Başkalarına Hizmet Forumu
Başkalarına Hizmet Forumu
Ana Sayfa | Bilgilerim | Kayıt Yaptır | Aktif Konular | Forum Üyeleri | Site içi Arama
Kullanıcı Adı:
Şifre:
Beni Hatırla
Şifre hatırlatma servisi

  Forum
 Spiritüalizm ve Şifa Konuları
 Varlık ve Olumluluk
 BH’leşmek için ne yapmak gerek?
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Önceki Sayfa
Yazar  Mesaj Sonraki Konu
Sayfa: Toplam Sayfa 8

sybleman


596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 30/03/2023 :  14:40:04  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ellerine sağlık bozadi. Sanki bu mevzu bende değişti gibi yaşadıklarımdan sonra.

Tamamen kendi çıkarımlarım sonucu. Sanırım yine kendi düşüncem. BH olmak için bir olan hakkında derin düşünceler, sonra gerçekten herşeyle bir olmayı algılama, bunu hissetmeye çalışma, sonrasında deneyimleme sonucu. Varlığımız bunu tam olarak idrak ettiğinde istemsiz bütün varlığa yardımcı olma isteği doğuyor.

Şuanda da doğada, doğal olaylarda, insanlarda, hayvanlarda büyük
ve sonsuz enerjiyi, planı, arkasındaki gücü görüyorum. Anlık şok yaşıyorum. Ne kadar muaazzam, ne kadar güzel, nasıl mükemmel planlanmış diye. Anlık şoklar yaşıyorum. Sanki ilk defa görüyorum.

Varlıklara, doğaya, oluşa sevgi ve saygı.

Sanki bu BH görevi farklı bir oluşum gibi. Burayı doldurmak istemem. Karalama defterinde bir yazı olarak göndereyim. Farklı bir algı oluştu bende bu konuda.

Çok güzel yazmışsın gerçekten bozadi. O sevgiyi hayal etmek, yardım etmeyi istemek, ruhumuzun derinliklerinde istemek.
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 31/03/2023 :  18:38:48  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Eklenti:
Orjinal Mesajı Ekleyen sybleman

Ellerine sağlık bozadi. Sanki bu mevzu bende değişti gibi yaşadıklarımdan sonra.

Tamamen kendi çıkarımlarım sonucu. Sanırım yine kendi düşüncem. BH olmak için bir olan hakkında derin düşünceler, sonra gerçekten herşeyle bir olmayı algılama, bunu hissetmeye çalışma, sonrasında deneyimleme sonucu. Varlığımız bunu tam olarak idrak ettiğinde istemsiz bütün varlığa yardımcı olma isteği doğuyor.

Şuanda da doğada, doğal olaylarda, insanlarda, hayvanlarda büyük
ve sonsuz enerjiyi, planı, arkasındaki gücü görüyorum. Anlık şok yaşıyorum. Ne kadar muaazzam, ne kadar güzel, nasıl mükemmel planlanmış diye. Anlık şoklar yaşıyorum. Sanki ilk defa görüyorum.

Varlıklara, doğaya, oluşa sevgi ve saygı.

Sanki bu BH görevi farklı bir oluşum gibi. Burayı doldurmak istemem. Karalama defterinde bir yazı olarak göndereyim. Farklı bir algı oluştu bende bu konuda.

Çok güzel yazmışsın gerçekten bozadi. O sevgiyi hayal etmek, yardım etmeyi istemek, ruhumuzun derinliklerinde istemek.

Paylaştıkların için teşekkürler sybleman. Sıradışı öngörülerin ve boyutlararası deneyimlerin, önümüzdeki geçiş sürecinde deneyimleyebileceğimiz şeylere dair önemli bilgiler, ipuçları ve böylece psişik hazırlıklar sağlayabilir diye düşünüyorum.
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 02/04/2023 :  12:40:45  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Günümün, zamanımın çoğunda başkalarına hizmeti düşünmüyor, buna odaklanmıyorum. Ama samimiyetle, aklımı-gönlümü vererek odaklanabildiğimde çok olumlu etkiler deneyimliyorum genellikle.

İçinde bulunduğumuz şartlarda BH'nin "şifa" kavramıyla çok yakından bağlantılı olmasının kaçınılmazlık olduğunu düşünüyorum. Çünkü içinde yaşadığımız ve (içimizde yaşayan) şiddetli KH şartlarının bir sonucu olarak hepimiz özellikle bilinçsel olarak pek çok hastalık, blokaj ve kompleks deneyimliyoruz. Kaçınılmaz olarak fiziğimize, kimyamıza da yansıyan bu bilinçsel rahatsızlıklar, en başta ihtiyaç duyduğumuz şeyin şifa/iyileşme olmasını kaçınılmaz kılıyor. Ama bunu bir tür "uyanma" ihtiyacı olarak görmek de mümkün.

Önceki mesajda, genel veya spesifik başkalarının iyiliğini, şifasını istemenin, ilgili belirli veya belirsiz kişilerin özgür iradesini ihlal ediyor olup olmayacağıyla ilgili bir meseleye kısaca değinmiştim. Bu konuda birçok belirsizlikle karşı karşıya olduğumu fark ediyorum. Elbette açık veya kısmen örtülü bir şekilde KH'ye adanmakta olduğunu gözlemlediğimiz biri için yoğun veya odaklanmış bir şekilde iyilik/şifa dilemenin biraz "sorunlu" bir durum olacağını düşünüyorum. Eğer şahsın yoğun ve bilinçli KH eğilimine rağmen BH yönünde de samimi bir ilgisi, sorgulaması olduğundan emin olunursa kendisi için BH yönünde iyilik, ilham, şifa istenebilir, irade edilebilir sanırım.

Tabi burada şu mesele kendini hatırlatıyor: Biz ne kadar BH'yiz ki başkasının BH'leşmesi için niyetlenelim, dua edelim, irade odaklayalım? Biz BH yönünde epeyce ivmelenmedikçe başkalarının BH'liğini dert edinmemek gerektiğine kesinlikle katılırım. Ama başkaları için iyilik, şifa, pozitifleşme niyetinde bulunmak için ille kendimizin BH yönünde geri dönüşsüz bir yoğunlaşma hali içine girmiş olmamıza gerek olduğunu da sanmıyorum. Kaldı ki, başkalarının gerçek iyiliğini, şifasını, pozitifliğini istemek, bizim kendi "başkalarına hizmet" (= gerçek pozitiflik) eğilimimizi güçlendirmenin en önemli bileşenlerinden biri gibi görünüyor. Bu bir "denge" meselesi sanırım. Bir yandan kendi bilincimizde BH mantalitesiyle uyumsuz veya zıt yöndeki programlardan arınmaya, bir yandan da aynı şeyi çevremizdeki başkaları için istemeye niyet edebiliriz. Özellikle yakın çevremizdeki insanların durumu bizi yakından etkiler.

BH-KH eğilimlerinin karışık mevcudiyeti ve bunun neden olduğu atalet (ne BH ne KH yönünde güçlü bir kutuplaşma gösterememe anlamında) hali, en yaygın sorunlardan biri olarak görünüyor. Kendimiz de dahil olmak üzere, yakın çevremizden, örneğin aile ve arkadaş çevremizden bireylerin bu sorunu yaşadığı kesindir diye düşünüyorum. İşte, dolayısıyla, hem kendimiz hem de çevremizdeki bireyler için BH'leşme, pozitifleşme, şifalanma, iyi'leşme niyetinde bulunmak, karışık BH-KH eğilimlerinin neden olduğu blokajların aşılması için yapıcı bir etki, ilham olabilir.

Daha önce de değindiğim gibi, her ne kadar konu "başkalarına hizmet" olsa da, bu meselenin "kendi üzerimizde çalışmayı" gerektiren yönleri olduğu muhakkak. Yani başkalarına ne ölçüde nasıl hizmet ettiğimize çok fazla kafa yormaya gerek yok bence başlangıç olarak. Biz daha ziyade kendi bilincimizi, mantalitemizi, BH eğilimine uygunluk açısından sorgulayıp inceliyoruz ve gerekli hazırlıkları, bilinçsel değişimleri yapmaya niyet ediyoruz bence. Mevcut yaşam tarzımızda bir çok KH'likler kaçınılmaz, adeta "yasa" olduğu için, bilinçli olarak BH'leşme üzerinde düşünmek ve bu yönde ilerleme sağlamaya çalışmak bir açıdan oldukça zorlu bir durum. Ama olağan bir zamanda değiliz, yıkım-değişim-dönüşüm etkilerinin giderek tırmandığı bir zamandayız.

BH'nin anlamını düşünüp bunu kendimize, bilincimize uygulama, bilincimizde, hayat anlayışımızda bu doğrultuda bazı değişimler yapmaya uygun ve muktedir bireyler olduğumuza inanıyorum. Ama yine de bu konudaki mesajlarımı bir zorlama ve hatta teşvikten ziyade, bu konudaki kendi anlayış ve denemelerimi ifade etme ve tartışmaya açma ihtiyacım nedeniyle paylaşıyorum.

Zaman içinde böyle bir girişimin faydalı ve faydasız, anlamlı ve anlamsız, isabetli ve isabetsiz yönleri kendini belli eder ve böylece hem kendime hem de çevreme etkilerim daha faydalı, anlamlı, isabetli hale gelir diye ümit ediyorum.


Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/04/2023 :  20:53:37  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Denklemin "kendi üzerinde çalışma" denebilecek kısmına odaklanma mecburiyetim ve fırsatım oldu. Tıpkı daha önce zaman zaman değindiğimiz "kendine yardımcı olamayan başkasına yardımcı olamaz" fikrinde olduğu gibi (pek çok başka beyan gibi bunun da istisnaları vardır elbette ama kendi içinde genel bir kaide olarak geçerli görüyorum), "kendine hizmet edemeyen başkasına hizmet edemez" şeklinde bir düşünceyle alakası var bunun. Evet, "kendine hizmet", ama başkalarına hizmet yolunda kutuplaşma konusundaki engellerimizi, blokajlarımızı ortadan kaldırmaya yardımcı olacak bir kendine hizmet. Gerçek pozitifliği artıran kendine hizmet. Sağlıklı, doğru, gerekli bir kendine hizmet.

Etkili bir şekilde iyilik, olumluluk, şifa yayabilecek bir duruma doğru ilerleyebilmemiz için, bunların bizdeki mevcudiyeti konusunda zengin, güçlü bir hale gelmemiz gerekir.

Tüm pozitiflikler aynı ve tek pozitifliktir. Tüm iyilikler, tüm şifalar da birdir, aynı şeydir. Kendinizi kendi bilinç ve irade gücünüzle olumsuz sayılabilecek bir halden olumlu/iyi sayılabilecek bir hale getirdiğinizde, bu aslında sadece belirli, sınırlı bir zaman dilimindeki moral durumunuzdan çok daha fazlasıyla ilgili ve etkileşimlidir. Herhangi gerçek bir iyi'leşme, zamandan ve mekandan bağımsız olarak tüm varoluş deneyiminizde ihtiyaç duyuluyor olabilecek tüm iyilik, olumluluk ve şifalarla da "birdir" aslında.

Şiddetli KH baskıları ve eziyetleri (adaletsizlikler, aldatmacalar, işkenceler) altındaki hayatımızda olumsuz duygu ve düşünce halleri içinde olmak, çok yaygın, egemen bir gerçekliktir. Tersi neredeyse istisnaidir. Zaman zaman değindiğimiz gibi, bu koşulların şiddetlendirilmeye, yaygınlaştırılmaya, egemenleştirilmeye çalışılmasının en büyük sebeplerinden biri, sağlıklı-olumlu bilinç hallerinde olmamızı zorlaştırmak, mümkün olduğunca imkansızlaştırmaktır. Hayatımızın her alanında egemenleştirilen söz konusu olumsuzluk bombardımanları aynı zamanda bizi dünyevi arzu-korku çıkmazları içine hapsedici etkiler de yapıyor. Yani zihnimizin dünyevileşmesine, evrensel (veya basit varoluşsal) farkındalıklarımızın zayıflamasına neden oluyor. Sonuç olarak hem ruhsal/bilinçsel olarak, hem de fizik bedensel olarak birçok sorunlar deneyimliyoruz. Farkında olmadan kendi kendimize (ruhumuza ve bedenimize) zarar verici şekillerde düşünüp davranmaya alışıyoruz, alıştırılıyoruz.

İşte kendimize zarar değil fayda verecek bir hale gelmeye, o şekilde yaşamaya ve ilerlemeye ihtiyacımız var. Arzu ve korku bombardımanlarıyla aklımızı başımızdan alan, bizi zombileştiren dünyevi yaşam koşullarımız bu niyeti, bu çabayı pek desteklemeyecektir ama kendimize kötü davranmayı bırakıp basit ve evrensel iyilik haline odaklandıkça, iyileştikçe, bunun tadını alıp sonsuz kıymetini anladıkça, gafilleştirici dünyevi dayatmaların üzerimizdeki etkileri giderek zayıflayacak, azalacaktır.

Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/04/2023 :  21:31:39  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Şu sıralar denemekte, az-çok faydalanmakta olduğum kendi "iyi hal oluşturma" uygulamamdan bahsedeyim biraz. Bunu yapmayı hatırlamama neden olan şey hemen her durumda dünyevi bir meseleyle ilgili bir sinir veya olumsuz hal tırmanışı içinde olduğumu fark edişim oluyor. Bunu fark ettiğim her defasında hemen iyi hal oluşturmaya yönelemiyorum, hatta çoğu zaman aklıma bile gelmiyor ama işte geldiği zaman ne yaptığımdan bahsedeceğim biraz.

Dünyevi bir meseleyle ilgili tırmanan olumsuzluk halimin kendi kendime nasıl zarar verici olduğunu fark ettiğim bazı durumlarda, "bu durumdan kesinlikle kurtulmalıyım" duygusu oluşuyor. "Öfke baldan tatlıdır" derler ya, dünyevi meselelerle ilgili olarak uğradığımızı düşündüğümüz bir haksızlık vs.'ye karşı kendi zihnimizde bir sinir harbi içindeyken, bir yandan bunun kendimize ne kadar zarar verici olduğunu fark ettiğimiz halde, bir yandan da bunu bırakmak çok zor gelir. Ama işte bazen "yeter" diyebiliyorum. Bu sadece dikkatimi başka birşeye vermek şeklinde değil, 180 derece tersine, yani mümkün olduğunca pür-i pak olumluluğu deneyimlemeye irade gösterip bunu gerçekleştirmek şeklinde oluyor ideal durumda.

Tüm "dünya şalterini" kapatmak gibi biraz. Daha doğrusu "olumsuzluk şalterini" kapatmak gibi. Yani kendi kendime olumluluğu "dayatmak" gibi. Örneğin, önümdeki birkaç saniye veya mümkünse birkaç dakika boyunca sadece olumlu düşünüp hissedeceğim, olumluluk, iyilik, huzur dolacağım, şeklinde bir irade geliştirmeye gayret ediyorum. Ve bazen bunu başarıyorum. O sınırlı süre içinde hayatımın tek amacı bu oluyor. İyilikten, iyi hissedişten, olumluluktan başka hiçbir şeyi kabul etmiyorum. Bir anlamda tüm dünyayı "siliyorum" varoluş deneyimimden. Sadece ben varım ve sadece olumluluk, iyilik var. Başka hiç kimseyi, hiçbir şeyi "tanımıyorum". Dünyevi dertler, davalar... bir yalan gibi, hayal gibi geçmişte kalıyor. Hiçbir şey benim kendimi iyi hissetmemden, kendime iyi davranmamdan, iyi olmamdan, iyilikle, olumlulukla, huzurla, güvenle dolup taşmamdan daha önemli, daha öncelikli olamaz.

Bunları düşünüp yaşarken otomatikmen bir gevşeme, rahatlama oluyor. Kendine zarar vermeyi bırakmak müthiş birşey. Gerçeğe, hakka, doğruya, iyiliğe, güzelliğe dönmek muhteşem. Uyanmak harika. Ama birazdan dünya rüyasına, dünya kabusuna dönmem gerekecek. Olsun, en azından kabustan bilinçli bir şekilde uyanma pratiklerine devam ettikçe, kalıcı olarak uyanmaya yaklaşıyor olacağım ümidi var.

Bu iyilik veya iyi'leşme halinde şöyle bir farkındalık veya düşüncem oluyor: İyi'leşme şimdi başladı, çok yavaş bir şekilde de olsa hem ruhsal/bilinçsel, hem de fiziksel anlamda her türlü sıkıntı, sorun azalıyor olacak. Bu bilinçlenme/uyanma halleri kısa sürse de, zamanla uzadıkça ruhsal ve fiziksel olarak zindeliğe ulaşmak mümkün olacak.

Çok yavaş ama çok kesin bir iyileşme haline inanıyorsunuz, güveniyorsunuz. Tek gereken iyilik halini sürdürmek, tekrarlamak, derinleştirmek, giderek pekiştirmek.

Önceki mesajımda değindiğim bir hususun bu uygulamayla yakından ilgisi var. Bu iyi olma halinin, varlığınızla ilişkili "herşeyin" bütünsel olarak iyileşmesiyle aynı şey olduğuna inanın, güvenin. Tüm iyileşmeler aynı iyileşme. Şimdi ve buradaki basit bir iyi'leşme iradesi, ihtiyaç duyulan (farkında olunan-olunmayan, hatırlanan-hatırlanmayan) tüm sorunların, kısacası "HERŞEYİN" düzelmesi, iyileşmesi iradesiyle BİR VE AYNI şey. Tüm pozitiflikler aynı pozitiflik. Tüm şifalar aynı şifa. Bunun bilinçli olarak farkında olmasanız da yerel olan bütünsel olanla bir şekilde etkileşimlidir ama bunun farkına vardığınızda, buna inanıp güvendiğinizde bu etkileşim daha da güçleniyor.

Düşünebiliyor musunuz?!?! Tümmm varoluşunuzla ilgili tüm sorunların çözümünün, şimdi ve burada iyi olmanız, bunu sürdürmeniz ve giderek derinleştirmeniz kadar basit birşey olduğunu düşünebiliyor, buna inanabiliyor musunuz? İnanın, güvenin, çünkü doğru.
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/04/2023 :  21:47:49  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Her ne kadar dünyayı "siliyorum" desem de, bu aslında iyilik iradesini geliştirene kadar önemli daha ziyade. Bir kez iyi hale ulaştığımda, dünyayla bağlantılarımı hatırlamak kötü etki yapmadığı gibi, her neyi düşünürsem onunla ilgili düşünebildiğim en güzel şeyleri düşünme eğiliminde oluyorum otomatik olarak. Ve dolayısıyla her neyi düşünürsem, onun üzerinde şifalandırıcı etkiler yapmaya başlıyorum. Aklıma neyin geleceğini, karşıma neyin çıkacağını umursamıyorum. Ne gelecekse gelsin, fark etmez. Onun hakkında iyi, şifalandırıcı şeyler düşüneceğim. Yeter ki iyilik halim devam etsin. Bu iyilik hali dediğim şey aslında "varlık" hali. Varlığın "normal" hali. Dünya hayatımızda alıştığımız yaşam şeklimiz neredeyse tam bir kabus, tam bir işkence, tam bir delirmişlik, hastalık hali.
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/04/2023 :  22:02:34  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Unutmadan,

"İyileşme şimdi başladı, çok yavaş ama çok kesin bir şekilde ruhen ve fiziksel olarak giderek iyileşiyor olacağım." düşüncesiyle ilgili çok önemli bulduğum bir hususu daha belirtmek istiyorum:

Bence bu iyilik, bu olumluluk, devam ettirilmesi, giderek saflaştırılması halinde sizi en özdeki, 7y'deki saf varlık özünüzle, yani var olan herşeyle mutlak şekilde birleşmeye kadar götürecek olan iyilik/varlık halinin ta kendisidir. Yani iyilik/varlık zaman-mekan ötesidir, zamansızlıktır, sonsuzluktur. Bununla şimdiden bağlantıya geçmeye, birleşmeye (zaten o olduğunuzu hatırlamaya) başlayabilirsiniz, "zaman" içinde sadece saflık, derinlik yüzdesi artıyor olacaktır, ki bu da aslında "bilgi/farkındalık" artışı denen şeyin ta kendisidir. İlüzyon/eğitim alemlerine ait sayısız bilgilerin toplanıp artırılışı, özsel/varoluşsal farkındalık saflığı artışına eşlik edecek, birbirlerini çekecek, birleşecektir.

Go to Top of Page

sybleman


596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/04/2023 :  11:13:08  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Şimdi okuyunca aklıma Ra'daki birkaç kısım geldi. Duygular konusunda çok haklısın. İlk çözülmesi gereken nokta duygularımız. Tasavvufdaki nefs terbiyesi dedikleri durum. Ejderhayı zincirlemek de diyorlar. Gerçekten kontrol edilemez ejderha gibi.


Duyguları bastırmak yerine, duyguya dalmak ama o daldığımız esnada duygunun farkında olmak, o esnada bu duyguyu neden yaşıyorumu sorgulamak, bu duygu benden mi yansıtılan bir duygu mu onu çözmeye çalışmak, vücudumda nerede oluşuyor bu duygu ona bakmak, sonra duyguyu zıttıyla değiştirmek. Bunu bilinçli yapmak, duygunun bizi kontrol etmesi değil, bizim duyguyu kontrol etmemiz gibi bir şeye dönüştürmek.

Aslında duyguyu bastırdığımızda sonrasında yükselmiş olarak geri patlıyor. Onunla ilgili Ra'da şu şekilde demişti:

SORU: O zaman siz, negatif yönde kutuplaşan bir varlığın, kendi öfkesini
ya da bir öfke anında kendisini kontrol altında tutamaması halinde bunun
kansere neden olabileceğini söylüyorsunuz. Öyle mi?
RA: Dediğiniz kesinlikle doğrudur. Negatif kutuplaşma çok fazla kontrol
ve bastırma gerektirir.
SORU: Neyin bastırılmasını?
RA: Sizin duygusal diye nitelendirebileceğiniz her akıl sapmasının -ki
bunlar doğalarından ötürü düzensizdirler- negatif eğilimli varlığa yararlı
olabilmesi için bastırılması, sonra da, düzenli bir kullanım içinde yeniden
yüzeye çıkarılması gerekir.
SORU: O halde pozitif eğilimli varlık, bir duyguyu bastırmaya çalışmak
yerine -daha önceki bir celsede bildirildiği biçimde- bu duyguyu
dengeleyecektir. Doğru mu?
RA: Dediğiniz doğrudur ve bu eğilim, varlığı birlik yoluna götürür.



SORU: Bir beyanda bulunacağım, sonra sizden onun doğruluk derecesi
hakkındaki fikrinizi soracağım. Dengeli bir varlığın, karşılaştığı hiçbir
durum karşısında negatif ya da pozitif duygulara kapılmayacağına
inanıyorum. Bu dengeli varlık her türlü durumda duygusuz
(etkilenmeden) kalarak, her durum için Bir’in Yasası ile uyum içinde olan
uygun ve gerekli karşılıkları bilir.
RA: Bu yanlış bir dengeleme uygulaması olur. İncelediğimiz
dengelemenin, yani, önce duyguları deneyimleme, sonra bilinçli olarak
bunların tam zıddını (antitezini) kendi varlığı içinde keşfetme
uygulamasının hedefi, hem negatif hem de pozitif duygular serbestçe
akarken bu duygulara kapılmamaya çalışmak değil, kendini gerçekten
etkilenmez, saptırılamaz hale getirmektir. Bu daha sade bir sonuçtur ve
çok uygulama yapmayı gerektirir.


Şahsen duygularla ilgili farkındalığı bu şekilde deneyimlemeye çalışıyorum. Duyguya dalıp, çözüp, sonra çıkıyorum.

Farklı bir kanal keşfettim bu uyanma süreci ile ilgili oldukça derin konuşmalar yapıyor, çıkarımlar yapıyor. Beni en çok çeken de yaşadığım bazı halleri yaşadığını farkettim, aynı şeylerden bahsediyor. Anlamlandıramadığım şeylerin tanımlarını yapıyor. Ra ve Pleiades'i de kitaplar listesinde önerince daha da ilgimi çekti. Ve bana hep dedikleri Sevgide kal sözünü güzel açıklamış.

https://www.youtube.com/@dessdinova4091/videos
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 07/04/2023 :  15:37:19  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Sevgili sybleman, duygularla ilgili olarak yaptığın yorumlarda ve alıntılarda, pozitif ve negatif kutuplaşma konusuyla ilgili nasıl bir sonuca vardığını, yani ne söylemeye çalıştığını pek anlayamadım. Biraz daha açabilirsen sevinirim.

Eklenti:

Farklı bir kanal keşfettim bu uyanma süreci ile ilgili oldukça derin konuşmalar yapıyor, çıkarımlar yapıyor. Beni en çok çeken de yaşadığım bazı halleri yaşadığını farkettim, aynı şeylerden bahsediyor. Anlamlandıramadığım şeylerin tanımlarını yapıyor. Ra ve Pleiades'i de kitaplar listesinde önerince daha da ilgimi çekti. Ve bana hep dedikleri Sevgide kal sözünü güzel açıklamış.

https://www.youtube.com/@dessdinova4091/videos


Paylaşım için teşekkürler. Ra ve Pleyadese referansta bulunması sevindirici. Müsait zamanımda incelemeye çalışacağım.

Bu başlıkta tartışılan hususlarla spesifik olarak bir ilgisi yoksa, sadece genel olarak önermek veya tartışmak istediğin youtube kanallarını Önerileriniz bölümünde var olan ilgili bir başlıkta veya yeni açacağın bir başlıkta (veya belki doğrudan ilgili olduğu bir başka tartışma başlığı altında) paylaşabilirsin, böylece o konuyu, yani o öneriyi kendi bağlamı içinde daha sağlıklı olarak ele alabiliriz.
Go to Top of Page

sybleman


596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 10/04/2023 :  12:19:22  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Aslında kutuplaşma seçimi son aşama gibi duruyor. Kendini tanıma, bilinci, bedeni keşfettikten sonraki adım gibi.

Duyguları çözmek, bizdeki yansımalarını anlamak bu aşamalara girişteki en önemli nokta aslında. Biliçaltının elinden kurtulup, bilinç ile bilinçatı arasındaki perdeyi aralamayı sağlıyor.

Duygular çekilince bilince yer açılıyor. Bizi en çok meşgul eden duygular. Düşünürsek, sürekli başkalarının davranışları üzerinden duygulara kapılıyoruz. Bazen de negatiflerin duygu projeksiyonlarına kapılıyoruz, kendi duygumuz sanıyoruz.

Duyguların içine dalıp yaşayıp, bilinçli olarak zıttıyla değiştirerek çıkmak alıştırmasını doğal bir hale getirdikçe duygular da sakinleşiyor. O zaman bilince yer açılıyor. Zihin sessizleştikçe, üst benlikten gelen tesirleri daha kolay alır hale geliyoruz. İlerlememiz de hızlanıyor.

Şahsen ben böyle yorumluyorum, duyguların BH yolundaki etkisini, yanılmış da olabilirim. Kendi deneyimlerimden ve okuduklarımdan yola çıkarak bu şekilde algılıyorum.
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/04/2023 :  11:14:52  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Eklenti:

Aslında kutuplaşma seçimi son aşama gibi duruyor.


Ben tam tersi diye anladım. Son aşamaya (örneğin 3. yoğunluğun son aşamasına) ulaşmak için katedilmesi gereken mesafe yalnızca ve yalnızca “kutuplaşmayla” katedilebilir. Ve kutuplaşma da yalnızca seçimle olur. Yani pozitif veya negatif yönde bir seçim iradesi olmadan kutuplaşma/ilerleme olmaz. Ra, “bir birey kutuplaşma olgusunun bilinçli olarak farkına vardığında, genellikle o noktaya kadar kutbiyet seçimini aslında çoktan yapmış, epeyce yol almıştır” anlamında bir şey söylüyordu yanlış hatırlamıyorsam.

…

Duygu kavramı subjektif algıya/yoruma çok müsait bir kavram olduğu için, çok faydalı bir tartışma konusu olması pek kolay değil sanırım. Sakınılması gereken şey daha ziyade egosal arzu (zevke ulaşma çabası) / korku (acıdan kaçma çabası) döngüsü. İnsanların genelinin duygu skalası büyük ölçüde egosaldır, yani bu arzu/korku kısırdöngüsü içinde cereyan eder. Arzu kısmı “pozitif” duygular, korku kısmı “negatif” duygular olarak görülebilir. Ama özü itibariyle pozitif yönüyle de negatif yönüyle de bu duygular büyük ölçüde sahtedir, sahteliğe dayalıdır. Gerçek pozitif deneyimlerin “duygu” başlığı altında incelenip incelenemeyeceği başlı başına bir tartışma konusu sanırım.

Örneğin Ra’nın celse sonlarında tekrarladığı şu tür ifadeleri düşünelim:

Eklenti:

Sizi, Sonsuz Yaratan’ın sevgi ve ışığında terk ediyorum. O’nun gücü ve huzuru içinde mutlu kalın.

Işık/sevgi ile neşelenin ve Tek Yaratan’ın gücü yolunda ilerleyin. Sizi mutluluk içerisinde terk ediyorum.

Grubunuzu Tek Yaratan’ın gücü ve huzuru içinde bırakıyorum.

Sizi, Yaratan’ın ta kendisi olan Sonsuz Zekâ’nın ışığı ve sevgisiyle terk ediyorum. Bir’in gücü ve huzuru içinde mutlu olun.


Bu ifadelerde geçen “sevgi, huzur, mutluluk, neşe” kavramları egosal arzu/korku döngüsünün dışındaki kavramlardır, sahteliğe değil, gerçekliğe dayalıdır ve bunlar zıddıyla dengelenip nötürleştirilmesi veya mesafeli kalınması gereken şeyler değil, yönelinmesi, artırılması, derinleşilmesi, pekiştirilmesi gereken şeylerdir BH kutbiyeti açısından.

Go to Top of Page

sybleman


596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 11/04/2023 :  15:19:37  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Ra'da bahsettiği yeri bulmaya çalıştım:

Eklenti:

RA: Üçüncü yoğunluk derecesi bir seçim yoğunluğudur. (Bu devrede
yapılan, kendine veya başkalarına hizmet seçimi doğrultusunda, daha
yüksek yoğunluk derecelerine bir giriş, bir köprüdür.)
SORU: Demek ki üçüncü yoğunluk derecesi, diğer bütün yoğunluk
derecelerine kıyasla, bizim zaman adını verdiğimizin sadece çok kısa bir
devresinden ibarettir ve seçim amacıyla vardır, öyle mi?
RA: Dediğiniz doğrudur. Seçimin başlangıcında temellerin atılması,
illüzyonun meydana getirilmesi ve spiritüel olarak geçerli olacakların
geçerli kılınması gerekmektedir. Bundan sonraki tüm yoğunluk dereceleri
bu seçimin sürekli olarak rafineleştirilmesinden ibarettir. Bunlar sizin
deyiminizle oldukça uzatılmış devrelerdir. Dediğiniz gibi, bu seçim bir
anlık iştir, ama aynı zamanda yaratılışın (âlemlerin) üzerinde döndüğü
eksendir de.


"Dediğiniz gibi, bu seçim bir
anlık iştir, ama aynı zamanda yaratılışın (âlemlerin) üzerinde döndüğü
eksendir de. "

Ra'da hep bunu anlatış şekillerinden şunu algılıyorum. Hasat'a yardımcı olan varlıklar, seçim aşamasına gelen kişiye ulaşıp seçimini yapması için yardımcı oluyorlar. Ve seçim süreci tamamlanmış oluyor.

Ama burada yol üzerindeyken de seçim eğilimimizden dolayı bazı şeyler yaşıyoruz tabii, hatta bazen farkında olmadan pozitife bazen negatife kayıyoruz.

Seçim eğilimimizden dolayı diğer taraftaki katalizörlerden bir ölçüde korunduğumuzu da iletmişlerdi. Bir aşamadan sonra yönümüz biraz belli olduğunda artık bir korumaya giriyoruz gibi bir durum oluyor.

Eklenti:
SORU: Yani, Aklın Deneyimi sağ-taraftaki yolu seçmişse ve bu seçimle
mutlak arınmışlığa ne denli yaklaşabiliyorsa, sol-taraftaki yola ait
katalizörlerin etkisinden de o denli korunur ve muaf tutulur. Doğru mu?
RA: Çok iyi algılamışsınız. Başkalarına hizmet yolunu büyük bir
arınmışlıkla seçen bir varlık, kuşkusuz buna ters bir enkarnasyon
deneyimi geçirmeyecektir. Sizin illüzyonunuzda hızlı ve zalim
katalizörlerin ani fırtınalarından, sağanaklarından, tipilerinden kaçıp
sığınacak hiçbir dış sığınak yoktur. Ama, arınmış olanların karşılaştıkları
her şey onlara Tek Sonsuz Yaratan’ın sevgi ve ışığını anlatır. En zalim
ve acı darbe karşısında bile, bu sunulan mücadelenin fırsatlara gebe
olduğunu bilirler. Böyle biri, yukarıda tutulan güçlü bir ışıkla
CELSE 95 - 2 Eylül 1982
152
aydınlatılmıştır ve böylece yapacağı bütün yorumlar bu ışıkla yıkanmış
ve korunmuş olur.



16.kart olan Ay için söyledikleri vardı örneğin. Burada iki kutup için de bir süre iki tarafı da deneyimlediğini ama en sonunda bir ışık tutulduğunu belirtiyor. Eğer kişi pozitif tarafa gitme eğilimindeyse o ışık onu cezbedip doğru yolu buluyor ama negatif ise, o yolu seçmiyor.

Eklenti:
SORU: Sanırım negatif ve pozitif eğilimli ustaların bu mekiği
kullanımlarındaki tek önemli fark, kutuplaştıkları yöndür. Kutuplaşmanın
negatif ya da pozitif oluşu ile ruhun temel modelleri arasında bir ilişki var
mıdır? Örneğin, pozitif usta on altıncı, negatif usta ise on beşinci temel
model aracılığı ile çağrı yapar gibi bir fark? Bu konuyu çok karıştırıyorum,
belki de bu değersiz veya anlamsız bir soru olabilir.
RA: Böyle bir soruya yanıt vermek oldukça uğraştırıcı olacak çünkü
sorunun yapısı karışık. Ama yine de konu üzerinde konuşmayı
deneyeceğiz.
Usta, ister negatif isterse pozitif olsun, aynı Matris’e sahiptir. Potansiyel
Vericisi .
de aynıdır. Her usta, kendi Katalizörü’ne bağlı olarak ileride
derinleştireceği yolda bazı şeyleri görmeye ve öğrenmeye başlar. Sizin
Ay (temel modeli) adını verdiğiniz Ruhun Deneyimi, ustanın kutbiyeti
üzerinde diğerlerine göre en fazla etkili olan faktördür. Ustanın
Katalizörü’nde meydana gelecek en talihsiz deneyimler bile, ruhun bakış
açısından görüldüğünde -gölgeler içinde mümkün olabilen bir tefrikleusta, en parlak gün ışığına eşdeğerde bir ışık üzerine çökene kadar bu
deneyim üzerinde çalışabilir ve böylece pozitif veya başkalarına hizmet
aydınlanması gerçekleşir. Ama kendine hizmet yolundaki usta gölgelerle
yetinecek ve gün ışığını gördüğünde başını geri atarak soğuk
kahkahasını atacak ve karanlığı yeğleyecektir.



Benim anladığım, evet ara ara geçişler yaşıyoruz bu yolda. Pozitif-negatif arası gidip geliyoruz. Hatta bazen negatifi bile dibine kadar deneyimliyoruz ki pozitifteki güzelliği görebilelim. Ama en son safhaya gelene kadar bu seçimi yapmıyoruz gibi duruyor.


K'ların bahsettiği sevgi kelimesi hakkında, ben de çok takıldığım bir noktaydı. Hep bana söyledikleri sevgide kal sözcüğünü düşünürdüm. Sevgide kal nedir? Nasıl sevgide kalabilirim ki? Herkese sevgi mi hissetmeliyim?

Aslında kastettikleri sevgi dünyasal bir sevgi hissi değilmiş. O sevgi olarak nitelendirdikleri his, dünyadaki aşk gibi de değil, veya çocuğumuza, ailemize, bir bebeğe duyduğumuz his gibi de değil.

Aslında kastettikleri bir frekans, sevgi frekansıymış. Kuantum alana geçebilen kişinin deneyimlediği o his. Karşılıksız bir sevgi gibi, ama hiç bir karşılık yok. Yoldaki çamura da aynı, gökyüzündeki gökkuşağına da aynı sevgi, kediye de aynı, tanımadığın birisine de aynı.

Yapılan bir araştırma vardı, kalp dediğimiz organ aslında farklılaşmış beyin hücreleri de içeriyor. Kalbiyle duymak, görmek, hissetmek, kalbe gelen vahiy veya işte bu farklı olan yoğun sevgi hissi anlamlarını kanıtlar nitelikte geldi bana da.

https://studyfinds.org/brain-like-cells-found-in-heart/
https://www.sciencenews.org/article/new-3-d-map-illuminates-little-brain-nerve-cells-within-heart
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/04/2023 :  12:48:46  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Eklenti:

Benim anladığım, evet ara ara geçişler yaşıyoruz bu yolda. Pozitif-negatif arası gidip geliyoruz. Hatta bazen negatifi bile dibine kadar deneyimliyoruz ki pozitifteki güzelliği görebilelim. Ama en son safhaya gelene kadar bu seçimi yapmıyoruz gibi duruyor.


3. yoğunlukta, özellikle de ruhlu aşama denebilecek orta seviyeden sonrasında ilerleyiş tamamen bilinçli şekilde BH-KH kutuplaşmasına dayalı olduğuna göre, 3’ün son aşamasına gelene kadar ciddi bir BH-KH seçimi yapılmadığını varsaymak yanlış olur diye düşünüyorum. BH ve KH’den başka yol yok (yok olma seçeneği de KH’nin çok ileri bir düzeyi) ve “bu yollar dışında bir ilerleme şansı da yok”. %50 BH’den %51 BH’ye geçişte BH yönünde seçim yapılıyor da, %49’dan %50’ye geçerken yapılmıyor muydu? Evet, belli ki %51’de kritik bir eşik aşılıyor ama bizi eşiğe kadar getiren şey neyse, eşikten geçiren de o (BH yönünde kutbiyet artışı iradesi ve çalışması).


Eklenti:

K'ların bahsettiği sevgi kelimesi hakkında, ben de çok takıldığım bir noktaydı. Hep bana söyledikleri sevgide kal sözcüğünü düşünürdüm. Sevgide kal nedir? Nasıl sevgide kalabilirim ki? Herkese sevgi mi hissetmeliyim?

Aslında kastettikleri sevgi dünyasal bir sevgi hissi değilmiş. O sevgi olarak nitelendirdikleri his, dünyadaki aşk gibi de değil, veya çocuğumuza, ailemize, bir bebeğe duyduğumuz his gibi de değil.

Aslında kastettikleri bir frekans, sevgi frekansıymış. Kuantum alana geçebilen kişinin deneyimlediği o his. Karşılıksız bir sevgi gibi, ama hiç bir karşılık yok. Yoldaki çamura da aynı, gökyüzündeki gökkuşağına da aynı sevgi, kediye de aynı, tanımadığın birisine de aynı.


Herşeye karşı sevgi duyma meselesi, var olan herşeyin “bir” olduğunun farkındalığındaki artışla ilgili diye düşünüyorum. Görünüşte ayrılık, çokluk, çeşitlilik ve hatta bir sürü çatışma var ama herşeyin köklerinin nereye gittiğine bakıldığında, tümünün merkezde birleştiği, hepsinin özde aynı (ve tek) “varlık” olduğu görülüyor. Birliğin sonsuz bilgeliğiyle ve kudretiyle şu veya bu ölçüde birleştiğimizde, var olan herşeye karşı sevgi duymak da doğal bir sonuç sanırım. Tabi şimdilik bunu kesintisiz olarak duyumsamamız mümkün değil gibi görünüyor. Herşeyden ölesiye nefret ettiğimiz durumlar da doğal hale geldi, getirildi. BH ile ilgili bilgi ve kutbiyet artışımız devam ettikçe, dünyevi/egosal sorunlardan giderek arınmamız mümkün ve hatta kaçınılmaz olacaktır.

Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/04/2023 :  13:22:59  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Eklenti:


SORU: O halde şöyle özetleyebilir miyiz: İkinci yoğunluk derecesi varlıkları temelde sadece benliklerine dönük güdüler taşırlar. Bunlar belki çok küçük ve aileleri bazında bir başkalarına hizmet arzusuna da sahiptirler. Bu varlıklar üçüncü yoğunluk derecesine geçtiklerinde bu eğilimlerini de beraberlerinde götürürler. Ama artık, bu eğilimi yavaş yavaş değiştirerek önce bir toplumsal bileşim ve nihai olarak da her şeyle bir olmayı amaçlayabilecekleri bir durumdadırlar. Doğru mu?

RA: Doğrudur.

SORU: O halde, ikinci yoğunluk derecesinden henüz üçüncü dereceye geçiş yapmış varlıklar hâlâ güçlü bir kendine hizmet eğilimi taşımaktadırlar. Onlara, başkalarına hizmet olanağının farkındalığını kazandırmak için herhalde birçok başka mekanizma da olmalı, değil mi? Öncelikle bu mekanizmayı merak ediyorum, ayrıca, kendisini en sonunda dördüncü yoğunluk derecesine ulaştıracak kendine-hizmet yolunda devam edebilmesine yol açan bölünmenin ne zaman gerçekleştiğini öğrenmek istiyorum. Benim varsayımıma göre bir varlık kendine-hizmetin esas olduğu ikinci yoğunluk derecesinden başlayarak, üçüncü derecede de kendine hizmet yolundan hiç şaşmadan devam edebilir. Doğru mu?

RA: Doğru değil. İkinci yoğunluk derecesine ait kendine hizmet kavramı, sürüye ya da aşiretine hizmeti de içerir. İkinci yoğunluk derecesi varlığı, kendi benliğiyle diğer benlikler arasında bir ayrılık algılamaz. Bazı ikinci yoğunluk derecesi varlıkları için her şey kendi benliğinin bir devamı gibi görünür, çünkü içinde bulunduğu sürü ya da aşiret zayıflarsa, kendisi de güçsüzleşecektir. Üçüncü yoğunluk derecesine yeni başlayan varlıklar, bir önceki derecedeyken sahip oldukları bu kavramı masum bir şekilde taşıyarak, ailelerini, toplumu, hatta ülkelerini kendileriyle özdeşleştirme, kendileri olarak görme eğilimini sürdürürler. Bu sapma, her ne kadar üçüncü yoğunluk derecesindeki tekâmüle yardımcı olmazsa da, bir kutuplaşma da değildir. Varlık, başkalarını başkaları olarak algılayıp, bilinçli olarak onları kendi çıkarı için kullanmaya karar verdiği zaman bu bölünme ortaya çıkar. Bu sizin söz ettiğiniz yolun başlangıcıdır.

SORU: Yani, üçüncü yoğunluk derecesi deneyiminin bir noktasında yol ikiye ayrılır ve varlık kendi özgür iradesiyle ve bilinçli olarak gideceği yolu seçer -belki de bilinçli olarak seçmez. Varlık bu yolu, daha yolun ikiye ayrıldığı başlangıç noktasında bilinçli olarak mı seçer?

RA: Genellemeler yaparak konuşuyoruz ki bu tehlikelidir, çünkü hiçbir zaman kesinlik ifade etmezler ve hatalar içerirler. Ama sizin ana bakış açısını yakalamak istediğinizi anlıyoruz. O halde kuraldışı durumları atlayıp genel durumdan, çoğunluğun durumundan söz edeceğiz. Üçüncü derece varlıklarının büyük çoğunluğu, seçtikleri yolun idrakine vardıklarında, bu yolda bir hayli ilerlemiş durumda olurlar.

SORU: Bana, varlıkları, kendine hizmet yoluna doğru hangi unsurun, hangi eğilimin ittiğini söyleyebilir misiniz?

RA: Ancak mecazi olarak anlatabiliriz. Bazıları ışığı severler. Bazıları ise karanlığı severler. Bu tıpkı, pikniğe gitmiş bir çocuğun yaptığı gibi, varlığın, benzersiz ve sonsuz çeşitliliğe sahip bir Yaratan’ın deneyimlerinin içinden tercih ettiği bir tanesiyle oynamasından ibarettir. Bazıları pikniğin tadını çıkarır, güneşin ne kadar güzel olduğunu düşünür, yiyecekleri çok leziz bulurlar; oyunlar eğlendiricidir. Bu gibiler yaratılışın neşesiyle dolar ve pırıl pırıl parlarlar. Diğerleri ise geceyi çok güzel bulurlar; onların pikniği başkalarının acı, zorluk, azap çekmeleri ve doğanın çarpıklıklarının incelenmesidir. Onlar farklı bir piknikten haz duyarlar. Bütün bu deneyimler mevcuttur, yaşanabilirler. Varlık kendi özgür iradesiyle hangi oyun türünü, hangi haz biçimini seçeceğine karar verir.

SORU: Anladığıma göre, her varlık, herhangi bir anda, üzerinde yürümekte olduğu yolu değiştirmeye karar verebilir ve o takdirde dönerek aynı yoldan geriye doğru yürüyebilir. Ancak bir yolda ne kadar uzağa gitmişseniz (ilerlemişseniz) bu yolu değiştirmeniz o kadar zor olur. Doğru mu?

RA: Doğru değil. Bir varlık ne kadar ileri derecede kutuplaşmışsa, bu kutbiyeti değiştirebilmesi de o kadar kolay olur; çünkü varlığın gücü ve farkındalığı, kutuplaşması oranında artmıştır. Gerçekten çaresiz ve âciz olanlar, yollarını bilinçli olarak seçmeyip, yaptıklarının ve üzerinde gittikleri yolun farkında bile olmadan aynı deneyimleri, aynı kalıpları tekrarlamakta olanlardır.




Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/04/2023 :  13:41:06  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Üstteki alıntıda görülebileceği gibi, kutbiyet seçiminin 2. yoğunluğa uzanan kökleri bile var.

Ra'nın şu ifadesi dikkat çekici:

"Üçüncü derece varlıklarının büyük çoğunluğu, seçtikleri yolun idrakine vardıklarında, bu yolda bir hayli ilerlemiş durumda olurlar."

Burada açıkça bir "yol seçimi"nden bahsediliyor ve bu seçim 3. yoğunluğun sonunda değil, gayet içlerinde yapılan bir seçim. Zaten kişiyi 3'ün sonuna doğru ilerleten şey de seçtiği "yolda" ilerleyişinden başka birşey değil. Dolayısıyla BH-KH seçiminin 3'ün son (mezuniyet) aşamasında yapıldığını düşünmek yanlış olur. Bu, örneğin, bir insanın mühendis olmaya diplomasını alıp mezun olduğu zaman karar verdiğini düşünmek gibi birşey. Mühendis olmak istemeseydi o okulu (o yolu) seçer miydi? Bir sürü zahmete katlanıp derslerini, sınavlarını, okulunu bitirir miydi? Elbette bu aşırı basitleyici bir örnek, istisnalar-kaideler vs. vardır ama kastettiğim şeye dair yeterince açıklayıcı olduğunu tahmin ediyorum.

Alıntının son cümlesinde Ra'nın çok dikkat çekici bir vurgusu var:

"Gerçekten çaresiz ve âciz olanlar, yollarını bilinçli olarak seçmeyip, yaptıklarının ve üzerinde gittikleri yolun farkında bile olmadan aynı deneyimleri, aynı kalıpları tekrarlamakta olanlardır."

Burada da 3y'nin sonlarından, sınırlarından bahsedilmiyor, gayet içlerinden bahsediliyor.

Hayatımızda BH-KH seçiminden ve seçilen yolda ilerlemekten başka bir konu yok aslında. Ra'nın dediği gibi, en ciddi sorunlar "yolunu seçmemekten" kaynaklanıyor.
Go to Top of Page

sybleman


596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/04/2023 :  13:57:48  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Kesinlikle katılıyorum. Biz içimizdeki niyetimizi biliyoruz, o yönde hareket etmeye çalışıyoruz. Her aşamada o yönde kararlar almaya çalışıyoruz.

Ra'da geçen bir alıntı vardı. Ra grubu venüs'de iken gelen 2 gezginden bahsetmişti. KH yönelimli küçük bir gruptan çağrı alarak gelenler. Sonra onları düzeltelim derken hasatta KH olarak hasat edildiklerinin farkına varıp şaşırmışlardı :) Çok ince bir çizgi gibi. Ama sonuçta 4kh da uğraşıp kutuplarını tekrar BH'a çevirmişlerdi. Aslında hiç bir sonuç bizi kötüye götürmez. Eninde sonunda bir BH yolu var.

Dediğin gibi niyetimizi bu yönde tuttuğumuz sürece, üst benliğimizin de yardımıyla doğru yönde ilerleyeceğimizi düşünüyorum.


Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/04/2023 :  14:06:41  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

"Gri sevici" Erhan Kolbaşı, uzaylılar konusunu ele alırken pozitifliğin-negatifliğin (dolayısıyla BH-KH'nin) ne kadar "önemsiz" (kaba, ilkel, yanlış...) bir yaklaşım biçimi olduğundan dem vuruyor. İşte bu tam da Ra'nın bir anlamda "en ciddi sorun" olarak vurguladığı hastalık koşullarının (seçimsizliğin) desteklenmesine hizmet etmekten, bu amaçla suları bulandırmaktan başka birşey değil. Grilerin çevirdiği işlerin ne kadar ileri düzeylerde negatiflik (özgür iradeye saygısızlık) içerdiği apaçık ortada olunca, Kolbaşı gibiler, "Ya bakmayın siz o özgür irade ihlali gibi görünen şeylere, aslında iyi niyetlerle yapıyorlar ve gerekli izinleri doğum öncesi almışlar... Hem iyilik-kötülük, pozitiflik-negatiflik nedir yahu?" gibi savunmalar yapıyorlar. Bu tam "kurtlar puslu havayı sever" deyişiyle ilgili bir taktik. Ve "Kuzu kılığında kurt..." Suları bulandırıcı tavırlar. Negatif-pozitifliğin (yani BH-KH'liğin) önemsizliğinden, kabalığından dem vurmalar... Şeytani operasyonları desteklemek için harika taktikler.

İşte bu nedenle, BH-KH konusunun önemsizleştirilmesi anlamına gelebilecek görüşlere tepki göstermekten alıkoyamıyorum kendimi. Aşırı veya aceleci yargılayıcılık eğilimine kapılabilirim bazen, yanılabilirim. Örneğin Kolbaşı "uzaylılar" (Griler) konusunda gerçekten ciddi bir yanlış yapıyor olabilir ama tek bir yanlış tüm olası doğruları götürmez. O yanlışından da zaman içinde dönebilir ve üstelik epeyce kişiye bu konuda yol gösterici olabilir. O yüzden, herhangi birinin belirli bir görüşünü ve tavrını şiddetle eleştirmem, o kişinin herşeyinden haberdar olduğum ve görüşümün o kişinin tüm varoluş deneyimini ve tercihlerini kapsadığı anlamına gelmiyor elbette. Ele aldığım konu özelinde yöneltiyorum eleştirimi, bazen çok şiddetli şekillerde olsa da.
Go to Top of Page

sybleman


596 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 12/04/2023 :  14:55:13  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle
Tabii demek istediğini anlıyorum. KH'ı yüceltmek maksadıyla söylemedim aslında. Belirli bir boyuttan sonra artık KH'ın bile BH'a yönelmek zorunda olduğunu biliyoruz. Doğru yol o çünkü. İlerlemek istiyorlarsa eninde sonunda o yolu seçmek zorunda kalacaklar.

Geçen bir videoda anlatıyordu. Piramit şeklinde düşünürsek yoğunlukları üst seviye bir nokta şeklinde 7.boyut aşağı doğru iki yüzey birbirinden uzaklaşıyor. Ama yukarı doğru bu mesefa azalıyor ve en sonunda bir oluyor. Üst yoğunluğa geçtikçe KH da BH yolunu seçmek zorunda kalacak.

Demek istediğim buydu tam olarak. Yani büyük bir yanlışla KH yolunu bile seçseler eninde sonunda BH'a dönmeleri lazım.

DÜnyamız şöyle böyle derken kötü bir hale girdi ama yine de KH yolunu seçmek için sanırım %90 mı diyorlardı. Psikopatlar ve hitler gibi kitleleri yönetme hevesinde olmayanların bu yola girmesi çok çok zor duruyor.

Bakarsak KH yolu BH dan daha zor. Kolay ve güzeli seçmek varken, neden KH'ı seçerler gerçekten anlamak zor.
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 06/05/2023 :  15:47:48  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

BH alemi diye bir alem var. Bu alem belirli bir yoğunluk seviyesinden ibaret değil elbette, hatta tüm yoğunluk seviyelerini kapsadığı söylenebilir (uzun dalga döngüsü açısından düşünüldüğünde ilk üç yoğunluk dahil). Ra'nın, K'ların BH aleminde, Kertişlerin vs. KH aleminde olduklarını anlıyoruz.

Biz kısa dalga döngüsünde bir 3KH deneyim ortamındayız ve 4'e, BH'ye geçme imkanıyla karşı karşıyayız.

İşte bizim bütün meselemiz bu. 4Y'ye, BH'ye geçip geçmeyeceğimiz.

Önceki bazı mesajlarımda, "başkalarına hizmet"e adanma (hayatını belirli bir süreç içinde tamamen başkalarına hizmete adama) ile "bireysel olarak pozitifleşmeye adanma" (kendi pozitifliğimiz üzerinde çalışma) diyebileceğim ve birbirini bütünlüyor olabileceklerinden bahsettiğim iki seçenekten bahsetmiştim. Son aylarda bu iki yaklaşım şekli arasında gidip geldim. Tam birini benimsedim, diğerini bıraktım derken, bir süre sonra tam ters durumda buldum kendimi. En güncel bakış açımla, kendi bireysel pozitifliğimiz üzerinde çalışma fikrinin genellikle daha isabetli olduğu sonucuna varıyorum ama bu durum hayatını başkalarına hizmete adama fikriyle alakasız veya çelişkili değil elbette. BH kutuplaşmasında nihai durum elbette başkalarına hizmete adanmak olacaktır ama şu sıralar vardığım sonuca göre, mevcut şartlarda bizim o doğrultuda ilerlememize en çok yardımcı olabilecek yöntem, şimdi ve burada kendi pozitiflik durumumuzu gözden geçirip pozitifliğimizi sürekli pekiştirmeye, güçlendirmeye, derinleştirmeye çalışmak.

Bu biraz şuna benziyor: Ne kadar çok paranız varsa, kendinizin, ailenizin ve çevrenizin ekonomik sorunlarını çözmelerine o ölçüde yardımcı olabilirsiniz. Aynı örneği manevi bağlamda düşündüğümüzde, ne kadar çok moraliniz, pozitif enerjiniz varsa, kendinizin, ailenizin ve çevrenizin manevi sorunlarını (negatiflik) çözmelerine o ölçüde yardımcı olabilirsiniz. Bir düşünce tohumu şeklinde de olsa, gerçekleşmesi, somutlaşması sabırla bir sürece yayılacak da olsa, hayatını tamamen başkalarına hizmete adama fikrinin mevcut şartlarda çoğu zaman çok zorlayıcı bazı yönleri olduğu sonucuna varıyorum. O kadar çok negatifliğe maruz kalıyoruz, o kadar çok kişiye o kadar çok sebeple kızgınlık ve başka olumsuz duygu ve düşünceler duyuyoruz ki, kendini, hayatını tamamen başkalarına hizmete adama düşüncesine odaklanmak imkansız denecek kadar zorlaşıyor. Kendi pozitifliğimize odaklanmanın, bu yolla kendi pozitifliğimizi giderek artırmanın, güçlendirmenin (tıpkı para kazanıp biriktirip ekonomik olarak güçlenme örneğinde olduğu gibi) kendimize ve çevremize pozitiflik/iyilik doğrultusunda hizmet etme imkanını zaman içinde en uygun şekilde artıracak yol olduğu sonucuna varıyorum. Kendimiz şiddetli pozitiflik eksikliğinden muzdaripken başkalarının pozitifliğini desteklemeye, pekiştirmeye "adanma" düşüncesinde bir yanlışlık olduğunu, bazen bana çok ilham verici gelse de bu konuda yanıldığımı algılıyorum. Gelecekte bu fikrimde bir değişiklik olur mu bilmiyorum. Gerçi şu da var: Kendi pozitifliğimizin yeterince biriktiği zamanlarda zaten başkalarına hizmet etme imkanımızda, dürtümüzde, ilhamımızda artış olacaktır. Ama pozitif enerjimiz azaldığında kendimizi çok fazla zorlayarak başkalarının pozitifliğini desteklemeye çalışmak kendimizi zor duruma düşürmemize neden olacaktır muhtemelen. Dolayısıyla kendi moral gücümüzü istikrarlı tutmak ve giderek güçlendirmeye, pekiştirmeye çalışmak çok önemli gibi görünüyor.

Başta belirttiğimi hususa dönecek olursam, "BH alemi" diye bir alem var ve bizim en doğru, en isabetli anlamda "kurtuluş" veya kabustan uyanış olarak tanımlayabileceğimiz şey BH alemine geçiş yapmaktır. BH'nin "pozitiflik" kavramıyla olan özdeşliğini hatırlatmak istiyorum. Ra, "pozitif" ve "negatif" kavramlarını BH ve KH'yi kastederek sıkça kullanıyor. Nitekim forumda son zamanlarda birkaç kez tekraren alıntı yaptığımız gibi, K'lar "duygular pozitif bir şekilde kullanıldığında 4BH'ye doğru ilerleme mümkündür" gibi bir ifade kullanıyorlar.

Bizim hayatımızın şiddetli olumsuzlukları, işkenceleri, kabusları KH aleminde bulunuyor olmamızla ilgili elbette ve çözüm de BH alemine doğru ilerleyiş ve geçiş olacaktır. Bunun için pozitifleşme/olumluluk artışı gerekiyor. Kendimiz için iyilik, olumluluk, pozitiflik istemez miyiz? Bunun kadar doğal, doğru, güzel birşey olabilir mi?

Yüksek moral anlamında, pozitif olduğumuzda korkularımızdan, komplekslerimizden, blokajlarımızdan epeyce özgürleşme deneyimleriz. Düşük moral ise tam ters etkiler yapar çoğu zaman. Şiddetli ve ısrarlı olumsuz duygu ve düşüncelerin hayatımızı, sağlığımızı giderek kötüleştirdiğini, bizi giderek bir cendere içine soktuğunu hepimiz biliyoruz. Olumsuz duygu ve düşüncelerimiz aynı zamanda görünür ve görünmez KH varlıklarının bizimle rezonansa, etkileşime girmelerini kolaylaştırıyor, buna davetiye çıkarıyor.

İşte, pozitifleşme ihtiyacımız var. İyi'leşme ihtiyacımız var.

İnsan kendi iyiliğini istemez mi? İyileşmek istemez mi? Yüksek moral sahibi olmak, olumsuzluklar karşısında güçlü, dirençli, ümitli, kudretli olmak istemez mi? İster, değil mi? İstemeli. İstemeliyiz. Pozitifliğimize sahip çıkmalıyız.

Pozitiflik dediğimiz şey "varlığımızın" ta kendisidir aslında. Saf pozitiflik saf varlıktır. Yollarını değiştirmemeleri halinde KH varlıklarının son durağının yok oluş olması, BH varlıklarının ise yollarının nihayetinde "tüm" varlıkla tamamen bir olarak mutlak varlığa erişmeleri de bunun ifadesi. Pozitifleşme varlaşmadır, varlığın giderek mutlaklaşmasıdır. Negatifleşme ise yok oluşun giderek mutlaklaşmasıdır.

Sonuç olarak, bizim pozitiflik dediğimiz, iyilik dediğimiz, yüksek moral dediğimiz şey varlığımızın, özümüzün ta kendisidir. Bu nedenledir ki KH varlıkları hayatımızı olumsuzluklara, moral bozucu bombardımanlara maruz bırakarak özümüzle, varlığımızla olan bağlantılarımızı zayıflatmaya çalışıyorlar.

Dünya dediğimiz, dünya hayatı dediğimiz koşullarda da büyük bir egemenlik sahibi olageldikleri için, bizim hayat dediğimiz şey aslında ciddi oranda bir "KH'leştirme makinesi" olarak görülebilir. Tamamen değil elbette. Hayatımız tamamen olumsuzluklardan ibaret değil. Ama ortalama bir gününüzü, sosyo-ekonomik hayatınızı gözden geçirecek olursanız, son derece vahşi bir "KH'leştirme makinesinin" içinde yaşadığınızı görebilirsiniz. Hayatımız dediğimiz şey ciddi oranda bir "işkence" ve "katliam" sürecini ifade eder halde manevi olarak da, fiziksel olarak da.

İşte bu düzen, bu şartlar egemen KH güçlerince, bizi olumlu değil olumsuz duygu ve düşünce kalıpları içine hapsetmek isteyen varlıklarca inşa edildi ve ediliyor, binlerce yıldır. Olumsuz duygu ve düşüncelerin artışı, tırmanışı varlık özümüzle bağlantılarımızı zayıflatarak hayatımızın ışığını kıstıkça kısıyor. Giderek güçlenen, paylaşarak çoğalmaya açık ve istekli olan olumlu duygu ve düşünceler ise varoluş özümüzle, yani BH alemiyle olan bağlantılarımızı güçlendirerek bize şifa ve kudret veriyor.

Kendimizi dünya hayatıyla, sosyo-ekonomik, siyasi, ideolojik şartlarla çok fazla özdeşleştirdiğimizde, maalesef olumsuzluğun giderek tırmanmasını engellemek çok zorlaşıyor. Bireysel olarak pozitifliğimize sahip çıkma konusunda birbirimizi destekleme, uyarmaya, uyandırmaya ihtiyacımız var. Elbette film dediğimiz, ilüzyon dediğimiz, hayat dediğimiz şey en özü itibariyle yanlış veya kötü birşey değildir. İlüzyon hayatın ta kendisidir. Sadece, bizim ilüzyonumuzda, bizim filmimizde, bizim oyunumuzda olumsuzluk zaman içinde çok fazla egemen hale geldiği için ciddi hastalıklar, yozlaşmalar meydana geldi. Ve bu yozlaşık durumu sanki hayatın/varoluşun "normal" haliymiş, bu şekilde benimsenmeli ve bu şekilde iştirak edilmeliymiş gibi sorunlu bir tavır içindeyiz. Pozitifliğimiz gerçek hayatımızdır, gerçek varlığımızdır. Pozitifliğe sahip çıkmamak, varlığına sahip çıkmamaktır. Olumsuz duygu ve düşüncelerimiz için çok fazla "bahanemiz" var. Bunların bir kısmı bahaneden ziyade adeta "kader" haline gelmiş şeyler. Ama kaderimiz, şartlarımız ne olursa olsun, istersek, gerçekten istersek pozitiflikle, yani gerçek varlıkla, BH alemiyle, yani özümüzle, ebedi akıl ve kudretle bağlarımızı yeniden güçlendirebiliriz.

İyiliğin, pozitifliğin, olumluluğun öz be öz varlık olduğunu, varlığınız olduğunu hatırlayın, anlayın, görün. Onun yokluğunun bedellerinin ne kadar ağır olduğunu görün. Kendiniz için ve sevdikleriniz, sevebilecekleriniz için yapabileceğiniz en güzel yatırım başta kendi iyiliğiniz, olumluluğunuzdur. Olumluluk, iyilik, iyimserlik varlığın, varlığınızın ta kendisidir. Olumsuzluklar, zorluklar daima olacaktır, ama bizim iyilik, olumluluk, moral gücümüz yeterince yüksek olduğu sürece, olumsuzluklar sadece biraz ilgilenilip çözülecek şeylerdir, altında ezim ezim ezilip yok olacağımız şeyler değil.

Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/05/2023 :  13:27:27  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle


Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/05/2023 :  14:06:03  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

Daha önce varoluş küresinde yoğunluklar dizilimini göstermek için kullandığım bir resim üzerinde küçük bir değişiklik yaparak tekrar dikkatinize sunmak istedim üstteki resimde. Yaptığım değişiklik, 3. yoğunluğu temsil eden sarı alana küçük bir dünya simgesi eklemek oldu.

Dünya simgesi çok küçük ama aslında dünyanın 3. yoğunluktaki toplam gezegen (veya yaşam/ders alanı) sayısı içindeki oranını birebir yansıtmak gerekseydi, sanırım dünya bu resimde göründüğünden binlerce kat daha küçük görünürdü, hatta bu resim boyutunda hiç görünmezdi bile. Kimbilir varoluşta 3. yoğunluğu deneyimleyen kaç tane gezegen veya yaşam alanı vardır.

Bizim epeyce yoğun negatif duygu ve düşünce akımlarına ve hastalıklarına kapılmış bir halde olmamız, varoluşun toplamında ve hatta sadece 3. yoğunluk düzleminde dahi adeta toz zerresi kadar küçük olan bu gezegen üzerinde olan biten şeylerden kaynaklanıyor. Kendimizi bu gezegenle, bu gezegen üzerindeki yaşam koşullarımızla çok fazla özdeşleştiriyoruz ve sonuç doğal olarak epeyce hastalıklı.

İşte, "Dünyayla özdeşleşmeyeceğiz de neyle özdeşleşeceğiz?" meselesi gündeme geliyor doğal olarak. Tabi ki tüm varoluş küresiyle, o kürenin çekirdeğindeki 7y ile ve kürenin bütünüyle. Dünyayla da özleşmemiz son derece doğal ve hatta kaçınılmaz ama sadece veya aşırı derecede yüksek oranlarda dünyayla özdeşleştiğimizde, ondan başka hiçbir şeyimiz olmadığını, "dünyadaki insan" varlığımız/kimliğimiz dışında bir varlığımız olmadığını sandığımızda, dünyada oluşmuş veya oluşturulmuş
şiddetli negatif realiteler, bizim tüm hayatımız, tüm varlığımız, tüm gerçeğimiz, tüm geleceğimiz anlamına gelmeye başlıyor. Bir tür kapana kısılmış oluyoruz yani.

İşte, bu nedenle büyük resimde nerede olduğumuzu hatırlamak ve dolayısıyla büyük resimle olan birliğimizi, özdeşliğimizi, tekliğimizi hatırlamak, dünya deneyimimizin bilincimizde neden olduğu şiddetli dejenerasyonu iyileştirmek için faydalı olacaktır diye tahmin ediyorum.

Dünya hayatımızdaki olumlu-olumsuz koşullardan etkilenmemek mümkün değil elbette çünkü onunla adeta kesintisiz bir şekilde etkileşiyoruz. Neredeyse ondan başka bir hayatımız, gerçeğimiz, hikayemiz olmadığını sanıyoruz. K'lar ve elimizdeki diğer kaynaklar bizim sadece 3. yoğunluktaki sonsuz gezegenlerden biri olan dünya üzerindeki birkaç milyar insan varlığından biri değil, varoluş küresinin özü (7y) ve kürenin tamamı/bütünü olduğumuzu söylüyorlar. Var olan herkesin/herşeyin, tüm varoluşun ayrılmaz bir parçası ve kendisi olduğunu tekrar tekrar vurguluyorlar.

Ve varoluş seviyelerinde ilerlerken, yükselirken veya derinleşirken, yani varoluşun saf özüne yaklaştıkça KH'nin giderek bırakılması, BH'leşilmesi gerektiğini biliyoruz. Çünkü KH yokoluş yoludur, BH varoluş yoludur. Varoluşun özüne doğru ilerlemek, mutlak varlığa doğru ilerleyiştir ve elbette o öze doğru yaklaşırken de KH'nin giderek bırakılması, BH'nin giderek artırılması gerekiyor. BH ve KH kavramlarının pozitiflik ve negatiflik kavramlarıyla olan özdeşliğini de biliyoruz, elimizdeki kaynaklarda bu pek çok şekilde ifade ediliyor. Buna iyilik-kötülük de denebilir 3y bakış açısından ama bu kavramlar büyük resimde anlamını biraz yitiriyor. Varoluşun devamı için olmazsa olmaz bir düalitenin bir kutbuna "kötü" diyemeyiz nihai resim açısından bakıldığında. Yani yargılama, karalama anlamnında "kötü" diyemeyiz. Sadece tercihler ve sonuçları var. Ama 3y içindeki deneyimler açısından bakıldığında iyilik-kötülük, adalet-adaletsizlik gibi kavramların gayet somut bir gerçekliği olduğu da inkar edilemez.

Her neyse, iyilik, pozitiflik dediğimiz şey, BH ile, yani "varlık" ile çok yakından ilişkili. Pozitiflik, iyilik, olumluluk, yüksek moral dediğimiz şeyin ruhumuz için "gıda" gibi bir niteliği var. Ve varoluşun özü ve geneli olumluluğu destekliyor, hatta olumluluğun ta kendisi o, çünkü varlığın ta kendisi.

Kendimizi dünyada olan bitenlere çok fazla kaptırıp onunla "birleştiğimizde", maalesef dünyada egemen kılınan negatif frekanslar da bizim doğal (adeta kaderleşmiş, sorgulanmaz) frekanslarımız haline geliyor. Bir tür "dünya tutulması" deneyimi yaşıyoruz. Yani dünyanın gölgesi (dünyevi yaşam şartlarımızdaki şiddetli olumsuzluklar) Güneş'le veya diğer bir deyişle 7y ile, yani varlığımızın ve tüm varlığın özüyle aramıza girmek suretiyle onu gözden kaçırmamıza, onun varlığını, onunla özdeşliğimizi unutmamıza neden oluyor ve bunun sonuçları da çok olumsuz oluyor doğal olarak.

Dünyada belirli bir zaman diliminde olan bitenler sanki tüm varoluşta tüm zamanlarda olan biten egemen durumu temsil ediyormuş gibi bir korkuya kapılıyoruz. Küçücük bir dünya, koskoca varoluş bütününü ve onun sonsuz kudretini, bilincini, sevincini, huzurunu kaybetmemize neden olabiliyor. Ve o sonsuz varoluş küresi, özü ve geneli, biziz, tıpkı var olan diğer herkes ve herşey gibi. Tüm varoluş bir. Dünya üzerinde nasıl bir beyin yıkanması ve işkence hali içinde olduğumuzu düşünebiliyor musunuz?!!
Go to Top of Page

bozadi


12286 Mesaj Göndermiş

Mesajın Eklenme Tarihi - 19/05/2023 :  14:14:56  Kullanıcı Bilgilerini Görüntüle  Alıntı Ekle

İşte dünya deneyimimizdeki tüm şiddetli olumsuz (şeytani!) şartlara rağmen içimizde bir şekilde devam eden olumluluk veya ümitlilik, "büyük resim"le, yani "varoluş"la olan hukukumuza, birliğimize, tekliğimize dair bilincimizin derinlerinde mevcut olan sezgiden, bilgiden kaynaklanıyor.
Go to Top of Page
Sayfa: Toplam Sayfa 8  Mesaj Sonraki Konu  
Önceki Sayfa
 Yeni Konu Aç  Konuya Cevap Ver
Forum Seç:
Başkalarına Hizmet Forumu © Celse veya diğer içerikleri farklı ortamlarda paylaşırken lütfen kaynak belirtiniz Yukarıya git
Snitz Forums 2000
Bu sayfa 0,14 saniyede oluşturuldu.