Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Kanal Bilgileri
 Kanal Bilgileri
 Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 26

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/03/2018 :  15:04:18  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Evet, haklısın Tgur, monoteizmin Sümerde değil, çok daha öncesinde, Atlantis zamanlarında temellerinin atıldığına değinilmişti celselerde. Ama monoteizmin "üç büyük dinde" kendini en vurgulu şekilde gösteren versiyonunun Sümerle çok yakından bağlantılı olduğu anlaşılıyor.

Bazı Kertiş "rehberlerin" Sümer'e doğrudan gelip "medeniyet" (bilim vs) öğrettiği anlaşılıyor celselerde söylenene göre (iyilik gibi görünüp aslında uzun vadede insanlığın aleyhine olacak şekilde) ve gerçekten de Sümer'de dünyadışı varlıklarla/tanrılarla doğrudan temasa dair anlatımlar var. Sümer yaklaşık olarak bugünkü Irak toprakları içindeymiş sanırım, yani hemen güneyimizde / güney batımızda, Suriye'nin dibinde. Belanın eksik olmadığı yerler.

Bir yandan Atatürk'e hak vermemek elde değil ama bir yandan da "yılan kadar akıllı, güvercin kadar masum olun" deyişi bağlamında, içimizdeki ve dışımızdaki KH'ye karşı kendimizi koruyabilmemiz, ondan arınabilmemiz için KH'nin en güçlü olduğu alanları/konuları özellikle ilgi ve bilgi sahamıza almamız gerektiğine inanıyorum. Bir anlamda, doktor ile tümör arasındaki ilişki gibi. Hele ki Putin Rusyasının Ortadoğuya yıldırım gibi çakmasından sonra, Ortadoğudaki karanlığa ışık tutmak, onun giriftliklerini anlamak ve bunun altında ezilme kompleksini aşmak çok daha mümkün ve gerekli hale geldi sanki. Bu aslında sadece dışarıdaki KH'ye değil, aynı zamanda kendi içimizdeki KH'ye / egoya yönelik bir farkındalık artışı ve şifa sürecinin doğal ve gerekli bir parçası bence.

Olağanüstü bir misyona ve bu misyondaki olağanüstü başarı düzeyine rağmen Atatürk de tıpkı Musa ve Muhammed gibi maalesef KH'den ciddi bir darbe yemekten ve bir ölçüde yozlaşmaya maruz kalmaktan sakınamadı bence. Bu onu kesinlikle küçültmez, değerini azaltmaz ama büyük önderin deneyiminden de ders alarak daha da dikkatli, daha da güçlü, daha da kararlı bir şekilde, içimizdeki ve dışımızdaki KH realitesiyle yüzleşebilmemiz, üzerine gitmemiz gerektiğine inanıyorum.
Go to Top of Page

Tgur


894 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/03/2018 :  13:45:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"S: (L) J--- ve A--- B--- ouija tablasının, üzerine ellerimizi koymadan da işleyeceğini düşünüyorlar. Bu doğru mu? O şekilde işlev gösterir mi?
C: Eğer gösterirse karşınızdaki biz olmayız. Bunu yalnızca kendine hizmet eden güçler yapar. Bu konularla ilgili pek çok aptallıklar olduğunu unutmayın. W--- ve B--- şüpheli. "

------------------------------------------------
Celselerde dolaşırken yukarıdaki kısma rastladım ve evvelce aktarımları ile vurgulayıp üzerinde konuştuğumuz yani yorumlaştığımız "kanalın özellikleri"hususununda aktardıklarımıza ayrı bir onay olacak bir durumla karşılaştığıma kani oldum.
Zira yukarıda belirtildiği ve bildiğimiz gibi bu kanal en sağlam bir şekilde kotarılmıştır ,ama onda bile en küçük bir davranış değişikliği nelere yol açıyor.

Bir kere kanallama işinde her ne şekilde olursa olsun ,yani medyumik aktarma,vahiy,celse v.s. şeklinde olursa olsun bazı konulara dikkat edilmezse veya bilgili olup farkedilmezse bir çok handikap olduğu gerçektir.

Kısaca müdahele serbestliğinin olduğunu katiyetle kabul etmeliyiz artık..

Hatta belirli negatif bir müdahele olmazsa dahi aktarılan ortamdaki şahısların düşünsel özelliklerinde 3 B e dayalı hususlar baskın halde ise yani kehanet istemeler veya şahsi konularda çok ileri gitme gibi sınırlandırıcı konulara dayalı bir genel hal varsa, kanal dinleyenlere uyuyor yani ısınıyor ve negatif taraf tarafından müdahele edilmiş gibi davranıyor.

Altıncı yoğunluk mensupları tarafından da devreye alınmış denilen dinler programında da aynı hususlar yürürlüktedir, monoteizm ve cezalandırıcı güncelleme istemez tavırları sergileyen korkutucu hususları bolca devreye alan tenakuzları içinde barındıran kanallama faaliyetleridir..

O halde bütün bunlara maruz kalan insan ne yapacaktır,

Bilgilenecektir .

Ve bu işi yaparken önüne serilmiş olan bilgilerin süzgecinin yine yine de başka bilgiler olduğunu bilecektir.
Ne özeldir ki K. bilgileri insanının bilincini bu şekilde düzenlemektedir..

Tabii sorgulayıcıların mükemmele ulaşması ,kendilerini yetiştirmeleri sonunda sorularını ustaca sormaları adeta konuyu didiklemeleri bu mükemmeliyetin sergilenmesini sağlamıştır..




Edited by - Tgur on 14/03/2018 17:43:25
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


574 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/03/2018 :  15:13:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kişi düşünceden ibaret. Algısı ne düzeyde tezahür edebilecekse o kadar açılabiliyor ya da kendi sapmaları doğrultusunda KH tarafından manipüle edilip şekil değiştiriyor. Bu çok açıktır tabi görmek isteyene. Başka türlüsü doğal dengenin kurucusu ve koruyucusuna ters olacaktır. Yeterli felsefeye ulaşınca ancak bu anlaşılabiliyor gibi geliyor bana.
Go to Top of Page

Tgur


894 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/03/2018 :  17:06:29  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"S: (L) Bir defasında, belirli dünyadışı varlıkların insanları kaçırdıklarını ve "maksimum enerji transferi" sağlamak için onları vahşi ölümlere maruz bıraktıklarını söylemiştiniz. Bu anlamda, uzun, yavaş, işkenceli bir ölüm sürecinde meydana gelen bu maksimum enerji transferi nedir?
C: Aşırı korku ve endişe negatif nitelikte bir korku/endişe enerjisi üretir ve bu enerji o varlıklar için bir yakıttır. Metabolik yapıları bakımından beslenme biçimlerinden biri budur.
S: (L) Metabolik yapıları nedir?
C: Çok karmaşık olduğu için tanımlaması çok zor çünkü bu sizin anlamadığınız dördüncü bilinç yoğunluğu seviyesinde gerçekleşir. Fakat onların dördüncü yoğunluk seviyesinde var olma nedenleri kısmen, hem ruhsal/eterik yöntemlerle hem de fiziksel yöntemlerle kendilerini besleyebilmeleridir. Dolayısıyla, bu enerji transferi eterik/ruhsal beslenme yöntemini temsil eder. Diğeri de fiziksel olarak gerçekleştirilir.
S: (L) Diğeri nasıl?
C: Kan ve kanın yan ürünlerinin tüketilmesi buna bir örnek olarak gösterilebilir."
--------------------------------------------
Maksadım burada bahsedilen korkunç şeyleri tekrarlamak değil,kertenkelelerin dünyadaki karışıklık ve steresten çıkan unsurları besin olarak almalarını analizlemek istiyorum ,neden,

Onların tanrısı fizik evren yani bu yolu gurup kararı ile kabul etmiş olan bizlerin de sürüklendiğimiz fizik ortam, bu ortama cehennem burasıdır dediğimde bir çok kimse onaylıyor ama bunu fantazi bir bilgi olarak kabul ediyorlar ,hissediyorum.

Zira doğanın güzelliği ve vaz geçilmezliği iliklerimize işlemiş buradaki yaşamdan başka nasıl güzellik olur bilinmezliği ,körlüğü içinde lineere takılmış varlıklarız,ölümü yani bu yoğunluk değişimini korkunç bir durum olarak kabul etmiş hele reenkarnasyona inanmıyorsak ve biraz bu bilgi genişliğine gelip olanları irdeliyecek sorgulayacak bilincimiz yoksa tam kertenkelelerin besin kaynağı bir durumdayız,

Bilindiği gibi korku duyup bol stres çıkaran, karışıklıklardan karışıklıklara sürüklenen bir moddayız.Bu durum neden önemli ,

Kertişlerin BH olmayı bilmeyen ve istemeyen ,olumsuzu yani negatifi isteyen fizik evreni genişletip daim olmasını isteyen doyumsuz bir halleri var.Bu husus karışıklığın ,korkunun ,stresin olduğu bir genel enerjiyle çoğalır yoğunlaşır ve onların gitmek istedikleri o kök noktalara doğru olan yolculuklarını takviye eder.

Tabiiki bu durum hakkındaki yorumumuz bulunduğumuz ortama ait kısıtlı donelere bağlı bir varsayımlardır,konunun teknik mekanizmaları yani bu stress ve karışıklık nasıl besine dönüşür onun izahını tam yapamayız , keza bizim alt yoğunluklardan temin ettiğimiz besinlerin enerjiye nasıl dönüştüğünü incelikli olarak izah edemediğimiz gibi, ancak BH ve KH nın genel karakteri hakkında az çok bir bilgi yoğunluğuna ulaşmış gibiyiz zira bilgi bilgi peşinde koşuyoruz ve gelebileceğimiz son noktalara yakın bir seçim arefesinde olduğumuzu artık idrak ettik..

KH nin bu besinlenmesindeki ana hususlarından birisi indirgenmiş hayat tarzlarındaki zevke düşkünlük ve onu elde etmek için daha indirgenmeye yönelme yani kök noktalara doğru gitme tarzında ,

Bu durumda yüksek ruhsal kademelerdeki zevk ve dinginlik bu alt yoğunluklardan daha mükemmel değil mi konusu akla gelir ,ancak şu bilinmelidir ki kaba maddelerdeki bilinmeyenlere dalarak bilinmeyen yeni şeyleri zevkleri keşfetmek her halde çok daha cazip geliyor, geldi,

Anlatış bu kademelere gelince varoluşun dinamiğini sorgular bir hale gelindiğini hissediyorum ama doyumsuz olarak bizim de aradığımız, oluşların sebebini gelinebilinecek ölçülerde veya ölçü üstünde de anlamaya çalışmamız olduğunu yineliyorum..



Edited by - Tgur on 19/03/2018 17:59:46
Go to Top of Page

Tgur


894 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 25/03/2018 :  10:03:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Döngüyle ilgili çalışmaya devam edip bir kaç alıntıyla daha döngü ve diğer bilgiler tekrarını devreye sokuyorum ,yorumlar gerekirse sonradan gelecek.
---------------------------------------------
"S: (L) "Spiral" enerji güçleri dediniz, ve dalganın da bir spiral olduğunu söylemiştiniz. Bu dalganın merkezinde de bir kara delik mi var?
C: Hayır.
S: (L) Dışa yayılım gösteren bir dalga mı?
C: Yaratılıştaki herşey budur: yayılan bir dalga.
S: (L) Kara deliğin emdiği enerji nereye gidiyor?
C: Mutlak yokluğa.
S: (L) Peki eğer bir kara delik sürekli içine birşeyler almaya devam ederse sonunda tüm varoluşu emip bitirmesi mümkün olabilir mi?
C: Hayır.
S: (L) Neden?
C: Evren herşeyi kapsar. Kara delikler ise tüm KH enerjilerinin son durağıdır.
S: (F) Yani bu, biz veya KH olarak tanımlanan herhangi birinin, o yolda kalmaya devam etmesi durumunda en sonunda varacağı yerin bir Kara Delik olacağı anlamına mı geliyor?
C: Yakın.
S: (L) Çok hoş. Peki "mutlak yokluğa" giden enerjiye ne oluyor?
C: Mutlak yokluk, mutlak varlığı dengeliyor. Mutlak varlığın ne olduğunu tahmin edin.
S: (L) Bir tür dengeleyici güç mü?
C: "Tanrı."
S: (T) Pleiades Öğretileri'nde bahsedildiği şekliyle Baş Yaratıcı'dan mı bahsediyoruz?
C: Evet, Baş Yaratıcı.
S: (T) Baş Yaratıcı ile "Tanrı" arasındaki fark nedir?
C: Yok. Varolduğunuz sürece Baş Yaratıcı'nın bir parçasısınız.
S: (L) O halde Kara Deliklere giden şey Baş Yaratıcı'nın bir parçası olmuyor?
C: Doğru.
S: (L) Baş Yaratıcı kendisinin bir parçasını nasıl kaybedilir?
C: Baş Yaratıcı birşey "kaybetmez."
S: (L) Peki var iken Kara Deliğe gittiği için yok olan şeyler?
C: Yansıma olarak 1'inci seviyede tekrar üretilir.
S: (L) Yani Kara Deliğe giden enerji diğer taraftan çıkıyor mu?
C: Hayır.
S: (L) Primal atom gibi birşey mi oluyor?
C: Hayır.
S: (T) Tekrar döngüye mi giriyor?
C: Hayır. Yok olanın yerine yansıma olarak primal atomlar üretiliyor.
S: (T) Pozitif veya negatif enerji ürettiğimizde, diğer seviyelerde bu enerjiyle beslenen varlıklar var, bu doğru mu?
C: Evet.
S: (T) Tamam, ve Kertişlerin negatif enerjiyle beslendiklerini söylemiştiniz?
C: Evet.
S: (T) Peki pozitif enerjiyle kim besleniyor?
C: Siz.
S: (T) Pozitif enerjiyle nasıl besleniyoruz?
C: Bir'le yani 7'nci seviyeyle birliğe doğru ilerliyorsunuz.
S: (L) Diğer bir deyişle başka birine yakıt sağlamak yerine kendi yakıtını üretiyorsun. (T) Siz 6'ncı seviyedesiniz, siz neyle besleniyorsunuz?
C: Yanlış kavram. Biz diğerlerine veriyoruz ve diğer BH'lerden alıyoruz. Birbirimizi besliyoruz."

----------------------------------------------------
"C: Ruhlar bu gezegene "doğmaz". Ruhlar hiçbir zaman doğmadılar! Ve hiçbir zaman da ölmeyecekler!
S:(V) Anlıyorum, sorum biraz gevşekti. Üzgünüm. (D) Yeni ruhlar yaratılıyor mu?
C: Eğer aklını kullanırsan bu soruyu da şimdi yanıtladık. D--- gerçek "zaman" kavramını bilmiyor.
S:(D) Bu benim için çok zor bir kavram. (L) Herkes için de öyle. Zaman kavramından bahsedebilir ve onunla oynayabiliriz... ama aslında zaman yok. Bir ilüzyon, bir yalan... (T) Yarattığımız 3'üncü yoğunluk dünyasının bir parçası... (D) Anlamaya gerçekten çalışıyorum... (F) Bir örnek vereyim: Kendini bu gezegenden uzaklaştır ve güneşi yalnızca bir nokta olarak görebildiğin kadar uzak bir yere git. (D) Tamam, oradayım... (F) Uzay boşluğundasın... Yön yok, yol yok. Ne yukarı var, ne aşağı, ne de yanlar. Hiçbirşey... Nereye baksan yıldızları görüyorsun ama yön ve taraf diye birşey yok... Artık gezegende olmadığın için Güneş doğmuyor ve batmıyor. Ne saatin var, ne birşey... Neyin önce neyin sonra olduğunu nasıl anlayacaksın? (TR) Deney araştırmaları için derinlerdeki mağaralara inen insanları duydunuz mu hiç? 45 gün geçtiğini düşünerek yukarı çıktıklarında aslında 65 veya belki yüz gün geçmiş oluyor... Çünkü zaman yavaşlıyor ve sanki duruyor. Zaman bir insan kavramı. (F) Barbara Mackle olayıyla ilgili kitabı okumuştum. Adamın biri onu kaçırıp bir tabutun içine koymuş ve tabuta da hayatta kalması için gerekli araç gereci koyup kadını gömmüş. 83 saat sonra oradan çıkarıldığında o tabutta sadece bir gece geçirdiğini düşünüyormuş. (L) Şunu sormak istiyorum: gece ve gündüzün ilerleyişi gibi yapay kavramların olmadığı bir durumda uyku veya yemekle ilgili olarak insanın fiziksel bedeninin doğal döngüsü nasıl olurdu? Diğer bir deyişle, yapay zaman kavramı dışında yaşıyor olsaydık, doğal durumda ne kadar süre uyanık kalırdık, ne kadar uyurduk?
C: Tüm varlığınız çok farklı olurdu ve bahsettiğin döngüler de farklı olurdu.
S:(L) Nasıl olurdu, söyleyebilir misiniz?
C: Çevreye bağlı.
S:(L) Yani çevreyle o kadar etkileşim içindeyiz ki, neredeyse kendimizi ondan hiç ayıramıyoruz, öyle mi?
C: Yakın.
S:(L) Eğer mevcut zaman kavramlarımızla 48 saat gece, 48 saat gündüzü yaşıyor olsaydık, ömrümüz de buna göre daha mı uzun olurdu?
C: Belki."
-------------------------------------------------------
"S:(B) Kasyopyalılar bu temastan ne sağlıyor?
C: Size yardım ederek sizinle ve diğer herşeyle birleşme ve böylece büyük döngüyü tamamlama kaderimizi gerçekleştirmeye doğru ilerliyoruz.
S:(B) Bu sizin için mümkün olan tek olasılık mı yoksa en iyi olasılık mı?
C: Her ikisi.
S:(B) Bizden pek çok ışık yılı uzakta mı bulunuyorsunuz?
C: Mesafe bir 3'üncü yoğunluk fikri.
S:(B) Işık yılı 3'üncü yoğunluğa ait bir kavram mı?
C: Evet.
S:(B) Dalga üzerinde seyahat etmekten neyi kastediyorsunuz?
C: Düşünceler üzerinde seyahat.
S:(F) Bizim düşüncelerimiz mi yoksa sizin düşünceleriniz mi?
C: Doğru kavram değil.
S:(L) Doğru kavram nedir?
C: Herşey yalnızca ders.
S:(L) Kimin düşünceleri?
C: Düşünceler varoluştaki tüm gerçekliği birleştirir ve hepsi paylaşılır.
S:(S) Tüm düşünce formlarının yarattığı bir enerji dalgası üzerinde mi yolculuk yapıyorsunuz?
C: Varolan herşey düşünce formlarıdır!"
------------------------------------------------------------
"S:(L) 4'üncü yoğunluğa doğru ilerliyoruz. (BP) 4'ü atlayıp doğrudan 5'inciye geçmeyecek miyiz? (L) 5'inci yoğunluk düşünme-değerlendirme bölgesi. (F) Öldüğünde ruhunun gittiği yer. (L) 4'te fizikselliğin değişken olduğu bir duruma geçeceğiz. (BP) Kağıdı okudum... (L) Oradakiler sadece genel bilgiler. 300 sayfadan fazla materyal var. (J) Bunları toparlamaya çalışıyoruz. (L) Kasyopyalılar bize 4'üncü yoğunluk durumuna doğru ilerlediğimizi ve sürüngen varlıkların bunu önlemek için çılgınlar gibi çalıştığını çünkü eğer öyle olursa ve eğer bizden yeteri kadar kişi BH modunda olursa...
C: Hepiniz 4'üncü yoğunluk adayısınız.
S:(L) 4'üncü yoğunluğa geçtiğimizde hepimiz bu diğer varlıklarla eşit duruma geleceğiz ve herşey daha eşit olacak. Ayrıca, 4'üncü yoğunluk adayı olmayanlar döngüde başa dönecekler ve herşeye baştan başlayacaklar. 3'üncü yoğunluk karmaşasında bir 300.000 yıllık kavga ve sefalet deneyimi daha yaşayacaklar. (BP) Ve 4'üncü yoğunluğa geçişle birlikte, mekanda bir değişimden ziyade algıda bir değişim olacak, doğru mu? (L) Hm hm.
C: Yakın."
-----------------------------------------------
"S:(J) "Seçmedikçe özgür iradenize müdahale edilemez" demişlerdi. (T) İnsan ırkı olarak, özgür irademizle BH'den KH'ye geçtik. (L) Demek insanlık olarak içinde bulunduğumuz bu durumu bir seviyede kendimiz seçtik; Düşen Melek, Lusifer efsanesi. Bu biziz. Altına gitmek için o kapıdan geçmekle düşmüş olduk ve kapıdan geçdiğimizde yılan bizi ısırdı.
C: Ama bu sürekli tekrarlanan bir sendrom.
S:(L) Sadece insan ırkı için sürekli tekrarlanan bir sendrom mu, yoksa tüm yaratılış için de geçerli mi?
C: İkincisi.
S:(L) Varoluş döngüsünün bir parçası olduğu için, tüm varoluşta tekrarlanan bir sendrom mu bu? Yoksa Kızılderililerin Maya dedikleri şey mi?
C: İkisinden biri."
-------------------------------------------------
"S:(T) Kertişleri bırak... (L) Dalga, Büyük Döngü'nün kapanması için gerekli olan kadersel olayların meydana gelmesine mi neden oluyor?
C: Yakın.
S:(L) Kurbağaların ölmesi de bunun bir parçası mı? Zavallı küçük kurbağalar... Kurbağaları severim...
C: "Dünya Değişimleri" de bunun bir parçası. [ç.n.: gezegenin geçirmekte olduğu köklü fiziksel değişimler.]"
--------------------------------------------------------
"S: (L) Oktavlar ve benzer şeylerle ilgili bir sürü şey öne sürülüyor.
C: Büyük döngü. Bahsettiğin şeyleri öne sürenler kim?
S: (L) Oktav döngüsünden bahsedenlerden biri Gurdjieff, ayrıca Sufi öğretileri ve birkaç büyük felsefi öğretide de oktav etkisinden bahsediliyor. Yedili döngü var ve sonraki döngü bir üst seviyede ve bu müzikteki oktav gibi tanımlanıyor.
C: Biz kimiz?
S: (L) Kasyopyalılar.
C: Evet. Şimdi, size gelişiminizde yardımcı olmak için gönüllü olduk, değil mi?
S: (L) Başka tüm saçmalıkları pencereden atın gitsin mi diyorsunuz?
C: Eğer sekizinci bir seviye olsaydı, sizce bunu şimdiye kadar belirtmeyi ihmal eder miydik?!?
S: (J) İyi bir nokta. (SV) Söylemeyi unuttular! (J) Ou, bu arada size sekizinci seviyeden bahsetmiş miydik?! (T) Belki bu insanlar döngünün baştan başlamaktan ziyade başka bir oktava geçtiğini düşünüyorlardır. Henüz bu bilgiyi netleştirmemişler.
C: Konuşan çok kişi var ve yalnızca bazıları gerçeği söylüyor!
S: (J) Evet ama hangileri doğruyu söylüyor? (L) Gerçek orada! [ç.n.: Truth is out there: X-Files dizisine bir gönderme olmalı] Ama yedi sayısının önemi nedir? Neden yedi?
C: Neden olmasın?
S: (T) Sekiz veya dokuz veya altı da olabilir miydi?
C: Herhangi birşeyin "önemi" var mı?
S: (L) Sadece bizim atfettiğimiz önem var sanırım.
C: Peki o nedir?
S: (T) Bu bana ilginç geldi çünkü herşeyin belirli bir yapıya göre kurulduğu anlamına geliyor. Başka bir sayı değil de bu sayının seçilmesinin bir nedeni olmalı.
C: Gerçekten mi?
S: (T) Tesadüf olamaz. Hiçbirşey tesadüf değil!
C: Bunu kim söylüyor?
S: (T) Siz söylediniz.
C: Öyle mi?
S: (L) Burada söylemeye çalıştığınız şey, herşeyin rastgele şekillendiği mi?
C: Hayır, size yapbozun parçalarını nasıl bir araya getireceğinizi öğretmeye çalışıyoruz.
S: (T) Yani herşeyin ne olduğunu ve neden öyle olduğunu bizim bulmamız gerekiyor.
C: Peki sebebin ne olduğunu mu bulmanız gerekiyor?
S: (T) Neyin sebebi? (J) Yedinin.
C: Hayır. Hayır. Hayır. Dikkat edin lütfen. Sebep nedir?
S: (J) Herşeyin ardındaki sebep mi?
C: Şimdiye kadar öğrendiklerinizin çoğu, gerçeklik tanımları varsayımı üzerine kuruluydu.
S: (L) Peki varsayımlarımızın hepsi tamamen yanlış mı?
C: Hepsi değil.
S: (J) 3'üncü yoğunluk kökenli olan hiçbirşey, bu şeylerin çoğunda geçerli değil ve bundan kurtulmamız gerekiyor.
C: Mantık subjektif.
S: (L) Matematikte kullanılan sembolik mantık subjektif mi?
C: Hayır."
-------------------------------------------
"C: Farkındalıkta meydana gelen "patlamanın" nedeni yaklaşan dalga. Şimdi, bunu gözünüzde canlandırın, yanıtlar orada.... Bir süre bunun üzerinde düşündükten sonra Roger şu anda ruhunun "merkezinde" yer alan bulmacayı çözmesini sağlayacak büyük soruya "rastlayacak"; şu anda sadece tek bir parça eksik. ...
S: (T) Dördüncü yoğunlukla birlikte fiziksellikle sınırlılık sona eriyor. Anahtar kelimesi ise "fizikselliğin değişkenliği." 3'üncü yoğunluktan 4'üncü yoğunluğa geçiliyor ve yedinci yoğunluğa kadar yükseliş devam ediyor. Bilgini, farkındalığını belirli bir seviyeye çıkardığında bir sonraki seviyeye geçebiliyorsun. Üçüncü yoğunluktan dördüncüye geçtiğimizde, gerçekliğimizin ne olduğunu zihnimizde canlandırma ve buna karar verme yeteneğimiz var. Dördüncü seviyeden itibaren gerçekliği kendimiz yaratıyoruz. Yani belirli bir noktadan sonra artık somut bir gerçeklik olmayabilir. Herşey enerji olabilir ve biz de ışıktan varlıklar... Sadece düşünce yoluyla dilediğimiz somutlukta gerçeklikler yaratabiliriz. Dördüncü yoğunluktan itibaren, bizim algıladığımız şekliyle zaman diye birşey yok. Bizim zaman algımız yalnızca ilk üç yoğunluk için geçerli. (RS) Bizim zamanda ileri ve geri hareket dediğimiz şey, dördüncü seviyede bir anlam ifade etmiyor ve bizim bu kavramdan algıladıklarımızı kolayca yapabiliyorlar. (L) Tıpkı bir sürü kapı gibi; birinde 1917 yazıyor, diğerinde 1943 veya herneyse, ve istedikleri kapıdan girebiliyorlar. (T) Boyut sınırı kavramı var. Dünya, 4'üncü yoğunluk alanına doğru gidiyor. Veya o bize doğru geliyor veya her ikisi. Bu yoğunluk geçişi sınırı, boyutlar arasında da bir geçiş sağlıyor. Kasyopyalılara göre boyutlar yanyana dizili gerçeklikler gibi; bir yoğunluk seviyesi dahilindeki olası sonsuz gerçeklikler. Yani yoğunluk ile boyut arasında bir fark var. (RS) Bu harika bir toplantı çünkü matematiksel olarak üçüncü seviyeden dördüncü seviyeye geçiş hakkındaki soruya verilen yanıt, yani birimlerin değiştirilmesi, tam da kitabımda önerdiğim çözümdü. ... (T) Tüm seviyelerde evrenin hayat dolu olduğu söylendi ve insanlar bunun parçalarından yalnızca bir tanesi. (L) Ve anladığım kadarıyla, bu gelen yoğunluk sınırının, bu yoğunluk değişiminin hissedildiğini ve bunun bilinci canlandırdığını söylüyorlar. Gelen şeyin bir Büyük Döngü'nün sona erişi olduğunu söylediler. Bir Büyük Döngü 300.000 yıl... (T) Birkaç yıl eksik veya fazla. (L) Bu Büyük Döngü'nün başlangıcında farkındalığımızın düşürülmesi için genetik olarak değiştirildik ve DNA'mızda yapılan değişiklikler, zamanı algılamamıza neden oldu. Şu andaki sınırlılığımız DNA'larımızdaki bir sınırlandırılmayla ilişkili. Şimdi, bu 300.000 yıllık döngünün sonunda pek çok insan, enerjideki değişimlerin bir sonucu olarak bölünmüş DNA'larını yeniden birleştiriyorlar ve bu onların zihin güçlerinin ve algılarının katlanarak artmasını sağlıyor. Sanırım Kasyopyalılar bu enerjinin yaptığı etkinin, üzerinde çalıştığımız bulmacanın tamamlanması için ihtiyaç duyduğumuz hamleyi gerçekleştirmemizi sağladığını söylüyorlar. Şu anda sana verilen kavramları kullanarak bu gerçekliği algılayabileceksin ve bu sana bir anahtar sağlayacak. (RS) Sanırım soruları doğru bir şekilde ifade etmezsek... (L) Yanıt alamazsın! Spesifik ol.
C: Aynı kavram alanıyla bağlantısı olmayan çok fazla veri ortaya koyarak akıl karışıklığı yaratmamaya dikkat edin, çünkü ziyaretçi temel olarak belirli bir hususla ilgileniyor; aşinalığının artması için bırakın veriler araştırmacı tarafından kendine uygun bir planla hazmedilsin! Matematiği bölümlenmiş dozajlarla öğrenmek gibi!"
-----------------------------------------------------
"S: (T) Yani dördüncü seviye bir ruh, üçüncü seviyedeki bir bedene girebilir mi?
C: Hatırlayın, daha önce de tanımladığımız gibi, birinciden dördüncüye kadarki yoğunluklar, kısa dalga döngüsü, veya sizin deyişinizle reenkarnasyon içerir. Bu yoğunluk seviyelerinin her birinde ruh-beden evliliği vardır. Bu yoğunluk seviyelerinin her birinde, yaşam deneyimlerinin incelenmesi ve değerlendirilmesi için, döngü sürecinde beşinci yoğunluğa geçişler vardır. 6'ncı yoğunluk, kısa dalga döngüsünün gerekli olmadığı ilk yoğunluktur çünkü artık fiziksel eğilim yoktur. Bu nedenle, birden dörde kadarki tüm seviyelerde, fiziksel durumdayken, fiziksel bedenin bir ruh yansıması vardır. Bu nedenle kısa dalga döngüsünün çeşitli noktalarında, çeşitli türlerde bedenlenmeler mümkün ve hatta oldukça muhtemeldir. Anlıyor musunuz?
S: (T) Sayılır. Üzerinde epey düşünmek gerek. (J) Yani birinci yoğunluktan dördüncü yoğunluğa kadarki kısa dalga döngüsünde fiziksellik var. (L) Yani bir dördüncü yoğunluk varlığı, döngü sürecindeki beşinci yoğunluk aralarından birinin dönüşünde, bir üçüncü yoğunluk bedenine girmeye de karar verebilir, öyle mi?
C: Kullanılabilecek yöntemlerden biri budur, evet.
S: (L) Başka bir seçenek olarak, dördüncü yoğunluktan doğrudan bir üçüncü yoğunluk bedenine de gelebilirler mi?
C: Evet."
----------------------------------------------------------
"C: Şöyle söyleyelim: hafıza bankalarınızın bir kısmına erişeceğiz ve ilginç bir şekilde daha önce tanımladığımız dikey gerçeklikle çok yakından uyumlu olan başka bir referans vereceğiz. Bir slayt göstericisinin nasıl birşey olduğunu biliyorsunuz değil mi? Gerçeğin bu geniş nitelikli yapısına dair bir sezgi edinmenizi sağlamak için, kendinizi büyük bir slayt çarkı olan projektörle bir sunum izlerken düşünün. Bu süreçte herhangi bir noktada, belirli bir slaytı izliyor olursunuz. Fakat, diğer tüm slaytlar da çarktadır, değil mi? Ve elbette bu aynı zamanda, daireler içinde daireler ve daireler içinde dairelerin olduğu dikey gerçekliğe, ve aynı zamanda Büyük Döngü'ye ve aynı zamanda daha önce anlattığımız şeye de uymaktadır: Var olan herşey / tek şey derslerdir. Herşey bundan ibarettir ve slayt sunumunu izlerken, derslerinizden keyif almanızı istiyoruz...
S: (J) Bu benzetmeye göre, slayttan geçerek ekrana giden ışık bizim algımız oluyor.
C: Ve, eğer projektörün slayt çarkına geri bakacak olursanız, tüm yaratımın esasını ve özünü, yani Bir ile birlik olduğunuz yedinci seviyeyi görürsünüz."
----------------------------------------------------------
"C: O halde bilgiyi nasıl, nerede ve ne zaman yaydığın konusunda dikkatli olman gerektiği doğru. Bu, durman gerektiği anlamına değil, bilgi yayımını gerçekleştirmeden önce bunun ne gibi sonuçlar doğurabileceği konusunda dikkatlice düşünmen gerektiği anlamına geliyor. Böylece içgüdülerin seni doğru yöne yönlendirecektir. Tehlike her zaman vardır fakat kişi çok acele hareket ettiğinde, içgüdüler atlanabilir ve diğer düşünce kalıbı enerjileriyle karışabilir ve bu nedenle kişiyi saldırıya ve diğer nahoş olasılıklara açık hale getirebilir.
S: (L) Eğer artık kimseye birşey söylemeyeceğime söz verirsem, tüm bu saldırıları durduramaz mıyız?
C: Durmana gerek yok, sadece yaptıklarınızı nasıl yaptığınıza dikkat etmeniz gerekiyor. Bilgi akışı asla zararlı birşey değildir. Daha önce de tanımladığımız gibi, Kendine Hizmet'te enerjilerin sınırlanması, tıkanmasını ve içe odaklanmasını vardır. Başkalarına Hizmet eğiliminde ise enerjilerin dışa akışı, odağın içten dışa doğru olması vardır. Dolayısıyla bilgi akışı veya yayımı faydalıdır ve Başkalarına Hizmet eğiliminin yapısında vardır. Fakat kişi bununla ilişkili tehlikelerin de farkında olmalıdır. Akışın ve oluşan olasılıkların kontrolünü kaybetmemelidir. Dikkatli olmanız gereken nokta burası. Düzene ihtiyacınız var. Ve saldırı herhangi sayıda sebeple herhangi sayıda kaynaktan gelebilir. Her zaman aynı sebepten gelmez. Ve elbette kısa dalga ve uzun dalga döngüsü vardır. Kısa dalga döngüsü çabuk tamamlanan döngüdür. Uzun dalga döngüsü daha yavaş tamamlanan döngüdür ve dolayısıyla sizin algıladığınız şekliyle tamamlanması daha uzun sürer. Ve bu da durumu daha karmaşık hale getiriyor. Bu, tanımladığımız şeylerin saldırıya nasıl neden olabileceğinin örneklerinden yalnızca biridir.
S: (L) Saldırı başka bir döngüden kalmış olabilir mi?
C: Bu kesinlikle bir olasılık."
-----------------------------------------------------------
"C: Dördüncü yoğunlukta da çok gerçek ve fizikseller. Fark şu ki, dördüncü yoğunluk fizikselliği üçüncü yoğunluk fizikselliğiyle aynı değildir. Ama bu, dördüncü yoğunlukta fiziksellik olmadığı anlamına gelmiyor. Fiziksellikle olan tüm bağları tamamen atmak için, varlığın altıncı yoğunluk veya üzerine çıkması gerekiyor. Bunun altındaki herşey bir fiziksellik veya fizikselliğe bağ içerir. Tıpkı eterik yoğunluktaki, 1'den 4'e kadarki yoğunluk varlıklarının döngüsünü sağlayan derin düşünme ve değerlendirme bölgesi olan beşinci yoğunluk gibi. Bu varlıklar buradan fiziksel alemlerden birine geri yönlendirilir. Birden dörde kadarki her bir seviye, sizin bildiğiniz şekliyle giderek daha az fiziksellik içerir, fakat fiziksellik yine de mevcuttur. Fakat dördüncü yoğunluktaki herhangi bir varlık veya orada üretilmiş veya kavramsallaştırılmış herhangi türde bir araç üçüncü yoğunluğa girdiğinde üçüncü yoğunluk fizikselliği üçüncü yoğunlukta bir sabitliğe sahiptir; dördüncü yoğunluk gerçekliğinden üçüncü yoğunluktaki dolaşımını gerçekleştirebilir. Fakat herhangi bir arıza veya bozulma meydana geldiğinde, o sırada üçüncü yoğunlukta bulunan tüm unsurlar üçüncü yoğunlukta kalır. Üçüncü yoğunluktayken dördüncü yoğunluğa kaybolan nesneler veya bir varlığa veya araca ait herhangi fiziksel yapılarla ilgili raporlanan gözlemler, herhangi ve her durumda, herhangi bir arıza veya bozukluk sürecinde olmayan bir cisim veya bir varlık veya bir yapı içerir. Dördüncü yoğunluk aleminde hala tam olarak işlevseldir. Yalnızca sizin ölçümünüzle sınırlı bir süre için üçüncü yoğunluğu ziyaret etmektedir ve dolayısıyla bir noktada dördüncü yoğunluğa geçerek kaybolur. Fakat eğer bir arıza yaparsa veya herhangi bir şekilde yapısı bozulur veya değiştirilirse, üçüncü yoğunlukta kalacaktır. "
------------------------------------------------------------
Go to Top of Page

Tgur


894 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 27/03/2018 :  13:20:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
DNA üzerinde fazlaca durmanın önemli olduğu inancındayım ,bu maksatla K.ve diğer bilgilerden karmalar yaparak bu inancımın gerçekliği hakkında bir fikir elde etmek mümkün olabilir sanırım,
-----------------------------------------------
K.dan,:
"(L) Osiris döngüsü; Osiris'in bedeninin parçalanmasını DNA sarmallarının parçalanmasına benzetmek bakımından Kertişlerin insanlık üzerindeki faaliyetinin bir örneğini mi teşkil ediyor?
C: Yakın. "
----------------------------------------------------
"S: (L) Osiris döngüsünün gerçek manasını tanımlayabilir misiniz? Osiris'in öldürülerek bedeninin parçalanması neyi sembolize ediyordu?
c: Bilgi merkezilerinin çıkarılması.
S: (L) Neyin bilgi merkezlerinin çıkarılması?
c: DNA'nızın.
S: (L) Yani Osiris'in bedeninin parçalanması, bedenlerimizdeki DNA'nın parçalanmasını temsil ediyor?
c: Kısmen. Aynı zamanda bilgi kapasitesinin azalması anlamına geliyor.
S: (L) Cinsel organın nehre atılması ve üç balık tarafından yenmesinin anlamı nedir?
c: Cinsel şiddet enerjisinin eklenmesi.
S: (L) İsis'in efendisi Osiris'i arayışı neyi simgeliyordu?
c: Dişi enerjinin, erkek enerji ile olan birliğinin kopması.
S: (L) Bunun beyin faaliyetleriyle bir ilgisi var mı?
c: Evet. Beyin yarıkürelerinin ayrılması.
S: (L) Bu, DNA'nın değiştirilmesi yoluyla mı gerçekleştirildi?
c: Evet.
S: (L) İsis'in oğlu Horus neyi temsil ediyordu?
c: Yeni sınırlı realite.
S: (L) Horus'un, babası Osiris'in katili olan Set'ten intikam alma girişiminin anlamı nedir?
c: İnsanlığı sınırlandırmak için sürekli çatışma enerjisinin başlaması.
S: (L) Set neyi simgeliyordu?
c: Savaş.
S: (L) Ne savaşı?
c: Tüm savaşlar.
S: (L) Yani insan ırkına yapılan şey kısmen, bilgi edinme ve absorbe etme kapasitemizin genetik olarak düşürülmesiydi diyordunuz. Bu anlamda F--- veya bana doğumdan önce veya sonra yapılan herhangi birşey oldu mu?
c: Daha akıllı olma sürecindesiniz. Doğumdan beri devam ediyor. Bilgi işleme kapasitesi üssel olarak artacak.
S: (L) Yani şu anda olduğumuzdan daha zeki mi olacağız?
c: Çok daha fazla. (Epeyce güldük). "
-----------------------------------------------------------
"S: Güney Amerika'da görülen, kabilelerle konuşup bir gün döneceklerini söyleyen ve Tanrı olarak tapınılan beyaz adamlar kimdi?
C: Mısırlılar ve Atlantislilerin torunları.
S: Atlantisliler üzerimize böyle bir karma getirecek ne yaptılar da griler ve kertenkeleler...
C: Aşırı derecede kendine tapınma ve kendine hizmet.
81
S: Kanallama işi biz farkında bile olmadan genetiğimizi veya DNA'mızı veya varlığımızdaki bir unsuru gerçekten de değiştiriyor mu?
C: Evet, dereceli olarak.
S: Bu kanallama yaşamlarımızda ve yaşam biçimimizde değişikliklere neden olacak şekilde etki edecek mi?
C: Evet.
S: Kendimizi buna adarsak, bu bir şekilde korunacağımız ve yardım alacağımız anlamına gelir mi?
C: Yakın. "
--------------------------------------------------------------
"S:(L) O üç güce dönelim. Pek çok ruhun fiziksel varoluşu arzuladığını söylediniz. Çok sayıda ruh bunu arzuladıktan sonra fiziksel varoluş nasıl gerçekleşti?
C: Önce maymunumsuydu.
S:(L) Sonra ne oldu? Bu maymunumsu varlıklar birden bire mi ortaya çıktılar? Ruhlar bu maymunumsu varlıklarla ne yaptılar?
C: Ruhlar transferle onları değiştirdiler.
S:(L) Neyin transferi?
C: Tohumlanan bedenlere ruhların transferi. Oryon birliği önce Neandertal'i kullandı.
S:(L) Oryon ruhları Neandertal bedenlerine mi girdi?
C: Hayır. Kuluçkalama için insan ruhlarını onlara yerleştirdiler.
S:(L) Değiştirilen maymunumsuların embriyoları gebelik için dişi maymunumsulara mı yerleştirildi?
C: Hayır. Yalnızca ruhlar.
S:(L) Ruhları bu maymunumsu bedenlere mi koydular?
C: Yakın.
S:(L) Ruhun mevcudiyeti maymunumsu bedenin genetiğinin ve DNA'sının değişmesine mi neden oldu?
C: Evet.
S:(L) Ardından da önce Oryon Birliği tarafından değiştirildiler...
C: Size benziyorlar.
S:(L) Kim bize benziyor?
C: Oryonlar.
S:(L) Oryonlardan pek bahsetmemiştik..
C: Oryon Birliği. Oryon Toplumunda başkaları da var.
S:(L) Oryonların bazıları bizim değişimizle kötü adamlar mı?
C: Evet.
S:(L) Bazıları da iyi adamlar mı?
C: Evet.
S:(L) Yani asıl yaratıcıların veya genetik mühendislerin Oryonlar olduğunu söylüyorsunuz.
C: Yakın. Asıl mühendisler ama Dünya'da kalmıyorlar.
S:(L) Dünya gezegenindeki bedenlere giren ruhlar nereden geldi? Buraya gelmeden önce başka bir gezegendeki bedenlerde miydiler?
C: Bu grup değil.
95
S:(L) Evrende bir yerlerde dolaşıyorlar mıydı?
C: Bir'le birlik halinde. Süper eski Lusifer, Düşen Melek, efsanesini duydunuz mu?
S:(L) Lusifer kim?
C: Siz. İnsan ırkı.
S:(L) İnsanların ruhları daha büyük bir ruhun parçaları mı?
C: Evet. Yakın. Bir. Tüm düşenler "zor yolu" öğrenmek zorundadır.
S:(L) Fiziksel gerçekliği deneyimleme isteğinin aslında düşme eylemi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Sizler parçalı bir ruh biriminin üyelerisiniz.
S:(L) Fizikselliği istemenin "düşmek" anlamına gelmesi nasıl oluyor?
C: Kendi için zevk. "
-----------------------------------------------------------------
"S: (L) L---, J--- ve benim geçen haftadan beri aynı şekilde hissettiğimiz ağrının kaynağını öğrenmek istiyorum.
C: DNA değişiklikleri.
S: (L) Peki bu DNA değişikliklerinin kaynağı nedir?
C: 4'üncü yoğunluğa doğru ilerliyorsunuz.
S: (L) Bu ne kadar yakında olacak?
155
C: Açık. "
-------------------------------------------------------------------
"S: (V) Ruhsal arayış çabaların mı oldu? (T) Hayır, tek söyleceğim şey 6-7 haftadır %100 depresyon içinde olduğumdur. (L) Terry'nin depresyonuna neden olan şey nedir?
C: DNA değişimi.
S: (T) DNA değişimine neden olan şey nedir?
C: 4'üncü yoğunluk seviyesi realitesine ilerleyiş.
S: (L) Bu her zaman ağrıya, acıya veya depresyona neden oluyor gibi görünüyor, neden?
C: Tüm 1'inci düzey değişimler bu etkiyi yapar.
160
S: (L) 1'inci düzey değişimler nedir?
C: Düzey tanımlaması, önemi vurgulamaya yönelik.
S: (L) 1'inci düzey en önemli olan mı?
C: Evet.
S: (L) Sayı yükseldikçe önem azalıyor yani?
C: Yakın. "
--------------------------------------------------------------------------
"S: (L) Önceki gece "Kabil'in damgasından" bahsediyorduk ve ben celse kaydının bir kısmını kaybettim. O konuya dönüp biraz daha bilgi almak istiyorum. "Kabil'in damgası" hikayesinin arkasındaki asıl olay nedir?
A: Kıskançlığın ortaya çıkışı.
S: (L) İnsanlarda kıskançlığın ortaya çıkmasına neden olan şey neydi?
A: Kertenkele yönetiminin başlaması.
S: (L) Kertenkelelerce ele geçirilme olayı cennetten düşme zamanında meydana gelen bir olay değil miydi?
A: Evet.
S: (L) Habil ve Kabil'in hikayesi o yönetimin bir parçası mıydı?
A: Hikayenin sembolizması.
S: (L) Yani Kertenkelelerin yönetimimizi ele geçirmesini, kıskanmanın başlamasını ve kardeşin kardeşe kötü davranmasını sembolize ediyor, öyle mi?
A: Kısmen. Kabil'in damgası, Kertenkelelerin dünyanın titreşim frekansının idaresini ele geçirmesi sonucu ortaya çıkan kıskançlık özelliğini ifade ediyor. Omurgadaki yumru, Kertenkelelerce bilinçli olarak uygulanan DNA sınırlamasının fiziksel bir kalıntısı. Anladın mı?
S: (L) Tamam, şimdi J--- elini ensemde hareket ettirecek ve söylediğiniz yumruya geldiğinde ona durmasını söyleyin.
A: Tamam. [Oksipital (kafaarkası) çıkıntı bölgesi işaret ediliyor]
S: (L) Oksipital çıkıntının olduğu alan mı? (Ç.N.: Bir kaynakta omurganın kafatasıyla buluştuğu yer olarak tarif ediliyor.)
A: Evet.
S: (L) Bu eklenti öncesi omurganın ve kafatasının durumu nasıldı?
A: Orada bir çıkıntı yoktu. Kıskançlık oradan çıkıyor, bunu hissedebilirsiniz bile.
S: (L) DNA sınırlandırmasından kaynaklanan bu duygular, Carl Sagan'ın bahsettiği "Sürüngen Beyin"le alakalı mı?
A: Dolaylı olarak.
S: (L) Peki bu Kabil'in damgasının ortaya çıkması sırasında dünyada bu etkiyi almayan başka insanlar var mıydı?
A: Tüm insanlara eşzamanlı olarak eklendi.
S: (L) Fiziksel olarak bunu nasıl gerçekleştirdiler? Bu olayın mekanizması, tekniği neydi?
A: Hazır mısınız? DNA çekirdeği, karbonla ilişkili henüz keşfedilmemiş bir enzimdir. DNA'nın ilk on faktörü ışık dalgalarıyla yakılmak suretiyle iptal edildi. O noktada omurganın tepesindeki yumru da dahil olmak üzere pek çeşitli fiziksel değişimler meydana geldi. Tüm bu değişimler eterik bedene de yansıdı.
S: (L) Hepsi bu mu?
183
A: Hayır. Ama fazlası gerekli mi? "
-----------------------------------------------------------
"S: (L) Sormak istediğim birkaç küçük soru var. Evet, bunlar kişisel sorular ve sizin kişisel sorgulamalar konusunda ne hissettiğinizi biliyorum ama bu soruların öneminin bir nedeni var. Öncelikle, tablanın başına oturduğum her seferinde sol kulağın neden garip şeyler yapıyor?
C: DNA tepkileri.
S: (LM) DNA kulağını neden veya nasıl acıtıyor?
C: Değişimler.
S: (L) DNA değişiklikleri kulağı veya omuzu nasıl etkiliyor?
C: Karmaşık; "Pleiades Öğretileri"ni oku. "
-------------------------------------------------------
DNA hakkında pleiades ler ne anlatmış araştırdığımızda anlattıklarının tümünde DNA üzerinde oynanan oyunun çok açık bir şekilde sergilendiğini görüyoruz o sebeple konuyu burada kesip sitenin kitaplık bölümünde pleiades bilgilerine okuyucuları davet ediyorum..


Edited by - Tgur on 27/03/2018 14:45:46
Go to Top of Page

Tgur


894 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/04/2018 :  14:10:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Zaman ve zamansızlık konusunu algılamak o kadar kolay değil, özellikle bağlı olduğumuz donelerin büyük bir kısmının kabul ettiğimiz zaman unsuru ile baz alındığını ,inşa edildiğini göz önüne getirirsek çözmek için uğraştığımız bazı konularda yaya kalıyoruz,

Son zamanlarda şu büyük ve kısa döngünün başlangıç bitimi hakkında bir yerlere varmaya çalışıyorum ama her şey bir birine karışıyor çok somut diyeceğimiz bir sonuca varamıyorum,ama zamanın sıfırlandığı bir ortamı tahayyül etmek bazen mümkün olabiliyor gibi ,hele başıma gelen ve bir zamanlar sizlere aktarmaya çalıştığım bütün duyguların bir anda hissedildiği bir vizyonumdan sonra ki ancak uykuyu isteyerek ve uykuya dalarak delirmekten kurtulmuştum bunun gerçek olabileceğine inandım..

Yani zamansızlık diye bir şey var ve "zamanı geldiğinde" biz onu tamamen idrak edeceğiz..

Ve aşağıda "zaman" konusunun işlendiği bazı alıntıları başlangıcın ve bitimin olmadığı bir kavramla değerlendirmeye çalışırsak ,süregelen bu hayatımızın bu sonsuz varoluş dinamiği içinde sadece zaman ve mekanı uygulayan bir özel kesim olarak addedebilirsek idrakin bir kırıntısına vakıf olmuş gibi oluruz..

------------------------------------------------
S: (L) Cennet'ten düşme ne kadar zaman önce oldu?
C: Yaklaşık 309000 yıl önce.
S: (L) Durum neydi... ne oldu... insanlığın durumu neydi?
C: İnanç kaybı, dış güçlerin etkisiyle bilgisel ve fiziksel sınırlanmalara neden oldu.
S: (L) Yılan veya 'ayartıcı' neyi temsil ediyordu?
C: Sizin Kertişler olarak bildiğiniz güçler; bu bilgiyi daha önce vermiştik.
-----------------------------------------------------
C: Kertenkele varlıkları, kendi beslenme amaçları doğrultusunda yaptıkları bir savaş sonucunda insan ırkını genetik olarak değiştirdi.
S: (L) Bu Sümer hikayelerinin bahsettiği olaylar ne zaman oldu?
C: Yaklaşık 309000 yıl önce.
S: (L) Yani o kadar uzun zaman önce oldu ki, hikayelerdeki gerçek silindi?
C: Yansımalar psişik hafıza kanalıyla nesilden nesile geçti.
-------------------------------------------------------
S: (L) Evrenin tek bir mutlak yaratıcısı var mı?
C: Herşey Bir'dir. Ve Bir herşey.
S: (L) Bir'de meydana gelen ilk bölünme neydi?
C: Kütlesel bölünme ve dağılım.
S: (L) Bu eşzamanlı mıydı?
C: Evet.
S: (L) Bu bizim "Büyük Patlama" dediğimiz şey mi?
C: Evet.
S: (L) Bu olayı tanımlamaya yönelik herhangi bir zaman terimi var mı?
C: Her zaman.
S: (L) Maddi evrende mevcut olan herşeyin diyelim ki "x" yaşında olduğunu söyleyebilir miyiz?
C: Hayır. Sonsuz şimdi. Yalnızca olmadı, oluyor ve olacak. Genişleyen varoluş.
S: (L) İnsanlar arasında Yılan Kardeşliği'yle işbirliğini başlatan kimdi?
C: Adem ve Havva.
S: (L) Adem ve Havva gerçek insanlar mıydı?
C: Hayır.
S: (L) Bir insan grubu muydu?
C: Cazibeye kapılma değildi, bir düşünce kalıbı değişimiydi.
S: (L) Bu insanlar kimdi veya neydi? Hangi ülkede yaşıyorlardı?
C: Tüm insanlar. Boyut sınırından geçiş.
S: (L) Yani bunun bir boyut geçişi veya birleşimi sırasında mı meydana geldiğini söylüyorsunuz?
C: Evet.
S: (L) Bu olayda bir grup varlıkla diğer bir grup varlık arasında savaş gibi birşey oldu mu?
C: Boyut sınırı geçişinin pek çok yansımaları vardır.
S: (L) Yani Kertenkeleler olmasaydı başkası olacaktı, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Yani bunun olması bir bakıma kaderdi?
C: Evet.
S: (L) Bu büyük bir kozmik oyunun parçası mı?
C: Evet.
S: (L) Mutlak yaratıcı kendinin farkında mı, kendinin bilincinde mi?
C: Evet ve hayır.
-----------------------------------------------------------
S: (L) Burada çok sayıda bulunduğumuza göre neden gelip buranın yönetimine el koymuyorlar?
C: Niyetleri bu. Çok uzun bir süredir bu niyetteler. Herşeyi istedikleri gibi ayarlamak ve bu gezegenin deneyimleyeceği dördüncü yoğunluğa geçişte mümkün olduğu kadar çok negatif enerji emebilmek için zamanda ileri ve geri yolculuk yapıyorlar. Buradaki amaç dördüncü yoğunlukta sizin yönetiminizi ele geçirmek ve bir dizi şeyi gerçekleştirmek; 1: Irklarını sürdürülebilir halde tutumak, 2: Sayılarını arttırmak, 3: Güçlerini arttırmak, 4: Irklarını dördüncü yoğunluk alemine yaymak. Bunların tümünü gerçekleştirebilmek için sizin takviminize göre yaklaşık 74 bin yıldır olaylara müdahale ediyorlar. Bu çalışma sırasında zamanda ileri ve geri yolculuklar yapmak suretiyle tüm bunları tamamen sabit bir zaman-mekan aralığında gerçekleştiriyorlar. Ama ne kadar ilginçtir ki tüm bu çalışmalar başarısız olacak
----------------------------------------------------------------
S: (L) Önceki bir aktarımın bir noktasında Kertenkele varlıklarının kendi "beslenme" amaçlarına yönelik olarak bir savaştan sonra insan ırkını değiştirdiği belirtilmişti. Bunu biraz açıklar mısınız?
C: Bu varlıkların sizin varlığınızı tamamen kontrol etmeleri mümkün değildi. Eğer öyle olsaydı, ırkınız gerçekleştirdiği şeyleri gerçekleştiremezdi. Kertenkele varlıkları kendi çıkarlarına uygun olarak insan varlıklarının fiziksel yapısına müdahalede bulundu. Daha önce söylediğimiz şeyi hatırlayın. Bu düzlemde deneyimlenen zaman döngüsüne de müdahale edilegeldi. 74 bin yıldır gelecekteki bir noktaya yönelik olarak kendileri için faydalı olarak algıladıkları koşulları oluşturabilmek için zamanda geri ve ileri giderek müdahalelerde bulunuyorlar. Bunu yaparken zaman döngüsünde askıda kalıyorlar. Onların, sizin ölçünüzle bir saat olarak algıladıkları süre 74 bin yıl kadar uzun olabilir.
S: (L) Yani burada bulunuşları 300 bin öncesine gitmiyor?
C: Kendi çıkarlarına uygun olan koşulları asıl olarak 309 bin yıl önce kurdular ama bu belirttiğimiz 74 bin yıllık belirli süreç içinde koşullara daha önce belirttiğimiz şekilde müdahale ediyorlar.
-------------------------------------------------------------------
S:(L) İnsan ırkının Cennetsi durumda uzun süre yaşadığı dönemde, ruhsal bağlantıyı muhafaza ederek fiziksel beden kullanabiliyorlar mıydı?
C: Evet. Ama uzun sürmedi. Hiçbir bağımlılık daireyi kapatacak kadar uzun sürmez.
S:(L) Yani insanoğlu kendini zevklendirme bağımlısı mı oldu?
C: Hızla o hale geldiler.
S:(L) Ruhların bedenlere taşınmasından itibaren cenneten düşüş ne kadar sürdü?
C: Ölçülebilir değil. Unutma Laura, bu olay meydana geldiğinde zaman yoktu. O noktada zaman akışı ilüzyonu ve diğer pek çok yanlışlık mevcut değildi.
S:(L) Yani cennetten düşüşün zamanın da başlangıcı olduğunu söylüyorsunuz.
C: Evet.
S:(L) Belirttiğiniz diğer yanlışlıklar, birkaçını söyleyebilir misiniz? Birincisinin zaman olduğunu biliyoruz...
C: Kendiniz öğrenmelisiniz.
--------------------------------------------------------------------
S: (L) Lemurya neredeydi?
C: Güney Amerika Pasifik açıkları.
S: (L) Yani Paskalya Adası yerlileri atalarından bahsederken, Güney Amerika yönünden gelen insanlardan mı bahsediyorlar?
C: Hayır. Hemen her yönden geliyorlardı. Paskalya Adası Lemurya'nın bir kalıntısı.
S: (L) Lemurya'ya ne oldu?
C: Sizin Cennetten Düşüş dediğiniz olaya yakın bir zamanda suya gömüldü.
-------------------------------------------------------------------
S: (L) İnsan ırkının asıl olarak tohumlandığı ana gezegenin yanıp kül olduğunu söylemiştiniz; bunun nasıl olduğunu öğrenmek istiyorum.
C: Genişleyen yıldız.
S: (L) Eğer yıldız genişlediyse, yakın bir zamanda genişlemiş olmalı, doğru mu?
C: Orada zaman sizinkinden farklı.
S: (L) Nasıl yani?
C: Zaman/mekan eğriliği.
S: (L) Zaman/mekan eğriliği derken neyi kastediyorsunuz?
C: Fazla karmaşık ama bu kavramı bir ölçüde anlıyorsunuz.
S: (L) Yani o sistemdeki yıldız genişledi ve bizim ana gezegenimiz yandı. Öyleyse, biraz gevşek bir zamansal karşılaştırma ile bu, insanların yaratılmasından çok kısa bir süre sonra gerçekleşmiş olmalı, öyle değil mi?
C: Bu karşılaştırmada kendi zaman algınızı gevşek olarak dahi uygulayamazsınız.
------------------------------------------------------------------------
S: (L) Bu hususta biraz yardım istiyorum. Eğer o gezegen küle döndüyse neden insanlar orada tohumlandı... Kısa bir süre sonra küle dönüşecek olan bir gezegende var edilmenin amacı nedir?
C: Pekala. İşte bir şok-edici geliyor; henüz tamamen yanıp küle dönmedi.
S: (L) Peki nedir? Bize yanıp küle döndüğünü söylemiştiniz. Buradaki asıl hikaye nedir?
C: Tamamen yok olması sizin 4'üncü yoğunluğa geçişiniz sırasında olacak. D'Ankhiar'da şu anda insan bedenleri yaratılıyor.
S: (L) O gezegende şu anda insan yaratılmasından kastettiğiniz şey nedir? Yoksa o gezegen bu gezegen mi?
C: Hayır. Büyük döngünün kapanmasıyla ilgili.
S: (L) Şu anda orada insan varlıklarının yaratıldığını mı söylüyorsunuz?
152
C: Evet, öyle. Irkınız orada üretiliyor.
S: (L) Nasıl?
C: Boyut geçişi, anladın mı?
S: (L) Orada 4'üncü yoğunluk bedenlerinin mi yaratıldığını söylüyorsunuz?
C: Hayır. 3'üncü.
S: (L) 3'üncü yoğunluk bedenleri... Şu andaki bedenlerimizden çıkıp o bedenlere mi gireceğiz?
C: Uzaklaşıyorsun. Dikkatli düşün. Boyut. Gerçeklik. Döngü.
S: (L) Şu anda orada insan ırkının bedenleri üretiliyor...
C: Evet.
S: (L) Ve boyut sınırı geçişi sırasında o gezegen tamamen küle dönmüş olacak...
C: Evet.
S: (L) Şu anda o gezegende üretilen insanlar boyut sınırı geçişi sırasında nereye gidecek?
C: Eski dünyaya.
S: (L) Eski dünyaya mı gidecekler?
C: Sizin bildiğiniz şekliyle zaman yok. Hepsi kolektif bilince yönelik derslerden ibaret.
S: (L) Yani bu büyük döngünün kapanmasıyla birlikte herşey baştan mı başlayacak?
C: Pek sayılmaz; hatırla, başlangıç diye birşey yok.
S: (L) Dünyadaki pek çok ruh, dünyaya gelmekte olan bu yeni bedenlere mi girecek?
C: Evet.
S: (L) Ve eski insanlık olarak, öyle mi?
C: Evet.
S: (L) Ve herşeye bir daha başlayacaklar?
C: Evet.
S: (L) Yani çok sayıda insan bu oyuna baştan başlayacak?
C: Yakın.
S: (L) Bu ceza mı?
C: Hayır. Varoluşun doğası.
S: (L) O noktada bazı ruhlar da bir üst yoğunluk seviyesine mi gidecek?
C: Evet.
S: (L) Bize bunun bir yüzdesini verebilir misiniz?
C: Hayır. Şu anda açık.
S: (L) Eğer bu döngünün bir noktasında şu anda kulladığımız bedenler o gezegende üretilip dünyaya getirildiyse, o bedenleri kim getirdi?
C: Boyut geçişi.
S: (L) Kim değil ne, öyle mi?
C: Herşey "kim" ve "ne"dir.
S: (L) Önceki gece Gezici Yolcular'ın bu bedenleri o gezegenden alıp dünyaya getirdiklerine dair birşeyler söylediniz, değil mi?
153
C: Evet.
S: (L) Peki o zaman bu Gezici Yolcular boyutlar mı?
C: Evet. Siz de öyle.
S: (L) Lineer zihnimize neler yaptığınızın farkında mısınız?
C: Bir kutu dolusu kurtçuk. (Ç.N.: Kutu dolusu kurtçuk [can of worms] deyimi, sonraki çeşitli celselerde de kullanılıyor. Genelde zararlı nitelikte olan ve sakınılması gereken şeyleri işaret etmek için kullanılıyor)
----------------------------------------------------------------------
C: Hayır. Işık ve karanlık, bütün yoğunlukları birleştiriyor.
S: (L) Kaç tane yoğunluk derecesi var?
C: 7.
S: (L) Yedinci seviyeye ulaştığınızda, 1'inci seviye ışık olarak mı tanımlanıyor?

C: 7'nci seviye varoluşun çekirdeği.
S: (L) Eğer yedinci yoğunluk varoluşun merkezi ise, bu, 1'inci yoğunluğun varoluşun dış kenarı olduğu anlamına mı geliyor?
C: Taban.
S: (L) Bir varlık 7'nci yoğunluğa ulaşınca, sonra ne yapıyor?
C: Biri 7'nciye ulaştığında herkes ulaşıyor.
S: (L) 7'nci seviyede yaşayan varlıklar var mı?
C: Zaman mevcut değil.
S: (L) Işık, elektrik enerjisine dönüştüğünde, aslında yoğunluk mu değiştirmiş oluyor?
C: Evet.
S: (L) 1'inci yoğunluktan 3'üncüye geçtiğinde mi elektrik haline geliyor?
C: Evet.
S: (L) 7'inci seviyede yaşayan varlıklar var mı?
C: Big bang.
S: (L) Big bang 7'nci seviyede mi?
C: Yeterince yakın.
S: (L) Yani hepimiz 7'nci seviyeye ulaştığımızda hep birlikte patlayacak mıyız? Hepimiz bir olacağız ve herşeye baştan mı başlayacağız?
C: Yakın.
S: (L) Bu pek hoş bir düşünce değil!
C: Neden? Zaman diye birşey yok, orası ebedi ikametgahınız. 7'nci yoğunluk, bedenin ölümü sırasında gördüğünüz ışık.
S: (L) Ölüp bedenini terk ettiğinde yedinci seviyeye mi gidiyorsun?
C: Görüyorsun.
-------------------------------------------------------



Edited by - Tgur on 09/04/2018 14:11:52
Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/04/2018 :  20:20:10  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Teşekkürler Tgur. Zaman ve zamansızlık konusu en çok dikkatimi çeken konulardan biri.

Zaman kavramına farklı açılardan yaklaşmak mümkün olabilir, örneğin zamanla yakından bağlantılı görünen "sabır" kavramı BH eğilimi açısından önemli bir kavram ama öyle sanıyorum ki negatif manada "zaman" ile "ego" kavramları arasında önemli bir bağlantı var. Ego / KH varlığı, tüm varoluşa "sahip" olacağı bir "zamanın" geleceği ümidiyle faaliyet gösteriyor. "Herşeyi" kendi şahsi kontrolü altına aldığı zaman rahatlayabileceğini, güvende ve mutlu olacağını hayal ediyor bir bakıma. Egosal hırs tamamen bununla ilgili. Tüm varoluşa karşı duyulan derin bir güvensizlik ve öfke. Herşeyin yanlış olduğu fikri. BH varlığı ise tüm varoluşun zaten kendisine ait (ve kendisi) olduğunu ve denge/adalet prensibinin daima geçerli ve aktif olduğunu biliyor ve dolayısıyla hiçbir şeyi beklemesi gerekmiyor. Güveni, huzuru, sevinci şimdi ve burada ve kesintisiz olarak deneyimliyor. Zaman dediğimiz şey, temel gerçeğin (birliğin) farkındalığı ile aramızdaki mesafe bir bakıma. Ama normalde o gerçeklik bizim varlığımızın özü zaten, dolayısıyla temel gerçeği bilmek/sezmek için zamana ihtiyacımız olması biraz çelişkili görünüyor (egonun çelişkisi/hastalığı). Şimdi ve burada gerçeği zaten biliyor olmamız gerekiyor. Şimdi ve burada gerçekle aramızda giren (farkındalığımızı bozan) "ego", zaman (erteleme) kavramının doğmasına neden oluyor (kızgınlık ve güvensizlik sebebi olan tüm yanlışlıkların kontrol altına alınacağı, durdurulacağı "zaman"). Varlığımızın ta kendisi olan gerçeği bilmeyi "erteliyoruz" , hatta onu "inkar" ediyoruz bir bakıma.

Zamanın olmadığı bir durumu/boyutu/gerçekliği hayal etmekte zorlanmamız, ego hastalığından muzdarip olmamızla doğrudan alakalı görünüyor. Nitekim ben de aynı hastalık nedeniyle, zamanın olmadığı bir durumu hayal etmeyi imkansız denebilecek kadar zor buluyorum. Düşünce/bilinç koşulları çok uygun olup da elimden geldiğince konsantre olabildiğim durumlarda, zamansızlığı algılamaya yaklaştığım izlenimini ediniyorum (artık bu izlenim ne kadar doğruysa) ve bu da çok kısa sürüyor.

O kısa süreli izlenimime göre, Zaman kavramı ile monoteist Tanrı/Allah kavramının negatif versiyonu arasında da önemli bir bağlantı olduğunu algılıyorum. Ki bu da zaten yukarıda belirttiğim egosal çelişkiyle doğrudan bağlantılı. Tüm varlıklar/bireyler, tüm varoluşa en tepeden, en yüksekten bakmak, yani herşeyi, tüm manzarayı aynı anda görmek ister. Ve birileri o makama Tanrı diye birini oturtup, başka hiç kimsenin tüm varoluşa (tüm bilgiye) oradan bakamayacağını, göremeyeceğini, bilemeyeceğini, vakıf/hakim olmayacağını ima ediyor. Bu anlamda Kertişler / 4KH güçleri ile Allah/Tanrı kavramı arasında ciddi bir özdeşlik olduğu da ortaya çıkıyor. Çünkü insanın (veya herhangi bir bireyin) en yüce, en hakim bakış açısından bakamayacağını, böyle bir hakkı olmadığını, buna cüret etmesi durumunda cezalandırılacağını ima eden güçler aslında Kertişler veya genel olarak KH güçleri. Ki bu negatif gücün insani deneyim düzlemindeki (3. yoğunluktaki) karşılığı da İlüminati dediğimiz oluşum.



Piramidin basamakları ve tepedeki göz, herşeye vakıf/hakim olunan en yüksek egemenlik noktasının sadece birine veya birilerine (elit azınlık) ait olduğunu, insanların / halkın oraya çıkamayacağını, varoluşun bütününe oradan bakıp bu bilgiye hakim/vakıf olamayacağı ilan ediyor. Paranın ortasındaki "In God We Trust" (Tanrı'ya inanıyoruz/güveniyoruz) ibaresindeki "Tanrı" kavramı da bu gerçeği vurguluyor. O en yüksek tanrısal zirvenin sadece Tanrı'ya veya o makamda her kim veya kimler varsa, onlara "ait" olduğu ilan ediliyor. "Kapitalizm" ve aitlik/sahiplik kavramlarının birbiriyle yakın bağlantısını da akla getiriyor bu. Tam "Deli Dumrul'un köprüsü" hikayesi (Geçenden otuz, geçmeyenden döverek kırk akçe). Birileri dünya insanlığının hayatının ortasına bir tezgah kurmuş, sattıkları zehirli meyveyi (sahte bilgiyi/inancı) alana belirli bir fiyatla veriyorlar, almayana döverek daha pahalıya satıyorlar. İlahi mafya.

Ne yazık ki Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam dediğimiz dinler de bu güçlerin tezgahından geçiyor ve onların planlarına çok uygun hale getiriliyor. Nitekim bu dinlerin meşhur Tanrısının, yukarıda 1 ABD Doları üzerinde, piramidin tepesinde gösterilen Herşeyi Gören Gözle/Tanrı'yla ne kadar çok benzerlikleri olduğu açıktır. Her iki tanrı da ne hikmetse kendi açık varlığıyla ortalıkta görünmüyor ama kükremeleri, kızgınlığı, tehditleri dağları taşları deliyor. Onun pozisyonda olup tüm varoluşa, tüm bilgiye egemen/vakıf olmayı aklınızın ucundan bile geçiremezsiniz. Öyle bir cüret, en ağır şekilde cezalandırılmanızı gerektirir. Kertiş realitesi resmen. Paylaşım-adalet falan hikaye. Pür-i pak ego. Ve aslında bu güçler sanki tüm varoluşa egemenlermiş gibi caka satsalar da, esas Tanrı'yı, yani Güneş'i, yani 7. yoğunluğu, yani varlığı ele geçirmiş falan değiller, bu mümkün de değil aslında. Yokluğun, sefilliğin güçleri varlığın sonsuz gücü, güzelliği, adaleti karşısında ne yapabilir ki? Gözlerine kestirip, egolarına yatırım yapıp köşeye sıkıştırarak korkuttukları birkaç milyar sefil insanı sömürüp işkence etmek dışında? (dünya örneğinde) Bu işkenceyi de insanlar kendi egosal yozlaşmışlıklarının sonucunda kaçınılmaz hale getirdiler. Evren/Tanrı/Varlık dayatmadı. Varlığın parçası ve kendisi olan bireylerin Özgür iradesi. "Akşam yediğin hurmalar..." hesabı.

K'ların dediği gibi, "Sonsuza kadar sahip olduklarını sonsuza kadar arıyorlar" KH güçleri. Ego böyle bir hastalık, böyle bir sefillik.
Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/04/2018 :  20:35:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Diğer bir başlık altında paylaştığım bir grafik açıklamayı burada da paylaşıp zaman konusuna uygulamak istiyorum:



Zaman konusuna uygulandığında:



Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/04/2018 :  21:04:07  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Aslında aklıma gelen olasılıklardan biri de şu (ki celselerde de bu söylenmişti sanırım): "Zaman yok"tan ziyade "bizim anladığımız şekliyle" bir zaman yok. Bizim zamanı algılayış şeklimiz, monoteist ideolojinin sponsorluğunu yaptığı kulluk (aşağılık ve acizlik) kompleksini destekleyici türden.

Zaman ilüzyon için gerekli. İlüzyon zamandan bağımsız olamaz. K'lar tek "mutlak gerçek" yoğunluğun/boyutun 7. yoğunluk olduğunu söylemişlerdi. Ama 7. yoğunluk da ilüzyonsuz olamaz. Kendisini ifade etmesi, böylece kendini bilmesi ve onaylaması gerekiyor ve bu da ancak ilüzyon dediğimiz, 1'den 6'ya kadarki yoğunluk düzeylerinde gerçekleşen birşey. E zaten onlar da 7. yoğunluğun ifadesi, farklı bir gerçeklik değil aslında ama "seyreltilmiş" durumda.

"Işık ateşten gelir" gibi bir söz geçmişti celselerde. İşte, ateş 7. yoğunluk, ışık ise ilüzyon dediğimiz şey. Işık ateşin bir ifadesi bir bakıma. Ki ışığı "hava" olarak da tanımlayabiliriz ve hava olmadan ateş yanamaz, kendini ifade edemez. Astrolojik Aslan-Kova düalitesiyle bağlantılı olduğunu sanıyorum bunun.
Go to Top of Page

gerçek tosun paşa


574 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/04/2018 :  14:24:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bozadi mükemmel bir anlatım diliyle anlatmışsın konuyu. Bunu okuyup kafasında ışıklar yanacaklar sayende oldukça şanslı. Bazen bu yazıları ayıklayıp başlıklar altında sabitlememiz gerekli mi diye düşünmeye itiliyorum.
Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/04/2018 :  16:48:33  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen gerçek tosun paşa

Bozadi mükemmel bir anlatım diliyle anlatmışsın konuyu. Bunu okuyup kafasında ışıklar yanacaklar sayende oldukça şanslı. Bazen bu yazıları ayıklayıp başlıklar altında sabitlememiz gerekli mi diye düşünmeye itiliyorum.
Böyle düşünmene sevindim gtp, teşekkür ederim :) "Sabitleme" için çok uygun olduğunu sanmıyorum aslında, her zaman olduğu gibi daldan dala atlayıp duruyorum bu tür açıklama çabalarında, o yüzden belirli bir konu başlığına ilişkin yeterince derli-toplu açıklamalar çıkmıyor pek. Bence akışa bırakalım, ileride çok gerekli olduğunu düşünürsek, hep birlikte kendi ansiklopedik sözlüğümüzü hazırlarız :) Bence şimdilik önemli olan, kendiliğinden açılan çeşitli tartışmalarda o an aklımıza gelenleri sıcağı sıcağına paylaşıp bilgilerimizi, sezgilerimizi, varsayımlarımızı elden geldiğince güncellemek. Kafamda (ve sanıyorum ki kafamızda) pek çok konu önemli oranda belirsiz kalmaya devam ediyor. Ama bu tartışmalar, sorgulamalar, eleştiriler sayesinde bu belirsizlikleri hızla azaltmakta olduğumuza inanıyorum.
Go to Top of Page

Tgur


894 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2018 :  09:37:18  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Yakın zamanda "biri yedinci yoğunluğa erişince herkes erişir"e takıldım ve yorumlamaya çalıştım ,biri erişince aradaki yedi basamaklı merdiven yok olur olay bir le birleşmenin genel doğasına dönüşür yani ortada artık bir vardır diğer her şey manasını yitirir gibi..
Düşüncemi pekiştirecek K. bilgilerinden alıntıları sergiliyorum ve yorumlamayı değerlendirmek için bulunduğumuz mantık çerçevesini unutmamız lazım düşüncesindeyim ,çok zor olsa da..

------------------------------------------------------
S: (L) Yani enerjinin 3'üncü yoğunluk fiziksel seviyesine gelmesi için... Enerji 3'üncü seviyeye gelirken aşağı mı iniyor?
C: Hayır. Yukarı.
S: (L) Yukarı çıkan nedir?
C: Moleküller, atomik madde. Işık ilk yoğunluktur ve bütün yoğunlukları birleştirir.
S: (L) Yani biz 3'üncü yoğunluktan 4'üncü yoğunluğa geçerken, kaynakla olan birliğimizden daha da uzaklaşmış mı oluyoruz?
C: Hayır. Işık ve karanlık, bütün yoğunlukları birleştiriyor.
S: (L) Kaç tane yoğunluk derecesi var?
C: 7.
S: (L) Yedinci seviyeye ulaştığınızda, 1'inci seviye ışık olarak mı tanımlanıyor?
C: 7'nci seviye varoluşun çekirdeği.
S: (L) Eğer yedinci yoğunluk varoluşun merkezi ise, bu, 1'inci yoğunluğun varoluşun dış kenarı olduğu anlamına mı geliyor?
C: Taban.
S: (L) Bir varlık 7'nci yoğunluğa ulaşınca, sonra ne yapıyor?
C: Biri 7'nciye ulaştığında herkes ulaşıyor.
S: (L) 7'nci seviyede yaşayan varlıklar var mı?
C: Zaman mevcut değil.
S: (L) Işık, elektrik enerjisine dönüştüğünde, aslında yoğunluk mu değiştirmiş oluyor?
C: Evet.
S: (L) 1'inci yoğunluktan 3'üncüye geçtiğinde mi elektrik haline geliyor?
C: Evet.
S: (L) 7'inci seviyede yaşayan varlıklar var mı?
C: Big bang.
S: (L) Big bang 7'nci seviyede mi?
C: Yeterince yakın.
S: (L) Yani hepimiz 7'nci seviyeye ulaştığımızda hep birlikte patlayacak mıyız? Hepimiz bir olacağız ve herşeye baştan mı başlayacağız?
C: Yakın.
-----------------------------------------------------

S: (L) Bir süre önce transkriptleri tekrar okuyordum ve bir yerde, karadeliğin mutlak yokluk olduğu ve yok olan şeylerin birinci yoğunlukta tekrar üretildiği yazıyordu. Veya birinci seviyedeki tekrar üretimin, karadeliğin bir yansıması olduğu söyleniyordu. Karadelik birinci yoğunlukla mı yoksa yedinci yoğunlukla ilgili bir fenomen mi?
C: Yalnızca 1'den 4'e kadar.
S: (L) Karadelik fenomeninin, yani mutlak yokluğun, daha üst seviyelerde, yani 5'ten 7'ye kadar olan yoğunluklarda bir yansıması var mı?
C: Önceki yanıta bak.
S: (T) Eğer karadelik, birinci seviyeden dördüncü seviyeye kadar olan saf KH ise, beşinci seviyeden yedinci seviyeye kadar olan bölüm de saf BH'dir. (SV) Daha önce beşinci ve altıncı seviyede de KH'nin olduğunu söylemişlerdi. (T) Ama o yansıma. (L) Düşünce formu.
C: Beşte kapsüllenmiş halde. (sınırlandırılmış)
S: (L) Yedinci seviyeden sonra başka...
C: Hayır. "yediden sonra" demek, transkriptleri tekrar gözden geçirmen gerekiyor demek!
S: (L) Bitirmeme izin vermediğiniz sorum şu; bir oktav mı var? Bu, tıpkı bir piyanodaki oktavlar gibi basamak basamak yükselen birşey mi?
C: Önceki yanıt.
S: (L) Oktavlar ve benzer şeylerle ilgili bir sürü şey öne sürülüyor.
C: Büyük döngü. Bahsettiğin şeyleri öne sürenler kim?
S: (L) Oktav döngüsünden bahsedenlerden biri Gurdjieff, ayrıca Sufi öğretileri ve birkaç büyük felsefi öğretide de oktav etkisinden bahsediliyor. Yedili döngü var ve sonraki döngü bir üst seviyede ve bu müzikteki oktav gibi tanımlanıyor.
C: Biz kimiz?
S: (L) Kasyopyalılar.
C: Evet. Şimdi, size gelişiminizde yardımcı olmak için gönüllü olduk, değil mi?
S: (L) Başka tüm saçmalıkları pencereden atın gitsin mi diyorsunuz?
C: Eğer sekizinci bir seviye olsaydı, sizce bunu şimdiye kadar belirtmeyi ihmal eder miydik?!?
S: (J) İyi bir nokta. (SV) Söylemeyi unuttular! (J) Ou, bu arada size sekizinci seviyeden bahsetmiş miydik?! (T) Belki bu insanlar döngünün baştan başlamaktan ziyade başka bir oktava geçtiğini düşünüyorlardır. Henüz bu bilgiyi netleştirmemişler.
C: Konuşan çok kişi var ve yalnızca bazıları gerçeği söylüyor!
S: (J) Evet ama hangileri doğruyu söylüyor? (L) Gerçek orada! [ç.n.: Truth is out there: X-Files dizisine bir gönderme olmalı] Ama yedi sayısının önemi nedir? Neden yedi?
C: Neden olmasın?
S: (T) Sekiz veya dokuz veya altı da olabilir miydi?
C: Herhangi birşeyin "önemi" var mı?
S: (L) Sadece bizim atfettiğimiz önem var sanırım.
C: Peki o nedir?
S: (T) Bu bana ilginç geldi çünkü herşeyin belirli bir yapıya göre kurulduğu anlamına geliyor. Başka bir sayı değil de bu sayının seçilmesinin bir nedeni olmalı.
C: Gerçekten mi?
S: (T) Tesadüf olamaz. Hiçbirşey tesadüf değil!
C: Bunu kim söylüyor?
S: (T) Siz söylediniz.
C: Öyle mi?
S: (L) Burada söylemeye çalıştığınız şey, herşeyin rastgele şekillendiği mi?
C: Hayır, size yapbozun parçalarını nasıl bir araya getireceğinizi öğretmeye çalışıyoruz.
S: (T) Yani herşeyin ne olduğunu ve neden öyle olduğunu bizim bulmamız gerekiyor.
C: Peki sebebin ne olduğunu mu bulmanız gerekiyor?
S: (T) Neyin sebebi? (J) Yedinin.
C: Hayır. Hayır. Hayır. Dikkat edin lütfen. Sebep nedir?
S: (J) Herşeyin ardındaki sebep mi?
C: Şimdiye kadar öğrendiklerinizin çoğu, gerçeklik tanımları varsayımı üzerine kuruluydu.
S: (L) Peki varsayımlarımızın hepsi tamamen yanlış mı?
C: Hepsi değil.
S: (J) 3'üncü yoğunluk kökenli olan hiçbirşey, bu şeylerin çoğunda geçerli değil ve bundan kurtulmamız gerekiyor.
C: Mantık subjektif.
S: (L) Matematikte kullanılan sembolik mantık subjektif mi?
C: Hayır.
S: (L) Mantık yürütmeden ziyade matematikle ilgili pek çok şey öne sürüyorsunuz. Pekala. Kurtçuklarla dolu bir kutuyu açtık. (T) Bunu hep yapıyoruz. (J) Biz kurtçuklarız! [Gülüşme]
C: Proje devam ediyor.
S: (T) Bize verdiğiniz eğitim, devam eden bir proje. (J) Biz bir kutu dolusu kurtçuğuz. (L) Gelecekte bir noktada sizinle olan bağlantımız sona erecek mi? [Birden teyp kasedi bitti ve düğme attı. Şaşırmış bir şekilde bu eşzamanlılığa güldük] (L) Bu, sorduğumuz soruya verilen sembolik bir yanıt mıydı?
C: Açık.
--------------------------------------------------------
S: (L) Hiç yoğunluk tanımı yapmış mıydık TR? (T) Sadece yedi seviye hakkında. (L) Peki, yoğunluk tanımı nedir?
C: Bilgi tabanınızı kullanarak inceleyin; aranızda.
S: (L) Yoğunluktan ne anlıyoruz? (T) Yedi yoğunluk seviyesi var. (L) İlk yoğunluk seviyesi taşlar, mineraller, bitkiler. O seviye içinde bir farkındalıkları var. Taşlar bile büyüyüp hareket edebiliyor, ama bunu o kadar yavaş bir şekilde yapıyorlar ki, biz algılayamıyoruz. İkinci seviye hayvanlar krallığı. Bu yoğunluktaki farkındalık geometrik ilerleme ile ilgili. İlk seviyedeki farkındalık düz bir çizgi şeklinde. İkinci seviyenin farkındalığı ise çizginin kendine dik hareketle bir alan oluşturmasına dayalı, yani düzlemler. Üçüncü yoğunlukta insanlar var ve düzlemin kendine dik açıyla hareketine dayalı bir farkındalığı var, ama bunu hiç tam olarak deneyimleyemiyoruz. Herşeyi yalnızca üç boyutlu olarak görüyoruz çünkü hafıza ve bilgiye dayalı bir ilüzyon yaratıyoruz. Baktığımız herhangi birşeyin öbür tarafını veya içini bilemiyoruz. (J) Heinlein'ın kitabındaki denekler, bir yapıya farklı açılardan baktırıldıkları halde, sorulduğu zaman yalnızca soru anında görebildiklerine göre yanıt veriyorlardı... (L) Üçüncü yoğunluk böyle birşey. Herşeyi kendi algımıza göre bilebiliyoruz. Yani birinci yoğunluğu ikinciye, üçüncüye ve dördüncüye uygulayarak dördüncü yoğunluğun nasıl birşey olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Dördüncü yoğunlukta herhangi bir cismi aynı anda tüm yönlerden görebiliyorsun. (T) Her yoğunluk, kendi altındaki yoğunlukları da kapsıyor, yani dördüncü yoğunluk, ilk üç yoğunluğa yeni bir yoğunluğun eklenmiş hali. Buna göre beşinci yoğunluk da, dördüncü yoğunluğun kendine dik açı yapan hali oluyor. Aynı şey altıncı yoğunluk ve Kasyopyalıların "Bir" olarak isimlendirdikleri yedinci yoğunluk için de geçerli. Tamamlanma noktası. (L) Tüm bu şeyleri nasıl ifade edeceğimiz konusunda hiçbir fikrimiz yok. Bize Boyutötesi Atomik Remolekülerizatörlerden bahsettiler, öyle birşeyi nasıl yapabileceğimizi sorduk. Oturup bir iki gün boyunca onları dinleyip notlar alacak vaktimiz olup olmadığını sordular. (RS) Benim var! Benim var! (L) Evet, biz de öyle söyledik ama gerekli parçaları nereden bulacağımızı sordular. (RS) Bu tıpkı Roma devrinde elektronik cihazlar yapmaya çalışmak gibi... (T) Veya bir köpekten bir kol saati yapmasını istemek gibi. ... (RS) Algımızın ne kadar aldatıcı olduğu konusu, deniz kabuklarıyla bilimsel olarak kanıtlandı. Bunu sizinle konuşmuştuk değil mi? (T) Evet. (RS) Üçüncü seviyede, boyutun değerinin mevcut enerji ile değiştirildiği veya birimin değerini değiştirmek için enerjinin kullanıldığı doğru mu?
C: Bu kavram yoğunluk sınırını aşıyor; üçüncü seviye ile sınırlı değil.
S: (RS) Dördüncü seviyeye geçiyor. Bu da UFO'ların itiş sistemini açıklıyor.
C: Farkındalıkta meydana gelen "patlamanın" nedeni yaklaşan dalga. Şimdi, bunu gözünüzde canlandırın, yanıtlar orada.... Bir süre bunun üzerinde düşündükten sonra Roger şu anda ruhunun "merkezinde" yer alan bulmacayı çözmesini sağlayacak büyük soruya "rastlayacak"; şu anda sadece tek bir parça eksik. ...
S: (T) Dördüncü yoğunlukla birlikte fiziksellikle sınırlılık sona eriyor. Anahtar kelimesi ise "fizikselliğin değişkenliği." 3'üncü yoğunluktan 4'üncü yoğunluğa geçiliyor ve yedinci yoğunluğa kadar yükseliş devam ediyor. Bilgini, farkındalığını belirli bir seviyeye çıkardığında bir sonraki seviyeye geçebiliyorsun. Üçüncü yoğunluktan dördüncüye geçtiğimizde, gerçekliğimizin ne olduğunu zihnimizde canlandırma ve buna karar verme yeteneğimiz var. Dördüncü seviyeden itibaren gerçekliği kendimiz yaratıyoruz. Yani belirli bir noktadan sonra artık somut bir gerçeklik olmayabilir. Herşey enerji olabilir ve biz de ışıktan varlıklar... Sadece düşünce yoluyla dilediğimiz somutlukta gerçeklikler yaratabiliriz. Dördüncü yoğunluktan itibaren, bizim algıladığımız şekliyle zaman diye birşey yok. Bizim zaman algımız yalnızca ilk üç yoğunluk için geçerli. (RS) Bizim zamanda ileri ve geri hareket dediğimiz şey, dördüncü seviyede bir anlam ifade etmiyor ve bizim bu kavramdan algıladıklarımızı kolayca yapabiliyorlar. (L) Tıpkı bir sürü kapı gibi; birinde 1917 yazıyor, diğerinde 1943 veya herneyse, ve istedikleri kapıdan girebiliyorlar. (T) Boyut sınırı kavramı var. Dünya, 4'üncü yoğunluk alanına doğru gidiyor. Veya o bize doğru geliyor veya her ikisi. Bu yoğunluk geçişi sınırı, boyutlar arasında da bir geçiş sağlıyor. Kasyopyalılara göre boyutlar yanyana dizili gerçeklikler gibi; bir yoğunluk seviyesi dahilindeki olası sonsuz gerçeklikler. Yani yoğunluk ile boyut arasında bir fark var. (RS) Bu harika bir toplantı çünkü matematiksel olarak üçüncü seviyeden dördüncü seviyeye geçiş hakkındaki soruya verilen yanıt, yani birimlerin değiştirilmesi, tam da kitabımda önerdiğim çözümdü. ... (T) Tüm seviyelerde evrenin hayat dolu olduğu söylendi ve insanlar bunun parçalarından yalnızca bir tanesi. (L) Ve anladığım kadarıyla, bu gelen yoğunluk sınırının, bu yoğunluk değişiminin hissedildiğini ve bunun bilinci canlandırdığını söylüyorlar. Gelen şeyin bir Büyük Döngü'nün sona erişi olduğunu söylediler. Bir Büyük Döngü 300.000 yıl... (T) Birkaç yıl eksik veya fazla. (L) Bu Büyük Döngü'nün başlangıcında farkındalığımızın düşürülmesi için genetik olarak değiştirildik ve DNA'mızda yapılan değişiklikler, zamanı algılamamıza neden oldu. Şu andaki sınırlılığımız DNA'larımızdaki bir sınırlandırılmayla ilişkili. Şimdi, bu 300.000 yıllık döngünün sonunda pek çok insan, enerjideki değişimlerin bir sonucu olarak bölünmüş DNA'larını yeniden birleştiriyorlar ve bu onların zihin güçlerinin ve algılarının katlanarak artmasını sağlıyor. Sanırım Kasyopyalılar bu enerjinin yaptığı etkinin, üzerinde çalıştığımız bulmacanın tamamlanması için ihtiyaç duyduğumuz hamleyi gerçekleştirmemizi sağladığını söylüyorlar. Şu anda sana verilen kavramları kullanarak bu gerçekliği algılayabileceksin ve bu sana bir anahtar sağlayacak. (RS) Sanırım soruları doğru bir şekilde ifade etmezsek... (L) Yanıt alamazsın! Spesifik ol
------------------------------------------------------------------
C: Madde ile bilinç arasındaki eksik bağlantı nedir?
S: (RS) Ah! (L) Eğer bunları biliyor olsaydık burada olmazdık! [Gülüşme] (RS) Bir alan olması gerekiyor. (J) EM mi? (RS) Hayır, biyoenerjitik bir alan. (L) Peki ya bilinç çekim yaratıyorsa? (RS) Çekimi madde yaratıyor. (L) Ama madde bilinç tarafından yaratılmıyor mu? Gözlemlediğimizde dalgayı çökertmiyor muyuz? (RS) Evet, zihin madde yaratabilir...
C: "Graviton" diye birşey yok.
S: (RS) Evet, graviton mevcut değil. Einstein'ın teorisinde varlar ama buna hiçbir zaman inanmam... Bilincimiz çekim yaratıyor mu?
C: Yaklaşıyorsunuz. "Bizim" değil.
S: (L) Başka birinin bilinci mi çekim yaratıyor? (RS) Dördüncü seviye.
C: Yedinci Seviye.
S: (RS) Aa evet! Anlayabiliyorum! Son seviye. Eşit miktarda madde ve anti-maddeden oluşan evren, gerçekten açık mı? Yani, evrende bir yerde sürekli madde mi üretiliyor? Madde ve anti-madde?
C: Daha iyi bir ifade şu olabilir: Geri dönüşüm.
--------------------------------------------------------
S: (L) Big beng veya kitlesel dağılımı temsil eden matematiksel işlem ne olurdu? Artı, eksi, çarpı veya bölü?
C: Hayır.
S: (L) Hiçbiri mi?
C: Yakın.
S: (L) Hangi matematik işlemi bunu temsil ederdi?
C: Henüz keşfetmediniz.
S: (L) Big Beng noktasında ne tür bir matematiksel işlem gerçekleşiyor?
C: Sürekli bir döngü.
S: (L) Yedinci yoğunluktan sonra döngü yediden altıya mı devam ediyor, yoksa yediden bire mi?
C: İkisi de değil.
S: (L) Yedinciden aynı anda tüm yoğunluklara mı?
C: Yakın.
S: (L) Bu matematiksel olarak ifade edilebilir mi?
C: Belki. Kendi kanalına eriş.
------------------------------------------------------------
C: Şimdi, yoğunlukları birleştirdiğiniz zaman, fiziksel gerçeklik ile eterik gerçekliği, veya diğer bir deyişle düşünce formu ile fizikselliği birleştirmiş oluyorsunuz. Bunları mükemmel bir şekilde birleştirebildiğinizde anlarsınız ki, bir başlangıç ve bir son olmamasının nedeni, bir başlangıç veya bir son düşünmeye ihtiyacınız olmamasıdır çünkü gelişiminizi tamamlamışsınızdır. Yedinci yoğunlukta Bir ile birlik olduğunuzda, bunu gerçekleştirmişsiniz demektir ve artık fiziksel ve eterik formlar arasında bir farklılık olması için hiçbir neden yoktur.
S: (L) Geçen gün tartıştığımız zaman konusuyla ilgili olarak: ışık hızında zaman olmadığından, madde olmadığından, çekim olmadığından bahsettik, ama ışık hızının en ufak derece altındaki herhangi bir birimde ise hemen çekim ve madde ortaya çıkıyor. Işık enerjisini katılaştırarak madde haline getiren şeyin ne olduğunu sorduk ve sanırım aldığımız yanıt, bunun 7'inci seviyeden gelen bilinç olduğuydu. Bizim bakış açımızdan, demateryalize olmadan ışık hızının ötesine geçmek veya sabit ışık hızında kalmak mümkün müdür? Işık hızı, zamansızlık ve çekimsizlikle doğrudan bağlantılı mı?
C: Mutlak anlamda değil, üçüncü yoğunluk anlamında öyle.
S: (L) Tamam, örneğin dördüncü yoğunlukta herşey ışık hızında mı hareket ediyor ve zaman ve çekim olmamasının nedeni bu mu?
C: Hayır. Bu yanlış bir kavram. [(T) Işık hızı yok, ışık her yerde.] Aynen öyle. Dördüncü yoğunlukta ışık hızı yok çünkü herhangi bir "hıza" ihtiyaç yok. Hızın kendisi bir üçüncü yoğunluk kavramıdır. Hatırlayın, varolan herşey birer ders. Bu kadar! Başka hiçbirşey yok. Herşey algılamanız için. Algılamamız için. Tüm bilinç için. Varolan herşey / tek şey bu.
S: (L) Hala bu çekimin, bu zamansallık durumunun kaynağının ne olduğunu anlamaya çalışıyorum; birbirleriyle ayrılmaz şekilde ilişkili görünüyorlar.
C: Şimdi sana bir soru soralım: Okula gittiğini hatırlıyor musun?
S: (L) Evet.
C: Üçüncü sınıfta ne yaptın?
S: (L) Pek çok şey. El yazısını öğrendim. Çarpmayı ve bölmeyi öğrendim.
C: Birinci sınıfta ne yaptığını hatırlıyor musun?
S: (L) Evet.
C: Lütfen bir tanesini söyle.
S: (L) Okula gittim ve testlere girdim. Çeşitli şekillerde saymayı öğrendim. Okumayı ve yazmayı öğrendim.
C: Tamam. Çarpmayı ve bölmeyi öğrenme sürecinde, kalemini bırakıp hemen zihninde birinci sınıfa dönerek, birinci sınıftayken alfabeyi neden öğrendiğini mi anlamaya çalıştın?
S: (L) Hayır.
C: Neden?
S: (L) Çünkü alfabeyi zaten biliyordum.
C: Alfabeyi zaten biliyordun. Yani, alfabeyi öğrenmene gerek yoktu çünkü onu zaten biliyordun. Doğru mu?
S: (L) Evet.
C: Artık ışık hızı olmadığında ışık hızını öğrenmen gerekecek mi?
S: (L) Benim yapmaya çalıştığım şey de bu. Belki de bunu öğrenir öğrenmez artık bununla ilgili derslere tabii olmazsın. Yani sunulan kavramları öğrenirsin, kavrarsın, alıştırmalar yaparsın, bunlar artık senin bir parçan olur ve bir sonraki şeye geçersin.
C: Evet, ama sen ışık hızını dördüncü ve daha üst yoğunluk seviyeleri bağlamında soruyorsun ve biz de sana orada ışık hızının olmadığını çünkü buna ihtiyaç olmadığını, çünkü bir kez dördüncü yoğunluğa ulaştığında, üçüncü seviyenin derslerini öğrenmiş olduğunu anlatıyoruz.
S: (L) Eğer üçüncü yoğunluktaki bir kişi bir tür araca binip ışık hızına çıkarsa, bu durumda araçla birlikte otomatikman dördüncü yoğunluğa mı geçmiş olur?
C: Bu araçlardan bir tanesini söyler misin lütfen?
S: (L) Böyle bir aracımız yok... henüz.
C: Dördüncü yoğunluğa geçmeden evvel olmasını bekliyor musun?
S: (L) Hayır.
C: O halde ders öğrenilmiştir, değil mi?
S: (L) Gibi.
C: Sorduklarınıza yanıt olarak söylediklerimize güvenirseniz, o zaman ders öğreniliştir. Neden? Bunu düşünün; varolan herşey derslerdir.
S: (L) Zamanın bir ilüzyon olduğundan, kendimize annemiz gibi yakın tuttuğumuz veya onun gibi birşey olduğundan bahsediyorsunuz ve zaten ben de zamandan kurtulmak istiyorum...
C: Kurtul! Buna izin ver!
-------------------------------------------------------------
C: Şöyle söyleyelim: hafıza bankalarınızın bir kısmına erişeceğiz ve ilginç bir şekilde daha önce tanımladığımız dikey gerçeklikle çok yakından uyumlu olan başka bir referans vereceğiz. Bir slayt göstericisinin nasıl birşey olduğunu biliyorsunuz değil mi? Gerçeğin bu geniş nitelikli yapısına dair bir sezgi edinmenizi sağlamak için, kendinizi büyük bir slayt çarkı olan projektörle bir sunum izlerken düşünün. Bu süreçte herhangi bir noktada, belirli bir slaytı izliyor olursunuz. Fakat, diğer tüm slaytlar da çarktadır, değil mi? Ve elbette bu aynı zamanda, daireler içinde daireler ve daireler içinde dairelerin olduğu dikey gerçekliğe, ve aynı zamanda Büyük Döngü'ye ve aynı zamanda daha önce anlattığımız şeye de uymaktadır: Var olan herşey / tek şey derslerdir. Herşey bundan ibarettir ve slayt sunumunu izlerken, derslerinizden keyif almanızı istiyoruz...
S: (J) Bu benzetmeye göre, slayttan geçerek ekrana giden ışık bizim algımız oluyor.
C: Ve, eğer projektörün slayt çarkına geri bakacak olursanız, tüm yaratımın esasını ve özünü, yani Bir ile birlik olduğunuz yedinci seviyeyi görürsünüz.
--------------------------------------------------
C: Size daha önce söylediğimiz gibi yedi yoğunluk seviyesi var. Ve bu seviyeler sadece fiziksel, ruhsal ve eterik, ve maddesel varlık durumlarıyla değil, aynı zamanda, daha da önemlisi, farkındalık durumuyla ilişkilidir. Görüyorsunuz ya, farkındalık durumu, tüm yaratılışın anahtar unsurudur. Şüphesiz size bunun büyük bir illüzyon olduğunu söylediğimizi hatırladınız değil mi? Eğer bu gerçekten büyük bir illüzyonsa, hangisi daha önemli, fiziksel yapı mı, yoksa farkındalık durumu mu?
S: (L) Farkındalık durumu mu?
C: Kesinlikle. Şimdi ölçüm sistemine göre gittiğimizde, ki anlamanız için basitçe oluşturulmuştur, birden yediye kadar tüm yoğunluk sistemlerinde anahtar kavram elbette farkındalık durumudur. Başından sonuna kadar. Yani yeterince yüksek bir farkındalık seviyesine eriştiğinizde fiziksel sınırlamalar gibi şeyler ortadan kalkar. Ve fiziksel sınırlamalar ortadan kalktıkça, sizin algıladığınız şekliyle büyük mesafeler de ortadan kalkar. Dolayısıyla sizin görememenizin ve anlayamamanızın, herhangi bir şeyin mümkünlüğü veya mümkün olmayışı üzerinde kesinlikle hiçbir etkisi yoktur. Kendi yoğunluk seviyeniz hariç. Ve sizin şu andaki yoğunluk seviyenizde neredeyse kimsenin anlayamadığı şey de bu işte. Eğer bunu anlayabilirseniz ve diğerlerine aktarabilirseniz, türünüzün gördüğü en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bunun üzerinde biraz düşünün. Bunun bilincinize akmasına izin verin. Analiz edin. Parçalara ayırın. Ona dikkatlice bakın ve tekrar bir araya getirin.
S: (L) Farkındalığımızı sınırlandıran şey nedir?
C: Çevreniz. Ve bu sizin seçtiğiniz çevre. Gelişim seviyenize bağlı olarak. Ve herşeyi sınırlandıran şey de bu. Daha yüksek yoğunluk seviyelerine yükseldikçe sınırlamalar ortadan kalkar.
S: (L) Bu sınırlandırıcı çevreyi yaratan şey nedir?
C: Öğrenme amacı için mevcut olan büyük illüzyon.
S: (L) Peki illüzyonu kim yarattı?
C: Aynı zamanda Yaratılmış olan Yaratıcı. Yani aynı zamanda siz, biz, herkes ve herşey. Daha önce de söylediğimiz gibi, biz siziz ve siz de bizsiniz. Ve herşey de öyle.
S: (L) Burada anahtar husus, herşeyin illüzyon olması mı?
C: Temel olarak, evet.
S: (L)Yani aslında...
C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.
S: (L)Yani aydınlanmanın yolunun sevgi değil bilgi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Doğru.
----------------------------------------------
C: TA bu alana sanki insana özgü bir alanmış gibi değindi. Ama öyle değil. Ödünç alınıyor.
S: (L) Yani TA bu alana sanki her birey ayrı ayrı sahipmiş gibi atıfta bulundu ama aslında ödünç alınıyor. Peki bu alan nereden ödünç alınıyor?
C: 7 no'lu yoğunluk.
S: (L) Bu en yüksek yoğunluk. 7 numara. Yani "Tanrı." (TA) "Yaratıcı."
C: Hayır, "bir ile birleşme."
S: (TA) Peki yedinci yoğunluk kendini hayatta mı ifade ediyor? Hayatın kendisi mi? Hayatın bir örneği mi? Yaşayan birşey mi?
C: Tam olarak öyle değil, ama buna tüm seviyelerde ve tüm temsillerdeki bilincin canlandırıcı kuvveti diyebiliriz.
S: (L) Tamam...
C: Bu daha yakın.
-----------------------------------------------
Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2018 :  12:24:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Tgur


Yakın zamanda "biri yedinci yoğunluğa erişince herkes erişir"e takıldım ve yorumlamaya çalıştım ,biri erişince aradaki yedi basamaklı merdiven yok olur olay bir le birleşmenin genel doğasına dönüşür yani ortada artık bir vardır diğer her şey manasını yitirir gibi..
Aynen katılıyorum Tgur.

"biri yedinci yoğunluğa erişince herkes erişir" beyanı ile "herşey 7. yoğunluk" beyanı birbiriyle yakından bağlantılı sanırım. 7. yoğunluğa ulaşıldığında, herşeyin 7. yoğunluk olduğu, tek olduğu, bir olduğu görülüyor.

Bir de şöyle bir yorumu olabilir diye düşünüyorum: bir kişi 7. yoğunluğa ulaşıp big-bang patlamasıyla tüm yoğunluk seviyelerine dağıldığında, tüm varoluşa kuvvet/can vermiş oluyor.

Eklenti:

S: (TA) Peki yedinci yoğunluk kendini hayatta mı ifade ediyor? Hayatın kendisi mi? Hayatın bir örneği mi? Yaşayan birşey mi?
C: Tam olarak öyle değil, ama buna tüm seviyelerde ve tüm temsillerdeki bilincin canlandırıcı kuvveti diyebiliriz.




Tüm yoğunlukları, tüm yaratımı, tüm ilüzyonu ayakta tutan, hayatta tutan şey, 7. yoğunluktan tüm varoluşa yayılan varlık enerjisi. Ve bu patlamanın meydana gelerek bu varlık enerjisinin, bu ışığın tüm varoluşa yayılmasını sağlayan şey de birilerinin 7. yoğunluğa ulaşması. Yani şu anda bizim burada olup bu konuşmalarımızı yapabilmemizi sağlayan asıl enerji, şu anda 7. yoğunluktan buraya ulaşan enerji ve bu big-bang sayesinde oluyor, birilerinin 6. yoğunluktan 7. yoğunluğa geçip 1'le birleşmesi sayesinde. Aynı anda kimbilir kaç tane varlık big-bang'lanıyordur! :)) "Zamanı" geldiğinde biz de tüm varoluşa enerji olacağız! :)) Tüm varlık bir. Bunu 3KH'den anlamak hem kolay değil, hem de çok ters gelebiliyor insana. Halbuki tüm sevginin, tüm cesaretin, tüm anlamın kaynağı bu. Hayatımızda bize ilham vermiş, güç vermiş en yüksek, en yüce, en tarifsiz güzellikte olan herşeyin kaynağı bu.
Go to Top of Page

bona fide


288 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/04/2018 :  23:59:36  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
sevgili Tgur yazacaklarımdan bana kızacağını hissediyorum. ve fakat senin çözümlemen tasavvuf ve tasavvuf ağırlıklı islam düşünürlerininkiyle aynı geliyor bana. nasıl? efendim okuduğum bir yazıda damlayı deniize döksen ikilik denizde kaybolur.deniz denizdir. damla damladır. deniz coşsa dalgalansa burada irade denizin olur dalganın değil. diyordu.demek istediğim 1234567 yoğunluk dereceleriyle anlatılan farkındalık seviyeleri tasavvuftaki herşeyle bir olmayı idrak edebilme alanı olarak erime noktası gibi dersek fark yok demek istiyorum. islam düşünürleride diyor perdenin öbür tarafını görenin davranışlarındaki başkalaşım naiflik karıncayı incitmeen haller yaratılan herşeyde yaratılanı gördükleri o idrakte oldukları için. insanoğlu genelimiz bunu ilüzyonu maddi aleme olan aşkı aşıp perdenin öbür tarafını la mekan dedikleri alanda ruhun vazifelerinden bahsediyorlar. maddi alemde nebata hayvana insana yaratılana saygıyı nefsle olan mücadele olarak bahsediliyor. korkuyla beslenmek nefs olarak bahsedilenle aynı. misal senin yazındaki kasyopa alıntısında;
S: (L) Metabolik yapıları nedir?
C: Çok karmaşık olduğu için tanımlaması çok zor çünkü bu sizin anlamadığınız dördüncü bilinç yoğunluğu seviyesinde gerçekleşir. Fakat onların dördüncü yoğunluk seviyesinde var olma nedenleri kısmen, hem ruhsal/eterik yöntemlerle hem de fiziksel yöntemlerle kendilerini besleyebilmeleridir. Dolayısıyla, bu enerji transferi eterik/ruhsal beslenme yöntemini temsil eder. Diğeri de fiziksel olarak gerçekleştirilir.
S: (L) Diğeri nasıl?
C: Kan ve kanın yan ürünlerinin tüketilmesi buna bir örnek olarak gösterilebilir."

islamda insanların biribirini öldürmesi savaşması düşmanlığı kastedilerek verilen nasihatlerde yaprak koparmayın hiöbir hayvana eziyet etmeyin öldürmeyin yalan söylemeyin haram yemeyin hiçbir nebata hayvana küfretmeyin sabırlı olun az ye az konuş öfkelenme kin gütme vs. bh de sevgi cömertlik başkasına hizmet ederken kendine hizmet durumuna benziyor. işte ben fark göremiyorum ya ha bu kötü bişeymi tabiki hayır birini yüceltmek değil kasıt zaten her kültürde inançta saf temiz niyetle bu mertebeye erieşen güzel insanlar var yol belli demek istediğim özünde hepsi aynı mesajı veriyor. bi yazı vardı yine nefs üzerine başkalarının yanında yapamayacağınız şeyleri yalnızkende yapmayın izleniyor olduğunuzu düşünerek hareket edin kendinize ikiyüzlü olmayın yaşamınızın her anına bunu yansıtınca gizli kapaklı hileli davranışlarınız olmaz bu edeplenmek için gibi. ee sen ne söylüyorsun bonafide!! oraya gelicem. kanal bilgileri karmakarışık sadeleştirmek isterken aynı şeyleri sembolleri çoğaltarak değişikmiş gibi sunmak islamda böyleydi. Allah korkusu cennet cehennem şeytan sanki insan kensiyle değilde katkat güçlü varlıklarla savaş verecekmiş gibi. korku aşılandı.kanal bilgilerinde de kertişler korkuyla beslenenler kaçıranlar. özü ne sınavdasın mücadelen kendinle. evet hangisi kolaysa onu yap zorlayan yok beni. bozadi yukarda aynı anda kaçtane varlık bigbanglanıyordur yazmış. hergün her an her an doğup ölüyorsunuz diyor islamda. sevgide saplantı yapmadan sevmek meditasyon gibi namaz ve hepsi insanın dönüşümü iyi manada kendini aşması için nasihatler. muhim olan fayda sağlayabilmek hepinizden. fırsatçı köpeekkk. itiraflarım sayenizde okurken azcıkda olsa idrak edebiliyorum. maharaj ve ruhların yolculuğu ile silkelediniz beni. kasyopa celseleri enteresandır bana korkularımın yersiz olduğunu göstedi. hani çocukken korku filmi gerçek gibi gelirdi ödüm kopardı ya da batıl hikayeler. bittabi bu konuda bigsenfoni çok büyük katkılar sağladı. kendi celseleri koparıyor. ve işte kızacağını düşündüğüm noktayı söyleyim. bu korkuyle beslenme mesajları bana masal gibi geliyor tgur. zihnim onları eliyor ve kendimle savaşmam gerektiği kısmları alıyor. ve zaten mesajların sonunda hep o bilgiler veriliyor;
S: (L) Burada anahtar husus, herşeyin illüzyon olması mı?
C: Temel olarak, evet.
S: (L)Yani aslında...
C: Lütfen biraz sabırlı olun; size daha önce de söylediğimiz gibi evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.
S: (L)Yani aydınlanmanın yolunun sevgi değil bilgi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Doğru.
ayıp mı ediyorum. ya da bu cahil cesareti mi? lütfen kalın kafalı üye olduğumu unutma. düşüncemi kendime saklasam olmaz. neden? çelişmek istemiyorum. tam bir itikat yanlış mı daha iyisini öğrenene kadar hayır. yani aslında kasyopalılarda şüpheyi her zaman diri tutmak ve düşünmeye zorlamak için bilerek mi böyle yapıyorlar acaba. al bak işte gerçek olduğuna inanamıyorum korku kısmının. neden zihnimde kişi başına ne gelirse kedinden gelir yargısı var.

Edited by - bona fide on 16/04/2018 00:05:54
Go to Top of Page

fatihesen


7 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2018 :  00:50:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Merhabalar Arkadaşlar

Değişik bir açıdan yoğunluk ve üst seviyeler

Bir örnek ile başlayacağım,
1- Şu an bu yazıyı okur iken hayatınızdaki her hangi bir olayı değiştirmek yada yaşamak istediğiniz bir olayda olabilir onu hayal edin ve hayalin içine kendinizi kopyalayın ve o deneyimi hayal dünyanızda oluşturun

2- Şimdi hayali birazdaha genişletelim bir de kendiniz için yardımcılar koyun
3- Biraz daha genişletelim karşıt olayları oluşturacak karekterler koyalım
4- Olaylar dizisi genişledikçe oyuncuların sayısı da otomatikman artacaktır

Burdan benim çıkarımım şu şekilde (yanlızca bir teori)

Biz insanlar bile ufak bir hayal ile bir sorunu yada gerçekliği zihnimizde oluşturabiliyor isek daha kudretli varlıklar daha iyi hayalleri imajine edebilirler kısaca ilizyon dediğimiz bulunduğumuz yoğunluk bize göre (bulunduğumuz şartlara göre) titreşimlerden oluşuyor bu titreşimleri hem biz kullanıyoruz hemde üst seviye varlıklar bunlarla bize müdahale ediyorlar ve yaratıcının yolladığı ilk titreşim de aynı

Bu da beni bir varlığın imajinasyonu olduğumuzu ve bir olayı çözümlemek yada kendi içindeki büyümeyi ve gelişimi hızlandırmak için varyasyonlar olarak bizleri ve diğer varlıkları yaratmak yada hayal etmek sureti ile kendi kendini deneyimleyen bir varlıga bağlı olduğumuzu düşünüyorum.

Tasavuf yada benzeri öğretilerde kendini deneyimlemek bu olsa gerek, ve bir çok öğreti sen her şeysin herşeyde sensin yaratıcı sensin diye anlatır,

Mantık ile baktığında imajinasyonun ne kadar kuvvetli ise o kadar varlığa hükmedersin.

İlk örnekteki kendimizi kopyaladığımız hayale dönecek olursak bu dünyayı yarattığımızı düşünelim tek başımıza deneyimlemek sıkıcı olurdu o yüzden bu dünyada olabilecek her varlığı ben yaratmış olsam aynı şekilde hepsini aynı anda deneyimlemek harika olurdu birini diğerinden üstün yada alçak görmeyen tasavvuf ve şaman kültürleri bunu her şey ondan doğadan bir parça diyerek açıklamışlar zaten

bu kısa bir açıklama bu teori de takıldığım nokta bizden ne isteniyor bu lizyondan çıkarsak ne olacak bir ile bir olduk diyelim oda bizden aldığı bilgi ile bir üst basamağımı zorlayacak ?
yada belki labaratuarı kapatacak oda olabilir ne dersiniz ?
Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2018 :  09:49:20  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen fatihesen

bu teori de takıldığım nokta bizden ne isteniyor bu lizyondan çıkarsak ne olacak bir ile bir olduk diyelim oda bizden aldığı bilgi ile bir üst basamağımı zorlayacak ?
yada belki labaratuarı kapatacak oda olabilir ne dersiniz ?
Sevgili fatihesen, sorduğun şeye dair açıklama yapma çabası gösterecek olmam, konuya gerçekten veya optimal şekilde hakim olduğum anlamına gelmiyor kesinlikle. Yani eksikler ve yanlışlar içermesi çok muhtemel bir açıklama çabası olacak her zaman olduğu gibi.

Teorinin isabetli, doğru, açıklayıcı yönleri olduğunu düşünüyorum şahsen.

“Bizden ne isteniyor?” sorusu ise, meselenin çok ilginç bir düğüm noktası. Belki de bizden birşey isteyen, bekleyen biri yoktur (KH varlıkları dışında). Anne-baba çocuğu ondan birşey istemek, birşey beklemek için mi dünyaya getirip büyütür? Kısmen evet, ama büyük ölçüde hayır (ideal olarak). Yani ideal olarak, ebeveynler çocuğun özgür iradesine mümkün olan en üst düzeyde saygılı olmalıdır. “Biz seni dünyaya getirdik, sana baktık, büyüttük, dolayısıyla bize borçlusun, senden bazı isteklerimizi, beklentilerimizi yerine getirmen gerekiyor” demesi pek ideal olmaz (kısmen doğru bazı yönleri olsa da). Çocuk temelde anne-babaya borçlu değildir. Anne-baba yaptıkları iyilikleri yaptıkları anda karşılığını potansiyel olarak almışlardır. İyilik yaptığını “bilmek”, kişinin kendi kendini ödüllendirmesini, yükseltmesini sağlar. Ebeveynler iyilik yapar ama çocuk olmasaydı o düzeyde iyilik yapamayacaklardı muhtemelen. Hayat da çocuk üzerinden anne-babaya iyilik yapmış olur bir bakıma. Dolayısıyla her zaman ilginç bir denge hakimdir. Borç yoktur. Ne Tanrı’nın kula, ne de kulun Tanrı’ya borcu yoktur. Ama birbirlerine yardım ederler. Veya kısmen ikiye bölünen varlık kendine yardımcı olmaktadır. Nihayette birden fazla varlık yoktur, tek bir varlık vardır. Herşey aynı/tek varlığın aldığı geçici şekillerdir. KH varlıklarının varlığı bu açıklamaya istisna veya çelişki teşkil ediyor gibi görünse de öyle değildir. KH’ye adanan varlık aslında varlıkla yokluk arasında bir yerdedir. Varlığa karşı mücadele etmektedir adeta. Varlığı yok etmeye çalışır ama yolunu değiştirmedikçe nihayette kendi kendini yok etme kaderiyle karşılaşır, ki bunu da kendi istediği için yapmış olur, ona yok oluş dışarıdan dayatılmaz. Özgür irade her zaman egemendir.

Doğal olarak başka varlıkları sonuna kadar sömürmek isteyen KH varlıklarını bir kenara koyacak olursak, bizden birşey isteyen, bekleyen biri yoktur. Eğer biri bizden birşey isteseydi, bunu kendisi bize şahsen ve açıkça ifade ederdi. Tanrı ve melekler bizden birşey istemiyorlar. Onlar sadece verirler, istemezler. Güneş’in bize ne kadar çok şey verdiğinin farkında bile değiliz ama bizden tek birşey bile istiyor mu? Hayır, sadece veriyor. BH böyle birşey. Dolayısıyla, kimin bizden ne istediğinden ziyade bizim ne istediğimiz önemli. Bize hayatın, varlığın anlamını öğreten, dayatan birşey yok, biz kendimiz karar vermeliyiz hayatın, varlığın ne anlama geldiğine. Bu bir sınav değil, birisi dönem sonunda bize gelip “dur bakayım hayata/varlığa doğru anlamı vermiş misin?” diye yargılamayacak. Biz kendi kendimizi yargılıyor olacağız. Ama bize sürekli bunun tersi öğretiliyor ve dayatılıyor. Dışarıdan birinin, birşeyin bizi yargılamakta ve yargılayacak olduğu. Ve bunun sebebi dünyada/hayatımızda KH düzeninin egemenliğidir. Bu da bizim kendi egomuzla, kendi KH’lik eğilimimizle yakından bağlantılı bir durum, bir hastalıktır. Bu hastalıkla mücadelede işbirliğinin yollarını aramamız iyi olur.
Go to Top of Page

Tgur


894 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2018 :  09:50:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sevgili Bonafide ,her zaman olduğu gibi samimiyetle düşündüklerini belirtmişsin ,aynı samimiyeti gösterebilirim mi endişesi ile ,kuru ve yalın yazı kalıbına kapılmadan cevap vermeye çalışacağım,

Evvela sana hiçbir zaman kızmam ,sonra uzun uzun anlatıp zaten çok güzel bir neticeye gelmişsin onu da baştan belirteyim,

Sufilerin yani tasavvuf ehlinin genelleştirdiği bilgiler, zaten aşina olduğumuz faydalandığımız aydınlanama yolunda başlangıç ivmesi veren bilgiler,K.ların da tasvip ettiği bilgiler onda hemfikiriz ,ama açılımda (burada şahsi itirafımı sunuyorum) bazı eksik kalan yani puzzle dolduramayan bilgileri hayatımın büyük kısmında bazen yanlış notalara basarak aşırı düşünerek hatta sipirütüel dernek ve vakıflarda çalışarak en sonunda Ple. Ra. ve K. bilgilerine rastlayıp özümsemeye çalışarak tamamlamaya devam ediyorum tamamlama yanlış oldu malüm bilgide bitim diye bir şey yok..

Anladığım kadarı ile besinlenme konusunu hatta korku yaratarak besinlenme konusuna takılmışsın, veya ben öyle gördüm, bu yoğunluklar yelpazesinde biz nasıl besleniyoruz 1 ve 2 den besin özümsemesi nasıl oluyor yani aldığımız bu nebat ve fauna parçalarını nasıl sindiriyoruz ve fiziksel hayatımızın işlevini sürdürebiliyoruz hücrede en son adenosin tri fosfat enziminin son fosfat kökünün ayrılması ile enerji oluşur deniyor kısır bir tarif daha sonrasını yani bu kimyasal kökün ayrışması benim elimi kolumu v.s .nasıl oynattırıyor bilgi orada kopuyor anlatmaya çalıştığım biz korku duyduğumuzda nasıl 4 yoğunluk KH a besin olurmuş anlatamıyoruz ancak biz dördüncü yoğunluğa geçebildiğimizde anlayacağız..

Yine anladığım kadarı ile varlığa işkence etmeyi doğal kabul etmiyorsun ,acaba 1 ve 2 dekiler bize kendilerini yiyecek olarak altın bir tepside memnuniyetle mi sunuyorlar ,büyük kısmı ne olduğunun farkında bile değil ama acı çektikleri de muhakkak..
Korkudan beslenen 4 yoğunluk KH sakinlerinin en büyük sürüsü KH dan kurtulmak istemeyen yani bilgilenmeye sırt çeviren ben bu dünyadan memnunum başka bir şey istemem diyen insan gurubu artık biliyorsunuz bu konuda fazla uzatmama gerek yok,

Neticede ki sen de aynı neticede buluşmuşsun var olana sevgi duymak ama sevginin de salt bilgi olduğunu idrak etmek.

Fatihesen kardeşimize de atfen, hoş geldiniz dememişsem şimdi büyük bir sevgi ile hoşgeldiniz diyorum,

Yorumunuzda ve bakış açınızda çok isabetlisisniz ,

Bize bilgi veren dostların tümü 6 yoğunluktan ,yani yedinci yoğunluğu alabildiğine tarif ediyorlar ama 7 ile henüz hem hal olmamışlar bu çabalarla buluşmayı ümit ediyorlar bunu özellikle K.lar aralarda "biz siziz ve sizle beraber öğreniyoruz" derler

Mazur görün çok bilmiş bilmiş konuşmaları da dilimden eksik etmem ,bu çok bilmiş tarzımla ben de sizin gibi labaratuarın belki kapatılacağını sanıyorum yahut onu şöyle tarif edelim bu çalışma yani binbang ile oluşum ve yedi yoğunlukta uzun döngü ile evrim faaliyeti bir yandan "brahmanın soluk alması" da denen şekliyle biteviye devam ediyor ama yedinci yoğunluğun o aklımızın ermediği diğer faaliyetleri de ayrıca yürümekte..


Edited by - Tgur on 16/04/2018 11:41:02
Go to Top of Page

fatihesen


7 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2018 :  13:40:06  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
28.02.2018 saat gece 3:30 gibi uyandım ve bu şiir akmaya başladı ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. boyutlar ve daha bir çok şeyin anahtarı gibi fakat bilgim yeterli değil bir göz atarsanız sevinirim.

Üç ile başlar dize
Dördü hakikat kıldık size
Beş ile tuttuk bizde
Altı ile açıldı perde
Yedi ile seçtik zümreyi
Sekiz ile kuşattık bir cümleyi
Dokuz ile yarattık alemi
On ile tama eyledik
Onbir ile çektik çizgiyi
Oniki ile açtık mektebi

Üçü anla bil ademi
Dört ile sil bütün benliğini
Beş ile hesab etmeyi
Altı ile düşünceyi
Yedi ile besmeleyi
Sekiz ile mabedi
Dokuz ile süsledik alemi
On ile kapattık defteri
Onbir ile açtık arayı
Oniki ile yarattık bir cümleyi

İki üç eyledik
Birini sen bil istedik
İç içe üç istedik
Altıyı senden gizledik

Dörtle üçü tamam eyledik
Sonra dördü bir eyledik
Dördü bir edene
Beşte sual eyledik

Beşte tutsak eyledik
Kendin gör istedik
Bin seneyi bir eyledik
Altıya var istedik

Altı dan düşün istedik
Maddeden geçsin diledik
Ol ile oldursun dedik
Yediye geçsin dedik

Yedi de yarımları bütün eyledik
Tamamı gör istedik
Gece gündüz bir olsun
Sekize geç istedik

Sekiz de bizden oldun
Hepsinde bir oldun
Gel gör bir alem oldun
Dokuza izin verdik

Dokuz ile oldurduk
Alemi süsledik biz kurduk
Nokta nokta bezedik
On ile sultan ettik

On tamamladı alemi
Sen orda ol istedik
On ile oldun tamam
On bire geç istedik

Onbir oldu alemin
Sahibi oldun kalemin
Biz onbiri tamamladık
On iki olduk açıldı aralar

On iki olmak için biri iki etmeli
Birin ile ikin üç etmeli
Üçle başlarsın baştan
Onikinde olursun bizden
Go to Top of Page

bozadi


8411 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2018 :  14:40:26  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Paylaştığın için teşekkürler fatihesen. Medyumik yeteneklerin var sanırım.

Akışı, uyakları güzel bir şiir gibi geldi bana. Ama bunun ille de %100 BH (doğru) veya %100 KH (yanlış) gibi bir şekilde yaklaşılabilecek bir mesaj olduğunu sanmıyorum. Muhtemel olarak kendi bilinç malzemelerini de içeren bir karışım bence. Doğru ve faydalı yanları da olabilir, potansiyel olarak yanlış ve yanlış yöneltici yönleri de olabilir.

Belirttiğim gibi, ben Ra ve Kasyopyalıların 1'den 7'e kadar uzanan realite tanımlamasını doğru bulma eğilimindeyim. O nedenle 3'ten başlayıp 12'ye uzanan bir kozmoloji bana çok çekici veya anlamlı gelmiyor ama müsait bir vaktimde sözleri daha yavaş ve dikkatli okuyarak tekrar değerlendirme yapmaya çalışacağım. Yorumu olan başka arkadaşlar varsa, onların yorumlarını da okumak isterim. Paylaştığın için tekrar teşekkürler.
Go to Top of Page

fatihesen


7 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2018 :  15:47:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Teşekkürler "bozadi" Herhangi bir yeteneğe sahip olduğumu düşünmüyorum, şu zamanda her hangi bir insana bilgi gelebileceğini düşünüyorum, sanki her insana farklı özellik ve bilgi yüklemesi yapılıyor, ve bu bilgilerle bir kitap oluşturmaya çalışıyorlar gibi geliyor ilerki safhalarda neler olacak açıkça heyecen ile bekliyorum.RA bilgilerini okuma fırsatım olmadı bir iki hafata içinde ona başlamayı düşünüyorum onu okuyunca nasıl açılımlar olacak acaba

Ben açıkça 1-7 diye bir sınırın olmadığını düşünüyorum sonsuz içinde sonsuzluğu basamaklarının olmadığını ve basamakları çıkarken saymanın gereksiz olduğunu hatta her bir sonrakinden sonrakini merak ediyorum

Şu ana kadar okuyup dinleyip te bu olamaz dediği hayrete düştüğüm hiç bir şey olmadı, bu benim için önemli "eğer bir gün bir olay karşısında hayrete kapılırsam işte o gün varlığımın üstünde bir olayla karşılaşmış olacağım" (daha önceki enkarnasyonlarımdan gelen bilgi haricinde yeni bir bilgi almış olacağım) ve o günü bekliyorum.
Go to Top of Page

bona fide


288 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2018 :  16:36:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
ah ki ah bana sevgili Tgur. ben size bu genele baktığımda tekrar ve tekrar aynı soruyu sorarken nasıl saçınızı başınızı yolmadınız bu nasıl bir sabır. foruma gireli bir yıl oldu sanırım ve hemen her sorumda büyük bir sabırla sana sordumsa sen role kaptırma rolden çık diye diye şiirlerinle bozadiye sordumsa bozadi, ne yazdınız ikilikten çıkmam için ben herşeyim herşeyde benim adam dualite başlığı açtı sorumun birisinde ve bu kalın kafam aynı düz mantıkla devam etti. birazcık idrak ediyorum yazmıştım ya hiç idrak edememişim. neden onuda soylim. ben herşeyim cümlesinde ego görüyordum. kendi egom bunu kabullenemiyordu. adam ben herşeyim dediğinde bunun 4. ve daha üst boyutlara dair bir kavram olduğunu bunun böbürlenme olduğunu zan ediyordum. vallahi bozadi Allah ne muradın varsa versin deneyimlemek istediğin duygu arzun bu yaşama dair ne varsa sana kollarına koysun ne sabırlı adamsın.peygamber sabrı sendeki. ne diyordu bi önceki mesajında bozadi öbür arkadaşa "Dışarıdan birinin, birşeyin bizi yargılamakta ve yargılayacak olduğu. Ve bunun sebebi dünyada/hayatımızda KH düzeninin egemenliğidir. Bu da bizim kendi egomuzla, kendi KH’lik eğilimimizle yakından bağlantılı bir durum, bir hastalıktır" aynen öyle güzel insan aynen öyle bu kalın kafalı ben düz mantıkla dinlerdeki algımda olduğu gibi kertişleri yok efendim karanlık güçleri başkaları zannediyordum oysa hepsi bendim benim diğer yönlerim benliklerimle savaşım kendimi bulmam için mecazi benzetmelerdi. ve sen Tgur bilgi bilgi bilgilenmek dedin neydi bilgi farkına varabilmek kavramak ruh bilgiye ulaştıkça idraki algısı değiştikçe dönüşüm gerçekleşiyordu. diğer benliklerime yani diğer ruhları bedenleri kendin olarak gördüğün için basamakları tırmanması adına celse alıntılarınla çırpınıyordun resmen daha ne yapman lazımdı inan bende bilmiyorum.
"Korkudan beslenen 4 yoğunluk KH sakinlerinin en büyük sürüsü KH dan kurtulmak istemeyen yani bilgilenmeye sırt çeviren ben bu dünyadan memnunum başka bir şey istemem diyen insan gurubu artık biliyorsunuz bu konuda fazla uzatmama gerek yok"

şimdi idrak edebildiğimi düşünüyorum. evet diğer benliklere ruhlara yaratılanlara mudahale gerçekten mudahale etmemem gerektiğini kendi algım değiştikçe çevreminde ilüzyonun değişeceği gerçeğindeyim. bu forum bi kanal vallahi öyle artık nasıl bir sevap işledimde burası bana lutfedildi bilmiyorum.islamın kanalından duayla Allah sizden razı olsun sağlık afiyet huzur versin. evrensel kanal duasıyla evren sizi en güzel duyguların deneyimleriyle mükafatlandırsın. bu çalışmaları yapan tüm yüce ruhlara minnettarım
döngü çıkmazında değilim onu anladım nihayet.3 yaşındaki çocuk gibi düz mantıkla bakmayınca manada kendini göstereni algılamak. gözümn önündeki cevabı idrak edebilmek. arkadaşlar 46 yaşındayım tgurdan sonra en "genç" uye benim sanırım. sevincin altında kendine esefle kendinden utanan benliğim, manayı sözlere döken munir dermanın alntısıyla veda etsin.

Bir damla suyu denize döksen ikilik denizde kaybolur.
Deniz denizdir, damla da damladır.
Deniz coşsa dalgalansa burada irâde denizin olur.
Damlanın değil...
Kısa amma büyük mânâ ifade eder bu kelimeler...
O koskoca deryâda damlayı bulmak imkânsız...
Ne akıl ile ne de kimya ile bulamazsın...
Harâret tesiri ile denizden, su buharı olur.
Bulut olur.
Go to Top of Page

Tgur


894 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/04/2018 :  19:52:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Sağol bonafide bilmukabele
Go to Top of Page

Astre


258 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/04/2018 :  08:46:48  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen fatihesen

Teşekkürler "bozadi" Herhangi bir yeteneğe sahip olduğumu düşünmüyorum, şu zamanda her hangi bir insana bilgi gelebileceğini düşünüyorum, sanki her insana farklı özellik ve bilgi yüklemesi yapılıyor, ve bu bilgilerle bir kitap oluşturmaya çalışıyorlar gibi geliyor ilerki safhalarda neler olacak açıkça heyecen ile bekliyorum.RA bilgilerini okuma fırsatım olmadı bir iki hafata içinde ona başlamayı düşünüyorum onu okuyunca nasıl açılımlar olacak acaba

Ben açıkça 1-7 diye bir sınırın olmadığını düşünüyorum sonsuz içinde sonsuzluğu basamaklarının olmadığını ve basamakları çıkarken saymanın gereksiz olduğunu hatta her bir sonrakinden sonrakini merak ediyorum

Şu ana kadar okuyup dinleyip te bu olamaz dediği hayrete düştüğüm hiç bir şey olmadı, bu benim için önemli "eğer bir gün bir olay karşısında hayrete kapılırsam işte o gün varlığımın üstünde bir olayla karşılaşmış olacağım" (daha önceki enkarnasyonlarımdan gelen bilgi haricinde yeni bir bilgi almış olacağım) ve o günü bekliyorum.



Belli bazı bilgiler puzzle misali belli kişilere iletiliyor, kişisel görüşüm bu insanların bir şekilde (kader/yönlendirme) birbirlerini bulup/etkileşime geçip bir süreç başlatacakları. 1-7 olarak tanımlanan şey aslında sizin dediğinizle aynı gibi. 1-6'ya kadar öğrenme 7 ise sonsuzluk bence. RA bilgilerini okuduktan sonra temaslar başlamıştı, belli bir enerji yayarsanız (kalpten hissedilen sahte olmayan, BH veya KH fark etmeksizin) ziyaret edilirsiniz diye düşünüyorum.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 26  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 0,92 saniyede oluşturuldu.