Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Spiritüalizm ve Şifa Konuları
 Varlık ve Olumluluk
 BH’leşmek için ne yapmak gerek?
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 3

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/01/2022 :  15:40:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen Qui-gon jinn

Velhasıl böyle diyoruz ama birde olasılıkların sınırsız olduğu gerçeği var tabii. Aşağıya beni benden alan Kasyopya aktarımlarından birini yazacağım. Şimdi düşünüyorum, bir kişi gelip sadece orada yazanın gerçek mahiyetini anlasa, söylendiği gibi; "sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilecek" mi yani?

C: Evren yalnızca bir okuldur. Ve bu okul herkesin öğrenmesi için var. Herşeyin varolma sebebi bu. Başka bir sebep yok. Şimdi, eğer bu ifadenin gerçek derinliğini anlarsanız, deneyimlemesi mümkün olan tüm yoğunluk seviyelerini, deneyimlemesi mümkün olan tüm boyutları, tüm farkındalığı görmeye ve deneyimlemeye başlarsınız. Bir birey bu ifadeyi mümkün alan en büyük derinliğiyle anladığında, o birey aydınlanmış olur. Ve siz kesinlikle bunu duymuştunuz. Ve sonsuza kadar süren bir an için, o birey bilinecek herşeyi mutlak bir şekilde bilir.

(Kasyopya celseleri- 9 Eylül 1995)



Vay be! (Cem Yılmaz'ın söyleyişi ile) Bu kadar kolay mı yaaa!...:) Hadi bakalım öyleyse, sevgiler.

"Herşey 7. yoğunluk" şeklindeki diğer bir açıklamayı da çağrıştıran vurucu bir açıklama gerçekten.

Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 01/01/2022 :  16:15:15  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İyiliğe, şifaya odaklı bir yaşam tarzına evrilme niyetiyle bazı çabalarımı ve önerilerimi paylaşıyorum. Bunu yapmak istememin nedenlerinden biri de, bu çabamı şu veya bu ölçüde şeffalaştırmak ve eleştiriye, yoruma açmak. Yani muhtemel sorunlu yanlarının tespitini ve geliştirilmesini sağlamak. Dolayısıyla her ne kadar elimizdeki kaynakları mümkün olduğunca göz önünde bulundurarak hareket etmeye çalışsam da, önerilerim tamamen deneyseldir, zaman içinde ciddi değişimler gösterebilir.

İyilik ve şifa üzerinde yoğunlaşmaktan bahsetsem de, bu yöndeki bizzat kendi çabalarım bile kesinlikle gün boyu sürmüyor. Çok zıt yönler, duygular, davranışlar arasında gidip geliyorum genellikle.

Hatta, daha önce eleştiriler paylaşan arkadaşların dikkat çektiği bir hususa benzettiğim şöyle bir durumla da karşılaşıyorum: Bu çaba, yayı belirli bir yöne zorlamaya benziyor biraz. Yay serbest kaldığında zıt yöne doğru hızlı bir savrulma meydana gelebiliyor ve bu da insanı afallatıyor. Yani normallerinizi belirli bir yönde değiştirme anlamında zorladığınızda ve belirli bir mesafe katettiğinizde, bir süre sonra hiç beklemediğiniz bir şekilde ters yönde savrulmalar yaşanabiliyor. Çeşitli nedenleri olabilecek bu durum, söz konusu çabanın ille de zararlı veya faydasız olduğu anlamına gelmek zorunda değil. Kondisyon anlamında "ham" olmayla ilgili olabiliyor örneğin. "Normallerinizin" ne kadar köklü olduğuna bağlı olarak, o normallerin gerçekten değişmesi, gelişmesi gerektiğinden emin olsanız bile, konfor, alışkanlık, değişimle ilgili belirsizlik, endişe, korkular vs., teşebbüste "ikircikliliğe" neden olabiliyor. İkircikli veya şüphede olmasanız bile eski ve köklü normaller insanı kolayca geri çekebiliyor ve hatta hafiften cezalandırır gibi ters yöne savurabiliyor. Dediğim gibi, bu biraz karmaşık bir durum. Zaman içinde keşfedebileceğimiz çeşitli nedenleri olabilir. Dolayısıyla bu ters "yaylanma" etkisi bizi hemen caydırmamalı, yıldırmamalı; önemli olan değişim, gelişim kararınızın samimiyeti ve gücü. Sık sık örnek verildiği gibi, başarı için bazen epeyce deneme yapmanız gerekiyor. Başlarda çok hayalkırıklığı yaratacak kadar yetersiz sonuç aldığınız, yol katedemiyor gibi göründüğünüz bir durumda, zaman içinde değişim gerekliliğiyle girişilen denemelerle birlikte farkındalık artışı oluyor, yeni denemeleri daha bilinçli yapma imkanları doğuyor yavaşça da olsa. Bu bahsettiğim çabanın ilhamını ve bu ilhama dayalı kararları yıllardır kim bilir kaç defa alıp sonra vazgeçmişimdir ama değişimin zorunluluğunu tekrar tekrar hissettiren durumlar karşısında tekrar tekrar denedikçe, zaman içinde bir deneyim birikimi oluyor. Dediğim gibi, hala gün içinde defalarca bu girişimin bilincinden uzaklaşsam, çok alakasız frekanslar içinde debelenip dursam da, bir yandan da motivasyonumda giderek bir derinleşme ve bilinç artışı da oluyor. Dünya insanlığı realitesindeki kıyametimsi gelişmelerdeki ürkütücü tırmanışlar da "motivasyonumu" yükseltici etki yapıyor :) (bazen tüm motivasyonumu tamamen kaybeder gibi olduğum zamanlar yaşasam da).

Bu "hayatını iyiliğe, şifaya adama" düşüncesini böyle alelade paylaşıyor gibi görünsem de, bu aslında öyle hemen başkalarına ilan edilmesini tavsiye edebileceğim birşey değil. Bu bir tür düşünsel tohum aşaması yalnızca. Dış dünyada başkalarına karşı davranış şeklimiz hemen kalıcı bir şekilde meleksi bir değişim gösterecek değil. Hayatımız özellikle olağan toplumsal şartlarda eskisi gibi devam edecektir. Ben bugünden yarına yaşam şeklimizde zoraki değişimler yapmayı önermiyorum. Kendi içimizde, yavaş bir düşünsel yaşam tarzı değişikliğinin imkanını sorguluyorum. Bununla ilgili deneyler yapmaya çalışıyorum. Eğer söz konusu çabalar kendi içimizde kök salmaya başlarsa, dış dünyaya yönelik tavır ve davranış şekillerindeki değişimler büyük ölçüde "kendiliğinden" meydana gelecektir. Dolayısıyla özellikle dış dünyada (kendi benliğimizin, iç dünyamızın dışında) herhangi bir somut davranış değişikliği gibi bir zorlamaya hiç gerek olmadığını düşünüyorum. Çok çok içerde, deneme amacıyla yapılan bir tohumlama çalışması.

Tamamen iyiliğe, tamamen şifaya dayalı bir yaşam tarzı benimsenebilir mi? Başkalarına Hizmet varlıklarının tamamen iyiliğe dayalı bir yaşam/varoluş şekli olduğu anlaşılıyor. Bizim içinde bulunduğumuz ortam ve şartlar böyle birşeyi çok desteklemediği gibi, aksi yönde şiddetli baskılar olduğu söylenebilir. Ama bu durum bizi çıkmazlara sokuyor gibi geliyor. Ne KH ne de BH doğrultusunda kutuplaşamama, ilerleyememe gibi bir durum. Tabi kıyamet süreci çok enteresan gelişmelere gebe. Yıkıcı, zorlayıcı, şok edici, travmaya uğratıcı şeyler arttıkça bu durum hiç beklenmedik BH kutuplaşması imkanları da doğurabilir (bunun şekli, şemali, nasılı çok belirsiz olsa da). Ama rüzgarlara, fırtınlara hazırlıksız yakalanmak, var olan BH kutbiyetinde ciddi kayıplar yaşanmasına da neden olabilir. Dolayısıyla, kendi adıma, şiddetli fırtınaları, yıkımları beklemeden (ki aslında bu süreçler zaten çoktandır başlamış durumda; tırmanışta), K'ların "kendi üzerinde çalışma" dedikleri şeyle ilgili olduğunu düşündüğüm, psikolojik, ruhsal, varoluşsal sorgulama ve öze dönüş, sahte kişilikten arınıp gerçek benliği ortaya çıkarış çabalarının gerekli, faydalı olacağını düşünüyorum.

Elbette algılarımın, önerilerimin, henüz paylaşma imkanı bulamadığım pek çok ayrıntısı var.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 08/01/2022 :  14:55:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Tek bir şey üzerinde yoğunlaşmanın önemini fark ediyorum sık sık. Hani, bir büyüteçle güneş ışığını iyice odakladığınızda, o ışık "yakıcı" etki göstermeye başlar. İşte, iradenin tek bir noktaya odaklanmasının da böyle güçlendirici bir etkisi olduğunu algılıyorum, ki bu zaten beklenmedik veya şaşırtıcı birşey değil ama bunun önemini sıkça gözardı ettiğimin farkına vardığım için not alma, vurgulama, paylaşma ihtiyacı duydum.

İki insan arasında aşk oluştuğunda da buna benzer birşey olmaz mı? Tüm dikkat bunun üzerinde odaklanır, adeta gözler başka birşey görmez. Akılda ve gönülde başka şey kalmaz. Sevilen, aşık olunan kişi veya bu iki kişi arasında oluşan durumdan başka. Bu anlamda aşkın veya güçlü sevginin "birleştirici" bir etkisi olduğu düşünülebilir sanırım. Bazen aşk değil nefret veya başka herhangi bir yoğun duygu da insanın gözünün kararmasına, odaklanılan şey dışında hiçbir şey görmemesine neden olabilir. Obsesyon veya takıntı denen şeyde de buna benzer bir yoğunlaşma, dikkatin tek bir şey üzerinde odaklanması faktörü var. Dolayısıyla "birleşme, tekleşme" bazen olumsuz bir çağrışıma veya anlama da gelebilir ama elbette benim burada kastettiğim şey gayet pozitif manada bir birleşme, tekleşmedir. İradenin gerçekten olumlu birşey üzerinde yoğunlaşması, güçlü, yol katettirici, sonuç alıcı bir duruma gelmesi. Bu konu bana bir de bilgisayar harddisklerinde yapılan "defrag" (defragmantasyon) adlı bir işlemi hatırlattı. Harddiskte çok dağınık bir şekilde yayılmış (ve bu nedenle veri erişiminde gecikmelere neden olan) verilerin daha derli toplu bir hale getirilmesi, böylece veri erişiminin daha hızlı ve istikrarlı hale getirilmesi.

Fragmantasyon ve defragmantasyon yanlış bilmiyorsam psikoloji (akıl/ruh sağlığı) alanında da kullanılan terimler. Kişinin benliğininin sorunlu bir şekilde dağılmış olan parçalarının tekrar bütünleştirilmesi anlamına geldiğini sanıyorum, kabaca.

İşte, dikkatin, bilincin, iradenin belirli birşey üzerinde yoğunlaştırılmasının da, psikolojik anlamda defragmante edici (dağılmış parçaları birleştirici) bir etki yapacağı sonucunu çıkarmak yanlış olmaz sanırım. Bilincimizin parçalarının orantısız, çelişkili, çatışmalı, uyumsuz biçimlerde çok dağınık hale gelmesi, özellikle zaman içinde ruh sağlığını çok olumsuz etkileyebiliyor. Hem fiziksel hem de psikolojik anlamda gücü ve direnci düşürücü ve dolayısıyla stresi artırıcı etkiler. Zincirleme olarak pek çok başka olumsuz sonuçlarla da bağlantılı.

Meditasyonun sağladığı veya sağlayabileceği en önemli faydalardan birinin de, kişinin dış dünyadaki sayısız (ve sorunlu) uyaranlarla bölünen, zayıflayan dikkatini kendi üzerinde yoğunlaştırma imkanı olduğu kabul edilebilir sanırım. Aynı şekilde, derin bir uykunun da çoğu zaman böyle bir etkisi olduğunu biliyoruz.

İşte, hayatımızı aşağı-yukarı (mümkün olduğunca) tek bir şey üzerinde odaklama fikrinin ve önerimin altında yatan faktörlerden birinin de bu "bilinci, iradeyi toparlama, böylece güçlenme ve somut bir şekilde yol kateder hale gelme" ihtiyacıyla bağlantılı olduğunu düşünüyorum.

Hayatımızı üzerinde odaklamaya değer bir amaç olarak da, "başkalarına hizmet" kavramının yanlış olmayacağını düşünüyorum. Tabi bu kavramdan ne anlaşıldığı da önemli. Önceki birçok mesajımda da görülebileceği gibi, ben şu anda bu kavramı daha çok "iyilik/şifa" olarak yorumlayarak ifade edegeldim. Kendi fikir yürütmelerim ve sizlerin olası öneri ve eleştirilerine bağlı olarak birçok düzeltme, güncelleme yapmam gerekebilir.

Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/01/2022 :  15:19:10  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Tüm sorunumuzun ego olduğu söylenebilir, bir bakış açısıyla.

En büyük, en derin mutluluğunuzu, huzurunuzu, güveninizi, şimdi ve burada koşulsuz-kayıtsız deneyimleyebilmeniz, egonun tersidir bana göre. Ego bunun yapılamamasıdır. Varoluşla bağlantılı en temel, koşulsuz, şartsız, doğal, kendiliğinden olan huzurun, güvenin, sevincin kaybıdır; bunların dünyevi oyunumuzdaki/ilüzyonumuzdaki bir takım şartlara bağlanması, bir tür ebedi erteleme sürecine sokulması ve bunlardan (gerçek iyiden, huzurdan, güvenden) sürekli uzaklaşılmasıdır.

Şimdi ve burada, dünyayla ilgili herşeyden (herhangi birşeyle ilgili herşeyden) bağımsız olarak huzur, güven, sevgi, sevinç duyumsayabiliyor, deneyimleyebiliyor olmamız gerekir(di). Bunlar tüm deneyimlerin ayrılmaz bir parçası olabilir; bunlar gerçek “ben”in (varlığın) ayrılmaz birer parçası, kendisi muhtemelen.

Dünya hayatı aklımızı (vicdanımız, sağduyumuz dahil) başımızdan alıyor sanırım. Elbette dünya hayatı bizi etkiliyor, onunla etkileşiyoruz; bu çok normal. Ama varoluşumuzla bağlantılı en temel huzuru, güveni, sevinci, sevgiyi neredeyse kesintisiz bir şekilde kaybedecek kadar mı? Burada ciddi bir sorun var. Burada bir akıl veya ruh hastalığı söz konusu muhtemelen. Dünya hayatının ortalama şartları açısından düşünülecek olursa çok anormal değil belki; çünkü o şartlar açısından bakılırsa, mutsuzluk, nefret, hastalık... o kadar sıradan, o kadar normal ki...

Büyük, çok derin (en derin!) rahatlama ve doygunluk... Şimdi ve burada. Dünyadan, herhangi belirli bir şeyden, şeylerden bağımsız. Dünyevi yaşam şartlarımızla ilgili arzu ve korkular, bu basit ama çok önemli deneyimden uzaklaşmamıza, aradaki mesafeyi açmamıza neden oluyor. Sonuç olarak stresler, üzüntüler, korkular, nefretler, hastalıklar artıyor.

Bir kez daha, kendim düzenli bir uygulayıcısı olmadığım halde, meditasyonun (ve benzer başka uygulamaların) bu bağlamdaki önemine dikkat çekmek istiyorum. Zihnini (dünyevi arzu ve korkuların zihni şiddetli bir şekilde meşgul etme gücünü) boşaltmak, sakinleşmek, rahatlamak, gevşemek, durulmak... Farkına varmadan kendi kendimize yapmakta olduğumuz işkenceleri gevşetmek anlamına geliyor bu.

İnsanın tek başına, durduğu yerde, az-çok bir sessizlik içinde, arayıp arayabileceği, bulup bulabileceği tüm (veya en, veya bol) evrensel/varoluşsal huzura, sevince kavuşması kulağa biraz garip geliyor, değil mi? Tabi bunu söylerken insanın her zaman tek başına, başkalarından ve genel olarak hayattan/faaliyetten yalıtık olması gerektiği anlamında söylemiyorum. Ama bu yalıtık görünümlü durumda elde edilebilecek (hatırlanabilecek, tekrar bağlantı kurulabilecek, tekrar özdeşleşilebilecek) olan huzur ve güvenin, “hayata” (dünya hayatı ilüzyonuna) dönüldüğünde mümkün olduğunca kaybedilmemesi, azaldığında tazelenmesi, giderek güçlendirilmesi, derinleştirilmesi gerektiği anlamında söylüyorum.

Egodan sıkça “sahte benlik” olarak bahsedildiğini duydum. Ne kadar doğru! Gafil benlik, ahmak benlik, cehennem benliği, işkence benliği gibi isimlendirmeler de yapılabilir belki. Mevcut yaşam şartlarımız bakımından adeta kaçınılmaz olsa da, bu sahte, berbat benlik hepimiz için en temel sorun veya sorunlardan biri.

BH’leşmeyle ilgili bu başlık altında, BH konusuna, BH’leşmeye çeşitli yönlerden yaklaşmaya çalışıyorum ve şimdi bir kez daha “ego” konusunun da bu amaçla ele alınmasının ne kadar gerekli, faydalı olduğunu anlıyor, hatırlıyorum. Önerdiğim diğer yaklaşımlar ve bundan sonra ben veya herhangi bir katılımcının önerebileceği yaklaşımlar da büyük resmin önemli bir parçası olabilir. Ama odağımı kaybetmezsem, bir süre daha ego konusu üzerinde durmaya, derinleşmeye çalışacağım.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 13/01/2022 :  13:17:40  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
İyiliğin ne demek olduğunu doğru anlamamız, doğru hatırlamamız gerekiyor. Dünyanın, hayatın, varoluşun en basit şeyi bu aslında, ama içsel ve dışsal şiddetli egosal şartlar nedeniyle aynı zamanda “en zor” olanı.

İşin özü, tüm varlıkların (daha doğrusu “varlıkçıkların”) aslında tek varlığın parçaları ve kendisi olmalarıyla ilgili. Eğer varlık tekse, birse, ve tüm varlıkçıklar aynı ve tek olan varlığın (aynı ağacın) uzantılarıysa, o zaman herhangi bir varlıkçığın herhangi bir başka varlıkçığa kötülük yapması (bencilce zarar vermesi) aslında dolaylı olarak o varlıkçığın kendi kendine zarar vermesidir. Varlıkçığın Varlık’ın bir parçası ve kendisi olduğu (Varlık’ın tek olduğu, ondan başka birşey olmadığı) bilincine sahip olmaması (veya bunun tersi yönde bir bilince sahip olması) sonucunda meydana gelen bir durum veya sapma, ego.

İyilik güdüsü, bu birlik/teklik hakikatinin farkındalığından, sezgisinden kaynaklanan bir durum sanırım.

Biz melek değiliz, hatta biraz da yaşam şartlarımızın mecbur kılmasıyla, gayet ego temelli hayatlar yaşıyoruz. Ama 4y’nin eşiğinde sayılabileceğimiz şu dönemde ve “kıyamet” dediğimiz giderek tırmanan yıkım/dönüşümü de dikkate aldığımızda, belirli bazı bilgi kaynaklarına dayalı bu sanal tartışma ortamı yoluyla birbirimize sunabileceğimiz en önemli desteklerden, yardımlardan birinin, içimizdeki BH potansiyelini açığa çıkarmaya yönelik niyet ve odaklanma çabaları olabileceğini düşünüyorum. Yakın sayılabilecek geçmiş celselerden birinde “yaşam tarzı değişiklikleri” önerilmişti, yanlış hatırlamıyorsam. “Kendi üzerinde çalışma” faktörü de birkaç kez vurgulandı. Ve bir de, gerçek benliğin, kalbin ortaya çıkması için sahte benliğin sona ermesi gerektiğine dair birşeyler söylenmişti.

İşte, iyilik kavramının aslına dair farkındalık artırma ve özdeşleşme çabalarının, sahte benliği (egoyu) zayıflatıcı, BH eğilimini güçlendirici bir desteği olacağını düşünüyorum ve bu yöndeki kendi çabalarımı hem istikrarlı pozitif sonuç alma durumuna göre bir öneri olarak, hem de belirsiz ve şüpheli yönleri bağlamında bir eleştiri/tartışma konusu olarak gündeme getirmeye çalışıyorum.

Şöyle bir sezgim ve iddiam var: İyiliğin aslında ne demek olduğunu gerçekten hatırlamaya, sezmeye ve onunla birleşmeye, özdeşleşmeye başladığınızda, sahte benliğinizden (egonuzdan) arınmaya başlıyorsunuz. Herşeye, hayata, varoluşa bakışınızda önemli, temelli bir değişim meydana gelmeye başlıyor. Kendimde en çok dikkatimi çeken değişim “korku” duygusunda çok hızlı bir azalma olması. Yani, meditasyonel denebilecek (odaklanmış) bir bilinç modunda iyilikle özdeşleşmem (tüm varoluşumu tamamen iyiliğe adamam, buna samimiyetle niyet etmem) ölçüsünde, az önce içinde olduğum şiddetli ve derin korkuların hızla eriyip yok olduğunu gördüm. Bir kabustan uyanışa da benzetilebilir bu. Ama o bilinç modundan çıktığımda ve büyük ölçüde egosallığa dayalı olağan yaşam akışına döndüğümde, kısa süre içinde endişeler, korkular, nefretler yine tırmandı.

İyilikle birleşmeye, özdeşleşmeye yönelik niyet yoğunlaştırma çabalarımda yararlandığım yöntemlerden biri, normal benliğimi geçici olarak da olsa tamamen geride bırakmak; iyiliğe, şifaya dayalı yepyeni bir yaşam veya varoluş biçimini test etmek, yoklamak. Örneğin, gerçekçilikten biraz uzak olsa da, o anda az-çok sessizlik, sükunet içinde oturduğum o yerden sanki hiç kalkmayacakmışım, fiziksel olarak sonsuza kadar orada öylece duracakmışım gibi varsayıyorum bazen. Bu ilk bakışta saçma olmanın ötesinde biraz korkutucu, klostrofobik bir düşünce gibi görünebilir ama aslında bana müthiş huzur veren bir yönü var. Çünkü özgürüm. Müdahale yok. Olağan yaşamın açık veya örtülü biçimde şiddetli egosallığa dayalı kargaşası,endişesi yok. Tüm deneyimlerin aslında bilinçte, düşüncede yaşandığını bildiğim için, bu konuda bir endişem olmadığı için, en azından bilincimi ve varlığımı optimal bir düzeyde toparlayana kadar bu hayattan tamamen çekilmek kötü bir seçenek gibi görünmüyor o anda bana. Ama bu pek mümkün değil. Zaten öyle “bi oturuşta” bilincimle, varlığımla ilgili tüm meseleleri çözümlemem de mümkün değil. Çok, olağanüstü derecede zorlayıcı bir dış faktör olsa, belki o durumun itkisiyle, motivasyonuyla bir kerede, bir yoğunlaşmada epeyce bilinçsel ilerleme kaydetmek mümkün olabilir, bir ihtimal, ama öyle bir itici, kamçılayıcı etki de yoksa, olağan yaşama dönüp, sonra mümkün ve müsait durumlarda tekrar tekrar o pozitif niyete yoğunlaşmak, daha dengeli, daha doğal, daha sağlıklı bir gelişim, değişim sağlayacaktır diye düşünüyorum. Zor ama kesinlikle imkansız değil.

İyilikle birleşmek, iyi’leşmek aslında varlıkla birleşmek, var’laşmak, varlığını artırmak demek. Gerçek, evrensel/tümsel varlığın eylemi iyiliktir. Bu aslında özünde “başkasına” değil, “kendine” yönelik bir iyiliktir. Çünkü varlık birdir, tektir. Kötülük, şiddetli bencillik dediğimiz yolun en nihai sonu yokoluştur.

Ve öyle seziyor veya sanıyorum ki, iyiliğin bu basit evrensel/varoluşsal özünü hatırlayıp onunla hemhal oldukça, birleştikçe, başta belki Yüksek Benliğimiz dahil olmak üzere BH varlıklarıyla irtibatımız güçlenmeye başlıyor. BH alemiyle etkileşimimiz artıyor. KH alemiyle olan bağlarımız zayıflarken BH alemiyle olan bağlarımız güçleniyor. Kısacası “alem değiştirmeye” başlıyorsunuz. Artık bu dünyaya “ait” olmamaya başlıyorsunuz. “Bu dünya” derken tabi, şiddetli KH’ye dayalı, işkenceli bir bataklık olan malum dünya düzenini kastediyorum. Artık ona ait olmamaya, ondan bağımsızlaşmaya başlıyorsunuz. Bataklıktan çıkıyorsunuz ve bataklıkla ilişkili tüm korku ve endişeler de hızla kayboluyor.

Mesele şu ki, bu farkındalığı, bu özgürleşmeyi kaybetmek zorundasınız, olağan hayata, karmaşaya, kargaşaya, bataklığa dönmek zorunda olduğunuz için. Öyle bi kerede veya birkaç kerede bataklıktan ve ilişkili korku ve endişelerden tamamen bağımsızlaşma gibi bir imkan olmadığını veya ciddiye alınamayacak kadar istisnai durumlarda mümkün olabileceğini tahmin ediyorum. En azından kendi durumumda öyle bir imkan olmadığını biliyorum; şimdiye kadarki deneyimlerim itibariyle. Yolumuzu bulup bulup kaybedeceğiz ama bu kaybediş ve tekrar buluşlarda, iyilik niyetimiz yeterince samimi ve güçlü olmaya, giderek güçlenmeye devam ettikçe, yolumuzu kaybetmelerin giderek azaldığı, yolumuzu, aidiyetimizi buluşumuzun giderek sıklaştığı, güçlendiği, kaybedilmez hale geldiği bir duruma doğru ilerleyeceğimize inanıyorum.

Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 17/01/2022 :  16:01:24  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Pozitif deneyime, iyileşme/şifa deneyimine odaklanmaya çalışırken, bu dünyayla olan bağlarımızı bir süreliğine de olsa tamamen devredışı bırakmanın faydasını, hatta gerekliliğini gözlemliyorum bazen.

Bu dünya hayatının o kadar çok yönü o kadar çok negativite bağlantısı ve çağrışımı içeriyor ki, güçlü, derin ve istikrarlı bir pozitiflik (iyilik/iyileşme) deneyimi için dünyadan, dünya hayatından mümkün olduğunca bağımsızlaşmak çok faydalı olabilir.

Hatta, pozitifleşme çalışmalarının, yani buna yönelik zihinsel/bilinçsel pratiklerin bazılarında “başkalarına yönelik iyilik/şifa” niyeti bile pozitifleşme amacıyla ters düşebilir. Çünkü “başkaları” da bir şekilde bu dünya hayatıyla/düzeniyle olan bağımızı çağrıştırır, buna dair açık ve örtülü bir sürü olumsuz duygu ve düşünceler zihni işgal etmeye başlayabilir.

Kendimizi yeterince pozitifleştirmedikçe, yani pozitiflikte yeterince güçlenmedikçe, başkalarına yönelik iyilik/şifa niyetlerimiz de yeterince istikrarlı, samimi ve güçlü olamayacaktır. Ve işte, bana öyle geliyor ki, kendimizi pozitifleştirmede veya bu sürecin bazı ön adımlarında “başkaları” da dahil olmak üzere tüm dünyayı (hatta pozitifleşme niyetimizin ve deneyimimizin kendisi dışında herşeyi) yok saymak, amaca uygun olabilir. “Alternatif gerçeklik” kavramıyla bir alakası olabileceğini tahmin ediyorum burada anlatmaya çalıştığım şeyin.

Dünyada egemen olan toplumsal gerçeklik (veya bu gerçekliğin çoğu boyutları / alt-gerçeklikleri) negatiflikle öylesine yoğun bir şekilde sarmaşdolaş ki, zihninizde bunları işlemeniz, doğrudan veya dolaylı, sinsi bir şekilde bilincinizin (pozitifleşme niyetinizin) sapmasına, olumsuz duygu ve düşüncelerin labirentlerine sürüklenmesine neden olabilir. Her zaman böyle olmayabilir elbette; ben olduğu zamanları kastediyorum ve en azından kendi deneyimime dayalı olarak, bunun sanılandan çok daha sık gerçekleştiğini tahmin ediyorum.

Meditasyon tarzı yöntemlerde zihni “boşaltma” pratikleri yapılmasının en önemli nedenlerinden birinin de bu olduğunu tahmin ediyorum. Dünya hayatına dair tüm duygu ve düşüncelerin zihindeki egemenliğini zayıflatmak, durdurmak için bir sürü telkinde bulunuluyor, öyle değil mi? Alternatif bir gerçeklik deneyimleme imkanı doğabilmesi için, zihinde egemen olan (ve çok fazla negativiteye boğulmuş olan) gerçeklik algısının/yorumunun beslenmesinin durdurulması, zayıflatılması, devredışı bırakılması öneriliyor.

Alternatif gerçeklik elbette çok tartışma gerektirebilecek bir kavram. Dünyadan, diğer insanlardan, toplumsal yaşamdan, “nesnel/objektif gerçeklik” denen ortak toplumsal kabullerden aşırı bir kopuşla da ilişkili olabilir ve o durumda olumsuz anlamlara gelebilir. Benim bu bağlamda alternatif gerçeklik kavramından tek kastım ve niyetim, elimizdeki kaynakların özellikle kendi aralarında uzlaşmalı bir şekilde yaptıkları varoluşsal gerçeklik açıklamalarıyla uyumlu bir şekilde, istikrarlı ve güçlü bir pozitiflik (iyilik, iyileşme) deneyimleme imkanıdır.

Meditatif bir zihin modunda kendimi pozitifleştirmeye niyet ettiğim girişimlerimin pek çoğunda, dünyayla, dünya hayatıyla, düzeniyle ilgili duygu ve düşünceleri, arzu ve korkuları zihnimde işledikçe kendimi kolayca olumsuzluğa çekiliyor halde buluyorum. “Yahu, pozitifliğe odaklanmak istediğim zaman sadece pozitifliğe erişmek istiyorum! Bu neden bu kadar zor!?” diye biraz sinirli ve ümitsiz bir şekilde durumu tekrar tekrar değerlendirmeye çalıştıkça, şu an için en son vardığım sonuç bu oldu: Gerçekten, güçlü ve istikrarlı bir şekilde pozitifleşmek istiyorsan, tüm dünyevi arzu ve korkuları, hatta daha da basitçesi, tüm dünyayı tamamen sil at aklından, zihninden, bilincinden. Kendi benliğini bile! Çünkü “kendi benliğim” dediğin şey de büyük ölçüde “dünyevi” olarak şekillenmiş bir kavram. O da kolayca ve adeta engellenemez bir şekilde dünyayı, dünyadaki insanları, olayları, durumları, duygu-düşünceleri, arzu-korkuları çağrıştırıyor ve böylece pozitifleşme niyetini ve çabasını giderek boğuyor, felç ediyor!

“Pozitifleşme, iyileşme” kavramı bile açık veya örtülü biçimlerde son derece “dünyevi” çağrışımlarla, bağlantılarla dopdolu olabilir; hatta kaçınılmaz olarak pek çok durumda öyle olacaktır!!! Ve dolayısıyla yine pek çok olumsuzluğu bilince davet edecek ve hatta o olumsuzluğun egemenliği karşısında ezilmeyle, bunalmayla sonuçlanacaktır. “Saflaştırma” gerekiyor. Pozitifliğin mümkün olduğunca daha saf biçimlerine erişmek gerekiyor. Dünyayla ilgili hiçbir şeyin engel olamayacağı, saptıramayacağı derecede güçlü, nüfuz edici biçimleri gerekiyor. Gerçekten, güçlü, derin ve istikrarlı bir şekilde pozitifleşmeye çalışırken dünyayla ilgili herşeyden, hatta pozitifliğin kendisi dışında herşeyden mümkün olduğunca arınmak gerekiyor, onları bırakmak, yok saymak gerekiyor bu durumda. Elbette geçici olarak. Sonuçta dünya hayatına devam ediyoruz ve orada egemen olan gerçeklik neyse, onun farkında ve onun büyük ölçüde negatiflik dayatan kurallarına ister istemez, şu veya bu oranda itaat ederek yaşamak zorunda kalıyoruz. Bu noktada K’ların “Kurallara uyarsanız hayatta kalamazsınız” gibisinden söylediği şey geliyor aklıma. Burada kastedilen “kuralların”, dünyevi hayatımızda malum dünyevi ve dünyadışı güçlerin egemen kılmaya çalıştığı “KH’leştirici” kurallar olduğunu sanıyorum. Özellikle toplumsal yaşamda ve genel olarak dünya hayatının hemen her boyutunda, farkına vararak veya varmadan, bu “KH’leştirici” (ve/veya BH’leşmeyi bloke edici) yasalar, kurallar altında eziliyor, yamuluyoruz. Bu artık çoğu zaman görmeden, yani farkına varmadan, umursamadan teneffüs ettiğimiz hava gibi engellenemez, karşı konamaz birşey adeta. O kadar sinsi ve güçlü bir dayatma var hayatımızda, KH’leşme (veya BH’leşememe) doğrultusunda.

Birçok meditasyonun veya başka pozitifleşme, iyileşme, iyileştirme çabalarının umulandan çok daha düşük dozlarda etkili olmasının başlıca nedeni de bununla yakından bağlantılı.

Negatiflikle etkili mücadele için pozitiflik niyetinin saflık (bir bakıma “gerçeklik”) düzeyini artırmak gerekiyor demek ki.

Bilincimi/varlığımı pozitifleştirme çabalarım sürecinde ister istemez zihnime bir sürü şey geliyor ve bunlarla etkileşime giriyorum. “Nasılsa şu anda tamamen pozitifleşme niyetiyle hareket ediyorum.” diye düşünerek, aklıma gelen düşüncelerle zararsızca ilgilenebileceğimi, niyetimi tek tek bu duygu ve düşünceler üzerinden gerçekleştirmeye çalışabileceğimi sanıyorum. Ama kendimden emin bir şekilde peşine takıldığım tüm düşünceler o veya bu şekilde beni pozitifleşme irademden uzaklaştırıyor en sonunda! Kendimi aptal gibi hissediyorum!

Gerçek pozitifleşme ile dünya (dünyevi hayat/düzen, her türlü dünyevi arzu ve korku) arasında ters orantı var sanki! Dolayısıyla, gerçek pozitifleşme için dünyadan tamamen bağımsızlaşmak, onu geride bırakmak, onu bir süreliğine tamamen yok saymak en iyisi, gibi geliyor bana şimdi. Dünyayla o kadar özdeşleşmişiz ki, ondan (dünyevi arzu ve korkulardan) bağımsız düşünmek göründüğünden çok, çok, çok daha zormuş, sonucuna varıyorum.

Pozitifleşmek istiyorsan sadece pozitifliğe odaklan, diye bir çıkarıma varıyorum. Dünyaya değil, pozitifliğe! Elbette sonuçta dünyaya dönüyoruz ve ne kadar gerçekten pozitifleşmiş olursak, kendimiz ve etkileştiğimiz insanlar arasında sarf edebileceğimiz o kadar çok pozitifliğimiz olmuş olur. Dünyadan, insanlıktan tamamen (kesin, kalıcı, temelli) bir kopmayı savunmuyorum. Ama gerçekten pozitifleşme için, mevcut dünyadan, insanlıktan vs. bunlarla ilgili tüm arzu ve korkulardan gerçekten, tamamen bağımsızlaşmak gerekiyor sanki. Başta kendimizin ve etkileştiğimiz insanların iyiliği için yapılması gereken bu sanki. Yani, elbette kendi dünyevi varlığımızın, sevdiklerimizin, sevebileceklerimizin iyiliği, şifası için niyet edeceğiz, birşeyler yapmaya çalışacağız; bu son derece kaçınılmaz, doğal ve gerekli birşey. Ama bu konuda ustalaşmak için dünyadan bağımsızlaşma da gerekiyor. Gerçek pozitifleşme, iyileşme için odaklanılması gereken tek şey pozitifliğin, iyiliğin kendisi. Hani, “Düşünme, yap!” derler ya... Buna benzer bir motivasyon, kararlılık gerekiyor. Veya, “Düşünme, ol!” Burada “düşünme!” derken, “endişeyi, tereddüdü bırak!” anlamında daha ziyade.

Alternatif bir gerçekliğe geçme kararlılığıyla, cesaretiyle ilgili bu. Sadece gerçekten ihtiyacınız olanı almaya gittiğiniz/geçtiğiniz bir alternatif gerçeklik. Bana kalırsa (ileride fikrim değişebilecek olsa da), “dünyanın”, daha doğrusu dünyaya dair hiçbir şeyin olmadığı bir alternatif gerçeklik olması daha iyi olur.

Alternatif gerçekliğin bu dünyadan bağımsız, ayrı veya “kopuk” olması, oradaki deneyimlerimizin olağan dünya hayatı gerçekliğindeki deneyimlerimizle bir bağı, etkisi, etkileşimi olmayacağı anlamına gelmez kesinlikle. Özne değişmiyor. Öznenin tüm deneyimleri birbiriyle o veya bu şekilde bağlantılı, etkileşimlidir, doğal ve kaçınılmaz olarak.

Zihninizde/bilincinizde alternatif bir gerçeklik veya boyut yaratma kavramı üzerinde çok durmanıza da gerek yok bence. Siz sadece gerçekten ihtiyacınız olan şeye yöneliyorsunuz. Onun adının/tanımının “alternatif gerçeklik” olup olmamasının hiçbir önemi yok. Önemi olan tek şey sizin gerçekten ihtiyacınız olan şeyi yapmanız, ihtiyacınız olan şeye erişmeniz, onunla özdeşleşmeniz, birleşmeniz, olmanız. İyilik. İyilik varlıktandır, varlıktır. Olmamız gereken (eğer istiyorsak tabi) tek şey bu: Varlık. Gerçek varlığın eli, ayağı, eylemi iyiliktir. Varlığın kendi kendisiyle olan ilişkisidir bu aslında. Ve siz de varlığın bir parçası ve kendisisiniz. İyileşme/şifa ihtiyacı çok doğal ve hayati öneme sahip. İyilikle, iyileşmeyle etkileşim Varlık’la, kendi öz varlığımızla, ihtiyaç duyup duyabileceğimiz tüm bilinçle ve kudretle (kendimizle) olan etkileşimdir.


Go to Top of Page

ogenezis


206 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2022 :  22:53:01  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Bozadi cok huzel yazilar paylasmissin oncelikli olarak kendi adima tesekkurler ediyorum.yani bu yazdiklarinda ufuk cizgisi yok.:)) sonsuz dusünce paradokslarinin icine heran dalabiliriz..

Etrafta bu kadar negatif durum ve insanlar varken pozitif kalmayi nasil basaracahiz ?:))
Bazi insanlar dogustan negatif surekli sikayet ederler diger insanlarldisirler dorun uretirler....yani senin bir aydir yaptigin meditasyonu bir gunfe yok ederler
Go to Top of Page

ogenezis


206 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2022 :  23:00:10  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ben nacizane dusuncelerimi aktarmak istiyorum..bu konuyla alakali olarak..
Bh olabilmek icin önemli olan uzun vadede pozitif dusunebilmek.hatalardan ders cikarabilmek etraf negatif insanlarla dolu olsadapozitif kalabilmek
Yani bence nasil ruhumuzu negatiflikten arindiriyorsak cevremizi ve cevremizdeki kisileride arindirmaliyiz.etrafimizdaki insanlari kendimiz secebiliriz kimlerle vakit gecirmek istedigimizi.ailemizden kimlerle gorusmek istedigimizibelirleyebiliriz.kendimizi
Go to Top of Page

ogenezis


206 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2022 :  23:06:33  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kendinizi olumsuz kh insanlarla birlikte takiliyorken buluyorsaniz etrafinizinegatif bu tur insanlardan arindirmalisiniz.sizkh yi istediginiz kadar bh e cekmeye calisin bir sure sonra bir bakmissiniz siz ona uyum saglamissiniz.matematik kurali (_) ile (+) nin toplami (_) dir..
Ortamda kh kendini hemen belli eder neteryslist ve bencildir
.oz farkindaliktan yoksun.
Ben kh ler ile basa cikmanin yolu olarak
K dalga gecmeyi buldum.size yasattigi olunsuz durum ve veya kisiyle basetmenin yolu
Go to Top of Page

ogenezis


206 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2022 :  23:12:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yani kh lara gulun gecin..gulumsemek evrensl bir dildir:))
Ikinci olarakta onlarin yaptigi hicbirseyi kisisel algilamayin.mutsuzlugu.ozguvensizligi.korku ve ofkeyi..iclerinde yasadiklarini disariya yansitiyorlar..bu davranislarin sizinle hicbir ilgisi yok.tamamen kendi duygulariyla alakali oldugunu unutmayin.olaylari sozleri uzerinize alinmayin...
Sabahattin Alinin bir dizesiyle yazdiarimi tamamlamak istiyorum
Go to Top of Page

ogenezis


206 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2022 :  23:15:58  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
"Satın alınamayan
Şeyleri severim ben
Deniz gibi
Gökyüzü gibi
Ay ve güneş gibi
Ve sevgi gibi.."
Go to Top of Page

ogenezis


206 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/01/2022 :  23:19:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Yazilarin hepsini tek seferde yazamadim.kullandigim bilgisayardan kaynakli sanirim sinirlama koydu bu yuzden bir kac defada yazdim ..
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/02/2022 :  11:21:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Dikkat dağınıklığım nedeniyle geç de kalmış olsam, KH-BH konusundaki görüş ve önerilerini paylaştığın için teşekkür ederim ogenezis. İsabetli, faydalı öneriler.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/02/2022 :  11:27:52  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
BH'leşmeyi sağlayan, artıran, destekleyen şeylerle ilgili zihinsel denemelerimi sürdürmeye gayret ediyorum.

Dünyaya ait olmayı, dünya hayatının bir parçası, bir mensubu olmayı, hatta insan ve hatta herhangi bir bireysel varlık olmayı bırakma düşüncesinin veya inancının bazen bende oldukça rahatlatıcı etki yaptığını gözlemliyorum.

Buna belki alternatif bir gerçeklikte var olmaya çalışma, bunu tasavvur etme, buna inanmaya çalışma girişimi de denebilir ama en azından niyetim bağlamında konuşacak olursam, herhangi belirli bir alternatif gerçekliğe dönük değil çabam; tüm varoluşun sahibi ve ta kendisi olma (kiracı değil ev sahibi olma; hatta evin kendisi olma) veya zaten bu olduğunu hatırlama, bu bilince inanma, güvenme çabası denebilir bir bakıma.

Dünya hayatının olağan, ortalama şartları düşünülecek olursa bu son derece uçuk görünüyor. Uçuk görünmek veya dünyadaki olağan hayat kabullerine göre uçuk olmak konusunda bir endişem yok. Lüzumsuz, saçma sapan, işe yaramaz, safi zarar olan acıları, işkenceleri, kendi bilincimle kendi kendime zarar veren bir varoluş şeklini sona erdirmek neyi gerektiriyorsa mevcut kavrayışıma, sezgime göre, onu yapmalıyım.

Bakıyorum ki iyilikten daha iyi birşey yok. Tüm ihtiyaç duyulan iyilik; iyilikle özdeşleşmek, iyiliğe aitliğinin farkına varmak ve bunu kutlamak. Ki burada iyilik terimi yerine başka herhangi bir pozitivite kavramı da yerleştirilebilir. Sevgi vs. İyilik varlığa giden yoldur. İyilik apaçık doğruluktur, yapılması gerekendir. İnsanlığın iyilik için yaşamıyor, tüm varlığını iyiliğe adamıyor olmasının ne kadar büyük bir aptallık, bir gaflet veya daha doğrusu bir hastalık olduğunun farkına varıyorum; ki ben de böyle bir insanım sonuçta; aynı aptallığın, aynı hastalığın bir mensubuyum. Bundan çıkmanın kitlesel ve hatta grupsal, ailesel olarak bile pek mümkün olmadığını, dünyaya, dünya hayatına veya gerçekliğine aidiyet bilincinin (sanılgısının) ve bu gerçeklikteki dipsiz sorunların, berbatlıkların, hipnotik kölelik zincirlerinin bunu çok zorlaştırdığını gözlemliyorum. Kendi başımayım. Hastalığımla, işkencemle baş başayım.

Herkesle ve herşeyle bağlarımı geçici olarak çıkarıp bir kenara koyduğumda... ki aslında dolaylı olarak yine herkesle ve herşeyle boş verin bağlantılı olmayı, herkesin ve herşeyin ta kendisi olduğum bir bilince, tüm varoluşun tekliği bilincine yönelmeye çalışıyorum; ama dünyevi perspektiften değil, sonsuz ve tek varoluş perspektifinden. İşte, dünyevi olarak herkesle ve herşeyle bağlarımı bir kenara koymayı az çok başardığımda, içinde ne yapacağımdan bazen emin olamadığım bir zamansızlık ve mekansızlık durumuyla karşılaşıyorum ister istemez. Dünya yok. Hatta hiçbir gezegen yok. Hiçbir belirli mekan yok. Tüm mekanlar tek mekan. Tüm zamanlar tek zaman; sadece şimdi ve burası, yani bir bakıma sonsuzluk.

Burada ne yapılır, ne olunur, çeşitli açılardan yaklaşmayı denedim, deniyorum. Bakıyorum ki dünyaya geri dönmek zorunda kalıyorum ve dünyayla epeyce de bir hukukum var. Dünyayla ilişkimi tamamen ve kalıcı olarak kesip atmak gibi bir niyetim yok. Dünyayla, dünyadaki kendimle ilgili olmasını, düzelmesini istediğim şeyler var. Dünya değil başka belirli bir gezegen veya boyut olsaydı ne olacaktı ki? Hepsi ilüzyon, hepsi uyduruk. Ben zaten hepsiyim, hepsi benim varlığımın bir parçası. Nerede olduğumun bir önemi yok, kim/ne olduğumu bilmem, hatırlamam önemli. Tek sorun kim/ne olduğunu unutmak.

Yarı dünyalı, yarı dünya-dışı (veya yarı-tanrısal/evrensel/tümsel, en azından bir sezgi ve inanç olarak) kendimi konumlandırmaya, ne yapmak istediğimi anlamaya, birşey olmaya çalışıyorum. Hm, olmak, evet. En büyük eksiğimin, en büyük sıkıntı kaynağımın "olmamak", yani doğru dürüst, kesin, tek birşey olamamak olduğunu seziyorum. Peki öyleyse birşey olmaya niyet et, diyorum kendi kendime. Hazır bilincimle istediğimi yapabileceğime dair (zaman zaman ortaya çıkıp zaman zaman zayıflayan, kaybolan) bir inancım var, öyleyse zamandan ve mekandan münezzeh bir şekilde ne olmak isterim? Bu hem yarı dünyasal varlığıma hem de dünya-dışı (daha doğrusu "dünya ötesi": dünya dahil herşeyi, herkesi kapsayan) varlığıma yönelik, ikisini de kapsayan, ikisini birleştiren bir oluş olsun. Aslında mutlu ve huzurlu olmak istiyorum. Sevinmek istiyorum. Çok iyi hissetmek, çok güçlü olmak istiyorum. Bir engel yok; buyur, ol, diyor mantık. Nasılsa dünyevi sınırlar yok, geçici olarak veya bir ölçüde. Haydaa, hiç alışık değilim buna, dünyada. Ama garip bir biçimde, her ne kadar benim dışımdaki bir gücün adeta sihirli bir değnekle bana mutluluk ihsan etmesi bazen gayet çekici ve güzel olabilir ama ben mutluluk için veya evrensel/varoluşsal anlamda iyi ve güzel ve gerekli olan herhangi birşey için "başka bir varlığa" ihtiyaç duyacaksam, mutlak biçimde muhtaç olacaksam benim tanrılığımın, hepliğimin, tümlüğümün, tekliğimin ne anlamı kalır? Öyleyse buyur, kendi kendine ne vermek, ne yapmak, ne olmak istiyorsan ol!

Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/02/2022 :  12:12:55  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Mutluluğun alıcısı değil üreticisi, yapıcısı, olucusu mu denir, o olmak istiyorum. Ya da belki daha doğrusu, mutluluğun kendisi olmak istiyorum. Mutluluk ve ben iki ayrı şey olmayalım. Ben bir kişi olmak istemiyorum artık, en azından mutlak manada değil. Mutluluk olmak istiyorum. Sevinç olmak istiyorum. Veya, zaten öyleymişim ama tersine inanmışım bir şekilde. Yani hakikati unutmuşum, hakikatle epeyce ters düşmüşüm. Lanet olası dünya yüzünden. Yok, yok, suç dünyada değil; ille bir suçlama olacaksa, en çok kendimi suçlamalıyım, yaptığım seçimlerden, hakikatten adım adım uzaklaşmaktan ve sonunda kendimi bir cehennem çukuruna tıkmış olmaktan dolayı. Kendimi bu durumdan nemalananların kölesi durumuna düşürmüş olmaktan dolayı.

Tamam, şimdi ne yapayım? Mutlu ol. Gerçeği hatırla ve mutlu ol. Mutluluk ol. Sevinç ol. "Tek" olan ol; yani herşey.

Mutluluk, sevinç dediğim şeyin "varlık" ile yakından alakası olduğunu tahmin ediyorum. Bunlar varlığın kendisi bile denebilir. Mutlaklığa yaklaşan düzeylerde inatçı, kesintisiz, çok derinleşen mutsuzluğun, sevinçsizliğin "varlıksızlıkla", yok oluşla bir alakası var sanırım.

Hem dünyada, ortalama dünya hayatı koşullarında yaşayıp hem de 7/24 ortalıkta mutluluk ve sevinç feneri gibi dolaşmanın mümkün ve anlamlı olduğunu sanmıyorum. Ama bir şekilde dünyanın (ve başka herhangi belirli bir yerin veya şeyin) geçici olduğunu, kalıcı ve mutlak olanın mutluluk ve sevinç gibi pozitif kavramlarla yakından bağlantılı olduğunu düşünüyorum. TEKLİKLE de yakından bağlantısı var bunun. Güzel olan, asıl olan da bu değil mi zaten? Teklik. Mutlak teklik. Gerçekten teklik. Pırıl pırıl. Derin, saf mutluluğun, sevincin tüm sorunları yumuşatan, çözen bir etkisi var. Ve eğer bu mutluluğu, bu sevinci, huzur ve güveni dünya vermiyorsa, ihtiyacımız olanı kendimiz alabilmeli, yapabilmeli, olabilmeliyiz. Olunması, yapılması gereken başka ne var ki? Dünyada yapılması gerekeni yapmamızı sağlayacak olan da bu sonuçta, doğrudan veya dolaylı olarak.

Olağan dünya yaşamının içinde öylesine düşük, öylesine rezil, berbat frekanslar içinde debeleniyoruz ki, bu bahsettiğim pozitifliklerin, hakikatlerin hiçbir hükmü, gerçekliği, anlaşılabilirliği, yararlanılabilirliği, anlamı kalmıyor. Çok yaman bir çelişki. Dumura uğruyoruz. Hatta pozitifliğe dair inancımızla belirli bir yükseliş yaşadıktan sonra o bataklığın, şiddetli negatif duygu ve düşüncelerin ortasına lop diye düşünce bu çok fena koyuyor. Sinir krizleri yaşatabiliyor. Dolayısıyla hem olağan dünya hayatının / bataklığının mensubu olup hem de herkesle ve herşeyle bir olan, ta kendisi olan evrensel/varoluşsal/ebedi hakikati hatırlayıp, güvenip işkence ilüzyonunun ötesine geçmeye çalışmak hiç kolay iş değil gibi görünüyor. Celselerde bahsedildiği gibi, insanlık berbatlığın iyice dibine vurup da iyi niyetli olanlar bir aile gibi birleştikçe ve iyiliği, doğruluğu tek gerçeklik olarak yaşamaya başladıkça 4BH frekansları egemenleşiyor olacaktır ve o zaman cehennem geride kalmış, kabustan uyanılmış olacak.

Önümüzdeki zamanlarda yaşayacak gibi göründüğümüz, K'ların yanlış hatırlamıyorsam "gölge vadisinden geçmek" gibi bir tanım yaptığı ileri düzey kıyamet zamanlarına "hazırlık" bağlamında bir ön çalışma yapmaya çalışıyorum. Hakikati anlamaya, hatırlamaya, onunla şu veya bu düzeyde kalıcı ve bilinçli bir özdeşlik kurmaya çalışıyorum.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/03/2022 :  22:39:02  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Zaman zaman "mutlak iyiliğe" adanma fikrinden ilham alıyorum. Kendimi dünyadaki olağan varlığımdan, olağan rollerimden yalıtarak, sadece ve sadece iyilik düşünen, iyilik isteyen evrensel/varoluşsal bir işçi/hizmetli olduğumu düşünüyorum, buna inanıyorum, bir süreliğine de olsa. Bunun bana oldukça rahatlatıcı gelen bir yönü var. Adanılabilecek en doğru yola, tek doğru yola adanmışlık hissi veriyor. Oldukça "dinsel" bir niteliği olduğu söylenebilir bu duygunun, düşüncenin, ilhamın. Yapabileceğim en iyi şeyi yapıyorum; o yolda, o yönde ilerliyorum ne de olsa. Yakın, uzak, başka enkarnasyonlara uzanan çok uzak geçmişimle, bugünümle, geleceğimle, ilişkim, hukukum olan herkesle ilgili tüm endişeleri azaltıcı, giderici bir etkisi var bunun. Tüm yaraları sonsuz bir sabırla iyileştirici bir özelliği. İlüzyonun, oyunun, oyunların içinde ama aynı zamanda dışında olma bilinci veriyor. Ölüm dahil olmak üzere tüm korkuların üzerine çıkarıyor. Tüm varoluşun merkezindeki frekansla, karakterle uyumlu, o yüzden hiçbir şey bunun üzerine çıkamaz, tehdit edilemez, diye düşündürüyor, hissettiriyor.

Ama olağan dünyevi kimliğim ve onun kapsadığı bir sürü dünyevi, egosal arzu ve korku, o mutlak iyiliğe adanan evrensel işçi/hizmetli modundan kolayca çıkarıyor beni. Yani çok uzun süre o modda kalma imkanı bulamadım şimdiye kadar. Saniyeler, bazen dakikalar, en fazla birkaç saat; dalgalanarak azalıyor, bitiyor. O modu sınırsızca sürdürecek kadar egosuz değilim veya çok kısa bir sürede o kadar egosuzlaşabilecek bir durumda değilim. En azından tek başıma bunu başaramam gibi görünüyor. Anca tamamen aynı bilince, aynı amaca sahip bir toplulukla destekleşme, dayanışma halinde derinleşilebilir, sabitlenilebilir o yaşam şeklinde, gibi görünüyor bana.

Korkular, endişeler (acılar) çok tırmanıp da derin, etkili bir çözüm bulma motivasyonu arttığında, "neye inanırsam, güvenirsem, adanırsam tüm karamsarlıkların, endişelerin, korkuların üzerine çıkabilirim, kendime, sevdiklerime, sevebileceklerime psişik olarak olumlu etki yapabilirim?" diye sorduğum bazı defalarda yöneldiğim şeylerden biri bu "mutlak iyiliğe adanma" (mutlak iyilik işçisi, fahri görevlisi olma) bilinci, inancı. Ama belirttiğim nedenlerle çok uzun süre muhafaza edemiyorum o "meleksi" adanışı. "Ağır" geliyor.

Tüm derin negatif duygu ve düşüncelerin bir şekilde KH varlıklarıyla rezonansımızı, yani frekans uyumumuzu pekiştirdiğini biliyorum, bundan şüphe etmiyorum. Dolayısıyla, BH alemiyle, BH varlıklarıyla rezonansı artırmak için de derin pozitif duygu ve düşüncelere sahip olabilmek, sürdürebilmek gerekiyor. Kısacası, "şimdi ve burada" pozitif olabilmek gerekiyor.

Olağan hayatın çok sayıda ve sıklıktaki olumsuz duygu ve düşünceleri içinde, sineğin örümcek ağında debelendiği gibi debelenirken, "boş/rahat/müsait" vaktimde adanacağım bir pozitifleşme niyeti hatırlamaya veya tasarlamaya çalışıyorum. O niyet ne kadar mümkün ve makul olursa olsun, "erteleme" içeren herşeyde egonun, bir şekilde bir kendini kandırma halinin sinsice baskın olduğuyla yüzleşmek zorunda kalıyorum sonunda.

Bu hayat şartlarında (ekonomik, toplumsal, her anlamda) negatifliğin, açık veya örtülü olumsuz duygu ve düşüncelerin o malum yaygınlığı ve hatta egemenliği karşısında, sağlam, derin, istikrarlı pozitiflik konusunda ne kadar aciz durumda olduğumuz veya olduğum gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyorum.

Olumsuzluğun, yani olumsuz (veya yeterince olumlu olmayan) duygu ve düşüncelerin açık veya örtülü egemenliği devam ederken ve bu duruma büyük ölçüde boyun eğmek zorunda kalırken, pozitif bir "öğretiyi", karmaşık sayılabilecek bir prensipler, kurallar, bilgiler, gerçekler dizisini, sistemini hatırlamaya çalışmak çok sıkıntılı oluyor genellikle benim için. Daha ilkel, daha basit, daha pragmatik, hemen sonuç verecek bir yaklaşıma ihtiyaç duyduğumu hissediyorum. Ama bu basit, ilkel, pragmatik dediğim şey aynı zamanda tüm varoluşun aslı, esası ve dolayısıyla da bütünü olmalı, onunla ilişkili, ona dair, ona yönelik olmalı. Bu şey "pozitiflik", olumluluk, iyilik sonuçta.

Olumluluk adı üzerinde olumlu, iyi birşey olduğuna göre neden olumlu olmak, olumlulukta kalmak bu kadar zor, bu kadar imkansız görünüyor? Dünyanın en büyük sorusu olmaya aday. Malum birilerinin tezgahı bozulmasın diye, sanırım, temel olarak. Yani negatiflikle beslenenler, çıkarları insanların negatifleşmesini gerektirenler. İnsanların egosal çiğliklerini de kullanarak negatifliği, negatifleşmeyi güvence altına alan koca bir hayat düzeneği kurmuş veya egemen kılmış olanlar. İnsanların genelinin "hayat" diye yaşadığı şey, büyük ölçüde o malum güçlerin "tezgahından" oluşuyor veya o tezgahın içinden geçiyor. İnsanlara mümkün olduğunca bol miktarda negatif duygu/düşünce enerjisi ürettirilip sağılıyor tezgahta, düzen dediğimiz, hayat dediğimiz "fabrikada". Elbette negatif güçler tüm hayatın, varoluşun sahibi veya egemeni değiller ama dünyada halihazırda, uzun, çok uzun zamandır olduğu gibi ciddi bir "pazar payları", hatta dünyevi açıdan, dünya ilüzyonunun perspektifinden bakıldığında "aslan payları" var. Ama varoluşun sonsuzluğu açısından düşünülecek olursa, klasik dünya hayatı veya ilüzyonu "kısavadeli" sayılır; yüzbinlerce yılı kapsasa bile.

Ve negatiflik negatifliktir sonuçta, olumsuzdur. Hastalıktır. Gidişatı değiştirilmezse sonu yokoluşa çıkar. Dünya denen ortamda, insan medeniyetinde negatiflik adeta egemen yasa haline gelmişse bile, bu onun ebedi hakikat olduğu anlamına gelmez.

Pozitif duygu ve düşüncelere, frekanslara sabitlenme çabasında da bu gerçeğin hatırlanması gerekiyor gibi geliyor bana. Pozitiflik dediğimiz şey yalnızca dünya hayatında kendini geçici olarak da olsa iyi hissetmeye yönelik birşey olamaz. Olumluluk varlığın, ebedi hakikatin, mutlak vaorluşsal egemenliğin ta kendisidir. Varlıktır kısacası.

Şu an hissettiğiniz, kendi bağımsız iradenizle hissedebileceğiniz / yaratabileceğiniz küçücük bir olumluluk, varoluşun köküyle, Tanrısal teklik ve mutlaklıkla rezonanslıdır, onun bir parçası ve ta kendisidir.

İşte, negatifliğin, olumsuz duygu ve düşüncelerin, deneyimlerin halen gayet baskın olduğu hayatımızda, pozitiflik yönündeki, pozitifleşme yönündeki çabaları destekleyecek en önemli bilinç temeli, olumluluğun aslında ne olduğunun farkına varmak, bu farkındalığı besleyip giderek derinleştirmek, güçlendirmektir, gibi göründü bana.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/03/2022 :  18:56:52  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Gerçek mutluluğun dünyada olup bitenlerle ve hatta dünya hayatında kendi yaşadıklarımızın niteliğiyle bir ilgisi yok. Daha doğrusu, biz ne kadar izin verirsek o kadar ilgisi var. Gerçek mutluluk varoluşun ebedi doğasıyla, gerçeğiyle ilgili birşey.

Şeytani düzeyde kötücül bir sürü koşula rağmen hayat neden güzel, değerli görünüyor? Hayatla ilgili güzel, iyi birşey olduğuna dair derin bir inancımız, bir ümidimiz var, değil mi? Bu inanç veya ümit nereden geliyor? Gerçeğin ta kendisinden geliyor. Ve o gerçek şimdi ve burada bizim varlığımızın kökünde de mevcut. Hatta "bilgi alanı" anlamında her zaman her yerde mevcut.

Biz dünyada olan bitenlerin ve tabi özellikle şahsen bizim yaşadığımız koşulların, mutluluk, sevinç, huzur, güven deneyimimizi belirleyeceğine feci şekilde inanmış veya inandırılmış durumdayız. Kısacası feci şekilde dünyevileşmiş, materyalistleşmiş durumdayız. Ve bunun bizi mutsuz, huzursuz, güvensiz kılması, egomuzu tırmandırması çok doğal bir sonuç.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 24/03/2022 :  19:53:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Dünyada ve kendi bireysel yaşam koşullarımızda olan biten herşeyden bağımsız, tamamen içsel özgür irademizle huzur, güven, sevinç deneyimleyebilmemizin paha biçilmez bir değeri var. Durduğunuz yerde, sırf kendiniz öyle istediniz diye, çok kısa süreliğine de olsa pozitif duygu ve düşünce enerjileri deneyimlemeniz BH kutbiyetinizi artırma etkisi yapmaya başlayacaktır; bunun miktarı, ölçüsü ne kadar küçük olursa olsun. Tabi ki "olağan" hayatımızı yaşamaya devam edeceğiz, olumlu-olumsuz tüm yönleriyle. Ama bir yandan da, pozitiviteyle, olumlulukla, yani BH ile, dolayısıyla 7Y ile, yani en öz varlığımızla aramzıdaki ilişkiyi, etkileşimi dünya hayatının ve hatta kendi bireysel yaşam koşullarımızın gidişatının insafına bırakmama konusunda da kendimizi geliştireceğiz.

Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/05/2022 :  13:07:03  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Kendini iyileştirmek…

Kendi üzerimde yürütmeye çalıştığım gözlemlere dayalı birkaç görüş (zamanla gelişebilir, değişebilir):

Düşünce gücünüzle kendi ruhsal ve (bununla bağlantılı olarak) fiziksel varlığınız üzerinde geliştirici, olumlu etkiler yapabilirsiniz. Dış dünyayla ilişkilerimizdeki olumlu bulduğumuz gelişmelere gösterilen sevinç tepkisinin sağladığı olumlu denebilecek psikolojik etkileri kastetmiyorum. Fazlasıyla olumsuzluk yüküyle dolmuş olan ruhsal ve fiziksel varlığımızın bilincinde olarak, kendimizi dış dünyadan geçici olarak şu veya bu ölçüde yalıtarak varlığımız üzerinde iyileştirici, onarıcı, yükseltici etkiler yapmayı kastediyorum; tamamen düşünce (irade, inanç) gücüyle.

İçsel olarak, benliksel olarak, varoluşsal olarak yapmaya ihtiyaç duyduğumuz veya yapmak isteyebileceğimiz herşeyi şimdi ve burada sadece düşünce gücüyle yapabileceğimize inanıyorum. Dikkat ederseniz, içinde yaşadığımız bir tür film olan hayat ilüzyonumuzun şiddetli bazı olumsuz şartları nedeniyle doğrudan ve dolaylı biçimlerde epeyce negativite deneyimliyoruz. Doğrudan veya dolaylı, açık veya örtülü negativitemiz arttıkça negatif varlıkların bizimle rezonansı ve etkileşimi de artıyor. Ürettiğimiz negatiflikle “beslenme” imkanı buluyorlar ve üstelik bu olduğunda bir tür kısırdöngü içinde giderek daha fazla negativite üretecek hale gelme tehlikesiyle karşılaşıyoruz. Bu da pozitifliğin, varoluşsal sevincin, huzurun, sükunetin, güvenin önemini hatırlatıyor. Pozitifliği sadece hayat ilüzyonumuzun içeriğindeki gelişmelerle ilişkilendirirsek, epeyce negatif yüke sahip bu ilüzyon koşullarında pozitiflikle aramıza bir tür set çekmiş, blokaj yapmış oluruz. Varlık ve olumluluk öz itibariyle aynı şeydir. Dolayısıyla pozitiflikle aranızdaki ilişki, kendinizle kendiniz arasındaki ilişkidir.

Şimdi olumluluğumuzu, frekansımızı, moralimizi yükseltme namına kendi üzerimizde yapabileceğimiz bir çalışma önerisinde bulunmak istiyorum. Muhtemelen zaman zaman zaten yaptığımız veya sezdiğimiz birşeyi daha bilinçli hale getirme önerisi de denebilir. Geçici olarak hayat ilüzyonunu bir kenara koyarak, mümkün olduğunca sadece kendimize, durumumuza, kendimizle aramızdaki ilişkiye odaklanmaya çalışıp bazı iyileştirici, onarıcı etkilerde, müdahalelerde bulunma amaçlı.

Meditasyonla ilgili yapılan önerilerin birçoğu burada da geçerli, ki meditasyon uygulamasından amaçlanan şey de zaten farklı değil sanırım. Ama ben “hiçbir şey düşünmemek veya düşünmemeye çalışmak” gibi bir amaç gütmüyorum, en azından burada tanımlamaya çalıştığım pratik bağlamında. Belki de “birşey düşünmeme” önerisinden kastedilen şey, yukarıda değindiğim “hayat ilüzyonunu geçici olarak bir kenara koyma” meselesidir. Yani kendiniz üzerinde onarıcı bir çalışma yapmanızı engelleyebilecek, dikkatinizi saptırabilecek şeylerden sakınmak. Aslında, önerdiğim yolla (ki bunu zaten hepimizin zaman zaman bilinçli veya yarıbilinçli olarak yaptığını düşünüyorum) kendinizi küçük küçük iyileştirmeye, moralinizi yükseltmeye başladığınızda, aklınıza hayat ilüzyonunuzdan birşeyler gelmesini engellemeye çalışmaya gerek yoktur, hatta bırakın ne gelirse gelsin; yeter ki sizin temel odağınız kendinizi iyileştirme, gücünüzü, sevincinizi, huzurunuzu artırma üzerinde olsun; bilincinizin altından, üstünden, sağından, solundan ne gelirse gelsin, gelen tüm düşüncelere iyi niyetinizi bulaştıracaksınızdır. Bu da zaten iyileşme sürecinin doğal bir parçası, bir gereği. Ama kendimizi iyileştirme irademizi belirli bir olgunluğa eriştirene kadar, hayat ilüzyonumuzun içeriğiyle bağlantılı olarak bilinç ekranımıza doluşacak duygu, düşünce veya frekanslardan bazıları (özellikle şiddetli arzu ve korkular) dikkatimizi hemen veya yavaşça saptırarak kendimizi iyileştirme irademizi zayıflatıcı, zorlaştırıcı, engelleyici etki yapabilir. Bunu da doğal karşılamak gerek. Kendimizi iyileştirme ustalığımızda belirli bir olgunluğa, seviyeye ulaştığımızda, bu etkilerin dikkat saptırıcılığı da giderek zayıflayacaktır.

Pratiğe dönecek olursak…

Mümkün olduğunca rahat bir pozisyon alın. Klasik meditasyon pozisyonu (bağdaş) olabilir, rahat bir oturuş olabilir, uzanma şeklinde olabilir. Bu sayılanların hepsinde ama sanırım özellikle “uzanma” durumunda yavaşça “uyku” moduna geçiş eğilimi olabilir ve bu da yapmaya niyet ettiğimiz çalışmaya dair bilinçli irademizi zayıflatacak, hatta imkansızlaştıracaktır. Ama sonuçta bu da bir deneyim, bir öğreniştir. Deneme yanılmalar değerlidir. Uzanma pozisyonunun çok önemli bir avantajı da var: Tüm vücudunuzu gevşetme çabası için daha elverişlidir; vücudun en az kasıldığı durumdur.

Evet, yani “gevşeme” bu işin en önemli parçalarından biri. Rahatlamaya çalışın. Hayat ilüzyonunun sayısız negatiflikleriyle sertleşmiş, katılaşmış duygu ve düşünceler nedeniyle, vücudunuzu farkına varmadan rahatsız edici biçimlerde sıkıyor, kasılı halde tutuyor olabilirsiniz. O yüzden yavaş yavaş vücudunuzun tüm parçalarını gevşetmeye, rahatlatmaya gayret edin. Zihin gözünüzle vücudunuzu tepeden tırnağa dolaşın ve mümkün olduğunca tam bir gevşeme, rahatlama durumuna doğru ilerleyin. Bunu yaparken zaman zaman istemsizce derin nefes aldığınızı görebilirsiniz. Evet, nefes de bu işin en önemli parçalarından biri. Gevşeme ve rahatlama için nefes egzersizine de başvurulabilir ama bu çok zoraki şekilde yapılırsa, rahatlatmaktan ziyade rahatsız edici olabilir. Kolay geliyorsa ve olumlu etki yapıyorsa neden olmasın. Benim kendimde gözlemlediğim şeylerden biri, fiziksel ve zihinsel rahatlama ile birlikte genellikle kendiliğinden derin nefes alışlar olmasıdır ama bazen de (çok zorlamadan) bilinçli olarak alınan bazı yavaş ve derin nefesler rahatlama sürecini çok destekler.

Fiziksel rahatlama ile zihinsel rahatlama çoğu zaman birbirini destekler. Bu biraz uyku hali getirici etki yapacaktır muhtemelen ve bu da bilinçaltı malzemelerinin (yarı rüya hali denebilir) zihni devralmasına neden olabilir. Belirttiğim gibi, çok önemli değil. Hatta belki bazen böyle olmasının da faydaları olabilir. Zaman içinde bu pratikte deneyim kazanıldıkça, ustalaşıldıkça, istemsiz yarı uyku haline geçişler üzerinde kontrol sağlanacaktır diye tahmin ediyorum. Kendim henüz bu konuda ustalaşmadım ama şu an için sezgilerim bu yönde.

Düşünce gücüyle bilincimizi, varlığımızı onarma, iyileştirme üzerinden devam edeceğim.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/05/2022 :  15:57:18  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Konuyla ilgili çeşitli notlar aldım, bu notları kendi içinde düzenleyip, derleyip toparlayıp öyle devam etmem gerekiyor ama bunu ne zaman yapabileceğimden emin olamadığım için doğaçlama bir şekilde aklımdaki bazı öne çıkan hususları paylaşmak istiyorum.

Hayatımızın bir tür "savaş" teşkil ettiğini düşünüyorum. Bu savaş temel olarak olumluluk ile olumsuzluk, pozitiflik ile negatiflik, veya belki daha doğrusu BH ile KH arasında olduğunu düşünüyorum. Bu bizim ilk hayatımız değil. Mevcut koşullarda var olmadık. Bu koşullar insanlığın kitlesel olarak özgür iradesini kullanış şeklinin neticesi olarak zaman içinde gelişti. Malumunuz olduğu üzere insanlığın ruhsal bir çocuksuluk, kendi sorumluluğunu alamama ve egosallık (arzu-korku kısırdöngüsü) gibi çeşitli sorunları var. Çocuksuluğun bir kısmı doğal aslında, özellikle 7 yoğunluk skalasında 3y'nin çocuksu sayılabilecek bir seviye olduğu da göz önünde bulundurulursa. Ama bir kısmı doğal değil.

Netice itibariyle şu anda varoluşsal olarak ciddi bir "hastalık" durumu içindeyiz. Ve söz konusu savaş da şu veya bu şekilde "hayatta kalıp kalmama" savaşı, denebilir.

Dikkat ederseniz, 3Y hayat ilüzyonumuz içinde sosyo-ekonomik, siyasi, askeri, dinsel vb. temalar, ideolojiler de zaten epeyce "savaş" realitesi içeriyor. Kesintisiz bir çatışma var. Bu çatışmalar, savaşlar kısmen doğal, faydalı, gerekli ama kısmen de değil.

Bana göre "savaşa" doğru açıdan yaklaşabilmek, savaşın gerçek konusunu, içeriğini, bizimle en doğrudan ilişkisini görebilmek için, elimizdeki kaynakların verdikleri bilgilerle de uyumlu olarak pozitiflik-negatiflik (BH-KH) düalitesi üzerinden yaklaşmamız gerekiyor meseleye.

Zihninizde, varlığınızda negatifliğin mi yoksa pozitifliğin mi hakim olduğuna bakmak gerekiyor. Bana göre, teknik olarak halen KH niteliğinde bulunmamızla da bağlantılı olarak hayatımızda, varoluş deneyimimizde aşırı miktarda negativite deneyimliyoruz. Ve bunun için epeyce gerekçemiz de var. Sayısız mağduriyetlerimiz var. Aşırı derecede adaletsizlik, eşitsizlik, baskı, kölelik kurbanıyız vs. Bu doğru olabilir ama varoluş bize temelde pozitif mi yoksa negatif bilinçli mi olacağımız konusunda özgürce karar verebilmemiz için gereken herşeyi vermiş durumda: Kendisini. Biz varlığız. Hasta da olsak, yozlaşmış, yamulmuş da olsak varlığız. Aradığımız tüm kudret varlıkta, varlığımızda fazlasıyla mevcut. Yani ilüzyondaki dış şartları suçlamanın, kızmanın, gücenmenin sonu yok. Gerçek kudret, gerçek huzur, güven dıştan değil, içten gelir. Varlıktan gelir. İşte "pozitiflik" denen şeyin bu konuyla doğrudan bağlantısı var. Buna "iyilik" hali de denebilir. Bir tür derin farkındalık, yüksek moral, sabır gücü. Herşeyin özgünü ve nihayetini bilmeyle ilgili birşey. Varlığı bilmeyle ilgili birşey. Kısacası, içimizde, varlığımızda 7Y var. 7y'nin bilinci, kudreti var; her ne kadar içinde bulunduğumuz yoğunluğun bazı sınırlılıklarıyla da olsa. Sonuçta işimizi fazlasıyla görecek kadar varlık, bilinç, kudret o veya bu şekilde kendi varlığımızda mevcut.

O kudrete nasıl ulaşılabileceği ise işte şu anda tartıştamaya, yaklaşmaya, tanımlamaya çalıştığım meseleyle ilgili.

İçimizdeki sonsuz, tanrısal kudrete yaklaşabilmek için huzurdan, güvenden, iyilikten, iyileşmeden yararlanmamız gerektiğini düşünüyorum. İlüzyon şartları bize olumsuz olmak, neredeyse kesintisiz kızgınlık, öfke, acizlik hissetmek ve kendi kendimize zarar verici bir modda yaşamak için epeyce neden veriyor. Bunu yapacak şekilde tasarlandı ve şekillendiriliyor. Dolayısıyla ilüzyona bilincimizi/yakamızı fazla kaptırmak, bizi bir tür negatiflik kısırdöngüsüne yakalatıyor. Çünkü fazlasıyla negativite üretecek şekilde bir ezme, parçalama, hırpalama, zayıflatma makinesi içinde yaşıyoruz.

Bu kısırdöngüden, bu acizlikten kurtulabilmek için gerçek pozitiflikle bağlantı kurmamız, yani özümüzü, ebedi hakikatimizi, sonsuz kudretli varlığımızı hatırlamamız, onunla özdeşlik bağımızı kurmamız gerekiyor.

Böylesine bir hayat yaşarken bilincinizi negatiflikten geçici olarak da olsa arındırmak çok zordur ama bunun yapılması gerekiyor.

Bilinç gıdıklama maksadıyla, şöyle bir basit "ara pratik"ten bahsedilebilir örneğin: Hiçbir olumsuzluk duymadığınız birkaç saniye geçirebilir misiniz? Tamamen olumlulukla dolu olduğunuz birkaç saniye? Tabi mümkünse çok daha uzun süre? İlüzyon içinde işlerinizin iyi gitmesinden, olumlu olarak algıladığınız bir durum veya gelişme içinde yer almanızdan kaynaklı bir olumluluktan bahsetmiyorum. Onların da faydası var tabi ki ama ben aşağı yukarı ortalama şartlarda (ki ortalamamızın zaten epeyce negatiflik içerdiğini düşünüyorum), hayat ilüzyonu içinde meydana gelen gelişmelerden bağımsız olarak, sonsuz varoluşla, yani kendi en öz, en çekirdek, en evrensel, en ilahi, en ebedi varlığınızla ilişkinize dayanarak, ilüzyondan bağımsız olarak güçlü ve tümsel bir olumluluk içinde olabilir misiniz?

İşte "savaş" temelde biraz da bununla ilgili. İlüzyondan bağımsız, ezeli ve ebedi sonsuz varlıkla, basit ve sonsuz hakikatle aranızdaki hukuktan, bilinçten, bilgiden güç alarak sonsuz derinlikte denebilecek bir huzur, bir güven deneyimleyip deneyimleyememek meselesi. İlüzyon içeriğindeki tüm olumsuzlukların üzerine çıkabilen, veya onların derinliğinden sonsuz ölçüde daha derine, en derine inebilen, onları küçücük kılabilen bir bilinçte olup olamamak.

Gerçekçi olmak gerekirse, bataklığına dönmek zorunda kaldığımız ilüzyon şartlarında ne kadar çok olumsuzluk deneyimlemeye devam edeceğimizle yüzleşmek gerekiyor. Belki evrensel, varoluşsal pozitiflik (iç, öz, ebedi hakikat) denen şeye mesafeli olmamızın sebeplerinden biri, dönmek ve hatta içinde epeyce debelenmek, ezinmek, çıldırmak zorunda kaldığımız hayat cehenneminin ortalama ve "egemen" şartları açısından düşünülecek olursa, öyle çok pozitif olmanın çok "imkanı" yok gibi görünmesi bir yana, çok "manası" da yok gibidir çünkü o pozitifliği deneyimledikten sonra bu berbatlığa dönmek zorunda kalmak, cennetten cehenneme geçiş yapmaya, eşşekten düşen bir karpuz gibi şiddetli bir travmaya uğramayı çağrıştırıyor belki. Kendimizi o veya bu şekilde alıştırdığımız bir negatif-baskın ilüzyonda kalmak, acılı bir şekilde düşmek zorunda kalma ihtimalimizin yüksek göründüğü pozitif bir yüksekliğe çıkmaktan daha makul görünüyor. Üstelik ilüzyondaki işkenceler büyük ölçüde "kitlesel" olarak deneyimleniyor (elle gelen düğün bayram). Gerçek bir pozitifliğe erişmek içinse çok muhtemel olarak büyük ölçüde kendi başınıza hareket etmek durumundasınızdır. "İçe dönme" ihtiyacı bu yalnızlığı doğal ve gerekli kılar. Ama sadece bu nedenle değil, zaten bu konuda dayanışma içine girebileceğiniz birilerini bulmanın zorluğu da bu "yalnızlığa" katkıda bulunan faktörlerden biri. Korkular, mağdurluk ve suçluluk kompleksleri de var. Ama gerçek bir pozitiflik deneyimlemek, insanda hiçbir "yalnızlık" duygusu bırakmıyor diye algılıyorum. Tüm varoluşun mutlak tekliğini ve sizin o teklikle mutlak birliğinizi, özdeşliğinizi fark etmek, hatırlamak, dünyayla, ilüzyonla ilgili tüm sıkıntıların çok çok ötesine geçmeyi sağlar. İlüzyon bataklığındaki hayatımıza da iyileştirici, umut verici etkileri olur. Ama ilüzyon batağına dönünce, ebedi (zamansız) ve sonsuz kudretli farkındalık kolayca yitirilir belirli bir süre içinde ve kolayca geri dönülemeyebilir. Bu konuda ustalaşmak gerekiyor. Bu da ilüzyondan giderek bağımsızlaşmayı gerektirir. Yani içinde rol almakta olduğumuz filmden bağımsızlaşmamız, zaman ötesi, sonsuz hakikatle, varoluşun çekirdeğiyle bağlantınızı kurmanızı ve sürdürmenizi gerektirir.

İlüzyonda da hak-hukuk için bir sürü mücadele veriliyor. Bunlar tamamen değersiz veya anlamsız değil tabi ki ama bunlar da feci şekilde ilüzyonun negatifliğinden nasiplenmiştir. Doğrudan veya dolaylı olarak ilüzyondaki hastalıkları, bilinç sınırlılıklarını, çarpıklıklarını taşırlar. İçinizden geldiği sürece bunlar içinde yer almakta bir sorun olduğunu sanmıyorum. Siz yeter ki şahsen ebedi bağlantınızı giderek daha istikrarlı hale getirmeye çalışın. Geri kalan herşey yolunu bulacaktır. İlüzyondaki sosyo-ekonomik, siyasi, dinsel mücadele veya savaşlarda aşırı kızgınlık ve "acizlik" hissetmek çok yaygın görünüyor. Doğrudan ebedi hakikatle (7y ile) bağlantıza dönmek, onun sonsuz huzur ve mutluluğunu duyumsamak ise acizlik ilüzyonunu ortadan kaldıran şeydir. Bunu kendi bireyselliğinizde başardıkça ve kalıcı hale getirdikçe, içinde bulunduğunuz çevrede o veya bu şekilde yaymanız (hakikati yaymanız, insanları kabustan uyandırıcı etkiler yaymanız) doğal bir sonuç olacaktır.

İlüzyondaki şartlar "nötr" değil, uzun zamandır insanlık aleyhine epeyce şekillendirilmiş, pekiştirilmiş durumda. Dolayısıyla maddi/materyal ilüzyonun kendisini temel alan, oradan yola çıkan özgürlük, hak-hukuk hareketlerinin kendi kendisiyle çelişen, kendi kendisini sınırlayan, engelleyen nitelikleri vardır. Tamamen yanlışlık, tamamen zarar olarak görülmeleri çok doğru olmaz sanırım. Ama bizim bu forumda ele aldığımız kaynaklar açısından düşünecek olursak, "şahsi" olarak (ideolojik aidiyetleri tamamen dışlamayan ama bunları aşabilen bir şekilde) bu sınırlılıklardan bağımsızlığımızın farkına varmalı ve farkında kalmalıyız. Bu bir anda olmaz, sabır isteyen bir süreç doğal olarak. İşbirliği bunu kolaylaştırır.

Savaşta dezavantajlı olmak istemezsiniz. Ve aslında savaşta pek kullanmadığımız epeyce güçlü "bilinç" silahlarımız var: Gerçekler. Varoluşun gerçekleri. Tüm mesele gerçekleri bilmek, güvenmek. Bizi negatiflik sultanı egemen güçler (sülükler) karşısında zayıf duruma düşüren başlıca faktör yalanlara inanmış olmak. Varoluşun ebedi gerçeklerinden kopuk olmak. Gerçek pozitiflikten kopuk olmak.

Kendim denemekte olduğum ve önermeye çalışacağım "pozitiflik artırma" pratikleri aslında hepimizin farkında olarak veya olmayarak yaptığı, denediği şeyler muhtemelen. Ben bunu daha bilinçli hale getirmeyi öneriyorum.

Ne olursa olsun, hangi yöntemi kullanırsanız kullanın, küçük bir mutluluk, pozitiflik başarısına ulaştınız diye bunun sonsuza kadar süreceğini ummakta egosal bir sahtelik ve acılı bir uyanış potansiyeli vardır. Hastalığımız bir günde oluşmadı. Aslında hastalığın çözümü (bunun bilgisi) hazır. Sadece gerçekleri hatırlamanız, bilmeniz, inanmanız, güvenmeniz yeter. O gerçekler elimizdeki kaynaklarda binlerce defa tekrarlanmıştır o veya bu şekilde. Mesele bizim kendimizi ilüzyona ait hissetmemiz, sanmamızla ilgili. Bu hastalıklı aidiyet ve bununla bağlantılı kaçınılmaz acizlik hissinin bir anda "kalıcı" olarak ortadan kalkmasını beklemeyin. Benim bahsettiğim "kabustan gerçeğe uyanış" oldukça sabır isteyen bir süreç; kendi deneyimlerimde sık sık gözlemlemekte olduğum gibi. Bir çok hatalı algım ve yorumum da olabilir. Kitlesel harekette yanlışların tespiti ve çözümü kolaylaşır. Eşdoğrusal olarak hareket eden bir kitle tabi ki. Yani aynı amaca yönelen bir kitle.

Önermeye çalışacağım pozitiflik artırma temel olarak durduğunuz yerde kendi kendinizi yavaşça, çok küçük miktarlarla başlayarak ama kesin bir şekilde, az öncesine göre biraz daha iyi, biraz daha iyi, biraz daha iyi hale getirme yeteneğiyle ilgili esasen. İlüzyondan bağımsızlaşmayı gerektiriyor bu. Bir anda mükemmelliğe erişilmeyecek tabi ki. Ama birlikte o doğrultuda ilerlememizi engelleyebilecek birşey yok aslında. Biz varlığız. İhtiyaç duyup duyabileceğimiz herşey varlığımızda var. Çünkü varlıktan başka birşey yok.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/05/2022 :  16:15:00  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Genellikle meditasyon önerilerinde "hiçbir şey düşünmeme, hiçbir şey hissetmeme" (nötürleşme) ihtiyacından bahsedilir. Ben genellikle doğrudan (mümkün olduğunca saf) pozitiflik üzerinde odaklanmayı öneriyorum. Ama duruma göre, nötürlüğün de epeyce faydası, gerekliliği olabilir. Feci şekilde negatiflik içindeyken, çatırt diye pozitifliğin ortasına geçmek çok mümkün veya anlamlı, sağlıklı bir çaba olmayabilir (istisnalar olabilir). Ağır negatif bir durumdayken ruhsal bir çıkış arayışında "pozitif veya negatif hiçbir şey düşünmeme / hissetmeme" niyeti ve çabası çok faydalı olabilir duruma göre. Ama sonuçta, bana göre, uzunvadede meditasyon pratiğinden hedeflenen durum "ne negatif ne pozitif" bir durumda olmak değil, gerçek pozitifliğe doğru yaklaşmaktır. O yüzden ben imkan olduğu sürece doğrudan pozitiflik üzerinde odaklanmayı önereceğim. Bu yeteneğimizi fark etmeyi ve güçlendirmeyi önereceğim.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 3  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000
Bu sayfa 1,02 saniyede oluşturuldu.