Dedektifi isimli oluşumun incelediği 11 meyve suyu markasından 7 tanesinin mısır şurubu kullandığı tespit edildi.


İncelemelerini sosyal medya hesabı Instagram’dan #NeYediğiniziBilin etiketiyle paylaşan Gıda Dedektifi, meyvesularına ilişkin incelemelerini şu ifadelerle duyurdu:

Şimdi genel değerlendirme yapma zamanı. Toplam 11 farklı markaya tek bir grafikte bakacak olursak, şeker oranlarını açıkça karşılaştırabiliyoruz. Bu markalar arasında yalnızca dört markada Glikoz-fruktoz şurubu bulunmuyor. Bunlar; Tropicana, Dimes, Sek ve Migros markalarıdır. Diğer markaların tamamında şekerli üretim haricinde mısır şurubu içeren üretimler de mevcuttur.

Bu aşamada farklı bir hususa daha dikkat çekeceğiz. Öyle ki, bu grafikte yer alan Juss markası aynı zamanda Dooy ve Mis markalarının da üreticisi konumundadır. Juss markasının üretici firması olan Oğuz Gıda; Dooy markasını A101 marketleri, Mis markasını ise Şok marketler için Private Label yani özel marka üretim olarak üretmektedir.

Bu haliyle, markası ve fiyatları da değişkenlik gösteren bu markaların içindeki şeker oranı da farklılaşmaktadır. Dooy tek bardakta 38 gr. şeker içerirken, Mis tek bardakta 29,25 gr. şeker içermektedir. Aradaki fark tek bardakta 4 tane küp şekerde fazladır.

Aynı şekilde bu grafikteki en düşük şeker oranına sahip Tamek firması, aynı zamanda en yüksek şeker oranına sahip 2. ve 3. markalar olan Jucy ve Harras markasının üreticisi konumundadır. Tamek Şeftali Nektarı tek bardakta 25 gr. şeker içerirken, Jucy ve Harras markaları 37,25 gr. şeker içermektedir. Bu markalar arasında da aradaki fark tek bardakta yaklaşık 6 tane küp şeker kadardır.

Son olarak glikoz-fruktoz şurubu içermeyen dört markanın karşılaştırmasını yaptığımızda bunlardan en düşük şeker oranına sahip markanın Migros ve Sek markaları olduğunu görüyoruz. Sek markasının Tat Gıda’nın, Migros markasının ise Dimes Gıda tarafından üretildiğini belirtelim.


Kaynak: ABC Gazetesi

Go to Top of Page

bozadi


8596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/04/2018 :  11:43:52  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
05 Nisan 2018

Türkiye'deki Coca Cola neden daha şekerli

İngiltere’de Cuma günü yürürlüğe girecek şeker vergisi öncesinde Coca-Cola şirketi, Sprite ve Fanta’daki şeker miktarını 100 mililitrede 5 gramın altına indirdi. Türkiye'de ise iki kat fazla şeker kullanılıyor.


İngiltere'de meşrubatların içerdiği şeker miktarına göre içecek üreticilerinden vergi alınması uygulaması 6 Nisan Cuma günü başlayacak.

İngiliz kamuoyunda "şeker vergisi" olarak adlandırılan yasa, 100 mililitre meşrubatın içerdiği şekerin 5 gramı aşması halinde, litre başına 18 peni vergi alınmasını öngörüyor.

100 mililitre meşrubatta kullanılan şeker miktarının 8 gramı aşması halinde ise litre başına 24 peni vergi alınacak.

ŞİŞMANLIK VE OBEZİTEYLE MÜCADELE

İngiliz hükümeti şeker vergisi kararını 2016 yılının Mart ayında almış, ancak üreticilere gereken değişikliğin yapılması için iki yıl süre tanımıştı. Şeker vergisi, meşrubatlardaki şeker miktarının azaltılmasını, böylelikle şişmanlık ve obezite ile mücadele edilmesini hedefliyor.

DW Türkçe'nin haberine göre, Almanya'da gıdaların sağlığı alanında faaliyet gösteren tüketiciyi koruma derneği Foodwatch, yasa yürürlüğe girmeden önce İngiltere'deki bir çok içecek üreticisinin ürünlerindeki şeker miktarını azalttığını açıkladı.

Buna göre, dünyanın en önemli içecek üreticilerinden Coca-Cola, İngiltere'de üretilen iki ürününde kullanılan şeker miktarını azalttı. Sprite'ın 100 mililitresindeki şeker miktarı, 6,9 gramdan 4,6 grama indirildi. Fanta'nın 100 mililitresindeki şeker miktarının da 6,6 gramdan 3,3 grama indirildiği belirtildi.

İngiltere'deki uygulamayı memnuniyetle karşılayan Foodwatch, ancak bir çok üreticinin içeceklerde şeker yerine tatlandırıcı kullanmasını ise eleştirdi. Derneğin açıklamasında, genç ve çocuklardaki şeker alışkanlığı ile mücadele için şeker tadının da azaltılması gerektiğine dikkat çekildi.

TÜRKİYE'DE SPRİTE VE FANTA'DAKİ ŞEKER ORANI YÜKSEK

Dünyanın bir çok ülkesinde ise Sprite ve Fanta çok daha fazla şeker içeriyor. Coca-Cola Türkiye'nin internet sayfasındaki bilgilere göre, Türkiye'de satışa sunulan Sprite'ın 100 mililitresi 10 gram, Fanta'nın 100 mililitresi ise 11,5 gram şeker ihtiva ediyor.

Foodwatch derneğinin açıklamasında, Almanya'da da bu içeceklerdeki şeker miktarının daha yüksek olduğuna dikkati çekti. Buna göre, Almanya'da üretilen Sprite ve Fanta'nın 100 mililitresi 9,1 gram şeker içeriyor.

ALMANYA'DA ŞEKER VERGİSİ TALEBİ

Fransa, Belçika, İrlanda, Portekiz, Estonya, Norveç, Meksika ve Güney Afrika’da sağlıksız beslenme, obezite ve diyabet ile mücadele için şekerli içeceklere ek vergi uygulaması getirildiğine dikkat çeken Foodwatch, Almanya'da benzer bir ‘şeker vergisi' talep ediyor. Dernek meşrubatlardan alınacak şeker vergisine karşılık, sebze ve meyvenin katma değer vergisinden muaf olmasını öneriyor.

Almanya Gıda ve Tarım Bakanı Julia Klöckner ise şeker vergisi önerisini reddeti. Şeker vergisi önerisinin cazip olduğunu belirten Klöckner, ancak bu şekilde sağlıksız beslenme sorununun çözülemeyeceğini savundu. Klöckner, bilinçli beslenme konusunda halkın aydınlatılmasının ve şeker ile birlikte yağ ve tuz oranlarının azaltılacağı genel bir strateji üzerine çalışılmasının gerektiğini dile getirdi.


Kaynak: OdaTV

Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 2 Önceki Konu Mesaj   
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,19 saniyede oluşturuldu.