Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Kanal Bilgileri
 Kanal Bilgileri
 Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 30

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 30/04/2018 :  09:50:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

S: (L) MM'nin çektiği aura fotoğrafındaki köpeğe benzer görüntüyü merak ediyorum.
C: Bu zamanlarda 2'nci yoğunluk varlıkları giderek daha fazla yapışık ruh çekecek.
S: (L) Bu yapışık ruhlar başka varlıklar anlamında mı?
C: Evet, ve diğerleri.
S: (L) 2. yoğunluk varlıkları bu yapışık ruhları çekerken, bunları bizden mi çekiyorlar, örneğin koruma amacıyla?
C: Hayır.
S: (L) Bize zarar vermesi için bu tür yapışık ruhları çekmede kullanılıyorlar mı?
C: Evet.
S: (L) Yani köpeklerimiz üzerinde de mi yapışık ruh temizliği yapmamız gerekecek? (V) Yüce Toledo!
C: İşe yaramaz.
S: (L) Hayvanlarımız neden yapışık ruh topluyor?
C: Frekans titreşimlerindeki yoğunlaşmalardan dolayı.
S: (L) Yapabileceğimiz birşey var mı? Yani evcil hayvanlarımızdan kurtulmamız mı gerekiyor?
C: Bu kadar katı birşey önermeyiz. Fakat dikkatli olun: 3'üncü yoğunluk KH yönelimi 2'nci yoğunluk üzerinde "hakimiyet" düşüncesini de içerir ve bu yalnızca dalganın yaklaşmasıyla artan enerjinin doğal bir neticesi... Derslerin bazıları oldukça ilginç gerçekten. Sizden daha düşük kapasiteli olanları zorla tutup esaret altına almanın "iyilik" amacıyla olduğunu varsaydığınızda, sizden daha yüksek kapasiteye sahip olanların da aynı şeyi sizin için düşünmekte olmasını neden beklemeyesiniz?!?

----------------------------------------------------------------

İlginç bir konu ,çoğumuz evcil hayvana düşkünüz ve onları kafes yani kontrol altına aldığımızda iyilik yapmış doğanın tehlikelerinden korumuş hissederiz ,bu bir bakıma yem ve yer yönünde rahatlama sağlamanın ,onu kurtarmış olmanın mutluluğunu sağlamış gibi görünür öyle ya ben bunu yapmasaydım eğer bir kedi köpekse araç altında kalacak veya kuş ise başka cinslere yem olacaktı v.s.

Diğer yandan bu evcil hayvanların yalnızlığa verdiği kurtarıcı arkadaş konusu da önemli onu da göz ardı edemeyiz,hatta amaların en önemli yoldaşlarıdırlar, bir diğer konu ise bu hayvanların insanlarla yakın teması onların evriminde bir üste çıkma konusu üzerinde yani insan olmaları yönünde büyük bir avantaj sağladığını da biliyoruz zira evrim basamakları esnasında bazı durumlar varlıkların üst yoğunluklara çıkmalarında bazı baypaslar sağlama özelliğindedir mesela bir sodyum atomu diyelim toprakta evrim için binlerce yıl bekleyecek olsa da bir su ile sürüklenip salatalık bitkisince özümsenip salatalığa oradan da bir insan midesine geçip insan hücresinde bir enzimin elemanı haline geldiğini yani vücutta kaldığını düşünün ,bir baypas sağlanmıştır .

Konuyu dağıttım, meseleyi daha derin bir çok yöne çekebiliriz ,anlatmak istediğim K.ların en son paragrafta belirttikleri evcil hayvan beslemeyin gibi katı bir önerme değil yoğunlukların birbiri üzerindeki özellikle 4 yoğunluk KH varlıkların insanlar üzerindeki ağır hegemonyasının insanların 2 yoğunluk varlıklarına yaptıkları bu "iyilik" faaliyeti ile özdeşleştirmeleri ,bir nevi haklı bir davranış gibi sergilemeleri..

Burada bir altıncı yoğunluk görüş ve algılayış örneği var galiba, denge kanunları ile olana bitene objektif bakış eksersizleri..

Ne dersiniz..

Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 05/05/2018 :  09:38:38  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Aşağıdaki alıntı "sezgileriniz artacak"ifadesinin bendeki tezahürü ,

Zira çok evvelden beri bu yaşadığımız "düşen melek Lusifer" halimizin olanlar içerisinde zamana kısılmış bir yaşam oyunu olduğu üzerinde kesin bir algım var ama defalarca okuduğum halde K celselerinde bunu bir yerlere oturtmadan geçip gitmişim ,işte bu aktarımda bunun bir film gibi deney unsuru olarak bizlere tatbik edildiğini ap açık gördüm,

İlginç olan ise bu oynadığımız oyundan kurtuluş diğer yoğunluğa geçmek,başka ne yaparsanız yapın kurtulamyorsunuz ,çırpınıp duruyorsunuz ,işte bu da benim 3B yorumum oluyor tamamen.
İşin gerçeği yapın ama çabalamadan yapın ,yani kendinizi akışa bırakın ,yaptıklarınızın hemen etkisini beklemek arzulu düşünüş çünkü, bu kadar çabaladım da bir yerlere gelemedim eyvah demek..

Olanları anlamak ve bu anladığınızın gerçek olduğunu sorgulayıp idrak tamamlanınca o husustaki inancı oluşturmak..

Sorgulamanın neden bu kadar önemli olduğu ise 4KHnin bir film senaryosu üzerinde olup yaşadığımız olayları hemen düzeltip yani aktör, artist, ortam üzerinde oynayıp değişiklikler yapıp uygulamayı ters yüz edip yani dördüncüde hazırladıklarını üçe adapte edip yaşam şekli diye önümüze koymaları ve bizim o oyun çizgisinde yani her nevi çarpıklığın mantıksallaştırılıp önümüze gerçek diye sunulmuş yaşamı yaşamamız..

Sanırım aşağıdakileri okuyunca konu daha iyi anlaşılacak,
---------------------------------------------------------------------

S: Bant bitmeden bunu sormak istiyorum ve sonra bir ara vereceğiz. Konsorsiyum tarafından gizlenen "en büyük sır" nedir?
C: Kontrolünüz sizin elinizde değil, bir deneysiniz. [ARA]
S:(L) Bu konuda söylemek istediğiniz başka birşey var mı?
C: Size bağlı.
S:(T) Bunun, devletin bizden gizlediği en büyük sır olduğunu söylerken, bunu sadece bu ülkedeki insanların en büyük gerçeği olarak mı söylüyorsunuz?
C: Temel olarak.
S:(T) İnsan ırkının en büyük sırrı, bizim, bir grup insanın hepimiz üzerinde uyguladığı bir deney olduğumuz mu?
C: Kısmen.
S:(T) Diğer kısmı da Kertenkelelerle mi ilgili?
C: Evet.
S:(L) Peki başka dünyadışılar?
C: Evet.
S:(T) Bu deneyi yapan insanlar, kendilerinin de bu deneyin bir parçası olduklarını biliyorlar mı?
C: Evet.
S:(T) Bunu kendi istekleriyle mi yapıyorlar?
C: Seçenekleri yok.
S:(L) Neden seçenekleri yok?
C: Deney ilerliyor.
S:(T) Deneyin konusu nedir?
C: Sizin için aşırı karmaşık.
S:(J) Bunun olmasından nefret ediyorum! (T) Peki bu, Kertişlerin bizi yönetmesi ve enerjimizi emmesi deneyiyle mi ilgili?
C: Evet, ama bundan çok daha fazlası var, 4'üncü seviyede anlayacaksınız.
S:(T) Tamam, bu konuda başka birşey sormayacağım. (L) Pekala, bu Krill belgesinde Grilerin ve diğer dünyadışıların, fiziksel muayene sırasında insanlardan çıkardıkları beze salgılarını kullandıklarına dair bir ifade var. Bazı jinekoloji ve sperm alma muayeneleri yapıldığı ve bu maddelerin beslenmek için kullanıldığı ve bunlara bağımlı oldukları söyleniyor. Bu doğru bir değerlendirme mi?
C: Hayır.
S:(L) Peki beze salgılarını kullanıyorlar mı?
C: Evet
S:(L) Peki bu maddeleri ne için kullanıyorlar?
C: İlaç.
S:(L) Bu ilaçları neyin veya kimin üzerinde kullanıyorlar?
C: Kendileri.
S:(L) Bu ilaç onlara ne sağlıyor?
C: 3'üncü yoğunluğa katlanmalarına yardım ediyor.
S:(T) Yani geçici olarak 3'üncü yoğunlukta kalabilmelerine olanak sağlıyor?
C: Yakın.
S:(L) Daha somut, fiziksel bir şekilde ortaya çıkmalarına da yardımcı oluyor mu?
C: Evet.
S:(L) Yani bu beze salgılarını o yüzden alıyorlar. Bireylerin ürettiği cinsel enerjiyi de 3 boyuttaki koşullarında kullanıyorlar mı?
C: Hayır. Daha önce de söylediğimiz gibi bu onları 4'üncü yoğunlukta besliyor.
S:(L) Evet. Tamam. Zamanın mevcut olmadığını söylediğinizi biliyorum ama bizim ölçümümüze göre Griler ne kadar zamandır insan ırkıyla etkileşiyor? Yani Kertenkeleler değil, Griler, sibergenetik robotlar...
C: Hayır.
S:(L) "Hayır" derken neyi kastediyorsunuz?
C: Zaman yolcuları, o nedenle "zaman sürekli."
S:(L) Pekala, JR'nin verdiği birkaç kitabı okudum, "Knight in Shining Armor" ve "Replay". Bu kitapların her ikisinde de zaman yolculuğu tanımlanıyor.
C: Hayır, henüz bitirmedik. Son yanıtın ağırlığını kavradınız mı?
S:(L) Zamanda yolculuk yapıyorlar, zamanda ileri ve geri gidebiliyorlar, aklımızla oyun oynayabiliyorlar... (T) İstedikleri bir geleceği yaratmak için geçmişi düzenleyebiliyorlar. (D) İstedikleri enerjiyi yaratabilmek için herşeyi organize edebiliyorlar... (L) Ayrıca birşeylerin iyi görünmesini, iyi bir şeymiş gibi hissedilmesini sağlıyorlar. Belirli bir fikir aşılayıp daha sonra onu doğrulayan bir durum yaratıyorlar...
C: Ne kadar zamandır diye sormuştun. Tamamen sınırsız, anlayabilir musunuz?
S:(L) Bu iyi değil. Eğer zaman-mekanda geri gidip geçmişimizdeki bir olayı değiştirirlerse, geçmişteki bu değişim şu anımızı da hemen etkiler mi?
C: Bu defalarca oldu ve olmaya devam ediyor.
S:(D) Bunu sürekli olarak, tekrar ve tekrar yapıyorlar mı? (L) Yani her bir...
C: Siz henüz farkında değilsiniz, bunun ne gibi anlamlara geldiği konusunda bir fikriniz yok!!!
S:(L) Küçük bir ışık yakaladık! Evet, küçük! (T) Zamanda ileri ve geri hareket edebilmek ve bunu istediğin gibi kullanabilmek... (J) Ve bize neler yapıyor olabilecekleri... Ve bize tekrar ve tekrar yapacakları... (L) Diğer bir deyişle tüm bu lanet olası koşullarda tek gerçek şansımız bu yoğunluktan çıkmak. Anladığım kadarıyla bize söyledikleri şey bu.
C: Yakın.
S:(L) Çünkü aksi taktirde, tıpkı o kitapta söylendiği gibi, aynı döngüde takılıp kalırız. İşkence sürekli tekrarlanabilir ve... Cengiz Han, Atilla... herşey yeni baştan... (T) Bir zaman [kısır] döngüsü içinde takılıp kalmış durumdayız; bizi bir zaman döngüsüne koyuyorlar. (J) Bir zaman döngüsü içinde miyiz?
C: Evet.
S:(D) İnsanlık o veya bu sebep için zamanı belirtmek için zamanı kullanmayı gerekli bulmuş. Görebildiğim tek sebep, yazılı veya sözlü iletişimlerde bir çeşit...
C: Kontrol mekanizması.
S:(T) Bu kontrol mekanizmasını kırmamızın bir yolu var mı? 4'üncü yoğunluğa geçme dışında?
C: Hayır.
S:(D) Peki zaman yoksa olanları nasıl ifade edersiniz?
C: Yeniden sor lütfen; daha net olarak.
S:(D) Sanırım sorduğu şey şu; eğer telepatik olarak iletişim kuruyorsan... (D) 4'üncü yoğunlukta... (L) Ve eğer zaman yoksa, şimdi olan olaylarla daha sonra olan olayları nasıl ifade edersin? (J) Sıralama nasıl oluyor?
C: Çeviri.
S:(D) Çeviri mi? Tamam, kastettiğim şeyi açıklayayım. Örneğin 1907'de olan birşeyden bahsediyoruz...
C: Bu şekilde yapılıyor.
S:(T) Çeviri yoluyla yapılıyor. Deneyimi mi çeviriyorsun?
C: 4'ten 3'e ve tersi.
S:(L) Diğer bir deyişle, film yapmak gibi birşey. (J) Doğrusal düşünce süreçleri kullanılıyor mu? Yani doğrusal ve eğrisel?
C: Yalnızca 3B ilüzyonunun bir parçası.
S:(L) Yani eğer bir 4'üncü yoğunluk varlığıysan, herşey bir şekilde oluyor, herşey eşzamanlı ve eğer bunları tartışmak veya aktarmak veya bu birleşik boyutun herhangi belirli bir yönü üzerinde odaklanmak istersen bu deneyimleri bir şekilde 3B'ye projekte ediyorsun...
C: Yakın.
S:(L) ...tıpkı bir film gibi.
C: Ama oraya gidene kadar tam olarak anlamayacaksınız.
S:(T) Yani bu noktada, 3B'de tam olarak kavrayabileceğimiz bir kavram değil?
C: Bir köpek soyut matematiği kavrayabilir mi? Anladınız.
S:(L) Yani berbat durumdayız! Ve bu adamlar da bir anlamda bizimle oyun oynuyorlar...
C: Subjektif.
S:(T) Berbat bir durumda olup olmadığımız mı subjektif?
C: Evet.


Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/05/2018 :  09:40:44  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ruh kavramı üzerinde biraz yanıldık galiba daha doğrusu ben yanlış algıladım,

Ruhu bütünden kopmuş bir parça olaraka düşündüğümde onu başlı başına ayrı bir unsur olarak görmekteydim onda bütünde olan her şey var ama bu farkındalığını unutmuş adeta ayrı bir varlık olarak düşünmekteydim bu görüş halinde ruhu üçüncü yoğunluk donelerine takılmış bir zihinle adlandırıyormuşum ,

Okyanustan kopmuş bir göl ve arasına giren ayrılık maddeleri ve olaylar dolayisiyle okyanusu unutmuş bir su birikintisi ,tabiiki bu biraz da edebi pastoral düşünüşle olanın veya o idrakimin belirtilmesi idi ,ruh kavramını tamamen bütünden ayırıp ayrı bir cisim gibi düşünmek ,

Gerçek öyle değilmiş,

Bazı alıntılar sunuyorum ve en sonunda noktalanan cümle ile ne denmek istendiğini anlayacaksınız,

------------------------------------------------------------------------

C: Başkalarının seni yolundan alıkoymasına kesinlikle izin verme. Seni gerçekten uzaklaştıracak pek çok girişime maruz kaldın. Şimdi birkaç bildiri geliyor: Dur. Varolan herşey sadece birer derstir. Bu sonsuz bir okul. Herhangi birşeyin varolmasının başka hiçbir amacı yok. Cansız madde bile öğreniyor. Herşey bir "İlüzyon". Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip. Şimdi bunu biraz düşün. Her bir ruhun gücü sonsuz ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir. Siz ve biz ve diğer herkes, varolan herşeye ortak sahip oluşumuzla birbirimize bağlıyız. Eğer istersen yeni evrenler yaratabilir ve o evrenlerde yaşayabilirsin. Hepiniz içinde yaşadığınız evrenin bir kopyasısınız. Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor. Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek "eğlence."
S: (L) Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek kimin için eğlence?
C: Herkes. Zorluklar eğlencedir. Aklının sınırı nerede sence?
S: (L) Nerede?
C: Biz sorduk.
S: (L) Sanırım bir sınır yok.
C: Eğer sınır yoksa, senin kendi aklın ile başka herhangi bir şey arasında fark nedir?
S: (L) Eğer nihayetinde herşey birse, sanırım bir fark yok.
C: Doğru. Eğer iki şey mutlak olarak sınırsızsa, o iki şey tamamen aynı şeydir
--------------------------------------------------------------------
S: (L) Her bir ruhun mutlak gücü olduğunu ve tüm varoluşu yaratabileceğini ve yok edebileceğini söylediniz. Bu diğer ruhların varlığını da kapsar mı?
C: Evet. Ama bundan daha karmaşık. Başka bir celsede daha fazla açıklama yapacağı
---------------------------------------------------------------------------
C: Ruhlar bu gezegene "doğmaz". Ruhlar hiçbir zaman doğmadılar! Ve hiçbir zaman da ölmeyecekler!
------------------------------------------------------------------------
S:(TR) Ruhların yüzde elliden fazlası 6'ya ulaştığında ve 7'ye geçmeye hazırlandığında, geri kalanların hepsi de otomatik olarak 7'ye mi geçecek?
C: Doğru kavram değil. 3'üncü yoğunluk "Yılan Kardeşliği" ilhamlı matematiksel hesaplama ve fikirleri kullanıyorsun.
S:(J) Yani bu işin yüzdesi yok. (TR) Yani her bir ruhun oraya ulaşması gerek. (V) 3'üncü yoğunluk matematiğini uygulayamayacağımız kadar yüksek değil bu bence. (TR) Çoğunluk diyelim.
C: Hayır. Hala 3'üncü yoğunluk matematiğini kullanıyorsunuz.
S:(L) Pekala, 7'nci yoğunluğa kesin geçişin ölçütleri nedir?
C: Derslerin tamamlanması.
----------------------------------------------------------------------------
S:(L) Reiki, iyileştirme yeteneklerini anında %50 arttıracaktır. (GB) Ruhun yaşadığı süreci açıklayabilir misiniz?
C: Ruh bilinçliliktir, nokta.
---------------------------------------------------------------------------------
Bu en son cümlede her şey yerli yerine oturuyor..


Edited by - Tgur on 07/05/2018 18:01:21
Go to Top of Page

beyrutkapı


434 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/05/2018 :  15:42:47  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yürekten ve canı gönülden teşekkürler sevgili tgur. Garip bir şekilde daha önce celselerde okuduğum ve pek üzerine düşünmediğim herhangi bir bölüm, senin alıntılarınlarınla birlikte muhteşem bir idrake dönüşebiliyor. Lütfen bu şekilde forumda sesli düşünmeyi sürdür sevgili bilge tgur. İyi ki varsın.
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/05/2018 :  17:53:43  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ruhun sadece bilinç olduğunu idrakle beraber ruh izlerindeki farklılığın da idraki gerekir diye düşünüyorum işte siz sevginin tezahürünü fark ederek ve bu husustaki rezonansı anlayanlardansınız,

Bu sebeple bilmukabele sevgili dostum..


Edited by - Tgur on 07/05/2018 17:54:15
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 09/05/2018 :  13:22:18  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
(L) Hayır. Yaşıyorlar ama yaşam kaliteleri nasıl? Bu şahısların yaşam kalitesi nedir?
C: Robotikler ve gerçek neşeyi deneyimleyemiyorlar.
S: (L) Pekala, gerçek neşeyi deneyimleyemediklerini söylüyorsunuz ama eminim epeyce zevk deneyimliyorlar. Arada bir fark var mı?
C: Elbette. Zevk fizyolojik kökenlidir, neşe ise ruhsaldır.
S: (Joe) Peki yalan olduğunu bildiği yalanları söyleyen insanlar, doğru olmadığı halde söylediklerine inananlardan daha kötü bir etki mi deneyimler?
(L) Yani bilinçli yalan söylemek bilinçsiz yalan söylemekten daha kötü mü?
C: Evet
--------------------------------------------------------------
S: (Joe) Ben de öyle düşünmüştüm. Hillary Clinton muhtemelen binlerce bilinçli yalan söylemiştir. Ve insanlar bunlara inanıyor. Niall'in Alan Foster Dulles'ten alıntıladığı ölüm döşeğindeki son söz gibi, "Rusya'ya dikkat edin!" [kahkaha]
(Pierre) Sınır çok net değil çünkü sanıyorum ki bazı insanlar bazı yalanlara inanmaya başlayabilirler ama sonra bu yalanlar o kadar yaygınlaşıyor ki, o insanlar için gerçek haline geliyor.
(Joe) Ve insanlar çok küçük bir yaştan itibaren yalanlarla programlanıyorlar...
C: Delüzyonlar.
S: (Galatea) Deli miyim bilmiyorum ama bazen diğer insanların niyetlerini veya düşüncelerini okuyabiliyorum veya hissedebiliyorum.
C: Hem de çok sık.
S: (Galatea) Bu diğer insanlar üzerinde nasıl bir etki yapıyor?
C: Işık.
S: (Galatea) Peki okuduğum şeye neden bu kadar güçlü reaksiyon gösteriyorum?
C: Işık yayımı.
S: (Galatea) Demek o yüzden çok güçlü reaksiyon gösteriyorum. Bu ne anlama geliyor?
C: Karanlık ışıktan nefret ediyor.
S: (Galatea) Yani birşey okuduğum zaman bu tıpkı gerçek gibi ışık yayıyor, ilüzyonu yok ediyor?
C: Evet
S: (Galatea) Vay be! Bu gerçekten ağır sorumluluk.
C: Evet
S: (Galatea) Bu konudaki sıkıntılarımı hafifletmenin bilmediğim hangi yolları olabilir?
C: Paylaş.
S: (Galatea) Tamam. Çok teşekkür ederim.
---------------------------------------------------------------------

Bu bölümlerde iki veya üç ayrı şeyi ele alacağım,
*zevk ve gerçek neşe
*yalanlar
*paylaşım
Zevk ve gerçek neşe nin birbirine karıştığı bir yaşam sürüyoruz, ruhsallıkla yoğun olan bir varlığın veya bir ruh gurubunun "lusifer düşüşü" hadisesini doğuran sebep demek zevk imiş zira fizyolojik kökenli olduğunu şahsen ben şimdi anladım belki okuyanların büyük kısmı da ancak bu düşüş hadisesinin bir kere değil de defalarca olduğunu yani tekrarlanan olduğunu anlayınca bir tuhaf duygulara kapılıyoruz,bu durum bizim tekrarlama hadisesini 3B düşüncemiz ile değerlendiren mantığımız yüzünden zaman düşüncemiz üzerinde konuyu başka bir platforma oturtmamız lazım,
Ruhsallığın bilinç olduğunu hatırlarsak ,bir ile bir olduğunu anlayana dek bu savrulmuş parçalanmış ayırımlara tabi tutulmuş ruhsal bilinç yapılarının bazı şeyleri denemesi derslerini alması demekki, işte zevk ve hakiki neşeyi anlaması için baştan belirttiğim karışıklığın bilinç ile idraki bu maceraların yaşanmasına sebep oluyor,

Fizyolojik zevki neşeyle karıştıran bilinç bu deneyi yapmayı arzuladığında seçiminin yanlış yerlerde olduğunu anlayana dek bulunduğumuz yaşam ortamını adımlaması lazımmış ,ama bunun biteviye oluşundaki mantığı çözmek baştan biraz güç gelse de "yükselebilmek için düştüğün tabanı yoklamak gerek"dünyevi düşüncesini ortaya getirebiliriz..

Zira belki de onu yapmasa var oluşun en önemli ve genişlemeyi motive eden o vazgeçilmez "merak"hususu boşta kalacaktı.
"Olmazsa merak oluruz helak"

Yalanlara gelelim ,bilinçli ve bilmeden yalan ,bilmeden yalan biraz masum gibi ,öyle ya toplumumuzun büyük kısmı şu monoteizmin yalanına kapılmamış mı..Bir başka güce tapmak ve kendine yapılan mantıksallaştırmalarla kandırılıp bilinçsel olarak kapaklanmak..Bunun böyle olmadığını söyleyen tasavvuf ehline kan kusturmak..Ama onların söylediği bu konudaki vecizeleri de dilden düşürmemek..

Bilinçli yalanı ise tarif etmeye gerek yok ama onu da beyaz yalan ve ötekiler diye ayırıma tabi tutuyorlar bilemem ben hep yalan dedikleri türleri pek beceremediğimden çam deviriyormuşum,

Geçenlerde kayınbiraderim vefat etti ve Afyonda evinde o defin sonrası okumalar sonunda Hoca dedikleri kişi herkesin "Amin" diye onayladığı bölüme geçti ve bütün şehitler falan anıldı ama Atatürk den bahsetmekten eser yok,ben duramadım ikaz ettim ,hele Afyonluların onu daha fazla kabul etmesi lazım dedim ,ben miyim bunu söyleyen en yakınlarımdan bile papara yedim anlayın..İçimdeki Atatürk sevgisini bastırma yalanını pek sergileyememişim.

Geri kalan bilinçli yalanı yorumlamama gerek yok.

Paylaşıma gelince, "karanlığın ışıktan nefret etmesi"
Evet ben de karanlığın yarattığı illüzyonun ışıklı bir parçalanmaya tabi olmasını gönülden istiyorum ,paylaşımla.

Edited by - Tgur on 09/05/2018 16:49:17
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/05/2018 :  10:49:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yahudiler kimdir ,üzerinde Kasyopyada geniş bir araştırmaya giriştim doğrusu tam bir neticeye varamadım somuçta KH güçlerinin üzerinde o bahsettiğimiz zamansızlık ortamında yapılan çeşitli müdahalelerle en son dünyanın kaderi ile oynamaya yönelik olumsuz faaliyetlerde bulunan bir ırk haline dönüştürülmüş olarak belirli belirsiz bir yerlere gelebildim ,

Yahudilik hakkında anlatılan çeşitli kısımları her zaman olduğu gibi aktarabilirdim ama çok kafa karıştırıcı olacağını düşünerek vaz geçtim yalnız son celselerden yaptığım bu aktarma belki bizi bir yerlere doğru götürür,

----------------------------------------------------------------

S: (Pierre) Başka bir soru: Yıllar önce bir celsede Nazi Almanyasının bir prova
olduğunu söylemiştiniz. Bir sonraki sefer kim Nazilerin rolünü oynayacak ve
Yahudilerin rolünü kim oynayacak?
C: Bunun şimdiye kadar anlaşılmış olması gerekir. Belirttiğimiz gibi, amaç gerçek
Samileri gen havuzundan çıkarmaktı/r.
S: (L) Tamam... Sorum, ki bunu hiç bu kadar doğrudan bir şekilde sorup sormadığımdan
veya hiç cevaplanıp cevaplanmadığından emin değilim, Sami nedir?
C: İki ana soydan oluşan Orta Asya genetik türü.
S: (Chu) Hangi soylar?
C: Kantek ve Homo Sapiens.
S: (Artemis) Kanteklilerin içlerinde en çok ışık ve süper güç taşıyanlar olduğunu
söylememişler miydi?
C: Evet
S: (Artemis) Yani onların süper güçlerinden kurtulmak mı istiyorlar?
C: Evet
S: (Artemis) Şeytanca!
(L) Tamam, sonraki soru?
(Artemis) Biz Sami miyiz?
C: Evet
S: (Pierre) Yani Yahudiler biz mi olacağız?
(Artemis) Biziz.
(Joe) Hiç birimizin DNA'sında Orta Asya yok, değil mi?
(L) Sanırım nihayetinde hepimiz Orta Asya'dan geliyoruz.
(Joe) DNA sonuçlarımızda yok...
(L) I-ı! Tüm mitokondrilerimizi falan düşünürsen, her zaman oraya varıyorsun. Tamam,

---------------------------------------------------------------

Anlaşılacağı gibi yahudiler 4 yoğunlukta esasta özel bir misyon yüklenmek üzere kodlanmışlar ,nazilerin farkına varmadan yaptıkları soy kırım bu görevi yok etmek içinmiş ,ancak yahudilerin tarih boyunca hemen hemen bütün dinlerin çıkıp yayılmasına özellikle Sezarın insancıl düşüncelerinin Paul tarafından gördüğü vizyonlar vasıtası ile yahudi İsa oluşumu ile dönüştürülmesi ve hristiyanlığın ortaya çıkması ilginç..
Bununla ilgili aktarım,
----------------------------------------------------------
(L) Ben de onu söylemeye çalışıyordum. [kahkaha] Gerçekten çok şey okudum ve birkaç küçük yanıt almayı
çok istiyorum. Öyle görünüyor ki Yahudi İsa Josephus’un yazılarında betimlediği çeşitli farklı karakterlerin
unsurlarından oluşuyordu. Perealı Simon vardı, Galileli Yehuda vardı ve isimlerini hatırlayamadığım
başkaları vardı. Bu adamlar daha ziyade ihtilalcilerdi. Ama elbette biliyoruz ki birisi için ihtilalci veya
terörist olan, bir başkası için özgürlük savaşçısı olabilir. Bu adamlar temel olarak dinlerine, yani Yahudi
1919
inancına bağlıydılar ve Romalıların onların Kutsal Şehrinde yaşayıp şehri yönetmesi, rahiplerini ataması ve
onlara ne yapacaklarını söylemesi hiç hoşlarına gitmiyordu. Onların dinine ve çok güçlü dinsel inançlarına
göre tek yönetici Tanrı’ydı ve Tanrı’nın yönetimine de rahipler aracılık ediyordu. Rahipler ise Roma
temsilcisi tarafından değil halk tarafından seçiliyordu. O yüzden çok mutsuzdular ve rahatsızdılar. Sonuç
olarak belirli gruplar arasında dinlerinin daha katı bir versiyonunu oluşturdular ve Josephus bunu
Dördüncü Felsefe diye tanımlıyor. Romalılara karşı büyük bir ihtilal hamlesi yapmak için
Yahudiye/İsrail/Filistin’in tüm halklarından destek topluyorlardı. İnsanların sonradan Kudüs Kilisesi diye
ifade ettiği orijinal grubun bu olduğunu düşünüyorum. Ama bu aslında kesinlikle bir Hıristiyan Kilisesi
değildi. Temel olarak dinci bir topluluktu ama perde arkasında isyana hazırlanıyorlardı, silahlanıyorlardı
ve Roma’ya isyan etmek için dinen ve maddi olarak hazırlık yapıyorlardı. Şu ana kadar yaptığım
tanımlama doğru mu?
C: Evet
S: (L) Tamam. Paul Tarsuslu olabilir de, olmayabilir de ama İncil’de “Elçilerin İşleri” bölümünde tanımlandığı
gibi bir Roma vatandaşı değildi muhtemelen. Bu onu Roma’ya belirli bir şekilde götürmeye yönelik özel
bir tanımlama biçimiydi yalnızca. Paul ya Şam’da ya da Antakya’da veya yakın bölgelerden birinde
yaşayan Helenik bir Yahudi’ydi. Bana öyle geliyor ki, o devrimci grubun üyeleri olan Kudüs Yahudileri
onun yaşadığı bölgeye geldiler ve dini kancaları kullanarak adam topluyorlardı. Paul o süreçte onların
başına bela olmaya başladı. Paul Ferisi olduğunu söylüyor ve Ferisilik Yahudiliğin çok çok katı bir biçimiydi
ve dolayısıyla da aralarında doğal bir çatışma noktasıydı. Şu ana kadar doğru mu?
C: Evet
S: (L) Mücadele buydu. Paul bir Ferisi’ydi ve diğer Ferisileri onlara karşı doldurdu. Bana öyle geliyor ki
Steven’ın taşlanması muhtemelen asla olmadı. Doğru mu?
C: Evet
S: (L) Perealı Simon ve Yehuda ve Matta ile başlayarak, ki Büyük Hirodes zamanlarında bu şahıslar belki
öldürülmüşlerdi, belki de henüz yaşıyorlardı, bu şahısların apokaliptik anlamda “dirildikleri” inancı vardı.
Cebrail’in Vahiy Taşı dedikleri bir yazılı taş bulundu ve o yazıtla ilgili bir yorum kitabı yazan Israel Knohl o
yazıtların Perealı Simon’un ölümüne dair olduğunu düşünüyor. Gerçekten de öyle mi?
C: Evet
S: (L) O yazıtta Perealı Simon’un ölümünden üç gün sonra tekrar dirileceği yazıyormuş. Ölümünden sonra
dirildiği söyleniyor. O yazıtta ayrıca Simon ve diğer şehitlerin kanının, ki Josephus bu şahısları çok yanlış
bir şekilde anlatmış olabilir, göğe yükselen bir tür manyetik madde olduğunu ve tanrının intikamını
çekebileceği de ima ediliyor. Bunu çok ilginç buldum. Bu görüşler o sırada İsrail’deki bazı gruplar arasında
yayılıyordu. En azından Ölü Deniz Parşömenlerini hazırlayanlar arasında. Bu parşömenler arasında bazı
parçaları bulunan Etiyopyaca Enok kitapları örnek olarak ele alınıyor. Herkes arasında yaygın bir bilgi
değildi bu ama bana öyle geliyor ki kahramanların tanrılar olarak dirilmesine dair Greko-Romen
fikirleriyle de benzeşiyordu iddialar. Ve herkes ölmüş olan liderlerinin dirildiğini iddia ediyordu. Perealı
Simon’un, Galileli Yehuda’nın ve ilgili diğer bazı şahısların. Bunlar fiziksel dirilmeler değildi, sadece birer
vizyondu. Sorum şu: Bu vizyonları gördüklerini iddia eden insanlar söylediklerine gerçekten inanıyorlar
mıydı yoksa devrimlerine insanların desteğini sağlamak için bunu bir propaganda olarak mı
kullanıyorlardı?
C: Bazıları gördü, sonra diğerleri de gördüklerini iddia etti.
S: (L) Peki “İsa” adı bu noktada mı gündeme geldi? Bu Yahudi devrimci lider veya liderler Yeşu olarak mı
tanımlanıyorlardı? Musa’nın sağ kolu Yeşu? Yani normalde yaşarken başka bir adı olan, örneğin Perealı
Simon veya Galileli Yehuda diye bilinen kişi ölüp dirildikten sonra Yeşu olarak mı adlandırıldı?
C: Evet
S: (L) Tamam, şimdi bir fikir yürüteceğim. Sabırlı olmanız gerekiyor. Paul o grupla mücadele ettikten sonra
bir vizyon gördü. Romalılar tarafından öldürülen o Yahudi’yi mi gördüğünü düşündü?
C: Pek sayılmaz.
1920
S: (L) Ama o grupla belirli bir ilişkisi vardı…
C: Vizyonu yanlış yorumladı ama bu yanlış yorum çevresinden kaynaklanıyordu yalnızca. Simon nasıl öldü?
S: (L) Askerler onu çölde kovalıyordu ve biri ona kılıcıyla vurdu ve onu öldürdü. Sanırım kafasını uçurdular.
C: Haç yok muydu?
S: (L) Hayır, haç yoktu. Pekala…
C: Paul bir haç gördü.
S: (L) Demek Paul bir haç gördü.
C: Trophaeum üzerinde Sezar resmi.
S: (L) Yani Paul o süreçte etrafında olan bitenlerden o kadar etkilenmişti ki, gördüğü gerçek bir vizyonu
başta yanlış yorumladı ama sonradan ne olduğunu anladı, öyle mi?
C: Evet
S: (L) Ve Paul’ün teolojisi sizin bize 4. Yoğunluk varlıklarının yaşadığı 4. Yoğunluk alemi olarak tanımladığınız
realitelere ve bu dünya veya alemde bir hayat yaşadıktan sonra gittiğin veya mezun olduğun bir yere çok
benziyor sanki.
C: Evet
S: (L) Paul’ün ruhsal beden fikri bile çok benzer çünkü o krallıkta et ve kemikle yaşanmadığını söylüyor.
Bedenin bir tohum gibi ekilmesinden ve ruhsal bir beden olarak büyümesinden bahsediyor. Sanki
fizikselliğin değişken olduğu bir başka gerçeklikten bahsediyor. Ve beklediği değişikliğin zamanı geldiğinde
hala burada olanların bile göz açıp kapayıncaya kadar değişmiş olacağını söylüyor hatta.
C: Evet
S: (Perceval) Peki Paul’ün gördüğü vizyon nasıl bir vizyondu?
C: Sezar’ı gördü ve gördüğü kişinin bir Yahudi bireyi olduğunu sandı. Ama kısa bir süre sonra vizyonu anladı.
Paul var gücüyle insanları kurtarmaya, dünyayı dönüştürmeye çalışıyordu ve bu nedenle de amaca hizmet
eden her durumda “herkese herşey oldu.” Kudüs’teki grup da onun gözünde herhangi biri gibi
kurtarılması gereken bireylerdi.
S: (L) Doğru anlıyorsam Paul başta Yahudi bir birey gördüğünü sandı o vizyonda ama kısa süre içinde yanlış
yorumladığını anladı. Çünkü Perealı Simon’un haçta ölmediğini biliyordu. Gördüğü şeyin Trophaeum
üzerindeki Sezar olduğunu anladı mı?
C: Evet
S: (L) Yine de gördüğü Sezar’ı amacı doğrultusunda Yahudi bir adamla harmanladı…
(Perceval) Kudüs’teki grubu etkilemek için mi?
(L) Yani bunu kasten mi yaptı?
C: Evet
S: (Perceval) Mesajı kitleler için değiştirdi.
(L) Yahudilere mesajı iletirken herkese aynı mesajı mı verdi?
C: Hayır
S: (L) Açıkça herkese herşey olduğunu söylüyor. Yahudilerle birlikte olduğunda Yahudi. Başkalarıyla
karşılaştığında onlardan biri. Ama “tüm bildiğim Mesih’in haça gerildiğidir” dedi. Teolojisini bir 4.
Yoğunluk vizyonuna dayalı olarak geliştiriyor. Herhangi bir bireyden, tarihsel bir kişiden bahsetmiyor hiç.
Bunun kasıtlı olduğunu düşünüyorum. Odaklandığı şey 4. Yoğunluğun tezahürüydü. Herhangi bir
insandan kasıtlı olarak bahsetmediğini, vurgusunu farklı bir yöne yaptığını düşünüyorum. Doğru mu?
C: Evet
1921
S: (L) Ama bu da büyük bir soruna yol açtı. Roma’da bir kilise vardı. Paul Roma’ya gitmeden önce, Roma’daki
bir Hıristiyan kilisesi olduğu düşünülüyor bunun. Romalılar Kitabını bu kiliseye yazdı. O bir Yahudi kilisesi
miydi?
C: Hayır
S: (L) Yani Yahudi insanlarla bağlantılı bir kilise değildi, bir Yahudi sinagogu değildi, Yahudi mesihi bilenlerin
ve tapanların mekanı değildi?
C: Hayır
S: (L) Sezar tapınımıyla bağlantılı olarak, Yahudi olmayan bir grubun kilisesi miydi?
C: Evet
S: (L) Sezar’ın suikaste kurban gitmesinden iki nesil sonrası bu. İki nesilde pek çok şey olabilir.
C: Evet
S: (L) Paul Roma’ya gittiğinde… Her ne kadar Elçilerin İşleri kitabı herşeyin Kudüst’ten doğduğunu iddia etse
de, herşey Roma’dan doğuyor veya kaynaklanıyor gibi görünüyor.
C: “Elçilerin İşleri” kitabı birşey iddia ettiğinde, tam tersini düşünün.
S: (L) Pekala, Roma’da belirleyici birşeyler var. Paul Roma’ya vardığı zaman ne oldu? Roma’ya bir Kudüs esiri
olarak mı götürüldü?
C: Paul Kudüs’e üçüncü defa gitmedi asla.
S: (L) Kudüs’e üçüncü defa gitmedi asla ama Roma’ya gitti. Gittiği zaman oradaki kilise onu nasıl karşıladı?
C: Sıcak bir şekilde.
S: (L) Bu pek anlam ifade etmiyor. Sanıyorum ki Sezar tapınımının bozulması ve Yahudi İsa’nın bozulması da
tam burada düğümleniyor.
C: Tüm bunların Kudüs’ün yok edilmesinden sonra gerçekleştiğini hatırlayın.
S: (L) Yani gerçekte ne olduğunu bilmiyoruz. Paul’ün Roma’ya sanılandan çok daha önce gitmiş olabileceğini
düşünüyorum. Bu mantıklı çünkü eğer gerçek Mesih 29 veya 30 yılında değil MÖ 4’te ölen biriydiyse, o
zaman herşeyin geri çekilmesi gerekir. Peki Paul Roma’ya 48’de veya 49 yılında mı gitti?
C: Evet
S: (L) Sonra İspanya’ya mı gitti?
C: Evet
S: (L) Nerede öldü? Roma’da mı, yoksa İspanya’da mı?
C: İspanya.
S: (Chu) Yani Paul St. James de Compostela mı?
C: Yakın!
S: (L) Belki de St. Jacques Türbesi’nde gömülen kişi Paul’dü?
C: Evet
S: (Perceval) Oraya bir hac ziyareti yapman gerekiyor Laura!
(L) Hacca gitmem gerekiyor!
(Pierre) Yürüyerek!
(Perceval) Bisikletle gidebilirsin.
(L) Ata binebilir miyim?



Edited by - Tgur on 14/05/2018 11:13:28
Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/05/2018 :  19:20:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Tgur almanların soykırımı avrupadaki yahudilerin sözde kurulan israile gitmelerini yerleşmelerini sağlamak amacıyla çıkarıldığını arı alman ırkını koruma gayesini bahane ederek sadece yahudi değil binlerce çingeneyi de öldürdüğünden bahseder. https://www.ushmm.org/wlc/tr/article.php?ModuleId=10005219
"Almanlar ve Mihver müttefikleri, savaştan önce Avrupa’da yaşadığı düşünülen yaklaşık bir milyon Romandan 220.000 kadarını öldürdü."
kaldıki bu günün zengin yahudi ailelerinin savaşın başladığı yıllarda abd den hitlere yardımcı olduğu bizzat bu soykırımı yönettiklerini de yazıyor bazı yayınlar.ki savaş sonrası israilin nufus artışı sağlanıp 48 de resmen devlet ilan edilmiştir. ve yine bazı kaynaklar 6 milyondeğil bir milyon civarında yahudi öldürüldüğünden bahseder. duyduklarımın okuduklarımın yalancısıyım. ve içimdeki fesat hain kadın, bahsettiğin celse bilinçli ama çaktırmadan yahudileri ayrıcalıklı özel göstermeye çalışıyor kanaatinde.

Edited by - bona fide on 14/05/2018 19:21:33
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/05/2018 :  09:21:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bonafide endişeli bakışına cevap verebilmek için başlangıçtaki sami ırkının ne olduğu hakkındaki aktarımdan daha geniş bir izah verecek Kantek araştırması ile ilgili aktarımları da aşağıda veriyorum,

Konunun özünde anlatılanlara objektif bir ölçüde bakmayı becerebilirsek olayları K.ların yani 6 yoğunluğun bakışı hakkında bir şeyler oturtmaya başlarız diye düşünüyorum,
Bittabi bu son önerim biraz yüksekten gibi, benden çıktı ama bana da ters geldi biz kim oluyoruz falan (bak senin anlatımın nasıl etkilemiş) ,her neyse anlatmaya çalıştığım yahudilere 4. yoğunlukta sonradan açılacak bir misyon kodu verilmiş çok muğlak bir ifade varsayım motorunu çalıştırırsak bu genelde insanlığın bir bölümüne verilen bir misyon kodu da olabilir ,yani gerçekleri illa fark edip BH a geçeceklere yol gösterecek bir gurup olabilir bunu neye dayanarak söylüyorum ,işte en başta verdiğim alıntı içinden,

Öte yandan KH tarafından yap boz tahtasına çevrilmiş şimdiki Yahudi ırkının neler yaptığını yapacaklarını ve en sonunda kendilerini yok edeceklerini de görüyoruz biliyoruz ,anlatmaya çalıştığımı hali hazır durumdan ayırıp öyle nitelemek lazım.

---------------------------
(Artemis) Biz Sami miyiz?
C: Evet
S: (Pierre) Yani Yahudiler biz mi olacağız?
(Artemis) Biziz.
(Joe) Hiç birimizin DNA'sında Orta Asya yok, değil mi?
(L) Sanırım nihayetinde hepimiz Orta Asya'dan geliyoruz.
(Joe) DNA sonuçlarımızda yok...
(L) I-ı! Tüm mitokondrilerimizi falan düşünürsen, her zaman oraya varıyorsun. Tama
----------------------------------
Konuyu daha iyi anlayabilmek için en başta dediğim bu bir kısmını verdiğim alıntının tamamını da okuyabilirsin ,Yahudi konusuna giriştiğim bölümden ,
Ve sonra kantek hakkında daha geniş mmalümat aşağıda..
----------------------------------

S: (L) Neandertal adamının dünyadan götürüldüğünü söylemiştiniz. Cro-Magnon adamı ise birden ortaya
çıktı. Bu Cro-Magnon adamı aslında Kantekliler mi?
C: Yakın.
S: (L) Görünüşe göre bir süre boyunca dünyada yanyana varolmuşlar. Birbirlerine karıştılar mı? Bu iki tür
arasında evlilikler oldu mu?
C: Evlilik?!
S: (L) Neyi kastettiğimi biliyorsunuz! Genetik karışma.
C: Bir Neandertal evliliği düşünebiliyor musunuz?
S: (L) Evet! Sopalı ve saçından sürüklemeli bir tören! (T) O bir ritüeldi... Sopayla birlikte babadan oğula
geçti...
------------------------------------------
S: Bu Kuzeyden gelen medeniyet konusundaki ilginç şeylerden biri, en temel Ari tutumlarından birinin Erkek
egemen din olması. Erkek egemen din nasıl “egemen oldu”? Ari grubunun eğilimi her zaman bu muydu?
C: Dinden başka şeylerle de ilişkili. Din kolaylaştırıcı.
S: Neyin kolaylaştırıcısı?
C: Geleneksel psiko-sosyal alışkanlık.
S: Kimin?
C: Ari dediklerinizin.
S: Ariler erkek odaklı din “alışkanlığını” nereden edindiler? Diğer herkes o veya bu şekilde bir tanrıçaya
tapıyordu. Ama bu erkek egemen teoloji Kuzeyli insanların ayırt edici özelliklerindendi. Bunu nereden
edindiler?
C: Kendi yuvaları olan gezegende oluştu.
S: Kantek mi?
C: Kesinlikle.
S: Kantek’in yok olmasına katkıda bulunan şeylerden biri de bu erkek egemen din miydi?
C: Hayır.
S: Kendi gezegenlerindeyken, neden dişi temelli bir din değil de erkek temelli bir din geliştirdiler? Bazı
bakımlardan kadınların hayatın kaynağı olmaları gerçeği düşünülecek olursa?
C: Sizin yoğunluğunuzda erkeklik-dişilik şansa dayalı birşey. Hatırlayın, üst yoğunluklarda cinsiyet mevcut
değil.
S: Burada yaşadığım sorun şu: erkek egemen din temelde monoteist özellikli...
C: Sizin referanslarınızda.
S: Eski erkek egemen din politeist nitelikli miydi?
C: İzden uzaklaşıyorsun.
1322
S: Ariler her zaman diğer herkesten daha iyi olduklarını düşündüler...
C: Kendilerini arasında bulduklarından daha ileriydiler.
S: Ama görünüşe göre İbrani monoteizmi Ari monoteistik erkek egemen dininden türetilmiş. Ve sonra
İbranilik Hıristiyanlığı doğurmuş. Hıristiyanlık 2000 yıldır etkisi altında yaşadığımız ataerkil vahşi savaş
savunuculuğuna temel oluşturan şey. Bu Batılı, Avrupalı aklı... Arilerden geliyor. Kuzey’den.
İncelenebilecek her açından buna “medenileştirici” etki dendi. Bu düşünüş türünün gücü ve hakimiyeti
diğerlerine yönelik medenileştirici bir etki yaptı ama diğer yandan aynı medeniyet egemenliği, öldürmeyi,
savaşı, bölgeciliği, Hitler’i ve diğer herşeyi meydana getirdi. Bu istenebilecek herşeyin zıddı. Ama siz
Kuzeyli İnsanlarla binlerce yıldır temas içinde olduğunuzu söylediniz. Evet, Kasyopya bir Kuzey
Takımyıldızı ve muhtemelen bu insanların ilk efsanelerinde de bilmediğimiz bir şekilde sayılıyordu ama
temsil ettikleri herşey KH.
C: Siz de öyle, peki o halde sizinle neden temas kurduk?
S: Ben o monoteistik, egemenlikçi, savaş savunucusu, herkesi tek tip düşünceye uydurmaya çalışanlardan
değilim!
C: Başka herkesin buna uyum sağladığını mı düşünüyorsun? Yoksa son analizde önemli olan ruh mu?
S: Tamam, elbette herkes farklı ve bazıları onların yoluna uymadı.
C: Siz de öyle.
S: Anladım. Bu konu çok karmaşık. Keşke bununla ilgili gerçekleri bana hemen söyleyiverseniz! Arilerin hala
gezegendeki tüm insanlara empoze etmeye çalıştığı bu erkek-egemen, monoteistik anlayışı verenler
kimler?
C: Etkileşimler yoğunluklar-arasıydı.
----------------------------------------------------------

S: (A) Tezahür mü? (R) Bu akla Merkaba’yı getiriyor. Ana Taş. Anne Taşı. (A) Demek her tür şeyi yapmak için
kullanılabilir... (R) Bu cisim Merkaba mı?
C: Anne Taş, evet.
S: (R) Demek buymuş! Merkaba’nın gerçek anlamı bu. Oldukça anlamlı. Ve bunlardan sadece bir tane var.
(L) Bu cisim nerede yaratıldı?
C: Kantek.
S: (L) Kanteklilerin Dünya’ya taşınmasında da bu cisimden yararlanıldı mı?
C: Bazılarının. Diğerleri Kertenkeleler tarafından taşındı.
---------------------------------------------------------------
S: (L) Tamam. Herhangi birinizin bununla ilgili sorusu var mı? Tamam, herkesin programını devam ettirmesi
gerekiyor. Şimdi forum üyelerinin sorduğu bu sorulardan bazılarına bakabiliriz sanırım. Ne dersiniz?
Tamam, ilk soru: Nostratik geçerli bir dil birimi mi? Temelde Kanteklilerin orijinal dilini mi temsil ediyor?
Sanırım bunu parçalara ayırarak sormamız gerekiyor: Nostratik geçerli bir dil birimi mi?
C: Evet.
S: (L) Esas olarak Kanteklilerin orijinal dilini mi temsil ediyor?
C: Yarı.
S: (L) “Yarı” derken neyi kastediyorsunuz?
C: Yarı dünyaya ait. Çok erken bir aşamada karışım oldu.
1650
S: (L) Bir sonraki soru: Doğu Asya’daki varsayılan Nostratik konuşucuları sanırım benim Gizli Tarih ve diğer
yazılarımda anlattığım orijinal şamanlar olan Asyalıları kapsıyor, özellikle Ural-Altay dillerini konuşanları.
Eğer durum buysa ve eğer Nostratik bir dil grubu olarak orijinal Kantek popülasyonuyla ilişkiliyse, bu
durumda Doğu Asya’nın ilk şamanları ile Avrupa’nın çember-insanlarının (daha güneyde ise piramitinsanları)
kökeni Kantek’te mi birleşiyor?
C: Evet.
S: (L) Ve iki grup arasındaki fenotip farklılıkları, Doğu Asyalı Kanteklilerle zaten Dünya’da olan daha yerel
grubun karışımını mı gösteriyor?
C: Evet. Ve “Afrika’dan çıkan” ve “Asya’dan çıkan” gruplara dair tartışmalara dikkat et. Bu yanlış bir
varsayım. “Kantek kökenliler” ve "Dünya kökenliler" daha iyi bir formül.

--------------------------------------------------------------------------



Edited by - Tgur on 15/05/2018 11:05:14
Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/05/2018 :  20:51:53  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Tgur şu kısım;

S: Ama görünüşe göre İbrani monoteizmi Ari monoteistik erkek egemen dininden türetilmiş. Ve sonra
İbranilik Hıristiyanlığı doğurmuş. Hıristiyanlık 2000 yıldır etkisi altında yaşadığımız ataerkil vahşi savaş
savunuculuğuna temel oluşturan şey. Bu Batılı, Avrupalı aklı... Arilerden geliyor. Kuzey’den.
İncelenebilecek her açından buna “medenileştirici” etki dendi. Bu düşünüş türünün gücü ve hakimiyeti
diğerlerine yönelik medenileştirici bir etki yaptı ama diğer yandan aynı medeniyet egemenliği, öldürmeyi,
savaşı, bölgeciliği, Hitler’i ve diğer herşeyi meydana getirdi. Bu istenebilecek herşeyin zıddı. Ama siz
Kuzeyli İnsanlarla binlerce yıldır temas içinde olduğunuzu söylediniz. Evet, Kasyopya bir Kuzey
Takımyıldızı ve muhtemelen bu insanların ilk efsanelerinde de bilmediğimiz bir şekilde sayılıyordu ama
temsil ettikleri herşey KH.
C: Siz de öyle, peki o halde sizinle neden temas kurduk?


ataerkil aklı,"bu batılı avrupalı aklı,kuzeyden gelen akıl" diyor . burada saptırma olduğunu düşünüyorum kuzeyde keltler pagandı tanrıçaya inanıyorlardı ataerkil akıl monoteizmle en çok tevratla ortaya çıkmış. bilakis hristiyanlık güneyden kuzeye doğu ilerlemiş. kuzey avrupada hiristiyanlığın egemen olması için vahşi savaşlar yapılmış. 1870 ler sonrası yahudilerin yükselip yeniden yapılanmaya intikam almaya başladığı dönem hristiyanlıkta söz sahibi halen yahudiler. vatikanda kimin papa olacağını dahi onlar seçiyor. bazı yahudilerin sürekli demogoji yapmaları cüretkar, kendini beğenmişlikle üstünlük takıntısı baydı. gen havuzundan çıkarmak için hitler soykırım yapmış bu çok saçma 1. ve 2 dünya savaşında resmi olmayan tarih bilgileri yahudilerin mezalimlerini anlatıyor. bolşevikler marksizm sevdası adı altında milyonları öldürürken onları maddi manevi destekleyen yahudilerdi. avrupayı kana bulayanlar. ki kendi antlarında hristiyanlardanda öçlerini alacaklarını anlatırlar. bilmiyorum, okuduğum şeylerin etkisinde kaldığımdan mı enver paşanın sarıkamışta binlerce genci soğuktan dondurup öldürmesi gibi ittihat ve terakki-yahudi hizmetkarı- mensubu aşşağılık yaratık. savaşmayı seven güç manyağı kompleksili yahudilere hiç sempatim yok.
sonuçta ataerkil sistem var dinlerde. kasyopalı, cinsiyet 3. boyutta şansa bağlı diyor sonrada bu yapılanmada yoğunluklar arası etkileşim mevcuttu diyor.çelişti.etkileşim mevcutsa evrensel yasa devrede. ne tezahürmüş arkadaş binlerce yıldır ataerkil yapılanmadan kaynaklı yıkım yıkım yıkım.döngüyü düşünürsek yaratım ve düşüş,savaşlar hiç bitmeyecek.ta ki dünya gezegeni döngüsünde farklı yapıya dönüşünceye dek. insanın kendisi nefsiyle mücadele ediyor. evrenin cozmosun ruhu ilk bilgi yaratımın kaynağı aynı dertten muzdarip sonuçta herşeyi yaratan bir arzu var. kaynağın kendine hayrı yoksa ki düşmekte tüm yaratılan ruhlar, benden de bişey beklememeli. kaynağın arzusu yaratmak. bahane aramasın yarattıkları kendinde olan arzularından arınıp kendine dönecekler. bazen üst yoğunluktan gelen sizleriz dediklerinde olmuş bitmiş yaşam döngüsünde mahşerdeyiz ve hesaplaşıyormuyuz acaba dyorum zaman yoksa an daysa ilüzyonsa bu mahşer olmalı. kendimizi izleyip telafi edilebilir bölümlerinde müdahale eden bizler mahşer yerinden bireysel yayınımızı mı izliyoruz. sesli düşündüm.


Edited by - bona fide on 15/05/2018 20:56:09
Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/05/2018 :  22:16:35  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
buraya yazdıklarımdan celselerde açık aramaya çalışan ahkam kesen biri izlenimi verdiysem özür dilerim. her şeyle bir olma duygusu düşman gibi gördüğüm kişi ve oluşumlarda hatta önceki yaşamlarımda aşşağılık dediğim kişilerden daha berbat biride olabilirim. her şeye karşı nötr objektif değerlendirme seviyesinde olmadığımın bilincinde olduğumu bilmek pratikte na mümkün. yapamıyorsun o halde sesiz ol kadın! üst benliğim uyardı. yazık ki oda müdahale edemiyor. benliğin yüzde 70 yle yaşamın içine eden bedensel ruha kalan yüzde 20 nin telepatiyle tüyolar vermesi ne kadar zavallıca aynı zamanda lutuf. sessizlik ve yaşamda empati yüksek benlikle bağ kuruyorsa...bu yardımı sürekli alabiliriz. bak bak bak gerizekalı meditasyonun önemini anca kavradı. şahsım kendim ve diğer şizofren kişiliklerim pılımızı pırtımızı toplayıp kaçıyoruz.
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/05/2018 :  08:25:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kaçma Bonafide dostum Robinson olmak muteber değil,hayatın içinde olup sağa sola bakacağız ama bahsettiğin o yüksek benlik sesini de kısmayacağız.

Evvela İbranilerin Hristiyanlığı kuzeyden getirdi demiyorlar İbrani monoteizmi Ari monoteistik erkek egemen dininden türetilmiş ifadesi var yani erkek egemen hali,

Sonra fazla uzatmadan Yahudilerin şu anda yapmış olduğu barbarlığı katiyetle ben de lanetliyorum ,

İkinci olarak biz KH ız ve düşüp geldiğimiz ve KH aldatmacıları ile dayattırıldığımız güya kendimiz koyduk zannettiğimiz medeni dini v.s şartları ile yaşadığımız bu yerin ,dünyanın insan profiline bakalım,

Yarısına yakını OP yani insan olmak için henüz ruhsal bağlantısı olmayan ve varlığımızın hemen yanı başında da olanlar ,beraber yaşadığımız akrabalar dahil ,bunlar insanca yaşamayı henüz öğreniyorlar ve daha çok bizim davranışlarımızı taklit ediyorlar ve diğer büyük kısmı da psikopat dediğimiz ve üzerinde bol bol konuştuğumuz varlıklar ,RA bunlara otomatik enkarneler diyor.

İnsanlığı yeni öğreniyorlar ,öğrenme işi ana baba öğretmen o da olamazsa yaşayarak öğrenmedir ve bunlar daha çok sonuncu şıkkı devreye alırlar.Yaşayarak öğrenme malüm filin züccaciyeci dükkanına girmesi gibi kırıp dökücüdür..

Geri kalan insanlığın büyük kısmı da defalarca ve etraflıca bahsettiğimiz KH dezenformasyonuna kapılmış ve takıntılı hallerinden kurtulamayan bireyler ,enel hak deyeni katli vaciptir diyenler ,ayrıca büyük bir popülasyon da reenkarnasyona katiyen inanmazlar ve dolayısiyle ilahi adalet de diyeceğimiz hadiseyi yani karmayı öte alem terazisine bırakanlardır,

Oysa evrende bir denge vardır bozan her varlık mutlaka terazinin kefelerini düzeltecek şekilde davranmalıdır hatta aşırı pozitif bile olsan negatif arka kapıdan girer yani denge böyle acımasız diyebileceğimiz yapıdadır..

Tablo bu,bu tabloya biraz geriye yaslan ve öylece bak,

Bunu ben seçmedim deme öyle diyorsan bu sitede yazılanları lütfen tekrar gözden geçir ,
Selam ve sevgi..


Edited by - Tgur on 16/05/2018 08:30:09
Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/05/2018 :  10:18:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
üzülerek ve maalesef bunu ben seçtim Tgur ve fakat gelirken duyduğum heyecanın takdir edersin ki oradan toz pembe görüntüsünden farklı olacağını kendimi kaptıracağımı bilemedim mişim. ki uzun süre uykuda kaptırmış gezen ruhun seyirci moduna geçip her şey rolden ibaret demesi ruhun kendisini eğitmesi gerektiği halde -ulan dur şununda hakkından gelim bana nasıl öyle davranır oda kim oluyor pis herif! diyen bir iç sesim var hatta hesaplar yapan şöyle köşeye sıkıştırsam şikayetinde haksız olduğunu kafası bassın bilmem ne şuan dahi o kafadayım bi yandan da bırak ne hali varsa görsün evren onun burnunu sürter.. niye bunlarla uğraştığımı bu tür şeyleri mesele yaptığımı bilmiyorum halbuki birisine bir konuda haksız bencil davranışını göstermeye çalıştığımda yaşı 80 de olsa bildiğini okuyor karışmamam gerekir di mi? robinson olmak gerekiyor işte o zaman boğuluyorum aksi durumda iletişimi koparıp uzak durmak. bu yanlış mı. ve olayın içinden baktığım için kanal bilgilerinde veyahutta diğer öğretilerdeki herşey benim ben herşeyim mantığını yıldırıcı bulmaya başlıyorum mücadele ettiğimde boğuştuğumda kendimi hakladığımı bilsemde öfke ve nefret ruhumu sarıyor. ne dersin arada robinson olmak gerekir mi? doğru olmadığı belli olan bu cümleyi sana naylatmak istemem sıvışmaya çalıştığımın göstergesi... evet öyle ne yazıkki. yüksek benliğim diyorki ruhunu sessize al dinle böyle anlarda yüksek benliği boğasım geliyor şımarık küçük çocuk gibi. oysa çok güçlüyüm sadece bunu hissedecek tüm yolları tıkıyorum. senin hiç ruhun yorulmadımı Tgur?
Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/05/2018 :  10:44:53  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
aşağıdaki alıntı düşüşün tekrarlanan bir sendrom olmasından bahsediyor. ruhumun sıkı bir iç disiplin geliştirmesini çevresindeki olumsuzluklardan etkilenmeden daha doğrusu robinson olmadan nasıl sağlarım inan bilmiyorum. korkak biriyim dediğimde aslında mücadele etmekten sakınırsam korkak olacağımı düşündüğümden kaynaklanıyor diyor yukardaki benliğim. ya da karşımdakilerin öyle göreceği endişesi taşıdığımdan egomun gardını almasını teşvik eden kh zihninin oyununa geliyorum belkide.içtenlikle soruyorum sen bunu nasıl başarıyorsun Tgur.

S: (T) Tamam, o noktada BH idik. Bu yoğunlukta BH veya KH seçeneklerimiz olduğunu önceden söylediniz.

C: Oo Terry, savaş her zaman var, önemli olan bunu “ne zaman” seçtiğiniz!

[...]

S: (T) Bu, Kertenkelelerin ve diğer uzaylıların insanlara kaçırılma için izin verdiklerini söyleme nedeni ve benzeriyle bağlantılı olmalı. BH idik ve şimdi KH’yız.

C: Evet… Altını bulduğunuz “zaman”, Kertenkelelere “Merhaba” dediniz ve bunun ima ettiği her şey.

S: (T) Altın bulmayla KH olduk çünkü altını bulmak KH idi.

C: Evet.

S: (T) Ve böyle yaparak kendimizi Kertenkele varlıklarıyla ilişkilendirdik.

C: Evet.

S: (T) Çünkü onlar 4. yoğunluk varlıkları ve 3. yoğunlukta olduğumuzdan daha fazla yetenekleri var.

C: Daha önce 4. yoğunluk BH ile bağlantılıydınız.

S: (T) Ve üçüncü yoğunluk BH idik. Ama altını bulmayla 4 KH ile işbirliği yaptık.

C: Evet.

S: (T) Ve böyle yaparak 4 KH’ya bize dilediklerini yapma izni verdik?

C: Yakın

S: (J) Daha önce söylediklerine geri dön: “Başka yol bırakmasaydınız, özgür irade kısıtlanamazdı.” (T) İnsan ırkı olarak biz, özgür irademizi BH’den KH’ya çevirdik. (L) Yani, bir seviyede içinde olduğumuz karışıklığı seçtik ve bu düşmüş melek Lusifer’in süper antik efsanesi. Bu biziz. O kapıdan geçme tuzağına gitmekle düştük, tabiri caizse, altın küpünün peşine düşmek ve kapıdan geçtiğimizde, yılan bizi ısırdı.

C: Ama bu tekrarlanan bir sendrom.

S: (L) Bu sadece insan ırkı için mi tekrarlanan bir sendrom yoksa tüm yaratılışta mı?

C: İkincisi.[/quote]
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/05/2018 :  11:21:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Bu aralar her konuya maydanoz olmuş gibi hissediyorum kendimi bonafide,bakalım ne zaman duvara toslayacağım dedim mi işte senin düşünce ve haline paralel oluyorum ,oysa başımı silkeleyip almış olduğum bilgileri daha doğrusu bilgi nöronları çalıştırınca sorularına cevap verecek hale geldiğimi görüyorum mesele şu bence,
Ruh yorulmaz zira o sonsuza bağlı bilinç bunu evvel işlemiştim,esasta yorulan seçimi yapıp olanları unutmuş bir forma otomatikman kapatılmış bu bedendeki zihnimiz ,oyunun kuralı bu ,altına kapılıp bakmadan atlayıp gelirsen ve yaşarsan,yaşarken de yanlış notalara basmışsan bunları düzeltmek için tekrar tekrar gelme durumuna giriyorsun bu da oyunun diğer bir kuralı.

Kural falan demekte gerçekten insanı yoruyor ama var oluşta o meşhur denge var, kurallar işte bu yönden devreye giriyor maddedeki hal daha çok etki tepki olarak da işliyor ,yanlışlık doğrulukla düalitede ,

Esastaki yanlışlığımız aldığımız bilgiler her şeyi açıklıyor yeter deyip durmamız, bilinç gelişmeye sonsuza açık kapısıyla orada bekliyor hadi bilgiyi al farkı anla ve gel beraber devam edelim diyor ve yolculuk devam ediyor yedinci yoğunlukla bir olsan da bu maceranın bitimi değil belki yarısı bile değil..


Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 21/05/2018 :  09:54:58  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"Ruh bilinçliliktir nokta" cevabından sonra sanırım ruh hakkındaki idrakimiz bir neticeye oturmuştur aşağıdaki alıntı ise kaçırılma bahsinde neler olduğu hakkında geniş bir açıklama sunuyor burada geçen "ruh uzantısı" tabiri bana baştan ruhun tek olduğu ve bilinçlilik halinde varlıkların kapasitesi kapsamında farkındalık seviyeleri ölçüsünde değer kazanan bir özellik arz ettiği olarak yerleşmiş objektif görüşümü parçalar gibi geldi ,

Oysa daha sonra düşünerek 4. yoğunluk teknolojisinin bizim için bilinmez ve bildiklerimizin yanında fersah fersah uzakta olduğunu hatırlayınca buradaki ruh uzantısı ve üzerinde yapılanlarda yani moleküler çalışmalardan ,ruhla evli olan bedenin klonlama olarak tarif edilen işlevlerinin hiç de bizim bildiğimiz ve tatbik etmekte olduğumuz klonlama ile anlaşılamıyacağını ,K. ların konuları tarif ederken bizim en yakın donelere atıfta bulunarak davrandıklarını ve işin o kadar da kolay olmadığını idrak ettim.

Bu konuyu neden açtım,
İnsanların Tarih boyunca 6 yoğunluk birimleri veya düşünce birliklerinden BH ölçüsünde aldıkları bilgilerin de bu yönde olduğu yalnız bilgiyi aktaranların 4. yoğunluk oluşumlarını tarif ederken 3. yoğunluk doneleri üzerinde adaptasyonda oldukları ve bunun "korku veren bilgiler ve kıyamet alametleri"gibi KH tarafından kişilerce aktarmalar esnasında zamanla çarpıttırıldığını, kullanıldığını ve bu hususta da K.ların da bir ara celselerde bu duruma işaret ettiklerini hatırlatmak istedim,

---------------------------------------------


C: Öncelikle, çok acele sonuç çıkarıyorsun. Gerçekten bir ışık sütununun gelip "seni parçalara ayırdığını",bedenini fiziksel olarak bir uzay aracına taşıdığını, bir çeşit muayene veya buna benzer birşey yaptığını ve sonra da bir acı giderici olmadan bedenini tekrar bir araya getirdiğini mi düşünüyorsun
S: (L) Bunun bana olduğunu söylemedi, kendisine olduğuna söyledi. ... Böyle birşeyin mümkün olup
olmadığıyla ilgili ne düşündüğüme gelince, şimdiye kadar yaptığım araştırmalardan öğrendiklerime göre
sanırım bu mümkün. Söylenen varlıkların zamanı manipüle etme yeteneklerini göz önünde bulunduracak
olursak, böyle birşeyin hiç zaman kaybı farkındalığı olmadan gerçekleşmesi tamamen mümkün.
492
C: Evet, bu doğru, fakat, önceki celselerde "kaçırılma" olarak ifade ettiğiniz şey için kullanılan metodolojiyi ayrıntılı olarak anlattık. Eğer şimdiye kadar elde ettiğiniz transkriptlerin içeriğini kavradıysan, bunun nasıl yapıldığını gayet iyi biliyor olman gerekir. Belirttiğin hipnoz celsesinde söylenenle ilgili yaptığın tanımlama tam olarak doğru değil, ya da en azından, hipnoz celsesi sırasında verilen bilgileri yorumlayış şeklin yanlış.
Burada şu da belirtilmeli ki, "bu doğru değil," veya "o doğru değil" gibi tanımlar kullanmak çok yaptığımız birşey değildir çünkü sizin ve diğerlerinin varlık durumunuzun niteliği, çeşitli derecelerde bağlı ilüzyon içeren türdendir. Bu nedenle çoğu durumda herhangi ve tüm olasılıklar mevcuttur. Fakat, bu bağlı
ilüzyonlardan iki veya daha fazlası yanlış hizalandığında, mutlak doğruluk veya mutlak yanlışlık
mümkündür. Bu olayda, bağlayışta bir yanlış hizalama var ve gerçekten tam bir yanlışlık var. Ayrıca,
kendiniz öğrenmenizi çok istememize rağmen süreci tekrar açıklayacağız çünkü öğrenme eğrisinde fazla
erken bir şekilde sonuca atlıyor olabilirsin, ki bu sıkıntı yaratan birşey ama bununla sonra ilgileneceğiz.
Lütfen bu bilgiyi unutmamaya çalışın çünkü geçmişiniz olarak tanımladığınız gerçekliğinizde meydana
gelmiş olabilecekler yanında, şimdinizin çeşitli olası varyasyonlarında olanlar ve geleceğiniz olarak
tanımladığınız gerçekliğinizdeki olaylar için de bu çok önemli. Bu deneyimlerin niteliği bir bütün olarak
bilinmelidir. Normal olarak, fiziksel bir üçüncü yoğunluk varlığı olarak bir yerden diğerine taşınmazsınız.
Olan şey çok basittir. Normal olarak zaman çerçevesi dondurulur ve "donma" terimini, daha iyi bir terim
olmadığı için kullanıyoruz. Bunun anlamı, üçüncü yoğunlukta fiziksel bedeninizde bu süreçte zaman algısı durur ve bu, insan ırkınızın çeşitli üyeleri tarafından "sıfır zaman" olarak tanımlanmaktadır. Fiziksel bedeni kullanan ruh uzantısı bedenden zorla çıkarılır, başka bir yere taşınır ve inceleme, implantasyon ve diğer amaçlarla ayrı bir fiziksel beden olarak remolekülerize edilir. Sonra da demolekülerize edilir. Ruh uzantısıyla beden kopyalama yapılır. Sonra klonlanan beden demolekülerize edilir ve ruh uzantısı asıl bedene tekrar yerleştirilir. Süreç bu şekilde gerçekleşir. Bazen, kaçırmayı gerçekleştiren dördüncü
yoğunluk varlıkları üçüncü yoğunluk ilüzyonunun zaman referansı noktalarını belirlemede hata
yapabilirler. Bu durum, kaçırılma sonrasında, kaçırılma öncesindekinden farklı bir deneyime girme veya
aynı deneyimin tekrarlanması gibi bir etki yaratabilir, aslında tek bir deneyim yaşanıyor olmasına rağmen.
Sizin durumunuzda da bu gerçekleşti. Sen iki "geminin" geçtiğini algıladığın sırada aslında tek bir gemi
vardı ve burada gemi sözcüğünü, daha açıklayıcı bir terimin olmaması nedeniyle kullanıyoruz. Bunun
nedeni, sıfır zamanda olayın başlangıcındaki ve sonundaki zaman çerçevesi referansı ilüzyonu arasındaki farklılıktı. Bu olayda fazla sorun yaratmaz. Nadir de olsa bazı durumlarda, kaçırılma deneyimini yaşayan kişi, kaçırılma sonrası kendini olayın başladığı noktadan birkaç saat, birkaç gün, birkaç hafta, veya hatta ne yazık ki birkaç yıl öncesinde bulabilir, ve tabii bu da akıl sağlığını yitirme veya benzer sonuçlar doğurabilir. Neyse ki sizin durumunuzda bu olmadı, fakat yine de zaman çerçevesi referansı ilüzyonunda hafif bir kırılma vardı. Aslında tek bir gemi görmüş olmana rağmen iki gemi gördüğünü düşünmenin nedeni buydu. Bu deneyimin tam olarak fiziksel bir üçüncü yoğunluk olayı olmadığını anlamanız çokönemli. Tüm birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü yoğunluk varlıklarının sahip olduğu ruh uzantısı vardır ve kaçırılma sırasında bu uzantı bedenden çıkarılır. Ruh uzantısı aracılığı ile dördüncü yoğunlukta görünen bir kopya veya klon beden yapılır ve beden incelenir ve sonra ruh uzantısı alındığı yoğunluktaki asıl bedene geri konur. Normal olarak süreç bu şekilde gerçekleşir. Çoğu durumda, eğer üçüncü yoğunluk varlığı fiziksel bedeni ile birlikte bütün olarak alınırsa, üçüncü yoğunluğa geri bırakılmaz. Sürekli olarak dördüncü yoğunlukta kalır. Nadir durumlarda geri bırakılma olsa da, bu istisnaidir. Tüm inceleme, algı değiştirme ve implant yerleştirme işlemleri dördüncü yoğunlukta kopya beden üzerinde gerçekleştirilebildiği için, bunların üçüncü yoğunlukta gerçekleştirilmesine ihtiyaç yoktur. Anlıyor musunuz?
S: (T) Yerleştirilen bir implant, üçüncü yoğunlukta aynı yerde durmakta olan asıl bedene nasıl girer?
C: Remolekülerizasyon içeren süreçle. Dördüncü yoğunluğun üçüncü yoğunluğa çevrilişini size tanımlamak çok karmaşık olur, fakat şöyle söyleyebiliriz ki, istendiği durumda, dördüncü yoğunluktaki klon bedende gerçekleştirilen herşey üçüncü yoğunluktaki bedende aynen gerçekleşir. Yalnızca bedenin içindeki bir nesne değil, üçüncü yoğunluğa ait olan bedenin tamamı üzerinde etki edilmektedir.
S: (L) Yani diğer bir deyişle ruh uzantısı dördüncü yoğunluğa gittiğinde fiziksel bedenin bir kopyası üretiliyor ve kopya üzerinde yapılan herşey, ruh uzantısı asıl bedene geri gönderildiğinde o bedende de meydana geliyor.
C: Aynen öyle. Ekleyebileceğimiz tek şey, dördüncü yoğunluktan gelen implantların veya eklenen
maddelerin, remolekülerizasyon yoluyla üçüncü yoğunluğa aynı şekilde çevrilmesini sağlayan bir
teknolojinin kullanıldığıdır.
S: (L) İmplantları çıkarmak veya pasifize etmek için öğrenebileceğimiz veya öğrenmemizi önerdiğiniz
herhangi bir yöntem var mı?
C: Hayır, bedenin ölümüne neden olmadan bunu yapabilecek kapasitede değilsiniz. Ve, bu arada, bunu
yapabildiğini iddia edenlere inanmayın, çünkü yapamıyorlar.
S: (L) Benim yaşadığım olayda birşey yapıldı, burada birşey oldu ve bu beni etkiledi. Bu olaydan sonraki fiziksel durumum, yani son altı veya dokuz aydır yaşadığım ve ara sıra hala yaşamakta olduğum fizikselreaksiyonların, sizin zaman kırılması dediğiniz şeyden kaynaklanıp kaynaklanmadığını merak ediyorum.
C: Ah ah ah. Ah ah ah. Bir konuyu alıp diğerine yerleştiriyorsun. Kendi gerçekliğini yaratıyorsun Laura. Çok etkileyici! Ama elbette yanlış, ne yazık ki! Bahsettiğin şey zaman çerçevesi referansı ilüzyonunun
"kırılmasından" kaynaklanmaz. Bu yalnızca, yaşadığın deneyim hakkındaki psişik izlenimin kendini üçüncü yoğunluk fiziksel gerçekliğine yansıtmasından kaynaklanır. Elbette daha önce de söylediğimiz gibi, ve bunu küçümseyici anlamda söylemiyoruz ama, kendi transkriptleriniz üzerinde yeterince çalışma
yapmıyor görünmenizden dolayı biraz endişeliyiz.

Edited by - Tgur on 21/05/2018 16:50:34
Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/05/2018 :  22:00:14  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Tgur
"ruhun tek olduğu ve bilinçlilik halinde varlıkların kapasitesi kapsamında farkındalık seviyeleri ölçüsünde değer kazanan bir özellik arz ettiği "

bu düşünceyi sana bana bize kasyopalılar söyledi alıntıyı aramaya üşendim şimdi bize yani ekibe söyledikleri şey bizim algı seviyemiz nedeniyle bu sembol ve benzetmeleri yaptıkları olayın ruhun gelişim aşamaları olduğu idi. zaten aksi durumda ruh bilinçliliktir nokta cümlesi havada kalıyor. hangi ruh hangi bilinç yani bu şu insan klonlama olayı gibi üretilen insan normal insana benziyor ve sonra zaman gelecek ona da bi kanal yardımıyla siz aslında sizden daha bilinçli varlıklar tarafından bedenleriniz kullanılmak üzere üretildiniz klonlandınız. bilinçli insanlar daha doğrusu 4. yoğunluk kh diyelim onlara da sizden alacakları parçalarla daha sağlıklı ve uzun yaşamak için yaratttı üretti mi dicekler. tıpkı bize yapılan gibi. saçmalama şampiyonluğunu elimde tutmanın verdiği krediyle o halde ruhun tekamülü nereye yerleşecek bu olayda ben neyin tekamülü için mücadele etmeliyim. iyi kötü savaşında zaten kaybetmişim baştan. baştaki düşünce daha iyiydi. şimdi ise tek bir ruhun ve bedenin klonlanarak farklı bedenlerde farklı yerlerde değişik görevler yapıp tüm olanları idrak edeceği seviyeyi yakalaması süreci ee bu da bizim sürece benziyor kasyopalılar aynı olayı çorba edip kafa mı karıştıyorlar. aslında benim için anlamlı olan ilk bahsedilen ruhun tekamül süreci ki kendimden başkalarından gözlemlediğim bu ruhumu eğitmek farklı yollarla da olsa iyi-kötü değişimlerimiz. bir an klonlamayla yaratılan farklı ruhların etrafta cirit attığı düşüncesine kapılıp düşüşe geçiyazdım.idrakimin açıldığına inanıyorum bozmayın lütfen.

Edited by - bona fide on 23/05/2018 22:05:30
Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 23/05/2018 :  22:58:15  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
bi yandanda aklıma takıldı acaba şu yeni medyada yer alan insan klonlama olayında klonun ruhu hücresi alınan kişinin ruhuna mı sahip olacak gibi soru geldi klonda olsa tam bir insan ve de bu düşüş mü oluyor. zeki bir varlık bu klonu yaratıyor ve yaratılan düşmüş mü oluyor ne olacak klonun ruhsal sureci. ne olacağı varmı hayvanlara yapılanın aynısını ona yapılacak kesilip biçilip öldürülecek ruhu ruh aleminde asıl ruhla birleşecek-mi. insanoğlu tanrının ta kendisi durumu vahşi ve korkunç bir tanrı. süreci uzatanlar bu şerefsiz klonlama yapanlar. bu tür çalışmalar kesinlikle önlenmeli durdurulmalı. her yerde her şeyde ben. hem dünya nufusu azaltılması için çalışmalar yapıyorlar aşıyla savaşla hastalıkla gıdayla hemde klonlama yapıyor sapık şuursuz diğer yanımız. onu durdurmak için dua edicim. bu bakış açısı romantik gelmeye başladı. yani ruhun tekamülü olgusu, olgu kelimesine itiraz olabilir lakin gelişim gösteren sağlıklı faydalı ruhların varlığı az değil. ve yaşam, çevre bu minvalde değişiyor dekor ve kişiler yeni bakış açısına göre değişiyor. sadeleşiyor sakinleşiyor. belki ben çevreye kulaklarımı tıkamış duyarsızlaşmış olabilirim diyenler olabilir hayır farklı, ilüzyon içinde ilüzyon yaratımı gibi bireyin bu bakış açısına göre bir ortam doğuyor. öğrenme sürecinde çelişkilerle başlayan bu mücadelede herkesin hayrına olanı seçmek. her şeyde kendini görmek
tekamüle adım adım yaklaşmak gıdım gıdım yada. sonuçta bu kaos denge için dualite de. sapma olacak mı olmayacak mı ruh tekrar düşecek mi? artı bu sapma ruhun içsel derslerinden uzaklaşması için dikkat dağıtmak bi nevi azmış benliği ki taleplere evet dendiğinde artışa geçer. güçlü bir iradeyle hayır dinlemiyoruz efendim. yüzeysel ve dünya ilüzyonuna yönelik cezbedici tüm proğramları dışarda bırakıp içe yöneliyoruz. kendimle kendime dair ilerleme yada gerileme söyleşim şimdilik bu kadar.
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/05/2018 :  09:04:30  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

"Mesajın Eklenme Tarihi - 07/05/2018 : 09:40:44"
Bonafide dostum yukarıda işaret ettiğim yorumu tekrar okumanı rica ediyorum ,hemen üstlerde başka nasıl kopyalanır beceremedim ve üzerinde biraz daha düşün tabiiki altındaki alıntılarla beraber (celse),
Özetle bu ruh kavramını bir yere oturtmadan bilincinde (en son ruh uzantısı ile ilgili yorumumu da tekrar okuyarak )ders tamamlanmamış oluyor belki de benim dilim çetrefilli anlatamıyorum..
Diğer dostlardan da yardım gelebilir.
Sevgiler.


Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/05/2018 :  09:20:50  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Diğer yandan böyle yaptığımda başımdan atmış gibi kaba bir tavır takındığımı fark ettim ,bu yönden mazur gör,içtenlikle maksadımın bu olmadığını anladın sanırım

İşin özünde 4 .yoğunluk yüksek ve aklımızın eremediği yüksek teknolojisi var hatta celselerin bir yerinde "1, 2 yoğunluktakiler sizlerin yaptıklarını anlayabiliyorlar mı"size karşı bir şey yapabiliyorlar mı" gibi bir atıfta da bulunmuşlardı ,yani biz de 4 KH a karşı biçareyiz,buna göre kaçırmalarda bahsettikleri "ruh uzantısı" diye tabir ettikleri o tek ruhtan ayrılıp işlenebilir üzerinde oynanabilir özellik arz ettiğini ortaya koyuyor, bunları klonladıkları bedenlere koyabiliyorlar ,

Bizim yani dünyadaki klonloma hadisesinde bilmiyorum belki ruh uzantısı o yeni bedene otomatik geçiyordur ve o bedendeki zihnin işleyişine göre şekil alıp gelişiyor veya yerinde sayıyordur.



Edited by - Tgur on 24/05/2018 09:21:55
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/05/2018 :  09:28:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Tasavvufta "külli irade ,cüzzi irade ,ferdi irade " diye ruhun şekilleri hakkında bir izah vardı, kül= hepsi,tek demek, cüz=bütünden kopmuş parça ,ferdi ise burada bireysel iradeyi davranışı ,zihnin gelişebildiği kadar seçimlerini anlatıyor.

Bunu da izah ve muhakeme platformuna koyabilirim.

Go to Top of Page

bona fide


332 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/05/2018 :  20:20:54  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Tgur bahsettiğin sana ait olan yazı ve celseden şunu mu anlamalıyım: tek ruh var bedenlenmiş varlıklara her şeye tek ruh kontrolünde yani her canlıdaki ruh aynı frekansla göreve başlıyor varlıkların arzularındaki yada hayal güçlerindeki değişimler ruhu farklıymış gibi algılamaıza sebey oluyor yani ikimiz aynı ruha sahibiz arzularımızın seviyesi sınırı bizi farklı kılıyor gibi mi çok mu çorba oldu. ruh varlıklara yaratılanlara enerji veren bir ışık ve he ryaratılanın kabına göre şekil mi alıyor agaça taşa kuşa insana tiplere çiçeklere bitkiler ehepsinde değişik tezahür ediyor ruh güneş mi yoksaa! çüş artık. tamam son kısım şaka ama bu berbat bi çorba oldu sahiden tgur aşağıdaki alıntı nedir çözemedim ben. en iyisi ben soru filan sormayım dimi.

sana ait alıntıyı teknoloci dehası, kim? ben tabi sunar,

C: Başkalarının seni yolundan alıkoymasına kesinlikle izin verme. Seni gerçekten uzaklaştıracak pek çok girişime maruz kaldın. Şimdi birkaç bildiri geliyor: Dur. Varolan herşey sadece birer derstir. Bu sonsuz bir okul. Herhangi birşeyin varolmasının başka hiçbir amacı yok. Cansız madde bile öğreniyor. Herşey bir "İlüzyon". Her bir birey aklında tüm varoluşa sahip. Şimdi bunu biraz düşün. Her bir ruhun gücü sonsuz ve eğer nasılını bilirse tüm mevcudiyeti yaratabilir veya yokedebilir. Siz ve biz ve diğer herkes, varolan herşeye ortak sahip oluşumuzla birbirimize bağlıyız. Eğer istersen yeni evrenler yaratabilir ve o evrenlerde yaşayabilirsin. Hepiniz içinde yaşadığınız evrenin bir kopyasısınız. Aklınız varolan herşeyi temsil ediyor. Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek "eğlence."
S: (L) Ne kadar çok şeye erişilebileceğini görmek kimin için eğlence?
C: Herkes. Zorluklar eğlencedir. Aklının sınırı nerede sence?
S: (L) Nerede?
C: Biz sorduk.
S: (L) Sanırım bir sınır yok.
C: Eğer sınır yoksa, senin kendi aklın ile başka herhangi bir şey arasında fark nedir?
S: (L) Eğer nihayetinde herşey birse, sanırım bir fark yok.
C: Doğru. Eğer iki şey mutlak olarak sınırsızsa, o iki şey tamamen aynı şeydir
--------------------------------------------------------------------
S: (L) Her bir ruhun mutlak gücü olduğunu ve tüm varoluşu yaratabileceğini ve yok edebileceğini söylediniz. Bu diğer ruhların varlığını da kapsar mı?
C: Evet. Ama bundan daha karmaşık. Başka bir celsede daha fazla açıklama yapacağı
---------------------------------------------------------------------------
C: Ruhlar bu gezegene "doğmaz". Ruhlar hiçbir zaman doğmadılar! Ve hiçbir zaman da ölmeyecekler!
------------------------------------------------------------------------
S:(TR) Ruhların yüzde elliden fazlası 6'ya ulaştığında ve 7'ye geçmeye hazırlandığında, geri kalanların hepsi de otomatik olarak 7'ye mi geçecek?
C: Doğru kavram değil. 3'üncü yoğunluk "Yılan Kardeşliği" ilhamlı matematiksel hesaplama ve fikirleri kullanıyorsun.
S:(J) Yani bu işin yüzdesi yok. (TR) Yani her bir ruhun oraya ulaşması gerek. (V) 3'üncü yoğunluk matematiğini uygulayamayacağımız kadar yüksek değil bu bence. (TR) Çoğunluk diyelim.
C: Hayır. Hala 3'üncü yoğunluk matematiğini kullanıyorsunuz.
S:(L) Pekala, 7'nci yoğunluğa kesin geçişin ölçütleri nedir?
C: Derslerin tamamlanması.
----------------------------------------------------------------------------
S:(L) Reiki, iyileştirme yeteneklerini anında %50 arttıracaktır. (GB) Ruhun yaşadığı süreci açıklayabilir misiniz?
C: Ruh bilinçliliktir, nokta.
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 25/05/2018 :  10:00:55  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bonafide son sorunla "kurtçuk dolu bir kutu" açtırdın bravo,

Ruh kavramının " bilinçliliktir nokta" ile bir yerlere vardığımızı sanıyorduk gerçi onun yani o anlayışın genel olarak ne anlatmak istediğini anladık büyük bir anlatımı var ,tekamülün her şey olduğunu belirtiyor ve şunu da anladık ki her varlığın gelişiminde devrede olan bir durum..

Şunu söylemek istiyorum ,ilkel olarak ruhlanma konusunun sadece insan ve onun tekamülü ile ilgili olduğu varsayımı üzerinde kalmak fikri baskın gibiydi ama aşağıdaki alıntıları (ruhla ilgili hepsi değil bir kısmıdır) inceleyince öyle olmadığını görmekteyiz ,
Yani mineral,flora ve faunanın da kendine özgü ruhları var ve bilinçlilikleri de mevcut ancak insandaki bilinçlilik hali ve 7 yoğunluğun diğer bütün varlıklar ile iletişimi bir ara yüz gibi olan insan yolu ile olduğundan (ki bunu evvelki yorumların birinde incelemiştik) önem kazanmakta ve başka özel bir konuma gelmekte..
Bunun yanında ruhsuz ruh bağlantısı olmayan organik portalları da ayrıca bir yerlere koymak lazım onlar varlık ama arıza yapanlar ,iki yoğunluk arasında geçişte ,

Sonuçta her ilgilenen dost aşağıdaki alıntıları da inceleyip bir yerlere varmaya çalışacak sanırım ve sen de biraz daha kafan karışmış halde olacaksın gibi ,üzgünüm..
--------------------------------------

S: (L) Ruhla bedenin etkileşiminin bir yan-ürünü var mı?
C: Bu etkileşim hem pozitif hem de negatif nitelikte yan-ürünler meydana getirir.
S: (L) Bu yan ürünler nelerdir?
C: Önce hangisi?
S: (L) Pozitif.
C: Pozitif yan-ürün göreli enerjide meydana gelen bir enerji artışıdır. Bu enerji ruhun ve onun tek boyutlu ve
iki boyutlu etkileşimli partnerlerinin öğrenme sürecini hızlandırır. Partnerler flora, fauna, mineraller
vb'dir. Bu kısa dalga döngüsündeki fiziksel/ruhsal transfer yoluyla hepsi tekrar-birleşmeye doğru olan
gelişim ve hareketi daha hızlı bir şekilde deneyimler. Negatif olarak ise aynı varlıklar için pek çok negatif
durum söz konusu olur, çünkü 1. ve 2. bilinç yoğunluğu seviyesinde bulunan flora ve fauna normal olarak
fiziksel düzlemde uzunvadeli veya uzun dalga döngülü bir deneyim yaşayacaktı ama insanlarla olan
etkileşimleri nedeniyle kısa dalga ruhsal/fiziksel döngüde deneyim elde etmek durumundalar
----------------------------------------------------------
C: Hem Kertenkele Varlıkları olarak tanımladıklarınız hem de Griler olarak tanımladıklarınız. Her ikisinin
hayatta kalması için bu gereklidir. Griler Kertenkele Varlıklarının yapay bir tasarımı olmaları bakımından
kısa dalga döngüsünün doğal birer parçası olmamakla birlikte yine de Kertenkelelerin beslenme işlevlerini
taklit ediyorlar.
S: (L) Kertenkele varlıklarının yapay yaratımları olduklarına göre ruhları yok mu demek oluyor?
C: Doğru.
S: (L) Nasıl işlev gösteriyorlar? Robot gibiler mi?
C: Kertenkele varlıklarının ruhlarıyla etkileşme yoluyla işlev gösteriyorlar. Bu teknoloji sizin aşina olduğunuz teknolojiden aşırı ölçüde daha fazla gelişmiş bir teknolojidir; Griler yapay olarak tasarlanıp üretilme bir yana, doğrudan Kertenkele varlıklarının zihinsel ve psişik birer projeksiyonu olarak işlev gösteriyorlar.
Dört boyutlu birer araç gibiler.
S: (L) Dört boyutlu araçlar olarak yetenekleri neler?
C: Kertenkele varlıklarının tüm yeteneklerine sahipler ama tabii fiziksel görünüşleri tamamen farklı, kendi ruhları yok ve ayrıca biyolojik yapıları içsel olarak farklı. Ancak işlevleri aynı ve projeksiyon varlıklar olarak kalabilmek için hem ruhsal olarak hem de fiziksel olarak Kertenkele varlıklarıyla aynı şekilde besin tüketmeleri gerekiyor. Gerekli yakıtın negatif enerji olmasının nedeni ise hem Kertenkele varlıklarının hem de Grilerin dördüncü yoğunluk seviyesinde yaşıyor olmalarıdır. Dördüncü bilinç yoğunluğu seviyesi,bu varlıklarda olduğu gibi yalnızca kendine hizmet ederek varolunabilen en yüksek yoğunluk seviyesidir.
Bu yüzden negatif enerji tüketmeleri gerekir çünkü dördüncü yoğunluk seviyesi, kendine hizmetin yani
negatif düşünce kalıbının en yüksek örneğidir. Dördüncü yoğunluk seviyesine üçüncü yoğunluk
seviyesinden ilerlenerek gelinir. Yukarı doğru her bir yükselişte, bireysel bilinçli varlığın varoluşu o kadar daha az zor hale gelir. Bu nedenle dördüncü yoğunlukta varoluş, üçüncü yoğunluktakine göre daha az zordur ve üçüncü de ikinciden daha az zordur vs. Ruh enerjisi üzerinde daha az yük yaratır. Bu nedenle dördüncü yoğunluk seviyesinde varolan varlıklar üçüncü yoğunluk seviyesinde varolan varlıklardan negatif ruh enerjisini çekebilirler. Aynı şekilde, üçüncü yoğunluk seviyesindeki varlıklar, ikinci yoğunluk seviyesindeki varlıklardan enerji çekebilir. Bu enerji alış biçimi diğeri kadar gerekli değildir ama gene de yapılıyor. Üçüncü yoğunluk seviyesinde bulunan insanların ikinci yoğunluk seviyesindeki hayvan krallığındaki varlıkların sıkça sıkıntı ve acı çekmesine neden olmalarının sebebi de budur; çünkü sizler de esas olarak kendine hizmet eden varlıklar olarak ikinci seviye ve birinci seviyedeki varlıklardan negatif ruh enerjisi çekiyorsunuz.
----------------------------------------------------------
S:(L) Dünya gezegenindeki bedenlere giren ruhlar nereden geldi? Buraya gelmeden önce başka bir
gezegendeki bedenlerde miydiler?
C: Bu grup değil.
95
S:(L) Evrende bir yerlerde dolaşıyorlar mıydı?
C: Bir'le birlik halinde. Süper eski Lusifer, Düşen Melek, efsanesini duydunuz mu?
S:(L) Lusifer kim?
C: Siz. İnsan ırkı.
S:(L) İnsanların ruhları daha büyük bir ruhun parçaları mı?
C: Evet. Yakın. Bir. Tüm düşenler "zor yolu" öğrenmek zorundadır.
S:(L) Fiziksel gerçekliği deneyimleme isteğinin aslında düşme eylemi olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Sizler parçalı bir ruh biriminin üyelerisiniz.
S:(L) Fizikselliği istemenin "düşmek" anlamına gelmesi nasıl oluyor?
C: Kendi için zevk.
---------------------------------------------------------------
S: (L) Siz derken insanların ilk prototiplerini mi kastediyorsunuz?
C: Bütün prototipler.
127
S: (L) Bu prototipler diğer gezegende geliştirildiği sırada ruhları var mıydı?
C: Sonradan eklendi.
S: (L) Diğer gezegendeki o prototiplerde hangi ruhlar bulunuyordu?
C: Aynı.
S: (L) Yani ruhların fiziksel hayata girmelerini betimleyen 'Lüsifer'in Düşüşü' efsanesi aslında bu diğer
gezegende meydana gelen bir olaydı, öyle mi?
C: Evet.
-----------------------------------------------------------------
S: (L) Kaçırılan kişilerden aldıkları doku örneklerini veya parçaları ne yapıyorlar?
C: Klonlama.
S: (L) Eğer klonlamada kullanacaklarsa neden o kadar büyük parçalar alıyorlar?
C: Klonlama sürecinin bütün ayrıntılarını henüz bilmiyorsunuz.
S: (L) Anne karnındaki ikiz bebekleri veya ikizlerden birini alıp yapay olarak büyütüyorlar mı?
C: Bunu yaptılar.
S: (L) Bunu çok sayıda mı yaptılar?
C: Tanımla.
S: (L) Bu çok sık mı meydana geliyor?
C: Hayır.
S: (L) İkizlerden birinin alınmasının amacı nedir?
C: Hangisinin ruh için daha uygun bir hazne olduğunu anlamaya çalışıyorlar: ikizlerden biri veya klon. [Bu
durumda akla, neden ikisinden birine karar vermeye çalıştıkları sorusu geliyor. Klonlar ile gerçek bedenler
arasında ve ikizlerden biri ile diğeri arasında Kertişlerin amacı için hayati önem taşıyan bir ilişki mi var?]
S: (L) Bu ikizleri gemilerinde veya kendi yaşam bölgelerinde mi yetiştiriyorlar?
C: Evet.
S: (L) Peki onlara iyi davranıyorlar mı?
C: Açık.
S: (L) Onlara çok şey öğretiyorlar mı?
C: Evet.
S: (L) Bunu insanların beyin kapasitesini test etmek için mi yapıyorlar?
C: Ve başka sebeplerle.
S: (L) Ben böyle bir ikizlerden biri miydim?
C: Hayır.
S: (L) Klon ile ikizler arasında hangisinin daha uygun bir hazne olduğunu belirlemeye çalışmalarının nedeni
nedir? Neyin haznesi?
C: Geleceğe dönük bir proje.
S: (L) Nasıl bir proje?
131
C: Fiziksel realiteleri değiştirme.
S: (L) Fiziksel realiteleri kim değiştirecek? Hazırladıkları bedenlere kendileri girip insan ruhlarını da onların
eski bedenlerine girmeye mi zorlayacaklar?
C: Hayır.
S: (L) Hazırladıkları bedenlere girip kendi fiziksel gerçekliklerini mi değiştirecekler?
C: Evet.
S: (L) Yani içine kendileri girebilecekleri bir grup ruhsuz beden hazırlıyorlar?
C: Deneyecekler.
------------------------------------------------------
S: (L) Dünya üzerinde ruha sahip başka herhangi fiziksel bir varlık var mı?
C: Hepsinin var.
S: (L) Peki insan ruhu, örneğin bir hayvanın ruhundan farklı mı?
C: Elbette.
S: (L) Dünya üzerinde insan ruhu gibi ruhu olan, insanla aynı seviyede başka bir fiziksel varlık var mı?
C: Hayır.
S: (L) Yunusların ve balinaların çok ilerlemiş ruhları olduğunu duymuştum. Bu doğru mu?
C: Tüm ruhlar ileridir.
S: (L) Peki balinalar insanlar gibi bilinçli, düşünen, kendinin farkında olan varlıklar mı?
C: Elmalar ve portakalların karşılaştırılması.
S: (L) Balinalar çok büyük hayvanlar, ruhları da daha mı büyük?
C: Alakasız.
S: (L) Balinalar veya yunuslarla iletişim kurmanın bir yolu var mı veya bir yunusla, balinayla veya bir fille
mantıklı, bilinçli bir iletişim kuracak şekilde bir tercüme yöntemi geliştirilebilir mi?
C: Telepatik seviyedeyken böyle şeylere gereksinim duyulmaz.
S: (L) Yunuslar ve balinalar telepatik iletişim kurabiliyor mu?
C: Evet. Köpekler de öyle ve kediler ve yılanlar vs de. Yalnızca insanlar "üstün" sözlü iletişim sanatını
öğrendiler.
S: (L) Tabii sözlü iletişim aynı zamanda son derece sınırlandırıcı olabilir, değil mi?
C: Biz de bunu kastetmiştik.
S: (L) Bu bir dokundurmaydı yani öyle mi?
C: Mizah.
S: (L) Balinalar kendi aralarında uzun süreli bağlar kurup sevgiyi hissedebiliyorlar mı?
C: Evet.
S: (L) Köpekler sevgiyi hissediyor mu?
C: Köpekler ihtiyacı sevgi olarak hissediyor.
----------------------------------------------------------
(L) Rafta "Mikail'den Mesajlar" (Messages from Michael) denen bir kitap buldum. Bu varlık, ruhların
sürekli olarak evrende bir yerdeki bir çeşit ruh jeneratöründen çıktığını söylüyor. Bu bilginin kaynağı
nedir?
C: 3'üncü yoğunluktaki bedenli bir varlık.
S: (L) Bu bilgi kesin olarak doğru mu?
C: Hayır. Ruhlar zaten yaratılmıştı.
S: (L) Yani zamanın ilk anında mı?
C: Evet.
S: (L) Herşey çok biçimsiz görünüyor.
C: Bu sizin algınız.
--------------------------------------------------------------
S: (L) Yaşadığını iddia ettiği kaçırılmalardan kaç tanesi sanal gerçeklik türündeydi?
C: Yaklaşık olarak yarı-yarıya.
S: (L) Sanal gerçeklik kaçırılmasında kişinin herhangi bir parçası gerçekten çıkıp başka bir boyuta gidiyor mu?
C: Ruh kopyalaması.
S: (L) Yani ruhun bir kopyası, yani gölgesi gibi birşey ya da belki ruhun holografik bir parçası başka bir boyuta
taşınarak birşeyler yaşıyor, bunu mu kastediyorsunuz?
246
C: Söylediğine yakın.
S: (L) Yani bir kişi bir sanal gerçeklik kaçırılması yaşadığında bu bir seviyede onların yaşadığı gerçek bir
deneyim mi?
C: Gerçek.
S: (L) Ama fiziksel bedenleri kaçırılmıyor veya bir yere gitmiyor, öyle mi?
C: Orijinal gitmiyor.
S: (L) İlginç. (D) Bu şey gibi mi... (L) Ruh kopyalanması...
C: Fotokopi makinesini düşünün, benzer bir kavram.
S: (L) Fotokopi mi? E---'nin kaçırılmalarının yarısı bu türde sanal gerçeklik kaçırılması mı?
C: Evet.
-----------------------------------------------------
S: (L) Ruhun kendi duyguları mı var?
C: Yakın.
S: (L) Ruh ne tür duygular deneyimliyor?
249
C: Karmaşık.
S: (L) Örneğin ruh, mutlak bir manada nefreti deneyimleyebilir mi?
C: Aynı halde değil.
S: (L) Peki psikolojiyle ilgilenirken en iyi yaklaşım nedir? İyileşme sağlamak için kişinin varlığının hangi
yönüne bakmak gerekir?
C: Bilinçaltı zihni.
S: (V) Psikolojinin duyguları incelediği şeklindeki tanım yeterli ve doğru bir tanım mı?
C: Hayır. Bilinçaltı, beden içinde de, beden dışında da aynıdır.
S: (V) Bilinçaltı ruhun bir parçası mı?
C: Bir ve aynı.
S: (V) Yüksek benlik denen şey, ruh ve bilinçaltıyla aynı şey mi?
C: Evet.
S: (V) Peki bana psikolojinin gerçek tanımını yapar mısınız?
C: Yarı.
S: (L) Yarıdan kastettiğiniz şey nedir? Yarı nedir?
C: Yarı ruhsallık.
S: (V) Benim planlamakta olduğum gibi, psikolojiye yaklaşımda ruhsal kısım ile bilinçaltı ksımını birleştirmek
iyi bir yol mu?
C: "Etkilere" dikkat et, kolayca etkileniyorsun.
S: (V) Bu etkiler doğrudan bana mı yoksa ruhsal psikoloji fikrime dönük etkiler mi?
C: Evet. Ve hayır.
S: (V) Hangi etkiler?
C: Herhangi.
S: (V) Yani açık, öyle mi? (L) "Gerçek" psikolojiyle ilgili soruyu yanıtlamadın. Sadece "yarı" dedin. Gerçek
psikoloji nedir? Bilinçaltı zihninin incelenmesi mi?
C: Gerçek psikoloji yalnızca yarım.
S: (L) Peki gerçek psikolojinin tanımı nedir? Söylediğim gibi mi? Yani bilinçaltı zihnin incelenmesi mi?
C: Zihnin fizyolojik temelli incelenmesi.
S: (L) Yani fizyolojinin, hormonların, kan şeker seviyesinin, çeşitli organların durumunun zihin üzerindeki
etkileri; bunların düşünce süreçlerini nasıl etkilediği, öyle mi?
C: Yakın.
S: (L) Ve bu tanımın yarısı. Başka ne var?
C: Eksik kısım ruh.
S: (L) Peki ruhsal yarı üzerinde çalışan kişi, enerjisini neyin üzerinde odaklar? Meditasyon teknikleri mi,
evrenin doğasını anlamak mı, yoksa fizikle mi ilgili, hangi alanlar?
C: Elmayla portakalı karşılaştırmak gibi.
S: (L) Kastettiğin şey, ruhsal psikoloji uygulamasıyla karşılaştırıldığında bu şeylerin birbiriyle ilgisiz olduğu
mu?
C: Hayır. Ruhun, sizin bildiğiniz şekliyle psikolojiyle bir ilgisi yoktur.
250
S: (L) Ama bize bahsettiğiniz bu teorik psikolojide ruhsal yönü nereye oturtuyorsunuz?
C: Tamamen yeniden-yapılandırılmış bir teori.
S: (L) Tamam, peki bu tamamen yeniden-yapılandırılmış teoriyi nasıl tanımlarsınız?
C: Çok fazla karmaşık.
-----------------------------------------------------
S:(L) Neden Dünya daha düşük bir yoğunlukta ve biz de sanki soğukta bırakılmışız gibi görünüyor? Onlar bizi
biliyor ama biz onları algılayamıyoruz. Neden? Bu hususta neden yalnızız? (D) Dünya hepsinden sonra mı
yaratıldı?
C: Hayır, hayır, hayır.
286
S:(T) Bizimle etkileşiyorlar mı?
C: Tamam, durun, yavaşlayın! Yeniden inceleyin: 1'inci yoğunluk kim?
S:(L) Kayalar ve mineraller, değil mi?
C: Ve?
S:(L) Bitkiler mi?
C: Evet. Şimdi, onların sizinle ilgili farkındalıkları sizce ne olabilir?
S:(L) Kayaların ve bitkilerin bize dair algıları mı? Aman tanrım! (V) Bu ilginç bir ifade şekli. Harika bir örnek.
(TR) Daha üst yoğunluktaki varlıkların bizim farkımızda olmalarına rağmen bizim neden onların farkında
olmadığımızı sorarken, bizden daha aşağı seviyelerdeki varlıkların bizimle ilgili farkındalıklarının ne
olduğunu da sormamız gerekiyor. (J) Herhalde bizim 4'üncü yoğunluğa dair farkındalığımızdan fazla
değildir. (TR) Ama bir bitkiye müzik çaldığında bunu bir şekilde fark ediyor, çünkü onun daha iyi
büyümesini sağlıyor. (L) Müzik bir varlık değil. (TR) Bir enerji dalgası. (J) Bir saniye... söyledikleri şey şu:
onların bize dair farkındalıkları, bizim 4'üncü yoğunluk varlıklarına dair olan farkındalığımızdan fazla değil.
(TR) Yani onların bizimle olan etkileşimleri, bizim bitkilerle olan etkileşimimiz gibi mi?
C: 2'nci seviyede kim var?
S:(L) Hayvanlar. (TR) Böcekler, düşük yaşam formları.
C: Şimdi dikkatlice düşünün, onların sizinle ilgili farkındalık ve daha da önemlisi anlayış seviyesi nedir?
S:(L) Sanırım bir şekilde bizim farkımızdalar ama bizi anlamıyorlar... (TR) Bazıları bazı noktalarda anlıyor... (T)
Bizi belirli bir ölçüde anlıyorlar... (F) Ama onların bizimle ilgili anlayışları, bizim onlarla ilgili anlayışımızdan
tamamen farklı. Diğer bir deyişle, onlar iri ve hantal varlıklar görüyorlar ama neler olduğunu bilmiyorlar.
(L) Ouspensky'nin hayvanların insanları nasıl algıladıklarıyla ilgili açıklaması gerçeğe yakın mı?
C: Yakın.
S:(L) Tamam, 1'inci yoğunluk, mineraller ve bitkiler... Kayalar ve mineraller, büyüme, suda çözünme,
erozyon ve diğer yollarla bitkilerle birleşiyor. Gerçekten sınırlı bir varlıkları var. Ve çoğunlukla hayvanlar
gelip onları yiyor. (F) Arılar çiçekleri polenliyor. (L) Ağaçlarda çok çeşitli hayvanlar yaşıyor. (T) Bazı
hayvanlar yer altında ve mağaralarda yaşıyor. (TR) Yani kayaların, minerallerin ve bitkilerin, onlarla çeşitli
şekillerde etkileşen hayvanlarla ilgili gerçekten sınırlı bir anlayışı var.
C: Evet, ve siz de sizin üzerinizdeki yoğunluklarla ilgili sınırlı bir anlayışa sahipsiniz.
S:(L) Gene de şu soru ortaya çıkıyor ki... (TR) Örneğin bugün hepimiz yıldırım dediğimiz birşeyi deneyimledik
ama bundan fazlası olduğunun hepimiz farkındaydık. 4'üncü yoğunlukta olan birşeyi bir şekilde algıladık.
O realiteyi sınırlı bir şekilde algıladık.
C: Laura, zihnindeki blokları kaldır; kayalar ve bitkiler sizi "görüyor mu?"
S:(J) Muhtemelen görmüyorlar. (D) Tam olarak bilmiyoruz. (TR) 1'inci yoğunluk maddelerinin 3'üncü
yoğunluktaki yansımalarını görüyoruz. 1'inci yoğunluğu kendini algıladığı gibi görmüyoruz. 4'üncü
yoğunluktakiler de bizi bizim kendimizi algıladığımız gibi değil, 4'üncü yoğunluğa yansıdığımız şekilde
görüyorlar.
C: TR, hızlı bir ilerleme kaydediyorsun. Laura kıçını oynatmakta zorlanıyor! [Gülüşme]
S:(V) Merak ediyorum. Kayalar birbirlerini görüyor mu? (L) Soralım. Kayalar birbirlerine baktıklarında ne
görüyorlar?
C: Birbirlerini algılayabiliyorlar.
S:(L) Bir kaya bir diğer kayanın farkına varlığında algıladığı şey, bizim dıuyu organlarımızdan hangisine daha
yakın?
C: Bu çapraz bir kavramsallaştırma ve işe yaramaz.
287
S:(L) Yani bir kayanın algıladığı şeyi yorumlamamızın bir yolu yok. Diğer bir 1'inci yoğunluk örneği de bitkiler.
Bitkilerin belirli bireylere pozitif olarak, belirli bazı bireylere de negatif olarak tepki gösterebildiklerini
biliyoruz. Bitkileri poligraf makinelerine bağlayarak bu tepkileri ölçmüşler. (J) Müziğe de tepki veriyorlar.
(TR) Üçüncü yoğunlukta görünen tepkiler.
C: Evet.
S:(L) Eğer bitkiler birbirleriyle etkileşiyorsa, birbirlerine karşı bir yakınlık duyuyorlar mı?
C: Buna benzer birşey.
S:(L) Bir bitkiyi yediğimizde bu onu incitir mi?
C: Bir "Kertiş" sizi yediğinde bu sizi incitir mi?
S:(TR) Evet, biz 3'üncü yoğunluktayız ve 1'inci ve 2'inci yoğunluğu yiyoruz, 4'üncü yoğunluk da bizi yiyor. (D)
Biz bitkileri yiyoruz, Kertişler bizi yiyor, peki yemeden nasıl hayatta kalabiliriz?
C: Fizikselliğe duyduğunuz arzuyu bıraktığınızda, yemek yemeğe ihtiyacınız olmayacak.
S:(L) Yani fiziksel varoluşa düşüş ve cennet hikayesi kısmen fiziksellik ve yeme ihtiyacı ile ilgili.
C: Lusifer, "Düşen Melek." Bu sizsiniz.
S:(L) Yani "düşmek", başka hayatlarla, başka canlılarla beslenmek zorunda olduğun fiziksel bir varoluşa
girmek anlamına geliyor, öyle mi?
C: Evet.
S:(TR) Bitkiler 1'inci seviye varlıklarla örneğin kayalar, sular vb ile beslendiğinde, 1'inci yoğunluk acı
hissediyor mu?
C: Bu husus üzerinde durmamız gereksiz. Bu konuyu irdeledik.
S:(TR) Yani bir bitki besin aldığında... (L) Bitki minerallerle aynı yoğunlukta, yani bu şey gibi... (TR) İki ayrı
varlık birleşiyor gibi mi? (V) Jeffrey Dahmer gibi... [Gülüşme] ... (LM) Mineraller suda çözünüyor ve sonra
bitki tarafından emiliyor, bunda ne acı olabilir?
C: Subjektif, LM.
S:(L) Belki örneğin fosfatın suda çözünmesi, onun için bir nevi ölümdür...
C: Yakın. Yalnızca 3'üncü seviyede algıladığınızda ve varolan tek algının bu olduğunu düşündüğünüzde
kendinizi sınırlandırıyorsunuz.
S:(L) Yani diğer bir deyişle, 4'üncü seviye anlayış üzerinde çalışırken 1'inci, 2'inci ve 3'üncü seviyeyi de
algılayabilmeliyiz, öyle mi?
C: Hayır. 4'üncü, 5'inci ve 6'ncı üzerinde çalışın.
S:(L) Altımızda ne olduğunu anlama egzersizi olarak 1'inci ve 2'inci yoğunluk seviyelerini de anlamak faydalı
olmaz mı?
C: Her zaman yükselmeye çalışın.
S:(V) Gelişen ruhlar olarak 1'inci ve 2'nci seviye çalışmalarımızı zaten tamamlamadık mı?
C: Evet.
S:(V) Geri adım atmaya gerek yok. (TR) 4'üncü seviyedeki Kertişleri kim yiyor?
C: Kimse. 4'üncü seviye, KH'nin tam ifadesinin mümkün olduğu son yoğunluktur.
S:(TR) Yani 5'inci ve 6'ncı seviyedeki varlıklar saf enerjiyle besleniyorlar.
C: Evet.
S:(TR) 4'üncü seviye tam KH için son aşama. Peki "düşünme ve değerlendirme" seviyesi olarak
tanımladığınız 5'inci seviyedeki bir KH varlığının durumu nedir?
288
C: 1'inci, 2'inci, 3'üncü ve 4'üncü seviyenin ruhları, enkarnasyonları arasında 5'e gider.
S:(T) Yani 4'üncü seviyedeki varlıklar, bir sonraki enkarnasyonları için 4'e dönmeden önce 5'inci seviyeye
gidiyor?
C: Aynen.
S:(T) Bu yüzden düşünme ve değerlendirme seviyesi olarak isimlendiriliyor
-----------------------------------------------------------
S:(L) Sormak istediğim bir soru var ve bunu tartışıp tartışamayacağımızı bilmiyorum çünkü biraz tartışma dışı
bir husus. Ruhun elektromanyetik kalıbının başka bir varlık veya enerji kaynağı tarafından, dışarıdan zorla
değiştirilip değiştirilemeyeceğini öğrenmek istiyorum.
310
C: Hayır.
S:(L) Bir kişinin ruh kalıbı o kişinin bütün deneyimlerinin toplamıyla mı belirleniyor?
C: Denklemin parçası.
S:(L) Bir kişi ruhunda, tüm boyutlarda yaşadığı tüm deneyimlerin anılarını taşır mı?
C: Anılar, "Geçmiş, Şimdi ve Gelecek"in yansımasıdır.
S:(L) Yani eğer yansımalar... (J) "Biz gelecekteki siziz!" (L) Evet, yani Kertişler veya Oryonlar dahil hiçbir dış
güç...
C: Bizi hatırlayabilirsiniz.
S:(L) Bize olan herşeye bir seviyede erişilmesi mümkün, doğru mu?
C: Evet.
S:(L) Ve başka bir varlığın gelip deneyimimizin bir kısmını silmesi ve bir şekilde kendi yarattıkları birşeyle
değiştirmesi mümkün değil, öyle mi?
C: Saçma!
----------------------------------------------------------------
S: (L) Sezgisel bilgi ile duygusal tepkiler arasındaki farkı nasıl anlayabiliriz?
C: Duygular arzulu düşünme içerir; sezgiler daha derinden gelen hislerdir, ruhsal niteliktedir ve daha
güçlüdür. Arzulu düşünme olduğunda, aklınızı kullanırsanız ve geçmişteki derslerinizi incelerseniz,
sızmakta olan ruhsal içgüdünün de varlığını algılayabilirsiniz.
--------------------------------------------------------------
S: (L) Mouravieff “Adem-öncesi” insanların yüksek merkezlere sahip olmadığını ve bu döngüde bu
merkezleri geliştirme olasılıkları da olmadığını söylüyor. Ki Mouravieff’in bahsettiği bu döngü, sizin daha
önce bahsettiğiniz ve 300.000 yıl civarında olduğunu söylediğiniz Büyük Döngü oluyor sanırım. Bu tanım,
“Adem-öncesi” varlıklarıyla ilgili doğru bir tanım mı?
C: Evet, onlar yoğunluk seviyeleri arasındaki “organik” portallar. (ç.n.: portal: geçiş/geçit/köprü. Bu
bağlamda kastedilen şeyliyle ‘organik portal’: iki yoğunluk seviyesi arasındaki geçiş türü.)
1499
S: (L) Mouravieff’in dediklerine bakılırsa, bu tür bireylerin bilinçlerini arttırmaya yönelik herhangi bir çaba
başarısız olmaya mahkum.
C: Büyük ölçüde. Bunların çoğu çok etkili birer makine. Psikopat olarak tanımladıklarınız “arıza” yapanlar. En
iyi olanları, uzun ve dikkatli gözlem dışında ruhlu bireylerden ayırt edilemez.


Edited by - Tgur on 25/05/2018 13:29:49
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 28/05/2018 :  09:25:35  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Evvela bir alıntı ,belki bu sitede yayınlanmış olabilir,
https://youtu.be/pTM3ivJWYHg ,
sonra K.dan bir bölüm,
------------------------------------------------------------
C: Peki, üçüncü yoğunluk ve dördüncü yoğunluk maddesinin parçalanmadan ışık hızına erişmesini sağlayan eksik faktör nedir? Düşün...
S: (RS) Bu nükleer fiziğin temel konusu... Madde ışık hızına bozulmadan erişemez... (J) Anti-çekim? (RS) Anti-çekimle de... Şu andaki bilgilerimizle, madde bunu yapamaz. (L) Pekala, eğer bir madde ışık hızına doğru giderek hızlanıyorsa, hızlandıkça bütünlüğünü kaybediyor. Peki ya bir noktada giderek daha fazla anti-madde eklersen... (RS) Bu süreci tersine çevirir... Bir elektron ve bir pozitron al ve birini diğerinin içine sok ve fotonu yeniden yarat. Ama madde ışık hızına erişemez. Eğer erişirse zaman durur... boyut yok... (L) Belki bilinçtir? (J) Farkındalık mı? (RS) Eğer eksik etmen farkındalıksa, evet.. (L) Bilinci matematiksel olarak denkleme koyabilir misin? (RS) Evet, elbette!
C: Madde ile bilinç arasındaki eksik bağlantı nedir?
S: (RS) Ah! (L) Eğer bunları biliyor olsaydık burada olmazdık! [Gülüşme] (RS) Bir alan olması gerekiyor. (J) EM mi? (RS) Hayır, biyoenerjitik bir alan. (L) Peki ya bilinç çekim yaratıyorsa? (RS) Çekimi madde yaratıyor. (L) Ama madde bilinç tarafından yaratılmıyor mu? Gözlemlediğimizde dalgayı çökertmiyor muyuz? (RS) Evet, zihin madde yaratabilir...
C: "Graviton" diye birşey yok.
S: (RS) Evet, graviton mevcut değil. Einstein'ın teorisinde varlar ama buna hiçbir zaman inanmam... Bilincimiz çekim yaratıyor mu?
C: Yaklaşıyorsunuz. "Bizim" değil.
S: (L) Başka birinin bilinci mi çekim yaratıyor? (RS) Dördüncü seviye.
C: Yedinci Seviye.
---------------------------------------------------------
Burada yedinci seviyenin her şeyin sebebi gibi monoteizm kokan bir sonuca gelmişsek ve orada teslim oluyorsak işte ayırımdan kurtulamamış bir bilinciz ,eksik bir şeylerimiz var ,biraz daha çabalamalıyız nereye kadar ,

Ben oyum diyene kadar ,

Bunun için kendinizi tartıp inancınızı yoklayıp bilgiler ve düşünceler arasında bağları kurup yani "tez antitez ve sentez "üçlü yasasını kullanıp kendimize yeniden bakmalıyız ,

Sonuçta o sufinin yani Mevlananın söylediği gibi ,
"meğer kapıyı içerden de çalan benmişim" diyebilmeliyiz..



Edited by - Tgur on 28/05/2018 09:27:08
Go to Top of Page

Tgur


1003 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/06/2018 :  09:40:56  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"S: (SV) Bir soru sormak istiyorum: Eğer zaman yoksa, geçmiş ve gelecek de yok; geçmiş hayatlar ve gelecek hayatlar da yok; reenkarnasyon diye birşey de yok, o zaman nasıl siz biz olabiliyorsunuz?
C: Evet, reenkarnasyon var. Burada fazla hızlı bir şekilde sonuca atlıyorsun. Hiçbir zaman reenkarnasyonun olmadığını söylemedik.

S: (SV) Ama eğer zaman yoksa? (J) Bizim algımız öyle. (L) Herşey eşzamanlı olarak oluyor. Tüm bu hayatları aynı anda yaşıyoruz. (SV) Diğer tüm benliklerimizle bağlantı kurmamızın bir yolu var mı?
C: Şöyle söyleyelim: hafıza bankalarınızın bir kısmına erişeceğiz ve ilginç bir şekilde daha önce tanımladığımız dikey gerçeklikle çok yakından uyumlu olan başka bir referans vereceğiz. Bir slayt göstericisinin nasıl birşey olduğunu biliyorsunuz değil mi? Gerçeğin bu geniş nitelikli yapısına dair bir sezgi edinmenizi sağlamak için, kendinizi büyük bir slayt çarkı olan projektörle bir sunum izlerken düşünün. Bu süreçte herhangi bir noktada, belirli bir slaytı izliyor olursunuz. Fakat, diğer tüm slaytlar da çarktadır, değil mi? Ve elbette bu aynı zamanda, daireler içinde daireler ve daireler içinde dairelerin olduğu dikey gerçekliğe, ve aynı zamanda Büyük Döngü'ye ve aynı zamanda daha önce anlattığımız şeye de uymaktadır: Var olan herşey / tek şey derslerdir. Herşey bundan ibarettir ve slayt sunumunu izlerken, derslerinizden keyif almanızı istiyoruz...

S: (J) Bu benzetmeye göre, slayttan geçerek ekrana giden ışık bizim algımız oluyor.
C: Ve, eğer projektörün slayt çarkına geri bakacak olursanız, tüm yaratımın esasını ve özünü, yani Bir ile birlik olduğunuz yedinci seviyeyi görürsünüz."
------------------------------------------------------------
Bu konuyu evvelce işlemiştik ,zamansızlığı çok yalın ifade eden bölüm yani her oluşmuş slayt makinası içinde
Ama "zaman yoksa reenkarnasyon da olmamalı " sorusuna K.lar "reenkarnasyon olmadığını söylemedik ki" cevabını veriyorlar ve bizim bilincimizi bu zamana adapte olmuş aldanmış olanı adeta büküyorlar hissi veriyorlar, bir sıkışıklık duygusu..

Sonra derin düşünce bandına geçince esasta değişik bir şey söylenmiyor keşfine geçiyoruz ,şöyle ki,

Biz o slayt makinasına sadece bakmıyoruz o oluşmuş olan her şey içinden bir zaman ve mesafe deneyimi ihtiva eden slaytı alıp onu oynuyoruz yani o yaşam tarzını oynuyoruz ,tabii bu "lucifer düşüşünü" seçip KH kıskacına hapis olma rolü oluyor,

Kurgu bilim gibi gelen bu ifademi "ruhların yolculuğu" kitabını okumayanlar anlayamazlar ,orada hayatlar arası öte tarafta olanlar anlatıldığında 5 yoğunluk (tabii Michael Newton bu yoğunluklar kısmını bilmiyor biz biliyoruz)kaderi plan yapılanmasında kişilerin yeni hayat seçimleri için o özel bölgede TV ekranı gibi ekranlarda düşündükleri hayat tarzlarını seçip geçici oynayıp vaz geçtikleri ve en sonunda bir yaşam şekline karar verdiklerini ancak onun da daha sonra bir sinema filmi hazırlar gibi diğer aktörlerle provalar yaptıklarını v.s. hatırlayınız ,

Konuyu fazla karıştırmadan ,
Neticede biz seçmiş olduğumuz o yaşam slaydını oynarken oradaki rollerden birisi reenkarnasyon mecburiyetini devreye alan bir hayat şekli, defalarca bu slaydı oynayıp gerçeği yani o slaydı seçip oynadığımızı idrake kadar..

Buraya bakınız,

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=737&whichpage=2


Edited by - Tgur on 02/06/2018 16:48:08
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 30  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa | Sonraki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Kasyopya celselerini ve diğer mesajları farklı ortamlara kopyalamadan önce lütfen izin isteyin: baskalarinahizmet@gmail.com Yukarıya git
Snitz Forums 2000

Design by Sizinsayfaniz.com

Bu sayfa 1,62 saniyede oluşturuldu.