Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Kanal Bilgileri
 Kanal Bilgileri
 Kanal Bilgileri Tartışmaları (Genel)
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 50

memed


240 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 04/05/2022 :  18:20:38  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
düşündürüyor. Bilmek istediğim şu: Herşey için temel güdü nedir... İtici güç nedir...
Herşeyde bilinç olduğuna dair bir fikrimiz var fakat bilincin kendisi de maddeyle birlikte gelişmiş ve
evrimleşmiş gibi görünüyor. Peki bunun ardındaki itici güç nedir? Maddeyi şekillendiren ve yönlendiren saf bir bilgi dünyası bariyerini
aşarak yaşam taşıyan bedenler meydana getiren itici güç, güdü neydi?
C: Çekim.
S: (L) Çekim bilgiyle madde arasındaki köprü mü?
C: Evet
S: (Ark) Yaşamın amacı nedir?
C: Bilgi parçalarını düzenleyerek öğrenme. Genişleyen oluş.
S: (Ark) Öğrenmenin amacı nedir?
(L) Genişleyen oluş. Sanırım bunu o yüzden eklediler. (Joe) Yani genişlemek tüm gerçekliğin temel bir dinamiği. (Pierre) Çekim ve bilgi...
Öyleyse madde...
C: Düzensiz çekim dalgaları, elektromanyetizma/ışık.
S: (Joe) Ark, çekim dalgasının ne olduğunu biliyor musun? (Chu) Düzensiz çekim dalgasının ne olduğunu biliyor musun? (Ark) Çekimin ne
olduğunu bilmiyorum.
C: Elektrik çekimin bir tezahürü.
S: (Scottie) Bunu biliyorduk. (Joe) Biliyor muyduk? (Scottie) Evet, yıllar önce söylemişlerdi.
(Ark) Çekimin ne olduğunu bilmiyorum. Sorun bu.
C: Çekim tüm bilgidir.
S: (Artemis) Yani bir bakıma ışık.
(Chu) Çekim tüm bilgi diyorsunuz ama çekim aynı zamanda saf bilgiden maddeye geçişin itici gücü.
(L) Sanırım çekim tüm bilgi ve düzensiz çekim dalgaları da bilginin köprüden geçişi.
C: Yakın.
S: (Artemis) Adeta beynimizi patlatarak birşeyleri anlamaya çalışmamızı izlerken eğleniyor musunuz?
C: Geçerli değil.
S: (L) Pekala, sorularını sor Pierre.

(Pierre) DNA ve bilgi konusunda... bir uzvunu kaybeden bir semender tamamen aynı uzvu yeniden büyütüyor. Bu organize öz-
farklılaşmanın yalnızca hücreler içindeki DNA’dan kaynaklı olamayacağını düşünmek doğru olur mu?

C: Evet
S: (Pierre) Yani dışsal bir faktör var. Bu dışsal faktör bilgi alanı mı?
C: Evet
S: (Pierre) Bilgi alanı ile örneğin semenderin DNA’sı etkileşiyor mu?
C: Evet
S: (Pierre) Peki nasıl etkileşiyorlar?
C: DNA bir tür alıcı.
S: (Pierre) Bu durumda bilgi alanının DNA aktivitesini değiştirebildiğini varsaymak doğru mu?
C: Evet
S: (Pierre) Tamam, yani DNA dediğimiz şey, bilgi alanı ile organizma arasında bir aracı.
(L) Korkunç genetik mutasyonları olduğu halde hiçbir semptom göstermeyen insanların durumunu açıklıyor bu...
(Pierre) Evet, çünkü DNA bir tür alet kutusu. Bağlantıdan dolayı, bilgi sahasından alınan bilgiden dolayı bunlardan yalnızca bazıları
etkinleşiyor. Yan yana iki hücre aynı genetik kodda olsalar bile tamamen farklı şeyler yapabilirler çünkü bilgi alanı DNA’nın aktifleştirilecek
ve pasifleştirilecek kısımlarını değiştiriyor. Dolayısıyla her hücrede çok büyük bir potansiyel var.
(Chu) Daha önce virüslerin tezahür eden düşünceler olduğunu söylemelerinin nedeni bu. Yani sanırım birileri bir düşünce tezahür
ettirebiliyor fakat sende alıcı olması gerekiyor. Yani aynı virüsü herkes kapmıyor. Herhangi bir hastalık için de geçerli...
(L) Evet, birinin vücudunda o virüs olabilir ama tamamen pasif kalabilir. Aynı virüs başka bir insanı hemen yıkabiliyor. Bu genetik
kitaplarında anlatılanlar akıllara durgunluk verici.
(Pierre) Önceki celselerde K’lar bazılarımızın (Laura ve Joe) ek DNA iplikleri geliştirmekte olduğunu söylemişlerdi. O
celsede K’ların fiziksel DNA ipliklerini kastetmediği belirtilmişti. Peki K’lar ne tür ek ipliklerden bahsettiklerini açıklayabilir mi?
C: Normalde budanan DNA kodonları. Sıçrayıp orijinal kodları geri yükleyen veya yeni kodlar getiren transpozonları düşün.
S: (L) Yani temelde DNA’nın değiştirebildiğini mi söylüyorsunuz? Tabi aslında bunu zaten biliyoruz çünkü kitaplar okuyoruz.
Ama diğer bir değişle, düşünüşündeki, kavrayışındaki ve bilgi düzeyindeki değişiklikler yoluyla DNA’nın değiştirilebileceğini mi
söylüyorsunuz?
C: En önemli faktör bilgi.
S: (L) En önemli faktör bilgi toplamak, araştırmak ve öğrenmek mi?
C: Evet ve öğrenileni uygulamak.
S: (L) Yani yakıt tankı bilgiyle doluyor ve öğrendiğini uygulamak da motoru çalıştırıp gaz pedalına basmak gibi mi?
C: Evet

S: (Pierre) Bu aklıma birşey getiriyor. DNA dönüşümü için en önemli faktör bilgi. DNA bilgi alanının aracısı veya alıcısı. Birey bilgi topluyor
ve bu bilgi onun bilgi alanıyla olan bağlantısını artırıyor ve daha da fazla bilgi toplamasını mı sağlıyor? Bir döngü gibi?
C: Evet. Anten yapmak gibi.
S: (L) Bilgi topladıkça antenin değişiyor. Bu o bilginin kullanılmasına bağlı çünkü anten yapmak, öğrendiğini kullanmanın bir
sonucu.
C: Evet
S: (L) Değişiklikleri sağlayan bu.

Go to Top of Page

Tgur


1649 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/05/2022 :  09:41:37  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
YORUMLAR XXXII

S: (L) Bilgiyi edindiğim kaynağın aldatıcı bir kaynak olmadığından emin olmak isterim.
C: Eğer imanınız varsa, edinebileceğiniz hiçbir bilgi yanlış olamaz çünkü böyle birşey yoktur. Size yanlış bir bilgi veya veri vermeye çalışan herkes ve herşey başarısız olacaktır. Tüm varoluşun kökünde olduğu için, bilginin kabul ettiği şey, sizi yanlış veriyi benimsemekten koruyacaktır. Yanlış veri bilgi değildir. Sadece açık bir şekilde bilgi edinmeye çalıştığınızda yanlış veriyi benimseme konusunda korku duymanıza gerek yoktur. Bilgi koruma sağlar; ihtiyaç duyabileceğiniz tüm korumayı.
S: (L) Açık ve inançlı olduğu halde zarar gören ve arkalarından vurulan bir sürü insan var.
C: Hayır. Bu sizin algılamanız. Algılamadığınız şey, o insanların gerçekten bilgi toplamıyor olduklarıdır. O insanlar ilerledikleri yolun bir noktasında takılıyorlar ve sizin takıntı dediğiniz gizli bir süreçten geçiyorlar. Takıntı bilgi değildir, takıntı atalettir. Bu nedenle, kişi takıntılı hale geldiğinde, ruhsal gelişimin sağlanması, ilerletilmesi durdurulmuş olur, çünkü bu ancak gerçek bilginin edinilmesiyle mümkündür. Kişi takıntılandığında korunması da azalır, bu nedenle kişi sorunlara, trajedilere ve her tür zorluğa açık hale gelir. Ve kişi bunları deneyimler

----------------------------------------------------------------------

C: Eğer bunun bir şekilde onun veya aktardığı bilgilerin üzerinde bir gölge veya bir leke oluşturduğunu düşünüyorsanız, söylediklerimize yeterince dikkat etmiyorsunuz demektir. Bilgi karşısında takıntı ile ilgili olarak söylenenleri duymadınız mı? İçlerinde, gelişimin tüm noktalarında daha fazla bilgiye erişmek için gerçekten çaba gösterenler, belirttiğiniz gayrımeşruluk ile ilgili herhangi bir fikir ile bloke olmazlar. Eğer gelişip bilgi kazanmayı seçerseniz, hiçbir noktada hiçbir şey hakkında asla bloke olmaz veya takıntılanmazsınız. Fakat eğer bilginizi sınırlandırmayı ve takıntılanmayı seçerseniz, o zaman kendinizi sürekli bloke olmuş halde bulursunuz ve bu durum tüm yaşam deneyimlerinizde kendini gösterir. Bu, bireysel ruh gelişimi kalıbının bir parçasıdır. Tamamen seçime dayalı birşeydir. Bu nedenle bir başkasının bilgi edinme seçimine veya bunu nasıl yaptığına veya yapmadığına müdahale etmeniz mümkün değildir. Bir başkasının algılarını değiştirmeye çalışmanın gereği yoktur çünkü özgür iradeye müdahale anlamına gelir. Eğer biri aydınlanmak yerine takıntılanmayı seçiyorsa, bu onun seçimidir!
----------------------------------------------------------------------

S: (L) Bir insanın 4’üncü yoğunluk adayı olup olmadığını anlamanın bir yolu var mı?
C: Onlara sor.
S: (L) Peki bunu bilirler mi?
C: Evet, bir seviyede. Bir anlamda. Seçilmiş olanlar bunu hisseder. Bileceksiniz.
S: (L) Ben ailemin son derece özel olduğunu düşünüyorum.
C: Herkes de öyle.
S: (L) Ruhsal konulara büyük zaman ve emek harcadım. Bu benim kişisel bir takıntım mı, yoksa bundan dolayı mı seçildim?
C: Açık.
S: (L) V ’nin hipnotik regresyonda deneyimlediği Minturyanlar insanları yiyor muydu?
C: Bu celsedeki düşünce kalıpların için fazla karmaşık. Üzgünsün.
S: (L) Bu akşamki sorunum bu muydu? Bana fazla birşey söylemiyorsunuz.
C: Biyolojik. Ve sana çok şey söylüyoruz. Sen “duymuyorsun” çünkü biyolojik etmenler seni geçici olarak 3’üncü yoğunluğa doğru savurdu.
----------------------------------------------------------------------

S: (L) Burada bir saniye duralım! Bu hiç adil değil. Rehberliğinizi istedim ama bana, çıkış yolunu kendimin bulması gerektiği söylendi. Bana göre de ne düşünüyorsam ona göre hareket etmem bunun en iyi yoluydu!
C: Sana yardım etmeye çalışıyoruz, mani olmaya değil. Ama ne söylendiği anlamak için buna istekli olman gerekiyor. Ve bu isteğin, inançlı ve yönlendirilebiliyor olması gerekli. “Kaybolmak” iyi değildir. Ve, önyargı, bir yerlere ulaştıran düşünme yapısının eksikliği, örn. takıntı gibi diğer bir takım sorunların da araya girmesiyle bu başına gelebilir.
S: (L) Tam olarak bunu kastediyorum ben de. Bir insan, eğer bunlar sorunların kendisi değil de sadece sorunların sonuçları ise nasıl olur da bir yerlere ulaştıran düşünce yapısını sürdürebilir ya da takıntıyı önleyebilir. Sorunlar saldırılar, annemle aramdaki konu gibi, SV ve onun tüm problemleri, çocuklar, kocam, dergi, PZ ve PK..
C: Mümkünse yükümlülüklerinden kurtul. Ayrıca, başkalarının problemlerini çözmeye çalışmaya bir son vermeni öneriyoruz, özellikle içgüdülerin de sana bunu söylediğinde. Hatırla, herkesin ayrı bir öğrenme “programı” ya da güzergahı var.

----------------------------------------------------------------------

Takıntı üzerine yoğunlaşıyorum sebebini anlayabiliyorsunuz, hayatımızın büyük kısmını zihnin apaçık ve sonsuz gibi olan genel yapısına bakıp aldırmadan takıntı duvarlarının dibinde kalıp o orta oyununda söylendiği gibi diğer öğreti ve bilgilere kulak asmayıp "yar bana bir eğlence medet" şeklinde oyalanmak ile meşgulüz ve bunu oyuncağına sahip sımsıkı elinden bırakmayan bir çocuk gibi sık sık yapıyoruz,

Bu durmadan kaynak olarak aldığınız RA-PLE-KASYOPYA bilgilerine siz takılmadınız mı sanki diye bir soru gelebilir olabilir aksini iddia etmedik bu durumda kişi takıntı duvarından kurtulmak için takılı kaldığı bilgilerle mukayese eder ve benzer ayrışık durumları daha fazla bilgi özümseyerek ki bu hal okumak ve üzerinde objektif düşünmek fiillerini içine alır, görmeye çalışır, mesela,

Şu anda Kuran bilgileri ile haşır neşiriz diyelim ne deniyor "ben sizi balçıktan yarattım ,ruh üfledim"

Biz sayfalar dolusu neyi didikliyoruz ,emerjinin atomsal faaliyetine indirgenip amino asitten ,antik çamurdan bahsediyoruz canlının teşekkülünden daha sonra milyar asırları geçip metamorfoz ile insana dönüşen hale ve bu kalıba atlayan ruhlara,

Buradaki benzerliği görebiliyor muyuz, inkar edilemez,ama sonra bir ara o kitapta yeşillikler ve orada mutlu ve kevser şarabını yudumlayıp ayva göğüslü genç kızlardan, yakışıklı delikanlılardan, seksi deneyleten tavırlardan bahsedildiğini de görüyoruz, hoppala,

O alem maddenin olmadığı bir alem değil miydi ,hani biz her nevi maddi teçhizatı burada bırakıp mezarlara gömüp ,ruhsal bir aleme "seyri sülük" denen ruh yolculuğuna çıkmıyor muyduk, madde yok ne seksinden bahsediliyor ,

O zaman nedir bu kanal işi deyip sayfalarca anlatmaya çalıştığımız hususları ilgili aktarımları bir daha inceleyip üst alemlerle irtibatın tam manası ile ne olduğunu ,bunu idare eden bir otorite var mı yok mu yoksa serbest ve alabildiğine kullanılabilen özel bir irtibat yolu mudur bakamaz mıyız,

Şeytan cinler veya negatifler bunu kullanıyor mu ,kainatta denge denen bir hayat ağacındaki elmayı ısırıp maddi alemi başlatan ve bunun pişmanlığıdan feryat ve figan eden Adem ve evlatlarından daha henüz anlaşılmayan konu nedir bakabilir miyiz,

Sonra dünyada bu güneşin ve tabiatın ortamında her nevi ahlaksızlığı yapıp doğaya hayvana insana zülum ve eziyet eden kişilerin ölüp gittiklerinde hesabı orada verir ne demek ,bazı şeyler vardır sadece ateş dolu kazanlara atılıp yanmakla ödenmez, terazi dengede olmaz oysa bu durum ve bilgiyle yeniden doğuş yoktur o bir ıvır zıvırdır diyenlere mi kulak vereceğiz,

Ödenti aynı şartlarda olursa değerlidir,

Her neyse, basit konulara dalıp ortamı lüzumsuz germeyelim,takıntı geçirenin bazı şeyleri öğrenebilmesi için kendi karma sistemi içerisinde örülmüş ve ancak özgür iradesi ile fark edip uyanacağı veya uyanamayacağı durumlar vardır,

"C: Mümkünse yükümlülüklerinden kurtul. Ayrıca, başkalarının problemlerini çözmeye çalışmaya bir son vermeni öneriyoruz, özellikle içgüdülerin de sana bunu söylediğinde. Hatırla, herkesin ayrı bir öğrenme “programı” ya da güzergahı var."

Esasta benim hayat boyu sık yaptığım bir takıntı bu ,bunu çok iyi idrak etmeme rağmen kurtulamıyorum ve bunu başkalarına yardım zannediyorum, derinliğine düşünülürse tamamen KH ,bu konuyu özellikle getirmemden kasıt kendi düşünsel iç sorgulamalarımı yapmak ,daha doğrusu kendi düşünsel mimarimde bozuk tarafları görebilmek ve terk etmek için ivme kazanmak,

Peki bu samimi itirafları yapıp neden burada sergiliyor ve buraya yazıyorsunuz denebilir ,doğal ve doğrudur ,bu da benim yaşam tatmin taraflarım herhalde ,

Yahut gelinilen farkındalık hallerini açıkça sergileyerek arayışta olanlara bir done olabilmek, yoksa bunca sene biz bilgiyi sadece hindi gibi düşünerek almadık ,arayış ve birilerinin yazdıklarını kotardıklarını çevirdiklerini okuyarak ,düşüncelerini yorumlayıp anlayış tarzlarını analizleyerek, mukayese edip takıntılarımızdan kurtulmaya çalışarak,onun için takıntı ve samimi bilgi edinme konusunda şu alıntıyı defalarca olsa bile tekrar belirtmeliyim,

"S: (L) Açık ve inançlı olduğu halde zarar gören ve arkalarından vurulan bir sürü insan var.
C: Hayır. Bu sizin algılamanız. Algılamadığınız şey, o insanların gerçekten bilgi toplamıyor olduklarıdır. O insanlar ilerledikleri yolun bir noktasında takılıyorlar ve sizin takıntı dediğiniz gizli bir süreçten geçiyorlar. Takıntı bilgi değildir, takıntı atalettir. Bu nedenle, kişi takıntılı hale geldiğinde, ruhsal gelişimin sağlanması, ilerletilmesi durdurulmuş olur, çünkü bu ancak gerçek bilginin edinilmesiyle mümkündür. Kişi takıntılandığında korunması da azalır, bu nedenle kişi sorunlara, trajedilere ve her tür zorluğa açık hale gelir. Ve kişi bunları deneyimler"

----------------------------------------------------------------------
S: (L) Tamam. Sanırım bunun gerisini kendi beyinlerimizi kullanarak bulabiliriz. Bir sonraki soru... Bir okuyucu şöyle yazmış: “[Belirli bazı öğretiler]’de insan kompozit bir varlık olarak görülüyor. Bu kompoziti oluşturan unsurlardan biri, “yönetimde” olduğu kabul ve ümit edilen bir varlık, diğer unsur ise Bilinçliliğin / Bilinçsizliğin çeşitli hallerindeki çok sayıda ayrı varlıklar, ki bu Ouspensky’nin ‘Olağanüstünü Arayış’ kitabında yaptığı tanımla da benziyor.” Kasyopyalılar olarak sizin söylediğiniz şeyle [Belirli diğer öğretiler]’de söylenen şey arasındaki kritik farklardan biri şu ki, o öğretilerde, kişinin nihai olarak Bir olmadığı, evrimin üst aşamaları boyunca bile birey olarak kaldığı ve bir “tanrı” olarak evrimleştiği öğretiliyor.
C: Büyük Kalp Atışı bireyselliği geçici bir oluş durumu haline getiriyor.
S: (L) Büyük Kalp Atışı’nda bireyselliğin geçici bir hal olduğunu söylüyorsunuz. Yani herşey Bir ve Birlik durumuna geri dönüyor.
C: Evet. Ve öyleyse, her zaman doğru. Sonuçta herşey “Tanrı.”
S: (L) Ama evrimin üst aşamalarında bireysel bir tanrı olarak evrimleşmiyorlar mı?
C: Bunun amacı ne olabilir?
S: (L) Sanırım birey olarak kalma ve bu şekilde “tanrı” haline gelmeye takıntılanıyorlar ve bu temelde güç ve kontrol konusuyla ilgili... bir tür nihai KH.
C: Eğer zaman ve lineer gerçeklik doğru olsaydı belki bu işe yarardı, ama...
-------------------------------------------------------------------

Bu konuyu tam anlamak için zamansızlığı biraz anlar gibi olmak gerekli, bu nasıl bir duygudur, DNA mıza işlenmiş lineer özellik içinde bu havayı nasıl tahayyül edeceğiz,

Var oluş veya olmama kavramının biteviye devrede olduğu bir hal ,öyle bir varlıksınız ki düşündüğünüz her şeyi zaman olmadan o anda yaşıyor veya vaz geçiyorsunuz, bunu söylerken bile tüylerimiz ürperiyor, zira bu olma veya vaz geçme için bile bir müddet (zaman) zihnimize takılıyor lineer bir bekleyiş hali adeta zihnimizi tırmalıyor yani var ettiğiniz o halde yaşamak ve sonrasını beklemek,

Beklenti ve arzulu düşünüşden kaçının ne demek anlamaya başlıyoruz, var ettiğiniz o halde evvel veya sonra ne oldu ,olacak diye düşünmemek, lineer zihin bu her durumda bir hediye menfaat bekliyor, sanki onlar olmazsa işin tadı da olmaz gibi,

Bu iş fazla kurcaladık ama sanki madde illüzyonunu yaratıp oradaki zevklere takılı kalmak gibi ,meyveyi ısırıp o ekşi veya yarı tatlı veya tatlı hallerini derinliğine hissetmek ,oralarda bir müddet kalmak,

Bütün bunlar ruhların bu maddenin içine girip yaratılmış olan zamanı alabildiğine kullanıp takılı kalmasını yani KH nin genel maksat ve uygulamasının nasıl cazip geldiğini anlatmıyor hissettirmiyor mu..

Sıyrılabilmek ve daha ötede başka şeyler var demek zorlaşıyor.
--------------------------------------------------------------

S: (L) Yahudilerin Atlantis kökenli olduğunu ve Nuh’un da bir Atlantisli olduğunu söylemiştiniz ve...
C: Çoğu.
S: (L) Bunun onların dinleriyle ve Yahudilerin şu andaki durumuyla ilgilisi nedir?
C: “Holokost”ta sadece Yahudiler mi vardı?
S: (L) Yahudi dini Atlantis dinine benziyor mu?
C: Önceki yanıtı anladın mı?
S: (L) Holokost’takiler sadece Yahudiler miydi?
C: Hayır.
S: (L) Holokost’u yaşayanların sadece Yahudiler olmadığını mı söylüyorsunuz?
C: “Yahudi” olmayla özel bir karmik bağlantısı yoktu; holokostu deneyimlemenin önemi, sıradışı karmik borcun ödenmesiyle ilgiliydi.
S: (L) Evet anladım. Peki, Yahudi dini Atlantis dinine benzer mi?
C: Yalnızca tek bir din değil. Pek çok “dinler.”
-------------------------------------------------------------------

S: (L) İbrahim de Kantekli miydi? İbrahim’in hikayesi Kantekliler tarafından mı Dünya’ya getirildi?
C: Hayır.
S: (L) İbrahim Kantekli veya türevlerinden miydi?
C: İkincisi. Ama siz de öyle.
S: (L) Yahudilerin genetik mühendislikle oluşturulup Orta Doğu’ya yerleştirilmesi hangi yıl oldu?
C: 130.000 yıl önce.
S: (L) Vay be! Bu kadar süre boyunca herhangi ırksal bir saflığı korumayı başardılar mı?
C: Hayır.
----------------------------------------------------------------------
S: Sinai Dağı’ndaki Kovenant’ın yapılmasında bir grup hayvan kurban ediliyor. Musa kanı alıyor, ikiye bölüyor ve bir yarısını sunağa sürüyor. Kovenant kitabını alıp insanlara okuyor ve insanlar “Yehova’nın emrini izleyeceğiz. İtaat edeceğiz.” diyorlar. Sonra Musa kanı alıp insanlara sürüyor ve “Bu, Yehova’nın sizinle yaptığı, tüm kuralları içeren kovenantın kanıdır” diyor. Bu kovenant kanı nedir?
C: Soylarla (kan bağlarıyla) ilgili.
S: Yani bu Yahudilerin soyunu mu simgeliyor?
C: Hayır.
S: Burada hangi soydan bahsediyoruz?
C: Arami/Ari.
S: Yahudilerin Arami/Ari olduğunu mu söylüyorsunuz?
C: Hayır. Yahudiler başlı başına kategorize edilebilir bir soy değil.
---------------------------------------------------------------------
S: (L) Yazıda Yahudilere karşı olan derin sempatimin de...
C: Yahudiler her halükarda yok edilecek.
S: (L) Bu sevimli bir yanıt DEĞİLDİ! En iyisi o yazıları o sayfadan kaldırmak. Bırakalım aptallıklarına devam etsinler ve kendilerini yok etsinler. Kimsenin bu konuda yapabileceği birşey yok sanırım. (A) Evet.
C: Evet.
----------------------------------------------------------------------

S: (L) Planımız bu. Ortadoğu’nun, Afganistan’ın vb durumu ne olacak?
C: İnsanların daha derin kontrole yönlendirilmesi.
S: (L) Bu artan kontrolün amacı nedir?
C: Filistin’de savaşa hazırlık.
S: (L) Ama kimse Filistin’de bir savaştan bahsetmedi. Herkes Afganistan’daki bir savaştan bahsediyor. Filistin’in bununla ilgisi nedir?
C: İsrail’in nihai amacı.
S: (L) Neden kendi ülkelerinde savaş yapmak istesinler? Bunu uzun zamandan beri zaten yapıyor olmaları dışında? Sanırım bunu bir nihayete erdirmek istiyorlar. Bu planın neticesi ne olacak?
C: Yahudilerin imha edilmesi.
S: (L) Ama planladıkları şey bu değil, öyle değil mi?
C: Hayır.
S: (L) Filistinlileri yok etmeyi planlıyorlar, değil mi?
C: Evet.
S: (L) Öyle görünüyor ki, tarih boyunca Yahudiler ne zaman birilerini yok etmeyi planlasalar, sonunda yok olan kendileri oluyor. Yoksa tarihi yanlış mı okuyorum?
C: Hayır.
----------------------------------------------------------------------
S: (Perceval) Naziler Yahudileri öldürmek için gaz odaları kullandılar mı?
C: Hayır.
S: (Perceval) Naziler tarafından toplam kaç Yahudi öldürüldü Holokost’ta?
C: 3.2 milyon.
S: (Mr. Scott) Başka yollarla mı öldürdüler?
C: Evet. Silahla vurma, aç bırakma, deneyler, deney için kasıtlı enfeksiyon dahil olmak üzere hastalıklar.
S: (Mr. Scott) Bu çok tuhaf. İsrail gidip istediği kadar Arabı öldürebiliyor ve hiç kimse “Hitler’in yaptığını yapıyorsunuz” diyemiyor çünkü o zaman “Hayır, biz gaz odaları kullanmıyoruz, o kadar korkunç değiliz" diye cevap veriyorlar, halbuki o gaz odaları hiç olmadı. (Galahad) Evet, ama bugün hepimiz için planladıkları şeyler temelde aynı şeyler.
----------------------------------------------------------------------
S: (Perceval) Bunun Ortadoğu’da İsraillilerle Araplar arasında bir savaş hazırlığı olması mümkün mü?
C: Olası ama düşündüğün şekilde muhtemel değil.
S: (L) Sanırım gerçekten birbirlerine düşman olduğunu düşünüyorsun. İnsanlar birbirlerine düşman ediliyorlar ama bence Arap dünyasında kontrolü elinde bulunduran güçler bile karanlık güçlerle işbirliği içinde. (Perceval) Ben Ortadoğu’da Yahudileri ve Filistinlileri ve diğer herkesi içine alacak bir yangının başlaması açısından düşünüyordum. Çeşitli Arap güçlerinin Arap milliyetçiliği etrafında birleşip İsrail’in karşısına geçeceği bir senaryo yaratabilirler. (L) Evet, bu gerçekten mümkün bence ama onlar kontrollü bir yangın meydana getirebileceklerini düşünüyorlar ve bence o yangın onların hiç akıllarına gelmeyen şekillerde kontrol dışına çıkabilir.
C: Evet.
S: (L) İsrail muhtemelen tüm gezegende en konsantre olmuş psikopatlarla dolu bir ülke ve kendi türlerini yok etmek istemediklerinden eminim. Ama Arapları yok etmek istiyorlar gerçekten. (Perceval) Ama onları yok etmeye çalışırken kendilerini yok edebilirler. (L) Genellikle yaptıkları bu. Lobaczewski bir mikrobun, bulaştığı vücudun ölüsüyle birlikte ölüp yok olacağını anlamaz diyor. Ve gerçek gezegensel değişimleri hesaba katmıyorlar sanırım. Elbette bu olayların bazılarına hazırlanmayı planlayanlar var aralarında. Ama meseleyi gerçekten anlamaya yakın değiller gibi görünüyor. Meydana geleceği kesinleşen birşey olursa buna hazırlanabilirler. Örneğin eğer bilimadamları onlara bir tür komet vs olayı olacağını söylerse, bir tohum bankası yapabilirler. Bunu yapabilirler ama önlem aldıkları ve belirli bir rota izleyeceğini düşündükleri birşeye karşı şu anda yapmakta oldukları şeyin sonuçlarını düşünemiyorlar. Yapacakları şeyin tamamen rasyonel olduğunu düşünüyorlar. Oyun teorisi gibi. Oyun teorisinin herkes üzerinde işe yaramadığını gördüler! ...
----------------------------------------------------------------------

S: (L) "Plague Time" (Veba Zamanı) adlı yeni bitirdiğim bu kitaptan anladığım şeylerden biri şu ki, uzun vadeli kronik hastalık parazitlerinin en sinsi bazı türleri cinsel yolla bulaşanlarmış: seks, öpüşme, yakın temas vb yoluyla. Bu kitapta anlatılanlardan anladığım kadarıyla, aşırı cinsel ahlakla ilgili bazı kadim fikirler aslında bu tür hastalıkları önlemeye yönelikmiş. Yoksa kitaba kendimi fazla mı kaptırdım?
C: Hayır, bu bilgi gelecek nesillere aktarılırken zaman içinde nedenleri unutuldu.
S: (L) Bu şu anda gerçekten komik bazı dini kurallarla falan ilişkilendiriliyor, halbuki bunun bilimsel nedenleri vardı esasında. Domuz eti gibi. Bir nedeni vardı. Ama bu bilgi bir şekilde kaybedildi. Şimdi kendilerini tepeden tırnağa kapatan kadınlarla dolaşan Müslümanlar, Yahudilerin tüm o saflık kuralları ve kökten dincilerin dans karşıtlığı vs. Tevrat’taki yasalarla ilgili şeylerin çoğu Pisagorculardan gelmiş. Bu da Pisagor’un çok eski bilgilerin bir aktarıcısı olduğuna işaret ediyor.
C: Evet

----------------------------------------------------------------------
S: (Pierre) Başka bir soru: Yıllar önce bir celsede Nazi Almanyasının bir prova olduğunu söylemiştiniz. Bir sonraki sefer kim Nazilerin rolünü oynayacak ve Yahudilerin rolünü kim oynayacak?
C: Bunun şimdiye kadar anlaşılmış olması gerekir. Belirttiğimiz gibi, amaç gerçek Samileri gen havuzundan çıkarmaktı/r.
S: (L) Tamam... Sorum, ki bunu hiç bu kadar doğrudan bir şekilde sorup sormadığımdan veya hiç cevaplanıp cevaplanmadığından emin değilim, Sami nedir?
C: İki ana soydan oluşan Orta Asya genetik türü.
S: (Chu) Hangi soylar?
C: Kantek ve Homo Sapiens.
S: (Artemis) Kanteklilerin içlerinde en çok ışık ve süper güç taşıyanlar olduğunu söylememişler miydi?
C: Evet
S: (Artemis) Yani onların süper güçlerinden kurtulmak mı istiyorlar?
C: Evet
S: (Artemis) Şeytanca!
(L) Tamam, sonraki soru? (Artemis) Biz Sami miyiz?
C: Evet
S: (Pierre) Yani Yahudiler biz mi olacağız?
(Artemis) Biziz.
(Joe) Hiç birimizin DNA'sında Orta Asya yok, değil mi?
(L) Sanırım nihayetinde hepimiz Orta Asya'dan geliyoruz. (Joe) DNA sonuçlarımızda yok...
(L) I-ı! Tüm mitokondrilerimizi falan düşünürsen, her zaman oraya varıyorsun.
----------------------------------------------------------------------

(Joe) Pierre provadan bahsetti ve bir sonraki sefer Nazilerin ve Yahudilerin yerinde kimler olacağını sordu. Bunun şimdiye kadar açık olması gerektiğini ve amacın gerçek Samileri gen havuzundan çıkarmak olduğunu söylediler. Bunun Batı dünyasını ele geçirmekte olan radikal sol ideolojiyle bir ilgisi var mı?
C: Evet
S: (Pierre) Gerçek Samiler, ekstra ahlaki tat alıcılara mı sahip?
C: Evet
S: (Pierre) Biliyordum!
(Joe) Yani bu radikal sol ideolojinin Batı toplumunda gerçekten aşırı bir noktaya gideceğini mi söylüyorlar?
C: Naziler gibi, deneyecekler.
S: (Pierre) Peki başaracaklar mı? (Joe) Açık! (Pierre) Bir afet onları durduracak.
(Joe) Nazileri durduran bir afet değildi. Rusya Anaydı.
C: Bekleyin ve görün!
----------------------------------------------------------------------

Bir potbori sağanağına kapıldım sanmayın ,düşünsel atağın gerçekleri yakalaması için sıklıkla yaptığım şey, tabii ki bu gerçeklik başka bilgilerle başka yollara doğru savrulur gerçeğin o kristalimsi pırıltısını daha net fark etmeye çalışırız, bu laf kalabalığı ile anlatmak istediğim arayışın takıntı tehlikesinden uzaklaşmış olması gerekir ..

İşe K.ların "yahudiler en sonunda imha edilecek" sözünü tam anlamak için giriştim, Kuran Fatiha Süresinin en sonunda da aynı ifade vardı "hristiyanlar sapkındır elbet ceza görecekler yahudiler ise imha edilecek" ve ben orada kopmuştum monoteist yapıdaki o yaratan güç kendi yarattıklarını neden böylece böler harcar, nerede merhamet, bağışlama,

Ama şimdi o düşünsel halime bakınca oldukça fazla yol kat etmişim,
Yahudilerin başlangıçta özel bir misyon ile dünya nüfusunda belirmesi Hitlerin onlara itibar etmeyip çingene, sakat v.s . ile beraber holokosta sokması ve bunun sebebinin kendisinin tesir altında olduğu karanlık kertenkele güçleri etkisi ile Nefalim istilasına yataklık yapmak üzere dünyayı Ari ırkı denen bir ırk standartına sokmak istemesi ve bunda başarılı olamaması, ve başarısızlığın sebebinin daha çok Rusya olması ,

Yahudilerin özel bir misyon yüklenerek gelmesi olayını Orion deney sahasında kısa dönem dalga oluşumunun yürümesi için dünya illüzyonuna tapan bir ırk KH yaratılması ile ilgili ,deneyin motivasyonunda negatif bir gücün mutlaka gerekmesi ,

Onlar oluşturulan zaman içinde Atlantisin Belial oğlu ırksal oluşumu ve yılan kardeşliği usullerini kullanarak ve ellerindeki zamana galebe çalan teknolojiyi kullanarak bunu çeşitli yollarla yürütmeye çalıştılar ve halen yürütmede etkinler,

Dünya illüzyonunun ve özelliğinin tek gerçek olduğunu başka bir şey olamayacağı fikrini takıntısını yani ruhsal gelişimi önleyecek çeşitli usuller buldu ve kullanmaktalar ,nedir bunlar,

Monoteizm,

Dinler programının başlatılması ve yürütülmesi ,dikkat edilirse lineer zamanın genişliğinde yahudilikle başlayan veya ondan evvel Kabala yazıtları ile başlayan yahudilik ve hristiyanlığın iki ayrı kolda yürümesi , islamiyet,

Dikkat edilirse bu dinlerin içinde başlangıç materyallerini tabulaştırıp sunan domuz yememe ,sünnet etme ,kurban etme perhizler uygulama gibi benzer usuller var,

Başlangıcı sunan peygamber İbrahim/Musa var ,

"C: Üç test vakasının gelişim yollarını dikkatlice düşünün. Önce Yahudilik. Bir kuyruklu yıldız / fırtına tanrısına tapınmaya yönelik geniş çaplı bir kült olarak başladı. Varını-yoğunu kaybetmiş bir halkın ihtiyaçlarını karşılayacak ve aralarında dayanışmayı teşvik edecek şekilde yeniden düzenlendi. Hristiyanlığın ikili bir başlangıcı oldu. Birincisi apokaliptik bir hoşgörüsüzlük ve şiddet kültüydü. İkincisi, merhamet dolu olağanüstü bir adamın hayatına dayalı bir ruhsal dönüşüm mesajıydı. İslam ise bu ikisinin en kötü yönlerinin bir karışımı. Tam bir sahteliğin içinde nasıl herhangi bir pozitif unsur olabilir?
S: (L) Yani, İslam’ın Yahudilik ve Hıristiyanlığın en kötü kısımlarının bir karışımı olduğunu mu söylüyorsunuz? [Son cevabın gözden geçirilmesi] Kumran Metinlerini yazanların İslam’ın oluşumu üzerinde güçlü bir etkisi olması mümkün mü?
C: Öyle!
S: (L) Ve bunları yazanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre bunlar bir grup şizoid psikopattı. (Joe) Yahudi miymişler?
(L) Evet. Diğer tüm Yahudilerin yozlaşmış olduğunu, sadece kendilerinin doğruya sahip olduğunu düşünen ve kendi inandıklarına inanmayan herkesi çıkıp öldürmek için can atan bir grup Yahudi. Kumran Metinlerine ve Enok Kitapları ve Enok kıyametçiliği gibi çeşitli bağlantılı metinlere yönelik büyük araştırma alanları var. Pavlus, Josephus ve İsa hakkındaki yazımda bu konuyu biraz işledim. (Joe) İlk Hristiyanlık dalgasının kökeni onlarmış demek. Sonra Sezar geldi.
(L) Aslında, merhametli kurtarıcı Sezar vizyonuyla Pavlus geldi. Yeni Ahit'te Pavlus ile “Kudüslü Hristiyanlar” arasındaki ihtilafa dair yapılan şaşırtıcı referansların nedeni buydu. Kumran Metinlerini yazan tipler vardı, Bağnazlar vb., sonra Pavlus geldi. Henüz yayınlanmamış olan kitabımda bunu etraflıca anlattım.
MÖ 272 civarında Eski Ahit yazılırken Yahudilerin gerçek tarihsel bazı Yunan ve Mısırlı karakterleri model alarak yazdıkları İbrahim ve Musa hikayelerinin, İslam’ın yaratıcıları tarafından bolca kullanıldığını da unutmamak gerek. Gmirkin ve Wajdenbaum tüm bu konuları ele alıyor. (“Argonauts of the Desert” [çöldeki argonotlar] vb.) İslam’ı icat edenler, zaten çalıntı olan hikayelere dayalı hikayeler yarattıklarını bilmiyorlardı, vb. (Joe) Hem Yahudiliğin hem de erken Hristiyanlığın en kötü tarafı hoşgörüsüzlük ve şiddet ve fırtına tanrısına ibadet. İslam bu anlamda diğer tüm dinlere göre afetlerden daha fazla etkilenmiş gibi görünüyor, doğru mu?
C: Evet
S: (Joe) İslam’ın ortaya çıktığı süreçte neler oluyordu? Karanlık Çağlardı, değil mi?
C: Evet "

Bütün bunların yanında "yahudilerin imha" işi ne zaman olacak insanlar başlarına gelenlerin kendi bilgisizliklerinden ve takıntılarından ibaret olduğunu anlayıncaya kadar ,bunun için "yaşayarak öğrenme" programı kozmik bazı yardımlarla insan nüfusunun genelini kaplamaya başladığı zaman ,

Esasta bence bütün anlatılmak istenen KH nin kendi kendine imhası, yani aşırı nefsani hırsların dünyaya tapmanın bitirilemeyerek kök noktalara doğru indirgeniş ve en sonunda atomsal bölünmeye kadar olan süreç .

Ara..


Edited by - Tgur on 14/05/2022 09:54:29
Go to Top of Page

memed


240 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/05/2022 :  18:25:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
S: (Pierre) Gerçek Samiler, ekstra ahlaki tat alıcılara mı sahip?

Bunun ne demek oldugu hakkında ne düşünüyorsunuz ? ahlaki tat alıcılar ?
Go to Top of Page

Tgur


1649 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 14/05/2022 :  20:52:42  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Cevabı sağlam vermek için ingilizceyi ve gerçek tercüme etme sanatını çok iyi bilmek gerekli ve bu hususta Bozadi bilgili ve yetkilidir ingilizce deyimler kavramında başka izahlar olabilir,

Ancak benim cevabım şu aktarımda yatmakta,

Olay nazilerin gerçek samileri çıkarıp onların süper güçlerini yok etmek isteğinde yatıyor,

"C: Bunun şimdiye kadar anlaşılmış olması gerekir. Belirttiğimiz gibi, amaç gerçek Samileri gen havuzundan çıkarmaktı/r.
S: (L) Tamam... Sorum, ki bunu hiç bu kadar doğrudan bir şekilde sorup sormadığımdan veya hiç cevaplanıp cevaplanmadığından emin değilim, Sami nedir?
C: İki ana soydan oluşan Orta Asya genetik türü.
S: (Chu) Hangi soylar?
C: Kantek ve Homo Sapiens.
S: (Artemis) Kanteklilerin içlerinde en çok ışık ve süper güç taşıyanlar olduğunu söylememişler miydi?
C: Evet
S: (Artemis) Yani onların süper güçlerinden kurtulmak mı istiyorlar?
C: Evet"


Go to Top of Page

Tgur


1649 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/05/2022 :  09:30:37  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Ayrıca ilgili celseye baktım 10.Şubat.2018 Bozadinin o celsede bir notu var ,ama geliştirilememiş arkadaşın fazla vakti yok dünyasal işi gücü arasında pek tabiidir ki fırsat bulamamış, notunu belirteyim,

[“ekstra ahlaki tat alıcılar” meselesi, Binici-Fil benzetmesiyle ilgili olarak celsede bahsi geçen Jonathan Haidt adlı şahsın kullandığı “ahlaki tat alıcılar” (ideal çevirisi bu mu, bilmiyorum) kavramıyla ilgili görünüyor. Bir örnek: http://www.theemotionmachine.com/6-moral-taste-buds-that-shape-our-morality/ Müsait vaktimde inceleyip görüş bildirmek isterim.]

İşaret ettiği sitelerdeki kavramlar pozitif yönde olan düşüncelerin aşırılığı hakkında sonuçları inceleyen bir site
Zaten aktarımda olay bu yönü ile izah ediliyor,

Yani radikal solcular ki sol ve sosyal eşitlik peşinde koşmak pozitif bir yoldur, işte ahlaki "zevk alıcıların" bu konudaki aşırılığı ve getireceği neticeler hakkında bir dialog,

"S: (Pierre) Gerçek Samiler, ekstra ahlaki tat alıcılara mı sahip?
C: Evet
S: (Pierre) Biliyordum!
(Joe) Yani bu radikal sol ideolojinin Batı toplumunda gerçekten aşırı bir noktaya gideceğini mi söylüyorlar?
C: Naziler gibi, deneyecekler.
S: (Pierre) Peki başaracaklar mı? (Joe) Açık! (Pierre) Bir afet onları durduracak.
(Joe) Nazileri durduran bir afet değildi. Rusya Anaydı.
C: Bekleyin ve görün!"


Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/05/2022 :  12:36:17  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

İngilizcede "moral taste buds" olarak geçen, benim celsede "ahlaki tat alıcılar" diye çevirdiğim ama birebir çevrilecek olursa "ahlaki tat tomurcukları" denebilecek bu kavram, görebildiğim kadarıyla esas olarak Jonathan Haidt adlı bir sosyal psikolog tarafından kullanılmış ("ahlaki temeller kuramı" ile ilişkili başka isimler de var), çünkü google'da İngilizce kavramı arattığım zaman en başta ve özellikle bu şahsın adı karşıma çıkıyor.

Fizyolojik olarak "tat tomurcuğu", dilde farklı tatları almaya yarayan küçük yapılara verilen isimmiş. Haidh "ahlaki tat alıcılar" diye bir benzetme kullanarak, birkaç başka yazarla birlikte "ahlaki temeller kuramı" diye bir teori geliştirmiş. "The Righteous Mind: Why Good People are Divided by Politics and Religion" (Ahlaki Zihin: Politika ve Din İyi İnsanları Neden Bölüyor) diye önemli bir kitap yazmış.

Yukarıda belirtilen kuramı Türkçe olarak arattığınız zaman açıklayıcı bazı Türkçe metinler de bulunabiliyor ama ben şu İngilizce sayfayı ve Google çevirisini önermek istiyorum:

İngilizce: https://highexistence.com/how-jonathan-haidts-6-moral-tastebuds-can-heal-a-divided-world/

Google çevirisi: https://highexistence-com.translate.goog/how-jonathan-haidts-6-moral-tastebuds-can-heal-a-divided-world/?_x_tr_sl=auto&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=wapp

Makalenin sonuç kısmında şunlar söylenmiş (google çevirisi):


Eklenti:

Sonuç: Kabileciliğin Üstesinden Gelmek

Kabilecilik -"insanların kendi kabilelerine veya sosyal gruplarına (aşırı derecede) sadık oldukları bir düşünce veya davranış biçimi"- insan topluluklarında derin köklere sahiptir. Uzun tarihimizde, yalnız kurtların çoğu, yavrularına bakmayı, hayatta kalma kapasitesine zar zor sahipti. Bizler büyük ölçüde, hayatta kalmak için topluluğun gücünü kullanabilen başarılı kabileler oluşturan ataların çocuklarıyız. İstatistiksel olarak, bir kabile ne kadar uyumluysa, kıt kaynakları kullanma ve tehditleri savuşturma olasılığı o kadar yüksekti.

Bugün varlığımızı insanın kabilecilik kapasitesine borçluyuz, ancak aşırı seviyelerde kabilecilik kötüleşiyor . İnsanlar, kabilelerine, diğer kabilelerle aralarını bozan mutlak bir inanç yerleştirmeye başlarlar. Kabilelerine olan güvenleri mutlaksa, insanlar değerlerini korumak veya uygulamak için vahşet işlemeye istekli hale gelirler. Siyasi kutuplaşma, insanlar yeni, çelişkili bilgiler karşısında bile partilerine bağlılık sözü vermeye başladığında gerçekleşir. Siyasi sağ ve sol uçlardaki insanlar da aşırı derecede vokal olma eğilimindedir ve bu kabile liderleri, çok daha büyük orta kesimin yalnızca iki seçeneği varmış gibi görünmesini sağlar.

İnsanlığın karşılaştığı çatışma ve sorunların çoğu, kabileciliği bırakamama ve ahlakımızdaki ortak zemini göremememizden kaynaklanmaktadır. Siyaset, din ve diğer alanlardaki karşıt görüşlerin köklerini anlayarak tabu sayılan konular hakkında yapıcı konuşmalar yapmaya başlayabiliriz. İyi insanların dünyayı tamamen farklı şekillerde görmelerinin tamamen mümkün olduğunu anlayabiliriz. Sosyal, ekonomik ve küresel sorunlara uygulanabilir çözümler bulmamızı çok zorlaştıran duygusal ve kabilesel kilitlenmeden kurtulabiliriz.

2000+ yıl önce, İsa Mesih, “Kendi içinde bölünmüş bir ev ayakta kalamaz” dedi.  Pek çok yönden oldukça ilerlemiş olsak da, insanlığın kendisi henüz bölünmüş bir ev gibi görünüyor ve sonunda, bölünmelerimizi iyileştiremezsek artık ayakta kalamayacağız. Ahlaki Temeller Teorisi ve Haidt'in çalışmaları bize bir çıkış yolu sunuyor - sığ, tepkisel kabileciliği aşmak için bölünmemizin derin biyolojik ve kültürel nedenlerini anlamanın bir yolu. Alçakgönüllülükle, dünyadaki her insanın  The Righteous Mind'ı  okumasının ve fikirlerini kalpten almasının iyi olacağını kabul ediyorum. Geleceğimiz, içerdiği dersleri anlama konusundaki kolektif yeteneğimize bağlı olabilir.



Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/05/2022 :  12:45:31  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Celsede "Gerçek Samilerin" ahlaki olarak insanların geri kalanından daha gelişkin oldukları kastediliyor gibi görünüyor.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/05/2022 :  12:47:28  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Haidt'in teorisinde dikkat çeken başlıca hususlardan biri şu: Eğer yapay ideolojik bölünmeleri bir kenara bırakıp herkes için ortak olan ve gayet basit olan gerçek iyilik, gerçek ahlak doğrultusunda işbirliği yapamazsak, sonumuz iyi değil.
Go to Top of Page

memed


240 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 15/05/2022 :  14:36:36  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen bozadi

Celsede "Gerçek Samilerin" ahlaki olarak insanların geri kalanından daha gelişkin oldukları kastediliyor gibi görünüyor.



------------------------------------------------------

Ben de öyle anladım.
Go to Top of Page

Tgur


1649 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/05/2022 :  07:36:29  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
memed, ilgi bahsinde sorduğunuz sorular ve konuları çözmek için yaptığınız gayretiniz beni aralıklarla vereceğim diye aklıma koyduğum çalışmalarımın bir kısmını beklemeden verme durumuna soktu,

Topyekün çabamız bilgileri oturtmak ve okurken atladığımız bölümlerden gerçeği yakalamak olduğunu fark etmiş bir dostumuzsunuz,bu maksatlarla bıktırıcı tekrarlar yaptığımın farkındayım,ancak sizin çekim konusuna yeni geldiğinizi sanıyorum ve belki soracağınız veya izah edeceğiniz faaliyetlerle bu bilgi anaforuna yardımcı olacaksınız , bu maksatla uzatmadan ,

YORUMLAR XVI

S: (A) Şimdi teknik soru: Fizik haberlerinde, bilimadamlarının gözlemleri sırasında, şu anda Dünya’dan 70 AU uzakta olan Pioneer 10’un yörüngesinde Güneş’e doğru uzun menzilli bir hızlanma keşfettikleri bildirildi ve bunu açıklayamıyorlar. Bunun çekim teorisindeki bir yanlışlığı gösteriyor olabileceği, yeni bir teorinin gerekiyor olabileceği iddia ediliyor. Pioneer 10’un bu beklenmedik davranışının nedeni nedir?
C: Dalga yayımı.
S: (A) Nereden?
C: Kozmik enerji sizin yanlış tanımladığınız parçacıklardan oluşuyor.
S: (L) Ne gibi?
C: Ne “gibi” değil, “neyin.”
S: (L) Peki neyin parçacıkları?
C: Parçacıklar... ?
S: (L) Takyonlar mı?
C: Arkadiusz lütfen!
S: (L) Tamam, çenemi kapatacağım.
C: Bilimadamlarınız madde-antimadde matrisi hakkında ne düşünüyor?
S: (A) Şimdi beni başka bir yöne yöneltiyorsunuz. Pioneer 10’un yörüngesindeki anormallikleri sordum ve siz madde ve antimaddeden bahsediyorsunuz. Konu Pioneer 10’un Güneş’e doğru olan hızlanması.
C: Güneş’e doğru, Güneş’ten değil...
S: (A) Bu konu ile bahsettiğiniz matris arasında hiçbir ilişki görmüyorum...
C: Evet, şimdi insanların neden “Ne?!?” olduğunu anlıyoruz.
S: (A) Tamam, bunun üzerinde düşüneceğim ve çözmeye çalışacağım.
C: Hayır, bu kadar kolay bir şekilde kaçmayacaksın! Biz seni düşündürmeye çalışıyoruz ama sen yaklaşmıyorsun bile!
S: (A) Tamam, bu “matris” sözcüğünü sürekli olarak kullanıyorsunuz. “Matris”in tam olarak ne anlama geldiğini öğrenmek istiyorum.
C: Mükemmel bir şekilde simetrik, üç boyutlu bir paralelogram düşün.
S: (A) Bir küp.
C: Evet, şimdi bunu 4 boyuta çevir ve işte sana madde-antimadde matrisinin matematiksel bir sunumu.
S: (A) Matematikte matristen anladığımız şey, içinde rakamlar konan yuvalar olan bir küp. Bu küpe kaç yuva koyuyoruz?
C: Phi veya sonsuz bir sayı koymayı dene. (ç.n.: “phi” = “fi sayısı”)
S: (A) Yuvaların sayısının bir, iki veya üç gibi bir tam sayı olması gerekiyor, phi gibi kesirli bir sayı değil.
C: Dört boyutlu Arkadiusz, 4’üncü yoğunluk, anlıyor musun?
S: (A) Tamam, bunun hakkında düşüneceğim.
C: Hayır, düşünmeyeceksin. 13’ün kare kökü nedir?
S: (A) 13’ün kare kökünü sorarken, kesirli bir sayıya ulaşmamı mı istiyorsunuz?
C: Evet, yeni başlayanlar için eğlenceli olur.
S: (A) Tamam, 13’ün kare kökü 3.6005551275. Herhangi özel birşey görüyor muyum? Hayır. Ama iyi bir başlangıç. Tamam. 13’ün kare kökünün özelliği nedir? Örneğin 17’nin kare kökünden farkı nedir? (ç.n.: verilen sayıda geçen iki sıfırdan biri fazla. Muhtemelen celsenin yazıya geçirilmesi sırasında yapılmış bir yazım hatası.)
C: Phi’nin nümerik değeriyle karşılaştır.
S: (A) Sanırım phi bir artı beşin kare kökü bölü ikiydi. Bu da 1.610833989 yapıyor. Şimdi karşılaştırma. Bu sayılar arasında herhangi belirli bir ilişki görmüyorum.
C: Çıkar...
S: (A) Tamam, çıkarıyorum ve sonuç 1.982521138 diye devam ediyor. Bu sayıyla ilgili de özel birşey görmüyorum.
C: Şimdi tek yapman gereken matrisini nümerik olarak uyuşturabilmek...
S: (L) Bu sayıları kullanarak mı?
C: Evet.
S: (L) “Uzlaştırmak” kelimesinden kastınız nedir?
C: Siz bu kelimeyi kullandığınızda kastınız nedir?
S: (L) Bu üç sayı üç boyutu mu teşkil ediyor?
C: Bu sayılarla oynayın ve ne bulabileceğinize bakın. Rubik küpünden daha iyi olacak.
S: (A) Tamam, bu sayılarla oynayacağım. Nasıl oynamam gerektiği net değil, ama evet, oynayacağım...
C: Bilgisayar.
S: (L) Bilgisayarda oyna.
-------------------------------------------------------------------

Arkadiusz ki topluma sonradan katıldı, çok ünlü ve fizik dünyasında namı geçen bir kişi ,K.larla yaptığı bu karşılıklı çalışmada bilinçsel olarak bir yere doğru sevk ediliyor ama o başlangıç zamanlarında evrensel konuları dünyasal matematikle bağdaştırma merakı olduğundan anladığım kadarı ile konuyu o anda çözemiyor,

Biz mi çözeceğiz ,hayır bu fizik dehasının tırnağı bile olamayız ama K lisanına biraz yatkınlaştığımızdan veya bilinç üstüne kolayca çıkma paratikleri yapabildiğimizden (sağolsun enerjiyi taşıyanlar) bazı var sayımlarımızı sergileyebiliyoruz tabii her zaman hata payının olacağını kabul ederek,

"C: Evet, şimdi bunu 4 boyuta çevir ve işte sana madde-antimadde matrisinin matematiksel bir sunumu."

Anti maddeyi fiziksel somut donelerinin hiçbir yerine oturtamazsınız tamamen soyut ve kabule bağlı bir bilinç gerek,

K.lar Ark.a bu anti maddeyi tarif için adeta çırpınıyorlar ,yani maddenin tamamen antimaddeye pencereler ve bunun diğer yoğunluklarla ilgili daimi olan bağlantısını "çekim" konusunun burada dünyasal gravitasyon anlamı ve kabulü dışında o sayfalarca anlatılan özelliğini göz önüne getirerek bir bilinç mimarisi yapmaya çalışıyorlar,

Çok basitçe hatırlayalım veya ne anlattığımız anlaşılmıyorsa "çekim" konusunu şu işaret ettiğim pencereden (görülüyor ki biz de izahatlarımızda bol bol pencere kullanıyoruz,burada Windovs'a teşekkür etmek lazım) anlamaya çalışıp onun maddeyle anti madde arasında yapıştırıcı bir bağ olduğunu idrak etmek, kabul etmek gerek,

Yalnız aktarımlar çok uzundur K.da çekim nerede geçiyorsa almışım ,bu zahmete girmek istemeyenler baştaki özeti okuyup bırakabilirler,

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=29&whichpage=29#25992

Bu hususu özellikle not ederken, pencerelerin, bulunmuş veya keşfedilmiş oracıkta durup bekleyen varoluşun tabii yapısında olan sevgi/bilgi/ışık tan başka bir şey olmayan bölümüne alma verme şeklindeki ulaşım için olduğunu anlayabiliyor muyuz,

Anlayamıyorsak fiziki kabullerin dışında oluşan her şeyin takıntılı bir zihin dışına çıkanları da kabul eden bir inancı sorgulamak özümsemek gerekli olduğu üzerine çalışmak gerekli zira Newtonla kalıplaşmış vaz geçilmez gerçekler gibi görülen fizik kaideleri ve anlayışı zaman gelmiş kuantum ve atom altlarını inceleyen fizik tarafından terk edilmeye başlanmıştır,

Bu yönden dördüncü boyutu izah ederken bahsedilen matris içine sonsuzluk veya sonsuzluk dışı (zira o da bir sınırı tanımlıyor adeta ona da bir sınır gelecek beklentisi koyuyoruz) içeren ve kişinin bilincini madde algılarının dışına çıkarabilen rakamlarla oynanması istenmiş,

Yani simya ebced hesabı veya diğer rakamsal gizemlerle uğraşan dostları takdir ile belirtmek lazım ruhsal bilgilere açılan kapının eşiğini geçirtecek çok önemli uğraşılar, ama takıntılı kalmadan, eşiği geçip yola devam gerekli,

----------------------------------------------------------------------
S: (A) 13’ün karekökü ile phi sayısı arasında bir ilişki aradım ama bulamadım. Sorum şu: 13’ün karekökü derken, olağan bir karekökü mü kastettiniz, yoksa bu p-adic sayı alanlarından birini kullanarak mı?
C: İkincisi.
S: (A) Ama hesap makinesini alıp on üçün olağan karekökünü hesaplarken beni durdurmadınız. Bu olağan karekökten phi sayısını çıkarmamı söylediniz. Eğer dediğiniz gibi bu sıradan bir karekök değilse, neden yanlış bir sayıyla bir çıkarma işlemi yapmamı istediniz?
C: “Yanlış” sayıyla çıkarma işlemi yapmanı istemedik. Ayrıca yapman gerekeni yaptın; düşündün!! Bu arayış senin için. Baş kanalımız zayıflıyor ve yoruluyor, o yüzden şimdi gitmemiz gerekiyor!
------------------------------------------------------------------------
Bu bölümde ise konu devam ediyor Arkadiuzs un bilinçsel eğitilmesi ile beraber toptan izleyenlerin ,ilgilenenlerin düşünsel maceralarındaki körü körüne bir yerlere takılma itkisinin parçalanmasını görüyoruz,

Yanlışa baştan ses çıkarmıyorlar ama konu muhatap olanın düşünce yoluyla elde ettiği unsurların sonradan sadeleşmesini ve gerçeğe yönelmesini adeta kendi gayretinin neticesinde elde etmiş gibi bir özelliğe sokuyorlar,

Daha açıkçası konuları insanlarca bilinmeyen ve KH tarafından da çarpıtılmış bilgilerin içinden saf ve gerçek olanlarının ne olduğunu kendi başlarına bulmasını sağlıyorlar, aksi olursa yani her şeyi bütün detayları ile verirsek sizin çalışmalarınızdaki dersler yoluyla idrak işini toptan devreden çıkarıp özgür iradenize müdahalede bulunmuş oluyoruz demekteler, hem de bir çok defa,

Buradaki P-adic sayıları denen Ark ın ilişki kurup bilgi alış verişlerinde olduğu bir Finli matematikçinin önerdiği matematik türü, K.lar üzerinde çalışmasını onaylamışlardı o bölümleri atladım aktarmadım ,bizim bilgimizin dışında ancak felsefe ile matematiği uyumlandıracak özellikte imiş,

Felsefe ile matematiğin bu ilişkisi üzerinde durunca, yani biraz düşününce , matematik neticeyi bulmak için bir çok yolu önerir ve bir denklem veya rakamlar gurubunun oynayışlarında kişiyi takıntılı bırakmaz ,ne demek ,

İki ile ikinin toplamı dört eder ama biz bunu bulmak için birkaç yolu kullanabiliriz ,yollar çeşitli, dört tane biri ardı ardına koyup toplayarak iki ile ikiyi çarparak ,üç ile biri toplayarak ilh..
Bunların yanında 2-2= 0 ,bu denklemdeki sıfır üzerinden akıl yürütürsek sol taraf maddede olanlar ve halleri eşitten sonraki sağ taraf anti maddeyi tarif eder ,maddenin anti maddeyle beraberliği ve dansı,

Matematiksel buluntuları ortaya sermek için bir çok düzenek icat edilmiştir veya aynı neticeye ulaşmak için bir çok yolu öneren matematiksel usuller var,

Abaküs , logaritma cetveli ,Çin matematiği, Hint matematiği(ulbas#363;tra), Japon matematiği v.s.
Ve daha derin incelemek isteyenlere Platon ve felsefecilerin matematiği üzerine,

https://dusundurensozler.blogspot.com/2009/09/platonun-matematigi.html

--------------------------------------------------------------------
C: Hayat dindir.
S: (L) Bu ne anlama geliyor?
C: Yaşam deneyimleri kişinin Tanrı’yla etkileşimini yansıtır. Uykuda olanlar, yaratılışla etkileşimleri konusunda çok az inanca sahiptir. Bazıları dünyanın hakkından gelmeleri, görmezden gelmeleri, susturmaları ya da sona erdirmeleri gereken birşey olduğunu düşünüyor. O bireyler için dünyalar sona erecek. Hayata ne veriyorlarsa tam da o olacaklar. “Geçmişteki” bir hayal olacaklar. Objektif realiteye her yönüyle sıkı bir ilgi gösterenler “Geleceğin” gerçekliği olacaklar.
S: (L) JN ile yaşadığımız son olaya dair birkaç sorum var. Görünüşe göre olan biteni benim duyduğumdan farklı bir şekilde duymuş ve onun yazdığı şeyleri okurken kastettiği şeyi doğru temsil etmeyen bir perspektifle bakmışım. Bana demişti ki: “Karmaşaya dikkat etmiyorsun, sadece buraya yapmaya geldiğin şeyi yapıyorsun.” Ben bunu tamamen farklı bir anlamda anladım. Onun bakış açısıyla “etraftaki karmaşaya dikkat etmemek ve yapmaya geldiğin şeyi yapmak” dünyayı yenerek ve görmezden gelerek “yükselmenin” yollarını ve araçlarını keşfetmek anlamına geliyormuş aslında. Bana göre ise “karmaşaya dikkat etmemek”, olan bitene çok dikkat etmek ama kafanın karışmasına izin vermemek, karmaşanın ortasında gerçekliği görmek anlamına geliyor. (AM) Bir insanın karşılaştığı herhangi yeni bir bilgi, o bilginin gerçekliğiyle uzlaşana kadar karmaşaya neden olabilir. (L) Görünüşe göre burada önemli olan olayın “karmaşa” yönü üzerinde durmamak, karmaşanın içinde gömülü olan bilgiyi öğrenmeye konsantre olmak. Öğrenmen gereken şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmak. JN’nin fikrine göre eğer birşey karmaşaya neden oluyorsa, ona ilgini TAMAMEN kesmelisin, herhangi bir yönüne dikkatini harcamamalısın, sadece huzurlu hissetmeye konsantre olmalısın. Whitley Strieber’in söylediği şey de aynıydı: “Sahip olabileceğin tek özgürlük senin içinde.” Sanırım K’lerin açılıştaki sözlerine neden olan şey, bu konu üzerinde kafa yormakta oluşumdu. O açıklamanız kafamda bu konuyla ilgili meselelere bir yanıt mıydı?
C: Aşağı yukarı.
S: (L) Üzerinde düşünmekte olduğum bir diğer şey, ruhsal olarak gelişmek için bir tür keşiş hayatına çekilmen gerektiği fikri. Benim gözlemlediğim şey şu ki, dünya tam da varoluş derslerinin öğrenilmesi için gereken şey. Ruhsal olmak için bir manastıra çekilmesi, meditasyon yapması, şu veya bu “ruhsal uygulamayı” yapması gerektiğini düşünenler Tanrıyla ve hayal edilebilen yaradılışla en büyük etkileşimden uzaklaşıyorlar. Büyük bir nimeti geri tepiyorlar. Dünyada yaşayarak ve herşeyin içindeki ruhu görmeye çalışarak başarılabilecek olanlar, hiçbir saptırmanın olmadığı, hiçbir denge ve kavrayış testinin olmadığı bir manastıra çekilerek başarılabileceklerden çok daha fazla. Dünyada olmak ve “ruhu” görüp deneyimleyebilmek bence çoğu insanın farkına vardığından daha dini birşey. Gerçek dünya uyduğumuz yerdir. Doğduğumuz yerdir. Eğer bu dersten kaçmaya çalışırsak, tekrar tekrar geri dönmemiz gerekir. (A) Belki de bu gerçekten onların dünyasıdır? Bir manastıra kaçarak veya dünyayı görmezden gelmek onlar için gerçekten de doğru olan şeydir. (AJ) Ama burada mesele, etrafımızdaki dünyayı anlamayı öğrenmeye çalışıp çalışmadığımız. Bazı insanlar dünyayı anlamayı umursamıyor. “Dünyayı umursamamak en güzeli. Bu sizin işiniz. Biz görmezden gelmek istiyoruz.” diyorlar resmen. (L) Ve geçmişin bir anısı, primal madde oluyorlar ve döngüye baştan başlıyorlar. Bu alemde olmamız, buraya uyduğumuz anlamına geliyor. Ve öyle görünüyor ki bir sonraki seviyeye ulaşmanın tek yolu büyümek. Ve bu da büyüme aracının tam olarak kavranması, dünyanın kavranması, olduğun yerde nasıl ruhsal olunacağının öğrenilmesi anlamına geliyor. Kendini nerede bulduysan orada büyümek ama her zaman ışığa doğru.
C: Yuva kalbin olduğu yerdir.
S: (AM) Yakın gelecekte başka bir ülkeye taşınmak fiziksel varlığım için hayati bir öneme sahip mi?
C: Bedende olmak hiç “hayati” değil. Ama bu alemde görevi olanlar için fiziksel aracı korumak oldukça faydalı. Dolayısıyla, eğer kişi insanlığa karşı sorumluluk gömleğini giymeyi kabul ediyorsa, görev tamamlanana kadar fiziksel aracı korumak oldukça faydalıdır. Mevcut durumda bunun ihtimali ABD dışında daha yüksek olacaktır.
-------------------------------------------------------------
"Yuva kalbin olduğu yerdir,"

Kalbi bu dünyasal kalıp içinde taşımaktaysak yukarıda anlatılan uzun uzun yorumlar yapılanları iyice benimsememiz gerek,

Sık sık eller ensede bu illüzyonu seyretmekten bahsediyorum ve gerçekten bazen etrafta olanlarla fazla etkilenmeyen bir durumda oluyorum ve bu şekilde bahsi geçen "hayat dindir" olayının dışına taşmış hissediyorum , ama hayır, olanlardan etkilenmemek konumunda anlatmak istediğim tamamen ilgisiz değilim ,sadece olumsuzluklar beni fazla incitmiyor eskisi gibi hayatımı karartmıyor algı programlarından birini seçiyorum,

Mesela evdeki veya yaşamı sürerken olan mekanik bir arıza bir olumsuzluk yaşamımı zorlaştırmıyor çözecek çareler veya kendimi teselli edecek yollar buluyorum beceremiyorsam unutma işinin engin tedavisine işi bırakıyorum,

Zira bulunduğumuz madde dünyasındaki işlerin mutlaka aksi yani negatif olaylarla ivme kazandığını ve bu şekilde olanın dersler manzumesinde bir yeri olabileceği ve benim şu anda onu idrak edemeyeceğim gibi ruhsal felsefik konular içinde mütalaa ediyorum,

Mesela sık sık kendimden bahsetmenin utanılacak ve gereksiz olduğu düşüncesi ile fazla iç alemimi ortaya dökmekte olduğumu hissedip yazdıklarımı hemen siliyorum ama bir bakıma bunun faydalı olabileceği fikri beni sarıyor,

Öyle ya demekteyim kendi kendime hayatta bir çok badireden geçmiş dersler almış ve almaya devam etmekte olan ileri yaşta bir dinazorum beni izleyenlerin içinde gençler çoğunlukta ve yaşamlarına kalibratik değişiklikler yapacak konuda ve streslerini yok edecek hususlar yakalayabilirler,

Yalnız bu işi yaparken ne olursak olalım bizim de bir çok hatalı davranış veya tavsiyelerimiz , bozuk gelecek idraklerimiz olabilir bunları ayıklayacak maharette olabilmek derslerin en önemli unsurlarından biridir, unutulmamalı,

Hakkımda kötülük yapmak üzere kalkışanlara gereken cevapları verecek tedbirler alıyorum , ülkenin parasal durumdaki yozlaşmasına karşı bir şeyler yapma ,alış verişi lüzumsuz olaylardan sıyırma ,tasarruf yapma v.s. gibi tedbirler alıyorum,

Yuva kalptedir ama şu anda bu illüzyonun ortasındayız yaşamaktayız, zaten yanı başımda her bozuk ülkesel dünyasal harekette korku ve endişeler içinde olan ve beni dürterek uyaran eşim var, uçmaya başladığımda balonun iplerini aşağıya çekiyor pek havalanamıyorum..

Paraya önem vermem o verir, ne olacağız endişesi hep bilincindedir her rastladığımıza evrensel konulara girme bak nasıl çarpıldılar, gözlerden bu konuşmadan nasıl kurtulurum ifadelerini görüyor her halde, anlatmak istediğim karşıdakinin asırlardır saplandığı yalanlar dışında ve bunu alelade biri olan söylüyor, gözlerini ve ilgilerini benden kaçırmaya başlıyorlar,

Sonuçta bu rolleri benimseyen bir çift halinde geçecek hayat tasarlamışız ve birbirimize bu yönden söz verip bu aleme yuvarlanmışız, teşhisim bu,

Özetle etrafta olan maddeye bağlı insan insafsızlığı acımasızlığı ve illüzyonunun farkında gibi olan ve o gerçeklik rolünü üstlenen o,
----------------------------------------------------------------

S: (L) Bu bana birşey hatırlattı! Neden sürekli mühendis ve bilgisayarcı tiplerle karşılaşıyoruz? (A) Bilgisayarcı tipler, açık: bir tek onlar vakit buluyor! [Gülüşmeler] (L) Bence K’ler mühendis gibi tiplere gerçekten çekici geliyor. (AJ) Polonya’da irkaç yıl boyunca aynı yerde ortay çıkan ekin çemberlerini sormak istiyorum. Son defasında insanlar kameralarını almış orada hazır bekliyorlardı. Bazı oluşumları ve geceleyin garip ışıkları çekmeyi başarmışlar. Pusula ibreleri hareket etmiş vs. Adamın bir tanesi bana mektup yazdı ve ekin çemberleri yapan gerçek bir UFO gördüklerini söyledi. (L) Herhangi somut cisimler çekmişler mi? (AJ) Sadece ışıklar. Tabi bu üç yıla yayılan bir fenomen ve bu süreçte bu ekin çemberlerinin aynı yöntemle yapıldığının bir garantisi yok. Soru şu: bu çemberleri kim yaptı?
C: Bilinçli zihinlerinin bir başka seviyedeki “psişik” bir farkındalık itkisini mantıksallaştırmış olması, haklı oldukları anlamına gelmiyor. S: (L) Yani bu şahısların meydana gelen şeyle ilgili olarak başka bir seviyede psişik bir etki veya farkındalık deneyimlediklerini, bu nedenle birşeyin ortaya çıkmak üzere olduğuna dair bir ipucu sezdiklerini ve sonra da buna dair mantıksal bir açıklama türetmeye çalıştıklarını söylüyorsunuz, öyle mi? Ve bu mantıksallaştırma doğru olabilir de, olmayabilir de. Yani o farkındalığı deneyimlemeleri ve sonra da gökte ışıklar görmeleri, o ışıkların mutlaka UFO olduğu anlamına gelmiyor...
C: Evet.
S: (AJ) Anlamıyorum. Bu ekin çemberleri mevcut sonuçta. Bunları yapan birşey var. Nedir o?
C: Düşünceler.
S: (BT) Gözlemciler mi, başkası mı?
C: 6. Yoğunluk.
S: (AJ) UFO’lar da mı düşüncelerle yapılıyor?
C: Herşey öyle.
S: (AJ) Ama biz bazı düşüncelere madde diyoruz. Örneğin bu fincan bir madde. Ve bu fincanı üreten bir teknoloji var. Soru, bu ekin çemberlerinin yapımının ardında bir teknoloji olup olmadığı.
C: Düşündüğün anlamda yok.
S: (L) Sanırım buradaki problem, bu insanların ekin çemberleri yapılırken bazı ışıklar görmeleri neticesinde o çemberleri UFO’ların yaptığını ve o ışıkların UFO olduğunu varsaymaları. Mantıksallaştırma kısmı bu.
-------------------------------------------------------------
Bu tarif edemediğimiz bir olayı ortaya çıkaran önemli bir ifşa 6Ynin düşüncelerinin olan biteni yarattığı gerçeği ,

Ekin çemberlerinin oluşması ile ilgili insani düşünce ve neticelerin tamamen insanca psişik bir mantıksallaştırma olduğunun izahından sonra şu ana kadar neleri nelere bağladığımız insanca yapılan kabullerin bir anda yön değiştirmesi ,

Düşüncelerimizle tasarladığımız ve buldum dediğimiz şeylerin maddesel donelere bağlanmaktan başka yol bulamayan insanların bilinç yönünden biçareliği şu tanımlamaya bakalım,

"S: (AJ) Ama biz bazı düşüncelere madde diyoruz. Örneğin bu fincan bir madde. Ve bu fincanı üreten bir teknoloji var. Soru, bu ekin çemberlerinin yapımının ardında bir teknoloji olup olmadığı.
C: Düşündüğün anlamda yok. "

Yani yaratım olayında biz şu ana kadar bildiklerimiz veya ona bağlı hayallerimiz dışında başka bir şeyler var ve biz ondan bilinç yönünden çok uzaklardayız,

Evet bir fincanı oluşturmak için dünyaca kullandığımız eritme ısıtma basınç altına tutma ve şekil vermek için yapılan bütün işlemleri bu "düşündüğümüz anlamda yok" ifadesinin içinde tanımlamalıyız, olay bunun dışında ve biz o raddelere gelmeden anlayamayacağız,

O raddeler dediğimiz bahsi geçen üst yoğunluklar ,burada kendinizi fazla zorlamayın üst yoğunluğa geçince anlayacaksınız ifadeleri, ancak şunu çok iyi biliyoruz ki o güç bizde ve açılması için madde hayatının benliğimizde DNA mızda kurulmuş olan tuzak ve kilitlenmelerinden sıyrılmak gerekli,

Bunu şöyle tarif edelim , bizler bazı fauna elemanlarını ele geçirmek için tuzaklar kurup beklemiyor muyuz ve onların bilinçsizce bu tuzakları fark etmemelerini ,konuyu bilinç genişliği yönünden irdeleyip anlamaya çalışalım, ümitsizliğe kapılmayalım,

Diğer yandan bazı tuzak kurulmuş yakalanmak istenen hayvanların tuzağı fark edip yemi kapıp sıyrıldıklarını kurtulduklarını düşünün ve bu olağanüstü olayı bilgilenerek farkındalıkta yer kapmaya çalışan insanların da aklının şimdilik hiç ermediği ama ereceği ümidinin bilincine yerleştirmesi olarak alın,

Anlatmak istediğim olay bu varlık dediğimiz ve madde hayatında parçalı ruh olarak telakki ettiğimiz şu anda bu insan kalıbının içinde olanda, lütfen düşüncelerinizi monoteist tuzaklara sokmayın ve 7Y ni ne olduğunu hatırlayın,

İkaz ediyorum yine tekrarlar, dörtlüklerimle dolu ve uzunca..

https://baskalarinahizmet.com/topic.asp?TOPIC_ID=29&whichpage=39#28114


Edited by - Tgur on 16/05/2022 07:38:44
Go to Top of Page

memed


240 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/05/2022 :  15:30:09  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
bıktırıcı tekrarlar yaptığımın farkındayım demissiniz ama ben cidden her yazdıgınızı ve yorumlarken ki bakıs acınızı ilgiyle takip ediyorum.
Ve bu tarz konularda bir kaç kez okumak ,kendi adıma konusayım , bana yetmiyor .Her okuıdugumda daha farklı noktalara ulasıyorum.

Ark celseleri kurtaran ve Laura nın cok yogun egosundan geriye BH ye ilerlemesini saglayan kişi oldu .
Laura Ark geldikten sonra birazcık kendine çeki düzen verdi . Celselerden birinde ARK ın daha bosanmadıgı karısının cinsel fantazilerini konu etmesi gercekten beni cılgına cevirmişti.
O yüzden bir fizikçi ve matematikcinin mutlak celselere katılma zorunlulugu ,konuları biraz daha BH ye kaydırdı diye düsünüyorum.Ki ilk basta ben de farklı düsünüyordum tüm celseleri okumadan önce.
Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/05/2022 :  15:52:29  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen memed

Ark celseleri kurtaran ve Laura nın cok yogun egosundan geriye BH ye ilerlemesini saglayan kişi oldu .
Laura Ark geldikten sonra birazcık kendine çeki düzen verdi . Celselerden birinde ARK ın daha bosanmadıgı karısının cinsel fantazilerini konu etmesi gercekten beni cılgına cevirmişti.
O yüzden bir fizikçi ve matematikcinin mutlak celselere katılma zorunlulugu ,konuları biraz daha BH ye kaydırdı diye düsünüyorum.Ki ilk basta ben de farklı düsünüyordum tüm celseleri okumadan önce.
memed görüşüne saygı duyuyorum ama Laura'yı "gömmüşsün" gibi göründü bana. Ark'ın celselere bilimsel açıdan bazı katkıları olmuş olabilir ve bundan daha önemlisi, emin olmasam da, belki bilimsel objektiflikle bağlantılı, dengeleyici, BH niteliğinde bazı psişik katkıları olmuş olabilir. Celselerle bir bakıma bağlantılı, bir bakıma bunun dışında ve ötesinde, Laura'yı gerçekten seven, korunduğunu hissettiren, bütünleyen ve dolayısıyla psişik olarak sağlıklı işlev göstermesine çok yardımcı olan biri olabilir. Ark'ın celselerde çok değilse de Laura ve ekibi içinde aktif, sorgulayıcı ve faydalı bir etkisi olduğu şeklinde bir izlenimim var.

Ark'ın belki biraz da Laura ve ekibinin "bilimselci" çevrelere bakan bir tanıtım yüzü işlevi de olabilir. Yani bilim dünyası içinde olduğu halde sıradışı ve ruhsal konulara kapalı olmayan, açık zihinli tiplerle bağlantıları güçlendirici bir etkisi vardır muhtemelen.

Ama bu (önemli) hususlar dışında, ben şahsen celselerde Laura'nın varlığını, Ark'ın varlığıyla karşılaştırılamayacak düzeyde daha güçlü, daha coşkulu, daha sıcak buluyorum. Laura Kasyopya celselerinin ruhu, canı, herşeyi.

Ayrıca spiritüel kozmoloji, ufoloji ve tarih gibi celselerin belli başlı konularında Ark'ın Laura kadar ilgili ve bilgili olduğunu sanmıyorum.

Laura ile Ark arasında geçmiş yaşamlardan beri devam eden bağlantılar, ilişkiler olduğuna değinilmişti. Farklı yaşamlarda birbirleriyle ilişkilerinin, dayanışmalarının farklı yönleri yaşanmıştır. Ama mevcut enkarnasyonda, celseler ve bu celselerde paylaşılan belli başlı konular açısından düşünülecek olursa, Laura'nın "olmazsa olmaz"lığı, Ark'ınkinden çok daha yüksek gibi görünüyor bana. Ama işlerin arkaplanında farklı durumlar varsa, bilemem. Belki Ark Laura'nın "olmazsa olmaz"ıdır veya daha doğrusu karşılıklı olarak birbirleri için öyledirler, bilemiyorum. Ben sadece kendi sınırlı bakış açımdan, şimdiye kadar celseler yoluyla edindiğim bilgiler (potansiyel bilgiler) açısından düşününce, Ark'tan ziyade Laura'yı görüyorum karşımda, Kasyopyalılarla dans eden kişi olarak.

Go to Top of Page

Tgur


1649 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/05/2022 :  16:32:15  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

memed,iltifatınıza çok teşekkür ederim,bu tip davranışlar şevk katıyor mutlu oluyorum,enerjinin alma verme sekansında daha doğrusu alıp başını gitmesinde bu tip olaylar beklenilen ivmeyi sağlıyor,

Ama maalesef Ark ve Laura konusundaki düşüncelerinize katılamıyorum,Bozadi nin anlattıklarına ben de imzamı koyarım,zaten bu son yorum bölümünün bazı yerlerinde Arkın sipiritüel anlayış moduna yapılan yorumlarım olduğunu görürsünüz ,

Neticede bu davranış ve Arkın celseler boyunca salt dünya bilimsel soru ve katılımlarına verilen cevaplar ve bazen Laura nın karışıp konuyu açıklamaya çalışması ortaya karışık ve ağdalı ama ruhsal/dünyasal özellikte bir öğreti ortaya koyuyor ve bu enfes bilgi ziyafeti izleyen bizlerin farkındalık kapımızı biraz daha açıyor,varsa takıntılarımızı dağıtıyor..

Go to Top of Page

memed


240 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/05/2022 :  17:02:29  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
1800 sayfa okudum . ilk 300 sayfa ya da 1998 e kadar gelen konular Laura nın cocukları sevgisilisi ,yeni sevgilisi ,yeni sevgilsinin eski karısı , köpekleri kedileri ,cevresi , alması gereken mülkler ,borsa paraları , yatırımlarının nereye gitmesi gerektiği , sırtının bacaklarının neden agrıdıgı ,kendi arakadasları vs vs vs vs ,............................

Ben kılı kırkbesbin yararak bir cümle edinmek için gecemi gündüzüme katan bir insanım .
Kimseye bir şey sormadan söyleyemeden 5 yıl kimse tarafından desteklenmeden , insanlık için olduguna inandıgım bir sürecin içinde debelendim durdum.
1 bilgi verenin 40 yıl kölesi olurum düzleminde hayatımın herseyini ,bildiginiz herşeyimi ,saglıgım ailem param iş yerim arkadaslıklarım vs vs vs

6. boyuttan seslenişi hiçbir zaman yetke problemi yapmam .Çünkü ne ben bir kimsedeen üstünüm ne de bir kimseden aşşagıyım .

Ama karsında 6. boyut varlıkları oldugunu iddia eden birileri var ve dünyaya bilgi getirmekle ilgileniyorlar.
Onlarca celsede tek bir tane insanlık için soru yok !

Ve C: ler yaklasık 25 kez , Laura bu senin celselerin anlıyoruz ama bu bilgiler dünya için artık bu kadar da KH ile ugrasma demelerine karsın.

Özür dilerim ,bir yerde bir teslik var ama anlamadım .

Belki de RA bilgilerinde aşırı BH oldugu için , o insanın basına agır bir şey geldi diye(intihar ) daha bencil ve egosu yüksek birini tercih etmiş olabilirler ya da benim bilmedigim bir şey olabilir .

Ama Laura karakter olarak BH den cok daha fazla KH ,en azından benim için öyle.
Sadece cok cok üzüldüm . Sorulması gereken milyonlarca soru varken insanlık için ......

Neyse ki 1998 den sonra birazda C: lerin azarlarıyla birazcık kendine geldi . Yine de yazık ben ce .

Go to Top of Page

bozadi


11472 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 16/05/2022 :  17:53:55  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

memed, kendinle ilgili yaşadığın ve içinden çıkmakta zorlandığın bir sıkıntının öfkesini Laura üzerinden kusmaya çalışıyormuşsun gibi bir algıya kapıldım.

Yaşadığın sorun her neyse, özellikle şu cümlenle bir şekilde bağlantılı gibi geldi bana:

Eklenti:

Kimseye bir şey sormadan söyleyemeden 5 yıl kimse tarafından desteklenmeden , insanlık için olduguna inandıgım bir sürecin içinde debelendim durdum.


Bu konuyu biraz açmak ister misin? Burada sindirmekte zorluk çektiğin bir haksızlık, bir kazıklanma veya aldatılmayla ilgili bir şikayetin var gibi geldi bana.

Sindiremediğin ağır bir kazık yemişsin ve bundan dolayı bilinçaltın öfke doluymuş gibi hissettim. Bu öfke, bu hazımsızlık neyin nesiyse, sana yanlış yaptığını, sana borçlu olduğunu düşündüğün birileriyle ilgili olabilir ama alacağını alamadığın (zararını tazmin ettiremediğin) için şu anda bunu Laura'dan almaya hakkın olan ama Laura'nın bencilliği yüzünden vermekte çok yetersiz kaldığı bilgiler şeklinde bir tema üzerinden yansıtarak ağır bir öfke kusma ihtiyacını gidermeye çalışıyormuşsun gibi...

Şu anda Laura konusunda eleştiri görüntüsü altında sergilemekte olduğun tavırda ağır "KH/ego" işaretleri var bence. Dediğim gibi bunun özellikle şiddetli bir öfkeyle ilgisi var gibi görünüyor ve bu da hazmedilememiş ağır bir kazık yeme veya belki daha ziyade bir aldatılma süreciyle bağlantılı olabilir gibi görünüyor bana.

Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 50  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000
Bu sayfa 1,6 saniyede oluşturuldu.